"ASIL MESELE, DÜŞÜK ENFLASYONUN KALICI HALE GETİRİLEBİLMESİDİR"
Ekonomist Mahfi Eğilmez, Türkiye'de enflasyonun kalıcı biçimde düşürülememesinin temel nedeninin bozulan beklentiler ve eksik kalan yapısal reformlar olduğunu belirtti.

Eğilmez, yalnızca faiz artırımıyla enflasyonun kontrol altına alınamayacağını, hukuk, kurumların bağımsızlığı ve öngörülebilirlik gibi alanlarda güven veren adımların da gerekli olduğunu vurguladı.
Türkiye ekonomisinin uzun yıllardır en önemli sorunlarından biri olan yüksek enflasyonun, dönemsel gerilemelere rağmen yeniden yükselme eğilimi göstermesini değerlendiren Eğilmez, enflasyonla mücadelenin yalnızca fiyat artışlarını düşürmekten ibaret olmadığını ifade etti. Ona göre asıl mesele, düşük enflasyonun kalıcı hale getirilebilmesi.
Eğilmez, ekonomi yönetimlerinde sıkça görülen “önce büyüme, sonra enflasyonla mücadele” anlayışının ciddi riskler yarattığını belirterek, enflasyonun sadece fiyat artışı değil aynı zamanda beklentilerin bozulması anlamına geldiğini söyledi. Vatandaşların ve piyasaların gelecekte fiyatların daha da yükseleceğine inanmasının, enflasyonu daha dirençli hale getirdiğini kaydetti.
Enflasyonun kaynağı doğru tespit edilmeli
Yazısında talep enflasyonu ile maliyet enflasyonu arasındaki farklara dikkat çeken Eğilmez, yanlış teşhislerin yanlış ekonomi politikalarına yol açtığını ifade etti. Talep kaynaklı enflasyonda faiz ve vergiler yoluyla tüketimin baskılanmasının etkili olabileceğini belirten Eğilmez, maliyet enflasyonunda ise üretim giderlerini artıran unsurların kontrol altına alınması gerektiğini söyledi.
Türkiye gibi ithal girdiye bağımlı ekonomilerde döviz kurunun belirleyici olduğuna işaret eden Eğilmez, kur artışlarının üretim maliyetlerini hızla yükselttiğini ve bunun doğrudan fiyatlara yansıdığını ifade etti. Bu nedenle düşük kur politikasının kısa vadede enflasyonu frenleyebildiğini ancak uzun vadede sanayi üretimi, ihracat ve cari denge üzerinde baskı oluşturduğunu kaydetti.
Tek bir neden yok
Eğilmez’e göre Türkiye’de yapılan önemli hatalardan biri de enflasyonu tek bir sebebe bağlamak. Talep ve maliyet enflasyonunun çoğu zaman aynı anda yaşandığını belirten ekonomist, alınan önlemlerin yan etkilerine dikkat çekti. Özellikle faiz artışlarının tüketimi yavaşlatırken aynı zamanda üreticinin finansman maliyetini yükselterek yeni fiyat artışlarını tetikleyebileceğini ifade etti.
Beklentiler ve güven vurgusu
Enflasyonla mücadelede beklentilerin kritik rol oynadığını belirten Eğilmez, üretici, yatırımcı ve tüketicinin geleceğe ilişkin güven duymadığı bir ortamda fiyatlama davranışlarının bozulduğunu söyledi. Ona göre yalnızca para politikasıyla değil, kapsamlı bir reform programıyla güven ortamının yeniden tesis edilmesi gerekiyor.
Bu kapsamda hukuk devleti, liyakat, kurumların bağımsızlığı, demokratik standartlar ve öngörülebilir ekonomik yönetimin önemine dikkat çeken Eğilmez, ekonominin sadece rakamlardan değil aynı zamanda güven unsurundan oluştuğunu ifade etti.
Şok program mı, aşamalı program mı?
Mahfi Eğilmez, enflasyonla mücadelede kullanılan iki temel yöntemin “şok program” ve “aşamalı program” olduğunu belirtti. Şok programlarda faizlerin hızla yükseltildiğini, vergilerin artırıldığını ve talebin sert biçimde baskılandığını aktaran Eğilmez, bu yöntemlerin uzun süre uygulanmasının kayıt dışılığı ve ekonomik daralmayı artırabileceğini söyledi.
Aşamalı programların ise daha kontrollü ilerlediğini ifade eden Eğilmez, bu yöntemin başarısının büyük ölçüde yapısal reformlara ve olumlu beklenti yönetimine bağlı olduğunu kaydetti.
2021 politikaları enflasyonu tetikledi
Eğilmez, özellikle 2021 yılında uygulanan düşük faiz politikasının Türkiye’de enflasyonun kontrolden çıkmasına neden olduğunu savundu. Enflasyon yükselirken faiz indiriminin devam ettiğini hatırlatan ekonomist, bunun kur şokuna yol açtığını, yükselen döviz kurunun da maliyetler üzerinden fiyatları hızla artırdığını ifade etti.
2023 ortasından itibaren daha geleneksel ekonomi politikalarına dönüş yapıldığını belirten Eğilmez, faiz artırımları, vergi düzenlemeleri ve kayıt dışılıkla mücadele adımlarının aşamalı bir program niteliği taşıdığını söyledi. Ancak bu sürecin en büyük eksikliğinin yapısal reformların devreye alınmaması olduğunu vurguladı.
2001 sonrası dönem örnek olabilir
Türkiye’nin geçmişte enflasyonu düşürmeyi başardığını hatırlatan Eğilmez, 2001 krizi sonrası uygulanan programın yalnızca faiz politikalarından oluşmadığını belirtti. Bankacılık reformları, mali disiplin ve Avrupa Birliği üyelik sürecinin yarattığı güven ortamının beklentileri iyileştirdiğini ve enflasyonun tek haneye gerilemesini sağladığını ifade etti.
Eğilmez’e göre bugün de en büyük sorun güven eksikliği. Yapısal reformların hayata geçirilmemesi ve mevcut kurumsal yapının zayıflaması nedeniyle beklentilerin bozulduğunu belirten ekonomist, bunun da enflasyonun yeniden yükselmesine yol açtığını söyledi.
