12 EYLÜL DÖNEMİNİ ANLATAN OYUN SAHNEDE
Tarık Akan'ın anılarından sahneye taşınan oyun, 12 Eylül dönemine güçlü bir tanıklık sunuyor. Ragıp Savaş, taklitten uzak oyunculuğuyla bir dönemin ruhunu yeniden kuruyor. Gülümseten ama sarsan anlatı, kolektif hafızayı canlı tutmayı hedefliyor

Deniz ÖZEN BAŞARAN
Bakırköy Belediye Tiyatroları, Leyla Gencer Opera ve Kültür Merkezi'nde sahnelediği yepyeni bir oyunla karşımızda. Hepimizin yakından tanıdığı ve sevdiği Tarık Akan'ın kaleme aldığı "Anne Kafamda Bit Var" adlı kitabı uyarladılar. Yönetmenliğine Turgay Kantürk'ün, genel sanat yönetmenliğine Ragıp Savaş'ın imza attığı oyun, Gökhan Aktemur tarafından da sahneye uyarlandı.
Soğuk ve yağmurlu bir İstanbul akşamında, daha önce okuduğum bu kitabın tiyatroya nasıl uyarlandığını merak ederek, salondaki yerimi aldım. 12 Eylül dönemine spotlarını çeviren oyunun sonunda, her bir oyuncuyu ayakta alkışlıyordum. Ragıp Savaş’ın (Ya da Tarık Akan’ın mı demeliyim?) selama gelmesiyle salondaki herkes ayaktaydı. Sahne arkasından, oyuncusuna, tüm ekibin emeğine sağlık, bu nefis iş için. İstedim ki hem oyundan, hem de Ragıp Savaş’tan bahsedeyim biraz.
Buyrunuz o halde…
“Anne kafamda bit var” Tarık Akan’ın kaleme aldığı bir anı kitabı. 12 Eylül döneminde bir sanatçı olarak yaşadıklarını anlatıyor. Zaman zaman içimiz burulsa da, bir yanıyla trajikomik anıları izliyoruz. Dönemin gerçek isimlerine de tanıklık ederek.
Bu metni sahneye taşıma fikri ilk kez nasıl oluştu? Bu sizin için bir tarihsel sorumluluk muydu?
Tarık Akan’ın bu metni aslında uzun zamandır aklımızdaydı. Çünkü bu sadece bir sanatçının anıları değil, bir dönemin hafızası. Bizim tiyatroda yaptığımız şey biraz da “unutmamak” üzerine kurulu. Evet, bu bir tercih ama aynı zamanda bir sorumluluk. O dönemi yaşamamış kuşaklara sahnede bir tanıklık bırakmak istedik.
Bu oyun bir biyografi değil, bir dönem anlatısı olarak kurulmuş. Toplumun çoğunluğunun ‘Damat Ferit’ olarak görmeye alışık olduğu Tarık Akan’ın bir başka yüzünü görmek seyirciyi şaşırttı mı? Yoksa herkes kitabı okuyarak mı gelmiş? İzleyicilerden gelen tepkiler nasıl?
Çok güzel tepkiler alıyoruz. Dakikalarca ayakta alkışlayan, oyun sonrası uzun sohbetler yaptığımız bir seyircisi var oyunun. Açıkçası, seyircinin bir kısmı kitabı okuyarak geliyor ama büyük bir kısmı sahnede ilk kez karşılaşıyor bu hikâyeyle. En çok duyduğum şey şu: “Biz Tarık Akan’ın bunları yaşadığını bilmiyorduk.” Bu benim için çok kıymetli. Çünkü bir algının ötesine geçebildiysek, demek ki oyuna doğru bir yerden temas etmişiz demektir.
Oyunda özellikle “bireysel hikâye üzerinden kolektif hafıza” kuruluyor. Bu yaklaşım bugünün seyircisine neden hâlâ güçlü geliyor?
Çünkü bireysel hikâyeler aslında kolektif hafızanın en güçlü taşıyıcıları. İnsanlar kendi hikâyelerini sahnede görmek, bulmak ister. O dönem başka bir zaman olabilir ama duygular çok tanıdık. Adalet, korku, umut… Bunlar zamansız…
Oyunun “gülümseten ama aynı zamanda hüzünlendiren” bir yapısı olduğunun altını bir kez daha çizerken, bu iki duyguyu aynı sahnede kurmak oyuncu için zor muydu?
Zor ama çok gerçek. Hayat da öyle değil mi zaten? En acı anın içinde bile bir gülümseme saklı olabilir. Oyuncu için burada denge çok önemli. Abartıya kaçmadan, sahici bir yerden o geçişleri kurmak gerekiyor.
Tarık Akan gibi çok güçlü bir figürü canlandırırken en büyük risk sizce neydi? Daha önce bir söyleşinizde Tarık Akan’ı taklit etmediğinizi, daha çok “anlattığınızı” söylemişsiniz. Ben de oyunu izlerken, Tarık Akan’ı değil de sizin yarattığınız karakteri izledim. Bu çok büyük bir başarı. Nasıl hazırlandınız? Bu tercih sizin oyunculuğunuz açısından neyi değiştirdi?
Biz hiçbir zaman Tarık ağabeyi ve oyundaki kıymetli isimleri taklit etmeyi düşünmedik. Çünkü ‘taklit’ karakterin ruhunu bozabilir. Ben rolümde daha çok onun anlattığı dünyayı, yaşadığı duyguları sahneye taşımaya çalıştım. Bu yüzden “Tarık Akan’ı oynamak” değil, “onu doğru anlatmak” mottom oldu diyebilirim. Bu da beni oyunculukta daha özgür bir alana taşıdı.
Bu karakteri oynarken oyunculuktan çok “tanıklık” hissi yaşadığınız anlar oldu mu?
Çok. Özellikle bazı sahnelerde oyunculuktan çıkıp, gerçekten o dönemin bir tanığı gibi hissettiğim anlar oldu. Ben 15 yaşındaydım o dönemde. Şimdi bile çok iyi hatırlıyorum korku ve endişelerimi. Bu da insanı sarsıyor ister istemez. Empati kurdukça yük ağırlaşıyor ama aynı zamanda anlam da derinleşiyor.
Oyun “modern bir üslupla” sahnelenmiş. Dönen sahne kullanımından çoklu mekân kullanımına… Dekorun bir parçasıyla ya da dönem giysileriyle seyirciyi sokağa, cezaevine ya da evine götürüyorsunuz. Modernliğin en çok nerede altı çizildi? Anlatımda mı, görsel dilde mi yoksa oyunculukta mı?
Aslında hepsinde… Rejide, anlatımda, sahne kullanımında, oyunculukta. Ama en çok ritimde diyebilirim. Seyircinin algısı artık çok hızlı. Biz de anlatımı sade ama etkili bir yerden kurarak, modern bir dil yakalamaya çalıştık.
Barkovizyon, arşiv görüntüleri ve sahne anlatımı birlikte kullanılıyor. Bu, tiyatroda tercih edilen bir yöntem. Tiyatro, dijital unsurları neden kullanır sizce? Bu durum Geleneksel Tiyatro anlayışını zayıflatır mı, besler mi?
Tam tersine doğru kullanıldığında besler. Tiyatro yaşayan bir sanat. Zamanın araçlarını dışlamak yerine, onları doğru yerden kullanmak gerekir. Ama tabii ki merkezde her zaman oyuncu ve sahne olmalı.
“Bu oyunla bugüne mesaj vermiyoruz” diyorsunuz ama seyirci ister istemez bugünle bağlantı kuruyor. Sizce sanat zamansız mıdır?
Bence evet. Biz “bugüne mesaj verelim” diye yola çıkmadık ama sanat zaten kendi yolunu bulur. Seyirci ister istemez bugünüyle ilişki kurar. Bu da sanatın gücüdür.
Tarık Akan’ın Bakırköylü olması, bu oyunun Bakırköy Belediye Tiyatroları sahnesinde oynanması çok kıymetli olmuş. Bu oyunu oynadıktan sonra Tarık Akan’a bakışınız değişti mi? Prova sürecinde sizi en çok sarsan sahne hangisiydi?
Daha da derinleşti diyebilirim. Onu sadece bir sinema yıldızı olarak değil, çok cesur bir insan olarak gördüm. Prova sürecinde en çok sarsıldığım sahneler de zaten onun yalnız kaldığı, insan olarak kırgınlıklarını gördüğüm anlardı.
“Anne kafamda bit var” cümlesini bugünün bir duygusuna çevirseniz, bu ne olurdu? Eğer Tarık Akan bugün bu oyunu izleseydi, sizce size ne söylerdi?
Bugünün duygusu belki de “unutmamak” olurdu. Çünkü en büyük tehlike unutmak.
Eğer izleseydi… Sanırım şöyle derdi: “Ragıp anlatmaya devam et.”