<feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom">
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/modules/blog/atom.php?cid=1" rel="self" type="application/rss+xml" />
<id>tag:gazetebirlik.com,2015:cid-1</id>
<title type="text">Analiz Gazetesi</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/" />
<generator>Analiz Gazetesi</generator>
<updated>2026-08-11T15:29:52+03:00</updated>
<entry>
<title type="text">Türkiye'nin küresel rekabet potansiyeli çok büyük</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/-turkiyenin-kuresel-rekabet-potansiyeli-cok-buyuk-8153/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/-turkiyenin-kuresel-rekabet-potansiyeli-cok-buyuk-8153/</id>
<published><![CDATA[2026-08-11T15:29:52+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-08-11T15:29:52+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_041159-6EEDFF-0DE835-0A1A04-E71DCA-E16BF0.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türkiye’nin müşteri deneyimi yönetimi alanındaki teknolojik üstünlüğü ve yapay zekâ yatırımları, markaların rekabetteki standartlarını yukarı taşırken diğer yandan da ekosistemi Avrupa’ya hizmet sunan bir ihracat merkezi haline getiriyor. Bugün yabancı dilde hizmet veren müşteri iletişim merkezi temsilcisi sayısı yaklaşık 11 bine ulaşırken bu sayı, ekosistemdeki çalışanların yüzde 6’sını oluşturuyor. Avrupa bölgesinde yabancı dilde hizmet sunulan ülkelerin başında Almanya, Hollanda ve İngiltere gelirken, Türkiye de bu alandaki nitelikli insan kaynağı ve yatırımları ile “hizmet ihracatı” sunan bir güç olarak konumlanıyor.</p><p></p><p>“Mükemmel müşteri deneyimi, verim ve kaliteyi yukarı taşırken kaynakların israf edilmemesi anlamına da geliyor”</p><p>Müşteri deneyimi yönetiminin günümüz rekabetçi pazarında şirketler için hayati önem taşıdığını belirten MDYD Yönetim Kurulu Başkanı Banu Hızlı, “Bugün gelinen noktada ürün ve hizmetler arasındaki fark çok azaldı. Artık farkı yaratan unsur, markanın müşteriye yaşattığı deneyim oluyor. Dernek olarak Türkiye’yi müşteri deneyimi yönetimi dendiğinde ilk akla gelen ülke haline getirmek gibi bir misyon üstlenmiş durumdayız. Bunun için Türkiye’nin müşteri deneyimi yönetimi alanında bir hub haline gelmesi için uluslararası derneklerle iş birliği yapıyor, özellikle Almanya gibi ülkelerdeki iş gücü ve know-how eksikliğini Türkiye’nin gelişmiş ürün ve hizmetleriyle kapatma potansiyelini değerlendiriyoruz. Çünkü mükemmel müşteri deneyimi, verim ve kaliteyi yukarı taşırken kaynakların israf edilmemesi anlamına da geliyor. Bu da pek çok açıdan ülke ekonomisine katkı sağlıyor. Bu yüzden iş gücüne ihtiyacı olan bir ülkeye bu hizmeti sunmak bizim için çok değerli çünkü onların sorunu bizim için bir fırsat olabiliyor” dedi.</p><p></p><p>Teknolojik dönüşüm, insan gücünü katma değerli alanlara yönlendiriyor</p><p>Yapay zekâ teknolojilerinin günümüzde her alanda olduğu gibi müşteri deneyimi yönetimi stratejilerinin merkezinde yer aldığına değinen Hızlı, şu ayrıntıları paylaştı: ”Yapay zekâ müşteriyle temas noktasında insanın yerine geçerek sorunları çözerken diğer yandan da hizmeti sunan insanı güçlendirerek bilgiye erişmesini daha kolay hale getiriyor. Ekosistemde görev alan yüz binlerce çalışanın arkasındaki planlama, kalitenin ölçülmesi ve proaktif aksiyonların alınmasında da yapay zekâ öncü bir rol üstleniyor. Diğer yandan günümüzde deneyimlenen birçok yapay zekâ uygulaması eski teknolojiye dayalı ancak gelecekte insan gibi düşünebilen ve aksiyon alabilen yeni nesil yapay zekâ sistemleri hayatımıza daha fazla girecek. Bu teknolojik dönüşüm de istihdamı azaltmak yerine insan gücünü daha katma değerli alanlara yönlendirecek.”</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Adalet yoksa Hazine de ayakta kalmaz</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/adalet-yoksa-hazine-de-ayakta-kalmaz-703/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/adalet-yoksa-hazine-de-ayakta-kalmaz-703/</id>
<published><![CDATA[2026-08-10T11:03:14+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-08-10T11:03:14+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_7F1F21-4E128E-08F2E4-AFEB55-337408-A90DC8.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>İktisatçı Mahfi Eğilmez, yaklaşık bin yıl önce kaleme alınan Kâbûsnâme üzerinden günümüz yönetim anlayışı ve ekonomi politikalarına ilişkin dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu. Eğilmez’e göre, adalet, liyakat, ölçülü vergi ve mali disiplin gibi ilkeler aradan geçen yüzyıllara rağmen geçerliliğini koruyor.</p><p>Kâbûsnâme, Ziyârî hükümdarı Keykâvus bin İskender tarafından 1082 yılında oğlu Gîlân Şah’a öğüt vermek amacıyla yazıldı. Fars edebiyatının önemli nasihatnâmeleri arasında yer alan eser, yalnızca ahlaki tavsiyeler değil, devlet yönetimi ve kamu maliyesine ilişkin çarpıcı uyarılar da içeriyor.</p><p></p><p>Kâbus değil bir hükümdarın adı</p><p></p><p>Eğilmez, eserde geçen “Kâbûs” kelimesinin Türkçedeki “kâbus” sözcüğüyle karıştırılmaması gerektiğini belirtti. Adın, Keykâvus’un büyük dedesi olan Ziyârî hükümdarı Kâbûs bin Veşmgîr’den geldiğini, “nâme”nin ise Farsçada “kitap” anlamı taşıdığını hatırlattı.</p><p></p><p>Liyakat ve ortak akıl mesajı</p><p></p><p>Eserde yer alan “kendi bildiğine gitme”, “akıllı kişiye danış”, “öğüde kulak ver” gibi tavsiyeler, Eğilmez’e göre günümüz kamu yönetiminde uzman görüşü ve kurumsal aklın önemine işaret ediyor.</p><p>Kâbûsnâme’de ayrıca devlet işlerinin yeteneksiz, cahil veya kötü niyetli kişilere bırakılmaması gerektiği vurgulanıyor. Bu yaklaşımın, modern anlamda liyakat ilkesinin tarihsel bir karşılığı olduğu değerlendiriliyor.</p><p></p><p>Hazineyi koru halkı ezme</p><p></p><p>Eğilmez’in dikkat çektiği en önemli bölümlerden biri de mali yönetimle ilgili öğütler oldu. Eserde yöneticilere:</p><p>•	Giderleri gelirlerine göre düzenlemeleri,</p><p>•	İsraftan kaçınmaları,</p><p>•	Aşırı cimrilikle halkı bunaltmamaları</p><p>öneriliyor.</p><p>Özellikle “halkın gücünü aşan vergiler toplama, insanları yoksulluğa sürükleme” uyarısı, günümüz vergi politikaları açısından dikkat çekici bir mesaj olarak öne çıkıyor.</p><p>Adalet olmadan düzen olmaz</p><p>Kâbûsnâme’nin en güçlü vurgularından biri adalet üzerine kurulu. Eserde, “Memleketin düzeni adaletle ayakta durur” anlayışı öne çıkarılırken, güçlülerin zayıfları ezmesine izin verilmemesi gerektiği belirtiliyor.</p><p>Ayrıca yöneticinin halktan korku değil, güven ve saygı görmesi gerektiği ifade ediliyor. Eğilmez’e göre bu yaklaşım, ekonomik istikrarın yalnızca rakamlarla değil, toplumsal güvenle de doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor.</p><p></p><p>Bin yıl geçti, sorunlar değişmedi</p><p></p><p>Mahfi Eğilmez, yazısının sonunda devletlerin biçiminin, toplumların yapısının ve insanların yaşam tarzlarının değiştiğini; ancak güç, adalet ve yönetim karşısındaki zaafların büyük ölçüde aynı kaldığını vurguladı.</p><p>Eğilmez’e göre Kâbûsnâme’yi bugün önemli kılan unsur, yaklaşık bin yıl önce bir hükümdarın oğluna verdiği öğütlerin, bugün ekonomi yönetiminden kamu idaresine kadar pek çok alanda hâlâ yol gösterici nitelik taşıması.</p><p>Bin yıllık bu eser, günümüz yöneticilerine şu soruyu yeniden hatırlatıyor: Adaletin zayıfladığı, liyakatin geri plana itildiği ve vergi yükünün halkın omzuna aşırı bindiği bir düzende ekonomik istikrar kalıcı olabilir mi?</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Emtia piyasalarında jeopolitik rahatlamanın etkileri izlendi</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/emtia-piyasalarinda-jeopolitik-rahatlamanin-etkileri-izlendi-1915/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/emtia-piyasalarinda-jeopolitik-rahatlamanin-etkileri-izlendi-1915/</id>
<published><![CDATA[2026-08-09T11:19:18+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-08-09T11:19:18+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_2E938A-B7C429-CA67C4-A9B267-4A62D5-1D689A.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>ABD'de ADP özel sektör istihdamı temmuzda 44 bin kişi artarak beklentilerin altında kaldı. Tarım dışı istihdam ise 85 bin kişilik artış beklentisinin aksine 23 bin kişi azaldı. Veriler, ülkede iş gücü piyasasının ivme kaybettiğine ilişkin endişeleri güçlendirdi.</p><p></p><p>İstihdam verilerinin ardından ABD Merkez Bankasının (Fed) eylül veya ekim aylarında faiz artırabileceğine yönelik beklentiler belirgin şekilde azalırken, aralık toplantısında faiz artırımı ihtimali yüzde 85 ile fiyatlandı.</p><p></p><p>Buna karşın, Fed Başkanı Kevin Warsh'un enflasyonun yüksek gelmesi durumunda eylül toplantısında faiz artırmaya hazır olduğu yönündeki haberler ile Fed yetkililerinin "şahin" açıklamaları, para politikasına ilişkin belirsizliğin sürmesine neden oldu.</p><p></p><p>ABD'nin 10 yıllık tahvil faizi haftalık bazda yaklaşık 7 baz puan azalarak yüzde 4,65'e inerken, dolar endeksi yüzde 0,3 düşüşle 99,5 seviyesine geriledi. Tahvil faizleri ve dolardaki gerileme, başta değerli metaller olmak üzere dolar üzerinden fiyatlanan emtiaları destekledi.</p><p></p><p>- Zayıf istihdam verileri değerli metalleri destekledi</p><p></p><p>Değerli metallerde hafta başında Orta Doğu'daki gerilimin azalmasıyla enflasyonist endişelerin hafiflemesi yükselişi desteklerken, ABD'de açıklanan zayıf istihdam verileri, ülkede gerileyen tahvil faizleri ve Fed'in para politikasına ilişkin değişen beklentiler de fiyatlamalar üzerinde etkili oldu.</p><p></p><p>Fed'in para politikasında beklenenden daha sınırlı sıkılaşmaya gideceği beklentisi ve bankanın güvenilirliğine ilişkin tartışmalar da değerli metallere yönelik alımları destekledi. Altın ve gümüşün ons fiyatı, son 28 haftanın en güçlü haftalık performansını gösterdi.</p><p></p><p>Gümüş, değerli metal özelliğinin yanı sıra zayıflayan doların etkisi ve değerli metaller genelinde artan alımlarla altından daha güçlü yükseldi.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle değerli metallerde ons bazında fiyatlar gümüşte yüzde 10,2, paladyumda yüzde 8, altında yüzde 7,4 ve platinde yüzde 6,2 arttı.</p><p></p><p>- Baz metallerde bakır arzına ilişkin endişeler öne çıktı</p><p></p><p>Baz metallerde zayıflayan dolar ve bakır arzına ilişkin endişeler fiyatları desteklerken, Çin ile Avrupa'dan gelen imalat sanayi verileri talep görünümünde etkili oldu.</p><p></p><p>Avro Bölgesi'nde imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) temmuzda son 4,5 yılın en hızlı artışıyla 51,9 puana yükseldi. Ekonomik aktivitedeki hızlanma, sanayi metallerine ilişkin talep görünümünü destekledi.</p><p></p><p>Çin'de imalat sanayi PMI'ın 50,9 ile beklentilerin altında kalması ise dünyanın en büyük metal tüketicisi olan ülkede ekonomik büyümeye ilişkin soru işaretlerini artırarak fiyatlardaki yükselişi sınırladı.</p><p></p><p>Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nin bakır ve kobalt konsantresi ihracatını yasaklaması, bakırda arz endişelerini artırdı. ABD'nin olası ithalat tarifeleri öncesinde bakırın ABD'deki depolara yönelmesi de diğer piyasalardaki kullanılabilir arzı azalttı.</p><p></p><p>Londra Metal Borsası'ndaki bakır stokları şubat ortasından bu yana en düşük seviyeye gerilerken, kısa vadeli arz sıkışıklığına işaret eden nakit bakır fiyatı ile üç aylık vadeli kontrat arasındaki prim farkı arttı.</p><p></p><p>Nikel fiyatları ise Endonezya'daki bir madencilik şirketine ek üretim kotası verildiğine yönelik haberlerin arzın artacağı beklentisini güçlendirmesiyle geriledi.</p><p></p><p>Baz metallerde tezgah üstü piyasada tamamlanan haftada libre bazında fiyatlar alüminyumda yüzde 2,8, çinkoda yüzde 1,8, bakırda yüzde 1,3 ve kurşunda yüzde 0,5 artarken, nikelde yüzde 1,7 geriledi.</p><p></p><p>- Brent petrolde diplomasi ve stok baskısı öne çıktı</p><p></p><p>Petrol fiyatlarında, ABD ile İran arasında yeni bir anlaşmaya varılabileceğine yönelik beklentiler, üretici ülkelerin arz politikaları ve ABD stoklarındaki artış etkili oldu.</p><p></p><p>ABD Başkanı Donald Trump'ın İran ile yürütülen müzakerelerin iyi gittiğini ve yakında anlaşma sağlanabileceğini açıklaması petrol fiyatlarındaki jeopolitik risk primini azalttı.</p><p></p><p>İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın ABD ile 14 Haziran'da varılan mutabakatın uygulanmasını desteklediklerini bildirmesi de diplomatik çözüm beklentilerini güçlendirdi.</p><p></p><p>Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ve OPEC dışı bazı üretici ülkelerden oluşan OPEC+ grubunun eylül ayı için üretim kotasını günlük yaklaşık 188 bin varil artırma kararı da fiyatları baskıladı.</p><p></p><p>ABD'de ticari ham petrol stoklarının 31 Temmuz'da sona eren haftada 1,2 milyon varillik düşüş beklentisinin aksine 2,5 milyon varil artarak 407 milyon varile çıkması talebe ilişkin endişeleri güçlendirdi.</p><p></p><p>Doğal gazda yüksek üretim, sıvılaştırılmış doğal gaz tesislerinden gelen talebin azalması ve daha serin hava tahminleri fiyatlar üzerinde etkili oldu.</p><p></p><p>ABD Enerji Enformasyon İdaresine göre, doğal gaz stokları 33 milyar fit küp artarak 3 trilyon 117 milyar fit küpe ulaştı. Stokların beş yıllık ortalamanın 195 milyar fit küp üzerinde bulunması fiyatlar üzerindeki baskıyı artırdı.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle haftalık bazda Brent petrolün varil fiyatı yüzde 8,3, doğal gazın İngiliz termal birimi cinsinden fiyatı da yüzde 4,3 geriledi.</p><p></p><p>- Tarım emtialarında karışık seyir görüldü</p><p></p><p>Tahıllarda ABD'deki hava tahminleri, ürün gelişimi ve ihracat verileri fiyatlamalarda etkili oldu.</p><p></p><p>ABD Tarım Bakanlığı, mısırda iyi ve mükemmel kategorisinde değerlendirilen ürünlerin oranının 2 puan azalarak yüzde 61'e gerilediğini, soya fasulyesinde ise yüzde 63'te kaldığını bildirdi.</p><p></p><p>Buğdayda zayıf ABD ihracatı ve iyileşen baharlık buğday koşulları düşüşte etkili oldu. Karadeniz'deki sevkiyat aksamaları ise satış baskısını sınırladı.</p><p></p><p>Pamukta ABD mahsulünün iyi ve mükemmel kategorisindeki payının yüzde 46'dan yüzde 42'ye gerilemesi ile sıcak ve kurak hava koşulları öne çıktı.</p><p></p><p>Şeker fiyatları, Avrupa'daki sıcak ve kurak havanın üretim tahminlerini düşürmesi ve Brezilya'nın orta-güney bölgesindeki üretiminin haziranda yıllık yüzde 26,3 azalmasıyla yükseldi. Küresel şeker piyasasında arz fazlası beklentilerinin arz açığı beklentisine dönmesi de alımları güçlendirdi.</p><p></p><p>Kakaoda, El Nino kaynaklı hava riskleri ile Gana ve Fildişi Sahili'nin gelecek sezon üretimine ilişkin aşağı yönlü tahminler etkili oldu. Gana'daki güçlü mevcut sezon üretimi ve yükselen borsa stokları ise kazançları sınırladı.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle Chicago Ticaret Borsası'nda kile başına fiyatlar pirinçte yüzde 1,9 artarken, soya fasulyesinde yüzde 1, mısırda yüzde 0,5 ve buğdayda yüzde 0,2 geriledi.</p><p></p><p>ABD'de Intercontinental Exchange'de libre bazında fiyatlar şekerde yüzde 12,5 ve pamukta yüzde 3,2 artarken, kahvede yüzde 0,3 düştü. Kakaonun ton başına fiyatı yüzde 8,3 yükseldi.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Politika faizi başka piyasanın ödediği faiz başka</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/politika-faizi-baska-piyasanin-odedigi-faiz-baska-5422/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/politika-faizi-baska-piyasanin-odedigi-faiz-baska-5422/</id>
<published><![CDATA[2026-08-09T10:11:26+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-08-09T10:11:26+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_4C55B1-1E6919-D8B964-7F1B37-40E7CE-CF044C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>İktisatçı Mahfi Eğilmez, son değerlendirmesinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) temel göstergelerini okurken yapılan yaygın hataları ve piyasalarda sıklıkla birbirine karıştırılan kavramları derinlemesine inceledi. Türkiye ekonomisinin nabzını tutan verilerin arkasındaki görünmeyen detayları deşifre eden Eğilmez, analistlerin ve karar alıcıların gözden kaçırdığı kritik nüanslara dikkat çekti.</p><p></p><p>Politika faizi ile fiili fonlama maliyeti arasındaki fark</p><p></p><p>Yazının en çarpıcı başlıklarından biri, kağıt üzerindeki faiz oranları ile bankaların karşılaştığı gerçek maliyetler arasındaki ayrım oldu.</p><p>•	Kağıttaki Oran: Mevcut durumda ilan edilen politika faiz oranı yüzde 37 seviyesinde bulunuyor.</p><p>•	Piyasadaki Gerçek: Ancak bankaların TCMB’den fiilen sağladığı fonlamanın maliyeti bu oranın üzerine çıkabiliyor. Güncel tabloda Merkez Bankası’nın bankalara gecelik yüzde 40 faiz üzerinden borç verdiği görülüyor.</p><p>Bu durumun altını çizen Eğilmez, yalnızca resmi politika faizine bakarak Merkez Bankası’nın bankalara sağladığı fonlamanın gerçek maliyetini değerlendirmenin büyük bir yanılgı olacağını vurguluyor.&nbsp;</p><p></p><p>Enflasyon hedefi ile enflasyon tahmini neden karıştırılmamalı?</p><p></p><p>Ekonomi gündeminde en çok kafa karışıklığı yaratan alanlardan biri olan enflasyon oranlarına değinen Eğilmez, "hedef" ile "tahmin" kavramlarının kesinlikle ayrı tutulması gerektiğinin altını çizdi.</p><p>•	Resmi Hedef (Yüzde 5): TCMB’nin uzun yıllardır koruduğu temel enflasyon hedefi yüzde 5 seviyesinde bulunuyor. Bu hedef, TCMB ile hükümet tarafından ortaklaşa belirleniyor ve Orta Vadeli Program (OVP) kapsamında resmiyet kazanıyor. Bu kural 2026 yılı için de geçerliliğini koruyor.</p><p>•	Piyasa Tahmini (Yüzde 24): Merkez Bankası, dönem dönem yayımladığı enflasyon raporlarında geleceğe ilişkin beklentilerini "tahmin" olarak açıklıyor. TCMB'nin 2026 yılı için açıkladığı son enflasyon tahmini ise yüzde 24 düzeyinde yer alıyor.</p><p>Piyasaların bu iki kavramı sıklıkla birbirine karıştığına işaret eden Eğilmez, yüzde 24'lük oranın bir hedef değil, yalnızca bir tahmin olduğunu belirtti. Yıl sonunda gerçekleşen enflasyonun hedeften ne kadar saptığını doğru hesaplayabilmek için karşılaştırmanın piyasa tahminleriyle değil, yüzde 5'lik resmi hedef üzerinden yapılması şart.</p><p></p><p>Merkez Bankası'nı değerlendirirken bütüncül bakış şart</p><p></p><p>Mahfi Eğilmez, Merkez Bankası’nı ve uygulanan para politikasını doğru okuyabilmek için tek bir göstergeye odaklanmanın yetersiz kalacağını belirtti. Sağlıklı bir analiz için şu unsurların bir arada ele alınması gerekiyor:</p><p>•	Bankanın ortaklık yapısı ve bilanço yapısı,</p><p>•	Döviz ve altın rezervlerinin dağılımı,</p><p>•	Kâr-zarar durumu ve mali yapısı,</p><p>•	Bankalara uygulanan fiili fonlama maliyeti ile politika faizi arasındaki makas,</p><p>•	Enflasyon tahmini ile resmi enflasyon hedefi arasındaki farklar.</p><p>Eğilmez, TCMB’nin genel görünümünü ve ekonomideki etkilerini doğru anlamak için sadece açıklanan tek bir rakama değil, bu rakamların hangi çerçevede ve hangi göstergeyle kıyaslandığına dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizdi.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Bursa ekonomisinde tarihi dönüşüm hamlesi resmen başladı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bursa-ekonomisinde-tarihi-donusum-hamlesi-resmen-basladi-37/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bursa-ekonomisinde-tarihi-donusum-hamlesi-resmen-basladi-37/</id>
<published><![CDATA[2026-08-08T16:38:22+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-08-08T16:38:22+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_C04725-90D659-D49514-486F9D-D6C1EC-A9DB4C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türkiye’nin yüksek teknolojili üretim ve ihracat hedefleri doğrultusunda faaliyetlerini sürdüren TEKNOSAB bünyesinde hayata geçirilen TEKNOSAB KOBİ OSB projesi ile binlerce firmanın modern üretim altyapısına kavuşması ve uluslararası ölçekte rekabet gücünün artırılması adına tarihi bir adım atıldı. BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, “Türkiye Yüzyılı’na Bursa imzasını atacak dev projeyi hayata geçirmenin gururunu yaşıyoruz.” dedi. Bursa 2030 vizyonu doğrultusunda hazırlanan proje; üretim alanlarından teknoloji yatırımlarına, lojistikten finansmana, sektörel kümelenmeden dış ticarete kadar KOBİ’lerin ihtiyaç duyduğu tüm unsurları aynı ekosistem içerisinde buluşturuyor.</p><p></p><p>Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde yaklaşık 3 bin katılımcıyla gerçekleştirilen lansman organizasyonuna; Bursa Valisi Erol Ayyıldız, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, MHP Bursa İl Başkanı Muhammet Tekin ile sivil toplum kuruluşları, akademik odalar ve sektör temsilcileri yoğun katılım gösterdi. Programda TEKNOSAB KOBİ OSB ve ekosistem içerisinde hayata geçirilecek diğer projelere ilişkin kapsamlı bir sunum gerçekleştiren BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, Bursa’nın üretim ve ticaret hayatında yeni bir dönemi başlattıklarını söyledi. Başkan Burkay, “KOBİ’lerimiz için TEKNOSAB ekosistemi içinde devrim niteliğinde projeleri hayata geçirmenin gururunu yaşıyoruz. Türkiye Yüzyılı’na Bursa’nın güçlü imzasını atacak dev bir dönüşüm hamlesini başlattık. KOBİ'lerimize, Bursamıza ve ülkemize hayırlı olsun.” dedi.</p><p></p><p>“Plansızlığın Gölgesinde Yorulan KOBİ’lerimiz İçin Bir Devir Kapanıyor”</p><p>Bursa’da 8 bini aşkın KOBİ’nin plansız üretim alanlarında faaliyet gösterdiğine dikkati çeken İbrahim Burkay, işletmelerin yüksek maliyetler, yetersiz üretim alanları, lojistik zorluklar ve depolama sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını belirtti. Kapasitesini artırmak, yeni yatırım yapmak, istihdam sağlamak ve ihracatını geliştirmek isteyen firmaların mekân ve altyapı sorunları nedeniyle verimlilik kaybı yaşadığını ifade eden Burkay, “TEKNOSAB’ın genişleme alanında yer alacak ekosistemde firmalarımız artık enerjilerini üretim alanı, altyapı, lojistik ve depolama sorunlarına değil; üretime, ticarete, teknolojiye ve ihracata yönlenecek. KOBİ’lerimizi planlı, nitelikli ve yüksek teknolojili üretim alanlarıyla buluşturuyoruz.” dedi. Başkan Burkay, “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız Sayın Murat Kurum’un ortaya koyduğu irade, Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Sayın Fatih Kacır’ın destekleri,&nbsp; Valimiz Sayın Erol Ayyıldız’ın liderliğindeki etkili koordinasyon, Büyükşehir Belediyemizin Başkan Vekili Sayın Şahin Biba’nın ve AK Parti İl Başkanımız Sayın Davut Gürkan’ın destekleri, ilgili kurumlarımızın katkıları, yıllardır sürdürdüğümüz mücadeleyi Bursa için büyük bir kazanıma dönüştürdü. Bu vesileyle, sürece katkı sunan tüm kamu kurumlarımıza ve emeği geçen herkese iş dünyamız adına yürekten teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.&nbsp;</p><p></p><p>“Bursa’nın Taşıyıcı Sektörleri Aynı Merkezde Buluşacak”</p><p>BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, TEKNOSAB KOBİ OSB bünyesinde Bursa ekonomisinin üretim ve ihracat kapasitesinde önemli paya sahip sektörler için özel kümelenme alanlarının planlandığını açıkladı. Söz konusu projede kimya, plastik ve ambalaj, makine ve metal, kalıp ve otomotiv yan sanayisi, mobilya, kâğıt ve orman ürünleri, elektrik-elektronik ve otomasyon ile tekstil ve hazır giyim sektörlerinin yer aldığını belirten Burkay, ana sanayi firmalarıyla tedarikçilerin aynı üretim ekosisteminde bir araya gelmesiyle işletmeler arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesi, tedarik zincirlerinin daha verimli hale getirilmesi ve firmaların uluslararası pazarlardaki rekabet gücünün artırılmasının hedeflendiğini söyledi. İbrahim Burkay, KOBİ OSB’de firmalara kesintisiz enerji, fiber internet bağlantısı, ileri arıtma sistemleri, güçlü ulaşım altyapısı, yeşil ve akıllı fabrika imkânları sunulduğunu da ifade etti.&nbsp;</p><p></p><p>İhtiyaca Göre Modüler Üretim Alanları</p><p>TEKNOSAB KOBİ OSB’de firmaların faaliyet alanlarına, üretim kapasitelerine ve büyüme hedeflerine göre farklı büyüklüklerde modüler üretim alanlarının oluşturulacağını açıklayan İbrahim Burkay, şu bilgileri verdi: “İşletmelerimize 500, 1.000, 2.000 ve 3.000 metrekare büyüklüğünde üretim alanı seçenekleri sunuyoruz. Bağımsız bölümler tek katlı veya iki katlı olarak tasarlanabilecek ve her bir üretim biriminin kendisine ait bağımsız girişi bulunacak. Üretim tesislerinde sektörlerin ihtiyaçlarına göre 6, 9 ve 12 metre tavan yüksekliği seçenekleri yer alıyor. Yapılarda yükleme rampaları, tır erişim alanları ve yük asansörleri bulunacak. Akıllı üretim tesisleri, firmaların ihtiyaçlarına göre tek katlı veya çok katlı olarak hayata geçirilecek. Böylece işletmeler, ihtiyaç duydukları alanı daha verimli kullanabilecek ve yatırım maliyetlerini azaltabilecek.”</p><p></p><p>Vali Ayyıldız: "KOBİ’lerimizin Gücü, Şehrimizin ve Ülkemizin Geleceğidir"</p><p>Programda konuşan Bursa Valisi Erol Ayyıldız Bursa'nın üretim gücünün temelinde KOBİ'lerin büyük emeği, girişimciliği ve azmi olduğunu belirterek, şunları söyledi: “KOBİ'lerimizin rekabet gücünü artıracak her yatırım, aynı zamanda şehrimizin ve ülkemizin geleceğine yapılan yatırımdır. TEKNOSAB KOBİ OSB de bu anlayışın güçlü bir yansımasıdır. Yüksek teknoloji odaklı yapısı, akıllı üretim altyapısı ve KOBİ'lere sunacağı gelişim imkânlarıyla Bursa'nın sanayi vizyonuna önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum. Yatırımcının önünü açan, üretimi destekleyen ve sanayicimizin yanında duran bir anlayışla çalışıyoruz. Bu vesileyle, bu vizyoner projeye öncülük eden Bursa Ticaret ve Sanayi Odamıza, Yönetim Kurulu Başkanımıza, emeği geçen tüm kurum ve kuruluşlarımıza teşekkür ediyor; TEKNOSAB KOBİ OSB'nin Bursa'mıza, iş dünyamıza ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum."</p><p></p><p>Şahin Biba: “KOBİ OSB Bugünün Değil Geleceğin Projesidir”</p><p>Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba da Bursa’nın KOBİ OSB projesiyle öncülük geleneğine yeni ve güçlü bir halka daha eklediğini söyledi. “Mimar bakışıyla KOBİ OSB projesinin yalnızca üretim alanlarını planlı kılmakla kalmadığını ve bugün şehrimizin ihtiyaç duyduğu düzene de kapı araladığını söyleyebilirim.” ifadelerini kullanan Şahin Biba,&nbsp; “Bu proje uzun yılların birikimiyle kentin öncelikli ihtiyaçlarını gözeterek sektörlerin talepleri dinlenerek ince elenip sık dokunarak oluşturulmuş güçlü bir vizyonun ürünüdür. En önemlisi ortak aklın istişarenin ve uzlaşının eseridir.” dedi. Kentin dört bir yanına dağılmış, büyümekte zorlanan, lojistik ve altyapı sorunları yaşayan işletmelerin planlı bir sanayi ve ticaret alanında faaliyet gösterecek olmasının Bursa'nın geleceği adına son derece önemli bir adım olduğuna işaret eden Şahin Biba, “Bursa Ticaret ve Sanayi Odamız yıllardır Bursa'nın üretim, ticaret, ihracat ve teknoloji kapasitesinin geliştirilmesi için son derece önemli çalışmalar yürütmektedir. Bu proje de bugünün değil geleceğin projesidir. Bu vesileyle BTSO Yönetim Kurulu Başkanımız Sayın İbrahim Burkay'a değerli yönetim kurulu üyelerine, meclis üyelerine ve odamızın tüm temsilcilerine Bursa'mız için ortaya koydukları çalışma azmi ve şehrimize sundukları katkılar dolayısıyla teşekkür ediyorum.”</p><p></p><p>Yüzde 30 Peşinat, 36 Aya Varan Vade</p><p>TEKNOSAB KOBİ OSB için yatırımcıların erişebileceği uygun bir finansman modeli oluşturuldu. Kamu bankaları aracılığıyla sağlanması planlanan finansman desteği kapsamında proje bedelinin yüzde 30’u peşin alınacak. Kalan tutar için yatırımcılara 18, 24 ve 36 aylık vade seçenekleri sunulacak. Projenin kamulaştırma süreci Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı tarafından yürütülecek. Belirlenen arazi maliyeti yatırımcılara yansıtılacak. İki katlı üretim alanlarında birim başına düşen maliyetin yarıya kadar azaltılması hedeflenecek. TEKNOSAB KOBİ OSB’de ilk teslimatların Aralık 2027’de yapılması, projenin bütününün ise 4 yıl içerisinde tamamlanması planlanıyor.</p><p></p><p>Organize Ticaret Bölgeleri Kuruluyor</p><p>TEKNOSAB ekosisteminin önemli bileşenlerinden birini de Organize Ticaret Bölgeleri oluşturuyor. Yapı malzemeleri, makine ve ekipman, elektrik-elektronik ve otomasyon, mobilya ve aksesuarları ile otomotiv yedek parça sektörleri, kendi ihtisas ticaret merkezlerinde faaliyet gösterecek. Organize Ticaret Bölgeleri’nde showroom, ofis, depolama ve lojistik imkanları bir arada sunuluyor. İşletmeler için 200, 300, 500 ve 1.000 metrekare büyüklüğünde modüler alanlar oluşturulacak. Minivan tipi araçların kullanımına uygun tasarlanacak merkezlerde dijital altyapı, modern pazarlama imkanları ve güçlü lojistik bağlantıları yer alacak. Böylece işletmelerin operasyonel maliyetlerinin düşürülmesi ve ticaret hacimlerinin artırılması amaçlanıyor.</p><p></p><p>GIDA OSB İle Tüm Süreçler Tek Merkezden Yönetilecek</p><p>TEKNOSAB ekosistemi içerisinde Gıda OSB projesi de hayata geçirilecek. Gıda OSB’de üretim, paketleme, soğuk hava depolama, laboratuvar ve sevkiyat birimleri aynı merkezde buluşturulacak. Enerji, su, atık yönetimi, kalite kontrol ve lojistik süreçlerinin tek merkezden yönetilmesiyle ürün güvenliğinin artırılması ve işletmelerin verimliliklerinin geliştirilmesi hedeflenecek. Projeyle Bursa’nın tarım ve gıda alanındaki güçlü potansiyeli modern sanayi altyapısıyla bir araya getirilecek.</p><p></p><p>İnşaat Sektörüne Özel Depolama Alanları</p><p>İnşaat sektörünün depolama, işleme ve sevkiyat ihtiyaçlarına yönelik özel lojistik alanları da TEKNOSAB bünyesinde oluşturulacak. Projede ortak depolama alanları, güçlendirilmiş zeminler, ihtiyaca göre büyüyebilen açık saha parselleri, kapalı ve yarı açık alanlar ile geniş ulaşım koridorları yer alacak. İnşaat sektöründe faaliyet gösteren firmaların depolama ve sevkiyat süreçlerini aynı merkezden yönetmesi sağlanarak maliyetlerin düşürülmesi ve operasyonel verimliliğin artırılması amaçlanıyor.</p><p></p><p>Savunma Ve Havacılık Firmaları Defence Hub’da Buluşacak</p><p>TEKNOSAB ekosisteminin stratejik projeleri arasında yer alan Defence Hub, savunma ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren firmaları aynı merkezde buluşturacak. Merkezde yer alan işletmelerin teşvik ve desteklerden daha etkin şekilde yararlanması, Bursalı firmaların yerlileştirme kapasitesinin artırılması, kalite ve sertifikasyon süreçlerinin hızlandırılması hedefleniyor. Ar-Ge, inovasyon ve ileri teknoloji girişimlerinin destekleneceği Defence Hub ile Bursa firmalarının savunma sanayisi projelerinde daha aktif rol üstlenmesi amaçlanıyor.</p><p></p><p>Lojistik Teknopark İlk Yılında Yüzde 126 Değer Kazandı</p><p>TEKNOSAB ekosisteminde Girişim Sermayesi Yatırım Fonu modeliyle hayata geçirilen Lojistik Teknopark’ın ardından bölgede yine aynı modelle TEKNOSAB Data Center hayata geçiriliyor. Ekosistemin dijital kalbi olarak konumlandırılacak veri merkezi, firmalara güvenli, hızlı ve kesintisiz dijital altyapı sunacak. Fiziksel ve siber güvenlik imkanlarına sahip olacak merkez sayesinde KOBİ’lerin yüksek maliyetli bireysel sunucu yatırımları yapmasına gerek kalmayacak. Veri merkezinin, Bursa sanayisinin yapay zeka, akıllı üretim, veri yönetimi ve dijital dönüşüm kapasitesini geliştirmesi hedefleniyor.</p><p></p><p>TEKNOSAB Teknopark İle Fikirler Ürüne Dönüşecek</p><p>TEKNOSAB Teknopark bünyesinde sanayi, teknoloji ve AR-GE faaliyetleri aynı merkezde buluşturulacak. Akademik bilginin üretime aktarılacağı teknoparkta kuluçka merkezleri, test laboratuvarları ve mentörlük hizmetleri sunulacak. Yapay zeka, akıllı üretim ve ileri teknoloji alanlarındaki girişimlerin desteklenmesiyle yenilikçi fikirlerin katma değerli ürünlere dönüştürülmesi ve Bursa sanayisinin dijital dönüşümünün hızlandırılması amaçlanıyor.</p><p></p><p>TEKNOSAB’da Serbest Bölge Oluşturulacak</p><p>Proje kapsamında TEKNOSAB bünyesinde bir serbest bölge de kurulacak. Serbest bölgeyle TEKNOSAB’da üretilen katma değerli ürünlerin küresel pazarlarla daha hızlı ve düşük maliyetle buluşturulması hedeflenecek. Firmalara gümrük, vergi ve mevzuat avantajları sunacak serbest bölge, TEKNOSAB’ın demir yolu, kara yolu, otoyol ve liman bağlantılarıyla entegre biçimde faaliyet gösterecek. Projenin Bursa’nın dış ticaret ve ihracat kapasitesine önemli katkı sunması bekleniyor.</p><p></p><p>KOBİ’lerin Finansmana Erişimi Tek Merkezden Sağlanacak</p><p>TEKNOSAB ekosisteminde hayata geçirilecek “KOBİ Diyalog” merkeziyle işletmelerin finansmana ve danışmanlık hizmetlerine erişimi tek bir noktadan sağlanacak. Merkezde kamu ve özel bankaların KOBİ şubeleri ile KOSGEB, Kredi Garanti Fonu ve İhracatı Geliştirme AŞ gibi kuruluşların temsilcileri hizmet verecek. KOBİ’lere finansman, teminat, kredi derecelendirmesi, borç yönetimi, vergilendirme ve dijital dönüşüm alanlarında destek sağlanacak. Yapay zeka destekli analizlerin de kullanılacağı merkezde, firmalara mali ve kurumsal yapılarını geliştirmeye yönelik danışmanlık hizmetleri sunulacak.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Ekonomide reçete aynı sonuç farklı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ekonomide-recete-ayni-sonuc-farkli-4413/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ekonomide-recete-ayni-sonuc-farkli-4413/</id>
<published><![CDATA[2026-08-07T11:44:19+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-08-07T11:44:19+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_2EE14D-677896-E02AC1-069096-404F01-E123FA.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ekonomist Mahfi Eğilmez, küresel ekonomide uzun yıllardır geçerli kabul edilen ekonomi teorilerinin artık her ülkede aynı sonucu üretmediğine dikkat çekti. Eğilmez’e göre, özellikle finansal küreselleşme ve sermaye hareketlerinin serbestleşmesi sonrasında ekonomi politikalarının etkisi, ülkelerin yapısal özelliklerine daha bağımlı hale geldi.</p><p></p><p>Eğilmez, bugün yaygın biçimde kullanılan ekonomi teorilerinin büyük ölçüde gelişmiş ekonomilerin tarihsel deneyimleri ve akademik kurumları içinde şekillendiğini belirtti. Üniversiteler, merkez bankaları, araştırma kuruluşları ve düşünce kuruluşları arasındaki güçlü etkileşimin ekonomik bilginin belirli coğrafyalarda yoğunlaşmasını sağladığını ifade etti.</p><p></p><p>1980 sonrası dengeler değişti</p><p></p><p>Bretton Woods sonrası dönemde sermaye hareketlerinin sınırlı olması nedeniyle makroekonomik politikaların ülkeler arasında daha benzer sonuçlar verdiğini hatırlatan Eğilmez, 1980’lerden sonra finansal küreselleşmenin hızlanmasıyla bu tablonun değiştiğini vurguladı.</p><p></p><p>Bu süreçte aynı politika araçlarının farklı ekonomilerde giderek daha farklı sonuçlar üretmeye başladığını belirten Eğilmez, özellikle para politikasındaki ayrışmanın dikkat çekici olduğunu söyledi.</p><p></p><p>FED örneği dikkat çekti</p><p></p><p>Eğilmez, rezerv para statüsüne sahip olmayan ekonomilerde parasal genişlemenin çoğu zaman doğrudan enflasyon ve döviz kuru üzerinde baskı yarattığını, buna karşılık rezerv para ihraç eden ülkelerde etkinin önemli bölümünün küresel finansal sistem içinde dağıldığını ifade etti.</p><p></p><p>2008 küresel finans krizinin ardından ABD Merkez Bankası’nın uyguladığı niceliksel genişleme politikalarının ABD’de yüksek enflasyon yaratmadığını hatırlatan Eğilmez, benzer uygulamaların birçok gelişmekte olan ekonomide daha güçlü enflasyon ve kur baskıları oluşturduğunu kaydetti.</p><p></p><p>Faiz politikası her ülkede aynı işlemiyor</p><p></p><p>Faiz kararlarının da ülkelerin finansal yapısına göre farklı etkiler yarattığını belirten Eğilmez, gelişmiş ekonomilerde faiz artışlarının çoğu zaman enflasyonla mücadelede yeterli olabildiğini söyledi.</p><p></p><p>Dış finansmana bağımlı ekonomilerde ise faiz kararlarının yalnızca enflasyonu değil; sermaye hareketlerini, döviz kurunu ve finansal istikrarı da doğrudan etkilediğini belirten Eğilmez, bu nedenle para politikasının başarısının maliye politikası, kurumsal güven ve yapısal reformlarla yakından bağlantılı olduğunu vurguladı.</p><p></p><p>Tek doğru model dönemi kapanıyor</p><p></p><p>Eğilmez’e göre artık tartışmanın odağında “hangi ekonomik model doğrudur?” sorusu değil, “hangi model hangi koşullarda çalışır?” sorusu bulunuyor.</p><p></p><p>Kurumsal kapasitesi güçlü ülkelerde serbest piyasa mekanizmasının kaynak tahsisini daha etkin hale getirebildiğini belirten Eğilmez, kurumsal zayıflıkların belirgin olduğu ekonomilerde ise aynı mekanizmanın piyasa gücünün yoğunlaşmasına ve gelir dağılımının bozulmasına yol açabileceğini ifade etti.</p><p></p><p>Enflasyon yükselirken faiz indirimi uyarısı</p><p></p><p>Eğilmez, her ülkenin ortak teorik çerçeveleri kendi yapısal özelliklerine uygun politika tasarımlarına dönüştürmesi gerektiğini vurgularken önemli bir uyarıda da bulundu.</p><p></p><p>Yapısal farklılıkların, “enflasyon yükselirken faiz indirmek” gibi iktisadi temellerle bağdaşmayan uygulamaları meşrulaştırmayacağını belirten Eğilmez, bu tür adımların teorik farklılaşma kapsamında değerlendirilemeyeceğini söyledi.</p><p></p><p>İktisatçıya göre geleceğin makroekonomik tartışmaları, tek bir evrensel doğru model arayışından çok, hangi teorilerin hangi kurumsal ve finansal koşullar altında geçerlilik kazandığını anlamaya odaklanacak.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Bütçe açığının milli gelire oranını, %2,9'a düşürdük"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/butce-aciginin-milli-gelire-oranini-29a-dusurduk-4762/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/butce-aciginin-milli-gelire-oranini-29a-dusurduk-4762/</id>
<published><![CDATA[2026-08-06T16:45:34+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-08-06T16:45:34+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_96DD52-31BCD6-542445-D23532-B2693B-355180.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Şimşek, sosyal medya platformundaki hesabından, Bakanlığın icraatlarına ilişkin paylaşımını alıntılayarak, değerlendirmede bulundu.</p><p></p><p>Alıntıda yer alan videoda şu bilgilere yer verildi:</p><p></p><p>"Bütçe açığının milli gelire oranını, yüzde 11'den yüzde 2,9'a düşürdük. Genel yönetim borç stoğunun milli gelire oranını, yüzde 71,2'den yüzde 23,8'e gerilettik. Faiz harcamalarının bütçe giderleri içindeki payını yüzde 43'ten yüzde 14'e, vergi gelirleri içindeki payını yüzde 86'dan yüzde 18,6'ya düşürerek, kamu maliyesini daha güçlü bir yapıya kavuşturduk. 1975-2001 döneminde Türkiye'ye gelen toplam doğrudan yabancı yatırım 14 milyar dolar seviyesindeyken, 2002-2025 döneminde bu rakam 288,9 milyar dolara ulaştı. İhracatımızı 36,1 milyar dolardan, 273,3 milyar dolara yükselttik. Dünya ihracatından aldığımız payı, yüzde 0,55'ten yüzde 1,04'e çıkardık. Turizm gelirimizi 12,4 milyar dolardan 65,2 milyar dolara, ziyaretçi sayımızı 15,2 milyondan 63,9 milyona ulaştırdık. Üretimi ve ihracatı destekleyen finansman politikalarımızla, reel sektörü güçlendirdik. 2002-2025 döneminde, uluslararası kalkınma ortaklarından proje ve program finansmanı amacıyla toplam 125 milyar doların üzerinde dış finansman sağladık. Çiftçilerimizin kredi ve finansman bakiyesini, 735 milyon liradan 833 milyar liraya yükselttik. Kullandırılan kredilerin faiz yükünün yaklaşık yüzde 70'ini, Hazine olarak karşıladık. Esnaf ve sanatkarlarımızın kredi ve finansman bakiyesini, 153 milyon liradan 297 milyar liraya yükselttik. İhracatçılarımıza sağlanan kredi ve sigorta desteklerini, 5 milyar dolardan 54,2 milyar dolara yükselttik. Kişi başına düşen milli gelirimizi, 3 bin 616 dolardan 18 bin 40 dolara yükselttik. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası brüt rezervlerini, Temmuz 2026 itibarıyla yaklaşık 160 milyar dolara ulaştırarak, ekonomimizin dayanıklılığını daha da güçlendirdik."</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Türkiye'de fiyat hafızası silindi</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turkiyede-fiyat-hafizasi-silindi--1313/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turkiyede-fiyat-hafizasi-silindi--1313/</id>
<published><![CDATA[2026-08-06T11:31:53+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-08-06T11:31:53+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_47179F-B11609-9CA863-C4FBA9-461505-DDB04C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Son yıllarda Türkiye’de tüketicilerin en sık sorduğu sorulardan biri “Bu ürün gerçekten bu kadar eder mi?” oldu. İktisatçı Mahfi Eğilmez, fiyat artışlarının ötesinde, tüketicilerin fiyatları değerlendirme biçiminin de köklü şekilde değiştiğine dikkat çekerek, ülkede “fiyat algısının bozulduğunu” ifade etti.</p><p>Eğilmez’e göre fiyat algısı; geçmiş deneyimler, gelir düzeyi, benzer ürünlerin fiyatları ve ekonomik koşulların etkisiyle oluşan “makul fiyat” anlayışını ifade ediyor. Uzun süre aynı ürünü benzer seviyelerde satın alan tüketiciler, zihinlerinde doğal bir referans fiyat oluşturuyor. Ancak yüksek enflasyon dönemlerinde bu referans hızla değişiyor ve zamanla belirsizleşiyor.</p><p></p><p>“Normal fiyat” sorusunun cevabı kayboldu</p><p></p><p>Türkiye’de özellikle 2021 sonrasında hızlanan enflasyon sürecinin, fiyat algısındaki bozulmayı derinleştirdiğini belirten Eğilmez, temel gıda ürünlerinde yaşanan sık fiyat değişimlerinin tüketicinin zihnindeki ölçüyü ortadan kaldırdığını söyledi.</p><p>Süt, peynir, yumurta, domates ve soğan gibi günlük tüketim ürünlerinin kısa aralıklarla zamlanmasının ardından tüketicilerin artık “Bu ürünün normal fiyatı ne olmalı?” sorusuna net yanıt vermekte zorlandığına işaret etti.</p><p></p><p>Restorandan kiraya kadar aynı tablo</p><p></p><p>Eğilmez, fiyat algısındaki bozulmanın yalnızca marketlerle sınırlı olmadığını vurguladı. Aynı şehirde bir porsiyon dönerin semtten semte ciddi fiyat farkları göstermesi, tek kişilik bir kahvaltının başka bir bölgede iki kişilik hesapla yarışması ve benzer özellikteki dairelerin birkaç ay içinde yüz binlerce lira değer kazanmasının, tüketicilerin referans fiyatlarını sürekli yeniden oluşturmasına neden olduğunu ifade etti.</p><p>Bu ortamda vatandaşların artık bir ürünün pahalı mı yoksa makul mü olduğuna karar vermekten çok, bütçelerinin o ürüne yetip yetmediğine odaklandığını belirtti.</p><p></p><p>Aynı ürüne farklı markette farklı etiket</p><p></p><p>Fiyat algısını zedeleyen unsurlardan birinin de aynı ürünün farklı satış kanallarında çok farklı fiyatlarla satılması olduğunu kaydeden Eğilmez, örnek olarak zeytinyağı fiyatlarını gösterdi. Bir markette belirli bir fiyata satılan ürünün başka bir markette çok daha yüksek etiketle karşılaşmasının, tüketicide “Gerçek fiyat hangisi?” sorusunu doğurduğunu söyledi.</p><p>Bu durumun tüketicileri fiyat ezberlemek yerine sürekli karşılaştırma yapmaya zorladığını dile getirdi.</p><p></p><p>Beklentiler de fiyatları şekillendiriyor</p><p></p><p>Eğilmez’e göre ekonomik beklentiler de fiyat algısının bozulmasında önemli rol oynuyor. “Nasıl olsa gelecek ay daha pahalı olacak” düşüncesinin yüksek görünen fiyatların zamanla normalleşmesine yol açtığını belirten ekonomist, işletmelerin de gelecekte karşılaşabilecekleri maliyet artışlarını bugünden fiyatlarına yansıttığını ifade etti.</p><p>Böylece etiketlerin yalnızca bugünün maliyetlerini değil, yarının belirsizliğini de içerdiğini vurguladı.</p><p></p><p>Güven ve öngörülebilirlik uyarısı</p><p></p><p>Mahfi Eğilmez, fiyat algısındaki bozulmanın yalnızca alışveriş davranışlarını değil, ekonomiye duyulan güveni de etkilediğini söyledi. Tüketicilerin neyin gerçekten pahalı, neyin makul olduğunu ayırt edememesinin harcama planlamasını zorlaştırdığını, işletmeler açısından ise fiyat belirleme sürecini daha belirsiz hale getirdiğini ifade etti.</p><p>Sağlıklı ekonomilerde önemli olanın yalnızca fiyatların düşük olması değil, aynı zamanda istikrarlı, anlaşılabilir ve güvenilir olması olduğunu vurgulayan Eğilmez, bugün Türkiye’de birçok kişinin bir fiyat gördüğünde ilk olarak “Pahalı mı?” diye değil, “Başka yerde daha ucuzu var mı?” veya “Gelecek ay daha da artar mı?” diye düşündüğünü belirtti.</p><p></p><p>Çözüm için kalıcı istikrar şart</p><p></p><p>Eğilmez’e göre fiyat algısının yeniden sağlıklı biçimde oluşabilmesi kısa sürede mümkün görünmüyor. Bunun için yalnızca enflasyonun gerilemesinin yeterli olmayacağını belirten ekonomist, kalıcı fiyat istikrarı, yeniden tesis edilmiş ekonomik güven ve uzun süre korunan öngörülebilir politikaların gerekli olduğunu ifade etti.</p><p>Bu koşullar sağlanmadıkça tüketicilerin bir ürünün gerçekten ne kadar etmesi gerektiğine ilişkin sağlıklı bir referans fiyat oluşturmasının zor olacağı uyarısında bulundu.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Temmuz enflasyonu dezenflasyon sürecini destekledi</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/temmuz-enflasyonu-dezenflasyon-surecini-destekledi-7484/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/temmuz-enflasyonu-dezenflasyon-surecini-destekledi-7484/</id>
<published><![CDATA[2026-08-06T09:22:27+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-08-06T09:22:27+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_253DDC-DF076A-F821DB-3F0ACB-1453D1-F5A0D1.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ekonomist / Vergi Uzmanı Deniz Eresen, Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) açıkladığı temmuz ayı enflasyon verilerini Analiz Gazetesi'ne değerlendirdi.</p><p>Eresen, temmuz ayı enflasyonunun yalnızca fiyat artış hızını gösteren bir veri olmadığını, aynı zamanda uygulanan para politikasının ekonomi üzerindeki etkisini ortaya koyan önemli bir gösterge niteliği taşıdığını ifade etti. Açıklanan verilerin dezenflasyon sürecinin devam ettiğini gösterdiğini belirten Eresen, fiyat istikrarının kalıcı hale gelmesinin enflasyonla mücadelede temel hedef olmaya devam ettiğini söyledi.</p><p></p><p>YÜKSELİŞ İVMESİ ZAYIFLADI</p><p>Son bir yılda uygulanan sıkı para politikasının iç talebi yavaşlattığını aktaran Eresen, kredi büyümesinin sınırlandığını, tüketim harcamalarının daha kontrollü bir seyir izlediğini ve finansal koşulların belirgin şekilde sıkılaştığını kaydetti. Bu süreçte enflasyondaki yükseliş ivmesinin zayıfladığını ifade eden Eresen, yüksek finansman maliyetlerinin reel sektör üzerinde baskı oluşturduğunu, özellikle KOBİ'lerin işletme sermayesine erişimde zorlandığını ve yatırım kararlarının ertelenebildiğini dile getirdi.</p><p>Eresen, enflasyonla mücadelede yalnızca faiz politikasının yeterli olmayacağını belirterek, üretimde ithal ara malına bağımlılık, enerji ve lojistik maliyetleri ile verimlilik sorunlarının maliyet enflasyonu üzerinde etkisini sürdürdüğünü ifade etti. Jeopolitik gelişmeler ve enerji fiyatlarındaki olası yükselişlerin de enflasyon görünümünü etkileyebileceğini kaydeden Eresen, para politikasının mali disiplin ve üretimi destekleyecek yapısal reformlarla desteklenmesinin önemine dikkat çekti.</p><p></p><p>ERKEN FAİZ İNDİRİMİ UYARISI&nbsp;</p><p>Merkez Bankası açısından temmuz ayı verilerinin mevcut para politikası duruşunu desteklediğini belirten Eresen, enflasyon beklentileri kalıcı şekilde iyileşmeden atılacak erken faiz indirimi adımlarının bugüne kadar elde edilen kazanımları zayıflatabileceğini ifade etti. Para politikasında öngörülebilirlik ve güvenin korunmasının önem taşıdığını vurguladı.</p><p>Önümüzdeki dönemde yalnızca aylık enflasyon verilerinin değil, hizmet enflasyonu, çekirdek enflasyon göstergeleri, ücret-fiyat dengesi ve beklenti anketlerinin de yakından izlenmesi gerektiğini belirten Eresen, küresel finansal koşullar, ABD Merkez Bankası'nın faiz politikası, Avrupa ekonomisindeki görünüm ve enerji piyasalarındaki gelişmelerin Türkiye ekonomisi üzerinde etkili olmaya devam edeceğini söyledi.</p><p>Eresen, fiyat istikrarının kalıcı hale gelmesinin vatandaşın alım gücünün güçlenmesi, şirketlerin öngörülebilir bir ekonomik ortamda yatırım yapabilmesi ve üretimin sürdürülebilir şekilde artması açısından belirleyici olduğunu ifade etti.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Enflasyonunun ana eğilimi bir önceki aya kıyasla geriledi"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/enflasyonunun-ana-egilimi-bir-onceki-aya-kiyasla-geriledi-3011/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/enflasyonunun-ana-egilimi-bir-onceki-aya-kiyasla-geriledi-3011/</id>
<published><![CDATA[2026-08-05T03:26:11+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-08-05T03:26:11+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_7E0022-981B80-68D769-D44E4C-5C9BFF-3FFCE4.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>TCMB, Temmuz Ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu'nu yayımladı.</p><p></p><p>Rapora göre, tüketici fiyatları temmuz ayında yüzde 1,78 artarken, yıllık enflasyon 0,36 puan azalarak yüzde 31,75 seviyesinde gerçekleşti.</p><p></p><p>Aylık bazda temmuz ayında enerji ve hizmet gruplarında fiyat artışları öne çıkarken, temel mal grubunda ise fiyatlar ılımlı bir görünüm sergiledi.</p><p></p><p>Enerji fiyatlarında gözlenen artışta elektrik fiyatlarının yanı sıra otomatik maktu özel tüketim vergisi (ÖTV) artışı uygulanmamasına karşın, akaryakıt fiyatlarındaki yükseliş belirleyici oldu.</p><p></p><p>Yeniden artış eğilimine giren ham petrol fiyatları ve eşel mobil sisteminden kademeli çıkış stratejisi akaryakıt fiyatlarının bu seyrinde rol oynadı.</p><p></p><p>Hizmet grubunda aylık enflasyondaki yükselişte ise sağlık ve ulaştırma alt grupları öne çıktı. Sağlık hizmetleri fiyatları büyük ölçüde Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) muayene katılım payı düzenlemesinin etkisiyle artarken, ulaştırma hizmetleri üzerinde akaryakıt fiyatlarının yansımaları hissedildi.</p><p></p><p>Son iki aydır ılımlı seyreden gıda fiyat artışları temmuz ayında bazı sebze fiyatlarındaki artışa istinaden güçlenirken işlenmiş gıdada yavaşladı.</p><p></p><p>Temel mal grubunda, sezon indirimlerinin etkilerinin izlendiği giyim ve ayakkabı alt grubunda fiyatlar düşerken, dayanıklı ve diğer temel mallarda ise fiyat artışları zayıfladı.</p><p></p><p>Bu dönemde, üretici fiyat artışı önceki aylara kıyasla yavaşlamaya devam ederek yüzde 1,52 gerçekleşirken, yıllık enflasyon 0,26 puan düşüşle yüzde 27,83 oldu.</p><p></p><p>Bu görünüm altında, temmuz ayında aylık bazda tüketici enflasyonunun ana eğilimi bir önceki aya kıyasla geriledi.</p><p></p><p>- Yıllık tüketici enflasyonuna temel mal grubunun katkısı 0,60 puan azaldı</p><p></p><p>Rapora göre, yıllık tüketici enflasyonuna katkılar incelendiğinde, enerji, temel mal ve alkol-tütün-altın gruplarının katkıları bir önceki aya kıyasla sırasıyla 0,60, 0,25 ve 0,16 azalırken, gıda ve alkolsüz içecekler ile hizmet gruplarının katkıları sırasıyla 0,33 ve 0,32 arttı.</p><p></p><p>Mevsimsellikten arındırılmış verilerle, tüketici fiyatlarının aylık artışı güçlendi. Aylık artışlar, B endeksinde düşerken, C endeksinde yükseliş kaydetti.</p><p></p><p>Fiyat artışları B endeksini oluşturan gruplardan hizmette yükselirken, temel mal ve işlenmiş gıdada ise zayıfladı.</p><p></p><p>Dağılım bazlı göstergeler, B ve C gibi dışlamaya dayalı göstergelere kıyasla daha belirgin gerileyerek, ana eğilim tahminlerine göre daha düşük gerçekleşti.</p><p></p><p>Bu görünümde, temel mal ve işlenmiş gıda gibi geniş kapsamlı kalemlerde öngörülenden olumlu fiyat gelişmeleri etkili oldu.</p><p></p><p>Sonuç olarak, göstergeler temmuz ayında enflasyonun ana eğiliminin bir önceki aya kıyasla gerilediğine işaret etti. Benzer şekilde, üç aylık ortalamalar bazında da düşüş kaydedildi.</p><p></p><p>Hizmet fiyatları temmuz ayında yüzde 3,18 artarken, grup yıllık enflasyonu yüzde 39,70 ile görece yatay seyretti. Yıllık enflasyon ulaştırma ve diğer hizmetlerde yükselirken, lokanta-otelde yatay seyretti, kira ve haberleşmede ise geriledi.</p><p></p><p>Temmuz ayında, hizmet grubundaki aylık enflasyonun güçlenmesinde, SGK Sağlık Uygulama Tebliği'nde yapılan muayene katılım payı düzenlemesi neticesinde sağlık hizmetlerindeki fiyat artışı (yüzde 16,41) belirleyici oldu.</p><p></p><p>Bu düzenlemenin aylık tüketici enflasyonunu beklendiği gibi 0,22 puan artırdığı değerlendirildi. Ayrıca, sağlık hizmetleri fiyatları üzerinde Türk Tabipleri Birliği tarife artışlarının yansımaları da izlendi.</p><p></p><p>Aylık enflasyon lokanta-otelde önceki ayın bir miktar üzerinde gerçekleşirken, ulaştırma fiyatlarındaki hızlanmada son dönem akaryakıt fiyat gelişmelerinin etkisi görüldü.</p><p></p><p>Kira aylık enflasyonu ise kontrat yenileme oranındaki mevsimsel etkilerle yüzde 2,85 ile bir miktar yükselse de yıllık bazda yavaşlamaya devam etti. Haberleşme enflasyonu cep telefonu görüşme ücretleri öncülüğünde önceki aya kıyasla güçlendi.</p><p></p><p>- Temel mal grubu fiyatları geriledi</p><p></p><p>Temel mal grubu fiyatları temmuz ayında yüzde 0,38 azalırken, grup yıllık enflasyonu 0,55 puanlık düşüşle yüzde 16,82 olarak gerçekleşti.</p><p></p><p>Yıllık enflasyon giyim ve ayakkabıda artarken diğer alt gruplarda azaldı. Bu dönemde, dayanıklı tüketim mallarındaki fiyat artışı yüzde 0,95 ile bir önceki aya kıyasla yavaşladı.</p><p></p><p>Beyaz eşya aylık enflasyonu yüzde 3,56 ile güçlenirken, mobilya fiyatları yüzde 1,02 arttı, otomobil fiyat artışı ise yüzde 0,51 ile ılımlı seyretti.</p><p></p><p>Giyim ve ayakkabı fiyatları indirim sezonunun devamıyla yüzde 4,01 düşerken, diğer temel mallarda aylık enflasyon yüzde 1,19’a geriledi.</p><p></p><p>Enerji fiyatları temmuz ayında yüzde 2,30 arttı, yıllık enflasyon baz etkisiyle 6,55 puan düşerek yüzde 32,86 oldu. Akaryakıt fiyatları otomatik maktu ÖTV artışı yapılmamasına karşın yüzde 3,71 yükseldi.</p><p></p><p>Bu artışta, yükseliş eğilimine giren ham petrol fiyatları ve eşel mobil sisteminden kademeli çıkış stratejisi rol oynarken, etkinin bir kısmının ağustos ayına sarkacağı belirtildi.</p><p></p><p>Elektrik fiyatları piyasa takas fiyatı ve YEKDEM gelişmeleri neticesinde Son Kaynak Tedarik Tarifesi’ne bağlı olarak yükseldi (yüzde 5,75). Diğer alt gruplarda ise fiyat artışları ılımlı seyretti.</p><p></p><p>Diğer alt gruplarda ise fiyat artışları ılımlı seyretti.</p><p></p><p>Alkollü içecekler ve tütün grubunda fiyatlar, alkol ürünlerinde maktu verginin güncellenmesiyle yüzde 1,93 yükseldi. Tütün ürünlerinde nispi ÖTV oranı düşürülürken maktu verginin artırılmasının enflasyon üzerindeki yukarı yönlü etkisinin ağustos ayında gözlenebileceği kaydedildi.</p><p></p><p>Gıda ve alkolsüz içecekler aylık enflasyonu yüzde 1,61 ile son iki aya kıyasla güçlendi, grup yıllık enflasyonu 2,08 puan yükselişle yüzde 37,52 oldu. Yıllık enflasyon, işlenmemiş gıdada 6,50 puan artarak yüzde 39,69 olurken, işlenmiş gıdada 1,55 puan düşerek yüzde 35,95’e geriledi.</p><p></p><p>- İşlenmemiş gıda fiyatları arttı</p><p></p><p>İşlenmemiş gıda fiyatlarındaki yüzde 2,37 artışta, arz kaynaklı gelişmeler sonucu kuru soğan, biber gibi bazı sebze kalemleri etkili oldu.</p><p></p><p>İşlenmiş gıda aylık fiyat artışı yüzde 1,03 ile yavaşladı. Bu alt grupta, çay, şeker ve alkolsüz içecekler fiyat artışı ile öne çıkan kalemler oldu.</p><p></p><p>Ana sanayi gruplarına göre incelendiğinde, jeopolitik gelişmelerin etkisiyle enerji fiyatlarındaki artış (yüzde 4,83) bir önceki aya kıyasla güçlendi.</p><p></p><p>Aylık enflasyon dayanıksız tüketim ve sermaye mallarında sırasıyla yüzde 1,33 ve yüzde 1,09 olurken, diğer gruplarda ılımlı seyretti.</p><p></p><p>Sektörel bazda incelendiğinde ise elektrik, gaz üretimi ve dağıtımı ile içecekler belirgin oranda fiyat artışı gösteren alt gruplar oldu.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Türkiye'de faizler uzun süre yüksek kalmalı"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turkiyede-faizler-uzun-sure-yuksek-kalmali-9232/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turkiyede-faizler-uzun-sure-yuksek-kalmali-9232/</id>
<published><![CDATA[2026-08-04T14:33:23+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-08-04T14:33:23+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_FC1354-41273C-B17BF6-51B962-B8D70A-A293CB.jpeg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Goldman Sachs; Türkiye’de eşel mobil uygulamasının Ekim ayına kadar tamamen kaldırılacak olması ve Orta Doğu'daki çatışmalar nedeniyle küresel enerji fiyatlarında yaşanan belirsizliği gerekçe göstererek, Türkiye'de faiz oranlarının daha uzun bir süre yüksek kalması gerektiğini belirtti.</p><p style="font-size: 16px; border-width: 0px; border-color: rgb(229, 231, 235); margin-bottom: 1rem; line-height: 1.5rem; caret-color: rgb(0, 0, 0); color: rgb(0, 0, 0); font-family: Poppins, sans-serif; -webkit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0); -webkit-text-size-adjust: 100%;">Dün açıklanan verilere göre, Türkiye'de yıllık enflasyon Temmuz ayında beklenenden biraz daha fazla yavaşladı. Yine de, İran savaşıyla dalgalanan enerji fiyatlarının, Merkez Bankası'nın temkinli duruşunu pekiştirmesi bekleniyor. Yıllık enflasyon, Haziran ayındaki yüzde 32,1 seviyesinden yüzde 31,8'e gerileyerek üst üste ikinci ayda da düşüş gösterdi; ancak Merkez Bankası'nın yüzde 26'lık yıl sonu hedefinin oldukça üzerinde kalmaya devam etti.</p><p style="font-size: 16px; border-width: 0px; border-color: rgb(229, 231, 235); margin-bottom: 1rem; line-height: 1.5rem; caret-color: rgb(0, 0, 0); color: rgb(0, 0, 0); font-family: Poppins, sans-serif; -webkit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0); -webkit-text-size-adjust: 100%;">Goldman Sachs ekonomistleri Clemens Grafe ve Başak Edizgil yayınladıkları notta, yüzde 29'luk yıl sonu enflasyon tahminlerine kıyasla yukarı yönlü riskler gördüklerini belirterek “Yüksek enerji fiyatları ve Türk lirasındaki daha hızlı değer kaybından kaynaklanan riskler, faiz oranlarının daha uzun süre yüksek seviyelerde kalmasını gerektireceğine işaret ediyor” değerlendirmesine yer verdi.</p><p style="font-size: 16px; border-width: 0px; border-color: rgb(229, 231, 235); margin-bottom: 0px; line-height: 1.5rem; caret-color: rgb(0, 0, 0); color: rgb(0, 0, 0); font-family: Poppins, sans-serif; -webkit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0); -webkit-text-size-adjust: 100%;">Ekonomistler ayrıca, Temmuz ayında hizmet enflasyonunda bozulma görülmesine karşın, daha geniş kapsamlı temel enflasyon dinamiklerinde iyileşmenin sürdüğünü vurgulayarak "Tüm çekirdek enflasyon göstergelerimiz Temmuz ayında temel enflasyonda genel bir iyileşmeye işaret etti ve böylece üç aylık hareketli ortalama bazında çekirdek enflasyon ivmesi ilk çeyrekteki seviyelere geri döndü" ifadelerini kullandı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">DPT'nin 50 yıllık öngörüsü gerçeğe dönüştü</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/dptnin-50-yillik-ongorusu-gercege-donustu-1082/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/dptnin-50-yillik-ongorusu-gercege-donustu-1082/</id>
<published><![CDATA[2026-08-04T01:43:03+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-08-04T01:43:03+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5289D2-7C9C3C-8302DD-450E40-5C281B-29EFC0.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından 1976 yılında hazırlanan Sabun ve Deterjan Sanayii Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Türk temizlik sektörünün gelişimine ilişkin dikkat çekici öngörüler içeriyordu. Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı hazırlıkları kapsamında hazırlanan ve 1977 yılında yayımlanan rapor, sektörün mevcut durumunu ortaya koyarken geleceğe ilişkin önemli değerlendirmelerde de bulunmuştu.</p><p></p><p>Raporda, dönemin en önemli sorunlarından biri olarak sektördeki dağınık üretim yapısına dikkat çekiliyordu. Buna göre, 1976 yılı itibarıyla Türkiye'de 380 sabun ve 100 deterjan üreticisi faaliyet gösteriyordu. Komisyon, sektörü "adeta halk sanatı hâline gelmiş" bir yapı olarak tanımlıyor ve küçük ölçekli üretimin verimlilik, kalite ve denetim sorunlarına yol açtığını belirtiyordu.</p><p></p><p>İstanbul'daki işletmelerin yalnızca yüzde 7 ila 8'inin büyük ölçekli üretim kapasitesine sahip olduğu belirtilirken, önemli bir bölümünün haftada 5 ila 6 tonluk üretim yaptığı ifade ediliyordu.</p><p></p><p><b>İhracat yapılamıyordu</b></p><p></p><p>Raporun en dikkat çekici bölümlerinden biri ise dış ticarete ilişkin değerlendirmelerdi. Komisyon, o dönemde "üretilen mallar ihraç da edilmemektedir" tespitini yaparken, sektörün uluslararası rekabet koşullarına hazırlanması gerektiğini vurguluyordu.</p><p></p><p>Aradan geçen yaklaşık elli yıl içinde sektörün yapısı önemli ölçüde değişti. İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği'nin (İKMİB) 2025 verilerine göre, "Uçucu Yağlar, Kozmetikler ve Sabun" ürün grubunun ihracatı 2,33 milyar dolara, "Yıkama Müstahzarları" grubunun ihracatı ise 930 milyon dolara ulaştı. Böylece sektörün toplam ihracat hacmi yaklaşık 3,3 milyar dolar seviyesine yükseldi.</p><p></p><p><b>Ölçek ekonomisi öne çıktı</b></p><p></p><p>Komisyonun öngörüleri arasında, firma sayısının azalması ve üretim ölçeklerinin büyümesi de yer alıyordu. Raporda, dünya genelinde sabun ve deterjan sanayiinde faaliyet gösteren şirketlerin sayısının azaldığı, buna karşılık üretim kapasitelerinin arttığı ifade ediliyordu.</p><p></p><p>Bugün sektörün rekabet gücü; teknoloji, verimlilik, kalite ve ölçek ekonomileri gibi unsurlar üzerinden değerlendiriliyor. Uzmanlar, bu dönüşümün, raporda yer alan öngörülerin büyük ölçüde doğrulandığını ortaya koyduğunu belirtiyor.</p><p></p><p><b>Çevre konusunda erken uyarı</b></p><p></p><p>Raporda, çevresel etkiler konusunda da dikkat çekici değerlendirmelere yer verildi. Komisyon, biyolojik olarak parçalanabilen deterjan hammaddelerinin kullanımının yaygınlaştırılması gerektiğini vurgularken, ilerleyen yıllarda çevreyle ilgili sorunların önem kazanacağını ifade ediyordu.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Bugün ise sürdürülebilirlik, karbon ayak izi, döngüsel ekonomi ve çevre dostu hammaddeler sektörün en önemli gündem başlıkları arasında bulunuyor.</p><p></p><p>"Geleceği doğru okumak gerekiyor"</p><p></p><p>Bileşim Kimya Yönetim Kurulu Üyesi Ruhi Aray Arsu, söz konusu raporun yalnızca geçmişe ışık tutmadığını, aynı zamanda uzun vadeli düşünmenin önemini de ortaya koyduğunu belirtti.</p><p></p><p>Arsu, "Elli yıl önce yapılan değerlendirmelerin önemli bir bölümü bugün gerçekleşmiş durumda. Geleceği öngörebilmek için bugünün sorunlarını doğru analiz etmek gerekiyor. Önümüzdeki elli yılın ihtiyaçlarını bugünden görebilmek, geçmişte olduğu gibi bugün de büyük önem taşıyor." ifadelerini kullandı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Aldığımız tedbirlerin etkisiyle enflasyonunda katılık azalıyor"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/aldigimiz-tedbirler-ve-dezenflasyon-surecinin-etkisiyle-enflasyonunda-katilik-azaliyor-6455/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/aldigimiz-tedbirler-ve-dezenflasyon-surecinin-etkisiyle-enflasyonunda-katilik-azaliyor-6455/</id>
<published><![CDATA[2026-08-03T13:32:37+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-08-03T13:32:37+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_C7B5B7-AF9862-4654B5-4C10DD-B7D3F3-C78D3C.jpeg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Şimşek, NSosyal hesabından temmuz ayı enflasyon verilerine ilişkin paylaşım yaptı.</p><p style="margin-bottom: 1rem; caret-color: rgb(67, 67, 67); color: rgb(67, 67, 67); font-family: Poppins; -webkit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0);">Zorlu küresel ve jeopolitik koşullara rağmen dezenflasyonun devam ettiğine işaret eden Şimşek, şunları kaydetti:</p><p style="margin-bottom: 1rem; caret-color: rgb(67, 67, 67); color: rgb(67, 67, 67); font-family: Poppins; -webkit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0);">"Temmuz ayında yıllık enflasyon bir önceki aya göre 0,4 puan gerileyerek yüzde 31,8 oldu. Aldığımız tedbirler ve dezenflasyon sürecinin etkisiyle hizmet enflasyonunda katılık azalıyor. Eğitim ve kira yıllık enflasyonları geçen yılın aynı ayına göre sırasıyla 31 ve 34 puan azaldı. Jeopolitik gelişmeler kaynaklı riskleri etkin şekilde yönetirken mali disiplinden ve kalıcı fiyat istikrarı hedefimizden taviz vermiyoruz."</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Yen"e müdahale yeni kur savaşı başlatacak</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yene-mudahale-yeni-kur-savasi-baslatacak-8953/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yene-mudahale-yeni-kur-savasi-baslatacak-8953/</id>
<published><![CDATA[2026-08-03T11:50:17+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-08-03T11:50:17+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_A136FE-94686E-0506CD-D70180-3C2559-FDADA3.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Küresel döviz piyasalarında son günlerde yaşanan hareketlilik, finans çevrelerinin dikkatini yeniden Japon yenine çevirdi. İktisatçı Mahfi Eğilmez’in değerlendirmesine göre Japonya’nın yenin hızlı değer kaybını durdurmak amacıyla piyasaya doğrudan müdahale etmesi ve ABD’nin bu adıma destekleyici yaklaşması, küresel ekonomi açısından sıradan bir kur gelişmesi olarak görülmemeli.</p><p>Yen, son yıllarda dolar karşısında ciddi değer kaybı yaşarken, bu sürecin temelinde ABD ile Japonya arasındaki para politikası ayrışması bulunuyor. ABD Merkez Bankası (Fed) yüksek enflasyonla mücadele için faizleri uzun süre yüksek tutarken, Japonya düşük faiz ve genişleyici para politikasını sürdürdü. Faiz farkının açılması, küresel sermayenin dolara yönelmesine neden oldu.</p><p></p><p>İthalat faturası büyüyor</p><p></p><p>Japonya açısından zayıf yen yalnızca finansal bir gösterge değil. Enerji ve hammadde ithalatına büyük ölçüde bağımlı olan ülke için kurdaki değer kaybı, elektrikten akaryakıta, gıdadan sanayi üretimine kadar birçok alanda maliyetlerin yükselmesi anlamına geliyor. İhracatçı şirketler kısa vadede rekabet avantajı elde etse de, artan ithalat maliyetleri bu kazancı ekonominin geneline yaymayı zorlaştırıyor.</p><p>Bu gelişmeler üzerine Japonya Maliye Bakanlığı’nın dolar satarak yen alımı yaptığı ve piyasaya “kontrolsüz değer kaybına izin verilmeyecek” mesajı verdiği değerlendiriliyor.</p><p></p><p>ABD’nin desteği dikkat çekti</p><p></p><p>Washington yönetiminin müdahaleye karşı çıkmaması hatta destekleyici bir tutum sergilemesi, piyasalarda en çok dikkat çeken unsur oldu. Eğilmez’e göre bu durum, ABD’nin serbest piyasa yaklaşımını tamamen terk ettiği anlamına gelmiyor. Ancak finansal istikrarın tehdit altında olduğu dönemlerde büyük ekonomilerin koordineli hareket etmeye daha istekli hale geldiğini gösteriyor.</p><p></p><p>Plaza Anlaşması yeniden gündemde</p><p></p><p>Piyasalarda ilk akla gelen örnek, 1985 tarihli Plaza Anlaşması oldu. O dönemde aşırı değerlenen doların kontrollü biçimde zayıflatılması için ABD, Japonya, Batı Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık ortak hareket etmişti. Kısa vadede Amerikan ihracatı rahatlamış olsa da, sonrasında Japonya’da oluşan varlık balonu ve “kayıp on yıllar” süreci tarihe önemli bir uyarı olarak geçti.</p><p>Eğilmez, bugün yaşananların birebir Plaza Anlaşması’nın tekrarı olmadığını vurgularken, yaklaşık kırk yıl sonra ABD ile Japonya’nın yeniden aynı doğrultuda hareket etmesinin benzer kaygılara işaret ettiğini belirtiyor.</p><p></p><p>Kritik nokta ABD tahvilleri</p><p></p><p>Japonya’nın dünyanın en büyük ABD Hazine tahvili yatırımcılarından biri olması, gelişmeyi daha da önemli hale getiriyor. Yen üzerindeki baskının kontrolden çıkması durumunda yalnızca Japon piyasalarının değil, ABD tahvil piyasasının ve dolayısıyla küresel finans sisteminin de etkilenebileceği değerlendiriliyor.</p><p>Bu nedenle ABD’nin desteği, yalnızca Tokyo’ya yönelik bir dayanışma değil; aynı zamanda kendi finansal çıkarlarını koruma hamlesi olarak yorumlanıyor.</p><p></p><p>Devletler yeniden sahnede</p><p></p><p>Pandemi sonrası dönemde yüksek enflasyon, enerji krizi ve jeopolitik gerilimlerin etkisiyle devletlerin ekonomideki rolü yeniden güçlenmiş durumda. Merkez bankaları artık yalnızca faiz belirleyen kurumlar olmaktan çıkıp tahvil alımları, döviz müdahaleleri ve finansal istikrarı korumaya yönelik daha aktif araçlar kullanıyor.</p><p></p><p>Müdahaleler zaman kazandırır</p><p></p><p>Eğilmez’in değerlendirmesinde en kritik uyarı ise döviz müdahalelerinin kalıcılığına ilişkin oldu. Faiz farkları ve sermaye hareketleri aynı yönde devam ettiği sürece piyasaların yeniden denge arayışına gireceğini belirten Eğilmez, müdahalelerin yapısal sorunların yerini tutamayacağını vurguluyor.</p><p></p><p>Küresel ekonomi için güçlü mesaj</p><p></p><p>Uzmanlara göre bugün tartışılan konu yalnızca Japon yeninin geleceği değil. Asıl önemli olan, büyük ekonomilerin belirsizlik dönemlerinde döviz piyasalarına ne ölçüde ve hangi araçlarla müdahale etmeye hazır olduklarını göstermeleri. Bu durum, küresel ekonomide önümüzdeki dönemde koordineli kur müdahalelerinin ve daha aktif devlet politikalarının daha sık gündeme gelebileceğine işaret ediyor.</p><p></p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Fed ve ABD verileri emtia piyasalarında oynaklığı artırdı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/fed-ve-abd-verileri-emtia-piyasalarinda-oynakligi-artirdi-1309/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/fed-ve-abd-verileri-emtia-piyasalarinda-oynakligi-artirdi-1309/</id>
<published><![CDATA[2026-08-02T12:29:47+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-08-02T12:29:47+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_2DA91A-C53241-687E2F-5E46B8-1D2D3C-B9F7F1.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Fed, politika faizini beklentiler doğrultusunda yüzde 3,50-3,75 aralığında sabit tuttu. Kararın 3’e karşı 9 oyla alınması ve 3 üyenin 25 baz puanlık faiz artırımını desteklemesi, Bankanın bundan sonraki adımlarına ilişkin belirsizlikleri artırdı.</p><p></p><p>Fed Başkanı Kevin Warsh, kararın ardından düzenlenen basın toplantısında, Fed’in fiyat istikrarını sağlama konusundaki kararlılığını yineleyerek yüzde 2’lik enflasyon hedefinde herhangi bir yumuşamanın söz konusu olmadığını söyledi.</p><p></p><p>Fed içindeki görüş ayrılıkları ve enflasyonla mücadelede izlenecek yola ilişkin belirsizlikler artarken, uzun vadeli tahvil faizleri yükseldi.</p><p></p><p>Bu gelişmelerin ardından ABD ekonomisinin yılın ikinci çeyreğinde yıllıklandırılmış olarak yüzde 1,5 büyüyerek ilk çeyrekteki yüzde 2,1’lik büyümenin altında kalması, ekonomik faaliyetin ivme kaybettiğine işaret etti.</p><p></p><p>Fed’in enflasyon göstergesi olarak yakından takip ettiği kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksindeki yıllık artışın haziranda yüzde 4,1’den yüzde 3,7’ye gerilemesi ise eylül toplantısına ilişkin faiz artırımı beklentilerini zayıflattı.</p><p></p><p>Böylece dolar ve tahvil faizlerindeki dalgalanma değerli metal fiyatlarında oynaklığı artırırken ekonomik faaliyete ilişkin endişeler sanayi metalleri üzerinde baskı oluşturdu.</p><p></p><p>Analistler, Fed kararı öncesinde yüzde 81’e kadar çıkan eylül toplantısındaki faiz artırımı ihtimalinin, kararın ardından yüzde 65 civarına gerilediğini belirtti.</p><p></p><p>Zayıflayan büyüme görünümü ile kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksindeki yıllık artışın yavaşlamasının Fed’e beklemek için alan açtığını ifade eden analistler, buna karşın 3 üyenin faiz artırımını desteklemesi ve enflasyonun halen yüzde 2 hedefinin üzerinde bulunması nedeniyle faiz artırımı ihtimalinin gündemde kalmaya devam ettiğini kaydetti.</p><p></p><p>Bu gelişmelerin yanı sıra hafta başında Orta Doğu’da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılara geçici olarak ara verilmesi, müzakere beklentilerini güçlendirerek petrol fiyatlarındaki jeopolitik risk primini azaltırken, hafta sonunda saldırıların yeniden başlaması enerji piyasalarındaki oynaklığın sürmesine neden oldu.</p><p></p><p>- Değerli metallerde ABD'deki veriler etkili oldu</p><p></p><p>Değerli metallerde dolar ve tahvil faizlerindeki hareketler ile Fed’in para politikasına ilişkin değişen beklentiler belirleyici oldu.</p><p></p><p>Fed’in politika faizini sabit tutmasının ardından gerileyen değerli metaller, ABD’de büyümenin ivme kaybetmesi ve enflasyon göstergelerinin yavaşlamasıyla gelen alışlarla toparlandı.</p><p></p><p>Buna karşın, Fed üyeleri arasındaki görüş ayrılıkları ve uzun vadeli tahvil faizlerindeki yükseliş altın ile gümüş fiyatlarını baskıladı. Dolar endeksinin haftanın son işlem gününde toparlanması da bu baskıyı artırdı.</p><p></p><p>Platin ve paladyum ise değerli metal grubundan pozitif ayrıştı.</p><p></p><p>Bu gelişmelerin yanı sıra küresel altın ve değerli metal fonlarına 29 Temmuz’da sona eren haftada giriş görülmesi, değerli metallerdeki kayıpların sınırlanmasına yardımcı oldu.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle birlikte değerli metallerde ons bazında fiyatlar platinde yüzde 3,5 ve paladyumda yüzde 2,7 artarken, gümüşte yüzde 0,9 ve altında yüzde 0,3 geriledi.</p><p></p><p>- Baz metallerde de karışık seyir öne çıktı</p><p></p><p>Baz metallerde Çin ekonomisine ilişkin talep endişeleri ile bakır stoklarındaki azalışın yarattığı arz sıkışıklığı fiyatlamaları ayrıştırdı.</p><p></p><p>Çin’de resmi imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi’nin temmuzda 50,3’ten 49,2’ye düşerek yeniden daralma bölgesine geçmesi, sanayi emtialarına yönelik talep endişelerini artırdı.</p><p></p><p>Buna karşın bakır fiyatları, küresel piyasalardaki kullanılabilir stokların azalmasıyla yükseldi.</p><p></p><p>Şanghay Vadeli İşlemler Borsası’ndaki bakır stoklarının mart ayındaki 433 bin 458 tonluk zirveden 69 bin 610 tona gerilemesi fiyatları destekleyen bir diğer unsur olarak öne çıktı. Çin’in ithalat iştahını gösteren Yangshan bakır priminin ton başına 115 dolarla dört yılın en yüksek seviyesine çıkması da talepteki toparlanmaya işaret etti.</p><p></p><p>Londra Metal Borsası’nda teslimata hazır bakır stoklarının azalması, rafine metal arzındaki sıkılığa yönelik endişeleri artırdı. ABD’de olası bakır ithalat tarifelerinin yarattığı fiyat farkı nedeniyle bakırın küresel depolardan Amerikan piyasasına yönelmesi de Londra ve Şanghay piyasalarındaki kullanılabilir arzı daralttı.</p><p></p><p>Çin’in resmi imalat sanayi göstergesinin haftanın son işlem gününde daralma bölgesine geçmesi ise sanayi talebine ilişkin endişeleri artırarak bakırdaki yükselişi sınırladı.</p><p></p><p>Baz metallerde tezgah üstü piyasada tamamlanan hafta libre bazında fiyatlar bakırda yüzde 2,9, çinkoda yüzde 1,2 ve alüminyumda yüzde 0,7 artarken kurşunda yüzde 0,7 ve nikelde yüzde 0,3 geriledi.</p><p></p><p>- Enerji grubunda haftalık bazda düşüş görüldü</p><p></p><p>Enerji grubunda Orta Doğu’daki gelişmeler, üretici ülkelerin arz politikalarına ilişkin beklentiler ve ABD’nin stok verileri öne çıktı.</p><p></p><p>Brent petrol fiyatlarındaki düşüşte, hafta başında ABD ile İran arasındaki saldırılara ara verilmesi etkili oldu. Bu gelişme müzakere beklentilerini güçlendirerek petrol fiyatlarındaki jeopolitik risk primini azalttı.</p><p></p><p>OPEC+ grubunun eylül ayı üretim hedefini günlük yaklaşık 188 bin varil artırabileceğine ilişkin beklentiler de fiyatları baskıladı.</p><p></p><p>ABD Enerji Enformasyon İdaresi verilerine göre, ülkedeki stratejik petrol rezervleri hariç ticari ham petrol stokları 24 Temmuz’da sona eren haftada 7,2 milyon varil azalarak 404,5 milyon varile geriledi. Stoklardaki düşüş ve Orta Doğu’daki saldırıların yeniden başlaması, Brent petroldeki kaybı sınırladı.</p><p></p><p>Doğal gazda yüksek üretim, bazı bölgelerde daha serin hava beklentileri ve sıvılaştırılmış doğal gaz ihracat tesislerine yönelen akışların azalması fiyatlar üzerinde baskı oluşturdu.</p><p></p><p>Depolardaki gaz miktarının beş yıllık ortalamanın üzerinde bulunması da düşüşte etkili oldu. Doğal gaz stoklarının piyasa beklentilerinin altında kalarak 28 milyar fit küp artması ise kayıpların büyümesini engelledi.</p><p></p><p>Bununla birlikte, haftalık bazda Brent petrolün varil fiyatı yüzde 4,6, doğal gazın İngiliz termal birimi cinsinden fiyatı da yüzde 0,7 geriledi.</p><p></p><p>- Tarım emtialarında karışık seyir izlendi</p><p></p><p>Tarım emtialarında ABD’nin üretim bölgelerine yönelik hava tahminleri, ürün gelişim verileri, hasat beklentileri ve ihracat talebi fiyatlamalarda etkili oldu.</p><p></p><p>Buğday, soya fasulyesi ve mısır fiyatları, ABD’nin Orta Batı bölgesine yağış getirecek hava tahminleri ile yüksek küresel arz beklentilerinin etkisiyle geriledi.</p><p></p><p>ABD Tarım Bakanlığının haftalık raporunda mısır ve soya fasulyesinin iyi ve mükemmel durumdaki payları geriledi. Buna karşın, ürünlerin gelişiminin beş yıllık ortalamanın ilerisinde olduğu görüldü.</p><p></p><p>Buğdayda ABD kışlık hasadının yüzde 81’e ulaşarak beş yıllık ortalamanın üzerinde seyretmesi ve küresel arzın yüksek kalacağı beklentisi fiyatları baskıladı. Rusya ve Ukrayna limanlarına yönelik saldırılar ile Karadeniz’deki sevkiyat aksamaları ise düşüşü sınırladı.</p><p></p><p>Pamuk fiyatları, güçlü yeni sezon ABD ihracat satışları ve vadeli piyasalardaki teknik alışlarla yükseldi.</p><p></p><p>Gana Kakao Kurulunun gelecek sezon üretiminin en az yüzde 16 azalabileceği yönündeki tahmini fiyatları destekledi. Malezyalı kakao işleyicisi Guan Chong’un tesislerini 2026’da yaklaşık yüzde 90 kapasiteyle çalıştırmayı beklediğini açıklaması da talep görünümüne ilişkin iyimserliği artırdı.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle birlikte Chicago Ticaret Borsası'nda kile başına fiyatlar buğdayda yüzde 5,9, soya fasulyesinde yüzde 5,2, mısırda yüzde 4,9 ve pirinçte yüzde 0,1 geriledi.</p><p></p><p>ABD merkezli Intercontinental Exchange’te libre bazında fiyatlar pamukta yüzde 2,1 artarken şekerde yüzde 0,3 ve kahvede yüzde 0,1 düşüş görüldü. Kakaonun ton başına fiyatı da haftayı yüzde 0,3 yükselişle tamamladı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Geçim baskısı öfkeyi büyütüyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/gecim-baskisi-ofkeyi-buyutuyor-360/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/gecim-baskisi-ofkeyi-buyutuyor-360/</id>
<published><![CDATA[2026-08-02T12:00:07+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-08-02T12:00:07+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_F50DDB-CCED78-C22691-6CF90F-1F9830-03E07E.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>İktisatçı Mahfi Eğilmez, “Öfke Toplumu” başlıklı değerlendirmesinde, Türkiye’de artan ekonomik baskıların yalnızca gelir dağılımı ve yaşam standartlarını değil, toplumsal psikolojiyi de derinden etkilediğini vurguladı. Eğilmez’e göre öfke doğal bir duygu olsa da, sağlıklı biçimde ifade edilemediğinde bireysel ve toplumsal düzeyde yıkıcı sonuçlar doğurabiliyor.</p><p>Eğilmez, öfkenin çoğu zaman haksızlığa uğrama, engellenme, değersiz hissetme ya da kontrol kaybı yaşandığında ortaya çıktığını belirterek, sorunun öfkenin varlığı değil, nasıl yaşandığı ve nasıl dışa vurulduğu olduğunu ifade etti.</p><p></p><p><b>Bastırılan öfke kişiye zarar veriyor</b></p><p></p><p>Psikoloji literatüründe “içe yönelen öfke” kavramına dikkat çeken Eğilmez, bireyin yaşadığı öfkeyi güvenli biçimde ifade edemediğinde bu duygunun ortadan kalkmadığını, zamanla kişinin kendi iç dünyasına yöneldiğini kaydetti. Bu durumun kendini suçlama, değersizlik hissi, yoğun suçluluk, tükenmişlik, depresif belirtiler ve psikosomatik rahatsızlıklar şeklinde ortaya çıkabileceğini belirtti.</p><p>Eğilmez, “İfade edilmeyen öfke bazen çevreye değil, doğrudan kişinin kendisine zarar vermeye başlar” değerlendirmesinde bulundu.</p><p></p><p><b>Öfke güvenli alanlara kayıyor</b></p><p></p><p>Yazıda, öfkenin her zaman içe yönelmediği, bazı durumlarda gerçek kaynağına tepki göstermenin riskli görülmesi nedeniyle daha güvenli kişilere veya ortamlara yöneltildiği vurgulandı. Psikolojide “yer değiştirme” savunma mekanizması olarak tanımlanan bu durumun, iş yerinde yaşanan gerilimin eve taşınması veya okulda hissedilen haksızlığın arkadaşlara yansıtılması gibi örneklerle görülebildiği ifade edildi.</p><p></p><p><b>Ekonomik baskılar stres seviyesini yükseltiyor</b></p><p></p><p>Eğilmez’e göre Türkiye’de ekonomik belirsizlikler, geçim sıkıntısı, hızla artan yaşam maliyetleri, yoğun çalışma temposu ve iş güvencesine ilişkin kaygılar toplumun stres seviyesini belirgin biçimde artırıyor.</p><p>Bunun yanında, otoriteye itiraz etmenin hoş karşılanmaması, “sorun çıkaran kişi” olarak etiketlenme korkusu ve işini kaybetme endişesinin de bireylerin yaşadıkları öfkeyi doğrudan ifade etmelerini zorlaştırdığına dikkat çekildi.</p><p></p><p><b>Trafik, tribünler ve sosyal medya uyarısı</b></p><p></p><p>Eğilmez, günlük yaşamda trafikte küçük bir tartışmanın kısa sürede kavgaya dönüşmesi, futbol tribünlerinde artan saldırgan söylemler ve sosyal medyada basit görüş ayrılıklarının hakaretlere varan çatışmalara dönüşmesinin, birikmiş öfkenin daha güvenli görülen alanlarda dışa vurulmasının göstergeleri olabileceğini belirtti.</p><p>Ancak bu davranışların tek nedeninin bastırılmış öfke olmadığını, kültürel normlar, grup dinamikleri, dürtü kontrolü ve bireysel özelliklerin de etkili olduğunu ifade etti.</p><p></p><p><b>Öfke bastırılmamalı, yönetilmeli</b></p><p></p><p>Eğilmez, sağlıklı bireyler ve sağlıklı toplumlar için önemli olanın öfkeyi bastırmak değil, onu güvenli ve yapıcı yollarla ifade edebilmeyi öğrenmek olduğunu vurguladı.</p><p>Bu hedefe ulaşabilmek için insanların düşüncelerini ve duygularını korkmadan ifade edebildikleri, eleştiriye tahammülün bulunduğu ve psikolojik güvenliğin desteklendiği bir toplumsal ve kurumsal kültürün geliştirilmesi gerektiğini belirten Eğilmez, ekonomik sorunların yalnızca gelir ve enflasyon boyutuyla değil, toplumun ruh sağlığı üzerindeki etkileriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiği mesajını verdi.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Turizm faaliyetlerini yılın tamamına yaymayı sürdüreceğiz"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turizm-faaliyetlerini-yilin-tamamina-yaymayi-surdurecegiz-5421/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turizm-faaliyetlerini-yilin-tamamina-yaymayi-surdurecegiz-5421/</id>
<published><![CDATA[2026-07-31T12:11:59+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-31T12:11:59+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_0B1F26-109FC5-1CD8EE-DEF0A5-866BAD-7BF481.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Şimşek, NSosyal hesabından bu yılın ikinci çeyrek turizm istatistiklerine ilişkin paylaşım yaptı.</p><p></p><p>Olumsuz jeopolitik gelişmelere rağmen ikinci çeyrekte yıllıklandırılmış turizm gelirinin 65,2 milyar dolarla 2025 yılı seviyesini koruduğuna işaret eden Şimşek, "Bu dönemde ziyaretçi sayısı sınırlı gerilerken, kişi başı ortalama harcama geçen yıla göre artış gösterdi. Böylece savaşın, hizmet ihracatı kanalıyla cari denge üzerindeki olumsuz etkileri sınırlandı. Programımızla sağladığımız yapısal iyileşme sayesinde cari dengenin sürdürülebilir seviyelerde kalmasını öngörüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p><p></p><p>Bakan Şimşek, jeopolitik gerilimlerin etkisini azaltmak için turizm sektörünü desteklediklerini, konaklama vergisini yüzde 2'den yüzde 1'e indirdiklerini anımsatarak şunları kaydetti:</p><p></p><p>"Turizm Destek Paketi kapsamında Hazine kefaletiyle sektöre 60 milyar lira tutarında ilave finansman imkanı sağladık. Çalışan başına aylık 1270 lira asgari ücret desteği ve Bakanlık işletme belgesine sahip tesislerde çalışanlar için aylık 3 bin 500 lira prim desteği sağlıyoruz. Sağlık, kongre, kültür ve spor turizmi gibi yüksek katma değerli alanları geliştirmeye, turizm faaliyetlerini yılın tamamına yaymaya ve sektörümüzün rekabet gücünü artırmaya yönelik politikalarımızı sürdüreceğiz."</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Boşanmaların arkasında ekonomi mi var?</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bosanmalarin-arkasinda-ekonomi-mi-var-2722/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bosanmalarin-arkasinda-ekonomi-mi-var-2722/</id>
<published><![CDATA[2026-07-31T09:08:48+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-31T09:08:48+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_DD15A0-ED2C90-BE92C6-A343AE-8B5E46-A85512.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türkiye’de son yıllarda boşanma davalarındaki artış ve mutsuz evliliklere ilişkin tartışmalar, ekonomiden sosyolojiye uzanan geniş bir çerçevede değerlendiriliyor. Uzmanlar, evlilik kurumunun karşı karşıya olduğu sorunların yalnızca bireysel anlaşmazlıklardan kaynaklanmadığını; ekonomik baskılar, değişen yaşam tarzları ve toplumsal dönüşümün birlikte etkili olduğunu belirtiyor.</p><p></p><p>Geçim sıkıntısı ev içi gerilimi artırıyor</p><p></p><p>Yüksek enflasyon, kira artışları ve temel ihtiyaç harcamalarındaki yükseliş, aile bütçeleri üzerindeki baskıyı her geçen gün artırıyor. Özellikle büyükşehirlerde barınma maliyetlerinin hızla yükselmesi, yeni evlenen çiftlerin bağımsız bir yaşam kurmasını zorlaştırırken, mevcut evliliklerde de maddi stresin önemli bir gerilim kaynağı haline geldiği ifade ediliyor.</p><p>Aile danışmanları, ekonomik belirsizlik dönemlerinde çiftler arasında en sık tartışılan konuların kira, kredi borçları, çocuk giderleri ve günlük harcamalar olduğunu belirtiyor. Gelirin giderleri karşılamakta zorlandığı durumlarda, iletişim sorunlarının daha görünür hale geldiği ve küçük anlaşmazlıkların daha büyük çatışmalara dönüşebildiği vurgulanıyor.</p><p></p><p>Çift gelir artık tercih değil zorunluluk</p><p></p><p>Geçmişte tek maaşla sürdürülebilen birçok hane, bugün iki kişinin çalışmasına rağmen geçim sıkıntısı yaşayabiliyor. Bu durum özellikle çocuklu ailelerde yeni sorunları beraberinde getiriyor.</p><p>Kadınların iş gücüne katılımının artması ekonomik açıdan olumlu görülse de, ev içi sorumlulukların paylaşımında yaşanan dengesizlikler çiftler üzerinde ek bir yük oluşturabiliyor. Uzmanlara göre hem çalışan hem de evin bakım yükünü büyük ölçüde üstlenen eşlerde tükenmişlik hissi, evlilik memnuniyetini azaltan önemli faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.</p><p></p><p>Sosyal medya beklentileri değiştiriyor</p><p></p><p>Boşanma oranlarındaki artışın yalnızca ekonomiyle açıklanamayacağını belirten sosyologlar, dijitalleşmenin ilişkiler üzerindeki etkisine dikkat çekiyor. Sosyal medya platformlarında sürekli sergilenen “ideal ilişki” ve “kusursuz yaşam” algısı, gerçek hayatla beklentiler arasındaki farkı büyütebiliyor.</p><p>İnsanların artık mutsuz oldukları ilişkileri sürdürme konusunda geçmişe göre daha az tolerans gösterdiği, bireysel mutluluk ve psikolojik iyi oluşun evlilikte daha fazla önem kazandığı ifade ediliyor.</p><p></p><p>Aile yapısındaki dönüşüm hızlandı</p><p></p><p>Kentleşme ve eğitim düzeyindeki yükseliş de evlilik dinamiklerini değiştiren unsurlar arasında yer alıyor. Geniş aile yapısından çekirdek aile modeline geçiş, çiftlerin sorun çözme süreçlerinde daha yalnız kalmasına neden olabiliyor.</p><p>Eskiden aile büyüklerinin arabulucu rolü üstlendiği birçok konuda artık profesyonel destek ihtiyacı doğuyor. Ancak ekonomik nedenlerle psikolojik danışmanlık ve aile terapisi hizmetlerine erişimin sınırlı olması, sorunların büyümesine yol açabiliyor.</p><p></p><p>Uzmanlar ne diyor?</p><p></p><p>Ekonomistler ve aile uzmanları, boşanmalardaki artışın “çok boyutlu bir toplumsal gösterge” olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Ekonomik kriz dönemlerinde boşanmaların bazen ertelenebildiği, ancak uzun süreli gelir kaybı ve yaşam standardındaki düşüşün ilişkiler üzerinde kalıcı yıpratıcı etkiler yaratabildiği ifade ediliyor.</p><p>Uzmanlara göre şu başlıklar kritik önem taşıyor: Konut ve kira baskısının azaltılması, genç çiftlere yönelik sosyal destek programları, çocuk bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması, aile danışmanlığı hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması, ev içi sorumluluk paylaşımına yönelik toplumsal farkındalığın artırılması.</p><p></p><p>Ekonomik gösterge olmanın ötesinde</p><p></p><p>Boşanma oranlarındaki yükseliş, yalnızca aile hukukunu ilgilendiren bir konu olarak görülmüyor. Tek ebeveynli hanelerin artması, çocukların eğitim ve bakım giderleri, konut talebi ve sosyal yardım ihtiyacı gibi alanlarda da ekonomik sonuçlar doğuruyor.</p><p>Uzmanların ortak görüşü, Türkiye’de mutsuz evliliklerin ve boşanmaların artışının ekonomik baskılar ile toplumsal dönüşümün kesişim noktasında ortaya çıktığı yönünde. Bu nedenle çözümün de yalnızca hukuki düzenlemelerle değil, gelir dağılımı, konut politikası, çalışma hayatı ve sosyal destek mekanizmalarını kapsayan bütüncül politikalarla mümkün olabileceği değerlendiriliyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Mutfak enflasyonu alarm veriyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/mutfak-enflasyonu-alarm-veriyor-5972/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/mutfak-enflasyonu-alarm-veriyor-5972/</id>
<published><![CDATA[2026-07-31T02:05:05+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-31T02:05:05+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_101AAA-6CFAF1-3BF31C-E4D9AB-819EDF-A3AAEE.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türkiye’de yüksek enflasyonun hane halkı üzerindeki baskısı derinleşirken, Temmuz 2026’ya ilişkin açlık ve yoksulluk araştırmaları dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. Çeşitli sendika ve araştırma merkezlerinin hesaplamalarına göre dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 117 bin liranın üzerine çıktı; bazı hesaplamalarda ise bu tutar 120 bin lirayı aşarak yeni bir eşiğe ulaştı.</p><p>Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Ar-Ge birimi KAMU-AR’ın Temmuz ayı araştırmasına göre, dört kişilik bir ailenin yalnızca dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması 38 bin 216 liraya yükseldi. Gıda dışındaki temel ihtiyaçlar için gereken harcama ise 79 bin 121 lira olarak hesaplandı. Böylece toplam yoksulluk sınırı 117 bin 336 liraya çıktı.</p><p></p><p>Asgari ücret açlık sınırının gerisinde</p><p></p><p>Araştırmada 28 bin 75 lira düzeyindeki asgari ücretin, açlık sınırının yaklaşık 10 bin lira altında kaldığına dikkat çekildi. En düşük emekli aylığının ise yalnızca 18 günlük beslenme giderini karşılayabildiği belirtildi. Raporda, mevcut asgari ücretin Temmuz ayındaki açlık sınırını karşılayabilmesi için en az yüzde 36 oranında artırılması gerektiği değerlendirildi.</p><p></p><p>Dört maaş bile yetmiyor</p><p></p><p>Araştırmanın en çarpıcı bulgularından biri, hanede dört kişinin asgari ücretle çalışması durumunda elde edilen toplam gelirin dahi yoksulluk sınırının altında kalması oldu. Bu durum, ücret artışlarının enflasyon karşısında yetersiz kaldığı yönündeki tartışmaları yeniden alevlendirdi. Benzer bulgular Haziran ayı araştırmalarında da görülmüş, dört asgari ücretli bir hanenin yoksulluk sınırını aşamadığı belirtilmişti.</p><p></p><p>Sebze fiyatları öne çıktı</p><p></p><p>Temmuz verileri, mutfak harcamalarındaki baskının özellikle sebze grubunda yoğunlaştığını gösterdi. Taze sebze harcaması aylık bazda 576 lira artarak 6 bin liranın üzerine çıkarken, süt ve süt ürünleri harcamalarında da yükseliş kaydedildi. Buna karşılık taze meyve harcamalarında sınırlı bir gerileme görüldü.</p><p></p><p>Barınma ve ulaşım yükü büyüyor</p><p></p><p>Gıda dışı harcamalarda en yüksek payı barınma oluşturdu. Kira dahil ortalama barınma gideri 23 bin 705 lira olarak hesaplanırken, ulaştırma harcamaları 18 bin 330 liraya ulaştı. Ev eşyası, giyim, sağlık, eğitim ve iletişim harcamalarındaki artışlar da toplam yaşam maliyetini yukarı taşıyan unsurlar arasında yer aldı.</p><p></p><p>Gelir dağılımı tartışması yeniden gündemde</p><p></p><p>Ekonomistler, açlık ve yoksulluk sınırındaki hızlı yükselişin yalnızca enflasyonun değil, gelir dağılımındaki bozulmanın da bir göstergesi olduğuna dikkat çekiyor. Temmuz itibarıyla en düşük memur maaşının yoksulluk sınırının ancak yaklaşık yüzde 60’ını karşılayabilmesi, ücretli kesimlerin yaşam standardı üzerindeki baskının sürdüğüne işaret ediyor.</p><p>Temmuz verileri, Türkiye’de enflasyonun özellikle gıda, kira ve ulaşım kalemleri üzerinden hane bütçelerini zorlamaya devam ettiğini ortaya koyarken, ücret politikaları ve sosyal destek mekanizmalarının önümüzdeki dönemde ekonomi yönetiminin en kritik başlıklarından biri olacağını gösteriyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Katma değerli üretimi destekleyen politikalarımızı sürdüreceğiz"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/katma-degerli-uretimi-destekleyen-politikalarimizi-surdurecegiz-1070/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/katma-degerli-uretimi-destekleyen-politikalarimizi-surdurecegiz-1070/</id>
<published><![CDATA[2026-07-30T16:49:20+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-30T16:49:20+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_6C5C7B-FFF19A-18C1FC-6E4D3E-18E594-2923EC.jpeg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Şimşek, NSosyal hesabından haziran ayı iş gücü istatistiklerini değerlendirdi.</p><p style="margin-bottom: 1rem; caret-color: rgb(67, 67, 67); color: rgb(67, 67, 67); font-family: Poppins; -webkit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0);">Haziranda işsizlik oranının, serinin en düşük seviyesi olan yüzde 7,6'ya gerilediğine işaret eden Şimşek, "Böylece yılın ilk yarısında mevsimsel düzeltilmiş ortalama işsizlik oranı, yıllık 0,3 puan azalarak yüzde 8,1 oldu." ifadesini kullandı.</p><p style="margin-bottom: 1rem; caret-color: rgb(67, 67, 67); color: rgb(67, 67, 67); font-family: Poppins; -webkit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0);">Şimşek, Türkiye'nin uzun vadeli kalkınma hedeflerine ulaşmasında verimlilik artışının kritik önem taşıdığını belirterek, "Bu doğrultuda, iş gücü piyasasının etkinliğini artıran, beşeri sermayemizin niteliğini güçlendiren ve yüksek katma değerli üretimi destekleyen politikalarımızı uygulamaya devam edeceğiz." değerlendirmesinde bulundu.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kuyrukların ardındaki ekonomik gerçek</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kuyruklarin-ardindaki-ekonomik-gercek-5039/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kuyruklarin-ardindaki-ekonomik-gercek-5039/</id>
<published><![CDATA[2026-07-30T11:37:51+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-30T11:37:51+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_CF467D-777292-8B2DFC-BA0202-4E1858-8A1EB8.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>İktisatçı Mahfi Eğilmez, “70’lerdeki Kuyruklar” başlıklı yazısında Türkiye’nin ekonomi tarihinin en çok tartışılan dönemlerinden biri olan 1970’li yılları mercek altına aldı. Günümüzde sık sık siyasi tartışmalarda örnek gösterilen uzun kuyrukların arka planını değerlendiren Eğilmez, yaşanan sıkıntıların yalnızca hükümetlere ya da yalnızca dış güçlere bağlanmasının tarihsel gerçekliği eksik yansıttığını belirtti.</p><p></p><p>Petrol şoku ekonomiyi sarstı</p><p></p><p>Eğilmez’in değerlendirmesine göre sürecin kırılma noktası 1973 Petrol Krizi oldu. Petrol fiyatlarının birkaç kat artması, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithalatla karşılayan Türkiye’yi doğrudan etkiledi. Artan enerji maliyetleri ulaştırmadan sanayiye kadar hemen her sektörde üretim maliyetlerini yükseltti. 1979’daki ikinci petrol krizi ise mevcut sorunları daha da ağırlaştırdı.</p><p></p><p>Döviz yetersizliği üretimi vurdu</p><p></p><p>Küresel gelişmelerin tek başına yeterli açıklama olmadığını vurgulayan Eğilmez, Türkiye’nin ihracat gelirlerinin ithalatı finanse etmeye yetmediğine dikkat çekti. Döviz rezervlerinin hızla erimesi nedeniyle petrol, sanayi hammaddeleri ve ara mallarının ithalatında ciddi aksaklıklar yaşandı.</p><p>Bu durum üretim kesintilerine yol açarken piyasadaki ürün miktarı azaldı. Temel tüketim mallarında ortaya çıkan arz yetersizliği, vatandaşların günlük yaşamında uzun kuyruklar olarak hissedildi.</p><p></p><p>Fiyat kontrolleri piyasayı daralttı</p><p></p><p>Yazıda, dönemin ekonomik politikalarının da krizin büyümesinde etkili olduğu ifade edildi. Devletin birçok temel ürünün fiyatını kontrol altında tutmaya çalıştığı, ancak hızla yükselen maliyetler karşısında üreticilerin bu fiyatlarla satış yapmakta isteksiz davrandığı belirtildi.</p><p>Yüksek enflasyonun vatandaşları ihtiyaçlarından fazla ürün almaya yönlendirdiğini kaydeden Eğilmez, bazı satıcıların da fiyat artışı beklentisiyle ürün stoklamasının arz sıkıntısını büyüten unsurlar arasında yer aldığını aktardı.</p><p></p><p>Siyasi istikrarsızlık çözümü zorlaştırdı</p><p></p><p>Eğilmez, 1970’lerin siyasi atmosferinin ekonomik sorunların çözümünü güçleştirdiğini belirtti. Sık hükümet değişiklikleri, koalisyonlar ve yoğun kutuplaşma nedeniyle uzun vadeli ekonomik programların uygulanamadığını ifade eden ekonomist, bu durumun ekonomik sorunların giderek derinleşmesine yol açtığını vurguladı.</p><p></p><p>Ambargo etkisi tartışılıyor</p><p></p><p>1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı silah ambargosuna da değinen Eğilmez, ambargonun doğrudan askerî malzemeleri kapsadığını, ancak savunma sanayii, dış finansman ve uluslararası ekonomik ilişkiler üzerinde dolaylı olumsuz etkiler yarattığını söyledi.</p><p>Eğilmez, birçok tarihçi ve iktisatçının ambargonun kuyrukların tek nedeni olmadığı, mevcut ekonomik sorunları ağırlaştıran faktörlerden biri olduğu görüşünde birleştiğini aktardı.</p><p></p><p>Tek suçlu aramak yanlış</p><p></p><p>Yazısının sonunda dikkat çekici bir değerlendirmede bulunan Mahfi Eğilmez, 1970’lerdeki kuyrukların tek bir hükümete, tek bir dış güce ya da yalnızca ambargoya bağlanmasının doğru olmadığını belirtti.</p><p>Eğilmez’e göre o dönemde yaşanan tablo; küresel petrol krizleri, döviz yetersizliği, ekonomik politika tercihleri, siyasi istikrarsızlık ve ambargonun dolaylı etkilerinin iç içe geçtiği çok boyutlu bir sürecin sonucu olarak ortaya çıktı.</p><p>Ekonomist, geçmişin doğru okunmasının bugünkü ekonomik tartışmaların daha sağlıklı yapılmasına katkı sağlayacağını vurgulayarak, “Tarih çoğu zaman tek bir nedenin değil, birbirini etkileyen birçok etkenin sonucudur” değerlendirmesinde bulundu.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Küresel büyüme %2,5 olabilir</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kuresel-buyume-25-olabilir-1760/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kuresel-buyume-25-olabilir-1760/</id>
<published><![CDATA[2026-07-28T13:19:53+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-28T13:19:53+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_56F8B6-E8B5FE-B693D5-7B642A-D12F2B-D11D3B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Allianz Trade’in her yıl düzenli olarak hazırladığı Ekonomik Görünüm Raporu, 2026 yılının ilk yarısına ait öngörülerle güncellendi. Allianz Trade’in dünyanın dört bir yanındaki ekonomistleri tarafından hazırlanan rapora göre; Orta Doğu’daki çatışmanın geçici gerilimlere rağmen yatışmasıyla birlikte, küresel büyümenin 2026 yılında sınırlı bir yavaşlamayla yüzde 2,5’in ardından 2027’de yüzde 2,9’a toparlanması bekleniyor. Ekonomistler bu görünümün, genel olarak önceki temel senaryolarıyla uyumlu olduğunu belirtiyor.</p><p>Rapora göre yapay zekâ, dünya genelinde enerji şoku ve ticaret savaşının yarattığı olumsuz etkileri telafi ederek küresel ekonomiyi güçlü bir şekilde destekliyor. Allianz Trade ekonomistlerine göre enerji şoku bilançolar üzerinde etkisini sürdürüyor. Öte yandan tüketicilerin satın alma gücünün toparlanmasının ancak 2026’nın dördüncü çeyreğinde olacağı ve şirketlerin kârlılığının hâlâ risk altında olduğu da raporda belirtiliyor. Raporda, ABD’de 2026 yılında büyümenin yüzde 2,1 olması beklentisinden de söz ediliyor. Büyümeyi destekleyenlerin; enerji ihracatı, 2008’den bu yana en düşük seviyede seyreden tasarruf oranı dolayısıyla artan tüketim, büyümenin üçte biri olan yapay zekâ yatırımları ve yüzde 7,3’lük bütçe açığı ile mali destek olacağı bilgisi raporda yer alıyor.</p><p>Allianz Trade Türkiye CEO’su Ömer Gürcan Köseoğlu konuyla ilgili şu değerlendirmelerde bulunuyor. “Türkiye için 2026 yılında yüzde 3,4 oranında GSYH büyümesi öngörüyoruz. Bu görünüm, sıkı finansal koşullara ve yüksek dış belirsizliğe rağmen hala iç talebin dayanıklılığını yansıtıyor. Enflasyonun 2026 yılı boyunca yaklaşık yüzde 28-30 bandında inatçı biçimde yüksek kalması, daha anlamlı bir faiz indirim sürecini geciktirebilir. Bu nedenle böyle belirsiz dönemlerde şirketlerin kendilerini ticari alacak sigortası ile güvenceye alarak olası risklerden korunması, sürdürülebilirlikleri için büyük önem taşıyor. Böyle bir ortamda etkili bir risk yönetimi yaparak şirketlerin alacaklarını ve borç tahsilatlarını yeniden gözden geçirip olası iflas ve temerrüt durumlarına karşı korunmaları daha da önem kazanıyor.”</p><p></p><p>Avrupa’da toparlanma 2027’de, Çin’de ise büyüme dayanıklı</p><p>Allianz Trade Ekonomik Görünüm Raporu’na göre İrlanda hariç Euro Bölgesi 2026’da yalnızca yüzde 0,9 oranında büyüyecek. 2027’de ise büyümenin toparlanarak yüzde 1,2’e ulaşması bekleniyor. Raporda, bölgede büyümenin yavaş kalmasının başlıca nedenleri arasında; artan enerji bağımlılığı, yapay zekanın telafi etkisinin asgari düzeyde olması ve mali teşviklerin yanı sıra cesur reformlara ihtiyacı olan Almanya’daki zayıf büyüme olarak gösteriliyor.&nbsp;</p><p>Allianz Trade Ekonomik Görünüm Raporu’na göre; Çin’de büyüme yüzde 4,7 ile ihracat ve yüksek teknolojili imalatın öncülüğünde dayanıklılığını koruyacak ancak zayıf iç talep ve ABD gümrük vergilerinden kaynaklanan olumsuzluklar da zaman zaman zorlayıcı olabilir. Öte yandan küresel mal ticareti 2026 yılında hacim olarak yüzde 2,9 artışla resesyondan kaçınmış olacak. Rapora göre; 24 Temmuz’da 122. maddenin süresinin dolması ve ardından ABD’nin 301. madde ile ticaret savaşını yeniden başlatması ABD’nin efektif gümrük vergisi oranını yüzde 8’den yüzde 13’e çıkaracağı için 2027 yılında hacim bazında büyüme, yüzde 2,4’e gerileyecek.</p><p>Enflasyon artık kontrol altında mı?</p><p>Allianz Trade Ekonomik Görünüm Raporu’na göre petrol akışlarının normale dönmesi ve ham petrol fiyatlarının savaş öncesi seviyelerin bile altına düşmesiyle birlikte, enerji şokunun kısa süreli kalması bekleniyor. Yani ekonomistlere göre, genel enflasyon üzerindeki ikincil etkiler sınırlı olacak ve 2022’deki kadar zorlayıcı bir enflasyon dalgası yeniden yaşanmayacak. Öte yandan ABD-İran müzakereleri sırasında petrol fiyatlarında geçici artışlara yol açacak bir miktar dalgalanma bekleniyor ancak genel olarak, fiyatların 2026 sonunda varil başına 75 ve 2027 sonunda varil başına 67 dolar seviyelerine düşeceği tahmin ediliyor.</p><p>ABD’de 16 sektörden 12’sinde ciro büyüme tahminleri aşağı yönlü revize edildi</p><p>Allianz Trade Ekonomik Görünüm Raporu’na göre şirketler için koşullar değişiyor: 2026’nın ilk çeyreğinde kârlar istikrarını korudu, ancak gecikmeli etkilerin ortaya çıkaracağı olumsuzluk ilerleyen dönemlerde belirginleşecek. Rapora göre; ABD’de 16 sektörden 12’sinde ciro büyüme tahminleri aşağı yönlü revize edildi. Bu sektörlerin başında; 2 puan düşüşle ilaç, 1,6 puan düşüşle kamu hizmetleri ve 1,3 puan düşüşle motorlu taşıtlar geliyor. 1,7 puan artışla elektronik, 0,7 puan artışla bilgi ve iletişim hizmetleri ve 0,4 puan artışla gıda ve içecek sektörleri ise bu eğilimin tersinin yaşandığı yegâne istisnalar arasında rapordaki yerini aldı. Yine rapora göre; borçluluğu yüksek olan otomotiv sektörü, yüksek faiz oranları nedeniyle en fazla risk altında olan sektör olmaya devam ediyor. Bu bağlamda ekonomistler, küresel iflasların 2026 yılında yüzde 4 artmasını ve 2027 yılında yatay seyretmeye başlamasını bekliyor.&nbsp;</p><p></p><p>Riskler henüz azalmadı</p><p>Allianz Trade Ekonomik Görünüm Raporu’na göre Yapay zekâ (AI), jeopolitik ve mali politikanın üstesinden gelemediği zorlu işleri üstleniyor. Ancak bu desteğin belli kesimlerde yoğunlaşmış ve dengesiz bir şekilde dağılmış durumda olduğu; yani, beklentileri karşılayamadığı takdirde ticaret, yatırım ve tüketimi olumsuz etkileyeceği için başlı başına aşağı yönlü bir risk kaynağı olduğu raporda vurgulanıyor. Buna ek olarak, küresel politika belirsizliğinin de ortalamanın oldukça üzerinde seyrettiğine de raporda dikkat çekiliyor. Ticaret savaşının yeniden tırmanması, ABD ara seçimleri, Almanya’nın zayıf mali teşvikleri ve önemli Avrupa ülkelerinde yaklaşan seçimler öncesindeki kutuplaşma gibi pek çok risk bulunduğuna uzmanlar raporda yer veriyor. Öte yandan iklim riskleri her yerde hissedilmeye devam ediyor. Raporda verilen bilgiye göre Avrupa’daki son sıcak hava dalgası geride kaldı ancak şiddetli bir El Niño yılının getireceği riskler hâlâ somut. Raporda, işgücü piyasalarının hâlâ sıkı olduğu ancak orta vadeli görünümün daha kırılgan olduğu da belirtiliyor. Bazı Avrupa ekonomilerinde, yapay zekâ kaynaklı işten çıkarmaların olumsuz etkilerinin, verimlilik artışlarının olumlu etkilerinden daha ağır şekilde büyümeyi olumsuz etkileyebileceği de raporda dikkat çeken değerlendirmeler arasında bulunuyor.</p><p></p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Emtia piyasaları gerilim gölgesinde karışık seyretti</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/emtia-piyasalari-orta-dogu-gerilimi-golgesinde-karisik-seyretti-3028/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/emtia-piyasalari-orta-dogu-gerilimi-golgesinde-karisik-seyretti-3028/</id>
<published><![CDATA[2026-07-26T11:50:17+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-26T11:50:17+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_31BD04-71407B-5136BA-3F270E-63D1CA-4CFD96.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>ABD ile İran arasındaki çatışmaların şiddetlenmesi, Hürmüz Boğazı'ndan petrol sevkiyatının yavaşlaması ve Kızıldeniz güzergahında güvenlik risklerinin artması, enerji fiyatlarını yukarı taşıdı. Londra'da eylül vadeli Brent petrolün varil fiyatı hafta içinde 100 dolar seviyesini test etti.</p><p></p><p>Petrol fiyatlarındaki yükselişin enflasyonu yeniden hızlandırabileceği endişesi, Fed'in faiz artırımlarına başlayabileceğine yönelik fiyatlamaları güçlendirdi.</p><p></p><p>Para piyasalarında Fed'in temmuz toplantısında faiz artırma ihtimali yüzde 35,8'e, eylül toplantısına kadar artırım olasılığı yüzde 70,8'e çıktı.</p><p></p><p>ABD'nin 2 yıllık tahvil faizi haftayı yaklaşık 16 baz puan artışla yüzde 4,35'te, 10 yıllık tahvil faizi yaklaşık 15 baz puan yükselişle yüzde 4,69'da tamamladı. Dolar endeksi de haftalık bazda yüzde 0,7 artarak 101,5 seviyesine ulaştı.</p><p></p><p>ABD yönetiminin 60 ticaret ortağına yüzde 10 veya yüzde 12,5 gümrük vergisi uygulanacağını duyurması, küresel ticaret ve enflasyon görünümüne ilişkin endişeleri artırdı.</p><p></p><p>Avrupa Merkez Bankası (ECB) ise üç temel politika faizini piyasa beklentileri doğrultusunda sabit tuttu. ECB Başkanı Christine Lagarde'ın Orta Doğu'daki enerji şokunun enflasyona etkilerinin henüz tam olarak ortaya çıkmadığına yönelik açıklamaları, faizlerin yüksek seviyelerde kalabileceği beklentilerini destekledi.</p><p></p><p>- Değerli metallerde karışık seyir görüldü</p><p></p><p>Değerli metallerde yükselen ABD tahvil faizleri ve güçlenen dolar endeksi satış baskısı oluştururken önceki haftalarda yaşanan kayıpların ardından gelen tepki alımları ve kısa pozisyonların kapatılması fiyatları destekledi.</p><p></p><p>Petrol fiyatlarındaki yükselişin enflasyonu artırarak ABD Merkez Bankasını daha sıkı para politikasına yöneltebileceği beklentisi, altındaki yükselişi sınırladı.</p><p></p><p>Merkez bankalarının rezerv çeşitlendirme amacıyla altın talebini sürdürmesi ise fiyatlar üzerinde yapısal destek oluşturmaya devam etti.</p><p></p><p>Dünya Altın Konseyinin son verilerine göre, merkez bankaları, mayısta net 41 ton altın alırken bu alanda 18 tonla Polonya ve 10 tonla Çin öne çıktı. Özbekistan, Kazakistan ve Singapur da söz konusu dönemde rezervlerine altın ekledi.</p><p></p><p>Konseyin 2026 Merkez Bankaları Altın Rezervleri Araştırması'na katılan merkez bankası yetkililerinin yüzde 89'u küresel altın rezervlerinin gelecek 12 ayda artmasını beklerken kendi kurumunun rezervlerini artıracağını belirtenlerin oranı yüzde 45 ile araştırma tarihinin en yüksek seviyesine çıktı.</p><p></p><p>Gümüşte ise değerli metallerdeki tepki alımları ve kısa pozisyonların kapatılması fiyatları destekledi.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle birlikte değerli metallerde ons bazında fiyatlar gümüşte yüzde 4,1 ve altında yüzde 0,9 artarken paladyumda yüzde 0,4 ve platinde yüzde 0,2 geriledi.</p><p></p><p>- Baz metallerde karışık seyir izlendi</p><p></p><p>Baz metallerde Çin kaynaklı arz ve talep gelişmeleri ile dolar endeksinin güçlenmesi fiyatlamalarda etkili oldu.</p><p></p><p>Çin'in haziranda rafine bakır ithalatının 9 ayın en yüksek seviyesine çıkması, ithalat priminin yükselmesi ve Şanghay stoklarının Şubat 2024'ten bu yana en düşük seviyeye gerilemesi fiyatları destekledi.</p><p></p><p>Alüminyumda Körfez Bölgesi'ndeki bazı tesislerde yeniden devreye alma çalışmalarının ilerlemesi, Çin'in artan ihracatı ve Endonezya'nın yükselen üretimi fiyatları baskılarken fiziki piyasa primlerinin yüksek kalması düşüşü sınırladı.</p><p></p><p>Kurşunda Londra Metal Borsası stoklarının ayın ortasında 1970'ten bu yana en yüksek seviyeye ulaşmasının oluşturduğu arz fazlası görünümü satış baskısını artırdı. Buna karşılık, 22 Temmuz itibarıyla 65 bin 225 tonluk kurşuna ilişkin varantların iptal edilmesi ,düşüşün sınırlı kalmasına katkıda bulundu.</p><p></p><p>Baz metallerde tezgah üstü piyasada geçen hafta libre bazında fiyatlar bakırda yüzde 1,3 artarken çinkoda yüzde 1,8, nikelde yüzde 1,8 ve kurşunda yüzde 0,6 geriledi. Alüminyumun fiyatı ise yatay seyretti.</p><p></p><p>- Brent petrolün fiyatı jeopolitik risklerle yükseldi</p><p></p><p>Brent petrolde ABD ile İran arasındaki çatışmaların şiddetlenmesi, Hürmüz Boğazı'ndaki petrol akışının azalması ve Kızıldeniz güzergahında güvenlik risklerinin artması fiyatları yukarı taşıdı.</p><p></p><p>Husilerin Suudi Arabistan'a ait tankerlere yönelik saldırıları, çatışmaların bölgedeki diğer enerji güzergahlarına yayılabileceği endişesini güçlendirdi.</p><p></p><p>Basra Körfezi'ndeki petrol yükleme faaliyetleri gerileyerek önceki dönem ortalamasının altında kaldı. Bazı fiziki ham petrol türlerinin varil fiyatının 110 dolara yaklaşması da arz sıkışıklığının fiziki piyasaya yansıdığını gösterdi.</p><p></p><p>ABD'de ticari ham petrol stoklarının 2 milyon varil, benzin stoklarının 800 bin varil artması yükselişi sınırladı. OPEC+ ülkelerinin eylül ayı için üretim hedefini günlük yaklaşık 188 bin varil artırabileceğine ilişkin haberler de arz endişelerini kısmen hafifletti.</p><p></p><p>Doğal gazda ABD'deki sıcak hava tahminlerinin elektrik üretimi kaynaklı talebi artırması fiyatları destekledi. Buna karşılık stoklara 32 milyar fit küp gaz eklenmesi ve toplam stokların 3 trilyon 56 milyar fit küple 5 yıllık ortalamanın üzerinde kalması yükselişi sınırladı.</p><p></p><p>Bununla birlikte, haftalık bazda Brent petrolün varil fiyatı yüzde 7,3, doğal gazın İngiliz termal birimi cinsinden fiyatı da yüzde 1 arttı.</p><p></p><p>- Tarım emtiaları karışık seyretti</p><p></p><p>Tarım emtialarında Karadeniz'deki sevkiyat riskleri, ABD ve Avrupa'daki hava koşulları, ürün durumuna ilişkin veriler ve hasat faaliyetleri fiyatlamalarda belirleyici oldu.</p><p></p><p>Rusya'nın Ukrayna limanlarına yönelik saldırıları ve bazı armatörlerin Ukrayna'nın Karadeniz limanlarına seferleri durdurması, buğday ve mısır sevkiyatlarının aksayabileceği endişesini artırdı.</p><p></p><p>ABD Tarım Bakanlığı verilerinde mısırın iyi veya mükemmel durumdaki payının 1 puan, ilkbahar buğdayında ise bu oranın 5 puan gerilemesi fiyatları destekledi. Avrupa'daki sıcak hava dalgasının buğday ve mısır üretiminde kayba yol açtığına ilişkin tahminler de alımları güçlendirdi.</p><p></p><p>Soya fasulyesinde sıcak ve kurak hava riski, ABD'nin açıkladığı yeni ihracat satışı ve yüksek petrol fiyatlarının biyoyakıt talebini desteklemesi etkili oldu. Ürün koşullarındaki 1 puanlık iyileşme ise yükselişi sınırladı.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle birlikte Chicago Ticaret Borsasında kile başına fiyatlar, mısırda yüzde 4,1, soya fasulyesinde yüzde 3,5 ve buğdayda yüzde 2,7 artarken pirinçte yüzde 0,3 geriledi.</p><p></p><p>- Yumuşak emtialarda satış baskısı öne çıktı</p><p></p><p>Kahvede Brezilya hasadının ilerlemesi ve piyasaya ulaşan ürün miktarının artması, önceki yükselişlerin ardından kar satışlarını beraberinde getirdi.</p><p></p><p>Şekerde Brezilya ve Hindistan'daki kuru havanın hasat faaliyetlerini hızlandırması ve küresel üretim görünümünün güçlü kalması satış baskısı oluşturdu. Yüksek petrol fiyatlarının etanol üretimini daha cazip hale getirmesi ise düşüşü sınırladı.</p><p></p><p>Kakaoda Batı Afrika'dan piyasaya ulaşan ürün miktarının artması, yeni mahsul için olumlu hava koşulları ve fiziki talebin zayıf seyretmesi fiyatları baskıladı.</p><p></p><p>ABD'de Intercontinental Exchange'te libre bazında fiyatlar pamukta yüzde 1,6 artarken kahvede yüzde 1,9 ve şekerde yüzde 0,5 geriledi. Kakaonun ton başına fiyatı ise yüzde 3,7 düştü.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Ekonomide kalıcı çıkışın şifresi güven üretim ve reform</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ekonomide-kalici-cikisin-sifresi-guven-uretim-ve-reform-7632/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ekonomide-kalici-cikisin-sifresi-guven-uretim-ve-reform-7632/</id>
<published><![CDATA[2026-07-26T11:01:15+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-26T11:01:15+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_0F8AAD-C8A225-C0BA72-C13DDE-D0BD97-EFE36A.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ekonomist Mahfi Eğilmez, Türkiye ekonomisinin yüksek enflasyon, baskılanan döviz kuru, artan hayat pahalılığı ve finansmana erişimde yaşanan sıkıntılar nedeniyle son yılların en zorlu süreçlerinden geçtiğini belirtti. Ekonomik performansın yalnızca büyüme rakamlarıyla değerlendirilemeyeceğini ifade eden Eğilmez, vatandaşın alım gücü, gelir dağılımı, yatırım ortamı ve uluslararası yatırımcı güveninin de dikkate alınması gerektiğini söyledi.</p><p>Eğilmez, Türkiye'nin temel ekonomik sorununun kısa vadeli politikalar ile uzun vadeli yapısal ihtiyaçlar arasında sağlıklı bir denge kuramaması olduğunu dile getirdi.</p><p></p><p>Enflasyon tek başına faizle düşmez</p><p></p><p>Yüksek enflasyonun ekonominin en önemli sorunu olmaya devam ettiğini belirten Eğilmez, özellikle sabit gelirli kesimlerin alım gücünün hızla eridiğine dikkat çekti. Maaş artışlarının kısa sürede etkisini kaybettiğini, tasarruf yapmanın zorlaştığını ve ekonomik beklentilerin bozulduğunu ifade etti.</p><p>Faiz artışlarının enflasyonla mücadelede önemli bir araç olduğunu kabul eden Eğilmez, yüksek faizlerin krediye erişimi zorlaştırarak KOBİ'ler başta olmak üzere yatırımcıların kararlarını ertelediğini belirtti. Konut, otomotiv ve dayanıklı tüketim sektörlerinde de talebin zayıfladığına işaret etti.</p><p>Eğilmez, Türkiye gibi yapısal sorunları bulunan ekonomilerde enflasyonla mücadelenin yalnızca para ve maliye politikalarıyla başarıya ulaşamayacağını, hukuki, kurumsal ve sosyal reformların da sürece eşlik etmesi gerektiğini vurguladı.</p><p></p><p>Kur istikrarı için güven vurgusu</p><p></p><p>Döviz kurunun üretim maliyetleri üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirten Eğilmez, enerji, hammadde ve ara malı ithalatına bağımlı yapının kur hareketlerini fiyatlara hızla yansıttığını ifade etti.</p><p>Kurun yalnızca yüksek faizle baskılanmasının kalıcı çözüm olmadığını belirten Eğilmez, enflasyonun düşürülmesi, risk priminin azaltılması ve güven ortamının oluşturulmasıyla kalıcı sermaye girişinin sağlanabileceğini kaydetti.</p><p></p><p>Büyümede kalite ön plana çıkmalı</p><p></p><p>Türkiye'nin büyümeyi sürdürdüğünü ancak büyümenin niteliğinin en az oranı kadar önemli olduğunu belirten Eğilmez, tüketime dayalı büyümenin uzun vadede sürdürülebilir olmadığını söyledi.</p><p>Kalıcı refah artışı için üretim, teknoloji, ihracat ve verimlilik odaklı bir ekonomik modele ihtiyaç bulunduğunu ifade eden Eğilmez, yüksek katma değerli üretimin teşvik edilmesi gerektiğini belirtti. Eğitim, Ar-Ge, dijital dönüşüm, yapay zekâ ve yeşil dönüşüm yatırımlarının rekabet gücü açısından kritik öneme sahip olduğunu vurguladı.</p><p></p><p>Cari açıkta üretim ve teknoloji çözümü</p><p></p><p>Türkiye'nin kronik cari açık sorununa da değinen Eğilmez, enerji ve ara malı ithalatına bağımlılığın dış finansman ihtiyacını artırdığını söyledi.</p><p>Cari açığın azaltılması için ithalatı kısmaktan ziyade yüksek katma değerli ihracatın artırılması, yerli üretimin güçlendirilmesi ve teknoloji yatırımlarının hızlandırılması gerektiğini belirten Eğilmez, üretim zincirinde daha güçlü bir konuma gelmenin ekonomik dayanıklılığı artıracağını ifade etti.</p><p></p><p>Gelir dağılımı ve refah önceliği</p><p></p><p>Yüksek enflasyonun gelir dağılımını olumsuz etkilediğini belirten Eğilmez, ekonomik büyümenin toplumun tüm kesimlerine yansımasının önemine dikkat çekti.</p><p>Daha dengeli vergi sistemi, kayıt dışı ekonomiyle etkin mücadele, nitelikli istihdamın artırılması ve eğitim yatırımlarının güçlendirilmesinin kapsayıcı büyüme için temel adımlar olduğunu ifade etti.</p><p></p><p>Kalıcı başarı yapısal reformlarla mümkün</p><p></p><p>Mahfi Eğilmez, Türkiye'nin genç nüfusu, girişimcilik potansiyeli ve sanayi altyapısının önemli avantajlar sunduğunu belirterek, bu potansiyelin üretim ve teknoloji odaklı politikalarla değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p><p>Eğilmez, fiyat istikrarını sağlayan, üretimi destekleyen ve hukuki güveni güçlendiren ekonomik politikaların; sosyal ve kurumsal yapısal reformlarla desteklenmesi halinde Türkiye'nin sürdürülebilir büyüme ve kalıcı refah hedeflerine ulaşabileceğini vurguladı.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Moody's Türkiye'nin kredi notunu güncellemedi</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/moodys-turkiyenin-kredi-notunu-guncellemedi-8927/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/moodys-turkiyenin-kredi-notunu-guncellemedi-8927/</id>
<published><![CDATA[2026-07-25T10:04:50+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-25T10:04:50+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_36B235-ED8474-72A80A-130DDC-DCF173-C9B2C7.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Moody's, 16 Temmuz'da gerçekleştirilen periyodik incelemeye ilişkin değerlendirmesini yayımladı.</p><p></p><p>Kredi derecelendirme kuruluşundan yapılan açıklamada, bunun bir kredi notu değişikliği anlamına gelmediği ve kısa vadede bir kredi notu eylemi gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine dair bir gösterge niteliği taşımadığı belirtildi.</p><p></p><p>Açıklamada, Türkiye'nin kredi notunun, ülkenin büyük, çeşitlendirilmiş ve dinamik ekonomisi ile düşük kamu borcu yükü tarafından desteklendiği kaydedildi.</p><p></p><p>Kuruluşun açıklamasında, etkili politika uygulamalarına ilişkin geçmiş performansın özellikle Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) enflasyonist baskıları azaltan, makroekonomik dengesizlikleri gideren ve yerli mevduat sahipleri ile yabancı yatırımcıların Türk lirasına olan güvenini kademeli olarak yeniden tesis eden bir para politikası çerçevesine bağlı kalması sayesinde 2023 ortalarından bu yana iyileştiği aktarıldı.</p><p></p><p>Orta Doğu'daki çatışmaların başlamasından bu yana küresel enerji fiyatlarında yaşanan artışın Türkiye'nin dezenflasyon sürecindeki ivmeyi zorlaştırdığı aktarılan açıklamada, enflasyonun 2026 yılı sonunda yüzde 29 seviyesinde gerçekleşmesinin, 2027 sonunda ise yüzde 24'e gerilemesinin beklendiği belirtildi.</p><p></p><p>Açıklamada, ekonomik büyümenin 2025'teki yüzde 3,6 seviyesinden 2026'da yüzde 3,4'e sınırlı şekilde yavaşlamasının öngörüldüğü, bir sonraki yıl yapılacak seçimler öncesinde ağırlıklı olarak mali teşviklerin etkisiyle büyümenin 2027'de yeniden hızlanmasının beklendiği aktarıldı.</p><p></p><p>Kredi derecelendirme kuruluşunun açıklamasında, yetkililerin makroekonomik istikrarı kalıcı olarak yeniden tesis eden, ülkenin döviz kuru ve enflasyon şoklarına karşı duyarlılığını azaltan ve dış kırılganlık risklerinde yapısal bir düşüşe olanak tanıyan politika ile reformları etkin bir şekilde uygulamaya devam etmesi halinde kredi notunun yükseltilebileceği ifade edildi.</p><p></p><p>Moody's, Türkiye'nin kredi notunu "Ba3", not görünümünü ise "durağan" olarak değerlendiriyor.</p><p></p><p>Kredi derecelendirme kuruluşunun bu yıla ilişkin takviminde Türkiye için değerlendirme tarihleri 23 Ocak ve 24 Temmuz olarak yer alıyordu.</p><p></p><p>Ancak uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının yıllık takvimlerinde ülkeler için tarih açıklaması, kesin bir not veya görünüm güncellemesi yapılacağı anlamına gelmiyor. Kuruluşlar, takvimde belirtilen tarihler dışında da değerlendirmede bulunabiliyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Altın, dolar ve euro kazandırdı, borsa kaybettirdi</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/altin-dolar-ve-euro-kazandirdi-borsa-kaybettirdi-2225/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/altin-dolar-ve-euro-kazandirdi-borsa-kaybettirdi-2225/</id>
<published><![CDATA[2026-07-25T02:45:09+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-25T02:45:09+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_28D11A-B64F69-8A1496-023309-3C7A35-C0A33B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>BIST 100 endeksi, en düşük 13.875,58 puanı ve en yüksek 14.228,02 puanı gördükten sonra haftayı, önceki hafta kapanışının yüzde 0,27 altında 13.943,87 puandan tamamladı.</p><p></p><p>Kapalıçarşı'da işlem gören 24 ayar külçe altının gram satış fiyatı bu hafta yüzde 2,18 artışla 6 bin 185 liraya, cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 1,69 yükselişle 40 bin 492 liraya çıktı.</p><p></p><p>Geçen hafta sonu 9 bin 993 lira olan çeyrek altının satış fiyatı yüzde 1,77 artışla 10 bin 170 liraya yükseldi.</p><p></p><p>Bu hafta ABD doları yüzde 0,76 artışla 47,3440 liraya, avro da yüzde 0,31 yükselişle 53,8590 liraya çıktı.</p><p></p><p>Yatırım fonları bu hafta yüzde 0,45, emeklilik fonları yüzde 0,41 değer kazandı.</p><p></p><p>Kategorilerine göre bakıldığında, yatırım fonları arasında en çok kazandıran yüzde 1,78 ile "Kıymetli Madenler Fonları" oldu.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kalkınma Yolu Türkiye'yi merkeze taşıyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kalkinma-yolu-turkiyeyi-merkeze-tasiyor-3884/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kalkinma-yolu-turkiyeyi-merkeze-tasiyor-3884/</id>
<published><![CDATA[2026-07-23T01:05:17+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-23T01:05:17+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_4F2DD7-769B70-6099AB-2B529D-0B1764-F67751.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Yaren YILDIZ</p><p></p><p>Son yıllarda Süveyş Kanalı'nda yaşanan aksaklıklar ile Kızıldeniz'deki güvenlik sorunları, küresel ticarette alternatif güzergâhlara yönelik ilgiyi artırdı. Bu arayışın öne çıkan projelerinden biri olan Kalkınma Yolu Projesi, Basra Körfezi'nde inşası süren Büyük Fav Limanı'ndan başlayarak Irak üzerinden Türkiye'ye uzanacak yaklaşık 1.200 kilometrelik demir yolu ve otoyol ağını kapsıyor. Koridorun tamamlanmasıyla Asya ve Körfez'den gelen yüklerin Türkiye üzerinden Avrupa pazarlarına daha kısa sürede ulaştırılması hedeflenirken aynı zamanda da küresel ticaretin büyük ölçüde deniz yolu üzerinden gerçekleştiği mevcut düzene alternatif bir güzergâh oluşturulması amaçlanıyor. Türkiye ile Irak arasında imzalanan mutabakatların ardından teknik çalışmaların devam ettiği projenin başlangıç noktası olan Büyük Fav Limanı'nın inşası sürerken, Irak tarafında güzergâh planlamaları ve altyapı hazırlıkları yürütülüyor. Koridorun otoyol, demir yolu, enerji ve iletişim altyapısıyla birlikte aşamalı olarak tamamlanması hedefleniyor.</p><p>BÖLGESEL GÜÇ BİRLİĞİ</p><p>Kalkınma Yolu Projesi'nin ana paydaşları Türkiye ve Irak olurken, Katar ile Birleşik Arap Emirlikleri de yatırım ve finansman boyutuyla projeye destek verenlerden. Irak, yıllardır büyük ölçüde petrol gelirlerine dayanan ekonomisini transit taşımacılık gelirleriyle çeşitlendirmeyi hedeflerken Körfez ülkeleri ise Avrupa pazarlarına daha hızlı ve güvenli ulaşabilecek yeni bir ticaret koridoru oluşturmayı amaçlıyor. Türkiye açısından ise proje, ülkeyi yalnızca bir geçiş noktası değil, Asya ile Avrupa arasındaki ticaretin önemli lojistik merkezlerinden biri hâline getirme potansiyeli oluşturacak. Hat üzerinden taşınacak yükler sayesinde demir yolu taşımacılığı, liman işletmeciliği, gümrük hizmetleri, depolama, lojistik ve yan sektörlerde önemli ekonomik hareketlilik oluşması bekleniyor. Özellikle Mersin, İskenderun ve Güneydoğu Anadolu'daki lojistik merkezlerin önem kazanması, yeni yatırımların ve istihdamın önünü açabilecek gelişmeler arasında değerlendiriliyor. Projenin Türkiye'nin transit ticaret gelirlerini artırması ve Avrupa'nın tedarik zincirindeki rolünü güçlendirmesi de öngörülüyor.</p><p>BÜYÜK POTANSİYEL KRİTİK RİSKLER</p><p>Uzmanlar, Kalkınma Yolu Projesi'nin Süveyş Kanalı'nın yerini alacak bir güzergâh olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulasa da Körfez'den Avrupa'ya taşınacak belirli yük grupları için daha kısa ve hızlı bir alternatif oluşturabileceğini de belirtiyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'nın değerlendirmelerine göre, Fav Limanı üzerinden Türkiye'ye ulaşacak yüklerin Avrupa'ya sevkiyatında mevcut deniz rotalarına kıyasla yaklaşık 15 güne varan zaman avantajı sağlanması hedefleniyor. Bu durum hem maliyetlerin düşmesine hem de küresel tedarik zincirlerinin çeşitlenmesine katkı sunabilecek önemli bir unsur olarak görülüyor. Yaklaşık 17 milyar dolarlık yatırım büyüklüğüne sahip proje, yalnızca altyapı yatırımlarının tamamlanmasına bağlı değil. Irak'taki güvenlik koşulları, finansman ihtiyacı, siyasi istikrar ve ülkeler arasındaki koordinasyon, projenin geleceğini belirleyecek temel unsurlar arasında yer alıyor. Bu nedenle Kalkınma Yolu Projesi, yüksek ekonomik potansiyeline rağmen başarısı bölgesel iş birliğine bağlı stratejik yatırımlar arasında.</p><p></p><p>YOL DEĞİL TİCARET PROJESİ</p><p>Kalkınma Yolu Projesi çoğu zaman bir demir yolu veya otoyol yatırımı olarak değerlendiriliyor. Oysa projenin temel amacı yeni bir yol yapmak değil, küresel ticaretin akışını hızlandıracak alternatif bir koridor oluşturmak. Esasen proje, petrol değil ticaret taşımayı hedefliyor. Türkiye'nin bu projeye verdiği önem de buradan kaynaklanıyor. Koridorun hayata geçirilmesi hâlinde Türkiye yalnızca transit geçiş gelirleri elde etmeyecek bir çok sektörde de ekonomik hareketlilik yaşayabilecek. Projenin başarılı olması hâlinde Türkiye, Asya ile Avrupa arasındaki ticaret ağında yalnızca bir geçiş ülkesi değil, lojistik ve ticaret merkezi olma hedefine de önemli ölçüde yaklaşabilir</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Türkiye ekonomisi dayanıklı"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turkiye-ekonomisi-dayanikli-1293/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turkiye-ekonomisi-dayanikli-1293/</id>
<published><![CDATA[2026-07-21T11:12:20+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-21T11:12:20+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_67F2EC-7DC86A-6F9F04-E7C712-1A5FCF-7E3935.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Morales, Fitch Ratings'in geçen hafta cuma günkü değerlendirmesinde, Türkiye'nin kredi notunu "BB-" ve kredi notu görünümünü "durağan" olarak teyit etmesinin ardından, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.</p><p></p><p>ABD/İsrail-İran Savaşı'nın ekonomik etkileri nedeniyle Türkiye için nisanda takvim dışı bir değerlendirme yayımladıklarını bildiren Morales, geçen hafta cuma günkü değerlendirmelerinin de nisandaki kararlarıyla tutarlı olduğunu söyledi.</p><p></p><p>Morales, bu dönemde Türkiye'nin uluslararası rezervlerinde gerileme olduğunu ancak rezervlerin sonrasında bir miktar toparlandığını dile getirerek, "Uluslararası rezervler toparlanmış olsa da hala savaş öncesi seviyelerin altında kalmaya devam ediyor. Enflasyonist baskıların da biraz daha azaldığını gördük. Ancak elbette şu anda hala yüksek derecede jeopolitik belirsizliğin hakim olduğu bir durumdayız. Bu durumun sadece Türkiye için değil, diğer gelişmekte olan piyasalar için de enflasyon ve dış dengeler açısından etkileri olabilir." diye konuştu.</p><p></p><p>Savaşın yarattığı risklerin Türkiye dahil bölge ekonomileri için yüksek derecede siyasi belirsizlik yaratmaya devam ettiğine dikkati çeken Morales, konuşmasını şöyle sürdürdü:</p><p></p><p>"Öte yandan, artan belirsizliğe ve rezervlerdeki düşüşe rağmen, Türkiye'nin politika düzenlemeleri enflasyon beklentileriyle ilgili kazanımları korumak veya önemli bir tersine dönüşü engellemek yönünde. Ayrıca, pozitif dolarizasyonun yüzde 38 seviyesinde nispeten istikrarlı şekilde seyrettiğini gördük. Merkez Bankası yetkilileri ve ekonomi yönetiminin verdiği mesaj, enflasyonu sürdürülebilir şekilde düşürme programına yönelik taahhüdün devam ettiği yönünde. Dolayısıyla, bence önemli olan bu. Devam eden küresel belirsizlikler karşısında Türkiye ekonomisinin görece dayanıklı olduğunu düşünüyoruz. Uzun vadede bakıldığında da Türkiye ekonomisi diğer ekonomilere kıyasla makroekonomik dengesizlikler karşısında dayanıklı kaldı."</p><p></p><p>- Bankacılık sektörünün sağlığı ve finansmana erişim, dış şoklara karşı direnç sağlıyor</p><p></p><p>Morales, Türkiye'de enflasyonun hala yüksek seyrettiğini ancak yavaşlama belirtilerinin de devam ettiğini belirterek, "Yüzde 30'un üzerindeki enflasyonun yavaşlamasının biraz zaman alabileceğini dikkate almak gerekiyor. Sürekli bir kararlılık ve politika güvenirliğine ilişkin tamponların ortaya konulması bu noktada çok önemli bir unsur. Bu, aynı zamanda kırılgan bir süreç." dedi.</p><p></p><p>Türkiye'de sağlıklı bankacılık sektörü ve dış finansmana erişim kapasitesinin yanı sıra enflasyonu sürdürülebilir şekilde düşürme sürecini destekleyen politikaların önemine işaret eden Morales, reel faiz oranlarının lira cinsinden varlıkların cazibesini destekleyecek ve dolarizasyonu önleyecek seviyede olduğunu anlattı.</p><p></p><p>Morales, "Dolayısıyla, Türkiye'ye dış şoklara karşı dayanma kapasitesi kazandıran unsurlar arasında politikalardan kaynaklanan finansmana erişim imkanı ve bankacılık sektörünün sağlığı yer alıyor." değerlendirmesinde bulundu.</p><p></p><p>Fitch Ratings'in cuma günkü değerlendirmesinde de belirtildiği gibi Türkiye'nin uluslararası rezervlerini özellikle izlediklerini söyleyen Morales, Türkiye'nin kredi notunda potansiyel pozitif bir karar için uluslararası rezervlerde kalıcı bir iyileşme sağlanmasının kritik önemde olduğunu vurguladı.</p><p></p><p>Morales, bu nedenle Türkiye'nin uluslararası rezervlerinde kayda değer ve kalıcı bir iyileşme sağlanıp sağlanamayacağını yakından takip ettiklerini belirterek, şöyle devam etti:</p><p></p><p>"Türkiye için nispeten yüksek olan dış finansman ihtiyaçlarıyla birleştirildiğinde rezervlerdeki iyileşmenin kalıcı olması çok önemli. Türkiye'nin rezervlerinin yıl sonu itibarıyla mevcut seviyenin biraz daha üzerinde olmasını bekliyoruz ama bu iyileşmenin kalıcılığı belirleyici. Ayrıca, olası bir not artışı için zaman içinde enflasyonda belirgin şekilde düşüşü destekleyecek ve ödeme dengesi riskini azaltacak sıkı politika ayarlarının sürdürülmesi de bir diğer kritik unsur. Dış şokların ve siyasi belirsizliklerin yaşanabileceği bir ortamda güveni sürdürmek için bunun önemli olduğunu düşünüyorum."</p><p></p><p>- Politika faizinin yıl sonunda yüzde 35'e çekileceği öngörülüyor</p><p></p><p>Merkez Bankası'nın para politikası kararlarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Morales, Merkez Bankası'nın mevcut risk dengesini nasıl değerlendirdiğine ilişkin olabildiğince net bir ölçüt sunmaya çalıştığını ve bu öngörülebilirliğin önemli olduğunu dile getirdi.</p><p></p><p>Morales, Merkez Bankasının para politikasında gevşeme ölçüsünü belirlerken yüksek jeopolitik riskler ve enerji fiyatları üzerindeki baskıyı göz önünde bulundurduğunu ifade ederek, "Muhtemelen yılın ilerleyen dönemlerinde para politikasında bir miktar gevşeme bekliyoruz. Bu, jeopolitik risklerin azalacağı ve daha düşük enerji fiyatları varsayımına dayanıyor. Öngörümüz, Merkez Bankası'nın toplamda 200 baz puan indirime giderek politika faizini 2026 sonunda yüzde 35'e çekeceği yönünde." değerlendirmesinde bulundu.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Emtia piyasalarında enflasyon verileri öne çıktı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/emtia-piyasalarinda-enflasyon-verileri-one-cikti-6081/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/emtia-piyasalarinda-enflasyon-verileri-one-cikti-6081/</id>
<published><![CDATA[2026-07-19T11:56:12+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-19T11:56:12+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_864D5D-39F4CA-290E8E-975C03-19E36D-8DCE88.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>ABD'de açıklanan verilere bakıldığında Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) haziranda aylık bazda yüzde 0,4 azalırken, yıllık bazda yüzde 3,5 artarak beklentilerin altında gerçekleşti. TÜFE'deki aylık düşüş, Nisan 2020'den bu yana en sert gerileme oldu.</p><p></p><p>Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) de haziranda aylık bazda yüzde 0,3 azalırken, yıllık bazda yüzde 5,5 artarak beklentilerin altında kaldı. ÜFE, aylık bazda Ağustos 2025'ten bu yana ilk kez düşüş kaydetti.</p><p></p><p>Enflasyon verilerinin ardından para piyasalarında Fed'in temmuzda faiz artırımına gideceğine yönelik beklentiler gerilerken, eylül toplantısı olası faiz artırımı için ana tarih olarak fiyatlanmaya devam etti. Ancak yatırımcılar, enerji fiyatlarındaki yükselişin enflasyondaki yavaşlamayı tersine çevirebileceği endişesiyle verilere temkinli yaklaştı.</p><p></p><p>Fed Başkanı Kevin Warsh da ABD Temsilciler Meclisi Finansal Hizmetler Komitesi'ndeki sunumunda, yüksek enflasyona tolerans göstermeyeceklerini ve fiyat istikrarını yeniden tesis etme konusunda kararlı olduklarını vurguladı.</p><p></p><p>Avro Bölgesi'nde mayısta yüzde 3,2 olan yıllık enflasyonun haziranda yüzde 2,8'e yavaşlaması, Avrupa Merkez Bankasının gelecek haftaki toplantısında faizleri sabit bırakacağı beklentilerini güçlendirdi.</p><p></p><p>Çin ekonomisi ise zayıf iç talep ve Orta Doğu kaynaklı risklerin etkisiyle ikinci çeyrekte yıllık yüzde 4,3 büyüyerek beklentilerin altında kaldı. İlk çeyrekte yüzde 5 büyüyen ekonomide kaydedilen bu oran, son 3,5 yılın en düşük büyümesi oldu.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle ABD'nin 10 yıllık tahvil faizi haftayı yatay seyirle yüzde 4,55'ten, dolar endeksi ise yüzde 0,2 azalışla 100,8 seviyesinden tamamladı.</p><p></p><p>- Değerli metallerde satış baskısı öne çıktı</p><p></p><p>Değerli metallerde, beklentilerin altında kalan ABD enflasyon verilerinin olumlu etkisine karşın petrol fiyatlarındaki yükselişin oluşturduğu enflasyon ve faiz endişeleri satış baskısını beraberinde getirdi.</p><p></p><p>Altının onsu geçen hafta ABD-İran geriliminin petrol fiyatlarını yüksek seviyelerde tutması, Fed'in kısıtlayıcı para politikasını daha uzun süre sürdürebileceği beklentisini güçlendirmesiyle değer kaybetti.</p><p></p><p>Analistler, petrol fiyatlarının yükselmesiyle artan küresel enflasyon endişelerinin faizleri yukarı yönlü baskıladığını, doların haftanın son bölümündeki toparlanmasının da faiz getirisi bulunmayan değerli metallere yönelik satışları artırdığını belirtti.</p><p></p><p>Gümüş, petrol kaynaklı enflasyon ve faiz endişeleri ile doların haftanın son bölümünde toparlanmasının etkisiyle değerli metaller arasında en sert gerileyen ürün oldu.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle birlikte değerli metallerde ons bazında fiyatlar gümüşte yüzde 6,6, platinde yüzde 2,3, altında yüzde 2,2 ve paladyumda yüzde 2,2 geriledi.</p><p></p><p>- Baz metallerde arz ve talep dinamikleri ayrıştı</p><p></p><p>Baz metallerde Çin ekonomisindeki yavaşlama talep görünümünü baskılarken, ürünlere özgü arz gelişmeleri karışık bir seyir izlenmesine neden oldu.</p><p></p><p>Nikelde, Endonezya'nın maden kotası tahsis sürecine ilişkin belirsizliğin devam etmesi ve ABD'deki zayıf üretici enflasyonunun Fed beklentilerini yumuşatması fiyatları destekledi.</p><p></p><p>Alüminyumda ise Hürmüz Boğazı'ndaki taşımacılık sorunlarının Körfez Bölgesi'ndeki üretim ve sevkiyatları aksatabileceği beklentisi fiyatları destekledi.</p><p></p><p>Çinkoda Çin'in emlak ve inşaat sektörlerindeki zayıflığın galvanizli çelik talebini azaltabileceği endişesi öne çıktı.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle birlikte baz metallerde tezgah üstü piyasada geçen hafta libre bazında fiyatlar nikelde yüzde 2,3 ve alüminyumda yüzde 0,7 artarken, çinkoda yüzde 2,4, kurşunda yüzde 0,7 ve bakırda yüzde 0,2 geriledi.</p><p></p><p>- Brent petrolde jeopolitik risk primi arttı</p><p></p><p>Brent petrol, ABD ile İran arasındaki çatışmaların şiddetlenmesi, Hürmüz Boğazı'ndan petrol akışının azalması ve tankerlere yönelik güvenlik riskleriyle 19 haftanın en hızlı haftalık yükselişini gerçekleştirdi.</p><p></p><p>ABD'nin İran'daki askeri ve ulaşım altyapısına yönelik saldırılarını artırmasına İran'ın Orta Doğu'daki ABD üslerine saldırılarla karşılık vermesi, çatışmaların bölgedeki diğer ülkelere yayılabileceği endişesini güçlendirdi.</p><p></p><p>Gerilimin artmasıyla savaş öncesinde küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 20'sinin taşındığı Hürmüz Boğazı'ndan petrol akışı azalırken, gemilere yönelik saldırı riski deniz taşımacılığındaki güvenlik endişelerini artırdı.</p><p></p><p>Analistler, Hürmüz Boğazı'ndaki akışın azalmasının fiziki arz endişelerini güçlendirdiğini ve petrol fiyatlarındaki jeopolitik risk primini yükselttiğini belirtti.</p><p></p><p>İran'ın, ABD'nin enerji altyapısına yönelik saldırılarını sürdürmesi halinde Husilerden Kızıldeniz'deki taşımacılığı engellemesini istediğine ilişkin haberler de arz endişelerini artırdı.</p><p></p><p>Hürmüz Boğazı'na alternatif olarak kullanılan Kızıldeniz güzergahının da risk altına girmesi, petrol piyasasındaki jeopolitik risk primini yükseltti.</p><p></p><p>Suudi Arabistan'ın normal dönemde Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştirdiği petrol ihracatının yüzde 70'ten fazlasını doğu-batı boru hattı aracılığıyla Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu Limanı'na yönlendirmesi, alternatif güzergahlar üzerindeki baskının arttığını gösterdi.</p><p></p><p>ABD'de ticari ham petrol stoklarının 1,7 milyon varil, benzin stoklarının 1,5 milyon varil azalması ve rafineri kapasite kullanım oranının yüzde 96,2'ye çıkması da jeopolitik gelişmelerden kaynaklanan yükselişi destekledi.</p><p></p><p>Doğal gaz ise ABD piyasasındaki güçlü arz görünümü nedeniyle petrolden negatif ayrıştı.</p><p></p><p>ABD'de üretimin günlük 110,3 milyar fit küpe yükselmesi, stoklara 41 milyar fit küp gaz eklenmesi ve sıvılaştırılmış doğal gaz tesislerine giden akışın azalması, Orta Doğu kaynaklı enerji risklerinin doğal gaz fiyatlarına etkisini sınırladı.</p><p></p><p>Bununla birlikte, haftalık bazda Brent petrolün varil fiyatı yüzde 14,2 artarken, doğal gazın İngiliz termal birimi cinsinden fiyatı yüzde 1 geriledi.</p><p></p><p>- Tahıllarda Karadeniz kaynaklı arz endişeleri öne çıktı</p><p></p><p>Tarım emtialarında karışık bir seyir izlenirken, tahıllarda Karadeniz'deki sevkiyat riskleri, ABD'deki hava koşulları ve üretim tahminleri fiyatlamalarda etkili oldu.</p><p></p><p>Buğdayda Rusya ile Ukrayna'nın Karadeniz ve Azak Denizi'ndeki gemilere yönelik saldırılarının artması, bölgeden yapılan tahıl ihracatının aksayabileceği endişesini güçlendirdi.</p><p></p><p>Ukrayna'nın Karadeniz limanları üzerinden tahıl ihraç etme kapasitesinin Rus saldırıları nedeniyle yaklaşık 3'te biri oranında azalması ve Azak Denizi'ndeki taşımacılığın sınırlandırılması da fiyatları destekledi.</p><p></p><p>Mısır ve soya fasulyesinde ABD'nin kuzeyindeki üretim bölgeleri için açıklanan aşırı sıcaklık tahminleri öne çıktı. ABD Tarım Bakanlığının haftalık raporunda mısırın yüzde 68'i, soya fasulyesinin yüzde 65'i iyi veya mükemmel durumda değerlendirilirken, ABD'nin Çin'e 340 bin tonluk yeni soya fasulyesi satışı açıklaması alımları destekledi.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle birlikte Chicago Ticaret Borsası'nda kile başına fiyatlar buğdayda yüzde 7, mısırda yüzde 1,6, pirinçte yüzde 1,3 ve soya fasulyesinde yüzde 1 arttı.</p><p></p><p>Kahvede, Brezilya Kahve İhracatçıları Konseyinin ülkenin haziran ayı yeşil kahve ihracatının yıllık yüzde 14,4 artarak 2,64 milyon çuvala ulaştığını açıklaması fiyatları baskıladı.</p><p></p><p>Kakaoda Avrupa'nın ikinci çeyrek öğütme miktarının yıllık yüzde 4,6 azalarak son 6 yılın en düşük ikinci çeyrek seviyesine gerilemesi ve Nijerya'nın haziran ayı kakao ihracatının yüzde 30 artması etkili oldu.</p><p></p><p>ABD'de Intercontinental Exchange'te libre bazında fiyatlar pamukta yüzde 3,6, kahvede yüzde 3,9 ve şekerde yüzde 0,4 gerilerken, kakaonun ton başına fiyatı yüzde 7,5 düştü.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Borsa ve altın kaybettirdi, dolar ve euro kazandırdı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/borsa-ve-altin-kaybettirdi-dolar-ve-euro-kazandirdi-4985/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/borsa-ve-altin-kaybettirdi-dolar-ve-euro-kazandirdi-4985/</id>
<published><![CDATA[2026-07-18T09:32:18+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-18T09:32:18+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_F1C2BC-E359B0-25F3FE-94312A-1FF014-C16354.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>BIST 100 endeksi, en düşük 13.941,98 puanı, en yüksek 14.265,51 puanı gördükten sonra haftayı önceki hafta kapanışının yüzde 2,38 üzerinde 13.981,05 puandan tamamladı.</p><p></p><p>Kapalıçarşı'da işlem gören 24 ayar külçe altının gram satış fiyatı bu hafta yüzde 2,45 azalışla 6 bin 53 liraya, cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 1,90 düşüşle 39 bin 819 liraya geriledi.</p><p></p><p>Geçen hafta sonu 10 bin 180 lira olan çeyrek altının satış fiyatı yüzde 1,84 azalışla 9 bin 993 liraya geriledi.</p><p></p><p>Bu hafta ABD doları yatay seyrederek 46,9870 lira, avro da 53,6950 lira oldu.</p><p></p><p>Yatırım fonları bu hafta yüzde 1,19, emeklilik fonları yüzde 1,25 değer kazandı.</p><p></p><p>Kategorilerine göre bakıldığında, yatırım fonları arasında en çok kazandıran yüzde 2,73 ile "Hisse Senedi Fonları" oldu.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">NATO Zirvesi ekonomiye 900 milyon lira kazandırdı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/nato-zirvesi-ekonomiye-900-milyon-lira-kazandirdi-6242/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/nato-zirvesi-ekonomiye-900-milyon-lira-kazandirdi-6242/</id>
<published><![CDATA[2026-07-17T02:45:37+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-17T02:45:37+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_4FF3A6-16AE83-2EF2E9-652B1A-36AE1A-39012B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, uluslararası diplomasiye ev sahipliği yapmasının yanı sıra ekonomiye de önemli bir hareketlilik getirdi. Zirve kapsamında yaklaşık 7 bin yabancı misafir Ankara'da ağırlanırken, organizasyonun başkent ekonomisine 900 milyon liralık doğrudan ekonomik katkı sağladığı bildirildi.&nbsp;</p><p>Konaklama, ulaşım, restoran, alışveriş ve organizasyon hizmetleri başta olmak üzere çok sayıda sektör zirve boyunca yüksek doluluk oranlarına ulaştı. Otellerde doluluklar zirve seviyesine çıkarken, kentte faaliyet gösteren restoranlar, kafeler, taksi ve transfer şirketleri ile perakende işletmeleri de yoğun talep gördü. Bu hareketlilik, Ankara'da hizmet sektörünün cirolarına önemli ölçüde yansıdı.&nbsp;</p><p></p><p>Turizm ve hizmet sektörüne güçlü destek</p><p></p><p>Ekonomistler, uluslararası zirvelerin yalnızca kısa vadeli harcamalarla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda şehirlerin marka değerini artırarak kongre ve iş turizmi açısından uzun vadeli fırsatlar oluşturduğunu belirtiyor.</p><p>Ankara'nın başarılı ev sahipliği sayesinde başkentin uluslararası organizasyonlar için güvenilir ve güçlü bir destinasyon olarak öne çıktığı değerlendiriliyor. Bu durumun ilerleyen dönemde yeni uluslararası toplantı, fuar ve kongrelerin Türkiye'ye kazandırılmasına katkı sağlayabileceği ifade ediliyor.&nbsp;</p><p></p><p>Savunma diplomasisinin ekonomik yansıması</p><p></p><p>Zirve yalnızca şehir ekonomisini canlandırmakla kalmadı, savunma sanayisi açısından da yeni iş birliklerinin önünü açtı. NATO üyesi ülkelerin liderleri ve çok sayıda üst düzey heyetin katıldığı organizasyonda savunma sanayii firmaları arasında temaslar hız kazanırken, yeni yatırım ve tedarik fırsatlarının gündeme geldiği belirtiliyor. NATO Zirvesi sonunda 50 milyar doları aşan yeni savunma tedarik anlaşmalarının duyurulması da zirvenin ekonomik etkisini küresel ölçekte güçlendiren gelişmeler arasında yer aldı.&nbsp;</p><p></p><p>Türkiye'nin uluslararası vitrini güçlendi</p><p></p><p>Uzmanlara göre Ankara'da gerçekleştirilen zirve, Türkiye'nin organizasyon kabiliyeti, güvenlik altyapısı ve diplomatik kapasitesini uluslararası kamuoyuna göstermesi açısından da önemli bir referans oldu.</p><p>Kısa vadede yaklaşık 900 milyon liralık ekonomik hareketlilik oluşturan zirvenin, uzun vadede kongre turizmi, yabancı yatırımcı ilgisi ve savunma sanayii iş birlikleri üzerinden çok daha yüksek ekonomik getiriler üretme potansiyeli taşıdığı değerlendiriliyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Hukuk devleti kağıtta kalmamalı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/hukuk-devleti-kagitta-kalmamali-6156/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/hukuk-devleti-kagitta-kalmamali-6156/</id>
<published><![CDATA[2026-07-16T12:19:36+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-16T12:19:36+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_261EBC-290C93-6F6E1A-C6AE94-1BC0CA-F533C3.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ekonomist Mahfi Eğilmez, "Magna Carta'dan Bugüne: Türkiye Nerede Duruyor?" başlıklı değerlendirmesinde, hukukun üstünlüğü, temel hak ve özgürlükler ile demokratik kurumların tarihsel gelişimini ele alarak Türkiye'nin mevcut hukuk sistemi ve uygulamalarını değerlendirdi.</p><p>1215 yılında ilan edilen Magna Carta ile başlayan hukuk devleti anlayışının, yüzyıllar boyunca Habeas Corpus Act, İngiliz ve Amerikan Haklar Bildirgeleri ile Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi gibi temel metinlerle geliştiğini hatırlatan Eğilmez, bu ilkelerin bugün demokratik ülkelerin ortak standartlarını oluşturduğunu ifade etti.</p><p></p><p>Hukukun üstünlüğü uygulamada zayıflıyor</p><p></p><p>Eğilmez, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın devleti "hukuk devleti" olarak tanımladığına dikkat çekerken, uygulamada özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sonrasında güçler ayrılığı ilkesinin zayıfladığı yönünde değerlendirmelerde bulundu.</p><p>Uluslararası hukuk endekslerinde Türkiye'nin yargı bağımsızlığı ve yürütmenin denetlenmesi gibi alanlarda gerilediğini belirten Eğilmez, hukuk devletinin yalnızca anayasal düzenlemelerle değil, bağımsız kurumlarla güç kazanabileceğini vurguladı.</p><p></p><p>Kişi özgürlüğü anayasal güvence altında, ancak...</p><p></p><p>Kişi özgürlüğünü güvence altına alan Habeas Corpus ilkesine de değinen Eğilmez, Türkiye'de Anayasa'nın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını koruduğunu ancak uygulamada uzun tutukluluk süreleri ve geniş yorumlanan suçlamaların tartışma konusu olmaya devam ettiğini ifade etti.</p><p>Eğilmez, hukuki güvencelerin uygulamadaki siyasal ortamla uyumlu şekilde işletilmesinin demokratik hukuk devletinin temel şartlarından biri olduğunu kaydetti.</p><p></p><p>İfade özgürlüğü ve parlamentonun denetim gücü</p><p></p><p>İngiliz ve Amerikan Haklar Bildirgeleri'nin ifade özgürlüğü ve parlamenter denetim anlayışına yaptığı katkıları hatırlatan Eğilmez, Türkiye'de yasama organının yürütme karşısındaki denetim kapasitesinin azaldığını savundu.</p><p>Basın ve ifade özgürlüğü alanında yaşanan tartışmalara da değinen Eğilmez, sosyal medya düzenlemeleri, RTÜK ve BTK uygulamaları ile dezenformasyon yasasının eleştirel görüşlerin kamusal alandaki etkisini sınırladığı yönünde değerlendirmelerde bulundu.</p><p></p><p>Eşitlik ilkesi uygulamayla güç kazanır</p><p></p><p>Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi'nin temel ilkelerinden biri olan hukuk önünde eşitlik ilkesini de ele alan Eğilmez, Türkiye'de liyakat sistemi, mülakat uygulamaları, cinsiyet eşitliği ve yargıya duyulan güven konularında yaşanan tartışmaların toplumsal adalet algısını etkilediğini ifade etti.</p><p></p><p>Hakları koruyan bağımsız kurumlardır</p><p></p><p>Mahfi Eğilmez, değerlendirmesinin sonunda Türkiye'nin evrensel insan hakları ve hukuk devleti ilkelerini büyük ölçüde anayasal sistemine dahil etmiş modern bir devlet olduğunu belirterek, asıl sorunun bu hakların uygulamada ne ölçüde hayata geçirildiği olduğunu vurguladı.</p><p>Bağımsız yargı, güçlü denetim mekanizmaları ve etkin güçler ayrılığı tesis edilmediği sürece anayasal hakların günlük yaşamı güvence altına alan kurallar yerine, metinlerde yer alan ilkeler olarak kalacağı değerlendirmesinde bulunan Eğilmez, hukuk devletinin sürdürülebilir ekonomik kalkınma ve demokratik istikrar açısından da temel öneme sahip olduğuna işaret etti.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Ekonomik bağımsızlık, milli egemenliğin ayrılmaz bir parçası"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ekonomik-bagimsizlik-milli-egemenligin-ayrilmaz-bir-parcasi-3227/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ekonomik-bagimsizlik-milli-egemenligin-ayrilmaz-bir-parcasi-3227/</id>
<published><![CDATA[2026-07-15T11:37:46+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-15T11:37:46+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_8DD968-2794C9-4BCB58-57252C-40B8E2-254978.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Olpak açıklamasında şunları kaydetti:</p><p></p><p>“15 Temmuz 2016 tarihinde ülkemizin demokrasisine, milli iradesine ve anayasal düzenine yönelik gerçekleştirilen hain darbe girişiminin üzerinden on yıl geçti.</p><p></p><p>DEİK olarak, milletimizin kararlı duruşu, devletimizin kurumlarının dirayeti ve demokrasiye sahip çıkan tüm vatandaşlarımızın fedakârlıklarıyla bertaraf edilen bu menfur girişimi bir kez daha güçlü şekilde kınıyor; şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnet ve şükranla anıyoruz.</p><p></p><p>15 Temmuz gecesi yalnızca demokrasimiz değil, aynı zamanda ekonomik istikrarımız, üretim gücümüz ve ülkemizin geleceği de hedef alındı. Ancak milletimizin birlik ve beraberliği sayesinde Türkiye, karşı karşıya kaldığı bu büyük tehdidi aşmayı başardı; ekonomisini, kurumlarını ve uluslararası itibarını daha da güçlendirme iradesini ortaya koydu.</p><p></p><p>Aradan geçen on yılda Türk iş dünyası; üretime, ihracata, istihdama ve yatırıma kesintisiz şekilde devam ederek ülkemizin kalkınma hedeflerine katkı sundu, ekonomik bağımsızlığın milli egemenliğin ayrılmaz bir parçası olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu dönemde kişi başına gelirimiz yaklaşık 10.900 US dolardan yaklaşık 18.000 US dolar seviyesine çıktı. İhracatımızın küresel ticaretten aldığı pay yüzde 1,07’ye yükseldi. Ülkemiz dünya ekonomisiyle entegrasyonunu derinleştirirken, son yıllarda karşı karşıya kaldığı jeopolitik ve finansal risklere rağmen dayanıklılığını ve uyum kabiliyetini tüm dünyaya kanıtladı.</p><p></p><p>Bugün küresel ölçekte yaşanan dönüşümlerin ve jeopolitik gelişmelerin şekillendirdiği yeni dönemde, Türkiye’nin güçlü ekonomisi, dinamik özel sektörü ve girişimcilik ekosistemi en önemli avantajlarımız arasında yer alıyor. Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından kamuoyuna açıklanan; üretim, ihracat, yüksek katma değerli hizmetler ve uluslararası yatırım çekme kapasitemizi güçlendirmeyi hedefleyen, vergi teşvikleri, yatırım kolaylıkları ve finansal düzenlemeler içeren kapsamlı ekonomik reform paketi, bu avantajlarımızı daha etkin şekilde değerlendirmemize önemli katkılar sağlayacaktır.</p><p></p><p>Öte yandan, firmalarımızın geleneksel olarak rekabet ettiği fiyat, kalite ve hız unsurlarına son dönemde ‘’Güven Rekabeti’’ faktörü de eklendi. Türkiye; güçlü üretim altyapısı, stratejik konumu, genç ve nitelikli iş gücü ile uluslararası yatırımcılar açısından güvenilir bir ortak ve istikrarlı bir yatırım merkezi olarak öne çıkıyor. Bu durum, ülkemize küresel rekabette önemli bir avantaj sağlıyor.</p><p></p><p>15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’nün 10’uncu yıl dönümünde, demokrasimize ve milli iradeye sahip çıkan aziz milletimizi saygıyla selamlıyor; ülkemizin hedefleri doğrultusunda daha güçlü, daha müreffeh ve daha dirençli bir Türkiye için üretmeye, yatırım yapmaya ve çalışmaya devam edeceğimizi bir kez daha vurguluyoruz.</p><p></p><p>DEİK olarak, 153 İş Konseyimiz aracılığıyla dünyanın dört bir yanında yürüttüğümüz ticari diplomasi faaliyetleriyle ülkemizin ekonomik kalkınmasına katkı sunmayı ve Türkiye’nin küresel ticaretteki konumunu daha da güçlendirmeyi, 41 yıldır olduğu gibi bundan sonra da aynı kararlılık ve heyecanla sürdüreceğiz.”</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">TL'nin kaderini kur belirliyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/tlnin-kaderini-kur-belirliyor-1308/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/tlnin-kaderini-kur-belirliyor-1308/</id>
<published><![CDATA[2026-07-15T11:35:50+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-15T11:35:50+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_A0F879-1C4A3B-669F40-826BDF-8CE952-CF746D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ekonomist Mahfi Eğilmez, "TL Mevduatı mı Dolar mı?" başlıklı değerlendirmesinde, yüksek faiz dönemlerinde yatırımcıların en önemli sorusunun tasarruflarını TL mevduatta mı yoksa dövizde mi değerlendirmeleri gerektiği olduğunu belirtti.</p><p>Yatırım kararının yalnızca mevduat faizine bakılarak verilmemesi gerektiğini ifade eden Eğilmez, doğru karşılaştırmanın faiz getirisinin döviz kurundaki yükselişi telafi edip edemediğine göre yapılması gerektiğini söyledi.</p><p>Eğilmez, örnek hesaplamasında bir yıl önce 500 bin TL'sini yüzde 36 net faizle vadeli mevduata yatıran bir yatırımcının, dolar kurunun 40 TL'den 47 TL'ye yükseldiği varsayımında vade sonunda yaklaşık 14 bin 468 dolarlık varlığa ulaşacağını, başlangıçtaki 12 bin 500 dolarlık karşılığa göre dolar bazında yaklaşık yüzde 15,7 getiri elde edeceğini hesapladı.</p><p>Bu örneğin, TL mevduatın yalnızca TL cinsinden değil, belirli koşullar altında dolar bazında da kazanç sağlayabileceğini gösterdiğini belirten Eğilmez, net faiz oranının yüzde 36 olduğu örnekte kur artışının işlem maliyetleri de dikkate alındığında yaklaşık yüzde 34 seviyesini aşmaması halinde TL mevduatın avantajını koruyacağını ifade etti.</p><p></p><p>TL’yi tercih eden kur rkiskini üstleniyor</p><p></p><p>Eğilmez, kur artışının bu seviyenin altında kalması durumunda TL mevduatın dolar bazında avantaj sağlayacağını, kur artışının eşiğin üzerine çıkması halinde ise dövizin daha avantajlı hale gelebileceğini kaydetti. Bu nedenle TL mevduat tercih eden yatırımcıların aynı zamanda kur riskini de üstlendiğine dikkat çekti.</p><p>Yatırım kararlarında enflasyon beklentileri, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın para politikası, döviz talebi, rezervler, faizlerin gelecekteki seyri ve ekonomiye duyulan güven gibi unsurların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Eğilmez, finansal piyasalarda sonuçları tek bir göstergenin değil, bu değişkenler arasındaki dengenin belirlediğini ifade etti.</p><p>Yüksek faiz ve kontrollü kur politikasının kısa vadede TL varlıklara ilgiyi artırarak döviz talebini sınırlayabileceğini belirten Eğilmez, bunun aynı zamanda doğrudan yabancı yatırımlardan ziyade kısa vadeli sermaye girişlerini teşvik edebileceğini söyledi. Bu politikanın kısa vadede fiyat istikrarına katkı sağlayabilse de uzun vadeli sürdürülebilirliği konusunda iktisatçılar arasında farklı görüşler bulunduğunu dile getirdi.</p><p>Eğilmez, uzun vadede ya enflasyonun gerileyerek faizlerin normalleşeceğini ya da kur üzerindeki baskının artmasıyla döviz kurunun daha hızlı yükseleceğini belirterek, TL mevduat ile döviz arasında tercih yapılırken temel ölçütün faiz getirisi ile kur artışı arasındaki denge ve yatırımcının üstlenmek istediği kur riski olduğunu ifade etti.</p><p></p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Hedef ekonomiydi Türkiye kazandı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/hedef-ekonomiydi-turkiye-kazandi-9279/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/hedef-ekonomiydi-turkiye-kazandi-9279/</id>
<published><![CDATA[2026-07-15T02:23:18+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-15T02:23:18+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_EBDAE5-49D930-3DE202-1D158A-74FA12-B88C37.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p><b>Mustafa DENİZ</b></p><p></p><p>15 Temmuz 2016 gecesi gerçekleştirilen FETÖ'nün darbe girişimi yalnızca Türkiye'nin demokratik düzenini değil, ekonomik istikrarını da hedef aldı. Darbe teşebbüsünün yaşandığı ilk saatlerde finansal piyasalarda sert dalgalanmalar yaşanırken, döviz kurlarında yükseliş görüldü, Borsa İstanbul'da satış baskısı arttı ve uluslararası piyasalarda Türkiye risk primi yükseldi. Ancak ekonomi yönetiminin hızlı müdahaleleri, bankacılık sektörünün sağlam yapısı ve kamu kurumlarının koordineli çalışması sayesinde piyasalardaki panik kısa sürede kontrol altına alındı.</p><p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın bankacılık sistemine sınırsız likidite sağlaması, zorunlu karşılıklar ve teminat uygulamalarında attığı adımlar finansal sistemin kesintisiz çalışmasını sağladı. Bankalar normal faaliyetlerine devam ederken ödeme sistemlerinde herhangi bir aksama yaşanmadı. Böylece darbe girişiminin finansal sisteme kalıcı zarar vermesi önlendi.</p><p></p><p>Büyüme stratejisi sürdü</p><p></p><p>Aradan geçen on yılda Türkiye ekonomisi önemli sınamalardan geçti. Küresel salgın, tedarik zinciri krizleri, Rusya-Ukrayna savaşı, enerji fiyatlarındaki sert yükseliş ve yüksek enflasyon gibi küresel gelişmelere rağmen üretim kapasitesini koruyan Türkiye, ihracat odaklı büyüme stratejisini sürdürdü. 2016 yılında yaklaşık 143 milyar dolar seviyesinde bulunan mal ihracatı, sonraki yıllarda düzenli artış göstererek 2025 itibarıyla 260 milyar doların üzerine çıktı. İhracatın coğrafi çeşitliliğinin artması ve sanayi üretimindeki kapasite genişlemesi büyümenin temel dinamiklerinden biri oldu.</p><p>Savunma sanayisinde elde edilen başarılar da ekonomiye önemli katkı sağladı. Yerli ve milli üretim hamlesiyle birlikte savunma sanayi ihracatı katlanarak büyürken, yüksek katma değerli üretimin toplam ihracat içindeki payı yükseldi. İnsansız hava araçları, elektronik sistemler, kara ve deniz platformlarında geliştirilen teknolojiler Türkiye'nin küresel rekabet gücünü artıran unsurlar arasında yer aldı.</p><p></p><p>Turizm dimdik ayakta</p><p></p><p>Turizm sektörü de darbe girişiminin ardından yaşanan kayıpları kısa sürede telafi etti. Güven ortamının yeniden tesis edilmesiyle birlikte ziyaretçi sayıları rekor seviyelere ulaştı. Turizm gelirleri cari açığın finansmanına önemli katkı verirken hizmet ihracatının büyümesinde de belirleyici rol oynadı.</p><p>Altyapı yatırımları ise ekonomik büyümenin lokomotiflerinden biri olmaya devam etti. İstanbul Havalimanı, hızlı tren projeleri, otoyollar, şehir hastaneleri, enerji yatırımları ve lojistik merkezleri hem istihdamı destekledi hem de Türkiye'nin üretim ve ticaret kapasitesini artırdı. Sanayi bölgeleri ve organize sanayi yatırımları sayesinde üretim tabanı genişledi.</p><p>Bankacılık sektörü de bu süreçte ekonominin en güçlü dayanaklarından biri oldu. Güçlü sermaye yeterlilik oranları, etkin denetim mekanizmaları ve dijital dönüşüm yatırımları sayesinde sektör hem iç hem de dış şoklara karşı dayanıklılığını korudu. Finansal sistemin sağlamlığı, reel sektörün krediye erişimini sürdürmesine katkı sağladı.</p><p></p><p>Ekonomi krizlere daha dirençli oldu</p><p></p><p>Ekonomistler, 15 Temmuz sonrasında elde edilen en önemli kazanımlardan birinin ekonomik direnç kapasitesinin artması olduğuna dikkat çekiyor. Yaşanan her küresel kriz, üretim altyapısının güçlendirilmesi, ihracat pazarlarının çeşitlendirilmesi ve stratejik sektörlerde yerlileşmenin önemini bir kez daha ortaya koydu.</p><p>Bugün gelinen noktada Türkiye ekonomisi hâlâ enflasyonla mücadele, fiyat istikrarı, cari denge ve yatırım ortamının güçlendirilmesi gibi önemli gündem maddeleriyle karşı karşıya bulunuyor. Bununla birlikte 15 Temmuz sonrasında ortaya konulan kurumsal refleks, finansal sistemin dayanıklılığı ve üretim kapasitesinin korunması, ekonominin krizlere karşı daha dirençli hale gelmesinde önemli rol oynadı.</p><p>15 Temmuz'un ardından geçen süreç, yalnızca bir darbe girişiminin bertaraf edilmesinin değil, aynı zamanda ekonomik bağımsızlığın korunmasının da kritik önem taşıdığını gösterdi. Türkiye, yaşadığı tüm küresel ve bölgesel şoklara rağmen üretim, ihracat ve yatırım eksenli büyüme hedefini sürdürerek ekonomik dayanıklılığını güçlendirmeye devam ediyor.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"İşsizlik oranı tek haneli seviyelerini korumaktadır"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/issizlik-orani-tek-haneli-seviyelerini-korumaktadir-536/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/issizlik-orani-tek-haneli-seviyelerini-korumaktadir-536/</id>
<published><![CDATA[2026-07-14T14:57:57+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-14T14:57:57+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_A5FA1D-C4B820-E4A815-866A52-1FA1FE-D0F20E.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın başkanlığında EKK toplantısı düzenlendi.</p><p></p><p>Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki toplantıya, Adalet Bakanı Akın Gürlek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Burak Dağlıoğlu ve bazı bakan yardımcıları katıldı.</p><p></p><p>Toplantının ardından yapılan yazılı açıklamada, küresel ekonominin jeopolitik gelişmeler, yeşil ve dijital dönüşüm ile ticaret ve tedarik zincirlerinin yeniden yapılanmasının etkisiyle kapsamlı değişim sürecinden geçtiği belirtildi.</p><p></p><p>- "Dezenflasyon sürecinin yılın kalanında devam etmesini öngörüyoruz"</p><p></p><p>Bu sürecin üretim, yatırım, ticaret ve iş gücü politikalarını şekillendirirken ülkeler için yeni risklerin yanı sıra önemli fırsatları da beraberinde getirdiğine dikkat çekilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p><p></p><p>"Kararlılıkla uyguladığımız politikalar sayesinde güçlenen makroekonomik temellerimiz, ekonomimizin şoklara karşı dayanıklılığını ve değişen küresel koşullara uyum kapasitesini artırmaktadır. Ülkemiz 23 çeyrektir kesintisiz büyümesini sürdürürken işsizlik oranı tek haneli seviyelerini korumaktadır. Bölgemizdeki jeopolitik gerilimlerin etkisiyle cari açığın sınırlı artmasına rağmen kazanımlarımız sayesinde sürdürülebilir seviyelerde kalmasını bekliyoruz. Dezenflasyon sürecinin destekleyici koşulların katkısıyla yılın kalanında devam etmesini öngörüyoruz.</p><p></p><p>Yapısal dönüşümü esas alan politikalarımızla ihracat odaklı büyümeyi ve reel sektörün rekabet gücünü destekliyoruz. Bu kapsamda Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi programının kapsamını genişleterek bütçesini 750 milyar Türk lirasına yükseltiyor, imalat sektöründe faaliyet gösteren sanayicilerimizin işletme sermayesini güçlendirecek uygun koşullu 250 milyar Türk lirası tutarındaki yeni bir kredi paketini hayata geçiriyoruz. Beşeri sermayenin niteliğini artıracak, iş gücü piyasasının ihtiyaç duyduğu beceri ve yetkinlikleri geliştirecek politikaları hayata geçiriyoruz. Önümüzdeki dönemde başta gençler, kadınlar ve iş gücüne katılımda güçlük yaşayan kesimler olmak üzere potansiyel iş gücünü istihdama kazandırmaya yönelik çalışmalarımızı sürdüreceğiz."</p><p></p><p>- "Güçlü yatırım, üretim ve ticaret merkezi"</p><p></p><p>Açıklamada, iş ve yatırım süreçlerini kolaylaştıran reformlar, hukuki öngörülebilirliği güçlendiren düzenlemeler sayesinde yatırım ortamının daha da iyileştirmenin amaçlandığı belirtilerek, bu kapsamda, TBMM Genel Kurulunun gündeminde olan 12. Yargı Paketi ile yargı süreçlerinin etkinliğinin artırılmasının hedeflendiği bildirildi.</p><p></p><p>EKK toplantısında görüşülen temel hususlara ilişkin açıklamada, "İş gücü piyasasındaki son dönem gelişmeler değerlendirilmiş, iş gücü piyasasının ihtiyaçlarına yönelik hayata geçirilmesi planlanan politikalar Kurul üyeleriyle istişare edilmiştir. 12. Yargı Paketi kapsamındaki ekonomiye ve yatırım ortamına etkisi bulunan düzenlemeler değerlendirilmiş, iş ve yatırım ortamının güçlendirilmesine yönelik atılması gereken ilave adımlar ele alınmıştır." bilgisi paylaşıldı.</p><p></p><p>Açıklamada, "Ülkemiz jeostratejik konumu, geniş iç ve bölgesel pazarı, güçlü üretim ve lojistik altyapısı, genç ve nitelikli iş gücü sayesinde yatırımcılar için önemli fırsatlar sunmaktadır. Yüksek katma değerli yatırımları destekleyen, beşeri sermayenin niteliğini artıran ve ikiz dönüşümü hızlandıran yapısal reformlarımızla ülkemizi küresel ölçekte güçlü bir yatırım, üretim ve ticaret merkezi yapmayı hedefliyoruz." ifadelerine yer verildi.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Şoklara karşın cari açık sürdürülebilir seviyelerde kaldı"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/soklara-karsin-cari-acik-surdurulebilir-seviyelerde-kaldi-2991/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/soklara-karsin-cari-acik-surdurulebilir-seviyelerde-kaldi-2991/</id>
<published><![CDATA[2026-07-13T13:21:38+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-13T13:21:38+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_8A87CA-934D47-2AFDDC-A56361-2162AA-AC27D1.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Şimşek, NSosyal'deki hesabından, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan mayıs ayı ödemeler dengesi verilerine ilişkin değerlendirmede bulundu.</p><p></p><p>Mayısta yıllıklandırılmış cari açığın 37,3 milyar dolar olarak gerçekleştiğini ifade eden Şimşek, şunları kaydetti:</p><p></p><p>"Küresel ekonomideki şoklara karşın cari açığın sürdürülebilir seviyelerde kalması ekonomimizin dayanıklılığını gösterirken makro finansal istikrarı da desteklemektedir. Brüt dış finansman ihtiyacı ve brüt dış borç stoku uzun dönem ortalamalarının altında seyretmektedir. Sağladığımız kazanımları kalıcı hale getirmek için yüksek katma değerli üretimi ve ihracatı artıran, enerjide dışa bağımlılığı azaltan yapısal dönüşüm adımlarımıza devam edeceğiz."</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Emtia piyasasında sert yükselişler görüldü</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/emtia-piyasasinda-sert-yukselisler-goruldu-7593/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/emtia-piyasasinda-sert-yukselisler-goruldu-7593/</id>
<published><![CDATA[2026-07-12T12:08:30+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-12T12:08:30+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B25357-83F603-568C84-C49CB3-DC34E4-29E14C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bu dönemde tarım grubunda ve baz metallerdeki yükselişler dikkati çekti.</p><p></p><p>Değerli metallerde geçen hafta ons bazında fiyatlar, altında yüzde 1,3, gümüşte yüzde 3,9, platinde yüzde 0,6 değer kaybederken, paladyumda yüzde 0,5 değer kazandı.</p><p></p><p>Orta Doğu'da tırmanan gerilimler ve ABD Merkez Bankasının (Fed) toplantı tutanaklarında yetkililerin "şahin" adımlar gerektirebilecek risklere dikkati çekmesi sonrasında güçlenen dolar ve yükselen tahvil faizleriyle alternatif maliyeti artan altının ons fiyatı haftayı düşüşle tamamladı.</p><p></p><p>Petrol fiyatlarındaki sıçramanın Fed'in faiz artırımının zamanlamasını öne çekebileceğine yönelik haberler de değerli metaller üzerinde baskı oluşturdu.</p><p></p><p>Fosil yakıtlı otomobillere talebin azalacağına ve elektrikli araçlara talebin artacağına yönelik öngörüler bu yıl paladyum fiyatları üzerinde sert satış baskısı oluşturdu.</p><p></p><p>Analistler, yatırımcıların aşırı düşüşlerden dolayı paladyumda alım fırsatı bulduğunu söyledi.</p><p></p><p>- Azalan stoklar baz metal fiyatlarını yukarı yönlü etkiledi</p><p></p><p>Baz metallerde tezgah üstü piyasada geçen hafta fiyatlar libre bazında bakırda yüzde 1,2, nikelde yüzde 2,3 çinkoda yüzde 1,9, alüminyumda yüzde 2,1, kurşunda yüzde 1,1 değer kazandı.</p><p></p><p>Orta Doğu'daki çatışmalarla alüminyum tedarikindeki sıkıntıların devam edeceğine ilişkin endişeler alüminyum fiyatlarında yükselişe neden oldu. Çin'de bakır ve alüminyum stoklarında görülen düşüşler de söz konusu ürünlerin fiyatlarını destekledi.</p><p></p><p>Güney Kore'de madencilik şirketi Young Poong Corporation tarafından işletilen büyük bir çinko eritme tesisinde çıkan yangın haberlerinin ardından çinko fiyatları arz endişeleriyle arttı.</p><p></p><p>Endonezya'nın nikel kotasında sınırlamaya gitmesi de nikel fiyatlarını yukarı yönlü etkiledi.</p><p></p><p>- Brent petrolün varil fiyatı yüzde 5'in üzerinde arttı</p><p></p><p>Enerji grubunda Brent petrolün varil fiyatı yüzde 5,5 değer kazanırken, New York Ticaret Borsası'nda işlem gören doğal gazın İngiliz termal birimi (MMBtu) cinsinden fiyatı da yüzde 2,8 değer kaybetti.</p><p></p><p>Orta Doğu'da tansiyonun yeniden artmasıyla ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılar başlatmasıyla Brent petrol fiyatlarında 4 haftalık düşüş eğilimi sona erdi.</p><p></p><p>Bölgede barış sürecinin kalıcı olmayabileceğine yönelik endişelerle yükselen petrol fiyatlarının, enflasyon görünümü ve buna bağlı olarak merkez bankalarının para politikalarına yönelik beklentilerde belirleyici olması bekleniyor.</p><p></p><p>ABD'de doğal gaz stoklarının artması ise doğal gaz fiyatlarının düşmesine neden oldu.</p><p></p><p>- Rusya-Ukrayna gerilimi buğday fiyatlarının yükselişinde etkili oldu</p><p></p><p>Tarım grubunda geçen hafta Chicago Ticaret Borsası'nda kile başına fiyatlar pirinçte yüzde 4,2, soya fasulyesinde yüzde 3,6, buğdayda yüzde 6,6 ve mısırda yüzde 4,3 arttı.</p><p></p><p>ABD'de faaliyet gösteren emtia borsası Intercontinental Exchange'te libre bazında fiyatlar, kahvede yüzde 12,1, şekerde yüzde 0,1 ve pamukta yüzde 5,7 arttı. Kakaonun ton başına fiyatı ise haftayı yüzde 18,6 artışla tamamladı.</p><p></p><p>Rusya-Ukrayna arasında gerilimin tırmanması buğday, mısır ve pirinç fiyatlarındaki artışta etkili oldu.</p><p></p><p>Rusya'nın Don-Azov Kanalı'ndan buğday tedarikini sınırladığına dair haberler ve ABD Tarım Bakanlığının buğday üretim tahminlerini aşağı çekmesiyle buğday fiyatları sert yükseldi.</p><p></p><p>Küresel pirinç ve mısır stok seviyelerinin azalacağına dair öngörüler de mısır ve pirinç fiyatlarındaki yukarı yönlü seyirde etkili oldu.</p><p></p><p>Soya fasulyesi fiyatları da ABD'deki kuraklık endişeleri ve Çin'den gelen güçlü talepten destek buldu.</p><p></p><p>Kahvenin libresi Brezilya ve Vietnam’daki hava olaylarından kaynaklanan arz endişeleri ve küresel kahve stoklarının azalacağına dair beklentilerle 3,57 dolarla yaklaşık 6 ayın zirvesini gördü.</p><p></p><p>Hem Güney Amerika'da hem de Güneydoğu Asya'da üretilen ürünlerin başında kahve geliyor. Brezilya "arabica" türü kahvede, Vietnam ise "robusta" türü kahvede dünyanın en büyük üreticileri ve ihracatçıları konumunda bulunuyor.</p><p></p><p>Kahve ağaçlarının çiçeklenmesinin azalması rekoltede düşüş olacağı anlamına geliyor. Bu beklentilerden dolayı kahve fiyatlarında yükseliş görülüyor. El Nino etkisinin 2027'nin ilk çeyreğine kadar devam etmesi bekleniyor. Bu da gelecek sezon için kahve fiyatlarında beklentileri yükseltiyor.</p><p></p><p>Batı Afrika'da şiddetli yağışların ürünlere zarar vermesi ve El Nino'nun üretimi olumsuz etkileyeceğine yönelik öngörüler, kakao arzına ilişkin kaygıları artırarak fiyatlarda sert yükselişe neden oldu.</p><p></p><p>Öte yandan, ABD'deki kuraklık endişeleri pamuk fiyatları üzerinde de etkili oluyor. Hindistan'da muson yağışlarının ortalamanın altında olacağına yönelik tahminler de pamuk fiyatlarını yükseltiyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Küresel satrançta güç oyunu başladı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kuresel-satrancta-guc-oyunu-basladi-7777/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kuresel-satrancta-guc-oyunu-basladi-7777/</id>
<published><![CDATA[2026-07-12T11:56:33+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-12T11:56:33+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_359D9B-F01702-AC25F1-2E8AF4-E5C504-D3F78B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Uluslararası ekonomi ve siyasette yaşanan dönüşüm, ülkelerin dış politika ve ekonomi stratejilerini yeniden şekillendiriyor. Ekonomist Mahfi Eğilmez, küresel sistemin çok kutuplu bir yapıya doğru ilerlediğini belirterek, devletlerin karar alma süreçlerinde güç dengeleri ile ulusal çıkarların yeniden ön plana çıktığını değerlendirdi.</p><p>Eğilmez'e göre son yıllarda Çin'in küresel yükselişi, Rusya'nın artan jeopolitik hamleleri, enerji arz güvenliği, teknolojik rekabet ve korumacılık eğilimleri uluslararası ilişkilerde yeni bir dönemin kapısını araladı. Bu gelişmeler yalnızca siyasi dengeleri değil, küresel ticaret, yatırım akımları ve ekonomik büyüme dinamiklerini de doğrudan etkiliyor.</p><p>Değerlendirmesinde tarihsel perspektife de yer veren Eğilmez, yaklaşık beş asır önce Niccolò Machiavelli tarafından ortaya atılan "Devlet nasıl ayakta kalır?" sorusunun günümüzde de geçerliliğini koruduğunu ifade etti. Modern dönemde bu soruya farklı liderlerin farklı yanıtlar verdiğine dikkat çeken Eğilmez, Henry Kissinger'ın güç dengesi yaklaşımını benimsediğini, Donald Trump'ın ulusal çıkarı merkeze aldığını, Recep Tayyip Erdoğan'ın ise stratejik özerklik anlayışını öne çıkardığını değerlendirdi.</p><p></p><p>Rekabet farklı alanlarda da olacak&nbsp;</p><p></p><p>Eğilmez, Türkiye açısından da dış politikada liderlik ile kurumsal yapılar arasındaki dengenin önemini koruduğunu belirterek, bu konudaki tartışmaların önümüzdeki dönemde de gündemde kalacağını ifade etti.</p><p>Küresel sistemin geldiği noktada ülkelerin söylemlerinde evrensel değerleri savunmaya devam edeceğini belirten Eğilmez, uygulamada ise kararların büyük ölçüde güç dengeleri, ulusal güvenlik kaygıları ve ekonomik çıkarlar doğrultusunda şekilleneceğini vurguladı.</p><p>Ekonomiste göre yeni dünya düzeninde rekabet artık yalnızca askeri veya diplomatik alanda değil; teknoloji, enerji, ticaret ve finans politikalarında da yoğunlaşacak. Bu nedenle ülkelerin ekonomik dayanıklılıklarını artırmaları ve stratejik alanlarda bağımsız hareket edebilme kapasitelerini güçlendirmeleri her zamankinden daha kritik hale geliyor. Ekonomi ile jeopolitiğin iç içe geçtiği bu yeni dönemde, güç, çıkar ve strateji uluslararası sistemin temel belirleyicileri olmaya devam edecek.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Yeni ekonomik deprem kapıda</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yeni-ekonomik-deprem-kapida-4545/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yeni-ekonomik-deprem-kapida-4545/</id>
<published><![CDATA[2026-07-12T02:36:36+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-12T02:36:36+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B6538F-D88E65-9ABDEA-3A15B3-1D2AEE-468D3F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Küresel ekonomi, pandemi sonrasında yakalamaya çalıştığı toparlanma ivmesini korumakta giderek zorlanıyor. Orta Doğu'da tırmanan jeopolitik riskler, enerji piyasalarında süregelen belirsizlik, korumacı ticaret politikalarının yeniden güç kazanması ve yüksek kamu borçları, uluslararası yatırım kuruluşlarının risk değerlendirmelerinde ön sıralara yükseldi.</p><p>Uluslararası finans çevrelerinde hazırlanan son analizlerde, dünya ekonomisinin 1970'li yıllarda yaşanan stagflasyon dönemine benzer bir sürece girebileceği uyarısı yapılıyor. Raporda özellikle düşük büyüme, yüksek enflasyon ve finansal kırılganlıkların aynı anda görülmesinin küresel ekonomi açısından önemli bir risk oluşturduğu belirtiliyor.&nbsp;</p><p></p><p>En büyük risk stagflasyon</p><p></p><p>Ekonomistler, uzun süredir uygulanan sıkı para politikalarının enflasyonu tam anlamıyla kontrol altına alamadığına dikkat çekerken, büyümenin ise belirgin şekilde yavaşladığını vurguluyor. Bu tablo, 1970'lerde dünya ekonomisini uzun yıllar etkileyen stagflasyon sürecini yeniden gündeme taşıyor.</p><p>Raporda, merkez bankalarının enflasyonla mücadele ederken büyümeyi destekleme konusunda hareket alanlarının daraldığı ifade edilirken, faizlerin uzun süre yüksek seviyelerde kalmasının yatırım iştahını zayıflatabileceği değerlendirmesi yapılıyor.&nbsp;</p><p></p><p>Jeopolitik riskler baskıyı artırıyor</p><p></p><p>Enerji arzına yönelik belirsizlikler ve küresel ticaret hatlarında yaşanan aksaklıklar da ekonomik görünüm üzerindeki baskıyı artıran temel unsurlar arasında gösteriliyor.</p><p>Özellikle petrol ve doğal gaz fiyatlarında yaşanabilecek yeni yükselişlerin, enflasyon üzerinde ikinci dalga etkisi yaratabileceği belirtilirken, bu durumun gelişmekte olan ülkelerde maliyet baskısını daha da artırabileceği ifade ediliyor.&nbsp;</p><p></p><p>Borç yükü alarm veriyor</p><p></p><p>Analizde dikkat çekilen bir diğer unsur ise dünya genelinde tarihi seviyelere ulaşan kamu ve özel sektör borçları oldu. Yüksek faiz ortamının borçlanma maliyetlerini artırdığına işaret edilirken, özellikle gelişmekte olan ekonomilerin finansmana erişim konusunda daha kırılgan hale geldiği kaydediliyor.</p><p>Uzmanlar, borç çevriminde yaşanabilecek olası sorunların yalnızca finans sektörünü değil, reel ekonomiyi de olumsuz etkileyebileceği görüşünü paylaşıyor.</p><p></p><p>Ticaret savaşları yeniden gündemde</p><p></p><p>Koruyucu ticaret politikalarının yaygınlaşması ve ülkeler arasında artan ekonomik rekabet de küresel büyüme açısından önemli riskler arasında sıralanıyor. Küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesi üretim maliyetlerini artırırken, uluslararası ticaret hacmindeki yavaşlama büyüme üzerinde ilave baskı oluşturuyor.</p><p>Ekonomistler, küresel ekonominin önümüzdeki dönemde para politikalarının yanı sıra jeopolitik gelişmelere de her zamankinden daha duyarlı olacağı görüşünde birleşiyor.</p><p></p><p>Türkiye açısından ne anlama geliyor?</p><p></p><p>Küresel büyümenin zayıflaması, dış talebe bağımlı ekonomiler açısından ihracat performansını olumsuz etkileyebilir. Bunun yanında enerji fiyatlarında yaşanabilecek olası yükselişler cari denge ve enflasyon üzerinde yeni baskılar oluşturabilir.</p><p>Uzmanlar, bu süreçte mali disiplinin korunması, üretim odaklı yatırımların sürdürülmesi ve ihracat pazarlarının çeşitlendirilmesinin Türkiye ekonomisinin dış şoklara karşı dayanıklılığını artıracak en önemli unsurlar arasında yer alacağını değerlendiriyor.</p><p>Küresel ekonomide belirsizliklerin arttığı yeni dönemde, piyasaların odağında yalnızca merkez bankalarının faiz kararları değil; jeopolitik gelişmeler, enerji arz güvenliği ve uluslararası ticaret politikalarının seyri de belirleyici olmaya devam edecek.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Borsa ve altın kabettirdi, dolar ve euro kazandırdı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/borsa-ve-altin-kabettirdi-dolar-ve-euro-kazandirdi-7212/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/borsa-ve-altin-kabettirdi-dolar-ve-euro-kazandirdi-7212/</id>
<published><![CDATA[2026-07-11T06:28:00+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-11T06:28:00+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_A4B402-3F1408-4B5B9A-248ADF-D0C5F3-348C10.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>BIST 100 endeksi, en düşük 14.053,48 puanı ve en yüksek 14.629,66 puanı gördükten sonra haftayı, önceki hafta kapanışının yüzde 0,67 altında 14.321,19 puandan tamamladı.</p><p></p><p>Kapalıçarşı'da işlem gören 24 ayar külçe altının gram satış fiyatı bu hafta yüzde 0,99 azalışla 6 bin 205 liraya, cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 3,90 düşüşle 40 bin 590 liraya indi.</p><p></p><p>Geçen hafta sonu 10 bin 497 lira olan çeyrek altının satış fiyatı yüzde 3,02 azalışla 10 bin 180 liraya geriledi.</p><p></p><p>Bu hafta ABD doları yüzde 0,39 artarak 46,9860 liraya, avro yüzde 0,23 yükselişle 53,6940 liraya çıktı.</p><p></p><p>Yatırım fonları bu hafta yüzde 0,61, emeklilik fonları yüzde 0,69 değer kaybetti.</p><p></p><p>Kategorilerine göre bakıldığında, yatırım fonları arasında en çok kazandıran yüzde 1,20 ile "Kıymetli Maden Fonları" oldu.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Üretim kapasitemizi ve rekabet gücümüzü artıracağız"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/uretim-kapasitemizi-ve-rekabet-gucumuzu-artiracagiz-9575/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/uretim-kapasitemizi-ve-rekabet-gucumuzu-artiracagiz-9575/</id>
<published><![CDATA[2026-07-10T17:55:23+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-10T17:55:23+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_A053BF-668711-2DF61A-B9EDBC-95EF4A-4C472D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Şimşek, NSosyal medya hesabından mayıs ayı sanayi üretim verilerine ilişkin paylaşım yaptı.</p><p></p><p>Sanayi üretiminin mayısta beş çalışma günü eksiği nedeniyle yıllık bazda gerilediğini ifade eden Şimşek, "Buna karşın, ilk beş ayda takvim etkisinden arındırılmış üretim yıllık yüzde 1 arttı." değerlendirmesinde bulundu.</p><p></p><p>Şimşek, yüksek teknolojili üretimdeki yıllık artışın mayısta yüzde 7,9 olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:</p><p></p><p>"Uyguladığımız politikalar sayesinde savunma sanayisinde yakaladığımız başarıyı diğer yüksek teknoloji sektörlerine de taşıyarak katma değerli üretim kapasitemizi ve rekabet gücümüzü artırmayı sürdüreceğiz. Katma değer zincirinde üst basamaklara çıkarken, geleneksel sektörlerimizin yaşadığı sıkıntıları da göz ardı etmiyor, üretimi güçlü şekilde desteklemeye devam ediyoruz."</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Pazarcı esnafı da enflasyona yenildi</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/pazarci-esnafi-da-enflasyona-yenildi-8796/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/pazarci-esnafi-da-enflasyona-yenildi-8796/</id>
<published><![CDATA[2026-07-08T01:10:28+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-08T01:10:28+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B4CD26-C9AD2B-2B4831-C81457-DBF827-5E8014.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p><b>Hakan ÖZBAY</b></p><p></p><p>Türkiye'de milyonlarca vatandaşın taze gıdaya ulaşım noktası olan semt pazarlarında ekonomik sıkıntılar giderek daha belirgin hale geliyor. Artan enflasyon ve tırmanan tedarik maliyetleri, pazarcı esnafının kâr marjını eritirken geçim sıkıntısını da beraberinde getiriyor. Eskiden bereketin ve uygun fiyatın sembolü olan tezgahlar, bugünlerde hem satıcının hem de alıcının kara kara düşündüğü bir alana dönüşmüş durumda.</p><p></p><p><b>TEZGAHA YANSIYAN AĞIR MALİYETLER</b></p><p></p><p>Pazar esnafı, fiyatlardaki yükselişin kendi inisiyatiflerinde olmadığını vurguluyor. Kamuoyunda zaman zaman oluşan "pazarcılar fiyatları gereksiz yere artırıyor" algısına karşı çıkan satıcılar, asıl sorunun haldeki toptan fiyatlar ve lojistik masrafları olduğuna dikkat çekiyor. Mazot, hal rüsumu, KDV, nakliye, hamaliye, poşet, tahta ve işgaliye vergisi gibi kalemlerin üst üste eklenmesiyle maliyetlerin katlandığı belirtiliyor.Fiyatların günden güne değiştiği ve vatandaşın alım gücünün düştüğü bu ortamda, esnaf tezgahtaki malı satmakta zorlanıyor. Maliyetlerin çok yüksek olmasından dolayı sadece cüzi bir kâr marjıyla çalışabildiklerini ifade eden satıcılar, buna rağmen pazar arabalarının eskisi gibi dolmadığını, satışların ciddi oranda yavaşladığını belirtiyor. Semt pazarlarındaki bu zorlu tabloyu bizzat yaşayan isimlerden biri de 25 yıldır pazarcılık yapan Murat Geçgel. Çeyrek asırdır bu mesleğin içinde olan Geçgel, şimdiki durumla eskisi arasında büyük bir uçurum olduğunu belirterek, "Eskiden her şey çok güzeldi, her şey kolaydı, alınabiliyordu. Ekonomi çok iyiydi ama şimdi geçinemiyoruz. Şartlar çok pahalı, mallar satılmıyor, iş yok. Millette para yok ki alsın" sözleriyle içinde bulundukları darboğazı özetliyor. Tüketicinin fiyat tepkilerine karşı esnafın durumunu savunan Geçgel, maliyet kalemlerinin ağırlığını şu ifadelerle dile getiriyor: "Fiyat artışının bizimle bir alakası yok. Halden yükseldiği zaman bize de yansıyor. Bir gün hale gidiyoruz 50 lira, ertesi gün 100 lira fiyat çekiyorlar. Bunun mazotu var, KDV'si, rüsumu, hamaliyesi, belediyeye ödenen işgaliyesi ve poşet parası var. Hepsi para olmuş."</p><p></p><p>BEKLENEN YENİ HAL YASASI TEZGAHLARA ÇÖZÜM OLACAK MI?</p><p></p><p>Pazardaki bu yangının sönmesi için gözler uzun süredir üzerinde çalışılan Yeni Hal Yasası'na çevrilmiş durumda. Tarladan sofraya uzanan tedarik zincirini kısaltmayı, aracı sayısını azaltmayı ve kayıt dışılığı önleyerek fiyatlarda şeffaflık sağlamayı hedefleyen yasanın, gıda enflasyonunu frenlemesi umut ediliyor. Ancak pazarcı esnafı temkinli. Üretici ile tüketici arasındaki zincir kısalsa bile; nakliye için kullanılan mazot, köprü geçiş ücretleri, hal rüsumları ve belediye işgaliye bedelleri gibi temel masraf kalemlerinde kalıcı bir düşüş sağlanmadıkça, salt yasal düzenlemelerin tezgahtaki yangını tamamen söndürmeyeceği düşünülüyor. Esnaf, yasanın getireceği yapısal reformların yanı sıra doğrudan pazar esnafının yükünü hafifletecek somut ekonomik adımların da atılmasını talep ediyor.</p><p></p><p>TEZGAHTA KALAN ÜRÜNLER ÇÖPE GİDİYOR İSRAF BÜYÜYOR</p><p></p><p>Semt pazarlarında düşen satışlar, giderek büyüyen bir gıda kaybı sorununu da beraberinde getiriyor. Vatandaşın alım gücünün daralmasıyla hafta sonu pazarlarında satılamayan ürünler, elde kalıyor. Özellikle taze sebze ve meyveler, ertesi güne kadar dayanmadığı ve hava sıcaklıklarının da etkisiyle hızla bozulduğu için doğrudan çöpe atılmak zorunda kalıyor. Pazarcı esnafı, mecburen çöp konteynerlerine dökülen bu firelerin tamamen kendi ceplerinden çıktığını ve büyük bir ekonomik kayba yol açtığını vurguluyor. Dışarıdan gelen ürünlerin yüksek maliyetine rağmen zararına da olsa düşük kârlarla satılmaya çalışılan taze gıdaların çöpe gitmesi, sadece esnafın sermayesini eritmekle kalmıyor; üretim için harcanan su, enerji ve emeğin de heba olmasıyla milli servete büyük bir darbe vuruyor. Uzmanlar, hal sistemindeki lojistik eksiklikler ve pazarlardaki yetersiz muhafaza koşullarının çözülmemesi halinde, tarladan tezgaha uzanan süreçte yaşanan bu sessiz israfın her geçen gün daha da katlanacağı konusunda uyarıyor.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Yabancı yatırımlar 2025'te yüzde 6 arttı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yabanci-yatirimlar-2025te-yuzde-6-artti-3988/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yabanci-yatirimlar-2025te-yuzde-6-artti-3988/</id>
<published><![CDATA[2026-07-07T11:40:46+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-07T11:40:46+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_35596D-7E499D-D19DD9-271953-B9635B-DF2137.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı'nın (UNCTAD) Dünya Yatırım Raporu 2026 yayımlandı.</p><p></p><p>Rapora göre, küresel doğrudan yabancı yatırımlarda geçen yıl iyileşme görülmesine rağmen yatırım akışları gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında büyük eşitsizlikler gösterdi.</p><p></p><p>Dünyada doğrudan yabancı yatırımlar 2025'te yıllık bazda yüzde 6 artarak 1,6 trilyon dolara çıktı ve yatırımlardaki iki yıllık düşüş sona erdi.</p><p></p><p>Gelişmiş ülkelere doğrudan yabancı yatırım akışı yüzde 11 artarak 723 milyar dolara yükseldi. Gelişmekte olan ülkelere yönelik doğrudan yabancı yatırımlar ise yalnızca yüzde 2 artışla 901 milyar dolar oldu.</p><p></p><p>Doğrudan yabancı yatırım, gelişmekte olan ekonomiler için önemli bir dış finansman kaynağı olmaya devam ediyor ancak yatırım akışlarındaki eşitsiz büyüme bölgelerdeki kalkınmayı doğrudan etkiliyor.</p><p></p><p>- ABD en fazla yabancı yatırım alan ülke</p><p></p><p>Aralarında gelişmekte olan bazı ülkelerin de yer aldığı 20 ülke, doğrudan yabancı yatırımların yüzde 80'ini çekti.</p><p></p><p>ABD, 277 milyar dolarla geçen yıl en fazla doğrudan yabancı yatırım çeken ülke olurken, bunu 151 milyar dolarla Singapur, 116 milyar dolarla Hong Kong, 105 milyar dolarla Çin ve 77 milyar dolarla Brezilya izledi.</p><p></p><p>En fazla doğrudan yabancı yatırım alan 20 ülkeyi sırasıyla İngiltere, Almanya, Kanada, Birleşik Arap Emirlikleri, Meksika, Hindistan, Avustralya, Suudi Arabistan, İsveç, İsrail, Rusya, Fransa, Endonezya, Vietnam ve İspanya takip etti.</p><p></p><p>- Veri merkezleri doğrudan yabancı yatırımlarda ilk sırada</p><p></p><p>Doğrudan yabancı yatırımların sektörel dağılımına bakıldığında ilk sırada veri merkezleri yer aldı. Yapay zeka, enerji ve ticaret politikaları sektörel yatırım dengelerini değiştirdi.</p><p></p><p>Yapay zeka altyapısı, yarı iletkenler, kritik mineraller ve enerji dönüşümü teknolojileri küresel sıfırdan yatırımların yüzde 44'ünü oluşturdu. Bu oran 2020'de yüzde 16 seviyesindeydi.</p><p></p><p>Veri merkezlerine yönelik doğrudan yabancı yatırımlar geçen yıl 235 milyar dolar olurken, petrol ve gaz sektöründeki yatırım hacmi 38 milyar dolar, yarı iletkenler sektöründeki yatırım hacmi ise 13 milyar dolar olarak kaydedildi.</p><p></p><p>- Yatırımlara ilişkin görünüm zorlu</p><p></p><p>UNCTAD'a göre, doğrudan yabancı yatırımlarda 2026'ya ilişkin görünüm zorlu olmayı sürdürüyor.</p><p></p><p>Ticaret politikalarındaki belirsizlikler, jeopolitik gerilimler, yüksek finansman maliyetleri ve ekonomik parçalanma yatırım kararlarında etkili oluyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Emtia piyasasına buğday, pirinç ve pamuk damgasını vurdu</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/emtia-piyasasina-bugday-pirinc-ve-pamuk-damgasini-vurdu-9877/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/emtia-piyasasina-bugday-pirinc-ve-pamuk-damgasini-vurdu-9877/</id>
<published><![CDATA[2026-07-06T12:15:07+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-06T12:15:07+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_E0A646-82D9B4-D96F99-4F4822-601003-A52DAF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>ABD/İsrail-İran Savaşı kaynaklı gelişmeler, yılın ilk yarısında emtia piyasasının yönü üzerinde belirleyici olurken, tarım grubu ürünlerinin fiyat hareketlerinde ise hava olayları da etkisini gösterdi.</p><p></p><p>Böylece emtia piyasasında tarım grubu ürünlerinde yılın ilk yarısında jeopolitik riskler ve iklimsel etkilerden dolayı ürün bazlı ayrışmalar öne çıkarken buğday, soya fasulyesi, pirinç ve pamukta sert yükselişler, mısır, kahve, şeker ve kakaoda sert düşüşler görüldü.</p><p></p><p>- Pirinç fiyatları, yüzde 20'nin üzerinde yükseldi</p><p></p><p>Chicago Ticaret Borsasında kile başına fiyatlar, buğdayda yüzde 16,2, pirinçte yüzde 24, soya fasulyesinde yüzde 9,2 artarken mısırda yüzde 1 azaldı.</p><p></p><p>Buğdayın kile başına fiyatı, bu dönemde 6,8825 dolarla Haziran 2024'ten bu yana en yüksek seviyeyi test etti.</p><p></p><p>Petrol fiyatlarında görülen hızlı yükselişlerin gübre ve enerji maliyetlerine yansımasıyla tahıl fiyatları sert yükseldi.</p><p></p><p>Kuraklık ve gübre konusundaki endişelerin birleşerek arz beklentilerini daraltmasıyla buğday fiyatlarında yükselişler öne çıktı.</p><p></p><p>ABD'nin önemli tarım bölgelerinde yaşanan kuraklık ve gübre maliyetlerindeki artışın da etkisiyle buğday ekim alanları tarihi düşük seviyelere indi. Bu durum buğday fiyatlarında yükselişi tetikledi. Hürmüz Boğazı kaynaklı lojistik sorunlar da buğday fiyatlarında hızlı yükselişlere neden oldu.</p><p></p><p>Hava olayı riskleri ve savaşın tetiklediği enerji-gübre maliyetlerinin pirinç üretimini baskılaması pirinç fiyatlarını artırdı. Hindistan'ın ihracat kısıtlamaları da küresel pirinç arzını daraltarak fiyatları yukarı itti.</p><p></p><p>Gübre maliyetleri, soya fasulyesi fiyatlarında da yükselişe neden olurken Çin'den gelen talep de fiyatlardaki yükselişte etkili oldu. ABD ile İran arasındaki gerilimin zaman zaman yumuşaması ve Arjantin'de mısır hasadının hızlanması ise mısır fiyatlarında geri çekilmelere neden oldu.</p><p></p><p>- Pamuk, yılın ilk yarısında yüzde 20'ye yakın yükseldi</p><p></p><p>Intercontinental Exchange'te libre bazında fiyatlar, pamukta yüzde 19,5 artarken şekerde yüzde 1,3, kahvede yüzde 15 geriledi. Kakaonun ton başına fiyatı ise yılın ilk yarısında yüzde 16,3 azaldı.</p><p></p><p>Kahvenin libresi 2,3885 dolarla Eylül 2024'ten bu yana en düşük seviyeyi, şekerin libresi 0,1334 dolarla Ekim 2020'den bu yana en düşük seviyeyi, kakaonun ton başına fiyatı 2 Mart 2026'da 2 bin 846 dolarla Nisan 2023'ten bu yana en düşük seviyeyi gördü.</p><p></p><p>ABD'deki kuraklık ve don riski pamuk fiyatlarının yükselmesine neden oldu.</p><p></p><p>Brezilya'da kahve hasadının rekor seviyelere ulaşacağına yönelik beklentiler ve Brezilya realinin dolar karşısında gerilemesi, kahve fiyatları üzerinde baskı oluşturdu.</p><p></p><p>Kahve fiyatları, Brezilya'da rekor hasat olacağı beklentisiyle geriledi. Yüksek üretim rakamları ve talebin azalacağına yönelik endişeler, şeker fiyatlarında değer kaybına yol açtı.</p><p></p><p>Brezilya'da kahve hasadının rekor seviyelere ulaşacağına yönelik öngörüler, özellikle fiyatındaki düşüşte etkili oluyor. ABD Tarım Bakanlığı, Brezilya'da 2026-2027 kahve hasadının yıllık bazda yüzde 14 artışla 71,9 milyon torbaya çıkarak rekor seviyeye ulaşacağını öngörüyor.</p><p></p><p>Vietnam'dan kahve ihracatındaki büyük artış arz fazlasına yol açarken bu da fiyatların üzerinde baskıya sebep oluyor. Diğer taraftan El Nino hava olayının gelecek yıl Brezilya'nın kahve hasadına zarar verebileceğine dair endişeler de fiyatları destekledi.</p><p></p><p>Brezilya'daki yağışlarla arz fazlası oluşabileceği beklentileri ve Orta Doğu'daki gerilimlerin etkisiyle talebin zayıflaması, kahvenin libre fiyatında aşağı yönlü baskı oluşturdu. Brezilya'da yağış beklentileri, şeker fiyatlarını da aşağı yönlü etkiledi.</p><p></p><p>Batı Afrika'daki genel olarak olumlu hasat görünümü ve zayıf talep kakao fiyatlarını baskılamaya devam ediyor.</p><p></p><p>- Fiyatlarda savaş ve El Nino etkisi görüldü</p><p></p><p>Vadeli işlem ve emtia piyasaları uzmanı Zafer Ergezen, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, El Nino hava olayından dolayı emtia piyasasındaki çeşitli ürünlerde yükselişler olduğunu belirterek, El Nino'dan kaynaklı rekolteye yönelik beklentilerde değişiklikler yaşandığını dile getirdi.</p><p></p><p>El Nino ile birlikte içinde Hindistan'ın da bulunduğu Uzak Doğu ve Güneydoğu Asya tarafında yağışların azaldığını ifade eden Ergezen, "Uzak Doğu ve Güneydoğu Asya'da yağışların azalması, pirinç ve pamuk gibi ürünlerin rekoltesinin azalmasına yol açıyor. Bunun pamuk ve pirinç tarafında fiyatlamalara yansıdığını gördük." dedi.</p><p></p><p>Ergezen, El Nino'nun Avustralya'da daha az yağışlı daha kurak bir iklime yol açtığını, bunun da buğday rekoltesinde endişelere neden olduğunu belirterek, Avustralya'nın önemli buğday üreticilerinden olduğunu vurguladı.</p><p></p><p>Yükseliş kaydeden bu ürünlerin içinde pirinç, buğday ve pamuğun da bulunduğunu söyleyen Ergezen, yılın ilk yarısında ABD ile İran arasındaki savaşla birlikte tedarik zincirindeki sıkıntıların da fiyat artışlarında etkili olduğunu ifade etti.</p><p></p><p>Ergezen, şu değerlendirmelerde bulundu:</p><p></p><p>"Özellikle ABD-İran Savaşı ile birlikte hem gübre hem de enerji maliyetlerinde artış olduğunu gördük. Bu etkiler, pirinç, buğday, pamuk gibi ürünlerde maliyetleri yükseltti. Enerji maliyetlerindeki artış, polyester üretim maliyetlerini de artırdı. Polyester üretim maliyetlerindeki artış, üreticilerin pamuk tarafına geçmesine yol açtı ve bu da pamuk fiyatlarında artışa yol açtı."</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Enerji ithalatındaki artışa rağmen dış ticaret dengesi iyileşti"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/enerji-ithalatindaki-artisa-ragmen-dis-ticaret-dengesi-iyilesti-6169/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/enerji-ithalatindaki-artisa-ragmen-dis-ticaret-dengesi-iyilesti-6169/</id>
<published><![CDATA[2026-07-06T12:11:21+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-06T12:11:21+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_FAD79F-1F0238-B5370A-FF9EC4-224548-BF484B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>TCMB Araştırma ve Para Politikası Genel Müdürlüğünde Kıdemli Ekonomist Yasemin Barlas ile Yapısal Ekonomik Araştırmalar Genel Müdürlüğünde Başuzman Şebnem Oğuz tarafından hazırlanan "Jeopolitik Gelişmeler Dış Ticareti Nasıl Şekillendirdi?" başlıklı analiz, bankanın blog sayfası Merkezin Güncesi'nde yayımlandı.</p><p></p><p>Analizde, "Jeopolitik gelişmeler, enerji fiyatları ve küresel tedarik zincirleri kanallarıyla dış ticaret dengesi üzerinde baskı oluşturabiliyor. Bu nedenle, 2026 yılı şubat ayı sonunda başlayan ABD/İsrail-İran Savaşı'nın da Türkiye'nin dış ticaret görünümünü zayıflatması bekleniyordu. Ancak ikinci çeyrek verileri farklı bir tablo ortaya koydu. Enerji ithalatındaki belirgin artışa rağmen ihracat güçlü seyretti ve dış ticaret dengesi iyileşti." değerlendirmelerine yer verildi.</p><p></p><p>Savaşın en hızlı yansımasının enerji piyasalarında görüldüğü belirtilen analizde, küresel piyasalarda enerji fiyatlarının ikinci çeyrek ortalamalarına bakıldığında Brent petrolde yıllık bazda yüzde 55,2, doğal gazda ise yüzde 28,2 yükseliş yaşandığı bildirildi.</p><p></p><p>Analizde, buna paralel olarak takvim etkilerinden arındırılmış enerji ithalatının yıllık bazda yüzde 32,4 arttığı kaydedildi.</p><p></p><p>Söz konusu artışta enerji ithalatının kompozisyonuna ek olarak mevcut tedarik anlaşmaları, spot fiyattan alımların oranı ve tedarik sürelerinin de rol oynadığı vurgulanan analizde, "Dolayısıyla son dönemde fiyatlarda başlayan normalleşme enerji ithalatındaki artışların yavaşlayacağına işaret etse de fiyat gelişmelerinin gecikmeli etkileri nedeniyle kısa vadede enerji ithalatı üzerindeki yukarı yönlü riskler tamamen ortadan kalkmış değil." ifadesine yer verildi.</p><p></p><p>- Enerji fiyatları dış dengeyi tek başına belirlemiyor</p><p></p><p>Analizde, ilk bakışta bu görünümün enerji ithalatındaki artışın dış ticaret dengesini de bozacağı izlenimi verdiği belirtildi.</p><p></p><p>Ancak enerji fiyatlarının dış dengeyi tek başına belirlemediği aktarılan analizde, şunlar kaydedildi:</p><p></p><p>"Enerji fiyatlarındaki yükselişin dış denge üzerindeki etkisini daha sağlıklı değerlendirebilmek için tarihsel ilişkilere bakmak faydalı oluyor. Enerji fiyatları ile net enerji ithalatı arasında güçlü bir ilişki bulunmasına karşın aynı ilişki cari işlemler dengesi için geçerli değil. Bunun temel nedeni, cari dengenin yalnızca enerji faturasıyla değil, ihracat performansı, hizmet gelirleri ve iç talep gibi birçok unsur tarafından şekillenmesi. Nitekim Rusya-Ukrayna Savaşı'nın yaşandığı 2022 yılında enerji maliyetlerindeki artış dış denge üzerinde tarihsel ilişkinin ima ettiğinden çok daha belirgin bir baskı oluştururken mevcut dönemde farklı bir görünüm ortaya çıktı."</p><p></p><p>Analizde, bu farklılaşmanın temel nedeninin ihracat tarafında yaşandığı bildirildi.</p><p></p><p>Enerji tarafındaki olumsuz görünüme rağmen ikinci çeyrekte ihracatın hem yıllık hem de çeyreklik bazda güçlü artış gösterdiği kaydedilen analizde, şu değerlendirmelere yer verildi:</p><p></p><p>"Savaşın başlamasının hemen ardından mart ayında Orta Doğu ülkelerine yapılan ihracatta keskin bir düşüş yaşansa da ikinci çeyrekte bölgeye yapılan ihracatta toparlanma görüldü. İhracatın bu dönemde hızlanmasında küresel tedarik zincirlerinde jeopolitik gelişmeler nedeniyle yaşanan yeniden yönlenme rol oynadı. Hürmüz Boğazı'nın kapanmasıyla birlikte Uzak Doğu'dan yapılan sevkiyatlarda ortaya çıkan belirsizlikler, uzayan teslim süreleri ile artan navlun ve sigorta maliyetleri talebin Türkiye'ye kaymasında etkili unsurlar oldu. Firma görüşmeleri, bu dönemdeki talep artışının özellikle Avrupa kaynaklı ve ihtiyati alım niteliğinde olduğuna, bununla birlikte ilk etapta firmalarca geçici nitelikte algılandığına işaret etmekte. İhtiyati alımlar ve öne çekilen talep etkisi kimyasal ürünler ve ana metal sektörlerinde; tedarikçi çeşitlendirme eğilimi ise giyim ve tekstil sektörlerinde ihracatı destekliyor."</p><p></p><p>Analizde, ihracatın güçlü seyretmesinde etkili olan bir unsurun da savunma sanayisinin ihracata artan desteği olduğu belirtildi. Son yıllarda savunma sanayisinde gerçekleştirilen kapasite ve teknoloji yatırımlarının yüksek katma değerli üretimin ihracata katkısını artırdığı ifade edilen analizde, son dört yılda savunma sanayisinin toplam ihracattaki payının yaklaşık 2,3 puan artarak yüzde 4'e ulaştığı bildirildi.</p><p></p><p>Bununla birlikte mevcut jeopolitik gelişmelerin bu sektöre yönelik talebi güçlendirmesinin de söz konusu yapısal dönüşümün etkisini daha görünür hale getirdiği vurgulandı.</p><p></p><p>Dış ticaret dengesindeki iyileşmenin diğer ayağını ise ithalatın kompozisyonunun oluşturduğu belirtilen analizde, "İkinci çeyrekte ithalattaki artışın tamamı enerji kaynaklı gerçekleşirken enerji hariç ithalat geriledi. Öte yandan mal grubu bazında baktığımızda, ara malları ithalatı altın ve enerji hariç olarak seviyesini korurken yatırım ve tüketim malları ithalatında gerileme görüyoruz. Bu görünüm iç talebin süregelen zayıf seyri ve ikinci çeyrekteki olumlu ihracat siparişi beklentileriyle uyumlu." ifadelerine yer verildi.</p><p></p><p>- Enerji fiyatlarındaki yükselişin olumsuz etkisi, ihracattaki güçlü seyir sayesinde önemli ölçüde dengelendi</p><p></p><p>Analizde, nitekim kredi kartı harcamaları gibi iç talebe ilişkin yüksek frekanslı verilerde görülen zayıf seyrin tüketim malı ithalatı talebindeki yavaşlamayla da teyit edildiği belirtildi.</p><p></p><p>Öte yandan Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) verilerinin de ikinci çeyrekte üretim gerilerken ihracat talebine ilişkin beklentilerin arttığına işaret ettiği bildirilen analizde, şu değerlendirmeler yapıldı:</p><p></p><p>"Bu bağlamda, son dönemdeki ara malları ithalat talebini gerek dış talepte yeniden yönlenme eğiliminin, gerekse jeopolitik gelişmelerin yansıması olarak fiyatlarda gözlenen artışın şekillendirdiğini söylemek mümkün. Özetle, ikinci çeyrekte enerji fiyatlarındaki yükselişin dış ticaret dengesi üzerindeki olumsuz etkisi, ihracattaki güçlü seyir sayesinde önemli ölçüde dengelendi. Öte yandan, sıkı para politikası etkisiyle devam eden iç talepteki zayıf görünüm de ithalat kompozisyonunu değiştirerek dış ticaret dengesindeki iyileşmeye destek verdi. Bu gelişmeler, jeopolitik risklerin azalmasıyla enerji fiyatlarında başlayan normalleşme ile beraber düşünüldüğünde, savaşın cari açık üzerinde oluşturduğu yukarı yönlü risklerin önceki aylara kıyasla azaldığını değerlendiriyoruz."</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kur baskısı gerçeği gizlemez</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kur-baskisi-gercegi-gizlemez-1596/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kur-baskisi-gercegi-gizlemez-1596/</id>
<published><![CDATA[2026-07-06T09:17:15+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-06T09:17:15+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_4DF91E-02923B-81F24D-7440C0-58DC02-01C698.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ekonomist Mahfi Eğilmez, son değerlendirmesinde ekonomi ile psikoloji arasında dikkat çekici bir benzetme kurdu. Eğilmez, psikanalizin kurucusu Sigmund Freud'un "bastırma" kavramını döviz kuru politikalarıyla ilişkilendirerek, ekonomide belirtileri baskılamanın kalıcı çözüm üretmediğini savundu.</p><p></p><p>Freud'un teorisinde bireyin kaygı yaratan duygu ve düşüncelerini bilinçdışına ittiğini ancak bu duyguların tamamen ortadan kaybolmayıp farklı biçimlerde yeniden ortaya çıktığını hatırlatan Eğilmez, benzer bir durumun ekonomi yönetiminde de yaşandığını ifade etti.</p><p></p><p><b>Kur baskılaması geçici rahatlama sağlıyor</b></p><p></p><p>Eğilmez'e göre kur baskılaması, döviz kurunun çeşitli politika araçlarıyla belirli bir seviyede tutulması anlamına geliyor. Bu yöntemin kısa vadede enflasyonu yavaşlatmak, fiyat artışlarını sınırlamak ve piyasalara güven mesajı vermek gibi amaçları bulunuyor.</p><p></p><p>Kurun uzun süre yatay seyretmesi tüketicilerde ekonominin istikrar kazandığı yönünde bir algı oluşturabiliyor. İthal elektronik ürünlerinin fiyatlarının daha yavaş yükselmesi, akaryakıt zamlarının gecikmesi veya dövize bağlı maliyet artışlarının kısa süre hissedilmemesi de bu algıyı güçlendiriyor.</p><p></p><p>Ancak Eğilmez, bu görünümün ekonomik sorunların çözüldüğü anlamına gelmediğine dikkat çekiyor. Enflasyonun yüksek seyretmesi, üretim maliyetlerinin artması, dış finansman ihtiyacının sürmesi ve rezervlerde yaşanabilecek erimenin, kurdaki sakin görüntünün arkasındaki temel riskler olduğunu vurguluyor.</p><p></p><p><b>Sorun erteleniyor ortadan kalkmıyor</b></p><p></p><p>Mahfi Eğilmez'in değerlendirmesine göre kur üzerindeki baskı sürdürülemediği noktada ertelenen fiyat artışları kısa sürede ekonomiye yansıyor.</p><p></p><p>Otomobil, cep telefonu, ithal ilaç ve benzeri dövize bağımlı ürünlerde görülen ani fiyat sıçramalarının çoğu zaman yeni bir ekonomik krizden değil, uzun süre bastırılmış baskının açığa çıkmasından kaynaklandığını belirten Eğilmez, bunu Freud'un "semptom" kavramına benzetiyor.</p><p></p><p>Psikanalizde bastırılan duygu ve düşünceler nasıl farklı belirtilerle yeniden ortaya çıkıyorsa, ekonomide de yapısal sorunlar çözülmediğinde ani kur hareketleri ve yüksek enflasyon kaçınılmaz hale geliyor.</p><p></p><p><b>Beklentiler de ekonomiyi şekillendiriyor</b></p><p></p><p>Eğilmez, ekonominin yalnızca rakamlardan ibaret olmadığını, beklenti yönetiminin de son derece önemli olduğunu ifade ediyor.</p><p></p><p>Ekonomik bozulma beklentisi oluştuğunda vatandaşların dövize yönelmesi, harcamalarını ertelemesi veya tasarruf eğilimini artırmasının ekonomik dengeleri doğrudan etkilediğini belirten Eğilmez, bu nedenle psikoloji ile ekonomi arasında güçlü bir etkileşim bulunduğunu dile getiriyor.</p><p></p><p><b>Kalıcı çözüm yapısal sorunlarda</b></p><p></p><p>Yazısının sonunda önemli bir uyarıda bulunan Eğilmez, döviz kurunu baskılamanın ekonomik sorunların nedeni değil sonucu olduğunun altını çiziyor.</p><p></p><p>Kurun; enflasyon, dış borç, sermaye hareketleri, rezervler ve küresel finansal koşullar gibi birçok değişken tarafından belirlendiğini hatırlatan Eğilmez, teknik politikaların yanında piyasa psikolojisi ve toplumsal beklentilerin de ekonomi yönetiminde belirleyici rol oynadığını vurguluyor.</p><p></p><p>Ekonomistin değerlendirmesine göre hem psikolojide hem ekonomide ortak gerçek değişmiyor: Belirtileri yönetmek mümkün olsa da kalıcı çözüm, sorunun kaynağını ortadan kaldıracak yapısal adımları atmaktan geçiyor. Kur baskılaması da tıpkı Freud'un tanımladığı bastırma mekanizması gibi yalnızca zaman kazandırıyor; ancak temel nedenler çözülmediği sürece ekonomik gerçekler er ya da geç yeniden ortaya çıkıyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">30,5 milyar dolarlık pazarın sekiz yılda 5,5 kat büyüyecek</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/305-milyar-dolarlik-pazarin-sekiz-yilda-55-kat-buyuyecek-1227/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/305-milyar-dolarlik-pazarin-sekiz-yilda-55-kat-buyuyecek-1227/</id>
<published><![CDATA[2026-07-04T14:15:47+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-04T14:15:47+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_7C1167-FD2252-F49BB3-4BE278-A8841D-7D7A94.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Dijital üretimde yaşanan hızlı dönüşüm, küresel sanayinin üretim, stok ve tedarik zinciri modellerini yeniden tanımlıyor. Kişiselleştirilmiş üretime yönelik artan talep, küresel tedarik zincirlerindeki kırılganlıklar ve sürdürülebilirlik hedefleri, eklemeli imalat teknolojilerini şirketler açısından stratejik bir yatırım alanına dönüştürüyor. Havacılıktan otomotive, sağlık teknolojilerinden savunma sanayii ve mimarlığa kadar geniş bir alanda 3D üretim çözümlerinin kullanımı giderek yaygınlaşıyor.</p><p>Türkiye, güçlü sanayi altyapısı ve yüksek katma değerli üretim sektörlerinden gelen artan taleple birlikte eklemeli imalat alanındaki konumunu güçlendiriyor. Endüstriyel 3D yazıcılardan ileri malzemelere, yazılım ve tasarım çözümlerinden üretim hizmetlerine kadar genişleyen ekosistem; yerli üretim kabiliyetini artırırken dışa bağımlılığın azaltılmasına da katkı sağlıyor. Savunma sanayii, havacılık, otomotiv ve medikal teknolojilerde karmaşık, hafif ve yüksek performanslı parçaların üretimine duyulan ihtiyaç, 3D üretim çözümlerine yönelik yatırımları hızlandırıyor.</p><p>Türkiye’nin eklemeli imalat, tasarım ve ileri üretim teknolojilerine odaklanan ilk ve tek ihtisas fuarı EXPO3D İstanbul, 17–19 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Fuarda 100’ün üzerinde katılımcı firma, 120’den fazla marka ve 10 bini aşkın profesyonel ziyaretçinin buluşması hedefleniyor. Yaklaşık 250 milyon dolarlık potansiyel ticaret hacmine katkı sağlaması amaçlanan organizasyon, Yıldız Teknik Üniversitesi’nin katkılarıyla düzenlenecek 5. Uluslararası 3D Baskı ve Eklemeli İmalat Konferansı ile akademik bilgi birikimini sanayinin üretim gücüyle bir araya getirecek.</p><p>ÜRETİMDE PARADİGMA DEĞİŞİMİ YAŞANIYOR</p><p>Expo3D İstanbul Fuar Koordinatörü Yıldırım Ünverdi, “Cumhurbaşkanlığımızın yüksek teknoloji odaklı kalkınma vizyonu, Milli Teknoloji Hamlesi kapsamında hayata geçirilen stratejiler ve sanayide dijital dönüşümü destekleyen politikalar, eklemeli imalat teknolojilerinin Türkiye’de daha hızlı yaygınlaşmasının önünü açıyor. Genç ve nitelikli mühendis nüfusu, gelişen sanayi altyapısı ve stratejik coğrafi konumuyla Türkiye, bölgesel bir üretim ve inovasyon merkezi olma yolunda önemli avantajlara sahip. Özellikle savunma sanayii, havacılık, medikal ve otomotiv gibi yüksek katma değerli sektörlerden gelen artan talepler, Türkiye’de eklemeli imalat ve ileri üretim teknolojileri ekosisteminin önümüzdeki dönemde güçlü bir büyüme ivmesi yakalayacağına işaret ediyor” dedi.</p><p>Ünverdi, eklemeli imalat teknolojilerinin üretim anlayışını kökten değiştirdiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Eklemeli imalat artık yalnızca yeni bir üretim teknolojisi değil; tasarımdan nihai parçaya, bakım ve onarımdan tedarik zinciri yönetimine kadar sanayinin bütün süreçlerini dönüştüren yeni bir üretim paradigmasıdır. Küresel pazarın yıllık yüzde 20’nin üzerinde büyümesi ve 2025 yılındaki 30,5 milyar dolarlık seviyesinden 2033’te yaklaşık 169 milyar dolara ulaşmasının beklenmesi, bu dönüşümün kalıcı ve stratejik bir nitelik taşıdığını açıkça gösteriyor. EXPO3D İstanbul olarak amacımız yalnızca bir fuar düzenlemek değil; yüksek teknoloji üretimini teşvik eden, yeni yatırımların ve nitelikli iş birliklerinin önünü açan, ülkemizin sanayi dönüşümüne somut katkı sağlayan sürdürülebilir bir platform oluşturmaktır. Eklemeli imalat alanındaki yerli üretim kabiliyetini, katma değerli ihracatı ve küresel rekabet gücünü artırarak Türkiye’nin teknoloji üreten ve bölgesine yön veren konumunu güçlendirmeyi; ülkemizin ekonomik ve teknolojik geleceğine kalıcı değer katmayı hedefliyoruz” dedi.</p><p>Türkiye’nin stratejik konumuna dikkat çeken Ünverdi: “Türkiye; Avrupa, Orta Doğu, Orta Asya ve Kuzey Afrika arasında kurduğu üretim, ticaret ve lojistik bağlantılar sayesinde eklemeli imalat alanında bölgesel ölçekte güçlü bir konuma sahip. Gelişmiş sanayi altyapımız, mühendislik kabiliyetimiz ve yüksek katma değerli sektörlerdeki üretim deneyimimiz, ülkemizi yalnızca teknoloji kullanan değil, teknoloji geliştiren ve ihraç eden bir merkez hâline getiriyor. Önümüzdeki 5–10 yıllık dönemde eklemeli imalatın nihai parça üretimi, bakım ve onarım, hafifletilmiş komponent geliştirme, kişiselleştirilmiş üretim ve dijital tedarik zincirlerindeki etkisi çok daha belirgin hâle gelecek. Bu dönüşüm, yeni sanayi düzeninin ve küresel rekabetin en kritik başlıklarından biri olacak” değerlendirmesinde bulundu.</p><p>Eklemeli imalat teknolojileri, dijital tasarımların doğrudan üretime aktarılmasını sağlayarak sanayiye hız, esneklik ve tasarım özgürlüğü kazandırıyor. Karmaşık ve hafif parçaların üretilebilmesi, kalıp ihtiyacının azaltılması, düşük adetli üretim ile kişiselleştirilmiş çözümlere olanak tanıması, teknolojinin geleneksel imalat yöntemlerini tamamlayan stratejik bir üretim modeli olarak hızla yaygınlaşmasını sağlıyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Emtia piyasasında bakır ve alüminyum fırtınası esti</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/emtia-piyasasinda-bakir-ve-aluminyum-firtinasi-esti-9450/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/emtia-piyasasinda-bakir-ve-aluminyum-firtinasi-esti-9450/</id>
<published><![CDATA[2026-07-04T11:22:37+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-04T11:22:37+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_FEF44A-E7B34D-31587C-96DE7E-CD57F9-755E44.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Teknoloji şirketlerinin yapay zeka yatırımlarının artması ve ABD/İsrail-İran Savaşı'ndan kaynaklı arz endişeleri yılın ilk yarısında baz metal fiyatlarını yukarı yönlü etkilerken, bakır ve alüminyum fiyatları bu yükselişlerde başrol oynadı.</p><p></p><p>Bakırın libresi, söz konusu dönemde uluslararası piyasalarda yapay zeka veri merkezlerinden gelen yoğun talep ve küresel arza yönelik sıkıntılarla 6,67 dolara ulaşarak rekor kırdı.</p><p></p><p>Orta Doğu'daki gerginliklerin küresel ekonomik aktivite üzerinde risk oluşturmasıyla ABD/İsrail-İran Savaşı başladıktan sonra bakır fiyatlarında geri çekilmeler görülmesine karşın bu ürünün tedarikine ilişkin sıkıntıların ve talebin devam etmesi fiyatların tekrar toparlanmasını sağladı.</p><p></p><p>ABD/İsrail-İran Savaşı'nın başlaması sonrasında petrol tedarikine ilişkin bozulmaların yenilenebilir enerjiye ilgiyi artırması da bakır fiyatlarındaki yükselişte etkili oldu.</p><p></p><p>Özellikle Asya ve Avrupa ülkelerinin fosil yakıtlara ulaşımının sınırlı hale gelmesiyle bu ülkeler, yenilenebilir enerji tarafına tekrar yoğunlaştı.</p><p></p><p>Petrol arzının belirli bir coğrafyada yoğunlaşması, bölgesel gerilimlerin küresel enerji fiyatları üzerinden hızla yayılmasına neden olurken enerji ithalatçısı ülkeler açısından maliyet enflasyonunun kolayca tetiklenmesine yol açtı.</p><p></p><p>Öte yandan, enerji arz güvenliğine ilişkin belirsizlikler, sadece kısa vadeli fiyatlamaları değil, orta-uzun vadede tedarik zincirinde çeşitlendirme, enerji dönüşümü ve stratejik rezerv politikalarının önemini de artırdı.</p><p></p><p>Son zamanlarda da Hürmüz Boğazı kaynaklı sıkıntılardan dolayı kükürt tedarikinin de olumsuz etkilenmesi bakır fiyatlarının rekor kırmasında etkili oldu. Özellikle Zambiya ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ndeki bakır üretim hatları, cevher ayrıştırma için gereken sülfürik asit üretiminde bu kükürde bağımlı durumda. Bu lojistik darboğaz, küresel bakır arzını doğrudan tehdit eder duruma geldi.</p><p></p><p>Artan yapay zeka altyapısı yatırımları, elektrikli araç talebindeki büyüme ve yenilenebilir enerji dönüşümünün bakıra yönelik küresel talebini hızla artırdı. Diğer yandan savaş kaynaklı yükselen enerji ve nakliye maliyetleri hem üretim hem de lojistik tarafında ciddi maliyet baskısı oluşturdu.</p><p></p><p>Dünyanın en büyük bakır üreticisi Şili'de üretimde yaşanan düşüş, arz-talep dengesini talep lehine bozarak fiyatları destekleyen önemli unsurlardan biri olarak öne çıktı. Çin'in bakır ithalatının güçlü seyretmesi de bakır talebinin güçlü kaldığını gösterdi.</p><p></p><p>ABD merkezli Freeport şirketinin Endonezya'daki Grasberg madeninde yaşanan ıslak cevher sorunu nedeniyle bakır üretiminin 2027 sonuna kadar tam kapasiteye ulaşamayacağına ilişkin haberler de arz endişelerini artırdı.</p><p></p><p>Bakırın libresi böylece ocak ayında yüzde 5, şubat ayında yüzde 1,2 arttı.</p><p></p><p>Orta Doğu'daki savaşın başlamasının ardından mart ayında yüzde 6 azalan bakırın libresi bu gelişmelerle kayıplarını telafi etti. Nisan ayında yüzde 6 değer kazanan bakırın libresi, mayıs ayında da yükselişlerine devam etti. Mayıs ayında yüzde 6,8 değer kazanan bakırın libresi, 2 Haziranda 6,67 dolarla rekor kırdı.</p><p></p><p>Haziran ayını yüzde 2,8 düşüşle tamamlayan bakırın libresi, bu düşüşe karşın yıl genelinde yatırımcısını sevindirdi.</p><p></p><p>Bakırın libresi yılın ilk yarısını yüzde 9,8 artışla 6,09 dolardan tamamladı.</p><p></p><p>- Alüminyum üretiminde Orta Doğu öne çıkıyor</p><p></p><p>Alüminyum fiyatları da Londra Metal Borsasında ABD/İsrail-İran Savaşı kaynaklı risklerin arz endişelerine neden olmasıyla bu yıl sert yükseldi.</p><p></p><p>ABD/İsrail-İran Savaşı'nın başlaması sonrasında emtia piyasasında alüminyum en çok etkilenen ürünlerden bir tanesi oldu.</p><p></p><p>Hürmüz Boğazı'nın kapanması ile Katar, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) toplam 6,2 milyon ton civarındaki yıllık alüminyum üretimi ve ihracatı risk altında kaldı. Bu üç ülkenin Hürmüz Boğazı üzerinden alüminyum ihracatı yüzde 80'lik orana sahip.</p><p></p><p>ABD/İsrail-İran Savaşı başladıktan sonra BAE merkezli Emirates Global Aluminium'a (EGA) ait Et-Tavila tesisinin, İran'ın füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) Halife Ekonomik Bölgesi'ne düzenlediği saldırılarda zarar görmesi de arza ilişkin endişelerin kayda değer bir şekilde artmasına neden oldu.</p><p></p><p>Savaş başlamadan önce de küresel alüminyum piyasasında arz sıkıntıları varken savaş sonrası arz sıkıntıları daha da şiddetlendi.</p><p></p><p>Bu durum, Hürmüz Boğazı'nın global ham madde piyasaları açısından petrol ve doğal gaz dışında da oldukça kritik olduğunun net göstergesi oldu.</p><p></p><p>Alüminyum üretiminde maliyetin yaklaşık yüzde 40'ı elektrik maliyetinden kaynaklanıyor. Söz konusu enerji maliyetinde son dönemde yaşanan artış alüminyum maliyetlerinde artışa yol açtı. Bu da fiyatlamaları yukarı çeken diğer bir unsur oldu.</p><p></p><p>Dünyada en fazla alüminyum üreten ülke olan Çin'in söz konusu madenin üretimine üst sınır getirmiş olması nedeniyle, talep arttığı zaman arz bunu desteklemiyor ve bu da fiyatlara yansıyor.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle Londra Metal Borsası'nda işlem gören alüminyumun ton başına fiyatı ocak ayında yüzde 5 artarak 3 bin 144 dolara çıktı. Şubat ayında yüzde 0,1 azalarak 3 bin 140 dolara inen alüminyum martta yüzde 10,4 artışla 3 bin 467 dolara, nisanda yüzde 0,2 yükselişle 3 bin 474 dolara, mayısta yüzde 5,5 artışla 3 bin 666,5 dolara ulaştı.</p><p></p><p>Söz konusu madenin ton fiyatı, 2 Haziran'da 3 bin 787 dolara kadar çıkarak 4 yılın en yüksek seviyesini görse de ABD ve İran arasında imzalanan barış anlaşmasının jeopolitik gerilimlere yönelik kaygıları azaltması nedeniyle ayı yüzde 15,8 azalışla 3 bin 88,5 dolardan tamamladı.</p><p></p><p>Haziran ayındaki düşüşe karşın alüminyumun ton başına fiyatı yılın ilk yarısında yüzde 3 arttı.</p><p></p><p>- "Bakırdaki yükselişin sebebi yapay zeka yatırımlarındaki patlama"</p><p></p><p>Finansal hizmetler şirketi Capital.com Kıdemli Finansal Piyasalar Analisti Kyle Rodda, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, bakırdaki yükselişin sebebi olarak yapay zeka yatırımlarındaki patlama olduğunu söyledi.</p><p></p><p>Rodda, bu durumun çoğunlukla veri merkezlerinin inşasından kaynaklı olarak piyasada ciddi bir sıkışıklığa yol açtığını belirtti.</p><p></p><p>ABD ticaret politikasının da yılın farklı dönemlerinde bakır fiyatlarına etkisi olduğunu ifade eden Rodda, ayrıca 2026'nın başlarında doların değer kaybetmesinin de bakır piyasasını desteklediğini vurguladı.</p><p></p><p>Rodda, "Ancak günün sonunda mesele, yapay zeka ve arz dengesinde bitiyor. Bu durum da bize fiyatların güçlü bir şekilde desteklenmeye devam edebileceğini düşündürüyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Bu hafta bütün yatırım araçları kazandırdı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bu-hafta-butun-yatirim-araclari-kazandirdi-9102/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bu-hafta-butun-yatirim-araclari-kazandirdi-9102/</id>
<published><![CDATA[2026-07-04T09:17:09+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-04T09:17:09+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_85B17F-702FA6-41707F-AC7EE9-B44AB8-2BF8BD.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>BIST 100 endeksi, en düşük 14.031,72 puanı ve en yüksek 14.511,73 puanı gördükten sonra haftayı, önceki hafta kapanışının yüzde 1,01 üzerinde 14.417,91 puandan tamamladı.</p><p></p><p>Kapalıçarşı'da işlem gören 24 ayar külçe altının gram satış fiyatı bu hafta yüzde 2,79 artışla 6 bin 267 liraya, cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 2,77 yükselişle 42 bin 238 liraya çıktı.</p><p></p><p>Geçen hafta sonu 10 bin 212 lira olan çeyrek altının satış fiyatı yüzde 2,79 artışla 10 bin 497 liraya yükseldi.</p><p></p><p>Bu hafta ABD doları yüzde 0,38 artarak 46,8040 liraya, avro yüzde 0,49 yükselişle 53,5700 liraya çıktı.</p><p></p><p>Yatırım fonları bu hafta yüzde 1,81, emeklilik fonları yüzde 0,75 değer kazandı.</p><p></p><p>Kategorilerine göre bakıldığında, yatırım fonları arasında en çok kazandıran yüzde 2,39 ile "Serbest Fon" oldu.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Bazı vergi düzenlemelerinin uygulama esasları belirlendi</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bazi-vergi-duzenlemelerinin-uygulama-esaslari-belirlendi-1352/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bazi-vergi-duzenlemelerinin-uygulama-esaslari-belirlendi-1352/</id>
<published><![CDATA[2026-07-04T08:47:05+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-04T08:47:05+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_7631CD-73B350-5DE885-1BD641-53816E-1835D6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>GİB'in Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren "Bazı Varlıkların Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Genel Tebliği"ne göre, yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının Türkiye'ye getirilmesi ile yurt içinde bulunmakla birlikte işletme kayıtlarında yer almayan varlıkların kayıt altına alınmasına ilişkin bildirim, vergilendirme ve uygulama süreçleri belirlendi.</p><p></p><p>Buna göre, yurt dışındaki varlıkların 31 Temmuz 2027'ye kadar Türkiye'deki banka veya aracı kurumlara bildirilmesi mümkün olacak. Gerçek ve tüzel kişilerce yapılacak bu bildirimler, yetkili kılınmış vekiller veya kanuni temsilciler tarafından da gerçekleştirilebilecek.</p><p></p><p>Banka ve aracı kurumlar, kendilerine bildirilen varlıklara ilişkin bildirim sahibinden yüzde 5 oranında peşin olarak tahsil edecekleri vergiyi, bildirimi izleyen ayın 15'inci günü akşamına kadar vergi sorumlusu sıfatıyla beyan edecek.</p><p></p><p>Söz konusu varlıkların, vadeli hesaplarda, Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamında ihraç edilen devlet iç borçlanma senetleri ile kira sertifikalarında veya girişim sermayesi yatırım fonlarında tutulacağının taahhüt edilmesi halinde indirimli vergi uygulanacak.</p><p></p><p>Ayrıca, Resmi Gazete'de yayımlanan Gelir Vergisi Genel Tebliği ile yurt dışında yaşayan ve belirli şartları sağlayarak Türkiye'ye yerleşen gerçek kişilere tanınan, yurt dışında elde ettikleri kazanç ve iratlarının 20 yıl süreyle gelir vergisinden istisna edilmesine ilişkin düzenlemeden yararlanma şartları, başvuru süreci ve uygulama esasları da belirlendi.</p><p></p><p>- Nitelikli hizmet merkezlerinde çalışan personele ilişkin ücret istisnası</p><p></p><p>Yayımlanan diğer Tebliğler ile de yatırım, üretim, ihracat, uluslararası ticaret, yüksek katma değerli hizmetler ve kayıtlı ekonominin güçlendirilmesine yönelik uygulamaların çerçevesi de netleştirildi.</p><p></p><p>Nitelikli hizmet merkezlerinde çalışan nitelikli personele ilişkin ücret istisnasının usul ve esasları düzenlendi. Şartları sağlayan çalışanların ücretlerinin brüt asgari ücretin üç katına kadar olan kısmına ve İstanbul Finans Merkezi ile belirli endüstri bölgelerinde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezlerinde çalışanlar için ise brüt asgari ücretin 5 katına kadar istisna uygulanmasına ilişkin işlemler belirlendi.</p><p></p><p>Teknogirişim şirketlerinin çalışanlarına bedelsiz veya indirimli olarak sağladıkları pay senetlerine ilişkin gelir vergisi istisnasına yönelik uygulamalar ile istisna tutarının hesaplanması, pay senetlerinin elde tutulma süreleri payların belirlenen sürelerden önce elden çıkarılması halinde uygulanacak vergisel sonuçlar ayrıntılı şekilde açıklandı.</p><p></p><p>- Kurumlar vergisindeki yeni teşviklerin uygulama esasları belirlendi</p><p></p><p>Kurumlar Vergisi Genel Tebliği ile yeni teşvik ve düzenlemelerin uygulamanmasına ilişkin kurallar da tespit edildi.</p><p></p><p>Bu kapsamda tebliğde, transit ticaretten veya yurt dışında gerçekleştirilen mal alım satımlarına aracılık edilmesinden elde edilen kazançlara uygulanacak kurumlar vergisi indiriminin kapsamı ve şartlarına, nitelikli hizmet merkezlerinin yurt dışından elde ettikleri kazançlara uygulanacak kurumlar vergisi indiriminin usul ve esaslarına yer verildi.</p><p></p><p>Sanayi sicil belgesine sahip üretici kurumlar ile zirai üretim yapanların kazançlarına kurumlar vergisi oranının yüzde 12,5 uygulanmasına ilişkin işlemlere açıklık getirildi.</p><p></p><p>Serbest bölgelerde üretim yapan mükelleflerin, imal ettikleri ürünlerin bölge içine ve diğer serbest bölgelere satışından elde ettikleri kazançların da kurumlar vergisi istisnasından yararlanmasına ilişkin esaslar düzenlendi.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kalkınma arayışında yabancı sermaye çıkmazı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kalkinma-arayisinda-yabanci-sermaye-cikmazi-1159/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kalkinma-arayisinda-yabanci-sermaye-cikmazi-1159/</id>
<published><![CDATA[2026-07-03T14:41:19+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-03T14:41:19+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_DE6F39-393A58-2E691B-7FF6B3-869A71-C48CEA.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ekonomist Mahfi Eğilmez, Cumhuriyet'in ilk yıllarında uygulanan ekonomik politikaların dönemin olağanüstü koşulları dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Eğilmez, Osmanlı'dan devralınan ağır dış borç yükü, yetersiz sanayi altyapısı ve sınırlı mali kaynaklar nedeniyle Türkiye'nin ekonomik bağımsızlık ilkesinden vazgeçmeden yabancı sermayeyi ülkeye çekmenin yollarını aradığını ifade etti.</p><p>Bu dönemde gündeme gelen Chester Projesi ile daha sonra hayata geçirilen Kreuger &amp; Toll anlaşmasının, yabancı sermaye ile kalkınma hedefleri arasında kurulmaya çalışılan dengenin en önemli örnekleri olduğunu vurgulayan Eğilmez, her iki girişimin de yatırım karşılığında ekonomik imtiyaz verilmesi esasına dayandığını söyledi.</p><p></p><p>Chester Projesi hayata geçirilemedi</p><p></p><p>Eğilmez'in değerlendirmesine göre, 1920'li yılların başında Amerikalı girişimci William Colby Chester tarafından hazırlanan Chester Projesi, Anadolu'da geniş bir demiryolu ağı kurulmasını, bunun karşılığında ise demiryollarının geçtiği bölgelerdeki maden ve petrol kaynaklarının işletme hakkının Amerikan sermayesine bırakılmasını öngörüyordu.</p><p>Lozan görüşmeleri döneminde gündeme gelen projenin, antlaşmanın bir parçası olmadığını vurgulayan Eğilmez, girişimin gerekli finansmanın sağlanamaması, siyasi belirsizlikler ve Türkiye'nin geniş kapsamlı imtiyazlara karşı ihtiyatlı yaklaşımı nedeniyle uygulamaya geçirilemediğini belirtti.</p><p></p><p>İlk uzun vadeli dış kredi kibrit fabrikaları için alındı</p><p></p><p>Eğilmez, Cumhuriyet döneminde devlet adına alınan ilk uzun vadeli dış kredilerden biri olarak kabul edilen 1930 tarihli 10 milyon dolarlık Kreuger &amp; Toll kredisinin, kibrit fabrikalarının kurulmasında kullanılacak makine ve ekipman alımı amacıyla sağlandığını hatırlattı.</p><p>Bu kredi karşılığında İsveçli şirkete Türkiye'de 25 yıl süreyle kibrit üretim ve satış tekeli verildiğini belirten Eğilmez, uygulamanın ekonomik bağımsızlıktan vazgeçilmesi anlamına gelmediğini, dönemin finansman sıkıntılarının doğal sonucu olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p><p></p><p>1929 Buhranı şartları ağırlaştırdı</p><p></p><p>Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında Türkiye'nin yalnızca Osmanlı borçlarını ödemekle kalmadığını, aynı zamanda Lozan Antlaşması'nın ticaret hükümleri nedeniyle 1929 yılına kadar gümrük tarifelerini serbestçe belirleyemediğini anımsatan Eğilmez, tam bu kısıtlamaların sona erdiği dönemde 1929 Dünya Ekonomik Buhranı'nın patlak verdiğine dikkat çekti.</p><p>İç kaynakların son derece sınırlı, dış finansmanın ise oldukça güç olduğu bir dönemde kalkınma yatırımlarının sürdürüldüğünü belirten Eğilmez, ekonomik kararların bu şartlar altında alınmasının zorunlu olduğunu vurguladı.</p><p></p><p>Bugünün koşulları farklı</p><p></p><p>Mahfi Eğilmez, erken Cumhuriyet dönemindeki ekonomik zorunluluklarla günümüz Türkiye'sinin mali ve kurumsal kapasitesinin aynı olmadığını belirterek, bugün devletin büyük altyapı ve sanayi yatırımlarını farklı finansman yöntemleriyle gerçekleştirebilecek imkâna sahip olduğunu ifade etti.</p><p>Eğilmez, bu nedenle uzun süreli ve geniş kapsamlı ekonomik imtiyazların günümüzde geçmişte olduğu gibi zorunlu bir finansman yöntemi olarak değerlendirilmesinin doğru olmayacağını belirtti.</p><p>Yazısını, "Tarihî olayları değerlendirirken yalnızca alınan kararları değil, o kararların hangi ekonomik ve siyasi koşullar altında verildiğini de göz önünde bulundurmak gerekir" değerlendirmesiyle tamamlayan Eğilmez, geçmişin bugünün ölçütleriyle değil, kendi tarihsel bağlamı içinde analiz edilmesi gerektiğinin altını çizdi.</p><p></p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Dış dengede kalıcı iyileşme desteklenmektedir"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/dis-dengede-kalici-iyilesme-desteklenmektedir-6154/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/dis-dengede-kalici-iyilesme-desteklenmektedir-6154/</id>
<published><![CDATA[2026-07-03T11:01:46+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-03T11:01:46+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_91539E-F41DFF-1E234E-59937D-BB515E-7A16FC.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Şimşek, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda haziran ayı dış ticaret verilerine ilişkin değerlendirmede bulundu.</p><p></p><p>Haziranda takvim etkisinin de katkısıyla ihracat ve ithalatın güçlü seyrettiğini vurgulayan Şimşek, şunları kaydetti:</p><p></p><p>"Küresel ticaretteki belirsizliklere rağmen ihracat dirençli görünümünü sürdürdü. İkinci çeyrekte ihracat yıllık yüzde 10,2 artarken yıllıklandırılmış ihracat 277,9 milyar dolara ulaştı. İthalat artışı ise yüzde 4,6 ile daha sınırlı gerçekleşti. İhracatta olumlu görünüme rağmen enerji fiyatlarındaki artışın gecikmeli etkileri önümüzdeki dönemde dış ticaret dengesinde etkili olacaktır. Cari açığın yılın kalanında sınırlı artmasını öngörmekle birlikte sürdürülebilir seviyelerde kalacağını değerlendiriyoruz. Güçlenen makroekonomik çerçeve ve uyguladığımız politikalar sayesinde ekonomimizin şoklara karşı dayanıklılığı artmaya devam ederken dış dengede kalıcı ve sürdürülebilir iyileşme de desteklenmektedir."</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Ezber bozan bir fintek serüveni</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ezber-bozan-bir-fintek-seruveni-1334/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ezber-bozan-bir-fintek-seruveni-1334/</id>
<published><![CDATA[2026-07-03T10:01:43+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-03T10:01:43+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_01AA1B-4DAC58-1BC98F-86321D-953C92-0FB882.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Hakan ÖZBAY</p><p>&nbsp;</p><p>Bir yanda yüzlerce personelle ve devasa bankalarla çalışan koca koca ödeme kuruluşları, diğer yanda sadece 8 kişiyle aylık 4 milyar liralık işlem hacmini çeviren bir şirket. Üstelik bu şirketin bir satış departmanı dahi yok. Neden mi? Çünkü şirketteki yazılımcısından yöneticisine kadar herkes aslında bir satışçı. Sektörün tüm geleneksel kodlarını kendi yöntemleriyle yeniden yazan Bakiyem CEO’su Umut Yalçın, iş dünyasında “kurumsallık” adı altında şişirilen balonlara pek inanmıyor.</p><p></p><p>MÜLAKAT YAPMADIK YIL SONU HEDEFİNİ ÇÖPE ATTIK</p><p></p><p>Klasik bir patron, yıl sonunda çalışanlarını bir odaya toplar ve bir sonraki yılın stres dolu hedeflerini tahtaya yazar. Yeni personeli ise bitmek bilmeyen mülakatlardan geçirir. Umut Yalçın ise bu sistemi tamamen rafa kaldırmış. İşe alım süreçlerindeki absürt ama etkili yöntemini, “Stajyerleri işe alırken biz mülakat yapmadık. Kişilik envanteri doldurttuk. Dedik ki; ‘Bu ekiple anlaşabilecek mi?’ Ne yapacağı hiç önemli değildi bizim için. Çünkü ben bir şekilde emek verip onu yetiştireceğimi kendim biliyordum” sözleriyle anlatıyor.</p><p></p><p>Yıl sonu geldiğinde ise işlem hacimleri ve cirolar arttığı için şirketi toplayıp, çalışanlarına yüzde 92 zam yaptığını açıklayan Yalçın, o anı gülerek hatırlıyor: “Hepsi ‘Emin misin?’ dediler. ‘Oğlum param olmazsa döneceğim size diyeceğim ki, zam yok. Bir daha ikna edeceğim yani. O yüzden bunu siz sağlayacaksınız’ dedim.” Bugüne kadar ortaklara hiç kâr payı dağıtmayan, tüm parayı çalışanlarına ve şirketin büyümesine aktaran Yalçın, “Bizde hedef yok. Yılın sonunda ne olduğunu hep beraber göreceğiz. Herkes Umut Yalçın nasıl çalışıyorsa, ondan 10 kat daha fazla çalışıyor” diyerek farklı bir aidiyet kültürü inşa ettiğini vurguluyor.</p><p></p><p>OTOBÜS TERMİNAL KÖŞELERİNDEN MİLYARLIK HACİMLERE</p><p></p><p>Girişimcilik dünyasında milyon dolarlık yatırımlar alıp lüks arabalarla poz vermek adettendir. Yalçın ise bu “şekilciliğin” şirketleri batırdığını düşünüyor. Geçmişte ortağıyla parklarda buluşup bir dürümü ikiye böldüklerini, Türkiye’deki bütün otobüs terminallerinde uyuduğunu ve hangi otobüs terminal köşesinin daha rahat olduğunu ezbere bildiğini anlatırken son derece samimi.</p><p>Pandemi öncesi 3 kişiyle tüm Türkiye’yi arabayla gezerek iş yaptıklarını belirten Yalçın, o dönemi şu sözlerle özetliyor: “Ben kendi arabamla 3 yılda 450.000 km yol yaptım şirket için. Gidip lüks bir araç kiralayabilirdim ama yapmadım. Paramı gösterişe harcamadım. Benim ofiste odam yoktu uzun süre. Pandemi patlayınca fiziki POS’lar kullanılamadı. Şirketler tam batmaya başlarken biz inanılmaz bir ivme yakaladık. Bugün arkalarında banka gücü olan büyük ödeme kuruluşlarında 300 kişi çalışıyor. Ben 8 kişiyim, işlem hacmimiz 4 milyar TL.”</p><p></p><p>KÖRFEZ’DEKİ SAVAŞLAR VE TÜRKİYE’NİN FİNANS MERKEZİ FIRSATI</p><p></p><p>Makroekonomik dinamikler ve uluslararası para transferleri konusuna gelince, Umut Yalçın’ın vizyonu şirketin sınırlarını aşıp bölgesel bir analize dönüşüyor. SWIFT sisteminin küresel baskısına dikkat çeken Yalçın, Orta Doğu’daki sıcak çatışmaların ardından Türkiye’nin nasıl güvenli bir liman haline geldiğini şöyle özetliyor:</p><p>“Özellikle Körfez’deki savaştan sonra burası acayip bir finans merkezi haline gelmeye başladı. Çünkü Orta Doğu’daki en güvenli ülke Türkiye, başka yok. Üzerimizden füze geçer eyvallah. Ama geçen füzenin karşılığında bakmışsın bir saat sonra birileri bir şeyler yapmış, bilemezsin. Suudi Arabistan da gitti, Dubai’nin zaten bir balon olduğu ortaya çıktı. Şimdi bunu Kıbrıs Rum kesimi yapmaya çalışıyor. Olmaz, halk istemiyor. Kıbrıs çok güvenli bir yerdi zamanında. Şimdi cinayetler olmaya başladı, bunun sebebi rant. Oradaki güvensiz ortamı bizim nasıl değerlendirdiğimiz önemli. Bunu değerlendirmenin en kolay yolu İstanbul finans kentte boş ofisleri doldurmak değil. Gerçekten yatırımcıya ve finansa güvenli bir liman sunmak. Eğer hukuk sisteminde bunu aşabilirsek Türkiye cennet olur.”</p><p>Şirketteki en absürt durumlardan biri de “satış ve pazarlama” departmanının olmaması. Daha doğrusu, herkesin o departmanın bir parçası olması. “Bizde herkes satışçı, herkes pazarlamacı,” diyen Yalçın, bu durumu esprili bir dille anlatıyor: “Sadece olamadıkları şey yazılımcı. Bizim yazılımcımız da satışçı. Yani burada otururken bizden birisi otursun hemen ‘Kredi kartı ne kullanıyorsunuz?’ diye sorar. Tatile gidiyorlar, tatilden bile müşteri geliyor bana ya. Bundan daha keyiflisi var mı?”</p><p></p><p>YASADIŞI BAHİS ÇOK BÜYÜK TEHLİKE</p><p></p><p>Röportajın en keskin virajı, konunun Türkiye’deki yasadışı bahis ve kumar problemine gelmesi. Yalçın’ın bu konudaki duruşu son derece tavizsiz. Bu durumu sadece bir finansal regülasyon eksikliği değil, devasa bir sosyal çürüme olarak tanımlıyor: “Türkiye’nin başındaki en büyük beladır kumar ve yasadışı bahis. Uyuşturucudan da terörden de tehlikelidir. Çünkü o sosyal çürümeyle kendi teröristini kendi içinde yetiştiriyorsun.”</p><p>Çözümün ise teknolojinin gücüyle bir haftada sağlanabileceğini savunuyor: “Yapay zeka diye bir şey var. Hayatın olağan akışına aykırı bir durumu anında tespit edebilirsin. 18 yaşındaki birisine bir saat içinde 10 farklı yerden 100 bin lira gelemez. Bunun tespit edilmesi zor değil. Anında kapatırlar.”</p><p></p><p>YAPAY ZEKA DESTEKLİ EHLİYET KREDİSİ VE YENİ PROJELER</p><p></p><p>Bakiyem’in yeni projeleri de en az CEO’sunun vizyonu kadar pratik ve çözüm odaklı. “Tüketici finansmanı ve bayi finansmanına başladık” diyen Yalçın, özellikle artan ehliyet kursu ücretlerine getirdikleri teknolojik çözümü heyecanla paylaşıyor. Adayların 40-45 bin lirayı bulan ehliyet masrafları için saniyeler içinde devreye giriyorlar: “Öğrenci geliyor; annesiyle, babasıyla... Sisteme ismini, TC kimlik numarasını giriyoruz. Bir dakika içerisinde yapay zeka diyor ki ‘Bunun limiti bu kadardır.’ Hemen o parayı anında sürücü kursuna aktarabiliyor. Öğrenci de bana 6 ayda o parayı ödüyor.”</p><p></p><p>BOZUK ROLEX’LERİN PEŞİNDE</p><p>İşten arta kalan zamanlarında ise Umut Yalçın’ı lüks davetlerde değil; denizin dibinde, yüksek irtifa tırmanışlarında veya eski saatlerin satıldığı yerlerde görebilirsiniz. 2 yıldız balık adam, yüksek irtifa dağcısı, boksör ve eski milli hentbolcu olan Yalçın’ın en ilginç hobisi ise oldukça şaşırtıcı: “Saat toplamayı severim. Lüks saatim yok ama bazen Rolex falan da görebilirsin. Ama gidip bayiden parasıyla aldığım değil. Gidiyorum, bozuk saati buluyorum. Rolex’i adam yapmış kenara atmış çalışmıyor, çarkı bozulmuş. Ben gidiyorum onu alıyorum. Sonra başlıyorum gezmeye saatçi saatçi.”</p><p></p><p>Hem kendi kurallarını koyan hem de ekibine inanılmaz bir alan açan Umut Yalçın, parklarda paylaşılan dürümlerden milyarlık hacimlere uzanan bu yolculukta, girişimcilik dünyasına “kendi tarzıyla” meydan okumaya devam ediyor.</p><p>&nbsp;</p><p>DÖVMELERİN GİZLİ DİLİ</p><p>Umut Yalçın’ın dövmeleri, sadece estetik figürler değil; aksine her birinin ardında sağlam birer hikaye yatıyor. Vücudunda Türk tasvirlerinin güçlü bir temsilcisi olan “Geyik” dövmesi var. Umay Ana’nın hemen arkasında duran geyiğin hem yol gösterici hem de besleyici gücüne duyduğu saygıyı teninde taşıyor. Bir diğer dövmesi ise Latince “Per aspera ad astra” (Zorluklardan yıldızlara) ve “Haruda” (Yaşam pınarı) kelimelerinden oluşuyor. Dövmelerin her an aynaya bakıp insanın nereden geldiğini hatırlaması için iyi bir araç olduğunu söyleyen Yalçın, yorucu anlarda bu yazılardan ve genlerinden gelen güçten feyz alıyor.</p><p></p><p>Yalçın, kendi hayat felsefesini şekillendirirken edebiyattan da ilham alan bir isim. Oğuz Atay’ın “İyi şeyler bir anda olur” sözünü, iş hayatında hızla karar alıp uygulamak için bir rehber olarak benimsediğini belirtiyor ve ekliyor: “Sürüncemede bırakmaz. Benim hayat felsefemdir. Bir şeye eğer iyi bir şey gözüyle baktıysam ‘acaba’ ile yaklaşmam, denerim.”</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">126 trilyon doların çevre faturası ağır</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/126-trilyon-dolarin-cevre-faturasi-agir-3450/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/126-trilyon-dolarin-cevre-faturasi-agir-3450/</id>
<published><![CDATA[2026-07-02T13:12:08+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-02T13:12:08+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_4FCC5E-9A77B0-F8C05A-1824C9-54CABF-CEF5FE.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p><b>Mahfi EĞİLMEZ</b></p><p></p><p>Ekonomist Mahfi Eğilmez, son değerlendirmesinde insanlığın doğa üzerindeki etkisini ele alarak, küresel çevre krizinin nedenleri ve çözüm yollarına ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Eğilmez, bilim dünyasında giderek daha fazla kabul gören "Antroposen" kavramını merkeze alırken, çevresel tahribatın temelinde insanlığın mı yoksa kapitalist ekonomik sistemin mi bulunduğu tartışmasını gündeme taşıdı.</p><p>Eğilmez'in aktardığına göre, Nobel Kimya Ödüllü Paul Crutzen tarafından ortaya atılan "Antroposen" kavramı, insanın artık yalnızca doğanın bir parçası olmadığını, gezegenin jeolojik ve ekolojik dengelerini değiştiren başlıca güç haline geldiğini ifade ediyor.</p><p>Yaklaşık 11 bin 700 yıl boyunca devam eden Holosen döneminin iklim açısından istikrarlı bir süreç sunduğunu hatırlatan Eğilmez, tarımın gelişmesi, kentlerin kurulması ve uygarlıkların ortaya çıkmasının bu istikrarlı iklim koşulları sayesinde mümkün olduğunu belirtti. Ancak Sanayi Devrimi ile birlikte fosil yakıt kullanımının hızla artması, ormanların tahrip edilmesi ve atmosferdeki karbon yoğunluğunun yükselmesiyle bu dengenin bozulduğunu vurguladı.</p><p>Eğilmez, bugün plastik, beton ve alüminyum gibi insan üretimi malzemelerin dünyanın en uzak noktalarına kadar ulaştığını, okyanusların derinliklerinde mikroplastiklere, kutuplardaki buz tabakalarında ise sanayi kaynaklı kirleticilere rastlanmasının insan etkisinin artık küresel ölçekte hissedildiğinin göstergesi olduğunu ifade etti.</p><p></p><p>Antroposen'in başlangıcı tartışılıyor</p><p></p><p>Bilim insanları arasında Antroposen'in başlangıç tarihi konusunda görüş ayrılıkları bulunduğunu aktaran Eğilmez, bazı araştırmacıların Sanayi Devrimi'ni başlangıç kabul ettiğini, bazılarının ise nüfus artışı, enerji tüketimi, plastik üretimi ve sera gazı salımlarının hız kazandığı 1950 sonrası "Büyük Hızlanma" dönemini esas aldığını belirtti. Ayrıca nükleer silah denemelerinin bıraktığı radyoaktif izlerin de bu dönemin önemli göstergelerinden biri olduğuna dikkat çekti.</p><p></p><p>Sorun insanlık mı, kapitalizm mi?</p><p></p><p>Mahfi Eğilmez, Antroposen kavramının tüm insanlığı eşit derecede sorumlu tuttuğu yönündeki eleştirilere de yer verdi. Çevresel yıkımın tarihsel sorumluluğunun sanayileşmiş ülkeler ile büyük şirketlerde yoğunlaştığını belirten bazı araştırmacıların bu nedenle "Kapitalosen" kavramını geliştirdiğini aktardı.</p><p>Ekolojistler Andreas Malm ve Jason W. Moore'un ortaya koyduğu Kapitalosen yaklaşımına göre çevre krizinin temelinde insan türü değil, sürekli büyüme ve tüketim üzerine kurulu kapitalist ekonomik sistem bulunuyor.</p><p>Eğilmez, kapitalist sistemin daha fazla üretim ve tüketimi teşvik ettiğini, bunun da enerji talebini ve doğal kaynak kullanımını sürekli artırdığını söyledi. Dünya ekonomisinin 2000 yılında yaklaşık 34 trilyon dolar büyüklüğünde olduğunu, 2026 itibarıyla ise 126 trilyon dolara ulaşmasının beklendiğini hatırlatan Eğilmez, bu büyümenin önemli ölçüde enerji tüketimi ve karbon salımlarındaki artışı da beraberinde getirdiğini ifade etti.</p><p></p><p>Sürdürülebilir dönüşüm çağrısı</p><p></p><p>Değerlendirmesinde Antroposen'in yalnızca bilimsel bir kavram değil, aynı zamanda insanlık için önemli bir uyarı niteliği taşıdığını vurgulayan Eğilmez, iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı, su kaynaklarının azalması ve çevre kirliliğinin gezegenin sınırlarının zorlandığını ortaya koyduğunu belirtti.</p><p>Buna karşın yenilenebilir enerji yatırımları, döngüsel ekonomi uygulamaları, sürdürülebilir tarım ve doğa temelli çözümlerin daha dengeli bir gelecek için önemli fırsatlar sunduğunu ifade eden Eğilmez, insanlığın ilk kez jeolojik ölçekte sonuçlar doğurabilecek bir güç ve sorumluluğa sahip olduğuna dikkat çekti.</p><p>Eğilmez, değerlendirmesini, "İnsanlık, dünyayı dönüştürme gücünü doğayla uyum içinde kullanmayı başarabilecek mi?" sorusunu gündeme taşıyarak tamamladı.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Türkiye ve Almanya arasında ekonomik ortaklık güçleniyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turkiye-ve-almanya-arasinda-ekonomik-ortaklik-gucleniyor-9755/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turkiye-ve-almanya-arasinda-ekonomik-ortaklik-gucleniyor-9755/</id>
<published><![CDATA[2026-07-01T11:10:20+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-07-01T11:10:20+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5A407E-E7A8D5-B7B681-E46A51-0183A5-D78A2D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>İki ülke arasındaki ticari bağları daha da ileriye taşımak amacıyla T.C. Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat ile Almanya Federal Ekonomi ve Enerji Bakanı Katherina Reiche arasında "Türkiye-Almanya JETCO Protokolü" imzalandı.</p><p>"Köklü Bağlar, Karşılıklı Güven ve Ortak Çıkarlar"</p><p>Toplantıda konuşan T.C. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, bu kritik buluşmanın iki ülke arasında köklü bağlar, karşılıklı güven ve ortak çıkarlar üzerine kurulu ekonomik ortaklığın gücünü ve dayanıklılığını bir kez daha kanıtladığını ifade etti. Almanya'nın, Türkiye'nin en önemli yatırım ortaklarından ve stratejik müttefiklerinden biri olduğunun altını çizen Bakan Bolat, ikili ticaret hacminde hedefin 60 milyar dolar olduğunu belirtti. Almanya'nın Türkiye için bir numaralı ihracat pazarı ve lider yabancı yatırımcılardan biri olduğunu hatırlatan Bolat, imzalanan protokolün gelecekteki iş birlikleri için güçlü bir yol haritası sunduğunu kaydetti.</p><p>"Türkiye ve Almanya Arasındaki İş Birliği Bir Güç Kalesidir"</p><p>Almanya Federal Ekonomi ve Enerji Bakanı Katherina Reiche ise küresel ölçekte zorlu jeopolitik ortamlarla karşı karşıya kalınan bu dönemde, Türkiye ve Almanya arasındaki istikrarlı ve güvene dayalı iş birliğinin adeta bir "güç kalesi" olduğunu vurguladı. Türkiye’nin Almanya için son derece güvenilir bir ortak olduğunu belirten Reiche, "Yatırımcılarımızın Türkiye'nin gücüne ve piyasasına olan güveni devam ediyor. Alman şirketleri Türkiye'deki yatırım hacimlerini sürdürüyor, artırıyor ve yeni yatırımlar gerçekleştiriyor" diyerek iki ülke arasındaki sarsılmaz ekonomik güvene dikkat çekti.</p><p>ZEISS Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Christian Martin: "Türkiye, Gerçek Bir Endüstriyel Güç Merkezi"</p><p>İki ülke iş dünyasının liderlerini bir araya getiren toplantıya katılan ve aktif temaslarda bulunan ZEISS Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Christian Martin, üst düzey heyetlerle görüş alışverişinde bulundu. Toplantı kapsamında gerçekleştirdiği stratejik temaslarda Türkiye’nin muazzam endüstriyel potansiyelinin ve küresel bir üretim üssü olma konumunun altını çizen Christian Martin, değerlendirmelerinde şu ifadelere yer verdi:</p><p>"Sürekli değişen dünyada ilerlemenin anahtarı yeniliktir. Mikroskop ve merceklerden endüstri odaklı hassas kalite çözümlerine kadar ZEISS, geçmişten bugüne inovasyona yaptığı yatırımlarla geleceği şekillendirmede önemli bir rol oynuyor.</p><p>Bugün Türkiye sanayisi dinamik bir dönüşüm içinde. Özellikle ekonomiye yön veren öncü sektörlerde sürdürülebilir üretim ve ileri teknoloji bu dönüşümün merkezinde yer alıyor. Eğer Türkiye'nin bu muazzam endüstriyel potansiyelini Alman teknolojisiyle desteklemeye devam edersek; endüstri ve sağlık sektörlerinde inovasyonu çok daha hızlı tetikleyebiliriz. Üretimi sürekli iyileştiren ve global standartlarda katma değerli üretimi mümkün kılan teknolojimizle, Türkiye’nin küresel arenasındaki sürdürülebilir rekabet gücünü, sağlık sektörü ve endüstri ekosisteminin uçtan uca dijitalleşmesini destekliyoruz.</p><p>Ürünleriyle bu topraklarda bir asrı deviren bir marka olarak, 2014 yılından bu yana doğrudan Türkiye'de faaliyet gösteriyoruz. 180 yıllık küresel deneyim ve teknolojimizi Türkiye'nin sürdürülebilir büyüme yolculuğuna ve dijital dönüşümüne adadık. Ülkenin endüstriyel gücüne ve geleceğine olan inancımız tam. Bugün 100 kişiyi aşan ekibimizle, bu pazarın gelişimine katkı sunmak ve yerel üreticiyi desteklemek adına kararlılıkla çalışıyoruz. Türkiye’de Türkiye için varız!"</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Mesleki dönüşüm programlarını güçlendiriyoruz"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/mesleki-donusum-programlarini-guclendiriyoruz-7267/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/mesleki-donusum-programlarini-guclendiriyoruz-7267/</id>
<published><![CDATA[2026-06-30T16:41:52+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-30T16:41:52+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B758E4-EEBE38-0CE60D-9A857C-B1A879-1C8E2F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Şimşek, NSosyal'deki hesabından yaptığı paylaşımda, Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) açıkladığı mayıs ayı iş gücü istatistiklerini değerlendirdi.</p><p></p><p>Mayısta istihdam aylık 285 bin kişi artarken, işsizlik oranının yüzde 8,2 ile yatay seyrettiğine işaret eden Şimşek, şunları kaydetti:</p><p></p><p>"İstihdamı korumak ve iş gücüne katılımı artırmak amacıyla aktif iş gücü politikalarımızı uygulamaya devam ediyoruz. Başta gençler ve kadınlar olmak üzere, istihdamı destekleyen işbaşı eğitim, beceri geliştirme ve mesleki dönüşüm programlarını güçlendiriyoruz. Nitelikli insan kaynağını artıran, verimlilik odaklı üretimi destekleyen ve sürdürülebilir büyümeyi güçlendiren yapısal adımlarımızı hayata geçirmeyi sürdüreceğiz."</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Almanya ekonomisi alarm veriyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/almanya-ekonomisi-alarm-veriyor-6926/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/almanya-ekonomisi-alarm-veriyor-6926/</id>
<published><![CDATA[2026-06-30T11:37:37+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-30T11:37:37+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_AD12F0-2F7434-5EB0B6-4497B5-9E3C0A-B369B2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Uzun yıllar Avrupa ekonomisinin lokomotifi olarak gösterilen Almanya, son yıllarda ekonomik büyümedeki yavaşlama, artan enerji maliyetleri ve küresel rekabet baskısıyla mücadele ediyor. Ekonomist Mahfi Eğilmez, kaleme aldığı "Ne Olacak Bu Almanya'nın Hali?" başlıklı analizinde, Alman ekonomisinin geçmişteki güçlü performansına rağmen bugün önemli yapısal sorunlarla karşı karşıya bulunduğunu değerlendirdi.</p><p>Eğilmez'e göre Almanya ekonomisinin önündeki en önemli sorunların başında düşük büyüme geliyor. Yüksek enerji maliyetleri, küresel talepteki zayıflama ve sanayi üretimindeki gerileme nedeniyle ülke ekonomisi son yıllarda durgunluk eğilimi gösteriyor.</p><p></p><p>Sektörler baskı altında</p><p></p><p>Özellikle otomotiv, makine ve kimya sektörlerinin ciddi baskı altında olduğuna dikkat çeken Eğilmez, artan enerji maliyetleri, Çin kaynaklı rekabet ve elektrikli araç teknolojilerine geçiş sürecinin Alman sanayisini zorladığını ifade etti.</p><p>Analizde öne çıkan bir diğer sorun ise iş gücü açığı oldu. Yaşlanan nüfus nedeniyle nitelikli çalışan bulmakta zorlanan Almanya'nın, üretim ve hizmet sektörlerindeki ihtiyaçlarını karşılayabilmek için nitelikli göçmen iş gücüne her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğu belirtildi.</p><p>Alman ekonomisinin ihracata yüksek düzeyde bağımlı olduğuna işaret eden Eğilmez, küresel ekonomideki yavaşlama ve artan ticari belirsizliklerin Alman şirketlerinin dış pazarlardaki performansını olumsuz etkilediğini kaydetti. Enflasyondaki yükselişin büyük ölçüde kontrol altına alınmasına rağmen, fiyat seviyelerindeki kalıcı artışın hane halkı tüketimi ve işletme maliyetleri üzerindeki baskısını sürdürdüğü de vurgulandı.</p><p></p><p>Avantajlarını koruyor</p><p></p><p>Buna karşın Almanya'nın önemli avantajlarını koruduğunu belirten Eğilmez, ülkenin güçlü mühendislik altyapısı, sağlam kamu kurumları, güçlü finans sistemi ve küresel ölçekte tanınan sanayi markalarının rekabet üstünlüğü sağlamaya devam ettiğini ifade etti. Araştırma-geliştirme kapasitesi ile mesleki eğitim sisteminin de uzun vadeli rekabet gücünün temel unsurları arasında yer aldığına dikkat çekildi.</p><p>Yaklaşık on yıl öncesiyle karşılaştırıldığında Almanya'nın bugün daha zorlu bir ekonomik görünüm sergilediğini belirten Eğilmez, ülkenin enerji maliyetleri açısından avantajını kaybettiğini ve sanayi rekabet gücünün baskı altında olduğunu kaydetti.</p><p>Analizde, Almanya'nın Japonya benzeri uzun süreli bir durgunluk yaşayıp yaşamayacağı da değerlendirildi. Yaşlanan nüfus, sanayi ağırlıklı yapı ve enerjide dışa bağımlılık gibi alanlarda iki ekonomi arasında benzerlikler bulunduğu ifade edilirken, Almanya'nın Avrupa Birliği içindeki konumu, göç politikaları ve yeşil dönüşüm hedeflerinin bu riski azaltabilecek önemli unsurlar olduğu belirtildi.</p><p>Mahfi Eğilmez'e göre Almanya için en olası senaryo, Japonya benzeri uzun süreli bir durgunluk değil; daha düşük büyüme hızına rağmen yüksek gelir düzeyini, güçlü sanayi altyapısını ve teknolojik kapasitesini büyük ölçüde koruyan bir ekonomi olarak yoluna devam etmesi olacak. Ancak bunun gerçekleşmesi, enerji dönüşümünün başarısına, dijitalleşme sürecine, iş gücü piyasasındaki reformlara ve küresel ekonominin seyrine bağlı olacak.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Ekonomi yılın ikinci yarısına yoğun ajandayla başlayacak</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ekonomi-yilin-ikinci-yarisina-yogun-ajandayla-baslayacak-5598/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ekonomi-yilin-ikinci-yarisina-yogun-ajandayla-baslayacak-5598/</id>
<published><![CDATA[2026-06-30T11:33:11+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-30T11:33:11+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_F94CE1-94383D-484A77-19C586-9BAE6E-73ED21.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türkiye'yi temmuzda yoğun bir veri gündemi bekliyor.</p><p></p><p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat'ın 3 Temmuz'da İstanbul'da düzenleyeceği toplantıda haziran ayı dış ticaret verilerini açıklaması planlanıyor. Böylece ocak-haziran dönemine ilişkin veriler de belli olacak. Mayısta yüzde 9,3 azalışla 22,5 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirildiğini belirten Bolat, günlük ortalama ihracatın 1,3 milyar dolara ulaştığı bilgisini paylaşmıştı.</p><p></p><p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 3 Temmuz'da haziran ayına ilişkin enflasyon verilerini kamuoyuna duyuracak. Böylece, 6 aylık enflasyon rakamlarının açıklanmasıyla devlet memurlarının alacağı enflasyon farkı da belli olacak. TÜFE, mayısta aylık bazda yüzde 1,71, Yİ-ÜFE yüzde 2,75 artış göstermiş, yıllık enflasyon, tüketici fiyatlarında yüzde 32,61, yurt içi üretici fiyatlarında yüzde 28,93 olarak kayıtlara geçmişti.</p><p></p><p>TÜİK, 10 Temmuz'da mayıs ayına ilişkin sanayi üretim endeksini açıklayacak. Endeks, nisanda aylık bazda yüzde 3,7, yıllık bazda yüzde 6 artmıştı.</p><p></p><p>TCMB, 13 Temmuz'da mayıs ayı ödemeler dengesi istatistiklerini kamuoyuyla paylaşacak. Nisanda cari işlemler hesabı 5 milyar 695 milyon dolar açık verirken bu dönemde altın ve enerji hariç cari işlemler hesabında 319 milyon dolarlık fazla oluşmuştu.</p><p></p><p>- Yılın ilk yarısına ilişkin veriler belli oluyor</p><p></p><p>TÜİK, 16 Temmuz'da mayıs ayına ilişkin hizmet ve inşaat üretim endekslerini duyuracak. TÜİK aynı gün, haziran ayına ilişkin tarım ürünleri üretici fiyat endeksini açıklayacak.</p><p></p><p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, haziran ayına ilişkin bütçe uygulama sonuçlarını 16 Temmuz'da duyuracak. Türkiye'nin merkezi yönetim bütçe gelirleri mayısta 1 trilyon 86,2 milyar lira, giderleri 1 trilyon 384,4 milyar lira olmuştu. Bütçede mayısta 298,2 milyar lira, ocak-mayıs döneminde 1 trilyon 57 milyar lira açık oluşmuştu.</p><p></p><p>TÜİK, 17 Temmuz'da mayısa ilişkin ücretli çalışan, haziran ayı konut ve iş yeri satış ile motorlu kara taşıtları istatistiklerini açıklayacak. Böylece yılın ilk yarısında satışı yapılan konut, iş yeri ve motorlu kara taşıt verileri belli olacak.</p><p></p><p>Kurum, 20 Temmuz'da haziran ayına ilişkin yurt dışı üretici fiyat ile mayıs ayına ilişkin tarımsal girdi fiyat endekslerini ilan edecek.</p><p></p><p>- İlk çeyrek turizm verileri duyurulacak</p><p></p><p>TÜİK, 22 Temmuz'da yılın ilk çeyreğine ilişkin hane halkı yurt içi turizm, 31 Temmuz'da da yılın ikinci çeyreğine ait turizm istatistiklerini açıklayacak. Türkiye'nin turizm geliri, yılın ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,2 artarak 9 milyar 896 milyon 456 bin dolara çıkmıştı.</p><p></p><p>Temmuz ayına ilişkin tüketici güven endeksi ayın 23'ünde açıklanacak. Haziranda tüketici güven endeksi 87,9 olmuştu.</p><p></p><p>TÜİK, 30 Temmuz'da haziran ayına ilişkin iş gücü istatistiklerini duyuracak.</p><p></p><p>- Piyasaların gözü faiz kararında olacak</p><p></p><p>TCMB Para Politikası Kurulu toplantısı 23 Temmuz'da yapılacak. Kurulun ağustosta toplanması planlanmadığından piyasaların gözü PPK'den çıkacak temmuz ayı faiz kararında olacak.</p><p></p><p>Kurul, son toplantısında politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 37'de sabit tutmuştu.</p><p></p><p>Toplantı sonrasında yapılan açıklamada, "Yılın ilk aylarındaki yükselişin ardından enerji fiyatlarının da etkisiyle nisan ayında artan enflasyonun ana eğilimi, mayıs ayında bir miktar gerilemiştir." değerlendirmesinde bulunulmuştu.</p><p></p><p>Öte yandan yılın ikinci yarısında Türkiye, NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ne, Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı'na (COP31), Türk Devletleri Teşkilatı'nın 13'üncü zirvesine ve 77. Uluslararası Uzay Kongresi gibi birçok uluslararası etkinliğine ev sahipliği yapacak. Bu etkinliklerin, Türkiye'nin ekonomi ajandasında da yoğun gündem oluşturması bekleniyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Yapay zeka enerji açlığını büyütüyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yapay-zeka-enerji-acligini-buyutuyor-6132/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yapay-zeka-enerji-acligini-buyutuyor-6132/</id>
<published><![CDATA[2026-06-29T12:57:44+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-29T12:57:44+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_63ED73-A38594-7955FC-978C20-AFFF65-B913DF.jpeg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p class="s3" style="margin-bottom: 0px; line-height: 1.2; caret-color: rgb(0, 0, 0); color: rgb(0, 0, 0); font-size: 18px;">Ekonomist Mahfi Eğilmez, yapay zekâ teknolojilerinin sunduğu verimlilik artışının beraberinde yeni bir tartışmayı da gündeme taşıdığını belirterek, teknolojik gelişmelerin her zaman daha az kaynak tüketimi anlamına gelmediğini vurguladı.</p><p class="s3" style="margin-bottom: 0px; line-height: 1.2; caret-color: rgb(0, 0, 0); color: rgb(0, 0, 0); font-size: 18px;">Eğilmez, "Yapay Zekâ ve Jevons Çelişkisi" başlıklı değerlendirmesinde, teknoloji dünyasında yaygın olan "verimlilik arttıkça kaynak kullanımı azalır" yaklaşımının tarihsel deneyimlerle her zaman doğrulanmadığını ifade etti.</p><p class="s3" style="margin-bottom: 0px; line-height: 1.2; caret-color: rgb(0, 0, 0); color: rgb(0, 0, 0); font-size: 18px;">Bu çerçevede İngiliz iktisatçı William Stanley Jevons'un 1865 yılında yayımlanan "The Coal Question" adlı eserine atıfta bulunan Eğilmez, sanayi devriminde buhar makinelerinin daha verimli hale gelmesine rağmen kömür tüketiminin azalmadığını, aksine hızla arttığını hatırlattı. Eğilmez, "Buhar gücünün ucuzlaması fabrikalarda kullanımın yaygınlaşmasına, üretimin artmasına ve yeni kullanım alanlarının ortaya çıkmasına neden oldu. Sonuçta toplam kömür tüketimi yükseldi" değerlendirmesinde bulundu.</p><p class="s3" style="margin-bottom: 0px; line-height: 1.2; caret-color: rgb(0, 0, 0); color: rgb(0, 0, 0); font-size: 18px;">Ekonomide "Jevons Çelişkisi" olarak adlandırılan bu durumun günümüzde farklı alanlarda da gözlemlendiğine işaret eden Eğilmez, yakıt tasarruflu araçların daha uzun yolculukları teşvik ettiğini, internet hızlarının artmasının ise veri tüketimini azaltmak yerine büyüttüğünü belirtti.</p><p class="s3" style="margin-bottom: 0px; line-height: 1.2; caret-color: rgb(0, 0, 0); color: rgb(0, 0, 0); font-size: 18px;">Benzer bir mekanizmanın ulaşım altyapılarında da görüldüğünü ifade eden Eğilmez, yeni köprü ve otoyolların başlangıçta trafik yoğunluğunu azaltmasına rağmen zaman içinde artan kapasitenin daha fazla araç kullanımını teşvik ettiğini kaydetti. Bu olgunun ulaşım ekonomisinde "indüklenmiş talep" olarak tanımlandığını belirten Eğilmez, İstanbul Boğazı'ndaki yeni köprülerin trafik üzerindeki etkilerinin de bu kapsamda değerlendirildiğini aktardı.</p><p class="s3" style="margin-bottom: 0px; line-height: 1.2; caret-color: rgb(0, 0, 0); color: rgb(0, 0, 0); font-size: 18px;">Eğilmez'e göre aynı dinamik bugün yapay zekâ teknolojilerinde de kendisini gösteriyor. Son yıllarda yapay zekâ araçlarının içerik üretimi, yazılım geliştirme, tasarım ve müşteri hizmetleri gibi birçok alanda maliyetleri önemli ölçüde düşürdüğünü belirten Eğilmez, bu durumun toplam üretim kapasitesini de hızla artırdığına dikkat çekti.</p><p class="s3" style="margin-bottom: 0px; line-height: 1.2; caret-color: rgb(0, 0, 0); color: rgb(0, 0, 0); font-size: 18px;">"Bir içerik üreticisi aynı sürede daha fazla içerik hazırlayabiliyor, geliştiriciler daha kısa sürede daha fazla ürün ortaya koyabiliyor" diyen Eğilmez, şirketlerin daha küçük ekiplerle daha büyük operasyonları yönetebilir hale geldiğini ifade etti.</p><p class="s3" style="margin-bottom: 0px; line-height: 1.2; caret-color: rgb(0, 0, 0); color: rgb(0, 0, 0); font-size: 18px;">Ancak yapay zekâ sistemlerinin daha verimli hale gelmesinin toplam enerji tüketimini düşürmediğine dikkat çeken Eğilmez, kullanımın yaygınlaşmasıyla birlikte veri merkezlerinin sayısının arttığını, daha güçlü işlemcilere ihtiyaç duyulduğunu ve enerji talebinin hızla yükseldiğini vurguladı.</p><p class="s3" style="margin-bottom: 0px; line-height: 1.2; caret-color: rgb(0, 0, 0); color: rgb(0, 0, 0); font-size: 18px;">Eğilmez, "Bir sorgunun maliyeti azalırken toplam sorgu sayısı katlanıyor. Görev başına enerji tüketimi düşse de sistem genelindeki toplam enerji tüketimi artıyor" değerlendirmesini yaptı.</p><p class="s3" style="margin-bottom: 0px; line-height: 1.2; caret-color: rgb(0, 0, 0); color: rgb(0, 0, 0); font-size: 18px;">Bu dönüşümün yalnızca enerji tüketimiyle sınırlı kalmadığını belirten Eğilmez, iş gücü piyasasında da önemli değişimlerin yaşandığını ifade etti. Yapay zekânın bazı görevleri otomatikleştirirken veri hazırlama, model eğitimi, etik denetim ve yapay zekâ entegrasyonu gibi yeni uzmanlık alanları yarattığını belirten Eğilmez, teknolojik dönüşümlerin tarih boyunca bazı meslekleri ortadan kaldırırken yenilerini de ortaya çıkardığını kaydetti.</p><p class="s3" style="margin-bottom: 0px; line-height: 1.2; caret-color: rgb(0, 0, 0); color: rgb(0, 0, 0); font-size: 18px;">Eğilmez, yapay zekâ tartışmalarında asıl sorunun verimlilik artışının nasıl kullanıldığı olduğunu vurgulayarak, "Eğer verimlilik aynı çıktıyı daha az kaynakla üretmek için kullanılırsa tüketim azalabilir. Ancak daha fazla üretim ve daha fazla kullanıcıya ulaşmak amacıyla kullanıldığında toplam kaynak tüketimi büyümeye devam edecektir" görüşünü dile getirdi.</p><p class="s3" style="margin-bottom: 0px; line-height: 1.2; caret-color: rgb(0, 0, 0); color: rgb(0, 0, 0); font-size: 18px;">Ekonomist Mahfi Eğilmez, yapay zekânın günümüzde Jevons Çelişkisi'nin en görünür örneklerinden biri haline geldiğini belirterek, "Verimlilik arttığında gerçekten tasarruf mu ediyoruz, yoksa yalnızca daha fazla üretim ve tüketimin önünü mü açıyoruz?" sorusunun önümüzdeki dönemde daha fazla tartışılacağını ifade etti.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Ankara Ekonomi Zirvesi BTK'de başladı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ankara-ekonomi-zirvesi-btkde-basladi-9553/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ankara-ekonomi-zirvesi-btkde-basladi-9553/</id>
<published><![CDATA[2026-06-29T12:54:10+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-29T12:54:10+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_6F0358-76869D-F621ED-50F353-9B3340-CA2AD9.jpeg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ankara Ekonomi Zirvesi, ATO Başkanı Baran, Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç ve Ankara Ticaret Borsası (ATB) Yönetim Kurulu Başkanı Faik Yavuz'un katılımıyla, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurum'unda (BTK) başladı.</p><p style="margin-bottom: 1rem; caret-color: rgb(67, 67, 67); color: rgb(67, 67, 67); font-family: Poppins; -webkit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0);">Baran, burada yaptığı konuşmada, Ankara'nın, nitelikli insan kaynağı, yüksek yaşam kalitesi ve eğitim altyapısıyla Türkiye'nin beşeri kalkınmada zirve şehri olduğunu söyledi. Başkentin organize sanayi bölgeleri, teknokentleri, AR-GE ve tasarım merkezleriyle geleceğin ekonomisini bugünden inşa ettiğine işaret eden Baran, "Savunma ve havacılık sanayi başta olmak üzere, medikal, yenilenebilir enerji ve iş makineleri kümelenmeleriyle uluslararası arenada rekabet gücü son derece yüksek bir şehiriz." diye konuştu.</p><p style="margin-bottom: 1rem; caret-color: rgb(67, 67, 67); color: rgb(67, 67, 67); font-family: Poppins; -webkit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0);">Ankara'nın, dünyanın dört bir yanından gelen binlerce gence sunduğu eğitim imkanlarıyla, geleceğin liderlerini yetiştirdiğini söyleyen Baran, şehrin ticaret ve sanayideki muazzam gelişiminin, son yıllarda kültür, sağlık, kongre ve fuar turizmiyle de taçlandığını bildirdi. Şehrin kültürel mirası ve sahip olduğu jeotermal zenginliğe ilişkin bilgi veren Baran, şu değerlendirmede bulundu:</p><p style="margin-bottom: 1rem; caret-color: rgb(67, 67, 67); color: rgb(67, 67, 67); font-family: Poppins; -webkit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0);">"Yüksek hızlı tren ağlarının, otoyolların ve dünyaya açılan kapımız olan Esenboğa Havalimanı'nın kesişim noktasında, güçlü bir lojistik üs konumundayız. Yakın zamanda hayata geçecek Esenboğa metro projesi, ulaşımdaki gücümüzü daha da pekiştirecek. Temmuz ayında gerçekleştirilecek NATO ve eylülde yapılacak Türk Devletleri Teşkilatı Zirveleri vesilesiyle, dünyanın dört bir yanından devlet başkanlarını, heyetleri ve uluslararası basını ağırlayacak Ankara'nın, küresel ölçekte görünürlüğü daha da artacak."</p><p style="margin-bottom: 1rem; caret-color: rgb(67, 67, 67); color: rgb(67, 67, 67); font-family: Poppins; -webkit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0);">- "Outlet Köyü'nün şehrimizde de kurulmasını öneriyoruz"</p><p style="margin-bottom: 1rem; caret-color: rgb(67, 67, 67); color: rgb(67, 67, 67); font-family: Poppins; -webkit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0);">Baran, şehrin mevcut başarılarını artırmak için Ankara'da serbest bölge kurulması gerektiğine değinerek, serbest bölgelerin ihracatın artırılmasında ve uluslararası yatırımların çekilmesinde önemli görev üstlendiğini anlattı. Ankara'nın lojistik üstünlüğü, üniversiteleri, teknokentleri ve sanayi altyapısıyla serbest bölge için Türkiye'deki en doğru adres olduğunu belirten Baran, şöyle devam etti:</p><p style="margin-bottom: 1rem; caret-color: rgb(67, 67, 67); color: rgb(67, 67, 67); font-family: Poppins; -webkit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0);">"Ankara'nın ekonomik gelişimi için turizm potansiyelini de geliştirmemiz gerekiyor. 2026'da Türk Dünyası Turizm Başkenti unvanını taşıyan Ankara, artık turizmde de yeni bir hikaye yazmalıdır. Bunların yanı sıra yerli ve yabancı turistlerin şehirde daha fazla zaman geçirmesini sağlayacak yeni çekim merkezlerine ihtiyacımız var. Bu noktada, Avrupa’nın birçok ülkesinde başarıyla uygulanan 'Outlet Köyü'nün şehrimizde de kurulmasını öneriyoruz."</p><p style="margin-bottom: 1rem; caret-color: rgb(67, 67, 67); color: rgb(67, 67, 67); font-family: Poppins; -webkit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0);">Baran, Ankara'nın bugün ticaretten sanayiye, tarımdan sanata kadar her alanda gelişmiş ve başarılı bir şehir olmasına karşın kentin potansiyelinin mevcut başarılarından çok daha büyük olduğunu vurguladı.</p><p style="margin-bottom: 1rem; caret-color: rgb(67, 67, 67); color: rgb(67, 67, 67); font-family: Poppins; -webkit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0);">- "Savunmada biriken tecrübe başka sektörlere akmalı"</p><p style="margin-bottom: 1rem; caret-color: rgb(67, 67, 67); color: rgb(67, 67, 67); font-family: Poppins; -webkit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0);">ASO Başkanı Ardıç da Ankara'da güçlü sanayi altyapısı, üniversiteler, teknoparklar, AR-GE merkezleri ve yetişmiş insan kaynağı bulunduğunu belirterek, Başkentin sanayi, ticaret ve tarımı tek çatıda birleştiren bir "üretim aklı" olduğunu söyledi. Yeni teşviklere değil, üretim anlayışını baştan kuracak yeni bir zihniyete ihtiyaç olduğunun altını çizen Ardıç, "Bizim işimiz 10 yıl sonra dünyanın nasıl üreteceğini, hangi teknolojinin öne çıkacağını ve Ankara'mızın o tabloda nerede pozisyon alacağını bugünden konuşmaktır. Güçlü üretim geleneğimiz, girişimcilik kültürümüz ve genç nüfusumuz elimizi güçlendiriyor. Yapmamız gereken gençlerimizi, bilginin ve teknolojinin üretildiği bu topraklarda tutabilmektir. ASO olarak Türkiye'de ilk kez illerin teknoloji üretme kapasitesini, araştırma altyapısını ve dijital olgunluğunu bilimsel veriyle ölçen ASO-İLTEK'i devreye aldık. Buna göre Ankara'mız, Türkiye'nin teknoloji üretme kapasitesi en yüksek ili, bu alanda birinciyiz." şeklinde konuştu.</p><p style="margin-bottom: 1rem; caret-color: rgb(67, 67, 67); color: rgb(67, 67, 67); font-family: Poppins; -webkit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0);">Ankara'nın, savunma, havacılık, makine, medikal, yazılım ve elektronikte ülkenin stratejik üretim merkezi olduğuna dikkati çeken Ardıç, geçen yıl 18,5 milyar dolarlık ihracatla, Türkiye'nin en fazla ihracat yapan ikinci ili olduklarını aktardı. Bu ihracatın yüzde 13'ünün, yüksek teknolojili ürünlerden oluştuğunu ifade eden Ardıç, dünyanın en büyük 100 savunma sanayi firmasından 5'inin Ankara'da üretim yaptığını bildirdi. Savunma sanayisinin etkisiyle yazılımdan yapay zekaya, hassas üretimden ileri malzemeye kadar muazzam bir mühendislik birikimi oluştuğunu dile getiren Ardıç, şunları söyledi:</p><p style="margin-bottom: 1rem; caret-color: rgb(67, 67, 67); color: rgb(67, 67, 67); font-family: Poppins; -webkit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0);">"Savunmada biriken bu teknoloji, sağlıktan yeşil enerjiye, akıllı tarımdan sivil üretimin bütününe akmalıdır. Bunu öncelikle sağlık endüstrisine taşıyacak yetkili bir başkanlık kurulması önerimizi de bu bakış açısıyla değerlendiriyoruz. Dört organize sanayi bölgemizin yer aldığı Temelli Sanayi Havzası’nda, ASO Teknoloji Üssü’nü kuruyoruz. 440 bin metrekaresi kapalı olmak üzere, 1 milyon metrekare alanda konuşlanacak projemizde Ankara’nın gelecek nesil üretim düzenini inşa edeceğiz. ASO Teknoloji Üssü, savunmada biriken teknolojiyi, üniversitelerin araştırma gücünü, girişimciliği ve sanayinin üretim kabiliyetini aynı çatı altında buluşturacak. En önemlisi, genç beyinleri Ankara'da tutacak. ASO Teknoloji Üssü tam kapasiteye ulaştığında, yıllık ihracatımıza yaklaşık 1,5 milyar dolar katkı sağlamasını, 18 bin nitelikli istihdam oluşturmasını ve 800'den fazla firmaya ev sahipliği yapmasını öngörüyoruz. İkinci projemiz, ASO Ankara Serbest Bölgesi. Ankara Kalkınma Ajansı ile birlikte, mülkiyeti Odamıza ait 4,2 milyon metrekare alanda kuruyoruz. Yaklaşık 200 firma, 40 bin kişilik istihdam ve yıllık yaklaşık 4 milyar dolar ihracat katkısı hedefliyoruz. Bu iki proje ayrı ayrı değil, birbirini tamamlayarak çalışacak, biri teknolojiyi üretecek, diğeri onu küresel pazara taşıyacak. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında Ankara’yı yalnızca yönetimin değil üretimin, teknolojinin ve girişimciliğin de başkenti yapacağız."</p><p style="margin-bottom: 1rem; caret-color: rgb(67, 67, 67); color: rgb(67, 67, 67); font-family: Poppins; -webkit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0);">- "Susuz tarıma uygun ürünlere yönelmemiz şart"</p><p style="margin-bottom: 1rem; caret-color: rgb(67, 67, 67); color: rgb(67, 67, 67); font-family: Poppins; -webkit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0);">ATB Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz ise Ankara'nın sadece bir idari merkez değil, aynı zamanda tarımsal üretim kapasitesiyle stratejik bir merkez olduğunu, kentin tarımsal potansiyelinin teknoloji ve doğru planlamayla daha da artırılabileceğini söyledi. Başkentin yüz ölçümü ve sahip olduğu tarım arazilerine ilişkin bilgi veren Yavuz, şehrin hububat, bakliyat, yem bitkileri ve hayvancılıkta Türkiye'nin önde gelen üretim merkezlerinden biri olduğuna dikkati çekti.</p><p style="margin-bottom: 1rem; caret-color: rgb(67, 67, 67); color: rgb(67, 67, 67); font-family: Poppins; -webkit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0);">Dünyada yaşanan jeopolitik krizler, iklim değişikliği ve pandemilerin gıda ve arz güvenliğinin kritik önemini bir kez daha gösterdiğini bildiren Yavuz, "Bugün tarım, yalnızca geleneksel yöntemlerle değil, veri, yapay zeka, sensör teknolojileri ve hassas tarım uygulamalarıyla şekilleniyor. Daha az suyla daha fazla üretim yapmak, maliyetleri azaltmak artık bir tercih değil, zorunluluktur. Türkiye'nin ve özellikle Başkentimizin, bu dönüşümden geri kalmaması gerekir. İklim değişikliği ve kuraklık riski altında olan Ankara'da suyun kıymetini çok iyi bilmeliyiz. Az su tüketen, susuz tarıma uygun ürünlere yönelmemiz şart." ifadelerini kullandı.</p><p style="margin-bottom: 1rem; caret-color: rgb(67, 67, 67); color: rgb(67, 67, 67); font-family: Poppins; -webkit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0);">Yavuz, tarım sektörünün karşı karşıya olduğu sosyolojik tehlikelere de değinerek, köyden kente göçün durdurulması için yeni stratejiler geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Gençlerin kent yaşamının sunduğu imkanları köylerde de aradığını belirten Yavuz, şunları kaydetti:</p><p style="margin-bottom: 1rem; caret-color: rgb(67, 67, 67); color: rgb(67, 67, 67); font-family: Poppins; -webkit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0);">"Eğer biz kentteki yaşamın bir kısmını, eğitim ve sağlık gibi olanakları köylere götürmezsek, köyde genci tutamayız. Şu an tarımda çalışan nüfusumuzun yaş ortalaması, 59-60'ı buldu. 10 sene sonra üretecek insan bulmakta zorlanacağız, bu duruma karşı acilen tedbir almamız gerekiyor."</p><p style="margin-bottom: 1rem; caret-color: rgb(67, 67, 67); color: rgb(67, 67, 67); font-family: Poppins; -webkit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0);">Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da zirveye tebrik ve teşekkür mesajı iletti.</p><p style="margin-bottom: 1rem; caret-color: rgb(67, 67, 67); color: rgb(67, 67, 67); font-family: Poppins; -webkit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0);">Öte yandan, zirve kapsamında "Ticaret", "Sanayi" ile "Tarım ve Gıda" başlıklı paneller de gerçekleştiriliyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Emtiada güçlü dolar ve jeopolitik riskler öne çıktı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/emtiada-guclu-dolar-ve-jeopolitik-riskler-one-cikti-2623/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/emtiada-guclu-dolar-ve-jeopolitik-riskler-one-cikti-2623/</id>
<published><![CDATA[2026-06-28T11:27:04+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-28T11:27:04+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_1C4C9E-09AB63-D3CB86-6052E0-59AF6C-800811.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>ABD-İran görüşmelerindeki olumlu seyir ve Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğinin hızlanması, enerji piyasalarında çatışmalar nedeniyle oluşan jeopolitik risk primini azaltırken Brent petrol fiyatlamaları savaş öncesindeki seviyelere geriledi.</p><p></p><p>ABD'de Fed'in enflasyon göstergesi olarak yakından izlediği çekirdek kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksi mayısta aylık bazda yüzde 0,3, yıllık bazda yüzde 3,4 arttı.</p><p></p><p>Verinin ardından Fed'in yıl sonuna kadar faiz artırımına gidebileceğine ilişkin beklentiler bir miktar zayıflasa da dolar endeksindeki güçlü seyir emtia fiyatlamaları üzerinde baskı oluşturmayı sürdürdü.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle ABD'nin 10 yıllık tahvil faizi önceki haftaya göre yaklaşık 10 baz puan azalışla yüzde 4,37'de kapanırken dolar endeksi güçlü duruşunu sürdürerek 101,5 seviyesine çıktı ve böylece 13 Mayıs 2025'ten bu yana en yüksek seviyesini test etti. Endeks haftalık bazda yüzde 0,5 artış kaydetti.</p><p></p><p>- Değerli metallerde güçlü dolar baskısı</p><p></p><p>Değerli metallerde tamamlanan haftada, Fed'in sıkı para politikasını koruyacağına ilişkin beklentiler ve dolar endeksindeki yükseliş fiyatlamaları baskıladı.</p><p></p><p>Faizlerin yüksek seviyelerde kalacağı beklentisi, faiz getirisi bulunmayan değerli metallere yönelik talebi azaltırken dolar endeksinin güçlenmesi de bu ürünlerin diğer para birimlerini kullanan yatırımcılar açısından maliyetini artırdı.</p><p></p><p>Altının ons fiyatı hafta içinde 4 bin dolar seviyesinin altını test ederken haftayı 4 bin 81 dolar civarında tamamladı.</p><p></p><p>Gümüşün hem değerli metal hem de sanayi üretimine duyarlı bir emtia olması, satışların altına kıyasla daha sert gerçekleşmesinde etkili oldu.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle birlikte değerli metallerde ons bazında fiyatlar gümüşte yüzde 9, paladyumda yüzde 4,2, platinde yüzde 2,2 ve altında yüzde 1,8 geriledi.</p><p></p><p>- Baz metallerde Çin talebi ve stoklar izlendi</p><p></p><p>Baz metallerde ise güçlü dolar, Çin talebine yönelik endişeler ve yüksek stok seviyeleri fiyatlamalarda etkili oldu.</p><p></p><p>Dolar endeksinin değer kazanması, dolar üzerinden fiyatlanan sanayi metallerini diğer para birimlerini kullanan alıcılar açısından daha pahalı hale getirerek satış baskısını artırdı.</p><p></p><p>Alüminyumdaki düşüşte, Orta Doğu'daki enerji ve ham madde arzına ilişkin risklerin azalması, Çin'deki yüksek üretim seviyeleri ve görünür stokların talebi karşılayabilecek düzeyde bulunması etkili oldu.</p><p></p><p>Bakırda, ABD'nin metal ithalatına yönelik olası tarife kararları öncesinde ülkeye yönlendirilen sevkiyatların COMEX depolarındaki stokları artırması ve Çin'de yüksek fiyatların fiziki alımları sınırlaması öne çıktı.</p><p></p><p>Çin'de rafine bakır üretiminin artması ve işlenmemiş bakır ithalatının gerilemesi, kısa vadeli talep görünümünü zayıflattı.</p><p></p><p>Buna karşın veri merkezi yatırımları, elektrik şebekelerinin yenilenmesi ve enerji dönüşümünün bakır talebini destekleyeceğine ilişkin beklentiler kayıpların derinleşmesini sınırladı.</p><p></p><p>Baz metallerde tezgah üstü piyasada hafta içinde libre bazında fiyatlar alüminyumda yüzde 5,8, nikelde yüzde 4,2, bakırda yüzde 3,2, kurşunda yüzde 2,5 ve çinkoda yüzde 1,9 geriledi.</p><p></p><p>- Brent petrol savaş öncesi seviyelerinde</p><p></p><p>Enerji grubunda ise ABD ile İran arasındaki uzlaşı süreci ve Hürmüz Boğazı'ndaki tanker trafiğinin hızlanması petrol fiyatlarını aşağı çekerken ABD'deki sıcak hava tahminleri doğal gaz fiyatlarını destekledi.</p><p></p><p>ABD ile İran arasında sürdürülen görüşmelerin olumlu seyrettiğine ilişkin haberler ve Hürmüz Boğazı'ndaki gemi geçişlerinin artması, bölgeden gerçekleştirilen petrol sevkiyatının normalleşeceğine ilişkin beklentileri güçlendirdi.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle birlikte çatışmalar sırasında petrol fiyatlarına eklenen arz kesintisi primi büyük ölçüde geri verilirken Brent petrol savaş öncesindeki seviyelere çekildi.</p><p></p><p>Buna karşın Boğaz'daki trafiğin tamamen normalleşmemesi, bölgedeki güvenlik risklerinin sürmesi ve görüşmelerin kalıcı bir anlaşmaya dönüşüp dönüşmeyeceğine ilişkin belirsizlikler fiyatlardaki düşüşü sınırladı.</p><p></p><p>Güçlü dolar ve küresel petrol talebinin yavaşlayabileceğine ilişkin endişeler de Brent petrol üzerinde satış baskısı oluşturan bir diğer etken olarak öne çıktı.</p><p></p><p>Doğal gaz ise ABD'nin orta ve doğu kesimlerinde sıcaklıkların mevsim normallerinin üzerinde seyredeceğine ilişkin tahminlerle pozitif ayrıştı.</p><p></p><p>Buna karşın ABD doğal gaz stoklarının beş yıllık ortalamanın üzerinde kalması ve üretimin güçlü seyretmesi yükselişi sınırladı.</p><p></p><p>Bununla birlikte, haftalık bazda doğal gazın İngiliz termal birimi cinsinden fiyatı yüzde 1,4 artarken Brent petrolün varil fiyatı yüzde 8,5 geriledi.</p><p></p><p>- Tarım emtialarında hava koşulları belirleyici oldu</p><p></p><p>Tarım emtialarında da ABD'nin Orta Batı bölgesindeki hava tahminleri, Hindistan'daki muson yağışları, Kuzey Yarım Küre'de devam eden hasat ve Batı Afrika'daki aşırı yağışlar fiyatlamalarda öne çıktı.</p><p></p><p>Soya fasulyesinde ABD'nin Orta Batı bölgesine yönelik sıcak ve kurak hava tahminleri ürün gelişimine ilişkin endişeleri artırırken Çin talebinin canlanabileceğine yönelik beklentiler de yükselişe katkı sağladı.</p><p></p><p>Buğdayda Kuzey Yarım Küre'de hasadın hızlanması, Karadeniz Bölgesi'nden ihracatın devam etmesi ve üretim görünümünün iyileşmesi fiyat baskısı oluşturdu.</p><p></p><p>Mısırda ABD'deki ürün koşullarının olumlu seyretmesi, Brezilya ve Arjantin'deki yüksek üretim beklentileri ile petrol fiyatlarındaki düşüşün etanol üretim marjlarını baskılaması etkili oldu.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle birlikte Chicago Ticaret Borsası'nda kile başına fiyatlar pirinçte yüzde 7,3 ve soya fasulyesinde yüzde 1,1 artarken, buğdayda yüzde 4,1 ve mısırda yüzde 0,9 geriledi.</p><p></p><p>Kahvede Brezilya'nın önemli üretim bölgelerinde önceki haftalarda görülen aşırı yağışların hasat ve ürün kalitesine ilişkin oluşturduğu endişeler etkili oldu.</p><p></p><p>Kakaoda ise Fildişi Sahili ve Gana'daki üretim bölgelerinde etkili olan aşırı yağışların sel ve bitki hastalığı riskini artırması sert yükselişe neden oldu.</p><p></p><p>Üreticilerin yüksek gübre ve tarımsal ilaç maliyetleri nedeniyle yeterli girdi kullanamaması ve yeni sezona ilişkin satışların yavaşlaması da fiziki arz endişelerini güçlendirdi.</p><p></p><p>ABD'de Intercontinental Exchange'te libre bazında fiyatlar şekerde yüzde 3 ve kahvede yüzde 2,3 artarken pamukta yüzde 4,4 düşüş görüldü. Kakaonun ton başına fiyatı da haftayı yüzde 20,5 yükselişle tamamladı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Borsa ve altın kaybettirdi, dolar ve euro kazandırdı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/borsa-ve-altin-kaybettirdi-dalor-ve-euro-kazandirdi-3181/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/borsa-ve-altin-kaybettirdi-dalor-ve-euro-kazandirdi-3181/</id>
<published><![CDATA[2026-06-27T09:38:33+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-27T09:38:33+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_E8ED75-7A55D3-6C105A-0EB628-4A887C-F8B302.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>BIST 100 endeksi, en düşük 14.147,05 puanı ve en yüksek 14.871,49 puanı gördükten sonra haftayı, önceki hafta kapanışının yüzde 3,13 altında 14.274,02 puandan tamamladı.</p><p></p><p>Kapalıçarşı'da işlem gören 24 ayar külçe altının gram satış fiyatı bu hafta yüzde 1,63 azalışla 6 bin 97 liraya, cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 1,62 düşüşle 41 bin 98 liraya geriledi.</p><p></p><p>Geçen hafta sonu 10 bin 382 lira olan çeyrek altının satış fiyatı yüzde 1,63 azalışla 10 bin 212 liraya geriledi.</p><p></p><p>Bu hafta ABD doları yüzde 0,39 artarak 46,6280 liradan, avro yüzde 0,06 yükselişle 53,3080 liradan tamamlandı.</p><p></p><p>Yatırım fonları bu hafta yüzde 1,23, emeklilik fonları yüzde 1,65 değer kaybetti.</p><p></p><p>Kategorilerine göre bakıldığında, yatırım fonları arasında en çok kazandıran yüzde 0,75 ile "Para Piyasası Fonları" oldu.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Savaş çıktı, altın düştü, ezberler bozuldu</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/savas-cikti-altin-dustu-ezberler-bozuldu--3549/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/savas-cikti-altin-dustu-ezberler-bozuldu--3549/</id>
<published><![CDATA[2026-06-23T07:03:19+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-23T07:03:19+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_FB26C6-5FF9F4-85312E-4C5AC8-CF6713-FC3E13.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ekonomist Mahfi Eğilmez, küresel ekonomide yaşanan dönüşümün kriz dönemlerinde piyasa davranışlarını da değiştirdiğini belirterek, geçmişte geçerli olan birçok ekonomik yaklaşımın günümüz koşullarında aynı sonucu vermediğini ifade etti.</p><p>Eğilmez, son dönemde yaşanan ABD-İran gerilimi sırasında altın ve gümüş fiyatlarında görülen düşüşün, piyasalarda geleneksel güvenli liman anlayışının değişmeye başladığını gösterdiğini söyledi.</p><p>Geçmişte savaş, doğal afet veya büyük finansal kriz dönemlerinde yatırımcıların altın ve benzeri değerli metallere yöneldiğini hatırlatan Eğilmez, son krizde ise tam tersi bir tablo ortaya çıktığını vurguladı.</p><p></p><p>Yatırımcı uzaklaşıyor</p><p></p><p>Altın ve gümüş fiyatlarındaki düşüşün iki temel nedeni bulunduğunu kaydeden Eğilmez, ilk nedenin enerji fiyatlarındaki artış beklentisi olduğunu belirtti. Savaşın petrol fiyatlarını yükselteceği, bunun da enflasyonu artıracağı beklentisinin tahvil faizlerinin yükseleceği öngörüsünü güçlendirdiğini ifade eden Eğilmez, yatırımcıların bu nedenle altın ve gümüşten çıkarak tahvil piyasalarına yöneldiğini söyledi.</p><p>Değerli metallerde son iki yılda yaşanan hızlı yükselişin de satışları hızlandırdığını belirten Eğilmez, yatırımcıların olası bir fiyat düzeltmesi beklentisiyle kâr realizasyonuna gittiklerini dile getirdi.</p><p>İkinci önemli unsurun ise küresel ölçekte artan dolar talebi olduğunu ifade eden Eğilmez, savaş ortamında birçok yatırımcının varlıklarını dolara çevirerek kendi ülkelerine dönmek istediğini, merkez bankalarının da bu talebi karşılamak amacıyla altın satışı yapmak zorunda kaldığını kaydetti.</p><p></p><p>Küresel ölçekte yaygınlaşıyor</p><p></p><p>Mahfi Eğilmez, irrasyonel davranışların yalnızca gelişmekte olan ülkelerle sınırlı kalmadığını, küresel ölçekte yaygınlaştığını da savundu. ABD'nin İran'a yönelik operasyonlarının yüksek maliyetine dikkat çeken Eğilmez, savaş öncesindeki koşullara geri dönülebilmesi için yüz milyarlarca dolarlık ek kaynak ihtiyacının ortaya çıktığını belirtti.</p><p>Piyasaların krizlere verdiği tepkinin de değiştiğini ifade eden Eğilmez, geçmişte uzun süreli çöküşlere neden olan jeopolitik gelişmelerin bugün çok daha kısa süreli etkiler yarattığını söyledi. Sermaye hareketlerinin serbestleşmesi ve finansal kaynakların anlık olarak dünyanın farklı bölgelerine aktarılabilmesinin piyasaların esnekliğini artırdığını vurgulayan Eğilmez, yatırımcıların artık yeni koşullara çok daha hızlı uyum sağladığını belirtti.</p><p>Eğilmez, küreselleşmenin yalnızca ekonomiyi değil, krizlere verilen tepkileri de değiştirdiğini ifade ederek, "Dünün kesin doğruları bugün aynı şekilde geçerli olmayabilir" değerlendirmesinde bulundu.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Türkiye hala net borç alıcı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turkiye-hala-net-borc-alici-2586/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turkiye-hala-net-borc-alici-2586/</id>
<published><![CDATA[2026-06-23T02:46:49+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-23T02:46:49+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_1A7CC0-0F19B7-9CF367-20E98A-FA34ED-3863F5.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ekonomist Mahfi Eğilmez, ekonomilerin dış finansman ihtiyacını ortaya koyan "net borç verme-net borç alma" kavramlarını değerlendirdi. Eğilmez, Türkiye'nin tarihsel olarak tasarruf açığı veren bir ekonomi olması nedeniyle net borç alıcı konumunu sürdürdüğüne dikkat çekti.</p><p>Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) kullandığı net borç verme ve net borç alma göstergelerinin, bir ekonominin toplam tasarrufları ile yatırımları arasındaki ilişkiyi ortaya koyduğunu belirten Eğilmez, tasarrufların yatırımlardan yüksek olması halinde ülkenin net borç verici, yatırımların tasarrufları aşması durumunda ise net borç alıcı konumuna geçtiğini ifade etti.</p><p>Makroekonomide temel ilişkinin "Tasarruflar (S) eksi Yatırımlar (I)" formülüyle hesaplandığını kaydeden Eğilmez, bu farkın aynı zamanda cari işlemler dengesiyle de yakından bağlantılı olduğunu vurguladı.</p><p></p><p>50 milyar dolara ihtiyaç var</p><p></p><p>Örnek bir ekonomi üzerinden değerlendirme yapan Eğilmez, gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) 2 trilyon dolar, toplam tasarrufların 450 milyar dolar ve yatırımların 500 milyar dolar olduğu varsayımında ekonominin 50 milyar dolarlık dış finansman ihtiyacı doğurduğunu belirtti. Bu tutarın GSYH'nin yüzde 2,5'ine karşılık geldiğini ifade eden Eğilmez, söz konusu finansman ihtiyacının yalnızca dış borçlanmayla karşılanmadığını; doğrudan yabancı yatırımlar, portföy yatırımları, dış krediler ve ticari krediler gibi çeşitli sermaye girişleriyle de finanse edilebildiğini söyledi.</p><p>Türkiye'nin uzun yıllardır cari açık veren bir ekonomi olduğuna işaret eden Eğilmez, bu nedenle ülkenin genel olarak net borç alıcı konumunda bulunduğunu kaydetti.</p><p>Türkiye'nin dış finansman ihtiyacını azaltabilmesi için iki temel seçeneği bulunduğunu belirten Eğilmez, bunlardan ilkinin iç tasarruf oranlarını artırmak olduğunu ifade etti. Hanehalkı, şirket ve kamu tasarruflarının artırılmasının dış kaynak bağımlılığını azaltabileceğini dile getiren Eğilmez, ikinci seçeneğin ise yatırımları azaltmak olduğunu ancak bunun ekonomik büyüme üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceğini vurguladı.</p><p></p><p>Cari açık böyle kontrol edildi</p><p></p><p>Eğilmez'e göre Türkiye, 2024 ve 2025 yıllarında yatırım artışını yavaşlatarak ve büyümesini potansiyel büyüme oranının altında tutarak cari açığı kontrol altına aldı. Türkiye ekonomisinin 2024'te yüzde 3,3, 2025'te ise yüzde 3,6 büyüdüğünü hatırlatan Eğilmez, 2026 yılı için de yüzde 2,8 ila 3 seviyesinde bir büyüme beklendiğini belirtti.</p><p>Ancak büyümedeki yavaşlamaya rağmen Türkiye'nin dolar bazında milli gelirinin hızlı yükseldiğine dikkat çeken Eğilmez, bu durumun temel nedeninin yüksek enflasyon ve döviz kurunun enflasyona kıyasla daha sınırlı artması olduğunu ifade etti.</p><p>Eğilmez, "Yüksek enflasyon, cari fiyatlarla GSYH'yi hızla artırırken döviz kurundaki artışın daha düşük kalması, dolar cinsinden milli gelirin reel büyümenin açıklayabileceğinden çok daha hızlı yükselmesine yol açıyor" değerlendirmesinde bulundu.</p><p></p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Dezenflasyon hedefimizle ilgili çalışmayı sürdürüyoruz."</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/enerji-fiyatlarindaki-normallesmenin-beklentilerdeki-iyilesmeyi-desteklemesini-bekliyoruz-9096/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/enerji-fiyatlarindaki-normallesmenin-beklentilerdeki-iyilesmeyi-desteklemesini-bekliyoruz-9096/</id>
<published><![CDATA[2026-06-22T14:04:12+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-22T14:04:12+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_07A999-A237E5-E135C7-8B7FFD-A82FB1-1F785D.jpeg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Şimşek, NSosyal hesabından, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) haziran ayı "Sektörel Enflasyon Beklentileri"ni değerlendirdi.</p><p style="margin-bottom: 1rem; caret-color: rgb(67, 67, 67); color: rgb(67, 67, 67); font-family: Poppins; -webkit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0);">Jeopolitik gelişmelerin enerji fiyatlarını artırmasının, kısa sürede sağlanan enflasyon görünümünün üzerinde baskı oluşturacağını olumsuzluklara işaret eden Şimşek, şunları kaydetti:</p><p>"Program sayesinde oluşturulan mali alanı kullanarak, beklentilerde kalıcı olmak üzere gerekli hızlı ve etkin biçimde alındı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Emtia piyasalarında ABD-İran anlaşması etkili oldu</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/emtia-piyasalarinda-abd-iran-anlasmasi-etkili-oldu-1730/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/emtia-piyasalarinda-abd-iran-anlasmasi-etkili-oldu-1730/</id>
<published><![CDATA[2026-06-21T11:10:36+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-21T11:10:36+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_BB7811-367A1C-740C58-DCCAF0-BE89AB-74DFB7.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>ABD ile İran'ın Pakistan'ın arabuluculuğunda yürüttüğü müzakerelerde 14 Haziran'da sağlanan 14 maddelik mutabakat, hafta başından itibaren küresel piyasalarda risk algısının azalmasını sağladı.</p><p></p><p>Çatışmaların sona erdirilmesi, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve ABD'nin İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasının kaldırılmasını içeren mutabakatın taraflarca imzalanmasının ardından Boğazdaki tanker geçişleri yeniden başladı.</p><p></p><p>Söz konusu gelişmeler, küresel enerji arzının toparlanabileceğine ilişkin beklentileri güçlendirerek petrol fiyatlarındaki jeopolitik risk primini azalttı. Bununla birlikte geçişlerin savaş öncesindeki seviyelerin altında kalması, gemilerden önceden izin alınmasının talep edilmesi ve bölgedeki güvenlik risklerinin tamamen ortadan kalkmaması piyasalardaki iyimserliği sınırladı.</p><p></p><p>İsviçre'de yapılması planlanan takip görüşmelerinin ertelenmesi de mutabakatın kalıcı bir barış anlaşmasına dönüşmesine ilişkin belirsizliklerin sürdüğünü gösterdi.</p><p></p><p>Fed ise 17-18 Haziran'da gerçekleştirilen toplantısında politika faizini beklentiler doğrultusunda yüzde 3,5-3,75 aralığında oy birliğiyle sabit tuttu.</p><p></p><p>Bankanın federal fon oranına ilişkin 2026 sonu medyan tahminini mart ayındaki yüzde 3,4'ten yüzde 3,8'e yükseltmesi ve yayımlanan nokta grafiğinde 18 katılımcıdan 9'unun yıl sonuna kadar en az bir faiz artırımı öngörmesi, Fed'in sıkı para politikasını uzun süre koruyabileceği yönündeki beklentileri güçlendirdi.</p><p></p><p>Karar metninin önceki açıklamalara göre belirgin şekilde kısaltılması, ileriye dönük yönlendirme niteliğindeki ifadelerin çıkarılması ve Warsh'un nokta grafiğine kendi faiz tahminini dahil etmemesi de piyasalarda belirsizliğin artmasına yol açtı.</p><p></p><p>Warsh'un basın toplantısında enflasyonun yüzde 2 hedefinin oldukça üzerinde seyrettiğini belirterek, fiyat istikrarının sağlanmasına yönelik kararlılığı vurgulaması, Bankanın "şahin" duruşunu destekledi.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle ABD'nin 10 yıllık tahvil faizi haftayı 3 baz puan azalışla yüzde 4,46 seviyesinde tamamladı.</p><p></p><p>Fed'in sıkı para politikasını sürdürebileceği ve yıl içinde faiz artırımına gidebileceği yönündeki beklentilerin güçlenmesiyle hafta içinde 101,1 seviyesine çıkarak son 13 ayın en yüksek seviyesini gören dolar endeksi, haftayı yüzde 1,1 artışla 100,8'den kapattı.</p><p></p><p>- Değerli metallerde güçlü dolar baskısı</p><p></p><p>Değerli metallerde hafta içinde Fed'in beklenenden daha "şahin" bir görünüm ortaya koyması ve dolar endeksinin son 13 ayın zirvesine çıkması satış baskısını artırdı.</p><p></p><p>Dolar endeksinin değer kazanması, diğer para birimlerini kullanan yatırımcılar açısından değerli metallerin maliyetini yükseltirken, faizlerin uzun süre yüksek kalabileceğine ilişkin beklentiler de faiz getirisi bulunmayan metallere talebi azalttı.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle ons bazında fiyatlar gümüşte yüzde 5, platinde yüzde 3,2, paladyumda yüzde 1,9 ve altında yüzde 1,3 geriledi. Spot altının ons fiyatı haftayı 4 bin 169 dolar civarında tamamladı.</p><p></p><p>- Baz metallerde Çin ekonomisine ilişkin endişeler öne çıktı</p><p></p><p>Baz metallerde ise Fed'in "şahin" duruşunun ardından güçlenen dolar ve Çin ekonomisine ilişkin açıklanan veriler fiyatlamalarda etkili oldu.</p><p></p><p>Dolar endeksinin yükselmesi, dolar üzerinden fiyatlanan sanayi metallerini diğer para birimlerini kullanan alıcılar açısından daha pahalı hale getirerek satış baskısını artırdı.</p><p></p><p>Dünyanın en büyük metal tüketicisi konumundaki Çin'de perakende satışların mayısta aylık bazda gerilemesi ve ocak-mayıs dönemindeki sabit varlık yatırımlarının yıllık yüzde 4,1 azalması, sanayi metalleri talebine ilişkin endişeleri güçlendirdi.</p><p></p><p>Baz metallerde tezgah üstü piyasada libre bazında fiyatlar alüminyumda yüzde 4,4, bakırda yüzde 2, nikelde yüzde 1,2, çinkoda yüzde 0,6 ve kurşunda yüzde 0,5 düştü.</p><p></p><p>- Brent petrolde jeopolitik risk primi azaldı</p><p></p><p>Brent petrolde ise aynı dönemde ABD ile İran arasında sağlanan mutabakatın ardından Hürmüz Boğazı'nda tanker geçişlerinin yeniden başlaması fiyatları baskıladı.</p><p></p><p>Mutabakat kapsamında geçiş ücretlerinin 60 günlük müzakere sürecinde alınmayacağının açıklanması ve bölgedeki petrol üreticilerinin ihracatı artırmaya başlaması, küresel arzın toparlanabileceğine ilişkin beklentileri güçlendirdi.</p><p></p><p>Buna karşın gemilerin Boğazdan geçmeden önce izin almak zorunda olması, mayın ve sigorta risklerinin devam etmesi ve sevkiyatların savaş öncesindeki düzeylere henüz ulaşmaması, fiyatlardaki düşüşü sınırladı.</p><p></p><p>Doğal gaz fiyatları ise mevsimsel soğutma talebinin güçlenebileceğine ve ihracat akışlarının artacağına ilişkin beklentilerle Brent petrole göre pozitif ayrıştı.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle haftalık bazda doğal gazın İngiliz termal birimi (MMBtu) cinsinden fiyatı yüzde 2,5 artarken, Brent petrolün varil fiyatı yüzde 6,7 geriledi.</p><p></p><p>- Tahıllarda teknik alımlar ve hava koşulları fiyatları destekledi</p><p></p><p>Tarım emtialarında ise tamamlanan haftada, ABD'deki hava koşulları, ürün gelişimine ilişkin beklentiler ve önceki hafta açıklanan ABD Tarım Bakanlığı verilerinin etkileri takip edildi.</p><p></p><p>ABD Tarım Bakanlığının yayımladığı raporda, ülkedeki kışlık buğday üretiminin 1965-1966 sezonundan bu yana en düşük seviyeye gerileyeceğinin öngörülmesi, yeni haftada da arz endişelerinin gündemde kalmasına neden oldu.</p><p></p><p>ABD'nin Orta Batı bölgesinde etkili olan yağışların tarla çalışmalarını aksatabileceğine ilişkin değerlendirmeler mısır ve soya fasulyesi fiyatlarını desteklerken, Çin'in ABD tarım ürünlerine yönelik talebinin yeniden canlanabileceğine ilişkin beklentiler de soya fasulyesindeki yükselişe katkı sağladı.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle Chicago Ticaret Borsası'nda kile başına fiyatlar buğdayda yüzde 2,9, pirinçte yüzde 1,4, mısırda ve soya fasulyesinde yüzde 0,9 arttı.</p><p></p><p>- Kakao ve kahvede hava koşullarına ilişkin riskler izlendi</p><p></p><p>Yumuşak emtia piyasasında da Brezilya ile Batı Afrika'daki hava koşulları ve El Nino hava olayının tarımsal üretim üzerindeki olası etkileri fiyatlamalarda öne çıktı.</p><p></p><p>Kakao fiyatlarında, Batı Afrika'daki üretim bölgelerinde aşırı yağışların hastalık riskini artırabileceğine ilişkin endişeler ve fonların satış pozisyonlarını azaltması sert yükselişi destekledi.</p><p></p><p>Önceki hafta El Nino koşullarının başladığının açıklanmasının ardından tropikal ürünlerin üretim görünümüne ilişkin risklerin artması da kakao ve kahve fiyatlarındaki yükselişe katkıda bulundu.</p><p></p><p>Kahvede, Brezilya'nın önemli üretim merkezi Minas Gerais dahil ülkenin güneydoğusundaki üretim bölgelerinde görülen aşırı yağışlar hasadı durdurdu.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle Intercontinental Exchange'te libre bazında fiyatlar kahvede yüzde 4,9 ve pamukta yüzde 4,4 yükselirken, şekerde yüzde 0,6 geriledi. Kakaonun ton başına fiyatı ise haftayı yüzde 10 artışla tamamladı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Ekonomide en büyük risk normalleşen istikrarsızlık"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ekonomide-en-buyuk-risk-normallesen-istikrarsizlik-9771/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ekonomide-en-buyuk-risk-normallesen-istikrarsizlik-9771/</id>
<published><![CDATA[2026-06-21T02:00:02+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-21T02:00:02+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_A24A52-47F49C-01EB82-C7591C-3748D7-81B30F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ekonomist Mahfi Eğilmez, "İrrasyonel Beklentiler Teorisi" başlıklı çalışmasında ekonomik beklentilerin yalnızca veriler ve mevcut bilgilerle değil, politika yapıcıların zaman içinde sergilediği davranış kalıplarıyla da şekillendiğini ileri sürdü. Eğilmez, uzun süre devam eden politika tutarsızlıklarının ekonomik aktörlerin karar alma süreçlerini köklü biçimde değiştirdiğini belirterek, bunun ekonomide yeni bir beklenti rejimi yarattığını savundu.</p><p>Modern makroekonominin temel taşlarından biri olan rasyonel beklentiler teorisinin, ekonomik aktörlerin mevcut bilgileri etkin biçimde kullanarak geleceğe yönelik tutarlı tahminler oluşturduğunu varsaydığını hatırlatan Eğilmez, bazı ekonomilerde yaşanan kurumsal öngörülemezliklerin bu yaklaşımın ötesinde sonuçlar doğurduğunu ifade etti.</p><p></p><p>İrrasyonellik zamanla normalleşiyor</p><p></p><p>Eğilmez'in çalışmasına göre, ekonomik aktörler tarafından öngörülemez veya alışılmış politika çerçevesiyle uyumsuz görülen kararlar uzun süre devam ettiğinde, bunlar geçici sapmalar olarak değil sistemin kalıcı özellikleri olarak algılanmaya başlıyor.</p><p>Bu süreci "irrasyonelliğin rasyonelleştirilmesi" olarak tanımlayan Eğilmez, başlangıçta şaşkınlık yaratan uygulamaların zamanla beklentilerin bir parçası haline geldiğini ve yatırımcıların kararlarını buna göre şekillendirdiğini belirtti.</p><p>Çalışmada beklenti dönüşümünün üç aşamada gerçekleştiği ifade edildi. İlk aşamada beklenmedik kararların piyasalarda şok etkisi yarattığı, ikinci aşamada ekonomik aktörlerin bu kararların süreklilik gösterdiğini görerek davranışlarını uyarladığı, son aşamada ise başlangıçta sıra dışı görülen uygulamaların normal kabul edilmeye başlandığı vurgulandı.</p><p></p><p>Kur ve faiz üzerindeki etkiler</p><p></p><p>Eğilmez, irrasyonel beklentilerin özellikle döviz kuru ve faiz ilişkilerinde belirgin biçimde gözlenebileceğini kaydetti. Enflasyonun altında kalan faiz oranlarının yerel para talebini azaltabileceğini, dövize yönelimi artırabileceğini ve kur üzerinde baskı oluşturabileceğini belirten Eğilmez, asıl sorunun politika araçlarının seviyesi değil, ekonomik aktörlerin risk algısının kalıcı biçimde bozulması olduğunu söyledi.</p><p>Kurumsal güvenin beklenti oluşumunda merkezi öneme sahip olduğunu vurgulayan Eğilmez, merkez bankaları ve ekonomi yönetimlerinin yalnızca aldıkları kararlarla değil, bu kararların öngörülebilirliğiyle de değerlendirildiğini ifade etti.</p><p></p><p>2021 dönemi örneği</p><p></p><p>Çalışmada Türkiye'nin 2021 yılının son çeyreğinde yaşadığı süreç de örnek olarak gösterildi. Enflasyon yükselirken politika faizinin düşürülmesinin ilk etapta piyasalarda geçici bir uygulama olarak değerlendirildiği belirtilirken, benzer kararların devam etmesiyle birlikte ekonomik aktörlerin beklentilerini değiştirdiği ifade edildi.</p><p>Bu dönemde tasarruf ve yatırım tercihlerinin farklılaştığını, döviz talebinin arttığını ve ekonomik davranışların yeni beklenti rejimine göre şekillendiğini belirten Eğilmez, kur korumalı mevduat uygulamasının da bu süreçte devreye alındığını hatırlattı.</p><p></p><p>Asıl risk istikrarsızlığın öngörülebilir hale gelmesi</p><p></p><p>Mahfi Eğilmez, çalışmasının sonucunda ekonomiler için en büyük tehlikenin tek tek politika hataları olmadığını vurguladı. Ona göre asıl risk, istikrarsızlığın kalıcı hale gelmesi ve ekonomik aktörlerin kararlarını bu istikrarsızlığı veri kabul ederek almaya başlaması.</p><p>Eğilmez, bu durumun zamanla "ters rasyonalite dengesi" olarak adlandırılabilecek yeni bir yapıya yol açabileceğini belirterek, ekonomik aktörlerin artık normal ekonomik işleyişe değil, öngörülebilir hale gelen istikrarsızlığa göre hareket etmeye başladığını ifade etti.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Türkiye için enflasyon tahminini yükseltti</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turkiye-icin-enflasyon-tahminini-yukseltti-1359/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turkiye-icin-enflasyon-tahminini-yukseltti-1359/</id>
<published><![CDATA[2026-06-20T02:41:54+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-20T02:41:54+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_C2EBF6-AC9BBA-BF462D-3B62E2-964D81-CC636D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Dünyanın en büyük yatırım bankalarından Goldman Sachs, ABD-İran barışıyla birlikte savaşın etkilerinin Türkiye’de enflasyon, büyüme, enerji fiyatları ve kur etkilerini yeniden değerlendirdi.</p><p></p><p>Banka, değerlendirmesinde yıl sonu enflasyon beklentisini güncelledi. Goldman Sachs’ın 2026 yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 27,5 seviyesinden yüzde 29’a yükseldi.</p><p></p><p>CNCB-e'nin aktardığına göre, Türkiye’nin makroekonomik yapısına daha uygun olduğu belirtilen ve zaman içinde değişen ilişkileri modelleyen Random Forest (MRF) yaklaşımı kullanıldığı bildirilen analizde, daha önce öngörülen büyümenin enflasyon üzerindeki etkisinin sınırlı, kur geçişkenliğinin ise belirleyici olduğu yönündeki görüşlerin aksine, büyüme ile enflasyon arasında daha güçlü bir bağ bulunduğu ifade edildi.</p><p></p><p>Goldman Sachs, mevcut dezenflasyon sürecinde çekirdek enflasyonun ekonomik aktivitenin zayıfladığı dönemlerde gerilemeye başladığını ve talep ile enflasyonun birlikte yavaşladığı bir döngünün gözlendiğini aktardı.</p><p></p><p><b>Petrolde dolaylı, kurda direkt geçişkenlik yüksek</b></p><p></p><p>Enerji fiyatlarına yönelik, petrol fiyatlarındaki yükselişin enflasyon üzerindeki doğrudan etkisinin zaman içinde azalsa da beklentiler kanalı üzerinden dolaylı olarak güçlü şekilde devam ettiği belirtildi. Enflasyon beklentilerinin çekirdek enflasyon üzerinde belirleyici bir unsur olduğu vurgulandı.</p><p></p><p>Kur kanalına ilişkin değerlendirmede, 2021-2023 döneminde kur geçişkenliğinin yaklaşık yüzde 60 seviyesine kadar yükseldiği, sonrasında gerilese de mevcut seviyenin ortodoks politika dönemine kıyasla yüksek kaldığı ifade edildi.</p><p></p><p><b>Dolarizasyon sınırlı</b></p><p></p><p>Raporda, Türk Lirası’ndaki değer kaybı eğiliminin sürdüğü, buna karşın dolarizasyona yönelimin sınırlı kaldığı değerlendirildi.</p><p></p><p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB), finansal istikrar ve dolarizasyon riskleri nedeniyle daha hızlı kur ayarlamasına izin verirken sıkı para politikası duruşunu koruyacağı öngörüldü.</p><p></p><p><b>Faizde değişiklik beklenmiyor</b></p><p></p><p>Banka, politika faizinde yılın geri kalanında değişiklik beklemediğini, fonlamanın ise gecelik borç verme penceresi üzerinden sürdürülmesinin beklendiğini bildirdi.</p><p></p><p>Goldman Sachs ayrıca, ödemeler dengesi görünümündeki bozulmanın merkez bankasını talep tarafını daha güçlü şekilde yavaşlatmaya zorlayabileceğini ifade etti.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Borsa ve dolar kazandırdı, altın ve euro kaybettirdi</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/borsa-ve-dolar-kazandirdi-altin-ve-euro-kaybettirdi-2752/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/borsa-ve-dolar-kazandirdi-altin-ve-euro-kaybettirdi-2752/</id>
<published><![CDATA[2026-06-20T02:10:34+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-20T02:10:34+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_789C33-8E2179-5637A2-098FF9-D1B71B-5BB45D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>BIST 100 endeksi, en düşük 14.251,51 puanı ve en yüksek 14.876,07 puanı gördükten sonra haftayı, önceki hafta kapanışının yüzde 5,71 üzerinde 14.734,50 puandan tamamladı.</p><p></p><p>Kapalıçarşı'da işlem gören 24 ayar külçe altının gram satış fiyatı bu hafta yüzde 0,55 azalışla 6 bin 198 lira, cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 0,55 düşüşle 41 bin 777 lira oldu.</p><p></p><p>Geçen hafta sonu 10 bin 836 lira olan çeyrek altının satış fiyatı yüzde 0,55 azalışla 10 bin 382 liraya geriledi.</p><p></p><p>Bu hafta ABD doları yüzde 0,39 artarak 46,4450 liradan, avro yüzde 0,55 azalışla 53,2770 liradan tamamladı.</p><p></p><p>Yatırım fonları bu hafta yüzde 2,76, emeklilik fonları yüzde 3,42 değer kazandı.</p><p></p><p>Kategorilerine göre bakıldığında, yatırım fonları arasında en çok kazandıran yüzde 5,63 ile "Hisse Senedi Fonları" oldu.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Boğazdaki kriz dünya ekonomisini yeniden yazdı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bogazdaki-kriz-dunya-ekonomisini-yeniden-yazdi-2281/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bogazdaki-kriz-dunya-ekonomisini-yeniden-yazdi-2281/</id>
<published><![CDATA[2026-06-19T06:45:45+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-19T06:45:45+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_0B5A8C-9AF653-D71923-F84EC7-34C7FB-A21503.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Krizin ardından dünya ekonomisinde dengeler yeniden şekillenirken, Türkiye enerji koridoru, lojistik merkezi ve diplomatik aktör kimliğiyle stratejik önemini daha da artıran ülkeler arasında öne çıktı.</p><p></p><p>Hürmüz Boğazı'nda yaşanan kriz yalnızca enerji piyasalarını değil, küresel siyasi ve ekonomik dengeleri de derinden etkiledi. Dünya petrol ticaretinin can damarlarından biri olan boğazdaki gerilim, ülkelerin ekonomik dayanıklılıklarını ve jeopolitik konumlarını yeniden test etti.</p><p>Ekonomist Mahfi Eğilmez'in değerlendirmelerine göre kriz sonunda ortaya çıkan tablo, kazanan ve kaybedenlerin sanıldığından çok daha karmaşık bir dağılım gösterdi.</p><p></p><p>İran masadan kalkmadı</p><p></p><p>Kriz sürecinde askeri baskılar, yaptırımlar ve ekonomik kayıplarla karşı karşıya kalan İran, buna rağmen uluslararası müzakerelerdeki konumunu korumayı başardı. Özellikle 19 Haziran'da imzalanması beklenen anlaşmanın hayata geçmesi halinde İran'ın petrol ihracatına yönelik kısıtlamaların gevşetilmesi ve dondurulan varlıklarının bir bölümüne erişim sağlaması bekleniyor.</p><p>Uzmanlara göre bu durum, İran'ın ağır maliyetlere rağmen diplomatik açıdan tamamen kaybeden taraf olarak görülmesini engelliyor.</p><p></p><p>ABD'nin caydırıcılığı tartışılıyor</p><p></p><p>Kriz boyunca Washington yönetiminin bölgedeki gelişmeleri tam anlamıyla yönlendiremediği yönündeki değerlendirmeler öne çıktı. Özellikle yükselen enerji fiyatlarının enflasyon üzerindeki baskıyı artırması, ABD yönetimine yönelik eleştirileri de beraberinde getirdi.</p><p>Analistler, olası bir anlaşmanın sağlanması durumunda bile ABD'nin uluslararası itibarında oluşan aşınmanın kısa vadede kolay kolay telafi edilemeyeceğini belirtiyor.</p><p></p><p>İsrail hedeflerine ulaşamadı</p><p></p><p>İsrail'in temel amacı İran'ın bölgesel etkisini azaltmak ve uluslararası alanda daha fazla baskı altına alınmasını sağlamaktı. Ancak gelinen noktada İran'ın müzakere masasındaki yerini koruması, Tel Aviv'in siyasi hedeflerine tam anlamıyla ulaşamadığı yorumlarına neden oldu.</p><p>Bu nedenle İsrail'in bazı askeri kazanımlar elde etmiş olsa da stratejik açıdan beklediği sonucu alamadığı değerlendiriliyor.</p><p></p><p>Petrol fiyatları Rusya'ya yaradı</p><p></p><p>Krizin ekonomik açıdan en önemli kazananlarından biri ise Rusya oldu. Gerilim nedeniyle yükselen petrol fiyatları, Moskova'nın enerji gelirlerini artırırken, uluslararası gündemin yeniden Orta Doğu'ya yönelmesi Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya üzerindeki baskının bir kısmının geri planda kalmasına yol açtı.</p><p>Ancak İran petrolünün yeniden küresel piyasaya dönmesi halinde Rusya'nın elde ettiği bu avantajın zamanla azalabileceği belirtiliyor.</p><p></p><p>Çin sessiz ama etkili ilerledi</p><p></p><p>Hürmüz Boğazı'na enerji bağımlılığı yüksek olan Çin, ilk bakışta krizden zarar görebilecek ülkeler arasında görülse de uzun vadede önemli stratejik kazanımlar elde etti.</p><p>Pekin yönetiminin enerji tedarik kaynaklarını çeşitlendirme, yeni ticaret koridorları oluşturma ve küresel güvenlik mimarisinde alternatif modeller geliştirme yönünde attığı adımların, Çin'in gelecekteki konumunu güçlendireceği ifade ediliyor.</p><p></p><p>Avrupa ikinci darbeyi aldı</p><p></p><p>Uzmanlara göre krizin en ağır ekonomik sonuçları Avrupa'da hissedildi. Rusya-Ukrayna savaşının ardından yükselen enerji maliyetleriyle mücadele eden Avrupa ekonomileri, Hürmüz gerilimiyle birlikte petrol fiyatlarındaki artışın yarattığı yeni bir maliyet baskısıyla karşı karşıya kaldı.</p><p>Özellikle Almanya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde enerji maliyetleri, enflasyon ve büyüme görünümü üzerindeki baskının arttığına dikkat çekiliyor.</p><p></p><p>Ankara’nın önemi yükseldi</p><p></p><p>Türkiye de yükselen petrol fiyatlarından olumsuz etkilenen ülkeler arasında yer aldı. Artan enerji maliyetleri enflasyon ve cari denge üzerinde ek baskı yaratırken, Türkiye'nin enerji koridoru ve lojistik merkez konumu daha görünür hale geldi.</p><p>Bölgesel gerilimlerin artmasıyla birlikte Ankara'nın diplomatik ve jeostratejik öneminin yükseldiği değerlendiriliyor.</p><p></p><p>Petrol fiyatlarında üç senaryo</p><p></p><p>Piyasalar şu aşamada ABD ile İran arasında beklenen anlaşmayı büyük ölçüde fiyatlamış durumda. Brent petrolün yaklaşık 79 dolar seviyelerinde işlem gördüğüne dikkat çeken uzmanlar, önümüzdeki döneme ilişkin üç farklı senaryo üzerinde duruyor.</p><p>İlk senaryoda anlaşmanın sorunsuz uygulanması halinde Hürmüz Boğazı'nın yeniden normal işleyişine dönmesi ve İran petrolünün piyasaya dönmesiyle Brent petrolün 70-80 dolar bandında dengelenmesi bekleniyor.</p><p>İkinci senaryoda anlaşmanın imzalanmasına rağmen uygulamada sorunlar yaşanması halinde fiyatların 80-90 dolar aralığında kalabileceği öngörülüyor.</p><p>En olumsuz senaryoda ise anlaşmanın çökmesi ve gerilimin yeniden tırmanması durumunda petrol fiyatlarının tekrar 100 doların üzerine çıkabileceği belirtiliyor.</p><p></p><p>Krizin bilançosu</p><p></p><p>Mahfi Eğilmez'in değerlendirmesine göre Hürmüz Krizi'nin ekonomik kazananı Rusya, stratejik kazananı ise Çin oldu. İran önemli kayıplar yaşamasına rağmen diplomatik ağırlığını korurken, Türkiye ekonomik maliyetlere karşın jeopolitik değerini artırdı. Avrupa enerji maliyetleri nedeniyle, ABD ise uluslararası algı ve siyasi itibar açısından krizin en fazla bedel ödeyen tarafları arasında yer aldı.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Faizden geleni kur ğötürüyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/faizden-geleni-kur-goturuyor-9671/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/faizden-geleni-kur-goturuyor-9671/</id>
<published><![CDATA[2026-06-16T09:15:34+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-16T09:15:34+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_3660C8-1273AD-2289FE-173B39-6571C2-E97DA6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ekonomist Mahfi Eğilmez, son iki yılda yatırımcıların yüksek faiz nedeniyle yöneldiği TL varlıklarda gerçek getirinin yalnızca faiz oranıyla ölçülemeyeceğini vurguladı. Eğilmez’e göre vade sonunda yeniden dolara dönmeyi planlayan yatırımcılar için kritik soru, kurun ne kadar yükseleceği&hellip;</p><p></p><p>TL yatırımında kritik hesap: Faiz mi, kur mu?</p><p></p><p>Türkiye'de son iki yıldır uygulanan sıkı para politikası ve yüksek faiz ortamı, yatırımcı tercihlerinde önemli değişikliklere yol açtı. Daha önce dövizde beklemeyi tercih eden birçok yatırımcı, yüksek getiri fırsatı nedeniyle TL mevduat, devlet tahvili, bono ve para piyasası fonlarına yöneldi.</p><p>Ekonomist Mahfi Eğilmez, bu süreçte yatırımcıların elde ettiği kazançların yalnızca faiz oranlarıyla değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekerek, özellikle vade sonunda yeniden dövize dönmeyi planlayanlar açısından kur hareketlerinin belirleyici olduğunu ifade etti.</p><p>Eğilmez'e göre yatırımın gerçek performansı, TL cinsinden elde edilen faiz gelirinden çok, dolar bazında sağlanan net kazançla ölçülmeli. Bu nedenle yatırımcıların faiz getirisi kadar Türk lirasının dolar karşısındaki değer kaybını da hesaplaması gerekiyor.</p><p></p><p>Faiz kazancı kur artışıyla silinebiliyor</p><p></p><p>Yapılan hesaplamalar, vergi sonrası net yüzde 38 faiz getirisi sağlayan bir yatırımın, kur artışının aynı seviyeye ulaşması halinde dolar bazında kazanç üretmediğini ortaya koyuyor. Türk lirasındaki değer kaybının faiz oranını aşması durumunda ise yatırımcı, TL bazında kazanç elde etse bile dolar cinsinden zarar yazabiliyor.</p><p>Bu tablo, yatırım kararlarında faiz oranının tek başına yeterli bir gösterge olmadığını ortaya koyuyor. Dolar bazında getiriyi belirleyen temel unsur, faiz ile kur artışı arasındaki fark olarak öne çıkıyor.</p><p></p><p>Son iki yılın kazananları</p><p></p><p>Türkiye’de son iki yılda kur artışının çoğu dönemde faiz oranlarının altında kalması, TL varlıklara yatırım yapanlara önemli avantaj sağladı. Hem yerli yatırımcılar hem de yüksek faiz fırsatından yararlanmak amacıyla Türkiye’ye kısa vadeli sermaye getiren yabancı yatırımcılar, dolar bazında da kayda değer kazançlar elde etti.</p><p>Özellikle "carry trade" olarak adlandırılan işlemler kapsamında Türkiye'ye gelen yabancı sermaye, yüksek faiz ve görece sınırlı kur artışı sayesinde güçlü getiriler sağladı.</p><p></p><p>Gelecek dönem için uyarı</p><p></p><p>Ancak Eğilmez, geçmiş dönemde elde edilen sonuçların gelecekte de aynı şekilde devam edeceği varsayımının yanıltıcı olabileceği görüşünde. Kur artış hızının yükselmesi halinde, mevcut faiz seviyelerinde bile dolar bazındaki getirilerin hızla düşebileceği, hatta negatife dönebileceği uyarısında bulunuyor.</p><p>Bu nedenle yatırımcıların yalnızca mevduat faizlerine odaklanmak yerine, vade sonunda döviz kurunun hangi seviyede oluşabileceğini de dikkate almaları gerektiği belirtiliyor.</p><p>Uzmanlara göre önümüzdeki dönemde TL varlıklarda kazancın yönünü belirleyecek temel unsur, faiz oranlarından çok enflasyon ve döviz kuru arasındaki denge olacak. Yatırımcıların karar verirken "faiz ne kadar?" sorusunun yanında "kur ne kadar artacak?" sorusuna da yanıt araması gerekecek.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Türkiye'yi küresel bir üretim merkezi haline getireceğiz"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turkiyeyi-kuresel-bir-uretim-merkezi-haline-getirecegiz-8575/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turkiyeyi-kuresel-bir-uretim-merkezi-haline-getirecegiz-8575/</id>
<published><![CDATA[2026-06-15T15:40:29+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-15T15:40:29+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_A73F03-1D8D06-BEA935-5AE3D1-F3670A-261DC6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Şimşek, NSosyal medya hesabından, nisan ayı sanayi üretim verilerine ilişkin paylaşım yaptı.</p><p></p><p>Küresel ekonomide artan belirsizliklere ve zorlu dış koşullara rağmen, takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretiminin nisanda yıllık yüzde 6 arttığına dikkati çeken Şimşek, böylece ocak-nisan dönemindeki yıllık artışın yüzde 1,3 olarak gerçekleştiğini vurguladı.</p><p></p><p>Şimşek, bu dönemde sermaye malı üretiminin yıllık yüzde 8,2 artarken, orta-yüksek teknolojili ve yüksek teknolojili üretimdeki artışın sırasıyla yüzde 7,1 ve yüzde 14,6 olduğunun altını çizerek, "Yüksek katma değerli yatırım ve üretimi teşvik eden politikalarımızla, Türkiye'yi küresel bir üretim merkezi haline getirmek için çalışmalarımıza devam ediyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Emtia piyasalarında Fed beklentileri etkili oldu</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/emtia-piyasalarinda-fed-beklentileri-etkili-oldu-2035/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/emtia-piyasalarinda-fed-beklentileri-etkili-oldu-2035/</id>
<published><![CDATA[2026-06-14T11:18:45+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-14T11:18:45+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_3210EB-75E6A7-16E8FC-C3C820-E58D8E-A3A494.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>ABD ile İran arasında anlaşmaya yaklaşıldığına yönelik haber akışı, enerji piyasalarında risk primini kısmen azaltırken anlaşmanın henüz kesinleşmemesi petrol fiyatlarında oynaklığın yüksek kalmasına neden oldu.</p><p></p><p>ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik yeni saldırıların durdurulduğuna ve anlaşma sürecinde ilerleme sağlandığına ilişkin açıklamaları, enerji arzına yönelik endişeleri sınırladı. Buna karşın İran tarafından gelen temkinli açıklamalar, bu hafta piyasalarda kalıcı bir rahatlama oluşmasını engelledi.</p><p></p><p>Hafta içinde açıklanan ABD enflasyon verileri de emtia fiyatlamalarında etkili oldu. ABD'de Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) mayısta aylık yüzde 0,5, yıllık yüzde 4,2 artarken çekirdek enflasyon yıllık yüzde 2,9 seviyesinde gerçekleşti. Enerji fiyatlarındaki yükseliş, enflasyon baskılarının sürdüğüne işaret etti.</p><p></p><p>Üretici fiyatları tarafında da enerji kaynaklı baskılar öne çıktı. ABD'de Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) mayısta aylık yüzde 1,1 ve yıllık yüzde 6,5 yükselirken nihai talep enerji endeksindeki artış üretici fiyatlarını yukarı taşıdı.</p><p></p><p>Söz konusu veriler, Fed'in faiz indirimlerine yakın zamanda başlamayacağına yönelik beklentileri desteklerken özellikle faiz getirisi olmayan değerli metaller üzerinde baskı oluşturdu.</p><p></p><p>Analistler, Fed Başkanı Kevin Warsh'un gelecek hafta başkanlık edeceği ilk Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısında vereceği mesajların, değerli metaller başta olmak üzere emtia piyasalarının yönü üzerinde kritik olacağını belirtti.</p><p></p><p>Bununla birlikte Fed'in iletişiminde olası değişiklikler ile faiz patikasına ilişkin sinyallerin, dolar endeksi ve tahvil faizleri üzerinden emtia piyasalarında oynaklığı artırabileceğini ifade eden analistler, jeopolitik haber akışının da enerji fiyatları üzerinde belirleyici olmayı sürdüreceğini kaydetti.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle ABD'nin 10 yıllık tahvil faizi önceki haftaya göre yaklaşık 5 baz puan azalışla yüzde 4,49'a gerilerken dolar endeksi haftalık bazda yüzde 0,3 düşüşle 99,7 seviyesinde haftayı tamamladı.</p><p></p><p>- Değerli metallerde karışık seyir görüldü</p><p></p><p>Değerli metallerde ise Fed'in sıkı para politikası duruşunu koruyabileceğine yönelik beklentiler altın ve platin üzerinde baskı oluştururken gümüş ve paladyum pozitif ayrıştı.</p><p></p><p>Altın, Orta Doğu kaynaklı jeopolitik risklerden destek bulmasına karşın ABD enflasyon verilerinin ardından Fed'e ilişkin "şahin" fiyatlamalarla geriledi.</p><p></p><p>Analistler, altının normal şartlarda jeopolitik risklerden destek aldığını ancak bu hafta fiyatlamalarda tahvil faizleri ve Fed beklentilerinin daha belirleyici olduğunu ifade etti.</p><p></p><p>Altın destekli borsa yatırım fonlarında çıkışların sürmesi ve fiziki talebin zayıf kalması da altın fiyatlarını baskılayan unsurlar arasında yer aldı. Altının teknik olarak önemli ortalamaların altına gerilemesi de kısa vadeli satış eğilimini güçlendirdi.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle birlikte değerli metallerde ons bazında fiyatlar paladyumda yüzde 4,4 ve gümüşte yüzde 0,1 artarken platinde yüzde 3,3 ve altında yüzde 2,6 geriledi.</p><p></p><p>- Baz metallerde Çin ve arz endişeleri fiyatlamalarda etkili oldu</p><p></p><p>Baz metallerde de Çin ekonomisine ilişkin sinyaller, Orta Doğu kaynaklı tedarik ve enerji maliyeti endişeleri ile ürün bazlı arz-talep gelişmeleri etkili oldu.</p><p></p><p>Bakır fiyatlarına, Çin'in işlenmemiş bakır ve bakır ürünleri ithalatının mayısta aylık bazda yüzde 1,3 azalmasına karşın arz tarafına yönelik endişeler ve ABD'nin ticaret politikalarına ilişkin belirsizlikler destek verse de satışlara engel olamadı.</p><p></p><p>Baz metallerde tezgah üstü piyasada bu hafta libre bazında fiyatlar bakırda yüzde 3,5 ve çinkoda yüzde 1,3 artarken nikelde yüzde 4, kurşunda yüzde 1,9 ve alüminyumda yüzde 1,2 gerileme görüldü.</p><p></p><p>- Brent petrolde risk primi azaldı</p><p></p><p>Petrol fiyatlarında, Orta Doğu kaynaklı arz riskleri ve ABD-İran müzakerelerine ilişkin haber akışı fiyatlamalarda etkili oldu.</p><p></p><p>Hafta içinde Hürmüz Boğazı üzerinden enerji arzına yönelik endişeler petrol fiyatlarını desteklese de haftanın son günlerinde ABD ile İran arasında anlaşmaya yaklaşıldığına yönelik haberler risk priminin azalmasına neden oldu.</p><p></p><p>ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik yeni saldırıların durdurulduğuna ilişkin açıklamaları ve anlaşma metni üzerinde ilerleme sağlandığına yönelik haber akışı, Brent petrol fiyatlarında düşüşe yol açtı.</p><p></p><p>Buna karşın İran tarafının anlaşmanın kesinleştiği yönündeki iddialara temkinli yaklaşması, enerji arzına ilişkin belirsizliklerin ortadan kalkmasını engelledi.</p><p></p><p>Aynı dönemde rafineri kullanım oranının yüzde 95,3'e yükselmesi, ABD'de rafineri faaliyetlerinin güçlü seyrettiğine işaret etti.</p><p></p><p>OPEC+ grubunun temmuz ayı için üretim hedeflerini günlük 188 bin varil artırma kararı da piyasaların odağında yer aldı.</p><p></p><p>Bununla birlikte, haftalık bazda Brent petrolün varil fiyatı yüzde 6,5, doğal gazın İngiliz termal birimi (MMBtu) cinsinden fiyatı da yüzde 3,4 geriledi.</p><p></p><p>- Tarım emtialarında üretim tahminleri ve arz endişeleri öne çıktı</p><p></p><p>Tarım emtialarında ise hafta içinde ABD Tarım Bakanlığının üretim tahminleri, Çin'in ABD tarım ürünleri alımlarındaki zayıf seyir ve Orta Doğu kaynaklı maliyet baskıları etkili oldu.</p><p></p><p>ABD Tarım Bakanlığı, kuraklık nedeniyle ABD kışlık buğday üretim tahminini aşağı yönlü revize etti. Ovalar bölgesinde kuraklığın sert kırmızı kışlık buğday üretimi üzerinde baskı oluşturması, buğday piyasasında arz endişelerini artırdı.</p><p></p><p>Mısır ve soya fasulyesinde de ABD üretim tahminlerinde belirgin değişikliğe gidilmemesi ve Güney Amerika'da güçlü üretim beklentilerinin sürmesi fiyatlardaki yükselişi sınırladı.</p><p></p><p>Çin'in ABD tarım ürünleri alımları tahıl ve yağlı tohum piyasalarında takip edilen başlıklar arasında yer aldı.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle birlikte Chicago Ticaret Borsası'nda kile başına fiyatlar mısırda yüzde 5,6, soya fasulyesinde yüzde 1 ve buğdayda yüzde 0,9 artarken pirinçte yüzde 2,9 geriledi.</p><p></p><p>Kakaoda Batı Afrika kaynaklı arz ve pazarlama politikalarına ilişkin gelişmeler fiyatlamalarda etkili oldu. Fildişi Sahili'nin yeni sezon satışlarında temkinli hareket etmesi ve El Nino kaynaklı üretim riskleri kakao fiyatlarını destekledi.</p><p></p><p>ABD'de Intercontinental Exchange'te libre bazında fiyatlar kakaoda yüzde 3,3, kahvede yüzde 3 ve şekerde yüzde 0,7 artarken pamukta yüzde 1,3 düşüş görüldü.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Tasarruf masada kaldı faiz tek başına yetmiyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/tasarruf-masada-kaldi-faiz-tek-basina-yetmiyor-5419/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/tasarruf-masada-kaldi-faiz-tek-basina-yetmiyor-5419/</id>
<published><![CDATA[2026-06-13T08:18:39+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-13T08:18:39+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B25119-048CAB-CDA5EA-164D73-85BE6F-42037C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Mustafa DENİZ</p><p></p><p>Türkiye ekonomisinde enflasyonla mücadele süreci devam ederken, kamu harcamalarının boyutu ve Merkez Bankası'nın faiz politikası tartışmaların odağında yer alıyor. Son olarak Merkez Bankası'nın politika faizini değiştirmeyerek mevcut seviyede tutması, ekonomide sıkı para politikasının süreceği mesajı olarak değerlendirilirken, uzmanlar tek başına faiz kararlarının ekonomik sorunları çözmeye yetmeyeceğini ifade ediyor.</p><p>Ekonomistler, yüksek faizlerin iç talebi yavaşlatarak enflasyon üzerinde baskı oluşturabileceğini ancak kamudaki harcamaların aynı hızla devam etmesi halinde para politikasının etkisinin sınırlı kalabileceğini belirtiyor. Bu nedenle bütçe disiplini ve tasarruf uygulamalarının ekonomik programın ayrılmaz bir parçası olması gerektiği görüşü öne çıkıyor.</p><p></p><p>Faizin sabit kalması ne anlama geliyor?</p><p></p><p>Merkez Bankası'nın faiz oranlarını değiştirmemesi, enflasyonla mücadelede mevcut sıkı duruşun korunacağı şeklinde yorumlanıyor. Bu kararın kısa vadede kredi maliyetlerinin yüksek seyretmesine, tüketim ve yatırım iştahının sınırlı kalmasına neden olabileceği değerlendiriliyor.</p><p>Uzmanlara göre faizlerin yüksek seviyelerde kalması, özellikle finansmana erişimde zorlanan küçük ve orta ölçekli işletmeler üzerinde baskıyı artırabilir. Konut, otomotiv ve dayanıklı tüketim malları gibi krediye duyarlı sektörlerde talebin zayıf seyretmesi de ekonomik büyümeyi yavaşlatabilecek unsurlar arasında gösteriliyor.</p><p>Buna karşılık sıkı para politikasının sürdürülmesi, döviz piyasalarında istikrarın korunmasına ve enflasyon beklentilerinin kontrol altında tutulmasına katkı sağlayabilir.</p><p></p><p>Kamu harcamaları tartışması gündemde</p><p></p><p>Ekonomi çevrelerinde son dönemde en fazla dile getirilen konulardan biri ise kamudaki harcamaların seviyesi. Temsil ve ağırlama giderlerinden araç filolarına, bina kiralamalarından çeşitli idari harcamalara kadar birçok kalemde tasarruf çağrıları yapılırken, vatandaşın yüksek faiz ve yüksek vergi yükü altında fedakârlık yaptığı bir dönemde kamunun da aynı hassasiyeti göstermesi gerektiği savunuluyor.</p><p>Ekonomistler, kamu harcamalarının kontrol altına alınmaması durumunda bütçe açığının büyümeye devam edeceğini, bunun da devletin daha fazla borçlanmasına yol açabileceğini belirtiyor. Bu durumun faizler üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturarak özel sektörün finansmana erişimini daha da zorlaştırabileceği ifade ediliyor.</p><p></p><p>Faiz ve tasarruf birlikte çalışmalı</p><p></p><p>Uzmanlara göre enflasyonla mücadelede başarı için para politikası ile maliye politikasının aynı hedef doğrultusunda hareket etmesi gerekiyor. Merkez Bankası faizleri yüksek tutarak talebi sınırlamaya çalışırken, kamunun harcamalarını artırması durumunda ekonomik programın etkinliği azalabiliyor.</p><p>Bu nedenle kamuda tasarrufun artırılması, bütçe disiplininin güçlendirilmesi ve kaynakların daha verimli kullanılması gerektiği vurgulanıyor. Aksi halde enflasyonu düşürmek amacıyla uygulanan yüksek faiz politikasının ekonomide büyüme, yatırım ve istihdam üzerinde daha ağır maliyetler oluşturabileceği belirtiliyor.</p><p></p><p>Piyasaların beklentisi güçlü mali disiplin</p><p></p><p>Piyasalar açısından yalnızca faiz kararları değil, kamu maliyesine ilişkin adımlar da büyük önem taşıyor. Ekonomistler, kamuda israfın azaltılması ve tasarruf politikalarının somut sonuçlar vermesi halinde ekonomik programa olan güvenin artacağını ifade ediyor.</p><p>Uzmanlara göre Türkiye'nin önündeki en önemli sınavlardan biri, yüksek enflasyonla mücadeleyi sürdürürken büyüme ve istihdamı koruyabilmek. Bunun yolu ise yalnızca faiz silahına başvurmaktan değil, kamu maliyesinde güçlü disiplin sağlamaktan geçiyor. Aksi halde faizlerin sabit tutulması ya da artırılması tek başına ekonomide kalıcı iyileşme yaratmaya yetmeyebilir.</p><p></p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Politika araçlarımızı kararlılıkla kullanmaya devam edeceğiz"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/politika-araclarimizi-kararlilikla-kullanmaya-devam-edecegiz-6647/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/politika-araclarimizi-kararlilikla-kullanmaya-devam-edecegiz-6647/</id>
<published><![CDATA[2026-06-12T18:25:46+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-12T18:25:46+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_68C18E-5EFC2C-EA0A7D-6399E3-6644D3-9CCAFC.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türkiye Bankalar Birliğinin (TBB) 69. Genel Kurul Toplantısı, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in katılımıyla İstanbul Finans Merkezi'ndeki (İFM) Ziraat Kuleleri Oditoryumu'nda başladı.</p><p></p><p>Toplantının açılışında konuşan Karahan, bankacılık sektörünün uygulanmakta olan dezenflasyon sürecinin en önemli aktörlerinden biri olduğunu ifade etti.</p><p></p><p>Küresel ekonominin son dönemde jeopolitik gelişmelerin ve artan belirsizliklerin olduğu bir süreçten geçtiğini söyleyen Karahan, "Özellikle enerji piyasalarında yaşanan dalgalanmalar, küresel ölçekte enflasyon görünümünü ve finansal koşulları etkileyebiliyor. Enerji fiyatlarında yukarı yönlü yaşanan baskının etkilerini ülkemizde de enflasyon ve dış denge görünümü üzerinde hissediyoruz." diye konuştu.</p><p></p><p>Karahan, bugün gelinen noktada dezenflasyon sürecinin başlangıcına kıyasla daha etkili politika araçlarına, daha sağlam rezerv tamponlarına ve daha dengeli bir makroekonomik görünüme sahip olduklarını belirterek, şu ifadeleri kullandı:</p><p></p><p>"Bu nedenle, doğru politika adımlarını attığımız sürece, jeopolitik gelişmeleri dezenflasyon sürecini tersine çevirecek değil ancak hızını ve kısa vadeli görünümünü etkileyebilecek unsurlar olarak değerlendiriyoruz. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası olarak temel önceliğimiz fiyat istikrarını sağlamak. Dezenflasyon sürecinin devamlılığı açısından sıkı para politikası duruşumuzu kararlılıkla sürdürüyoruz. Önümüzdeki dönemde de para politikası kararlarımızı şekillendirirken enflasyon görünümünü etkileyen tüm unsurları, özellikle de jeopolitik gelişmelerin maliyet kanalı, iktisadi faaliyet ve beklenti kanalı üzerinden enflasyon görünümüne yansımalarını dikkatle değerlendirmeye devam edeceğiz."</p><p></p><p>Jeopolitik gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki etkilerini sınırlamak amacıyla diğer kurumlarla eşgüdüm içinde proaktif adımlar attıklarını bildiren Karahan, maliye politikası tarafında eşel mobil uygulamasının petrol fiyatlarının enflasyona etkisini sınırlandırdığını dile getirdi.</p><p></p><p>Karahan, TCMB olarak ise üst banttan fonlama, NDF işlemleri ve likidite senedi uygulaması gibi araçlarla finansal koşulları sıkılaştırdıklarını belirterek, 2025'in son çeyreğinden itibaren hızlanan kredi büyümelerine yönelik bir dizi sıkılaştırıcı adım attıklarını kaydetti.</p><p></p><p>Söz konusu proaktif adımlar ve güçlü tamponlar sayesinde makrofinansal istikrar korunurken, dezenflasyon süreci için gerekli koşulların devam etmesinin sağlandığını ifade eden Karahan, "Enerji fiyatlarındaki hızlı artış ve bu gelişmenin dolaylı etkileri sebebiyle enflasyonun ana eğiliminde nisan ayında bir artış gerçekleşti. Yılın ilk aylarındaki yükselişin ardından enerji fiyatlarının da etkisiyle nisan ayında artan enflasyonun ana eğilimi, mayıs ayında bir miktar geriledi. Bu gerilemede eşel mobil uygulaması ve attığımız adımlar etkili oldu." diye konuştu.</p><p></p><p>Karahan, 2026'da daha belirgin hale gelen iç talepteki dengelenmenin önümüzdeki dönemde dezenflasyon sürecine destek vermeye devam edeceğini değerlendirdiklerini belirterek, şunları kaydetti:</p><p></p><p>"Sıkı para politikası duruşumuzla 2024'ten itibaren cari işlemler dengesinde de belirgin bir iyileşme sağlanmıştı. Küresel belirsizliklerin arttığı bu dönemde cari denge görünümü de makrofinansal istikrar açısından daha önemli hale geldi. Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkelerde enerji maliyetlerindeki yükseliş dış ticaret dengesi ve cari açık üzerinde doğrudan etkili olabiliyor. Nisan ve mayıs aylarındaki veriler dış ticaret görünümünün enerji fiyatlarındaki artışa rağmen olumlu kalmaya devam ettiğini ima ediyor.</p><p></p><p>Bu görünümün korunabilmesi için enflasyon beklentilerindeki bozulmanın sınırlı kalması ve cari açıkta iç talep kaynaklı ek bir baskı oluşmaması önemli. Mevcut tahminlerimiz cari açığın milli gelire oranının yıl sonunda tarihsel ortalamasının altında kalacağını ima ediyor. Özetle, yaşanan jeopolitik gelişmeler dezenflasyon süreci açısından kısa vadeli riskler yaratmış olsa da zamanlı politika adımlarımız sayesinde bu risklerin dezenflasyon sürecine etkilerini sınırladık. Sıkı para politikası duruşumuz, dengelenen iç talep, sağlıklı bir cari denge görünümü ve güçlü rezerv pozisyonumuz dezenflasyon sürecinin devamı açısından önemli bir güvence oluşturmakta."</p><p></p><p>Sürdürülebilir yüksek büyümenin güçlü bir tasarruf tabanı, etkin bir finansal sistem ve uzun vadeli finansman imkanları gerektirdiğine değinen Karahan, bu unsurların sağlıklı şekilde gelişebildiği ortamın ise düşük ve istikrarlı enflasyon ortamı olduğunu söyledi.</p><p></p><p>- "Kredi büyümesindeki dalgalanmaları yönetmek için büyüme sınırlarını kullanıyoruz"</p><p></p><p>TCMB Başkanı Karahan, geçen 25 yıla bakıldığında düşük enflasyon döneminde bankacılık sektörü büyümesinin milli gelir büyümesinin belirgin üzerinde gerçekleştiğini gördüklerini belirterek, "Bankacılık sektörü aktif büyüklüğünün milli gelire oranı 2003'te yüzde 53 düzeyindeyken, enflasyonun tek haneli seviyelere gerilemesiyle bu oran 2010'da yüzde 86'ya, 2015'ten itibaren ise yüzde 100'ün üzerine çıktı. Böylece finansal sistem içerisindeki tasarruflar arttı, tasarruf araçları çeşitlendi ve yurt dışından uzun vadeli kaynak temini hızlandı." diye konuştu.</p><p></p><p>Söz konusu dönemde bankaların reel ekonomiye sağladığı kredi tutarının milli gelire oranının yüzde 70'e yaklaştığını, yurt dışı piyasalardan temin edilen finansmanın milli gelire oranının yüzde 20'nin üzerine çıktığını bildiren Karahan, son yıllarda enflasyonun yükselmesinin bankacılık sektörünün milli gelire oranla küçülmesine neden olduğunu dile getirdi.</p><p></p><p>Karahan, banka aktiflerinin milli gelire oranının 2024'te yüzde 73'e düşerken, enflasyonun gerilemeye başlamasıyla birlikte 2025'te dört yıl aradan sonra yeniden artmaya başladığını anlatarak, şu ifadeleri kullandı:</p><p></p><p>"Bankacılık sektörünün sağlıklı ve sürdürülebilir şekilde büyümesinin yolu düşük ve istikrarlı enflasyondan geçiyor. Dolayısıyla dezenflasyon sürecinin devamı tüm ekonomik aktörler açısından olduğu gibi bankacılık sektörü açısından da kritik öneme sahip. Jeopolitik şokların arttığı bu dönemde fiyat istikrarı hedefine bağlı kalmamız ve bu hedef doğrultusunda kararlı bir şekilde ilerlememiz gerekiyor. Kalıcı fiyat istikrarı, daha yüksek tasarruf oranları, daha güçlü finansal derinleşme, daha uzun vadeli dış finansman imkanları ve nihayetinde daha sürdürülebilir bir büyüme zemini anlamına gelmekte."</p><p></p><p>Mevcut para politikası çerçevesinin bankacılık sektörü için en önemli bileşenlerinden birinin makroihtiyati uygulamaları olduğunu vurgulayan Karahan, "Makroihtiyati düzenlemeleri sıkı para politikası duruşunu destekleyici bir araç olarak aktif bir şekilde kullanıyoruz." dedi.</p><p></p><p>Karahan, son yıllarda yaşanan şokların fiyat istikrarının sağlanmasında yalnızca politika faizinin değil, diğer birçok ülkede olduğu gibi makroihtiyati araçların tamamlayıcı rol üstlenebildiğini gösterdiğini belirterek, makroihtiyati araç setini para politikasını ikame eden bir noktadan tamamlayıcı bir hale getirmek için süreç içerisinde çeşitli sadeleştirmeler yaptıklarını söyledi.</p><p></p><p>KKM ile menkul kıymet tesisi düzenlemelerini uygulamadan kaldırdıklarını ve bankacılık sektörü üzerindeki zorunlu karşılık maliyetlerini önemli ölçüde düşürdüklerini kaydeden Karahan, sözlerini şöyle sürdürdü:</p><p></p><p>"TL mevduat payı, kredi büyümesi ve likidite yönetimi odaklı makroihtiyati araç setini sıkı parasal duruşumuzu desteklemek üzere uygulamaya devam ediyoruz. TL mevduat payını artırmayı hedefleyen düzenlemeleri finansal koşullara göre revize ederek uyguluyoruz. Kredi büyümesindeki dalgalanmaları yönetmek için büyüme sınırlarını kullanıyoruz. Son dönem jeopolitik gelişmeler sonrasında olduğu gibi aktif likidite yönetimi politikamız ile parasal aktarım mekanizmasını güçlendiriyoruz. Fiyat istikrarının tesisi ile birlikte bu düzenlemelerin bankaların bilanço yönetimi üzerindeki etkisinin azalmasını ve uygulamaların makrofinansal istikrarı koruyan bir nitelikte kullanılmalarını öngörüyoruz."</p><p></p><p>- "Küresel oynaklığın arttığı dönemlerde piyasalarımızın sağlıklı işleyişinin devam ettiğini görüyoruz"</p><p></p><p>Fatih Karahan, 2025'in ikinci yarısından itibaren belirgin şekilde hızlanan kredi büyümesinin son dönemde alınan tedbirlerin etkisiyle daha dengeli bir patikaya yöneldiğini aktararak, toplam kredi büyümesinin yüzde 35'li seviyelerden yüzde 26'ya gerilerken, TL ticari ve bireysel kredi büyümeleri de yüzde 50'li seviyelerden yüzde 40'ın altına indiği bilgisini verdi.</p><p></p><p>Bireysel kredilerde kompozisyonun daha dengeli hale geldiğini söyleyen Karahan, "İhtiyaç kredisi ve kredi kartı büyümeleri yavaşlarken, konut kredilerinin payı artıyor. Türk lirası mevduat tarafında da olumlu bir görünüm söz konusu. Küresel belirsizliklerin ve kıymetli maden fiyatlarındaki oynaklığın arttığı dönemlerde dahi yurt içi yerleşiklerin Türk lirası tercihinin büyük ölçüde korunduğunu görüyoruz." diye konuştu.</p><p></p><p>Karahan, nisandan itibaren Türk lirası mevduat payının yeniden yüzde 60'ın üzerine yükselirken, son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmeler sırasında yerleşiklerin Türk lirası talebinin güçlü seyrini sürdürdüğünü kaydederek, "Finansal piyasalar açısından baktığımızda ise küresel oynaklığın arttığı dönemlerde piyasalarımızın sağlıklı işleyişinin devam ettiğini görüyoruz. Bu süreçte geçmişte yurt dışı fonlama yapısında kısa vadeli oynaklıkları azaltmak amacıyla devreye aldığımız araçlar, finansal istikrarın korunmasına önemli katkı sağladı. Nitekim, yurt dışı finansman tarafında olumlu görünüm devam ediyor. Uzun vadeli dış kaynak girişlerinin devam etmesi bankacılık sektörünün dayanıklılığını teyit ediyor." ifadelerini kullandı.</p><p></p><p>Son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmelerin küresel ekonomi ve finansal piyasalar açısından önemli belirsizliklere neden olduğunu dile getiren Karahan, "Bugün geldiğimiz noktada, sahip olduğumuz politika araçları, güçlü rezerv pozisyonumuz ve makroekonomik dengelenme sayesinde dezenflasyon sürecinin devamı için gerekli koşulların korunduğunu değerlendiriyoruz. Merkez Bankası olarak fiyat istikrarını ve finansal istikrarı koruyacak şekilde tüm politika araçlarımızı kararlılıkla kullanmaya devam edeceğiz." diye konuştu.</p><p></p><p>Karahan, güçlü bankacılık sektörü ile düşük ve istikrarlı enflasyonun birbirini besleyen iki unsur olduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle tamamladı:</p><p></p><p>"Kalıcı fiyat istikrarı, daha yüksek tasarruf oranları, daha derin ve etkin bir finansal sistem, uzun vadeli dış finansman imkanları ve sürdürülebilir bir büyüme zemini anlamına gelmektedir. Son yıllarda farklı kaynaklardan gelen şoklara rağmen bankacılık sektörümüz güçlü sermaye yapısı, yüksek likiditesi ve sağlam bilançosu ile dayanıklılığını ortaya koymuştur. Dezenflasyon sürecinin başarıya ulaşmasıyla birlikte bankacılık sektörünün ülkemizin büyüme potansiyeline ve finansal derinleşmesine daha güçlü katkılar sunacağına inanıyoruz. Önümüzdeki dönemde de bankacılık sektörünün temsilcileriyle yakın diyalog içerisinde çalışmaya devam edeceğiz."</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Dezenflasyon süreci tekrar devam edecek ve yoluna girecektir"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/dezenflasyon-sureci-tekrar-devam-edecek-ve-yoluna-girecektir-4504/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/dezenflasyon-sureci-tekrar-devam-edecek-ve-yoluna-girecektir-4504/</id>
<published><![CDATA[2026-06-12T18:18:56+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-12T18:18:56+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_336202-031EDC-53A919-273CDB-891B71-060EB5.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, enflasyonun kalıcı şekilde tek haneye indirilmesi için maliye politikası ve yapısal reform ayağıyla en güçlü desteği vermeye devam edeceklerini belirterek, "Şoklara rağmen önemli olan ilerlemedir. Bizim için önemli olan gidişatın yönüdür. O anlamda baktığınız zaman birkaç aylık gecikmeyle dezenflasyon süreci tekrar devam edecek ve yoluna girecektir." dedi.</p><p></p><p>Şimşek, İstanbul Finans Merkezi'ndeki (İFM) Ziraat Kuleleri Oditoryumu'nda düzenlenen Türkiye Bankalar Birliği (TBB) 69. Genel Kurul Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, son yıllarda hem bankacılık sektörünün hem de Türk ekonomisinin çoklu şoklara karşı dirençli olduğunu ispat ettiğini söyledi.</p><p></p><p>Son 3 yıldır uyguladıkları program sayesinde sağlıklı politikaların uygulanmasının yanında tamponlar inşa ettiklerini, bunun tesadüf olmadığını dile getiren Şimşek, "Fiyat istikrarının sağlanması bizim için çok önemli. Çünkü nihai hedefimiz, sürdürülebilir yüksek büyüme ve bu büyümeyi daha adil bir şekilde dağıtmamızdır. Yani daha adil gelir dağılımı bizim nihai hedefimiz. Bu hedefe ulaşmada fiyat istikrarı en kritik bileşendir." diye konuştu.</p><p></p><p>Politika önceliklerinde, yaşanan gelişmelere göre bir değişim olmadığının altını çizen Şimşek, "Fiyat istikrarı programın esasını oluşturuyor. Bunu destekleyecek mali disiplinin sürdürülmesinde epey mesafe katettik. Mali disipline ilişkin bugün itibarıyla bir endişe yok. Deprem yaralarını sarıyoruz ve deprem harcamalarına rağmen mali disiplini bize benzer ülkelere göre çok güçlü bir şekilde tesis ettik. Şimdi bunun devamı önemli." ifadelerini kullandı.</p><p></p><p>Şimşek, cari açığın Türkiye için Osmanlı'dan beri kırılganlık kaynağı olduğunu kaydederek, son yıllarda yapısal olarak cari açıkta iyileşme yaşandığını, bunun konjonktürel değil yapısal olduğunu, altın hariç bakıldığında bu yapısal iyileşmenin daha net görüldüğünü söyledi.</p><p></p><p>Fiyat istikrarının kalıcı olarak sağlanması, mali disiplinin güçlendirilmesi ve sürdürülebilir cari dengenin tesis edilmesinde en kritik unsurun yapısal dönüşüm olduğunu vurgulayan Şimşek, bu alandaki değerlendirmelerini de paylaştı.</p><p></p><p>Şimşek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ve AK Parti hükümetinin önceliklerinin yatırım, istihdam, üretim ve ihracat olduğunu belirterek, yapısal dönüşümün odağında bu 4 amacın olduğunu bildirdi.</p><p></p><p>- "Birkaç aylık gecikmeyle dezenflasyon süreci devam edecek"</p><p></p><p>Bakan Şimşek, şokların dünyanın yeni normali haline geldiğine değinerek, fiyat istikrarına yönelik şu değerlendirmelerde bulundu:</p><p></p><p>"Enflasyonun kalıcı bir şekilde tek haneye indirilmesi için maliye politikası ve yapısal reform ayağıyla en güçlü desteği vermeye, bunları önceliklendirmeye devam edeceğiz. İnanıyorum ki biraz gecikse de bunu başaracağız. Şoklar dönem dönem gecikmelere sebep olabilir. Bu şoklar bizim kontrolümüzde değil. Bunlar elbette bir bahane de değil. Bu şoklara rağmen önemli olan ilerlemedir. Ben hep altını çizmişimdir. Mükemmeliyetçilik ilerlemenin önündeki en büyük engeldir. Bizim için önemli olan gidişatın yönüdür. O anlamda baktığınız zaman birkaç aylık gecikmeyle dezenflasyon süreci tekrar devam edecek ve yoluna girecektir."</p><p></p><p>Şimşek, AK Parti hükümetlerinin en önemli başarısının ekonomide bütçe disiplini olduğunu kaydederek, 2002 öncesinde oldukça yüksek seyreden bütçe açığı oranının AK Parti döneminde ortalama yüzde 3 civarında olduğunu söyledi.</p><p></p><p>- "Makro finansal istikrar ve programın sonuçları açısından endişeye mahal yok"</p><p></p><p>Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, geçen yıl bütçe açığının deprem kaynaklı yüksek harcamalara rağmen milli gelirin yüzde 3'ünün altına gerilemesinin, Türkiye ekonomisinin güçlü yönünü ortaya koyduğunu belirtti.</p><p></p><p>ABD/İsrail-İran savaşı sonrasında enerji fiyatlarında yaşanan sert artışın vatandaşlara yansımaması için eşel mobil sistemini devreye aldıklarını ifade eden Şimşek, bunun bütçede oluşturulan mali alan sayesinde mümkün olduğunu vurguladı.</p><p></p><p>Şimşek, "Son 3 ayda akaryakıtta ÖTV'yi neredeyse sıfırlamamıza rağmen bu sene bütçe açığı hedeflerini tutturacağız. Bu konuda bir endişeniz olmasın. Milli gelire oranla yüzde 3,5 bütçe açığı hedefimiz var. Çok büyük ihtimalle, eşel mobile rağmen, bundan daha iyi bir performansı ortaya koyacağız. Yani eşel mobil olmasa hedeflerin çok ötesinde bir başarı söz konusu olacaktı. Bu niye önemli? Çünkü şoklara karşı mali alan inşa ediyoruz." şeklinde konuştu.</p><p></p><p>Uzun vadede cari açığın milli gelire ortalamasının yüzde 3,3 olduğunu anımsatan Şimşek, "Yılı yüzde 3 veya altında cari açıkla kapatabiliriz. En büyük kırılganlık olarak görülen bu alanı bugün çok rahat yönetilebilir görüyorum. Bu nedenle makro finansal istikrar ve programın sonuçları açısından endişeye mahal yok." dedi.</p><p></p><p>Şimşek, 2026 başından bu yana yıllıklandırılmış olarak bakıldığında dış ticaret açığında ciddi bir bozulma olmadığının altını çizerek, şu ifadeleri kullandı:</p><p></p><p>"Doğru politika tepkisini veriyoruz. Büyük petrol şokuna rağmen, aralık ayından bu yana yıllık dış ticaret açığındaki bozulma 1,5 milyar doların altında kaldı. Daha da önemlisi, turizmde ve diğer kritik alanlarda ciddi bir bozulma yaşanmadı. Şokun ardından çeşitli endişeler vardı ancak bu endişelerin gerçekleşmediğini gördük. Bu durum reel sektörümüzün, ihracatçılarımızın, bankacılık sistemimizin aslında bu gibi şoklara karşı doğru tepkiyi verme yeteneğine sahip olduğunu ortaya koyuyor. Yani hem uygulanan politika boyutuyla hem de bütün aktörler boyutuyla doğru tepkiyi verdik."</p><p></p><p>- "(Rezervlerde) Endişeye mahal yok"</p><p></p><p>Bakan Şimşek, Türkiye'nin yıllık brüt dış finansman ihtiyacının milli gelire oranla uzun vadeli ortalamasının yüzde 20 olduğunu belirterek, şunları kaydetti:</p><p></p><p>"Bu sene bu savaş olmasaydı brüt dış finansman ihtiyacının milli gelire oranı yüzde 15'in altına düşecekti. Savaşa rağmen bu oranın yüzde 17 olarak gerçekleşmesini öngörüyoruz. Bu son derece yönetilebilir bir seviyedir. Uzun yıllar boyunca milli gelirin yaklaşık yüzde 20'sine karşılık gelen brüt dış finansman ihtiyacını yönetmiş bir ülke, yüzde 17'lik bir oranı rahat yönetir. Benzer şekilde, Türkiye'nin brüt dış borç stokunun milli gelire oranının uzun vadeli ortalaması yaklaşık yüzde 44 seviyesindedir. Buna karşın, bu yıl savaş kaynaklı şoklara ve cari açıktaki artışa rağmen söz konusu oranın yüzde 32 civarında gerçekleşmesini bekliyoruz. Bu seviye hem tarihsel ortalamalarımızın belirgin şekilde altında hem de birçok gelişmekte olan ülkeye kıyasla oldukça makul bir düzeydedir."</p><p></p><p>Şimşek, rezervlerde yaşanan iyileşmeye de işaret ederek, savaşın etkisiyle bir miktar çıkışlar olduğunu söyledi.</p><p></p><p>Bakan Şimşek, "Rezerv konusunda bir hususun altını çizmek istiyorum. Rezervlerin önemli bir kısmı altın cinsinden ve maalesef bu dönemde altın fiyatlarındaki gerilemenin olumsuz etkilerini yaşadık. Savaş sonrası dönemde rezervdeki düşüşün neredeyse yüzde 40'ına yakını altın fiyat değişiminden kaynaklanıyor. Dolayısıyla geçmiş şoklara oranla burada da endişeye mahal yok." diye konuştu.</p><p></p><p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, uygulamakta oldukları programa değinerek "Program, sadece para politikasından ibaret değil, çok daha kapsamlı bir dönüşüm perspektifine dayanıyor. Örneğin sosyal konut politikası, kira enflasyonu ile mücadelede en kritik arz yönlü müdahaledir. Maliye politikası olarak en güçlü desteği oraya veriyoruz." dedi.</p><p></p><p>Son dönemde reel olarak karlılıkta bir miktar düşüş yaşandığını ancak bu durumun geçici olduğunu dile getiren Şimşek, bu durumda sıkı para politikası ve makro ihtiyati çerçevenin etkisinin bulunduğunu anlattı.</p><p></p><p>Şimşek, "Ben inanıyorum ki bankacılık sektörümüzün önünde çok ciddi fırsatlar var. Onun için bu geçici bir dönem. Bankacılık sektörüne makroekonomik istikrar programına verdikleri destek için teşekkür ediyorum." diye konuştu.</p><p></p><p>Kredilerde KOBİ'lerin payının son dönemde arttığını kaydeden Şimşek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p><p></p><p>“Program öncesindeki 15 yıllık döneme baktığınızda, KOBİ'lerin toplam krediler içindeki payının yüzde 24,5-25 seviyelerinde olduğunu görürsünüz. Bugün bu oran yaklaşık yüzde 27'ye yükselmiş durumda. Yani KOBİ'lerin kredilerden aldığı pay artmış. Benzer şekilde, ihracat kredilerinin toplam krediler içindeki payı yüzde 6 civarındayken bugün yüzde 11'in üzerine çıkmış durumda. Başka bir ifadeyle, neredeyse iki katına ulaşmış. Bu dönemde, "Yatırımlara kredi verilmiyor, yatırım yapılamaz hale geldi" diyenler de olmuş olabilir. Oysa son üç yılda yatırım kredilerinin toplam krediler içindeki payı da artış gösterdi. Sınırlı olmakla birlikte, yüzde 7,5 seviyesinden yüzde 8,3 seviyesine yükseldi. Dolayısıyla kredi kaynaklarının yönüne baktığımızda, finansmanın KOBİ'lere, ihracata ve yatırımlara aktarıldığını görüyoruz. Bizim için önemli ve değerli olan da budur.</p><p></p><p>- "Hane halkının nette döviz satması makro finansal istikrarın devamına olan inancı gösteriyor"</p><p></p><p>Bakan Şimşek, son dönemde yaşanan şoklara ve savaşın yarattığı belirsizliklere rağmen hane halkının döviz talebini artırmak yerine piyasaya döviz arz ettiğine dikkat çekerek, "Hane halkı savaşın başından bu yana nette 1,8 milyar dolar döviz sattı. Bu tablo, vatandaşlarımızın makro finansal istikrarın devamına olan inancı açık şekilde ortaya koyuyor. Bu aynı zamanda programın kazandığı kredibilitenin de bir göstergesi. Belli kanallar üzerinden yoğun bir kötümserlik pompalanmasına rağmen vatandaşlarımızın tercihleri farklı bir tabloya işaret ediyor." değerlendirmesinde bulundu.</p><p></p><p>Öncelik verdikleri dönüşüm alanlarına değinen Şimşek, sanayide dönüşümün kendileri için kritik olduğunu, "Artık düşük ücretler üzerine küresel bir yarışta olmak istemiyoruz. Katma değeri ve rekabet gücü yüksek alanlarda atağa kalkmak için Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın sanayi politikası inisiyatifleri var ve sonuç alıyoruz, ilerleme var." ifadelerini kullandı.</p><p></p><p>Şimşek, savunma sanayisindeki başarının diğer sektörlere sirayet edeceğini kaydederek, Türk sanayisinin bir dönüşüm sürecinden geçtiğini, bu dönüşümün bünyeyi güçlendireceğini bildirdi.</p><p></p><p>Bakan Şimşek, üretim üslerinin demir yollarıyla limanlara bağlanmasına öncelik verdiklerini kaydederek, piyasalar çok üzerinde durmasa da Terörsüz Türkiye sürecinin Türkiye açısından muazzam fırsatlar içeren çok kritik bir alan olduğunu vurguladı.</p><p></p><p>Terörsüz Türkiye sürecinin ülkenin barışına, refahına ve istikrarına sağlayacağı katkılardan bahseden Şimşek, Türkiye'nin bu alanda sağlayacağı başarının bölge ülkelerine de örnek olacağını söyledi.</p><p></p><p>- "(Transit ticarette kurumlar vergisi istisnası) Bundan daha güçlü bir teşvik olamaz"</p><p></p><p>Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edilen ve hayata geçirilen son uygulamalardan bahsederek, İstanbul Finans Merkezi'ne yönelik getirdikleri istisnaları ve teşvikleri anlattı.</p><p></p><p>Transit ticarette kurumlar vergisi istisnası getirdiklerini anımsatan Şimşek, "Türkiye'yi aslında Singapur, Hong Kong ve Hollanda gibi bu alanda oldukça rekabetçi ticaret merkezleriyle vergi açısından rekabet edebilir bir noktaya taşıdık. Bundan daha güçlü bir teşvik olamaz. Bu konuda sizlerin (bankacıların) biraz çaba göstermenizde fayda var." dedi.</p><p></p><p>Şimşek, sanayi ve tarım sektörlerinde üretim yapan şirketler için kurumlar vergisi oranının yüzde 12,5'e düşürüldüğünü hatırlatarak, "Çünkü Türkiye'ye daha fazla doğrudan yatırım çekmek istiyoruz. Üretim kapasitemizi artırmak, sanayimizi güçlendirmek ve ülkemizin geleceğini daha sağlam temeller üzerine inşa etmek istiyoruz. Bu doğrultuda hem yurt içindeki yatırımları teşvik etmek hem de küresel yatırımcıların Türkiye'yi daha güçlü bir yatırım üssü olarak görmesini sağlamak amacıyla imalat sanayinde kurumlar vergisi oranını yüzde 12,5'e indirdik." ifadelerini kullandı.</p><p></p><p>Şimşek, yurt dışından getirilen kaynağı teşvik ettiklerini belirterek, "Ama o kaynağı Türkiye'de bir faaliyette kullanır, Türkiye'den bir gelir elde edersen zaten vergiye tabi olacak." şeklinde konuştu.</p><p></p><p>- "Refahı kalıcı olarak artıracak bir program uyguluyoruz"</p><p></p><p>Bakan Şimşek, dünyada savaşın getirdiği belirsizlik, ticaret savaşlarının yol açtığı parçalanmışlık, rekabetin neden olduğu zorlukların bulunduğunu belirterek, şöyle devam etti:</p><p></p><p>"Türkiye'yi küresel katma değer zincirlerinde daha üst basamaklara taşıyacak, daha nitelikli üretim, daha yüksek verimlilik ve daha kaliteli istihdamla refahı kalıcı olarak artıracak bir program uyguluyoruz. Bu program yalnızca para politikasından ibaret değildir; çok daha kapsamlı bir dönüşüm perspektifine dayanıyor. Örneğin sosyal konut politikası, kira enflasyonuyla mücadelede en kritik arz yönlü müdahaledir. Bu nedenle maliye politikası tarafında en güçlü desteği bu alana veriyoruz."</p><p></p><p>Şimşek, gıda arzı noktasında da ülkenin dört köşesinde organize tarım bölgeleri kurduklarını, örtü altı üretimi artırmak için muazzam bir destek verdiklerini, gıda kayıp oranını azaltmak için çalışmalar yaptıklarını, arzı artırmak için önemli çalışmalar içinde bulunduklarını anlattı.</p><p></p><p>Son dönemde uygulanan tedbirlere değinen Şimşek, şu açıklamalarda bulundu:</p><p></p><p>"Uygulamaya koyduğumuz son paket, sermaye piyasalarının gelişmesine dolaylı, bankacılık sektörünün büyümesine ise doğrudan katkı sağlayacaktır. Etkisi yalnızca finans sektörüyle sınırlı kalmayacak; taksici esnafımızdan restoran işletmecisine kadar ekonominin tüm kesimlerine yansıyacaktır. Küresel sermayenin bireyler ve şirketler aracılığıyla Türkiye'ye yöneldiğini düşünün. Böyle bir ortamda finans sektörümüz hem büyüyecek hem de derinleşecektir. Asıl hedefimiz de budur. Bu sayede gelecekte benzer şoklarla karşılaştığımızda rezervleri sürekli tartışan değil, finansal gücü ve derinliğiyle öne çıkan bir ülke konumuna geleceğiz. Ancak bunun için hepimizin ortak çaba göstermesi gerekiyor. Bu vesileyle Türkiye Bankalar Birliği'ne ve tüm üye bankalarımıza da bu alanda daha fazla katkı sunmaları yönündeki çağrımı yinelemek istiyorum."</p><p></p><p>- "Amacımız kaynakların sistemin içerisine girmesi"</p><p></p><p>Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, Mali Eylem Görev Gücü'nün (FATF) standartlarının bulunduğuna işaret ederek, yapılan düzenlemelerin bu ilkelere uygun olduğunu vurguladı.</p><p></p><p>Bu düzenlemenin amacı belli olduğunu ve belirli koşullarda vergi istisnası getirdiğini kaydeden Şimşek, şu ifadeleri kullandı:</p><p></p><p>"Bu düzenleme, kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadele konusunda herhangi bir muafiyet ya da kanunlara karşı bir istisna öngörmüyor. Esasen bu durum tanım gereği zaten böyledir; ancak herhangi bir tereddüde mahal vermemek adına bunu kanun metnine de açıkça yazdık. Dolayısıyla bu konuda farklı yorumlar üzerinden istismar alanı oluşturmaya çalışanlar boşuna çaba gösteriyor. Buradaki temel amaç, kaynakların sisteme kazandırılmasıdır. Eğer bu kaynaklar sisteme girip sermayeye eklenirse herhangi bir vergi alınmıyor. Ya da sistem içerisinde uzun süre tutulursa uygulanacak vergi oranı buna göre kademeli olarak şekilleniyor. Ancak sadece kayıt altına alıp daha sonra yeniden sistem dışına çıkarmayı tercih edenler için ilgili vergi yükümlülükleri devreye giriyor. Dolayısıyla burada istismar edilebilecek bir alan söz konusu değil. Bizim amacımız, kaynakların sisteme dahil olması, Türkiye'ye gelmesi ve ekonomimizin büyümesine ve güçlenmesine katkı sağlamasıdır."</p><p></p><p>ABD/İsrail ile İran arasındaki savaşın bitmesi ve petrolün düşmesiyle dezenflasyonun güçleneceğini, cari açık probleminin konuşulmayacağını kaydeden Şimşek, mayısta çalışma günü başına düşen ihracatın geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 18 arttığını, tüm olumsuzluklara rağmen Türkiye'de üretimin devam ettiğini, bunun ülke için önemli bir avantaj olduğunu söyledi.</p><p></p><p>Şimşek, bölgenin yeniden imarı noktasında Türkiye'nin sağlayacağı katkılardan bahsederek, yeni ulaşım koridorlarında da Türkiye'nin istifade edeceğini anlattı.</p><p></p><p>Sanayinin geleceği hakkında bankacıların da sanayicilerin de endişe etmemesi gerektiğini dile getiren Şimşek, programın olumlu sonuçlarının ileride görüleceğinin altını çizdi.</p><p></p><p>Şimşek, "Önümüzdeki 10 yıl içerisinde, bankacılarımıza söylüyorum, inşaat sektörüyle ilgili de çok fazla kaygılanmayın. Şu anda belki eldeki gayrimenkulleri satmakta biraz zorlanıyorsunuz ama bakın önümüzdeki 10 yıl içerisinde yakın coğrafyamızda en az 1 trilyon dolarlık yeniden inşa gerekecek. İnşaat şirketlerimiz dünya liginde ön sıralarda. Dolayısıyla burada da hem fırsatlar var hem de sektörümüzün geleceği." diye konuştu.</p><p></p><p>- "Gerçekten büyük bir potansiyelimiz var"</p><p></p><p>Bakan Şimşek, Türkiye'nin hem ulaşım koridorlarında hem de enerjide çok önemli bir merkez ve üs olduğunu kaydederek, sözlerini şöyle tamamladı:</p><p></p><p>"Dolayısıyla bankacılar olarak biliyorum bu belirsizliği en çok siz hissediyorsunuz. Programın etkileri burada da hissediliyor. Makro ihtiyati tedbirler ve finansal koşullar sıkılaşınca herkes gibi reel sektör de finans sektörü de zorlanıyor. Ama bunlar geçicidir. Önemli olan orta-uzun vadeli gidişat. Orta-uzun vadeli bakacaksanız, ülkemizle ilgili kötümser olmanız için çok sebep bulamıyorum. Az önce de değindim, gerçekten büyük bir potansiyelimiz var. Bu bir teorik potansiyel değil. Bunu hayata geçiriyoruz. Yani dönüşüm başlamış durumda. Sadece konuşmuyoruz, teorik şeylerden bahsetmiyoruz. Gerçekten de bu yönde büyük bir ilerleme var. Bunları fırsata dönüştürmek için bizler de adım atıyoruz. Sizler de inanıyorum ki bu süreçlere de destek vermeye devam edeceksiniz ve hep birlikte sürdürülebilir yüksek büyümeye doğru yol alacağız. Bankacılık sektörü sürdürülebilir büyüme açısından çok kritik bir bileşen. Sektörün sağlığı ve dayanıklılığı bizim için çok değerli ve önemli. Reel sektör, finans sektörü ve politika yapıcıları olarak birlikte bir ekip ruhuyla ülkemizi daha ileri taşıyacağız, sektörlerimizi daha da geliştireceğiz, büyüteceğiz."</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Faiz tek başına enflasyonu düşüremez"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/faiz-tek-basina-enflasyonu-dusuremez-3381/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/faiz-tek-basina-enflasyonu-dusuremez-3381/</id>
<published><![CDATA[2026-06-12T02:03:06+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-12T02:03:06+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_39F7C8-EEDF33-243BF9-E75BDD-922FB3-4AE525.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türkiye'de 2023 yılının ortasında devreye alınan dezenflasyon programı, yüksek enflasyonla mücadelede beklenen sonucu vermekte zorlanıyor. Ekonomist Mahfi Eğilmez, son değerlendirmesinde uygulanan ekonomik programın yalnızca faiz politikalarına dayanmasının yeterli olmadığını belirterek, kalıcı fiyat istikrarı için güven ortamının yeniden tesis edilmesi gerektiğini vurguladı.</p><p>Eğilmez, programın temel hedefinin uzun yıllar sürdürülen negatif reel faiz uygulamasından vazgeçilerek faizlerin enflasyonun üzerine çıkarılması olduğunu hatırlattı. Kur artışlarının kontrol altında tutulmasının da programın önemli ayaklarından biri olduğunu ifade eden Eğilmez, buna rağmen enflasyondaki düşüşün sınırlı kaldığına dikkat çekti.</p><p>Verilere işaret eden Eğilmez, programın başladığı 2023 Haziran ayında yıllık enflasyonun yüzde 38,21 seviyesinde bulunduğunu, bugün ise yüzde 32,61'e gerilediğini belirterek üç yıllık süreçte hedeflenen ölçüde bir iyileşme sağlanamadığını söyledi.</p><p></p><p>Türkiye enflasyonda üst sıralarda</p><p></p><p>Küresel enflasyon liginde Türkiye'nin halen dünyanın en yüksek enflasyona sahip ülkeleri arasında bulunduğunu vurgulayan Eğilmez, Venezuela, Güney Sudan ve İran'ın ardından Türkiye'nin dördüncü sırada yer aldığını ifade etti. Uzun yıllar boyunca yüksek enflasyonuyla gündeme gelen Arjantin'in ise ilk kez Türkiye'nin gerisinde kaldığına dikkat çekti.</p><p>Son dönemde enerji fiyatlarında yaşanan yükselişin ve küresel jeopolitik gerilimlerin enflasyon üzerindeki baskıyı artırdığını belirten Eğilmez, ancak bu tür gelişmelerin artık olağanüstü değil, küresel ekonominin yeni gerçekliği haline geldiğini söyledi.</p><p></p><p>Asıl sorun enflasyon direnci</p><p></p><p>Eğilmez'e göre enflasyonla mücadelede karşılaşılan en büyük engel, toplum ve piyasalardaki olumsuz beklentiler. Geleceğe yönelik güvenin zayıf kalmasının fiyatlama davranışlarını bozduğunu belirten deneyimli ekonomist, piyasa aktörlerinin enflasyonda kalıcı düşüş beklemediğini hem beklenti anketlerinin hem de Hazine'nin borçlanma ihalelerinin ortaya koyduğunu ifade etti.</p><p>Bu nedenle yalnızca para politikası araçlarına odaklanmanın yetersiz kalacağını savunan Eğilmez, yatırımların artması ve uzun vadeli sermaye girişinin sağlanabilmesi için hukuk, ekonomi ve siyasi alanda güven artırıcı reformların hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.</p><p></p><p>TCMB'ye faiz mesajı</p><p></p><p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın mevcut faiz politikasını da değerlendiren Eğilmez, ilan edilen politika faizinin yüzde 37 olmasına rağmen fiili fonlamanın yüzde 40 seviyesinden gerçekleştirildiğine dikkat çekti.</p><p>Bu durumun iletişim açısından karmaşa yarattığını belirten Eğilmez, politika faizinin yüzde 40'a yükseltilerek yeniden haftalık repo fonlamasına dönülmesinin daha sağlıklı bir adım olacağını ifade etti. Bunun teknik olarak faiz artırımı anlamına geleceğini ancak fiili sıkılaştırma yaratmayacağını kaydetti.</p><p>Öte yandan mevcut koşullarda yeni bir faiz artışının doğru olmayacağını savunan Eğilmez, enflasyondaki yükselişte enerji maliyetlerinin belirleyici rol oynadığını, bu nedenle aşırı faiz artışlarının maliyet baskısını daha da artırabileceğini dile getirdi.</p><p></p><p>Güven olmadan dezenflasyon olmaz</p><p></p><p>Mahfi Eğilmez, enflasyonla mücadelenin yalnızca faiz ve vergi düzenlemeleriyle başarıya ulaşamayacağını vurgulayarak, kalıcı fiyat istikrarının temel şartının güven ortamı olduğunu söyledi.</p><p>Türkiye'nin yapısal reformları geciktirmesi halinde uzun vadeli doğrudan yatırımlar yerine kısa vadeli sermaye girişlerine bağımlı kalacağını belirten Eğilmez, yüksek faizle çekilen sıcak paranın ekonomik kırılganlıkları artırabileceği uyarısında bulundu.</p><p>Eğilmez'e göre gerçek anlamda dezenflasyon süreci ancak ekonomik ve kurumsal güven yeniden inşa edildiğinde mümkün olacak.</p><p></p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">BCG'nin "Global Principle Investors Report 2026" yayınlandı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bcgnin-global-principle-investors-report-2026-yayinlandi-1830/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bcgnin-global-principle-investors-report-2026-yayinlandi-1830/</id>
<published><![CDATA[2026-06-11T09:16:13+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-11T09:16:13+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_44C925-10500B-947790-F849C2-428737-59290C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Rapora göre bu devasa büyümenin arkasında, emtia gelirleri ve mali fazlaların desteklediği sermaye birikimi, beklenenden güçlü piyasa getirileri ve hızla kurulan yeni yatırım mekanizmaları yer alıyor. Küresel ölçekte yalnızca 2025 yılında 10 yeni egemen varlık fonunun faaliyete geçmesi bu ivmeyi tescilliyor. Ancak dönüşüm sadece niceliksel değil; ana yatırımcılar artık sermayelerini sadece üçüncü taraf fon yöneticilerine (GP) emanet eden pasif ortaklar olmaktan çıkıp, kendi iç yetkinliklerini ve operasyonel ekiplerini kuran dinamik, aktif yatırımcılara evriliyor.</p><p>“Türkiye için fırsat doğru ortaklık modellerinde”</p><p>Bu dönüşümün Türkiye açısından önemli fırsatlar barındırdığını belirten BCG Yönetici Ortağı ve Türkiye Ofisi Lideri Emir Pandır şunları söyledi:</p><p>“Küresel ekonomide 2020’deki COVID şokundan bu yana süregelen yüksek belirsizlik endeksi, jeopolitik gerilimlerle kalıcı bir kırılganlığa dönüştü. Bu ortamda ‘Principal Investors’ olarak tanımlanan varlık fonları, emeklilik fonları ve aile ofisleri gibi büyük sermaye sahipleri yalnızca yatırımcı değil, küresel sermaye akımlarını şekillendiren aktörler haline geliyor. Az sayıda kurumun varlık dağılım kararları bugün birçok ülkenin yatırım çekme kapasitesini doğrudan etkileyebiliyor. Türkiye açısından fırsat yalnızca yatırım çekmek değil; enerji dönüşümü, dijital altyapı ve ihracat odaklı büyüme alanlarında bu yatırımcılarla uzun vadeli ortaklıklar geliştirebilmekte.”</p><p>Türkiye’de son yirmi yılda uluslararası doğrudan yatırımlar, kamu-özel iş birliği projeleri ve gelişen sermaye piyasaları sayesinde uzun vadeli sermaye ile çalışma konusunda önemli bir deneyim oluştu. ‘Principal Investor’ların giderek daha fazla ortak yatırım, doğrudan yatırım ve yatırım platformları üzerinden gerçekleştirilen uzun vadeli ortaklıklara yönelmesi, Türkiye açısından finansman erişiminden çok stratejik ortaklıkların önem kazandığı yeni bir döneme işaret ediyor. Bu çerçevede, yerli ve uluslararası uzun vadeli yatırımcıları ortak büyüme temaları etrafında buluşturabilecek yatırım platformlarının geliştirilmesi önümüzdeki dönemin kritik başlıklarından biri olarak öne çıkıyor.</p><p>Dev fonlar artık altyapı projelerine, orta ölçekli büyüme fırsatlarına ve ikincil piyasalara yöneliyor</p><p>Küresel piyasalarda uzayan yatırım süreleri ve yavaşlayan geri dönüşlerin yarattığı likidite baskıları, bu dev fonları daha seçici olmaya zorluyor. Bu doğrultuda ana yatırımcılar, organizasyon yapılarını ve teşvik modellerini (doğrudan yatırımlarda kâr payı/carry benzeri yapılar dahil) yeniden tasarlayarak doğrudan altyapı projelerine, orta ölçekli büyüme fırsatlarına ve ikincil piyasalara yöneliyor. Yapay zekâ (AI) ise raporda hem milyar dolarlık bir yatırım teması hem de portföy değerini artıracak kritik bir operasyonel yetkinlik olarak en ön sırada yer alıyor.</p><p>Türkiye'de büyüyen servet tabanı, yatırım ekosistemini destekliyor</p><p>BCG'nin kısa süre önce yayımladığı Global Wealth Report 2026’da da Türkiye'nin uzun vadeli yatırımcı ekosistemini destekleyebilecek güçlü bir yerel sermaye tabanına işaret edildi. Rapora göre Türkiye, 2025-2030 döneminde 250 bin dolar ve üzeri finansal varlık segmentinde dünyanın en hızlı büyüyen pazarları arasında yer alıyor. Bu segmentte yaklaşık yüzde 12 yıllık bileşik büyüme oranı ve 250 milyar dolarlık ek büyüme potansiyeli öngörülüyor.</p><p>Bu büyümenin; aile ofisleri, kurumsal yatırımcılar ve portföy yönetimi ekosisteminin gelişimini desteklerken, Türkiye'nin uluslararası ‘principal investor’lar için daha güçlü bir ortak yatırım ve sermaye platformu haline gelmesine katkı sağlaması bekleniyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Eleştiri özgürlüğü olmazsa ekonomik gelişme olmaz</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/elestiri-ozgurlugu-olmazsa-ekonomik-gelisme-olmaz-4835/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/elestiri-ozgurlugu-olmazsa-ekonomik-gelisme-olmaz-4835/</id>
<published><![CDATA[2026-06-10T02:38:35+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-10T02:38:35+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_428746-982DC1-CDD7BE-71A0EC-7DDC7C-BE3023.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ekonomist Mahfi Eğilmez, "Eleştiri Korkusu" başlıklı değerlendirmesinde özgürlük ile güvenlik arasındaki ilişkinin yalnızca siyasi değil, ekonomik sonuçlar da doğurduğunu belirterek, eleştiri kültürünün zayıfladığı toplumlarda gelişmenin ve kurumsal ilerlemenin sekteye uğradığını vurguladı.</p><p>Eğilmez'e göre özgürlük, bireylerin düşüncelerini baskı altında kalmadan ifade edebilmesi, sorgulayabilmesi ve karar alma süreçlerine katılabilmesi anlamına geliyor. Bu durum yalnızca bireysel hakların korunmasını değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal gelişimin sürdürülebilirliğini de doğrudan etkiliyor.</p><p>Özgürlüğün en önemli unsurlarından birinin eleştiri hakkı olduğuna dikkat çeken Eğilmez, eleştirinin bireyler, kurumlar ve yöneticiler açısından bir denetim mekanizması işlevi gördüğünü ifade etti. Hataların ortaya çıkarılması, eksikliklerin giderilmesi ve daha doğru politikaların geliştirilmesinde eleştirinin belirleyici rol oynadığını belirten Eğilmez, sağlıklı bir eleştiri kültürünün yalnızca eleştireni değil, eleştirilen tarafı da geliştirdiğini kaydetti.</p><p></p><p>Otosansür ekonomiyi de etkiliyor</p><p></p><p>Eğilmez, tarih boyunca birçok yönetimin eleştiriyi bir gelişim fırsatı yerine tehdit olarak algıladığını belirterek, bunun zamanla bireylerin düşüncelerini açıklamaktan kaçınmasına yol açtığını söyledi.</p><p>Eleştiriye yönelik baskının her zaman doğrudan yasaklarla ortaya çıkmadığını ifade eden Eğilmez, hukuki kaygılar, mesleki endişeler ve toplumsal baskıların da insanların sessiz kalmasına neden olabileceğini dile getirdi. Bu durumun zamanla otosansür mekanizmasını güçlendirdiğini belirten Eğilmez, insanların herhangi bir açık yasak olmadan kendi düşüncelerini filtrelemeye başlamasının toplumun düşünsel üretim kapasitesini zayıflattığını vurguladı.</p><p>Uzmanlara göre eleştiri kültürünün gerilemesi yalnızca siyasi alanı değil, ekonomik karar alma süreçlerini de etkiliyor. Farklı görüşlerin dile getirilemediği ortamlarda risklerin doğru analiz edilmesi zorlaşırken, politika yapıcıların hataları zamanında görmesi de güçleşiyor.</p><p></p><p>Özgürlük ve güvenlik arasında denge vurgusu</p><p></p><p>Kamuoyunda sıkça tartışılan "özgürlük mü, güvenlik mi?" sorusuna da değinen Eğilmez, bu iki kavramın birbirinin alternatifi olarak görülmemesi gerektiğini savundu.</p><p>Güvenliğin olmadığı bir ortamda özgürlüklerin kırılgan hale gelebileceğini belirten Eğilmez, özgürlüğün olmadığı bir düzende ise güvenliğin zamanla kontrol mekanizmasına dönüşme riski taşıdığını ifade etti. Bu nedenle modern toplumların görevinin iki değerden birini seçmek değil, ikisini birlikte koruyacak kurumsal yapıları güçlendirmek olduğunu söyledi.</p><p></p><p>Farklı düşünceler gelişimin motorudur</p><p></p><p>Yazısının sonunda özgürlüğün yalnızca devletlerin tanıdığı bir hak olmadığını, aynı zamanda bireylerin sahip çıkması gereken bir sorumluluk olduğunu vurgulayan Eğilmez, eleştirebilme ve sorgulayabilme yetisinin özgürlüğün en somut göstergesi olduğunu belirtti.</p><p>Eğilmez'e göre güçlü toplumlar, herkesin aynı fikirde olduğu toplumlar değil; farklı görüşlerin korkmadan ifade edilebildiği, eleştirinin tehdit değil gelişim aracı olarak görüldüğü toplumlar olarak öne çıkıyor. Uzmanlar da ekonomik kalkınmanın sürdürülebilirliği açısından ifade özgürlüğü, kurumsal şeffaflık ve eleştiri kültürünün birbirini tamamlayan unsurlar olduğuna dikkat çekiyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Nitelik kaybediyor vasatlık kazanıyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/nitelik-kaybediyor-vasatlik-kazaniyor-1578/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/nitelik-kaybediyor-vasatlik-kazaniyor-1578/</id>
<published><![CDATA[2026-06-09T02:56:46+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-09T02:56:46+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_F54F85-1D127E-925BBB-C05DDF-D64806-DF25B2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ekonomist Mahfi Eğilmez, yüzyıllardır ekonomi literatüründe yer alan Gresham Yasası'nın günümüzde yalnızca para piyasalarını açıklamakla kalmadığını, sosyal ve kurumsal yaşamda da benzer bir mekanizmanın işlediğini belirtti. Eğilmez, niteliksiz olanın nitelikli olanı geri plana ittiği bir düzenin hem ekonomik hem de toplumsal gelişimi tehdit ettiğine dikkat çekti.</p><p>16’ncı yüzyılda İngiltere’de ortaya konulan Gresham Yasası, aynı nominal değere sahip iki paradan daha değerli olanın dolaşımdan çekilmesini ve daha düşük değerde olanın piyasaya hakim olmasını ifade ediyor. Ancak Eğilmez’e göre günümüz dünyasında bu kavram, para ekonomisinin ötesine taşınarak toplumsal ilişkileri açıklayan güçlü bir metafora dönüşmüş durumda.</p><p>Sosyal medya, iş dünyası ve akademik çevrelerde gözlenen eğilimlerin bu dönüşümü açıkça ortaya koyduğunu belirten Eğilmez, uzun emek ve araştırma gerektiren nitelikli çalışmaların sınırlı kitlelere ulaşırken, doğruluğu tartışmalı ve sansasyonel içeriklerin milyonlarca kişiye erişebildiğine işaret etti. Böylece içerikten çok görünürlüğün, bilgiden çok gürültünün ön plana çıktığı bir düzen oluştuğunu vurguladı.</p><p>Eğilmez’e göre benzer bir tablo kurumlarda da yaşanıyor. Liyakat yerine yakınlık ilişkilerinin, performans yerine sadakatin ödüllendirildiği yapılarda başarılı ve üretken bireyler zamanla sistemin dışına itiliyor. Bu süreçte vasatlık istisna olmaktan çıkıp kurumsal kültürün temel unsuru haline geliyor.</p><p>Kuralların zayıfladığı, şeffaflığın ve hesap verebilirliğin gerilediği ortamlarda bu eğilimin daha da hızlandığını belirten Eğilmez, nitelikli insanların ya sistemden uzaklaştığını ya da sessiz kalmayı tercih ettiğini ifade etti. Ona göre iyi olan tamamen ortadan kaybolmuyor; ancak tıpkı değerli altın paraların dolaşımdan çekilmesi gibi görünürlüğünü kaybediyor.</p><p>Ekonomik kalkınmanın yalnızca büyüme rakamlarıyla ölçülemeyeceğini vurgulayan Eğilmez, sürdürülebilir gelişim için güvenilir kurumların, liyakatin ve bilginin desteklenmesi gerektiğini belirtti. Güvenilir paranın ekonomide güveni tesis ettiği gibi, dürüstlük ve liyakatin de toplumsal yaşamın temel taşı olduğunu kaydetti.</p><p>Eğilmez, toplumların gerçek zenginliğinin yalnızca ürettikleri servetle değil, kaliteli insan kaynağını, bilgiyi ve dürüstlüğü sistem içinde görünür ve etkili tutabilme becerileriyle ölçüldüğünü ifade ederek, “Liyakatin görünmez hale geldiği toplumlar güç kaybeder” değerlendirmesinde bulundu.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Emtia piyasalarını ABD'nin istihdam verisi negatif etkiledi</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/emtia-piyasalarini-abdnin-istihdam-verisi-negatif-etkiledi-677/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/emtia-piyasalarini-abdnin-istihdam-verisi-negatif-etkiledi-677/</id>
<published><![CDATA[2026-06-07T11:24:19+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-07T11:24:19+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_50BFC4-B921F1-A6C026-6439CA-E883D6-356544.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Küresel piyasalarda, ABD'de güçlü gelen istihdam verisinin ardından tahvil faizlerindeki yükseliş ve dolar endeksindeki güçlenme risk iştahını baskılarken, emtia piyasalarında geniş tabanlı satış eğilimi öne çıktı.</p><p></p><p>ABD mayıs ayı tarım dışı istihdam verisi 172 bin ile piyasa beklentilerinin üzerinde geldi. Söz konusu verinin ardından Fed'in faiz indirimlerinde daha temkinli hareket edebileceğine yönelik fiyatlamalar güçlendi, dolar endeksi yukarı yönlü hareket etti ve ABD 10 yıllık tahvil getirileri yüzde 4,5 seviyesinin üzerine çıktı.</p><p></p><p>Güçlü istihdam verisi, ABD ekonomisinin yüksek faiz ortamına rağmen dirençli kalmayı sürdürdüğüne işaret ederken, para politikasında gevşeme beklentilerini öteledi. Bu görünüm, değerli metaller başta olmak üzere dolar cinsinden fiyatlanan emtialar üzerinde baskı oluşturdu.</p><p></p><p>Öte yandan, ABD-İran hattında müzakere sürecine ilişkin belirsizlikler piyasalardaki temkinli seyri beraberinde getirdi. Hürmüz Boğazı üzerinden geçen enerji arzına yönelik risk algısı, petrol fiyatlarını desteklerken aynı zamanda enerji maliyetleri kanalıyla küresel enflasyon görünümüne ilişkin endişeleri artırdı.</p><p></p><p>Küresel pay piyasalarında da haftanın son işlem gününde satış baskısı öne çıkarken, yatırımcıların odağı Fed'in gelecek dönemde vereceği para politikası mesajlarına çevrildi.</p><p></p><p>Gelecek haftaya ilişkin para piyasalarındaki fiyatlamalarda Fed'in politika faizini yüzde 3,50-3,75 aralığında sabit tutacağına kesin gözüyle bakılırken, enerji maliyetlerindeki yüksek seyrin enflasyonist baskıları beslemesi, bu yılki faiz indirimi beklentilerinin ötelenmesinde belirleyici rol oynuyor.</p><p></p><p>- Değerli metallerde güçlü dolar ve şahin Fed beklentisi baskı yarattı</p><p></p><p>Değerli metaller, tamamlanan haftayı güçlü ABD istihdam verisinin tetiklediği yükselen dolar endeksi ve reel tahvil getirilerinin baskısıyla negatif bir seyirde tamamladı.</p><p></p><p>Değerli metallerin uzun süreli yüksek faiz beklentisi karşısında cazibesini yitirmesi fiyatlar üzerinde baskı yaratırken, Hürmüz Boğazı kaynaklı jeopolitik risklerin enerji enflasyonunu beslemesi, büyük merkez bankalarının faiz indiriminde temkinli hareket edebileceği öngörüsünü pekiştirdi.</p><p></p><p>Analistler, jeopolitik gerilimlerin sürdüğü ortamda altına yönelik klasik güvenli liman talebinin enflasyon ve faiz kanalıyla baskılandığını belirterek, yüksek tahvil getirileri ile güçlü dolar endeksinin altının alternatif maliyetini artırdığını, talep üzerinde baskı oluşturduğunu ifade etti.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle değerli metallerde ons bazında fiyatlar gümüşte yüzde 9,8, paladyumda yüzde 9,4, platinde yüzde 7,4 ve altında yüzde 4,7 geriledi.</p><p></p><p>- Baz metallerde Çin verileri ve dolar baskısı satışı derinleştirdi</p><p></p><p>Baz metallerde de güçlü dolar endeksi ve yükselen ABD tahvil getirileri genel satış baskısını oluştururken, Çin ekonomisine yönelik karışık sinyaller fiyatlamalarda belirleyici rol oynadı.</p><p></p><p>Çin'de mayıs ayına ilişkin açıklanan resmi imalat PMI verisi 50 ile genişleme-daralma sınırında kaldı.</p><p></p><p>Güçlenen doların da dolar cinsinden fiyatlanan metalleri diğer para birimlerini kullanan alıcılar için pahalılaştırması satış baskısını artıran bir diğer unsur oldu.</p><p></p><p>Hafta başında bazı baz metallerde Hürmüz Boğazı ve tedarik zinciri riskleri nedeniyle arz endişeleri öne çıksa da haftanın ilerleyen bölümünde güçlü ABD verileri sonrası makro görünüm fiyatlamalarda daha baskın hale geldi.</p><p></p><p>Bakırda Çin talebine ilişkin zayıf sinyaller ve küresel büyüme görünümündeki belirsizlikler satış baskısını artırdı. Alüminyumda hafta başında Hürmüz kaynaklı arz riskleri fiyatları desteklese de haftanın ilerleyen bölümünde güçlü istihdam verisinin ardından dolar ve tahvil faizlerindeki yükselişle kazanımlar geri verildi. Nikelde ise Endonezya kaynaklı arz görünümü ve piyasadaki arz fazlası beklentileri fiyatlar üzerinde baskı yaratmaya devam etti.</p><p></p><p>Baz metallerde tezgah üstü piyasada bu hafta libre bazında fiyatlar alüminyumda yüzde 2,4, nikelde yüzde 2,2, bakırda yüzde 2 ve kurşunda yüzde 0,7 gerilerken, çinko yatay seyretti.</p><p></p><p>- Brent petrolde arz endişeleri fiyatları destekledi, doğal gazda iç dinamikler öne çıktı</p><p></p><p>Enerji piyasasında tamamlanan haftada, Hürmüz Boğazı kaynaklı arz endişeleri ve ABD-İran müzakerelerine ilişkin haber akışı fiyatlamalarda belirleyici oldu.</p><p></p><p>Boğaz'ın küresel petrol ve LNG taşımacılığı açısından kritik öneme sahip olması, piyasalarda arz güvenliği hassasiyetini canlı tuttu. Orta Doğu'daki jeopolitik risklerin küresel petrol arzında kesinti ihtimalini gündemde tutması, Brent petrol fiyatlarının diğer emtia gruplarına göre daha dirençli kalmasını sağladı.</p><p></p><p>OPEC+'ın üretim politikasına ilişkin beklentiler, ABD petrol stoklarındaki düşüş ve yaz aylarında talebin artabileceğine yönelik öngörüler petrol fiyatlarını destekledi. Hafta ortasında müzakere sürecinin yeniden başlayabileceğine dair açıklamalar fiyatlarda sınırlı bir gevşeme yaratsa da hafta genelinde arz kaygıları fiyatlamalardaki yüksek seyrin korunmasına neden oldu.</p><p></p><p>Bununla birlikte ABD'de ham petrol stoklarında düşüş görülmesi de petrol fiyatlarını destekleyen unsurlar arasında yer aldı. Buna karşın Çin talebine ilişkin soru işaretleri ve diplomatik temaslara yönelik haber akışı, Brent petroldeki yükselişi sınırladı.</p><p></p><p>ABD doğal gaz piyasasında ise petrol piyasasından farklı olarak iç dinamikler öne çıktı. Haftalık depolama miktarının beklentilerin altında kalmasına karşın, hava tahminlerinde soğutma talebinin önceki beklentilere göre zayıflayabileceğine işaret eden görünüm ve kar satışları fiyatlar üzerinde baskı oluşturdu.</p><p></p><p>Bununla birlikte haftalık bazda doğal gazın İngiliz termal birimi (MMBtu) cinsinden fiyatı yüzde 1,9 gerilerken, Brent petrolün varil fiyatı yüzde 0,7 arttı.</p><p></p><p>- Tarım emtialarında arz beklentileri ve güçlü dolar fiyatları baskıladı</p><p></p><p>Tarım emtialarında ise ABD'de elverişli hava koşulları, yüksek rekolte beklentileri ve güçlü dolar endeksi fiyatlamalar üzerinde baskı oluşturan ana unsurlar oldu.</p><p></p><p>Tahıl grubunda ekim alanlarındaki hızlı ilerleme ve mevsim normallerine yakın seyreden yağışlar rekolte beklentilerini güçlendirirken, güçlenen dolar endeksinin ABD kaynaklı tahılları uluslararası alıcılar için pahalılaştırması ihracat rekabetçiliğini olumsuz etkiledi.</p><p></p><p>Mısır ve soyada ABD'de ekim ilerlemesinin beş yıllık ortalamaların üzerinde seyretmesi, arz tarafında rahatlama beklentilerini artırdı.</p><p></p><p>Buğdayda ise küresel arz görünümü ve Karadeniz Bölgesi'nden ihracat kapasitesine ilişkin beklentiler fiyatlamalar üzerinde baskısını sürdürdü.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle Chicago Ticaret Borsası'nda kile başına fiyatlar mısırda yüzde 6,4, soya fasulyesinde yüzde 5,4, buğdayda yüzde 4,9 ve pirinçte yüzde 1,7 geriledi.</p><p></p><p>Kahve fiyatlarındaki sert gerileme dikkat çekti. Brezilya'da 2026-2027 dönemine ilişkin güçlü üretim beklentileri, küresel arz fazlası tahminleri ve üretici satışlarının artması kahve fiyatları üzerinde baskı oluşturdu.</p><p></p><p>ABD'de Intercontinental Exchange'te libre bazında fiyatlar kahvede yüzde 7,1 ve pamukta yüzde 2,9 düşerken, şekerde yüzde 0,4 artış görüldü. Kakaonun ton başına fiyatı da haftayı yüzde 4,6 düşüşle tamamladı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Global İslami Ekonomi Zirvesi gala gecesi</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/global-islami-ekonomi-zirvesi-gala-gecesi-1578/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/global-islami-ekonomi-zirvesi-gala-gecesi-1578/</id>
<published><![CDATA[2026-06-07T11:01:27+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-07T11:01:27+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_9A7A14-8DB136-FADC96-CAB62E-DC7A43-68B222.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Etik finans ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında dünyanın en etkili aktörlerini bir araya getiren 3. Global İslami Ekonomi Zirvesi kapsamında düzenlenen gala yemeği; stratejik ortakları, sponsorları, üst düzey kamu temsilcilerini ve İslami ekonomi ekosisteminin önde gelen isimlerini Dolmabahçe Sarayı Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde aynı çatı altında buluşturdu.</p><p>Gecenin açılış konuşmasını gerçekleştiren AlBaraka İslami Ekonomi Forumu Mütevelli Heyeti Başkanı Abdullah Saleh Kamel, katılımcıları ve davetlileri selamlayarak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz’a programa teşriflerinden dolayı teşekkürlerini sundu.</p><p>Abdullah Saleh Kamel: “İş Birliği Küresel İslami Ekonomiyi İleriye Taşıyacak”</p><p>İstanbul’da politika yapıcıları, uzmanları, iş dünyası liderlerini ve paydaşları ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Kamel, şu ifadeleri kullandı:</p><p>“Bugün burada bulunan kıymetli misafirlerimizin varlığı, küresel İslami ekonomiyi daha ileriye taşımak için birlikte kuracağımız iş birliklerinin önemini açıkça ortaya koymaktadır.”</p><p>Kamel ayrıca, zirvenin başarısına ve gala gecesinin gerçekleşmesine katkı sağlayan tüm partnerlere ve sponsorlara teşekkür ederek, verdikleri sürekli destek ve değerli katkıların önemini vurguladı.</p><p>Cevdet Yılmaz: “İslami Finansın Küresel Ekonomiye Güçlü Katkılar Sunma Potansiyeli Bulunuyor”</p><p>Gala yemeğinde katılımcılara hitap eden Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye’nin ekonomik dönüşüm vizyonuna ve uluslararası iş birliklerinin artan önemine dikkat çekti. Küresel belirsizliklerin arttığı bir dönemde dayanışma, ortak kalkınma ve sürdürülebilir büyümenin önemine vurgu yapan Yılmaz şunları söyledi:</p><p>“Küresel belirsizliklerin derinleştiği bir dönemde dayanışma ve sürdürülebilir büyüme her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. Etik temelli yapısıyla İslami finans, küresel ekonomiye önemli katkılar sunabilecek büyük bir potansiyele sahiptir.</p><p>Türkiye olarak katılım finansı ve faizsiz finans alanındaki hedeflerimizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu kapsamda İstanbul, uluslararası bir finans merkezi olma yolunda güçlü adımlar atmaya devam etmektedir. İnanıyorum ki İslami ekonominin geleceği, burada ortaya konulan güçlü ortaklıklar ve bunlardan doğacak ortak projelerle şekillenecektir.”</p><p>Zirvenin Stratejik Ortakları arasında yer alan Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi, Türkiye Varlık Fonu, İstanbul Finans Merkezi, İslam İşbirliği Gençlik Forumu (ICYF) ve İbn Haldun Üniversitesi’nin temsilcileri; Global Partner AlBaraka Group, Ev Sahibi Partner Halkbank, Resmi Taşıyıcı Türk Hava Yolları, Global İletişim Partnerleri Anadolu Ajansı ve Demirören Medya, Platin Sponsor Ziraat Katılım, Medya Partneri Iqraa, Altın Sponsorlar Türkiye Katılım Sigorta, Takas İstanbul, Fuzul ve Emlak Katılım, Gümüş Sponsor Yıldız Holding ile Bronz Sponsor Kalyon İnşaat’ın üst düzey temsilcileriyle birlikte gala gecesinde yer aldı.</p><p>Uluslararası iş birliklerinin güçlendirilmesine, küresel İslami ekonomi ekosisteminin liderleri arasında diyaloğun geliştirilmesine ve etik finans ile sürdürülebilir kalkınma alanındaki ortak başarıların kutlanmasına zemin hazırlayan gece, tarihi Dolmabahçe Sarayı’nın eşsiz atmosferinde gerçekleştirilen görüşmeler ve networking buluşmalarıyla sona erdi.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Zade Vital, stratejik dönüşümle büyümesini hızlandırıyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/zade-vital-stratejik-donusumle-buyumesini-hizlandiriyor-9162/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/zade-vital-stratejik-donusumle-buyumesini-hizlandiriyor-9162/</id>
<published><![CDATA[2026-06-06T14:13:21+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-06T14:13:21+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_94B612-01CB3A-236B32-D29B7B-9CAA30-20EEAF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Halil İbrahim Bacacı’nın Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Bacacı Yatırım Holding bünyesine 2025 yılında geçerek, buradan aldığı güçle sektördeki önemli oyuncular arasındaki yerini korumayı sürdüren Zade Vital, yatırımlarına hız kesmeden devam ediyor. Şirket, üretim altyapısındaki dönüşümle Türkiye ve Konya ekonomisine katkısını daha güçlü bir şekilde sürdürüyor.</p><p></p><p></p><p>Zade Vital’i 2026 yılında sektördeki ilk 10 oyuncu arasında konumlandırmayı hedeflediklerini söyleyen Bacacı Yatırım Holding Yönetim Kurulu Üyesi Cem Cansu, “bu hedef doğrultusunda&nbsp; Zade Vital’in büyüme stratejisini yüksek katma değerli üretim alanlarına odaklayan yeni bir dönüşüm modelini hayata geçirdik. Besin takviyeleri alanındaki üretim kapasitesi ve ürün geliştirme yatırımlarımızı önemli ölçüde artırırken, mevcut tesisleri de yeniden yapılandırdık” dedi. Cansu, şu bilgileri paylaştı:</p><p></p><p>“Bir yıl önce gerçekleştirdiğimiz satın almanın ardından tüm operasyonlarımızı detaylı şekilde analiz ettik. Gıda sektörünün farklı segmentlerinde faaliyet gösteriyor olsak da, kaynaklarımızı verimlilik, sürdürülebilir büyüme ve yüksek katma değer yaratacak alanlara yönlendirmek bizim için stratejik bir öncelikti. Takviye edici gıda sektörü, hem iç pazarda hem ihracat tarafında güçlü bir büyüme potansiyeli sunuyor. Bu nedenle enerjimizi, yatırım gücümüzü ve üretim kapasitemizi bu alana yoğunlaştırdık. Bu adımların, yalnızca şirketimizin büyümesine değil, aynı zamanda ülke ekonomisine ve özellikle Konya’daki sanayi ve istihdam ekosistemine daha güçlü katkı sağlamasına imkân yaratacağına inanıyoruz.”</p><p></p><p>Üretim gücünü çok daha rekabetçi bir yapıya dönüştürdü</p><p>Dönüşüm planı kapsamında, Zade Yağ’ın modern tesislerindeki altyapı ve uzmanlığını da büyüme ivmesi daha yüksek olan takviye edici gıda alanında değerlendirme kararı aldıklarını aktaran Cansu, şöyle konuştu:</p><p></p><p>“Takviye edici gıda sektörüne yönelik yeni yatırımlar, Ar-Ge yatırımları ve yenilikçi ürünlerimizle Zade Vital hızla büyüyor. Bu büyümeye paralel olarak Zade Yağ fabrikasını da, yeni yatırımlarla Zade Vital’in gücüne güç katacak ve üretim süreçlerine hizmet edecek şekilde dönüştürerek değerlendireceğiz. Böylece hem Türkiye pazarındaki varlığımızı güçlendirmeyi hem de ihracat operasyonlarımızı büyüterek ülke ekonomisine katkımızı artırmayı hedefliyoruz. Dolayısıyla ihracat potansiyelimizi artırırken, Konya’daki üretim gücümüzü de daha rekabetçi bir yapıya dönüştürmüş oluyoruz. Sürdürülebilir büyüme, yüksek katma değer yaratmak ve kaynakları daha verimli alanlara yönlendirmek amacıyla gerçekleştirdiğimiz stratejik bir yeniden konumlanmayla, yüzde yüz yerli ve milli olan Zade Vital markasını, sadece ülkemizde değil dünya çapında hak ettiği noktaya en kısa sürede ulaştırmayı istiyoruz.</p><p></p><p>Tüm bu çalışmalar ve dönüşüm sürerken yağ sektöründe de ticari faaliyetlerimizi, dönüştürdüğümüz yeni iş modeli ile sürdürüyoruz. Bu çerçevede Zade Yağ da ham yağ tedariki, iç ve dış pazara yönelik ticari faaliyetleri ile yoluna devam ediyor. Yağ tarafındaki bu yeni iş modeli ile pazarda daha verimli ve sürdürülebilir bir operasyonel model oluşturmak istiyoruz.”</p><p></p><p>“Geleceği koruyan bir üretim modeline odaklanıyoruz”</p><p>Üniversiteler ile başlattıkları Ar-Ge yolculuklarının bugün 100’ü aşkın ürün çeşidiyle pazarın en geniş portföylerinden birine dönüştüğünü söyleyen Cem Cansu, “Bugün geldiğimiz noktada, 170’in üzerinde farklı form ve ürün seçeneğine sahip geniş bir portföy oluşturmuş durumdayız. Bu çeşitlilik, farklı ihtiyaçlara yönelik çözümler geliştirme kabiliyetimizin bir göstergesi. Biz bir ürünü sadece şişelemiyor; tohumundan itibaren takip ediyoruz. Bugün Konya’daki tesislerimizde ürettiğimiz katma değerli ürünleri, ABD’den Avrupa’ya, Körfez ülkelerinden Uzak Doğu’ya kadar 20’den fazla ülkeye ihraç etmenin gururunu yaşıyoruz. Bu sayıyı 35 ülkenin üzerine çıkarmayı hedefliyoruz” dedi.&nbsp;</p><p></p><p>Anadolu’nun bereketini katma değerli ürüne dönüştürüyor</p><p>Biyoçeşitlilik konusunun Türkiye’nin en büyük gizli gücü olduğunu söyleyen Cem Cansu, “Ülkemiz yaklaşık 12 bin bitki türüne ve 4 bine yakın endemik bitkiye ev sahipliği yapıyor. Bu, son derece güçlü bir doğal kaynak anlamına geliyor. Rekabet gücümüz, Anadolu’nun bu bereketini katma değerli ürüne dönüştürme becerimizde yatıyor. Üniversite - sanayi iş birliğinin klinik çalışmalara dönüşmesi Türkiye’nin gıda takviyesi pazarında küresel güç olması için büyük önem taşıyor. Kendi bitkimizin etkisini, kendi bilim insanlarımızla kanıtlamalıyız.” dedi.&nbsp;</p><p></p><p>Sektörün köklü, yerli ve milli oyuncularından biri olarak bu topraklara yatırım yapmaya devam eden Zade Vital’in, eskiden ithal edilen pek çok ürün grubunu artık GMP standartlarındaki tesislerinde ürettiğini aktaran Cansu, “Asıl gurur verici olan, yerli sermayenin gücüdür. Türkiye, sadece bir tüketim pazarı değil, bölgenin üretim üssü olma yolunda ilerliyor. Zade Vital hem yüksek teknolojisi, hem de kalite algısı ile bu konuda öncü şirketlerden biri konumunda bulunuyor” dedi.</p><p></p><p>Dünyada takviye edici gıda pazarı 200 milyar doları aştı</p><p>Pazarın doygunluk oranının yatırımcılar için cazibe noktası oluşturduğunu aktaran Cansu, “Dünyada takviye edici gıda pazarı 200 milyar doları aştı. Türkiye’de ise takviye edici gıda pazarı 2025 itibarıyla yaklaşık 1 milyar dolar seviyesine ulaşmış bulunuyor. Bu da bize şunu söylüyor: Türkiye pazarı hem mevcut büyüklüğü hem de taşıdığı potansiyel açısından hâlâ erken aşamada ve dinamizmi, genç nüfusu ile küresel yatırımcılar için bölgenin en stratejik ve güçlü büyüme alanı” dedi. Türkiye takviye edici gıda pazarının son yıllarda istikrarlı bir büyüme trendi yakaladığını, sektörün yıllık büyümesinin yaklaşık yüzde 15 seviyelerinde gerçekleştiğini aktaran Cansu, kategori bazında bakıldığında ise bazı segmentlerde bu oranın daha da yukarı çıkabildiğini aktardı.&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Suriye İş Konseyleri Koordinasyon Kurulu'nun resmi lansmanı yapıldı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/suriye-is-konseyleri-koordinasyon-kurulunun-resmi-lansmani-yapildi-7342/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/suriye-is-konseyleri-koordinasyon-kurulunun-resmi-lansmani-yapildi-7342/</id>
<published><![CDATA[2026-06-06T13:18:35+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-06T13:18:35+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_DDB5CE-37B5D0-9F3D79-072706-64A921-82EB33.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>İsra Holding CEO’su Ahmed Ravad Ramadan, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Suriye Ekonomi ve Sanayi Bakanlığı iş birliğinde, Japonya’nın desteğiyle Şam’da düzenlenen Suriye Ulusal Özel Sektör Konferansı’na (PSD-2026-Damascus) katıldı. Üç gün süren konferansta, Suriye’nin savaş sonrası ekonomik toparlanma sürecinde özel sektörün üstleneceği rol ve geleceğe yönelik kalkınma stratejileri ele alındı.</p><p>Kamu kurumları, özel sektör temsilcileri, uluslararası kuruluşlar ve diplomatik misyonları bir araya getiren konferansta; hukuki ve düzenleyici reformlar, finansmana erişim, tedarik zincirleri, yatırım ortamı ve ekonomik vizyon başlıklarında üst düzey oturumlar gerçekleştirildi.</p><p>Suriye İş Konseyleri Koordinasyon Kurulu’nun Resmi Lansmanı Yapıldı</p><p>Konferansın ikinci gününde, Ahmed Ravad Ramadan’ın başkanlığını yürüttüğü Suriye İş Konseyleri Koordinasyon Kurulu’nun (SBCB) resmi lansmanı gerçekleştirildi. Lansman kapsamında, Suriye Ortak İş Konseyleri Çalışma Şartı ile Konsey Başkanları ve Kurucuları için hazırlanan Çalışma Rehberi kamuoyuna tanıtıldı.</p><p>Suriye Ekonomi ve Sanayi Bakanlığı’nın 25 No’lu Kararnamesi temel alınarak oluşturulan kurumsal yapı; ihracatın artırılması, yabancı yatırım ve stratejik ortaklıkların teşvik edilmesi, Suriyeli şirketlerin uluslararası iş fırsatlarına erişiminin güçlendirilmesi ve özel sektörün küresel rekabet gücünün yükseltilmesi olmak üzere dört temel hedef doğrultusunda şekillendirildi.</p><p>Lansmanda konuşan Ahmed Ravad Ramadan, SBCB’nin özel sektörün uluslararası ölçekte daha güçlü temsil edilmesini sağlayacak stratejik bir yapı olduğunu belirterek, “Bu platform, bireysel ve dağınık ilişkiler yerine ölçülebilir, sürdürülebilir ve kurumsal bir ekonomik iş birliği modelinin oluşmasına katkı sağlayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.</p><p>SBCB Başkanı Ahmed Ravad Ramadan, kurulun yalnızca iş dünyası arasındaki koordinasyonu güçlendirmekle kalmayacağını, aynı zamanda Suriye'nin uluslararası ekonomik temsiline de yeni bir boyut kazandıracağını belirterek şunları söyledi: "Özel sektör tek bir ulusal sistem çerçevesinde çalıştığında, ortak ülkeler nezdinde daha güçlü ve tutarlı bir kurumsal ses kazanır; dağınık bireysel ilişkilerden ölçülebilir ve izlenebilir organize bir ekonomik varlığa dönüşür. Bu sistem, Suriye'nin yurt dışındaki ekonomik varlığına açık bir referans ve özgünlük ölçütü kazandırır." Ramadan, bu yapının uluslararası iş birliklerinin kurumsal zeminde gelişmesini sağlayacağını ve Suriye özel sektörünün küresel ölçekte daha etkin temsil edilmesine katkı sunacağını ifade etti.</p><p>Uluslararası Temsilcilerden Güçlü Destek</p><p>Lansman törenine Suriye Ekonomi ve Sanayi Bakanı Dr. Nidal el-Şa'ar’ın yanı sıra Türkiye’nin Şam Büyükelçisi Nuh Yılmaz, Suudi Arabistan, Fransa, İtalya ve Lübnan’ın büyükelçileri ile çok sayıda uluslararası kuruluş ve iş dünyası temsilcisi katıldı. Katılımcılar, SBCB’nin Suriye’nin ekonomik entegrasyon sürecine sağlayacağı katkıya ilişkin destek mesajlarını paylaştı.</p><p>Ayrıca Ahmed Ravad Ramadan, SBCB’nin kurumsal vizyonu, faaliyet alanları ve gelecek dönem hedeflerini de detaylı bir şekilde katılımcılarla paylaştı.</p><p>Etkinlik, Suriye’nin ekonomik yeniden yapılanma sürecine yön veren kamu kurumları, uluslararası kuruluşlar ve özel sektör temsilcilerini aynı platformda buluşturdu. Programa; Suriye Yüksek Ekonomik Kalkınma Konseyi, Ekonomi ve Sanayi Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Suriye Merkez Bankası ve Suriye Yatırım Ajansı yetkililerinin yanı sıra Japonya, Avrupa Birliği, İtalya, Almanya, Suudi Arabistan ve Katar’ın diplomatik temsilcileri katılım sağladı. Ayrıca IFC, UNHCR ve UNCDF gibi uluslararası kuruluşların temsilcileri ile ticaret odaları, federasyonlar ve iş konseylerinden çok sayıda özel sektör paydaşı etkinlikte yer alarak yatırım, ticaret ve kalkınma alanlarındaki iş birliği fırsatlarını değerlendirdi.</p><p>Tarihi Bir Dönüşüm Sürecinin Önemli Adımı</p><p>SBCB’nin lansmanı, Suriye’nin bölgesel ve küresel ekonomiyle yeniden bütünleşme sürecinin hız kazandığı bir dönemde gerçekleşmesi nedeniyle özel bir önem taşıyor. Bu yönüyle etkinlik, ülkenin ekonomik yeniden yapılanma sürecinde özel sektörün kurumsal kapasitesini güçlendirmeye yönelik tarihi adımlardan biri olarak değerlendiriliyor.</p><p>Konferans, Şam’ın simgelerinden Emevi Camii’nin tarihi silueti eşliğinde düzenlenen özel akşam yemeği ile sona erdi. İş konseyleri temsilcileri ve uluslararası katılımcılar, şehrin kalbinde gerçekleştirilen organizasyonda bir araya gelerek iş birliği ve dayanışma mesajları verdi.</p><p></p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Varlık Barışı sürekli afa dönüştü"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/varlik-barisi-surekli-afa-donustu-3439/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/varlik-barisi-surekli-afa-donustu-3439/</id>
<published><![CDATA[2026-06-06T07:12:26+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-06T07:12:26+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_1FA483-04D2BD-BAD203-0696A0-05CBD6-CD56FE.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Eğilmez, kısa vadeli sermaye ihtiyacına yönelik adımların kalıcı hale gelmesinin uzun vadede ciddi maliyetler doğurabileceği uyarısında bulundu</p><p></p><p>4 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7582 sayılı Kanun, kamuoyunda “Varlık Barışı” olarak bilinen uygulamayı yeniden gündeme taşıdı. Yurt dışındaki para, altın, döviz ve sermaye piyasası araçlarının Türkiye’ye getirilmesine yönelik teşviklerin yanı sıra yabancı yatırımcılar ve uluslararası ticaret faaliyetlerine ilişkin önemli vergi avantajları içeren düzenleme, ekonomi çevrelerinde tartışma yarattı.</p><p>Ekonomist Mahfi Eğilmez, yeni düzenlemeyi değerlendirdiği yazısında, uygulamanın yalnızca bir varlık barışı olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, kapsamının çok daha geniş vergi teşvikleri ve istisnalar içerdiğine dikkat çekti.</p><p></p><p>Varlıklar 2027’ye kadar bildirilebilecek</p><p></p><p>Yeni yasaya göre yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile Türkiye’de bulunmasına rağmen resmi kayıtlarda yer almayan varlıklar, 31 Temmuz 2027 tarihine kadar banka ve aracı kurumlara bildirilebilecek. Bildirilen varlıklar üzerinden yüzde 5 oranında vergi alınacak. Ancak belirli yatırım araçlarında tutulması taahhüt edilen varlıklar için bu oran yüzde 0 ile yüzde 4 arasında değişecek.</p><p>Düzenleme ayrıca, son üç yılda Türkiye’de ikamet etmeyen ve vergi mükellefi olmayan kişilerin yurt dışından elde ettikleri gelirlerin 20 yıl boyunca gelir vergisinden istisna tutulmasını öngörüyor.</p><p></p><p>Hizmet merkezlerine ve uluslararası ticarete vergi avantajı</p><p></p><p>Kanunla birlikte “nitelikli hizmet merkezi” tanımı da mevzuata girdi. Yıllık gelirlerinin büyük bölümünü yurt dışındaki ilişkili şirketlerden elde eden merkezlere kurumlar vergisi avantajı sağlanırken, bu kuruluşlarda çalışan personelin ücretlerine de gelir vergisi istisnası getirildi.</p><p>Bunun yanında, yurt dışından satın alınan malların Türkiye’ye getirilmeksizin başka ülkelere satılmasından veya bu işlemlere aracılık edilmesinden elde edilen kazançların yüzde 95’ine kadar olan kısmı kurumlar vergisinden indirilebilecek.</p><p>Sanayi sicil belgesine sahip üretici şirketlerin üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar ile zirai üretim kazançlarına ise yüzde 12,5 oranında kurumlar vergisi uygulanacak.</p><p></p><p>Dürüst mükellef cezalandırılmamalı</p><p></p><p>Mahfi Eğilmez, düzenlemenin en önemli tartışma başlıklarından birinin vergi adaleti olduğunu vurguladı. Yurt dışında tutulan varlıklarını Türkiye’ye getiren yatırımcılara sağlanan avantajların, yükümlülüklerini zamanında yerine getiren mükelleflerin aleyhine sonuç doğurmaması gerektiğini belirten Eğilmez, geçmişe dönük ceza uygulanmamasının makul bir ayrıcalık olabileceğini ancak bunun ötesindeki teşviklerin vergi sisteminde eşitsizlik yarattığını ifade etti.</p><p>Eğilmez’e göre devletin temel görevi, vergisini zamanında ödeyen ve kayıt içinde faaliyet gösteren mükellefleri dezavantajlı hale getirmek değil, onları teşvik etmek olmalı.</p><p></p><p>Kara para aklama riski uyarısı</p><p></p><p>Ekonomist Eğilmez’in dikkat çektiği bir diğer konu ise uluslararası ticaret işlemlerine getirilen vergi avantajları oldu.</p><p>Yurt dışından alınan malların Türkiye’ye hiç girmeden başka ülkelere satılmasından elde edilen kazançların büyük ölçüde vergiden istisna edilmesinin Türkiye’yi bölgesel ticaret merkezi yapma hedefi açısından anlaşılabilir olduğunu belirten Eğilmez, işlemlerin tamamının yurt dışında gerçekleşmesi nedeniyle denetimin zorlaşacağına işaret etti.</p><p>Bu durumun kara para aklama, vergi şeffaflığı ve uluslararası yükümlülükler açısından dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Eğilmez, Türkiye’nin geçmişte yaşadığı gri liste deneyiminin göz ardı edilmemesi gerektiğini kaydetti.</p><p></p><p>Sekizinci kez varlık barışı</p><p></p><p>Mahfi Eğilmez, 2008 yılından bu yana çıkarılan varlık barışı düzenlemelerinin sayısının sekize ulaştığını hatırlatarak, uygulamanın artık geçici bir mekanizma olmaktan çıkıp “sürekli af” niteliği kazandığını savundu.</p><p>Türkiye’nin döviz ihtiyacının arttığı ve doğrudan yabancı sermaye girişlerinin zayıfladığı dönemlerde kısa vadeli kaynak girişlerini teşvik eden uygulamaların anlaşılabilir olduğunu belirten Eğilmez, bu tür istisnai düzenlemelerin kalıcı hale gelmesinin vergi sisteminin temel ilkelerini zedeleyebileceği uyarısında bulundu.</p><p>Eğilmez, değerlendirmesini şu görüşle tamamladı:</p><p>“Vergi sisteminin eşitlik, adalet ve öngörülebilirlik ilkelerinden uzaklaşılması halinde kısa vadede sağlanan kazançlar, uzun vadede toplum için çok daha yüksek maliyetlere dönüşebilir.”</p><p></p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Borsa ve dolar kazandırdı, altın ve euro kaybettirdi</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/borsa-ve-dolar-kazandirdi-altin-ve-euro-kaybettirdi-2364/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/borsa-ve-dolar-kazandirdi-altin-ve-euro-kaybettirdi-2364/</id>
<published><![CDATA[2026-06-06T05:04:56+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-06T05:04:56+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_1758DC-74EDE9-9D3EA9-9FEAB4-FFD3EA-8B99BF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>BIST 100 endeksi, en düşük 13.661,82 puanı ve en yüksek 14.219,96 puanı gördükten sonra haftayı, önceki hafta kapanışının yüzde 0,23 üzerinde 13.694,19 puandan tamamladı.</p><p></p><p>Kapalıçarşı'da işlem gören 24 ayar külçe altının gram satış fiyatı bu hafta yüzde 2,58 azalışla 6 bin 469 lira, cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 2,56 düşüşle 43 bin 592 lira oldu.</p><p></p><p>Geçen hafta sonu 11 bin 122 lira olan çeyrek altının satış fiyatı yüzde 2,57 azalışla 10 bin 836 liraya geriledi.</p><p></p><p>Bu hafta ABD doları yüzde 0,39 artarak 46,0840 lira olurken, avro yüzde 0,15 azalışla 53,3680 liradan tamamladı.</p><p></p><p>Yatırım fonları bu hafta yüzde 1,26, emeklilik fonları yüzde 0,78 değer kazandı.</p><p></p><p>Kategorilerine göre bakıldığında, yatırım fonları arasında en çok kazandıran yüzde 1,86 ile "Hisse Senedi Fonları" oldu.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Faizin olduğu yerde bereket olmaz"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/faizin-oldugu-yerde-bereket-olmaz-2375/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/faizin-oldugu-yerde-bereket-olmaz-2375/</id>
<published><![CDATA[2026-06-05T17:20:59+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-05T17:20:59+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_FEA49C-28470B-FE2E2F-2E5090-BE4541-CD8A25.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Finans Merkezi'nde 3. Dünya İslam Ekonomi Zirvesi'nde açıklamalarda bulundu.</p><p></p><p>Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından önce çıkanlar şu şekilde:</p><p></p><p>Kalpleri birbirine bağlayan aziz şehirde üçüncü İslam Dünya Ekonomi Zirvesi ile birlikte olmaktan memnuniyet duyuyorum.</p><p></p><p>Tüm katılımcılarımıza hoş geldiniz diyorum.</p><p></p><p>Zirvemize yurtdışından teşrif eden konuklarımıza, tarihiyle, kültürüyle, yeşili ve mavisiyle göz kamaştıran şehrin tadını çıkartmalarını tavsiye ediyorum.</p><p></p><p>Şeyh Salih Abdullah Kamel’i rahmetle yad ediyorum.</p><p></p><p>Merhumun fikir ve ideallerini bugüne taşıyan Abdullah Salih Kamel kardeşime de ayrıca teşekkür ediyorum.</p><p></p><p>Zirvede fevkalade nitelikli tartışmalar yapıldı ve yapılacak.</p><p></p><p>Alanında uzman isimler sermayenin İslam dünyasındaki rolünü etraflıca değerlendirecek.</p><p></p><p>"Hürmüz boğazındaki gelişmeler tüm dünyayı olumsuz etkiliyor"</p><p>Dijital dönüşüm ve yönetişim gibi çağın yeni gerçeklikleri de masaya yatırılıyor zirvede.</p><p></p><p>Uluslararası yatırımlar ve bölgesel finans entegrasyonundan, dijital İslami bankacılığa, İslami sermayenin makro ve mikro ekonomik düzeylerdeki rolüne, yapay zeka araçlarının kullanımından, farklı konular özelinde yapılacak fikir alışverişlerinin ufuk açıcı neticelere vesile olmasını diliyorum.</p><p></p><p>Zirveyi yeni bir kilometre taşı olarak görüyorum.</p><p></p><p>Şurası bir gerçek ki, İslam alemi olarak son yıllarda farklı cephelerde pek çok krizle aynı anda mücadele ediyoruz.</p><p></p><p>Hürmüz boğazındaki geçişlerin durma noktasına gelmesi tüm dünyayı olumsuz etkiliyor.</p><p></p><p>Savaş, kriz ve belirsizliklerin tesiriyle daha fazla tahrip ediliyor güven ortamı.</p><p></p><p>Ekonomi ve finans alanında küresel bir kırılmanın meydana geldiği günleri yaşıyoruz.</p><p></p><p>"Küresel borçluluk 350 trilyon dolara ulaştı"</p><p>Endişe verici bir rakam paylaşmak istiyorum. Küresel borçluluk 350 trilyon dolara ulaştı. Bu borç yükünün ne kadar sürdürülebilir olduğu cevaplanması gereken ciddi bir sorudur. Ameliyat gerektiren rahatsızlıkları pansumanla tedavi edemezsiniz.</p><p></p><p>Borca ve faize dayalı küresel finans mimarisi 2008 krizi sonrasında palyatif adımlarla halının altına süpürmeyi tercih etmiştir. Adalet, ahlak, üretim ve adil paylaşım ilkelerini merkeze alan iktisadi paradigmaya geçilmeden krizlerin önüne geçilmeden. Bu sıkıntılar çözülmedikçe farklı aralıklarla aynı problemleri yaşamaktan kurtulamayız. Dünya 5’ten büyüktür tespitimiz yalnızca kural ve değerlerin yok sayıldığı uluslararası konjonktürü değil, ekonomik ticari ilişkileri de kapsamaktadır.</p><p></p><p>"Tüm dünya için daha adil ve güvenli model: Katılım finans"</p><p>İslam ekonomisinin prensiplerini ne kadar sahiplenirsek hedeflerimize o kadar çabuk ulaşırız. Bizde her şeyden önce bereket diye bir kavram vardır. Bereket, Rahmetli Erbakan hocamızın tarifiyle helal yollardan elde edilen 1 liralık kazancın haram bulaşan 2 liralık kazançtan daha büyük olduğuna inanmaktır. Kapitalizmin anlaması mümkün olmayan bir kavramdır. Yalnızca kâr maksimizasyonu ve tüketim hırsının dikkate alınıp adaletin dışlandığı ortamda bereket kendisine yer bulamaz.</p><p></p><p>Yalnızca ekonomik kalkınmayı değil, aynı zamanda içtimai bünyenin güçlendirilmesini ve çevrenin de korunmasını esas alır. Bu değerlerimizi küresel ekonomi aktörlerine iyi anlatmak mevcut sistemi bunun ışığında tamir etmek hepimizin önceliği olmalıdır. Tüm dünya için daha adil ve güvenli bir modeldir katılım finans. Sosyal finans gibi alanları kapsayan katılım finansı yeni bir küresel finans mimarisinin inşasına katkı sağlayacak şey olarak görüyorum.</p><p></p><p>"Türkiye’de katılım finans istikrarlı şekilde büyümeye devam ediyor"</p><p>Ülkemizi yatırımın, üretimin ve finansal araçların bir araya geldiği güçlü bir bağlantı noktası yapmak için çalışıyoruz. Katılım finans kuruluşlarının, finansal hizmet ihracatından elde ettikleri gelirler için uygulanan Yüzde 100 oranındaki kurumlar vergisi matrah indiriminin süresini 2047 yılına kadar uzattık. Banka ve sigorta muameleleri vergisi, harç vergisi ve gelir vergisi avantajlarını devreye aldık.</p><p></p><p>Finansal faaliyet harcı muafiyetini 5 yıldan 20 yıla çıkarttık. Banka ve sigorta muameleleri vergisi, harç vergisi ve gelir vergisi avantajlarını devreye aldık. İstanbul Finans Merkezi’ndeki şirketlerin transit ticaret ve yurtdışı aracılık faaliyetlerinden elde ettikleri gelirleri kurumlar vergisinin dışında tuttuk.</p><p></p><p>Türkiye’de katılım finans alanındaki kurum sayısı ve işlem hacmi istikrarlı şekilde artmaya devam ediyor.</p><p></p><p>Aktif büyüklüğü 4,7 trilyon TL’yi aşan katılım bankacılığı sektördeki payını %9,5 seviyesine yükseltti. 3’ü dijital 10 katılım bankamız çeşitlenen ürün portföyüyle sistem içindeki ağırlığını artırıyor. Katılım sermaye piyasalarında sukuk ihraçları ciddi büyüklüğe ulaştı, 614 milyar TL seviyesine geldi. %36’sı katılım finans kuruluşları ve reel sektör tarafından gerçekleştirildi. Bankacılık dışı sukuk reel %33,3 artışla 16,6 milyar TL oldu.</p><p></p><p>Bu tablo bize sukukun alternatif bir finans aracı olarak konumunu sağlamlaştırdığını gösteriyor. Katılım esaslı emeklilik fonlarının büyüklüğü %74 artışla 798 milyar TL’ye, katılım esaslı borsa yatırım fonlarının toplam değeri 239 milyar TL’ye yükseldi.</p><p></p><p>"Tasarruf finansmanı sistemine katılan kişi sayısı 1,2 milyonu aştı"</p><p>Katılım esaslı menkul kıymet yatırım fonlarının büyüklüğü reel olarak %47 oranında arttı. 2025 sonu itibarıyla 864 milyar TL’ye ulaştı. Ülkemizde katılım esaslı faaliyet gösteren 9 tasarruf finansman şirketinin aktif büyüklüğü 323 milyar TL’ye çıktı. Tasarruf finansmanı sistemine katılan kişi sayısı 1,2 milyonu aştı. 2026 ilk çeyreğinde katılım endeksindeki şirketlerin toplam piyasa değeri BİST’teki tüm şirketlerin %36’sına ulaştı. 6,3 milyon yatırımcının %69’u katılım endeks kapsamındaki şirketlere yatırım yaptı.</p><p></p><p>Sigortacılık şirketlerinin toplam prim üretimi 26 milyar TL oldu. Bireysel emeklilik sistemindeki 2,3 trilyon TL’lik toplam fon tutarının %40’lık bölümü katılım esaslı fonlarda değerlendirildi.</p><p></p><p>Katılım bankaları birleşiyor</p><p>Katılım finans sistemine güç katacak iki haberi burada paylaşmak isterim. Emlak Bankası’nı 2018’de yaptığımız düzenlemeyle Emlak Katılım’a çevirmiştik. Kurumumuz kısa sürede katılım finansın en dinamik aktörlerinden oldu. Emlak Katılım’ı halka arz etmeyi hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde milletimizin güçlü büyümeye doğrudan ortak olmasına imkân sağlayacağız.</p><p></p><p>Ziraat, Vakıf ve Halk Katılım’ın birleştirilmesi bir diğer hamlemiz olacak. Bu hamleyle sektör farklı bir ivme kazanacaktır."</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Başarının temelinde dayanıklılık ve güven vardır"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/basarinin-temelinde-dayaniklilik-ve-guven-vardir-739/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/basarinin-temelinde-dayaniklilik-ve-guven-vardir-739/</id>
<published><![CDATA[2026-06-04T13:46:06+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-04T13:46:06+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_E80226-594E13-01C297-74B247-5C0701-B217BF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Anadolu Grubu İcra Başkanı Burak Başarır, dünyanın önde gelen yönetim ve liderlik okullarından International Institute for Management Development (IMD) tarafından İstanbul’da düzenlenen IMD Business Forum kapsamında iş dünyası liderleriyle bir araya geldi. “Dalgalanma ve Belirsizlik Dönemlerinde Liderlik” konulu forumda belirsizlik dönemlerinde liderlik, stratejik öngörü ve şirketlerin değişken koşullara nasıl uyum sağladığı gibi başlıklar ele alındı. Etkinlikte IMD Başkanı Prof. David Bach ve Dr. Hischam El-Agamy de yer aldı.</p><p></p><p>Forumda yaptığı konuşmada Burak Başarır, küresel ve bölgesel ölçekte artan belirsizliklerin iş dünyası açısından risklerin yanı sıra liderlik kalitesini yeniden tanımlayan bir sınav olduğunu vurguladı. Başarır, Anadolu Grubu’nun farklı coğrafyalarda edindiği deneyimlerden hareketle, dalgalı dönemlerde kurumların uzun vadeli değer üretebilmesi için iki temel unsurun öne çıktığını belirtti: dayanıklılık ve güven.</p><p></p><p>Başarır konuşmasında şu değerlendirmelerde bulundu: “Bugünün dünyasında belirsizlik artık iş yapma ortamının kalıcı bir gerçeği. Böyle bir dönemde liderliğin asıl sorumluluğu, belirsizliği tamamen ortadan kaldırmak değil; kurumları belirsizlik içinde doğru karar alabilecek, hızlı uyum sağlayabilecek ve uzun vadeli değer üretmeye devam edebilecek şekilde hazırlamaktır.&nbsp;</p><p></p><p>Bugün 20 ülkede, 80’den fazla şirketi, 100’e yakın üretim tesisi, 6 Ar-Ge merkezi ve 100.000’den fazla çalışanı ile faaliyet gösteren Anadolu Grubu’nun 75 yılı aşkın geçmişinde farklı ekonomik döngülerden, krizlerden ve dönüşüm dönemlerinden güçlenerek çıktığını ifade eden Başarır, dayanıklılığın yalnızca finansal veya operasyonel güçle sınırlı olmadığını, aynı zamanda kurum kültürü, insan kaynağı, yerel paydaşlarla kurulan ilişkiler ve uzun vadeli bakış açısıyla inşa edildiğini belirtti.</p><p></p><p>Başarır, Anadolu Grubu’nun faaliyet gösterdiği pazarlarda yerel ekonomilere katkı sağlamayı, insan kaynağını geliştirmeyi ve güvene dayalı paydaş ilişkileri kurmayı önceliklendirdiğini vurgulayarak şunları söyledi: “Dayanıklı kurumlar yalnızca krizlere tepki veren kurumlar değildir. Aynı zamanda krizlerden önce hazırlık yapan, riskleri erken okuyan, yerel gerçeklikleri anlayan ve gerektiğinde hızla uyum sağlayan kurumlardır. Güven ise bu dayanıklılığın en önemli sermayesidir. Çalışanlarımız, iş ortaklarımız, kamu kurumları, müşterilerimiz ve toplum nezdinde güven inşa etmeden sürdürülebilir büyümeden söz edemeyiz.”</p><p></p><p>Başarır ayrıca, gelişmekte olan pazarlarda ve sınır ekonomilerinde faaliyet göstermenin güçlü bir yerel anlayış, esnek yönetim kabiliyeti ve uzun vadeli taahhüt gerektirdiğini belirtti. Anadolu Grubu’nun bu pazarlardaki deneyiminin; disiplinli karar alma, güçlü kurumsal itibar, yerel yetkinliklerin geliştirilmesi, değişen koşullara hızlı uyum sağlama ve yaratıcı çözüm üretme kabiliyeti üzerine kurulu olduğunu ifade etti. Konuşmasında Anadolu Grubu’nun 2035 vizyonuna da değinen Başarır, Grubun önümüzdeki dönemde sürdürülebilir büyüme, insan ve kültür, dijitalleşme, toplumsal fayda ve kurumsal dayanıklılık alanlarında değer katmaya devam edeceğini söyledi ve sözlerini şöyle tamamladı: “Bizim için liderlik, bugünün performansını yönetmek ve aynı zamanda, yarının belirsizliklerine karşı kurumu, insanlarımızı ve paydaşlarımızı hazırlamaktır. Anadolu Grubu olarak güvenilir, çevik ve dayanıklı bir kurum olma sorumluluğumuzla hareket ediyor, faaliyet gösterdiğimiz her coğrafyada uzun vadeli değer üretmeyi sürdürüyoruz.”</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Emtialarda süper sıkışma</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/emtialarda-super-sikisma-4061/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/emtialarda-super-sikisma-4061/</id>
<published><![CDATA[2026-06-04T02:18:10+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-04T02:18:10+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_C60B17-6C4086-75BD27-2810C1-EE1EA5-B01318.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Haziran 2026 itibarıyla küresel piyasalar, HSBC ve Morgan Stanley gibi dev finans kuruluşlarının da resmen ilan ettiği çok ciddi bir süper sıkışma evresinden geçmektedir. Geleneksel döngülerin aksine bu kez fiyatları yukarı iten şey küresel büyüme değil, "jeopolitik arz şokları" ve fiziksel kıtlık riski şeklinde karşımıza dikiliyor. Bu konuyu şöyle değerlendirebiliriz.&nbsp;</p><p></p><p>Enerji piyasası: Hürmüz Boğazı ve stok krizleri</p><p></p><p>Süper sıkışmanın merkez üssü, küresel petrol ve LNG ticaretinin kalbi olan Hürmüz Boğazı'nın fiilen kapalı/tıkanmış olmasıdır.&nbsp;</p><p>•	Petrol Fiyatları: Brent petrol, Mayıs ortasındaki 126 dolar seviyesindeki zirvesinden ABD-İran ateşkes çabalarıyla varil başına 94-95 dolar bandına hafif gerilemiş olsa da, Morgan Stanley boğazın kapalı kalmaya devam etmesi durumunda Dated Brent fiyatının 150 dolara fırlayabileceği konusunda uyarmaktadır.&nbsp;</p><p>•	Kritik Eşik (Stokların Tükenmesi): ABD ve Çin stratejik rezervleri devreye sokarak piyasayı dengelese de, küresel petrol stokları "kritik işlevsel düşük" seviyelere yaklaşmaktadır. Stoklar tamamen eridiğinde, fiyatlarda doğrusal olmayan (non-linear) ani ve çok sert dikey sıçramalar kaçınılmaz olacaktır.&nbsp;</p><p>•	Rafineri Sıkışması: Rusya'daki rafinerilere yönelik drone saldırıları ve Orta Doğu'daki çatışma hasarları nedeniyle dizel ve jet yakıtı gibi işlenmiş ürünlerde günlük 4 milyon varillik küresel üretim kaybı yaşanmaktadır. Goldman Sachs, bu yakıt sıkışmasının 2026 sonuna kadar süreceğini öngörmektedir.&nbsp;</p><p></p><p>Endüstriyel metaller: Üretim kesintileri ve talep sınavı</p><p></p><p>Yeşil dönüşüm ve teknoloji yatırımları sürerken, arz tarafındaki fiziksel sıkışma endüstriyel metalleri rekor seviyelerde tutmaktadır.&nbsp;</p><p>Bakır: Hem son kullanıcı talebinin güçlü kalması hem de arz hatlarındaki tıkanma nedeniyle bakır fiyatları ton başına 14.000 dolara yaklaşmış durumda.</p><p>Alüminyum: Orta Doğu'daki savaş nedeniyle eritme kapasiyetlerinin zarar görmesi, alüminyumu son 4 yılın en yüksek seviyesine taşımıştır.&nbsp;&nbsp;</p><p></p><p>Değerli metaller: Güvenli liman ve likidite sıkışması</p><p></p><p>•	Altın: Merkez bankalarının talebi ve küresel stagflasyon endişeleriyle ons altın Haziran başında 4.500 - 4.550 dolar seviyelerinde yatay ama tarihi yüksek bir seyir izlemektedir. Uzmanlar 2026 sonu için 5.000 - 6.000 dolar beklentilerini korumaktadır.&nbsp; &nbsp;</p><p>•	Gümüş: Endüstriyel talep (özellikle elektrikli araçlar ve batarya teknolojileri) ve altının pahalı gelmesi nedeniyle gümüş rekor kırarak 76 dolar seviyelerinde işlem görmektedir. Ancak UBS ve HSBC gibi bankalar, gümüşte sanayi alıcılarının kaçabileceği bir "balon" riskine karşı da uyarı yapmaktadır.&nbsp;</p><p></p><p>Geleceğe yönelik analiz ve yorum</p><p></p><p>Haziran 2026 itibarıyla küresel ekonomi "Ödünç Alınmış Zamanı"&nbsp; ( Living on borrowed time) yaşamaktadır. Hükümetlerin stratejik rezervleri (SPR) piyasaya sürmesi geçici bir pansumandır ancak bu durum gelecekteki şokları emecek tamponları tamamen yok etmektedir.&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p><p>Önümüzdeki aylarda ABD ve İran arasındaki ateşkes görüşmelerinin başarıya ulaşıp Hürmüz Boğazı'nı açması durumunda emtiada geçici bir rahatlama (gevşeme) görülebilir. Ancak anlaşma sağlanamaz ve stoklar kritik sınırın altına inerse, fiyat mekanizması arz-talebi dengelemek için tek çare olacak; bu da emtia fiyatlarında ikinci bir şok dalgasına ve küresel stagflasyona (durgunluk içinde yüksek enflasyon) yol açacaktır. Yatırımcıların "kağıt üzerindeki vaatler" yerine fiziksel gerçekliğe (hard assets) yönelmesi gereken bir dönemdeyiz. Nedense 2026 pek bir karışık başladı ve ilk altı ayında da bu karışıklık önlenemedi.&nbsp;</p><div><br /></div><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Türkiye'nin büyüme tahminini aşağı yönlü revize etti</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turkiyenin-buyume-tahmininiu-asagi-yonlu-revize-etti-8266/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turkiyenin-buyume-tahmininiu-asagi-yonlu-revize-etti-8266/</id>
<published><![CDATA[2026-06-03T09:12:18+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-03T09:12:18+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5DC172-B7B71E-9AA28F-605C1D-6C2D7E-A44270.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası, Bölgesel Ekonomik Görünüm raporunda Türkiye ekonomisine ilişkin büyüme beklentilerini güncelledi.</p><p></p><p>Banka, daha önce Şubat 2026'da yüzde 4 olarak açıkladığı Türkiye'nin 2026 yılı büyüme tahminini yüzde 3,5’e çekti.</p><p></p><p>Benzer şekilde, yine Şubat ayında yüzde 4,5 olarak öngörülen 2027 yılı büyüme tahmini de yüzde 4 seviyesine düşürüldü.</p><p></p><p>Raporda, Türkiye’ye yönelik aşağı yönlü revizyonların arkasında yatan temel makroekonomik gerekçeler detaylandırıldı.</p><p></p><p>Yükselen enerji ithalat maliyetleri ve kalıcı enflasyonist baskıların yanı sıra Orta Doğu’da devam eden çatışmaların turizm gelirleri ile imalat sanayi tedarik zincirleri üzerindeki potansiyel olumsuz etkileri, büyüme tahminlerinin düşürülmesinde ana etkenler olarak öne çıktı.</p><p></p><p>Orta Doğu’daki kriz kaynaklı sanayi tedarik zinciri aksamalarının, sermaye çıkışlarının ve düşen turizm gelirlerinin enflasyonu tetikleyebileceği, aynı zamanda cari işlemler dengesi üzerinde baskı oluşturabileceği ifade edildi.</p><p></p><p>Ancak raporda, tüm bu zorluklara rağmen Türkiye’nin güçlendirilen mali ve dışsal tamponları sayesinde ekonominin olası şokları rahatça göğüsleyebilecek kapasitede olduğuna dikkat çekildi.</p><p></p><p><b>Küresel ekonomi de yavaşlama trendinde</b></p><p></p><p>EBRD bölgelerinin genelinde de küresel belirsizliklerin gölgesinde bir yavaşlama dalgası gözleniyor. Rapora göre, bankanın faaliyet gösterdiği bölgelerdeki toplam büyümenin 2025 yılındaki yüzde 3,4 seviyesinden 2026’da yüzde 3,1’e gerilemesi, ardından 2027’de yüzde 3,6’ya yeniden yükselmesi bekleniyor.</p><p></p><p>Bu oranlar, Şubat 2026 tahminlerine kıyasla sırasıyla 0,5 ve 0,1 puanlık aşağı yönlü bir düzeltmeye işaret ediyor.</p><p></p><p>Türkiye’deki kümülatif yatırımları 24 milyar euronun üzerinde olan EBRD’nin ülkedeki aktif portföy büyüklüğü ise 8,5 milyar euro seviyesinde bulunuyor.</p><p></p><p>Üç kıtada 40 ekonomide özel sektörün ve girişimciliğin gelişimini destekleyen çok taraflı banka, yatırımlarıyla bölgelerin rekabetçi, yeşil, kapsayıcı ve dayanıklı hale gelmesini hedefliyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Küresel üretime Türk imzası</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kuresel-uretime-turk-imzasi-4388/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kuresel-uretime-turk-imzasi-4388/</id>
<published><![CDATA[2026-05-31T01:36:49+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-31T01:36:49+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_782262-7F119A-9746ED-286847-CFD066-DA9741.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p><b>Hakan ÖZBAY</b></p><p></p><p>Küresel ölçekte makroekonomik belirsizliklerin, jeopolitik risklerin ve ham madde maliyet baskılarının yoğun şekilde hissedildiği 2025 yılı, mimari ve tasarım yüzeyleri sektöründe faaliyet gösteren çok uluslu şirketlerin stratejik hamlelerine ve pazar yeniden konumlandırmalarına sahne oldu. İspanya merkezli küresel üretici Cosentino Grubu, 2025 yılı finansal sonuçları ve Türkiye pazarına yönelik operasyonel verileri doğrultusunda, pazar dinamiklerindeki rasyonelleşme eğilimini kamuoyuyla paylaştı. Açıklanan verilere göre grup, zorlu geçen 2025 mali yılını yaklaşık 1,57 milyar avro ciro ile tamamlarken, son beş yıllık periyotta her yıl ortalama yüzde 4,3 oranında istikrarlı bir organik büyüme kaydetti. Dünya genelinde yaklaşık 6 bin çalışanı, 126 lojistik ve yönetim merkezi ve 31 şehir showroom’u bulunan şirketin Orta Doğu, Asya ve Türkiye operasyonları ise global ortalamanın üzerinde bir ivme yakaladı.</p><p></p><p>Cosentino Türkiye Ülke Müdürü Alper Şensan, sektördeki bu tabloyu ve yerel pazarın performansını değerlendirirken, "Türkiye’de satışlarımız metrekare bazında geçen yıla göre yüzde 18 arttı. Bu büyümede özellikle lüks konut, otel ve üst segment ticari projelere talebin devam etmesi, yeni ürün lansmanlarımız ve markamıza duyulan güven etkili oldu. Yılda 13 milyon metrekare plaka üretim kapasitemiz sayesinde dünyanın farklı bölgelerindeki talebe yüksek kalite standartlarıyla yanıt verebiliyoruz" ifadelerini kullandı. Sektör genelinde yatırım kararlarının artık daha seçici bir zeminde ilerlediğine dikkat çeken Şensan, "Proje geliştiricileri ve nihai kullanıcılar artık estetik, dayanıklılık, sürdürülebilirlik ve uzun ömür kriterlerini birlikte değerlendiriyor. Bu yaklaşım, yüksek katma değerli ürünlere olan ilgiyi güçlendiriyor. 2026 yılında da bu eğilimin devam edeceğini öngörüyoruz. Mevcut projelerin katkısı ve yeni kullanım alanlarıyla birlikte Türkiye’de metrekare bazında yüzde 24 büyüme hedefliyoruz" dedi.</p><p></p><p><b>TÜRKİYE’NİN KÜRESEL TEDARİK ZİNCİRİNDEKİ KRİTİK ROLÜ</b></p><p></p><p>Türkiye, sahip olduğu doğal kaynaklar, üretim kapasitesi ve lojistik avantajları sebebiyle uluslararası şirketlerin tedarik ekosisteminde stratejik bir ağırlık merkezi olmaya devam ediyor. Küresel ölçekte faaliyet gösteren markalar için tedarik zincirinde esneklik ve dayanıklılık büyük önem taşırken, Türkiye pazarının bu alandaki ağırlığı rakamlara da yansıyor. Şirketin İspanya'daki tesislerinde işleyerek 120'den fazla ülkeye sunduğu Silestone ve Dekton gibi ürünlerin ham maddesinin çok büyük bir bölümü Türkiye'deki rezervlerden karşılanıyor. Başta yüksek nitelikli kuvars olmak üzere feldspat ve farklı silika bazlı endüstriyel mineraller, yoğunlukla Ege Bölgesi’ndeki maden sahalarından temin edilerek Avrupa'ya sevk ediliyor.</p><p></p><p>Alper Şensan, Türkiye'nin global operasyonlardaki bu hayati rolünün altını şu sözlerle çizdi: "Üretim süreçlerimizde kullandığımız ham maddelerin yaklaşık yüzde 70’ini Türkiye’den temin ediyoruz. Bu durum hem Türkiye’nin doğal kaynak gücünü küresel ölçekte görünür kılıyor hem de madencilikten lojistiğe kadar birçok alanda ekonomik katkı yaratıyor. Bu yapı, Türkiye’yi güçlü bir tedarik ortağı konumuna taşıyor. Bunun yanında kalite standartlarının yükselmesine, sürdürülebilir üretim anlayışının gelişmesine ve sektörel know-how paylaşımına katkı sağlıyor. Önümüzdeki dönemde özellikle Ar-Ge yatırımlarımızın artması ve yeni üretim teknolojilerinin devreye alınmasıyla Türkiye’nin global operasyonlarımız içindeki stratejik rolünün daha da güçleneceğine inanıyorum."</p><p></p><p><b>GAYRİMENKULDE DEĞİŞEN BEKLENTİLER VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ODAĞI</b></p><p></p><p>İnşaat ve gayrimenkul sektöründe yaşanan makro dönüşüm, yatırımcıların, nihai kullanıcıların ve mimarların karar alma süreçlerini temelden değiştirerek daha rasyonel bir zemine taşıyor. Yüzey malzemesi tercihlerinde ilk yatırım maliyetinin ötesine geçilerek hijyen, bakım kolaylığı, uzun vadeli performans ve tasarım esnekliği gibi unsurlar aranıyor. Bu değişimle birlikte mimari projelerde yüzey çözümleri, klasik mutfak tezgâhlarının sınırlarını aşarak dış cephe giydirmeleri, zemin kaplamaları, iç duvar ve özel banyo uygulamaları gibi çok daha geniş bir yelpazede konumlandırılıyor. Mimari taleplerde görsel estetiğin mühendislik özellikleriyle bütünleşmesi beklenirken, doğal taş desenli mat yüzeyler, projelere özel ebatlandırılabilen büyük paneller ve yüksek özelleştirilebilirlik yeteneği ön plana çıkıyor.</p><p></p><p>Endüstriyel üretimde kaçınılmaz bir standart haline gelen sürdürülebilirlik kavramının süreçlere nasıl entegre edildiği konusunda kapsamlı bilgiler veren Şensan, stratejilerini şöyle özetledi: "Sürdürülebilirlik, iş modelimizin temel yapı taşlarından biri. Ar-Ge yatırımlarımız için global bütçemizin yaklaşık yüzde 4-5’ini ayırıyoruz ve bu yatırımların önemli bir bölümü çevresel etkileri azaltmaya odaklanıyor. Üretim süreçlerimizde yüzde 100 yenilenebilir elektrik enerjisinden faydalanıyor, kullanılan suyun yüzde 99’unu geri dönüştürerek yeniden sisteme kazandırıyoruz. Bunun yanı sıra geri dönüştürülmüş ham madde kullanımını artırırken, tedarik ve lojistik operasyonlarımızda daha verimli rota planlamalarıyla emisyonları azaltmaya odaklanıyoruz. Dekton’un tüm yaşam döngüsü boyunca karbon nötr sertifikasına sahip olması da yaklaşımımızın en somut göstergelerinden biri." Son yıllarda artan jeopolitik gerilimler ve küresel tedarik zincirindeki ani kırılganlıklar karşısında şirket, farklı kriz senaryolarına anında uyum sağlayabilecek esnek operasyonel modeller geliştiriyor. Güçlü bir tedarikçi ağına sahip olmak ve yerel aktörlerle kurulan uzun vadeli iş ortaklıkları, kriz dönemlerinde koruyucu bir tampon mekanizması işlevi görüyor.</p><p></p><p><b>CEBELİTARIK BOĞAZI’NI AŞAN ZİHİNSEL GÜÇ&nbsp;</b></p><p></p><p>Kurumsal hayatın getirdiği yoğun, stresli ve öngörülemez süreçlerin sağlıklı bir şekilde yönetilebilmesi, profesyonellerin vizyonunda yüksek bir zihinsel dayanıklılığı zorunlu kılıyor. Geçmiş dönemde dünyanın en zorlu açık su parkurlarından biri olan Cebelitarık Boğazı’nı yüzerek geçen Alper Şensan, bu ekstrem spor deneyiminin iş hayatındaki yönetim ve risk felsefesini nasıl şekillendirdiğini şu çarpıcı sözlerle ifade etti:</p><p></p><p>"Cebelitarık Boğazı’nı geçmek benim için fiziksel bir sınavdan çok zihinsel bir yolculuktu. Açık denizde kulaç attığınızda kontrol edebildiğiniz tek şey kendi ritminiz, nefesiniz ve odağınız oluyor. Bu deneyim, insanın gerçek gücünün zihinsel dayanıklılığında saklı olduğunu çok net gösteriyor. Kurumsal hayatta da benzer bir bakış açısına sahibim. Her koşulu önceden öngörmek mümkün olmayabiliyor; ancak hedefe odaklandığınızda, hazırlığınızı doğru yaptığınızda ve motivasyonunuzu koruduğunuzda zorlu süreçleri aşabiliyorsunuz. Cebelitarık bana daha sakin yaşamayı, sürecin tadını çıkarmayı ve uzun vadeli düşünmenin önemini öğretti. Bugün iş hayatında da en çok değer verdiğim yaklaşım bu."</p><p></p><p><b>ENDÜSTRİYEL MİNERALDEN MİMARİ YÜZEYE&nbsp;</b></p><p></p><p>İspanya merkezli çok uluslu bir şirket olan Cosentino Grubu, mimari ve tasarım dünyası için yüksek katma değerli yüzey malzemeleri üretiyor. Temel olarak doğadan elde edilen kuvars, feldspat ve çeşitli silika bazlı endüstriyel mineralleri işleyen şirket; klasik mutfak ve banyo tezgâhlarının ötesinde, dış cephe giydirmeleri, zemin ve iç duvar kaplamaları gibi geniş bir yelpazede mimari çözümler sunuyor. Şirketin küresel pazarda öne çıkan ana markaları arasında yenilikçi üretim teknolojileriyle geliştirilen Dekton ve Silestone yer alıyor. Yılda toplam 13 milyon metrekare plaka üretim kapasitesine sahip olan grup, İspanya'daki tesislerinde işlediği bu nitelikli yüzeyleri 120’den fazla ülkeye ihraç ediyor&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Ekonomi gündemi bayram tatilinden sonra yoğunlaşıyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ekonomi-gundemi-bayram-tatilinden-sonra-yogunlasiyor-4698/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ekonomi-gundemi-bayram-tatilinden-sonra-yogunlasiyor-4698/</id>
<published><![CDATA[2026-05-29T11:23:47+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-29T11:23:47+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_1C04F9-F0A45C-96EECA-CA7C28-EF2285-3EAFFF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Kurban Bayramı'nı da içine alan 9 günlük tatil sonrasında piyasaların merakla beklediği veriler kamuoyuyla paylaşılacak.</p><p></p><p>Türkiye'nin ocak-mart dönemine ilişkin büyüme rakamları Türkiye İstatistik Kurumunca (TÜİK) açıklanacak. Türkiye ekonomisi, geçen yıl yüzde 3,6, 2025'in son çeyreğinde de yüzde 3,4 büyüme kaydetmiş, büyüme eğilimini 22'nci çeyreğe taşımıştı.</p><p></p><p>Ekonomistler, gayri safi yurt içi hasılanın (GSYH), birinci çeyrekte yıllık bazda yüzde 2,7 artacağını tahmin ediyor.</p><p></p><p>- Dış ticaret rakamları</p><p></p><p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat'ın 4 Haziran'da Ankara'da düzenleyeceği toplantıyla mayıs ayı dış ticaret verilerini açıklaması planlanıyor.</p><p></p><p>Bolat, nisan ayında ihracatın, zorlu uluslararası ekonomik, ticari, siyasi ve jeopolitik gelişmelere rağmen geçen yılın aynı ayına göre yüzde 22,3 artışla 25,4 milyar dolara yükseldiğini belirterek, "Cumhuriyet tarihimizin en yüksek ikinci aylık mal ihracatı rakamı elde edildi." ifadesini kullanmıştı.</p><p></p><p>TÜİK, aynı gün nisan ayına ilişkin iş gücü istatistiklerini kamuoyuyla paylaşacak. Türkiye'de işsizlik oranı, martta bir önceki aya göre 0,3 puan azalarak yüzde 8,1 olmuştu. Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaş grubundaki işsiz sayısı, söz konusu dönemde 96 bin azalarak 2 milyon 873 bin kişiye gerilemişti.</p><p></p><p>Kurum, 5 Haziran'da mayıs ayına ilişkin enflasyon verilerini duyuracak. Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), nisanda aylık bazda yüzde 4,18, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yüzde 3,17 olmuştu. Yıllık enflasyon, tüketici fiyatlarında yüzde 32,37, yurt içi üretici fiyatlarında yüzde 28,59 olarak kayıtlara geçmişti.</p><p></p><p>TÜİK, 9 Haziran'da mayıs ayı finansal yatırım araçlarının reel getiri oranlarını açıklayacak. Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde nisanda en yüksek aylık reel getiri, yüzde 3,04 ile BIST 100 endeksinde gerçekleşmişti.</p><p></p><p>TÜİK, 10 Haziran'da ise nisan ayına ilişkin sanayi üretim endeksini açıklayacak. Endeks, martta aylık bazda yüzde 0,8, yıllık bazda yüzde 1,1 azalış gösterdi.</p><p></p><p>- Mayıs ayı bütçe gerçekleşmeleri belli olacak</p><p></p><p>TCMB, 12 Haziran'da nisan ayı ödemeler dengesi istatistiklerini kamuoyuyla paylaşacak. Türkiye'nin cari işlemler hesabı mart ayında 9 milyar 672 milyon dolar, altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı da 3 milyar 886 milyon dolar açık vermişti.</p><p></p><p>TÜİK, 15 Haziran'da nisana ilişkin ücretli çalışan istatistikleri ile hizmet üretim ve inşaat üretim endekslerini duyuracak.</p><p></p><p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, mayıs ayına ilişkin bütçe uygulama sonuçlarını 15 Haziran'da açıklayacak. Türkiye'nin merkezi yönetim bütçe gelirleri, nisanda 1 trilyon 186 milyar 164 milyon lira, giderleri 1 trilyon 524 milyar 891 milyon lira olarak hesaplanmıştı. Bütçede nisanda 338,7 milyar lira, ocak-nisan döneminde 758,8 milyar lira açık oluşmuştu.</p><p></p><p>Mayıs ayına ilişkin tarım ürünleri üretici fiyat endeksi 16 Haziran'da açıklanacak. TÜİK aynı gün, söz konusu aya ilişkin motorlu kara taşıtları istatistiklerini de duyuracak.</p><p></p><p>TÜİK, 18 Haziran'da da mayıs ayına ilişkin konut ve iş yeri satış istatistiklerini paylaşacak. Türkiye genelinde nisanda satılan toplam konut sayısı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,6 artışla 126 bin 808, iş yeri sayısı yüzde 10,2 artarak 15 bin 694 olarak hesaplanmıştı.</p><p></p><p>Kurum, 19 Haziran'da nisan ayına ilişkin tarımsal girdi fiyat endeksini, 22 Haziran'da mayıs yurt dışı üretici fiyat ve haziran tüketici güven endekslerini yayımlayacak. Tüketici güven endeksi, mayısta aylık bazda yüzde 0,3 artışla 85,8'e çıkmıştı.</p><p></p><p>TÜİK, 30 Haziran'da mayıs ayına ilişkin hizmet üretici fiyat endeksi ile dış ticaret ve işgücü istatistiklerini kamuoyuna duyuracak.</p><p></p><p>- Piyasaların gözü faiz kararında olacak</p><p></p><p>TCMB Para Politikası Kurulu toplantısı 11 Haziran'da yapılacak. Kurul, son toplantısında politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 37'de sabit tutmuştu.</p><p></p><p>Toplantının ardından yapılan açıklamada, jeopolitik gelişmeler eşliğindeki belirsizlikler neticesinde, enerji fiyatlarında yüksek seyir ve belirgin oynaklık gözlendiği belirtilerek, "Söz konusu gelişmeler ile yurt içi enerji fiyatlarının maliyet kanalı ve iktisadi faaliyet üzerinden enflasyon görünümüne etkileri yakından takip edilmektedir." ifadesi kullanılmıştı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kurban Bayramı piyasaları uçurdu</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kurban-bayrami-piyasalari-ucurdu-8774/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kurban-bayrami-piyasalari-ucurdu-8774/</id>
<published><![CDATA[2026-05-29T02:55:14+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-29T02:55:14+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_24BFDF-655F2E-1B6E0D-B8BCE9-339B50-549AB7.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p><b>Mustafa DENİZ</b></p><p></p><p>Kurban Bayramı’nın ilk günleriyle birlikte Türkiye genelinde ekonomik hareketlilik hız kazandı. Büyükşehirlerde kurban satış ve kesim alanlarında yoğunluk yaşanırken, bayram alışverişleri perakende sektöründe de dikkat çekici bir canlılık oluşturdu. Uzmanlar, bu yıl kurban ekonomisinin yüz milyarlarca liralık hacme ulaştığını değerlendiriyor.</p><p></p><p>Kurbanlık fiyatlarındaki artış bu yıl da gündemin en önemli başlıklarından biri oldu. Yem, enerji, nakliye ve bakım maliyetlerindeki yükseliş nedeniyle hem küçükbaş hem de büyükbaş hayvan fiyatları geçen yıla göre ciddi oranda arttı. Buna rağmen özellikle hisseli büyükbaş alımlarına yoğun talep olduğu gözleniyor.</p><p></p><p>Bayram sürecinde yalnızca hayvancılık sektörü değil, birçok farklı alan da ekonomik hareketlilikten pay aldı. Kasaplar, bıçakçılar, soğuk hava depoları, lojistik şirketleri ve zincir marketlerde yoğunluk yaşanırken, şehirler arası otobüs ve uçak seferlerinde doluluk oranları yükseldi. Tatlı, şekerleme ve gıda satışlarında da önemli artış kaydedildi.</p><p></p><p>Bankacılık sektöründe kredi kartı harcamalarının bayram öncesine göre yükseldiği belirtilirken, ihtiyaç kredilerine olan talepte de artış yaşandı. Ekonomistler, Kurban Bayramı’nın yüksek enflasyon ortamına rağmen iç tüketimi destekleyen önemli dönemlerden biri olmaya devam ettiğini ifade ediyor.</p><p></p><p>Üreticiler satışlardan memnun olduklarını belirtse de artan maliyetlerin hayvancılık sektöründe kârlılığı sınırladığına dikkat çekiyor. Vatandaşlar ise yükselen fiyatlar nedeniyle bütçelerini daha dikkatli yönetmek zorunda kaldıklarını dile getiriyor.</p><p></p><p>Ekonomi çevreleri, bayram döneminde oluşan bu canlılığın perakende ve hizmet sektörüne kısa vadeli destek sağladığını ancak kalıcı ekonomik toparlanma için üretim ve gelir tarafında daha güçlü adımlar gerektiğini vurguluyor.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Türkiye ekonomisi fırsatlar barındırıyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turkiye-ekonomisi-firsatlar-barindiriyor-6128/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turkiye-ekonomisi-firsatlar-barindiriyor-6128/</id>
<published><![CDATA[2026-05-29T02:51:34+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-29T02:51:34+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_C7E914-1AA5EE-6893C2-ED03F6-3E6C7E-5E7B1D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p><b>HABER MERKEZİ</b></p><p></p><p>Küresel ekonomide yaşanan dalgalanmalar, şirketlerin yalnızca büyüme hedeflerini değil, krizlere karşı dayanıklılık kapasitesini de yeniden gündeme taşıyor. Pandemi sonrası değişen ekonomik dengeler, artan maliyetler ve finansmana erişimde yaşanan zorluklar, iş dünyasında “yeni nesil büyüme modeli” tartışmalarını hızlandırdı. İnşaat ve hazır beton sektöründe faaliyet gösteren Başkaya Holding de bu dönüşüme uyum sağlayan şirketlerden biri. Başkaya Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Başkaya, kriz dönemlerinde ayakta kalabilen şirket yapısının artık büyümenin ön şartı haline geldiğini söylüyor. Teknoloji yatırımlarından finansal sürdürülebilirliğe, organizasyon yapısından risk yönetimine kadar birçok başlıkta dönüşüm sürecini anlatan Başkaya, geleceğin şirket modelini değerlendirdi.</p><p><img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/uploads/2026%20-%2005%20-%20Mayis/baskin-i.jpg" alt="baskin-i" class="tubi left floated image rounded float-left mr-3 mb-2"></p><p>Son yıllarda küresel ve yerel ölçekte ciddi ekonomik dalgalanmalar yaşanıyor. Başkaya Holding bu süreci nasıl okuyor?</p><p></p><p>Bugün artık krizleri “istisnai” değil, iş dünyasının doğal bir parçası olarak görüyoruz. Pandemiyle başlayan süreç, ardından gelen tedarik zinciri kırılmaları, enerji maliyetleri ve finansmana erişimdeki zorluklar bize şunu öğretti: Dayanıklılık, büyümenin ön koşulu haline geldi. Biz de Başkaya Holding olarak bu yeni gerçekliğe uygun bir iş yapısı inşa etmeye odaklandık.</p><p></p><p></p><p>Yani nesil büyüme modeli</p><p></p><p>&nbsp;“Yeni nesil büyüme modeli” derken tam olarak neyi kastediyorsunuz?</p><p></p><p>Geleneksel büyüme anlayışı daha çok kapasite artırımı ve pazar genişlemesi üzerine kuruluydu. Biz ise üç temel eksen belirledik:</p><p>Operasyonel esneklik</p><p>Teknoloji odaklı verimlilik</p><p>Finansal sürdürülebilirlik</p><p>Artık sadece büyümek değil, hangi koşulda olursa olsun ayakta kalabilen bir yapı kurmak daha kritik.</p><p></p><p>İnşaat ve beton sektörü gibi dalgalanmalara açık bir alanda bu modeli uygulamak zor değil mi?</p><p></p><p>Kesinlikle zor, ama aynı zamanda gerekli. Biz özellikle üretim tarafında teknolojik yatırımlara hız verdik. Otomasyon ve veri temelli üretim süreçleri sayesinde hem maliyetleri kontrol altında tutabiliyor hem de kalite standardını koruyabiliyoruz. Bu da kriz dönemlerinde elimizi güçlendiriyor.</p><p></p><p>Teknoloji iş modelinin merkezinde</p><p></p><p>Bu noktada teknoloji yatırımlarınızın rolünü biraz daha açar mısınız?</p><p></p><p>Teknoloji bizim için bir “destek unsuru” değil, iş modelimizin merkezinde. Üretimden lojistiğe kadar birçok süreçte dijitalleşmeye geçtik. Bu sayede anlık veriyle karar alabiliyoruz. Özellikle maliyet yönetimi ve kaynak optimizasyonu açısından bu büyük bir avantaj sağlıyor.</p><p></p><p>Finansal sürdürülebilirlikten bahsettiniz. Bu kavramı nasıl tanımlıyorsunuz?</p><p></p><p>Finansal sürdürülebilirlik bizim için sadece kârlılık değil, aynı zamanda risk yönetimi demek. Borçluluk oranını dengede tutmak, nakit akışını doğru yönetmek ve ani piyasa değişimlerine karşı hazırlıklı olmak&hellip; Bunların hepsi bu yaklaşımın parçası.</p><p></p><p>Peki, bu model çalışanlara ve kurumsal yapıya nasıl yansıyor?</p><p></p><p>Dayanıklı bir şirket sadece finansal yapıyla kurulmaz. İnsan kaynağı burada kritik rol oynuyor. Biz ekiplerimizin hızlı karar alabilen, çözüm odaklı ve değişime açık olmasına yatırım yapıyoruz. Kurum içinde daha yatay ve esnek bir organizasyon yapısına geçiyoruz.</p><p></p><p>Sektörde rekabet her geçen gün artıyor. Başkaya Holding’i rakiplerinden ayıran temel unsur nedir?</p><p></p><p>Biz kısa vadeli kazançlardan ziyade uzun vadeli sürdürülebilirliğe odaklanıyoruz. Bu bakış açısı bizi daha temkinli ama aynı zamanda daha sağlam adımlar atan bir yapıya dönüştürüyor. Ayrıca müşteri güveni ve iş ortaklıklarında süreklilik bizim için en önemli değerlerden biri.</p><p></p><p>Önümüzdeki döneme dair büyüme hedefleriniz neler?</p><p></p><p>Kontrollü ve stratejik büyüme hedefliyoruz. Yeni yatırımlar elbette gündemimizde ama bunları mutlaka risk analizleriyle birlikte değerlendiriyoruz. Özellikle teknoloji destekli üretim kapasitesini artırmak ve farklı pazarlara açılmak önceliklerimiz arasında.</p><p></p><p>Son olarak, Türkiye ekonomisine dair genel bir değerlendirme alabilir miyiz?</p><p></p><p>Türkiye dinamik bir ekonomi. Zorluklar kadar fırsatlar da barındırıyor. Önemli olan bu dalgalı yapıya uyum sağlayabilecek iş modelleri geliştirmek. Biz de Başkaya Holding olarak bu anlayışla hareket ediyor, sadece bugünü değil geleceği de inşa etmeye çalışıyoruz.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Enerji arz şoku,büyüme üzerinde risk oluşturuyor"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/enerji-arz-sokubuyume-uzerinde-risk-olusturuyor-2861/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/enerji-arz-sokubuyume-uzerinde-risk-olusturuyor-2861/</id>
<published><![CDATA[2026-05-27T14:37:35+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-27T14:37:35+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_422B6F-9644F1-90B6D9-DB0061-11A8AA-6E0DA0.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>ECB'nin Avro Bölgesi'ne ilişkin "Mayıs 2026 Finansal İstikrar Değerlendirme" raporunda yatırımcıların jeopolitik ve mali riskleri hafife aldığı, piyasa algısının hızla negatife dönme riskinin yüksek olduğu vurgulandı.</p><p></p><p>Küresel finans sisteminin ve reel ekonominin bu yıla bir dizi şoka rağmen dirençli girdiği belirtilen raporda, bu direncin Orta Doğu'daki savaşın tetiklediği büyük bir jeoekonomik şokla sınandığı ifade edildi.</p><p></p><p>Raporda ayrıca, küresel ticaret ve uluslararası işbirliğine yönelik belirsizliklerin yanı sıra kritik altyapılara yönelik siber güvenlik risklerinin ve hibrit tehditlerin de arttığına dikkat çekildi.</p><p></p><p>Finansal piyasaların enerji arzındaki kesintilere uyum sağlamaya çalıştığı, ancak hisse senedi değerlemelerinin tarihsel standartlara göre hala çok yüksek kaldığına işaret edilen raporda, kurumsal tahvil risk primlerinin küresel ölçekte düşük seyrettiği belirtildi.</p><p></p><p>Raporda, fiyatlamaların jeopolitik ve politik belirsizliklere karşı kırılgan olduğu, aşağı yönlü mali ve makro-finansal risklerin ise piyasalar tarafından göz ardı edildiği bildirildi.</p><p></p><p>ECB'nin raporunda, zorlu jeoekonomik ortamda atılacak mali genişleme adımlarının, yüksek borçlu Avro Bölgesi ülkelerinin kamu maliyesini daha da zorlayabileceği ve devlet tahvili risklerinin yeniden fiyatlandırılmasına yol açabileceği uyarısı da yapıldı.</p><p></p><p>- Gölge bankacılık</p><p></p><p>Banka dışı finansal aracılık (gölge bankacılık) sektöründeki kırılganlıkların sürdüğüne işaret edilen raporda, serbest fonlar (hedge fonları), para piyasası fonları ve özel brokerları içeren bu sektördeki düşük likidite tamponları ile yüksek portföy değerlemelerinin, piyasa stresini artıracak zorunlu varlık satışlarına neden olabileceği ifade edildi. Özellikle ABD kaynaklı yayılma riskleri nedeniyle şeffaf olmayan ve birbiriyle bağlantılı özel piyasaların yakından izlenmesi gerektiği vurgulandı.</p><p></p><p>- Bankaların varlık kalitesi bozulabilir</p><p></p><p>Raporda, Avro Bölgesi bankalarının güçlü karlılıkları ile sermaye ve likidite tamponları sayesinde son belirsizlik dönemlerini başarıyla atlattığı belirtilerek, Orta Doğu'daki savaşın doğrudan etkilerinin birkaç bankayla sınırlı olmasına rağmen, krizin uzaması durumunda ikinci tur etkilerinin ağır olabileceğini kaydedildi.</p><p></p><p>Raporun sunumunu gerçekleştiren ECB Başkan Yardımcısı Luis de Guindos, "Mevcut enerji arz şoku, enflasyon üzerinde yukarı yönlü, ekonomik büyüme üzerinde ise aşağı yönlü riskler oluşturmaktadır. Finansman maliyetlerinin daha zayıf bir ekonomik büyüme ortamında yükselmesi, piyasa oynaklığını artırabilir ve borç ödeme kapasitelerini zorlayabilir." ifadelerini kullandı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Risklerin gölgesinde gözler büyüme ve enflasyon verilerinde</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/risklerin-golgesinde-gozler-buyume-ve-enflasyon-verilerinde-3800/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/risklerin-golgesinde-gozler-buyume-ve-enflasyon-verilerinde-3800/</id>
<published><![CDATA[2026-05-26T11:39:02+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-26T11:39:02+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_A772D1-17F359-C18F2E-328105-0CD772-96919A.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>ABD/İsrail ile İran arasında 27 Şubat'ta tırmanan gerilimler, 8 Nisan'da sağlanan ateşkesle kısmen yatışırken, Hürmüz Boğazı çevresinde yoğunlaşan jeopolitik risklerle yükselen petrol fiyatları bir miktar geriledi.</p><p></p><p>Önceki aylarda savaş kaynaklı enerji fiyatlarında yukarı yönlü hareketin dünya genelinde fiyatlar üzerindeki yansımaları mart ve nisan verilerinde gözlendi.</p><p></p><p>Enerji maliyetlerindeki yükselişin, ulaştırma, sanayi üretimi, elektrik ve ısınma giderleri üzerinden küresel enflasyonu yeniden hızlandırabileceği değerlendirilirken, gözler perşembe günü ABD'de açıklanacak olan ABD Merkez Bankasının (Fed) başlıca enflasyon göstergesi olarak kabul ettiği çekirdek kişisel tüketim harcamaları (PCE) fiyat endeksine çevrildi.</p><p></p><p>Analistler, çekirdek PCE fiyat endeksinin nisanda aylık bazda yüzde 0,3, yıllık bazda yüzde 3,3 arttığının tahmin edildiğini belirtti.</p><p></p><p>Bununla birlikte aynı gün bu ülkede açıklanacak yılın ilk çeyreğine ilişkin gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) ikinci verileri ekonomik aktivitenin durumuna ilişkin net bilgi sağlayacak. ABD ekonomisinin ilk çeyrekte yüzde 2 büyüme performansı sergilemesinin beklendiğini bildirdi.</p><p></p><p>ABD Ticaret Bakanlığının, bu yılın ocak-mart dönemine ilişkin gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) öncü verilerine göre ABD ekonomisi söz konusu dönemde yıllıklandırılmış olarak yüzde 2 büyümüştü. Bu dönemde ABD ekonomisinin yüzde 2,2 büyümesi öngörülüyordu.</p><p></p><p>Özellikle enflasyon göstergeleri ile büyüme verilerinin, merkez bankalarının para politikalarına yönelik beklentiler üzerinde belirleyici olması bekleniyor.</p><p></p><p>Bu eksende para piyasalarındaki fiyatlamalarda, Fed'in aralık toplantısında ilave sıkılaşma adımı atabileceğine dair öngörüler güçlü kalmayı sürdürdü.</p><p></p><p>- Almanya'da enflasyon verileri odakta</p><p></p><p>Bahsedilen gelişmelerle Avro Bölgesinde enerji fiyatlarının gerilemesi enflasyon baskılarını hafifletebileceğine yönelik iyimserlik oluşturdu.</p><p></p><p>Mart ve nisan aylarında bölgede enflasyonun enerji kaynaklı hızlanma eğilimi göstermesinin ardından Avrupa Merkez Bankasına (ECB) yönelik sıkılaşma beklentileri güçlü seyrini sürdürdü. Para piyasalarındaki fiyatlamalarda, ECB'nin yıl sonuna kadar en az 2 faiz artışı yapabileceği fiyatlanıyor.</p><p></p><p>Öte yandan, Almanya'da cuma günü açıklanacak mayıs ayı öncü enflasyon verileri, Orta Doğu'daki savaş kaynaklı enerji maliyetlerinin fiyatlar üzerindeki etkisinin devam edip etmediğine ilişkin önemli sinyaller verecek.</p><p></p><p>Analistler, Almanya'da öncü verilere göre Tüketici Fiyat Endeksinin (TÜFE) mayısta aylık yüzde 0,2, yıllık yüzde 3 artış göstereceğinin öngörüldüğünü belirtti.</p><p></p><p>- Japonya'da Tokyo TÜFE bekleniyor</p><p></p><p>Öte yandan Çin'den gelen zayıf veriler, jeopolitik risklerin yanı sıra küresel talepteki kırılganlığın da büyüme görünümü üzerinde baskı oluşturduğunu gösterdi.</p><p></p><p>Çin'de sanayi üretimi nisanda yıllık bazda yüzde 4,1 artsa da beklentilerin altında kaldı ve önceki aya göre yavaşlama eğilimi gösterdi. Perakende satışlar da yüzde 0,2 ile tahminlerin epey altında kaldı.</p><p></p><p>Öte yandan, Japonya'da ulusal enflasyon nisan ayında beklentilerin altında gerçekleşti. Ülkede yıllık enflasyon yüzde 1,4 ile tahminlerin gerisinde kalırken, mart ayındaki veriye göre yavaşlama sinyali verdi.</p><p></p><p>Şimdi gözler mayıs ayına ilişkin Tokyo Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) verisine çevrildi. Ülkede Tokyo TÜFE, genel enflasyon görünümüne ilişkin çerçeve çizmesi nedeniyle önemli bir gösterge olarak kabul ediliyor.</p><p></p><p>Analistler, Tokyo'da TÜFE'nin mayıs ayında yıllık bazda yüzde 1,6 artmasının beklendiğini ifade etti.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Doğru yüzülen kurban derisi ekonomiye katkı sağlıyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/dogru-yuzulen-kurban-derisi-ekonomiye-katki-sagliyor-4275/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/dogru-yuzulen-kurban-derisi-ekonomiye-katki-sagliyor-4275/</id>
<published><![CDATA[2026-05-25T11:36:24+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-25T11:36:24+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_E9E0E1-C739B6-DEF806-6131D6-0A31EA-526576.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Çağlar, OSB'deki 115 firmanın günlük 600 ton ham deri işleme kapasitesine sahip olduğunu söyledi.</p><p></p><p>Kurban derisinin milli servet olduğunu ifade eden Çağlar, Türkiye'de yıl boyu yapılan kesimin yaklaşık 25'inin bayram sürecinde gerçekleşeceğini belirtti.</p><p></p><p>Kurban Bayramı'nda yaklaşık 1 milyon büyükbaş, 2-2,5 milyon küçükbaş hayvan kesimi öngörüldüğüne işaret eden Çağlar, kurban derilerinin ayakkabı, çanta, cüzdan, kemer ve döşemelik ürünlerin yanı sıra son yıllarda sağlık ve gıda sektörlerinin önemli ham maddesi olan protein haline geldiğini anlattı.</p><p></p><p>Türk deri sanayisinin ileri teknoloji yatırımlarıyla kolajen ve jelatin üretiminde de öne çıktığını vurgulayan Çağlar, şunları söyledi:</p><p></p><p>"Buradan da başta sağlık daha sonra da gıda sanayisi olmak üzere ham madde tedariği sağlıyoruz. Bundan dolayı ham deri çok önemli bir stratejik ham madde haline geldi. Hazır giyimde dünyada, özellikle Avrupa'da belli markaların tedarikçisiyiz. Jelatin ve kolajende de hem Orta Doğu hem de Avrupa ülkelerine ciddi anlamda ihracat söz konusu. Bu katma değeri yüksek ürünlerin olabilmesi için kurban derisini çok iyi korumamız lazım."</p><p></p><p>- ⁠"Deriyi tuzladıktan sonra serin bir yerde bekletelim"</p><p></p><p>Kurbanların mümkün olduğunca profesyonel ekip tarafından ve toplu kesim alanlarında kesilmesini öneren Çağlar, şöyle devam etti:</p><p></p><p>"İlk başta dikkat etmemiz gereken konu mümkün olduğu kadar yüzümlerde deriyi delmememiz gerekiyor. Kesimden hemen sonra derinin et tarafının kaplanacak şekilde tuzlanarak, muhafaza altına alınması lazım. Bu aşamada belli bir miktarda mutlaka bir su çıkacaktır. Deriden çıkacak kanlı suyun süzülmesini beklememiz lazım. Ayrıca derileri tuzladıktan sonra bir torbaya koyuyoruz. Bu da havasız kalmasına, bakteriyel faaliyetlerin hızlanmasına sebep oluyor. Deride çürümelere sebebiyet veriyor. Önce deriyi tuzladıktan sonra serin bir yerde bekletelim ondan sonra deri toplama yerlerine naklederken de açık bir şekilde nakil etmeye mümkün olduğu kadar dikkat edelim. Aksi takdirde ciddi anlamda ekonomik kayıp söz konusu olmaktadır."</p><p></p><p>Çağlar, doğru yüzülüp muhafaza edilen derilerin yüksek katma değerli ürünlere dönüştüğünü belirterek, "Dana derisi olarak yaklaşık 50-60 milyon dolarlık ham deri çıkabilir. Nihai ürüne dönüştüğü zaman, bu rakamları 7-8 hatta 10 ile çarpmanız gerekiyor. Bundan dolayı mümkün olduğu kadar dikkat edilmeli. Yani bu bir milli servettir. Toplum olarak kurban derisindeki muhafaza etme ve yüzme şartlarına dikkat etmemiz gerekiyor." ifadelerini kullandı.</p><p></p><p>Murat Çağlar, yüzüm hatası bulunmayan ve doğru muhafaza edilen derilerin hazır giyim sektöründe kullanıldığını, hasarlı derilerin ise işlemden geçirilerek kolajen ve jelatin üretiminde değerlendirildiğini sözlerine ekledi.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Emtia piyasalarında Fed beklentileri etkili oldu</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/emtia-piyasalarinda-fed-beklentileri-etkili-oldu-1933/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/emtia-piyasalarinda-fed-beklentileri-etkili-oldu-1933/</id>
<published><![CDATA[2026-05-24T11:21:29+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-24T11:21:29+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_955A6C-5B04E0-5DF457-5A6A18-611386-CFE31C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Hafta boyunca Orta Doğu'daki jeopolitik riskler enerji arzına ilişkin belirsizlikleri canlı tutarken Fed yetkililerinden gelen "şahin" tondaki açıklamalar değerli metaller üzerinde baskı oluşturdu.</p><p></p><p>Fed Yönetim Kurulu Üyesi Christopher Waller'ın, enflasyondaki görünüm nedeniyle faiz indirimlerine ilişkin beklentilerin zayıfladığına işaret eden açıklamaları, piyasalarda para politikasının daha uzun süre sıkı kalabileceği beklentisini güçlendirdi.</p><p></p><p>ABD'de enflasyonun yüksek seyrini koruması ve Fed'in faiz indirimlerine temkinli yaklaşabileceğine yönelik fiyatlamalar, dolar endeksi ve tahvil faizleri üzerinden emtia piyasalarında etkili oldu.</p><p></p><p>Jeopolitik tarafta ise ABD-İran müzakerelerine ilişkin çelişkili sinyaller petrol piyasalarında oynaklığı artırdı.</p><p></p><p>Hafta başında Hürmüz Boğazı'ndan enerji akışına yönelik risklerin devam etmesi, Brent petrol ve doğal gaz fiyatlarında arz güvenliği başlığının izlenmesine neden oldu.</p><p></p><p>Buna karşın haftanın sonuna doğru ABD Başkanı Donald Trump'ın açıklamalarıyla artan müzakerelerde ilerleme sağlanabileceğine ilişkin beklentiler petrol fiyatlarını baskıladı.</p><p></p><p>ABD ile Çin arasında tarım ürünleri ticaretinin artırılmasına yönelik açıklamalarla hafta içinde tarım emtialarında hareketlenme öne çıktı.</p><p></p><p>Beyaz Saray'dan yapılan açıklamaya göre, Çin'in 2026-2028 döneminde her yıl en az 17 milyar dolarlık ABD tarım ürünü satın alacağı bildirildi.</p><p></p><p>- Değerli metaller negatif seyretti</p><p></p><p>Değerli metallerde geçen hafta satış baskısı öne çıktı. Fed'in faiz indirimlerine ilişkin beklentilerin ötelenebileceğine yönelik değerlendirmeler, dolar endeksinin güçlü seyrini koruması ve ABD tahvil faizlerindeki yüksek seyir, değerli metallerde satış baskısını artırdı.</p><p></p><p>Altının ons fiyatında, Fed'in "şahin" tonu ve dolar endeksindeki güçlü görünüm fiyatlamaları baskıladı.</p><p></p><p>Gümüşte ise hem değerli metal hem de sanayi metali niteliği nedeniyle çift yönlü baskı izlendi. Sanayi talebine ilişkin belirsizlikler, gümüş fiyatlarındaki zayıf seyri destekledi.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle birlikte değerli metallerde ons bazında fiyatlar paladyumda yüzde 4,8, platinde yüzde 2,5, altında yüzde 0,7 ve gümüşte yüzde 0,6 geriledi.</p><p></p><p>- Baz metaller pozitif seyretti</p><p></p><p>Baz metaller geçen hafta pozitif seyretti. Çin talebine ilişkin beklentiler, küresel arz tarafındaki sıkışıklıklar ve bazı metallerde düşük stok seviyeleri fiyatlamaları destekledi.</p><p></p><p>Bakır fiyatları, yapay zeka veri merkezleri, elektrikli altyapı yatırımları ve enerji dönüşümü kaynaklı talep beklentilerinden destek buldu.</p><p></p><p>Analistler, bakırda orta vadeli talep görünümünün güçlü kalmaya devam ettiğini ancak Fed'in sıkı para politikası duruşunun küresel büyümeye ilişkin beklentiler üzerinden yükselişi sınırlayabileceğini belirtti.</p><p></p><p>Alüminyumda Orta Doğu'daki jeopolitik gerilimlerin tedarik zincirlerine yansıyabileceğine yönelik endişeler öne çıktı. Körfez Bölgesi'nin küresel alüminyum arzındaki payı ve bölgedeki lojistik riskler, alüminyum fiyatlarında destekleyici unsur oldu.</p><p></p><p>Buna karşın, sanayi metallerinde küresel büyümeye ilişkin soru işaretleri ve Fed'in daha uzun süre sıkı kalabileceğine yönelik beklentiler yükselişi sınırlayan unsurlar arasında yer aldı.</p><p></p><p>Baz metallerde tezgah üstü piyasada geçen hafta libre bazında fiyatlar alüminyumda yüzde 2,5, kurşunda yüzde 1,8, bakırda yüzde 1,7, nikelde yüzde 1,5 ve çinkoda yüzde 0,6 arttı.</p><p></p><p>- Enerji grubunda karışık seyir izlendi</p><p></p><p>Enerji emtialarında geçen hafta karışık bir seyir izlendi. Brent petrol fiyatlarında ABD-İran müzakerelerinde ilerleme sağlanabileceğine ilişkin beklentilerle düşüş görülürken doğal gaz fiyatları talep beklentileri ve stok görünümüne ilişkin gelişmelerle pozitif seyretti.</p><p></p><p>ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik yakın askeri operasyonu iptal ederek müzakerelere alan tanıdığına ilişkin haber akışı, petrolde jeopolitik risk priminin azalmasına neden oldu.</p><p></p><p>Bu gelişmeyle birlikte, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve İran arzının yeniden devreye girebileceği ihtimali fiyatlamalarda öne çıktı.</p><p></p><p>ABD'nin stratejik petrol rezervlerinden yaptığı salımlar ve OPEC+ grubunun üretim artışı kararı da arz fazlası beklentilerini güçlendirerek Brent petrol fiyatlarını aşağı yönlü etkiledi.</p><p></p><p>Doğal gazda ise arz ve talep yapısının petrolden farklı olması nedeniyle yükseliş görüldü. Yaz aylarında soğutma talebinin artabileceğine ilişkin beklentiler ve Çin'e ABD doğal gaz sevkiyatlarının yeniden başlayacağına yönelik haberler fiyatları destekledi.</p><p></p><p>Bununla birlikte, haftalık bazda doğal gazın İngiliz termal birimi (MMBtu) cinsinden fiyatı yüzde 2,1 artarken Brent petrolün varil fiyatı yüzde 5,2 geriledi.</p><p></p><p>- Tarım emtialarında ABD-Çin anlaşması etkili oldu</p><p></p><p>Tarım emtialarında ise ABD-Çin tarım ticaretine yönelik haber akışı ve üretim koşullarına ilişkin beklentiler fiyatlamalarda etkili oldu.</p><p></p><p>Çin'in ABD'den tarım ürünü alımlarını artırabileceğine ilişkin açıklamalar, hafta içinde tahıl fiyatlarını destekledi. Ancak söz konusu alımların hangi ürünlerde, hangi takvimle ve ne ölçüde gerçekleşeceğine ilişkin belirsizlikler, piyasalarda temkinli seyri beraberinde getirdi.</p><p></p><p>Buğday fiyatlarında ABD'de üretim koşullarına ilişkin endişeler ve arz görünümündeki zayıflama beklentileri etkili oldu. Mısır ve soya fasulyesinde Çin talebine ilişkin beklentiler fiyatları desteklerken küresel arz görünümü ve Güney Amerika kaynaklı rekabet yükselişi sınırlayan unsurlar oldu.</p><p></p><p>Pirinçte arz tarafındaki daralma beklentileri ve Asya'daki üretim maliyetlerine ilişkin endişeler fiyatları yukarı yönlü destekledi.</p><p></p><p>Bu gelişmelerle birlikte Chicago Ticaret Borsası'nda kile başına fiyatlar pirinçte yüzde 3,3, buğdayda yüzde 1,8, mısırda yüzde 1,8 ve soya fasulyesinde yüzde 1,7 arttı.</p><p></p><p>ABD'de Intercontinental Exchange'te libre bazında fiyatlar kahvede yüzde 1,7 artarken pamukta yüzde 4,1 ve şekerde yüzde 0,8 düşüş görüldü. Kakaonun ton başına fiyatı da haftayı yüzde 4,6 düşüşle tamamladı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Dolar kazandırdı, borsa kabettirdi, altın ve euro durgun</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/dolar-kazandirdi-borsa-kabettirdi-altin-ve-euro-yatay-seyretti-3929/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/dolar-kazandirdi-borsa-kabettirdi-altin-ve-euro-yatay-seyretti-3929/</id>
<published><![CDATA[2026-05-23T02:34:27+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-23T02:34:27+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_16128F-39AEBF-322CE6-5BF280-DB15ED-4496E0.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>BIST 100 endeksi, en düşük 12.966,26 puanı ve en yüksek 14.342,48 puanı gördükten sonra haftayı, önceki hafta kapanışının yüzde 3,89 altında 13.808,20 puandan tamamladı.</p><p></p><p>Kapalıçarşı'da işlem gören 24 ayar külçe altının gram satış fiyatı bu hafta yatay seyirle 6 bin 632 lira, cumhuriyet altınının satış fiyatı da önceki haftanın hemen üzerinde 44 bin 684 lira oldu.</p><p></p><p>Geçen hafta sonu 11 bin 106 lira olan çeyrek altının satış fiyatı önceki haftanın hemen üzerinde 11 bin 109 liraya yükseldi.</p><p></p><p>Bu hafta ABD doları yüzde 0,43 artarak 45,7390 lira olurken, avro haftayı yatay seyirle 53,0340 liradan tamamladı.</p><p></p><p>Yatırım fonları bu hafta yüzde 3,24, emeklilik fonları yüzde 3,66 değer kaybetti.</p><p></p><p>Kategorilerine göre bakıldığında, yatırım fonları arasında tek kazandıran yüzde 0,69 ile "Para Piyasası Fonları" oldu.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
</feed>