<feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom">
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/modules/blog/atom.php?cid=45" rel="self" type="application/rss+xml" />
<id>tag:gazetebirlik.com,2015:cid-45</id>
<title type="text">Analiz Gazetesi</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/" />
<generator>Analiz Gazetesi</generator>
<updated>2026-06-25T18:00:29+03:00</updated>
<entry>
<title type="text">Atlas Üniversitesi geleceğin sağlık araştırmaları için ARC'yi hayata geçirdi</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/atlas-universitesi-gelecegin-saglik-arastirmalari-icin-arcyi-hayata-gecirdi-3870/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/atlas-universitesi-gelecegin-saglik-arastirmalari-icin-arcyi-hayata-gecirdi-3870/</id>
<published><![CDATA[2026-06-25T18:00:29+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-25T18:00:29+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_63817B-BD0535-E555DA-C4937E-BB1B87-B6433E.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Atlas Üniversitesi Vadi Kampüsü’nde gerçekleştirilen açılış törenine Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Yusuf Elgörmüş, Rektör Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, ARC Direktörü Prof. Dr. Süleyman Ergün,&nbsp; Rektör Danışmanı, Uluslararası Kurul Üyesi, Maastricht Üniversitesi Tıp Merkezi (MUMC+) Nöroşirürji Anabilim Dalından Prof. Dr. Yasin Temel ile akademik ve idari yöneticiler katıldı. Program kapsamında merkezin araştırma vizyonu ve çalışma alanları tanıtılırken laboratuvarlar da ziyaret edildi.</p><p></p><p>Sağlık araştırmalarında yeni dönem</p><p></p><p>Atlas Üniversitesi bünyesinde kurulan Atlas Araştırma Merkezi (ARC), ileri düzey araştırma altyapısını etkin kullanarak bilimsel üretimi artırmayı, disiplinler arası araştırma kültürünü geliştirmeyi ve uluslararası iş birliklerini güçlendirmeyi hedefliyor.</p><p></p><p>Nörobilim, biyoteknoloji, tümör biyolojisi ve klonlama, kardiyovasküler ve metabolik araştırmalar alanlarında faaliyet gösterecek araştırma gruplarını aynı çatı altında buluşturan merkez, sağlık bilimlerinde yenilikçi araştırmaların geliştirilmesine katkı sunacak.</p><p></p><p>Dr. Yusuf Elgörmüş: “ARC, geleceğe yapılan güçlü bir yatırımdır”</p><p></p><p>Açılış töreninde konuşan Atlas Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Yusuf Elgörmüş, bilimsel araştırmaların toplumların gelişimindeki önemine dikkat çekerek şunları söyledi:</p><p>“Atlas Araştırma Merkezi, üniversitemizin araştırma ve inovasyon vizyonunun önemli bir göstergesidir. Bilimsel bilgi üretimini destekleyen, uluslararası düzeyde araştırmaların yürütülebildiği güçlü bir ekosistem oluşturmayı hedefliyoruz. ARC’de yürütülecek çalışmaların hem bilim dünyasına hem de insan sağlığına katkı sağlayacağına inanıyoruz.”</p><p></p><p>“Beyin göçü değil, beyin gücü”</p><p></p><p>Uluslararasılaşma vizyonuyla dünya çapındaki üniversitelerle iş birliklerini güçlendirdiklerini kaydeden Dr. Yusuf Elgörmüş, “Yurt dışında çalışmalarını yürüten ve bu ülkeye, bilime ve insanlığa katkı yaratmak isteyen bütün akademisyenlerle ortak çalışmalar ve iş birliği yapmak için yoğun çalışmalar yürütüyoruz. Atlas Üniversitesi bu misyon ve vizyona sahip. Sadece bilime değil tüm insanlığa katkı sunacak tüm unsurları barındırmak istiyoruz. Yurt dışında Türk akademyasının çok büyük derinliği var. Başarılı bilim insanlarımızın yurt dışına gitmesini artık sadece ‘beyin göçü’ olarak değerlendirmemek gerekiyor. Bugün bunu, aynı zamanda bir ‘beyin gücü’ olarak görmek mümkün. Bugün, dijital dünyanın sağladığı olanaklarla iletişim ve iş birliği kurmak her zamankinden daha kolay. Yurt dışında çalışan bilim insanlarımızla kurduğumuz bağları güçlendirerek bu durumu ülkemiz adına önemli bir fırsata dönüştürebiliriz. Biz de bu örnekleri ve iş birliklerini çoğaltmayı hedefliyoruz.”</p><p></p><p>“Yurt dışındaki Türk akademisyenlerle güçlü iş birliği hedefleniyor”</p><p></p><p>ABD ve Avrupa başta olmak üzere yurt dışında çok önemli başarılar kazanan Türk akademisyenlerin büyük bir köprü oluşturduğunu söyleyen Dr. Yusuf Elgörmüş, “Bu akademisyenlerle ilişkilerimizi güçlendireceğiz. Bizim iki büyük görevimiz var: Birincisi ülkemize katkı yaratacağız, ikincisi de yurt dışında büyük başarılara imza atan Türk akademyasının tecrübesini buraya taşıyacağız” dedi.</p><p></p><p>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “Bilimsel üretim kapasitemizi daha da güçlendirecek”</p><p></p><p>Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak ise merkezin üniversitenin araştırma odaklı gelişiminde önemli bir rol üstleneceğini belirterek şöyle konuştu:</p><p>“Üniversiteler yalnızca eğitim veren kurumlar değil, aynı zamanda bilgi üreten ve topluma değer katan yapılardır. Atlas Araştırma Merkezi ile araştırmacılarımıza daha güçlü olanaklar sunarken farklı disiplinlerin ortak projeler geliştirebileceği bir araştırma ortamı oluşturuyoruz. Bu merkez, üniversitemizin bilimsel üretim kapasitesini daha da ileriye taşıyacaktır.”</p><p></p><p>Kişiselleştirilmiş tıp ve yapay zekâ odaklı araştırmalar</p><p></p><p>Atlas Araştırma Merkezi (ARC), Atlas Üniversitesi’nin bilimsel araştırma kapasitesini güçlendirmek, ileri düzey araştırma altyapısını etkin kullanmak ve disiplinler arası projeleri desteklemek amacıyla kurulan yeni nesil bir araştırma merkezidir. Atlas Üniversitesi’nin bilime, yenilikçi araştırmaya, disiplinler arası iş birliğine ve geleceğin sağlık teknolojilerine yaptığı güçlü yatırım olan ARC, fiziksel altyapısı değil; aynı zamanda arkasındaki vizyon, uluslararası bilimsel destek, araştırma grupları, translasyonel yaklaşım, yapay zeka destekli araştırma kapasitesi ve dışa açık iş birliği modeli ile de dikkat çekmektedir.</p><p></p><p>ARC’nin kuruluş vizyonu, Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Yusuf Elgörmüş ve Rektör Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak’ın öncülüğünde, Türkiye’de bilimsel üretimi ileri taşımak, uluslararası standartlarda araştırmalar yürütmek ve sağlık alanında yenilikçi çözümler geliştirebilecek güçlü bir araştırma ekosistemi oluşturmaktır.&nbsp;</p><p></p><p>Uluslararasılaşma vizyonu, önemli katkı sağladı</p><p></p><p>Merkezin yapılanma sürecinde, üniversitenin uluslararasılaşma vizyonunun da katkıları da etkili oldu. Maastricht Üniversitesi Tıp Merkezi (MUMC+) Nöroşirürji Anabilim Dalı Prof. Dr. Yasin Temel ile Julius Maximilian University of Würzburg Anatomi ve Hücre Biyolojisi Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Süleyman Ergün gibi uluslararası deneyime sahip bilim insanlarının bilgi birikimi ve bilimsel desteği alındı.</p><p></p><p>Disiplinlerarası bir araştırma platformu : ARC</p><p></p><p>ARC; nörobilim, biyoteknoloji, tümör biyolojisi ve klonlama, kardiyovasküler ve metabolik araştırmalar alanlarında faaliyet gösterecek araştırma gruplarını bir araya getiren disiplinlerarası bir araştırma platformu olarak tasarlandı.</p><p></p><p>Hastalıklar bütüncül bir yaklaşımla incelenecek</p><p></p><p>Merkezin temel yaklaşımı, insan hastalıklarını yalnızca tek bir açıdan değil; moleküler, hücresel, klinik ve veri odaklı analiz yaklaşımlarını bir araya getirerek bütüncül şekilde incelemektir. Günümüzde sağlık araştırmaları giderek kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımına doğru ilerlemekte; hastalık mekanizmalarının bireysel düzeyde anlaşılması, kişiye özgü tanı stratejilerinin geliştirilmesi ve tedavi yanıtlarının hasta bazında değerlendirilmesi önem kazanmaktadır.&nbsp;</p><p></p><p>Kişiye özgü teşhis ve tedavi yaklaşımı esas alınacak</p><p></p><p>ARC’nin ana hedeflerinden biri de bu doğrultuda kişiye özgü tanı ve tedavi yaklaşımlarına katkı sağlayabilecek araştırma modelleri geliştirmektir.</p><p></p><p>İnsan-temelli modeller geliştirilecek</p><p></p><p>Bu kapsamda merkez bünyesinde hasta örneklerinden elde edilen hücrelerle organoid ve assembloid sistemleri gibi insan-temelli modeller geliştirilmesi hedeflenmektedir. Bu modeller sayesinde hastalık mekanizmalarının laboratuvar ortamında daha gerçekçi şekilde incelenmesi, farklı ilaçların hasta bazında nasıl yanıt verdiğinin araştırılması ve kişiye özgü tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesi planlanmaktadır. Ayrıca biyobaskılama teknolojilerinin kullanımıyla insan dokularını daha iyi temsil edebilen üç boyutlu araştırma modellerinin geliştirilmesi de merkezin öncelikli hedefleri arasındadır.</p><p></p><p>Multidisipliner bir araştırma ekosistemi kurgulanacak</p><p></p><p>ARC’de deneysel araştırmalar ile yapay zeka ve veri bilimi temelli yaklaşımların birlikte ilerlemesi amaçlanmaktadır. Laboratuvar çalışmalarından elde edilecek genomik, moleküler, hücresel ve klinik verilerin; makine öğrenmesi, biyoinformatik ve multi-omics veri entegrasyonu yöntemleriyle birlikte değerlendirilmesi, hastalık mekanizmalarının daha kapsamlı anlaşılmasına ve kişiye özgü araştırma çıktılarının geliştirilmesine katkı sağlayacaktır.</p><p></p><p>Bu yaklaşım; mühendislik, veri bilimi, temel bilimler ve klinik araştırmaların birlikte çalışmasını gerektirmektedir. ARC bu nedenle yalnızca bir laboratuvar alanı değil, farklı disiplinlerin ortak projeler üretebildiği multidisipliner bir araştırma ekosistemi olarak kurgulanmaktadır.</p><p></p><p>Bilimsel tarihte hayvan modelleri modern tıbbın gelişiminde son derece önemli katkılar sağlamış ve günümüzde ulaşılan pek çok tedavi yaklaşımının temelini oluşturmuştur. Bununla birlikte günümüzde, gereksiz hayvan kullanımını azaltma ve insan biyolojisini daha doğru temsil edebilen modeller geliştirme ihtiyacı bilim dünyasında giderek daha fazla önem kazanmaktadır. İnsan hastalıklarının karmaşık yapısını daha gerçekçi şekilde inceleyebilmek adına organoid sistemleri, organ-on-chip platformları, assembloid yapılar, biyobaskılama teknolojileri ve ileri hücresel modeller gibi yeni nesil insan-temelli araştırma yaklaşımları hızla gelişmektedir. ARC’nin hedefi; etik duyarlılığı yüksek, güncel bilimsel gelişmeleri yakından takip eden ve geleceğin translasyonel araştırma modellerini destekleyen bir araştırma ekosistemi oluşturmaktır.</p><p></p><p>Atlas Üniversitesi’nin kendi hastanesine sahip olması ARC için önemli bir avantaj oluşturmaktadır. Klinik alanlarla temel bilimler arasında kurulacak güçlü bağ sayesinde hasta örneklerine erişim, klinik gözlemlerin araştırma sorularına dönüştürülmesi, laboratuvar bulgularının veri bilimi ve yapay zeka yaklaşımlarıyla analiz edilmesi ve elde edilen sonuçların sağlık uygulamalarına aktarılması açısından önemli bir translasyonel araştırma potansiyeli bulunmaktadır.</p><p></p><p>Araştırmacılara ve iş birliklerine açık bir merkez</p><p></p><p>ARC’nin hedefi yalnızca Atlas Üniversitesi içindeki araştırmacılara hizmet vermek değildir. Merkez; araştırma ve laboratuvar kullanım başvuruları, proje iş birliği başvuruları ve staj başvuruları aracılığıyla dış paydaşlara, farklı kurumlardan araştırmacılara ve yaratıcı bilimsel fikirlere de açık bir yapı olarak kurgulanmaktadır. Böylece ARC’nin yalnızca bir araştırma altyapısı değil; farklı disiplinlerden bilim insanlarını, mühendisleri, klinisyenleri, veri bilimcileri ve araştırmacıları bir araya getiren üretken bir bilim ve inovasyon ekosistemi olması hedeflenmektedir.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Ortopedi camiasının duayen ismi Prof. Dr. Kut Sarpyener hayatını kaybetti</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ortopedi-camiasinin-duayen-ismi-prof-dr-kut-sarpyener-hayatini-kaybetti-3851/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ortopedi-camiasinin-duayen-ismi-prof-dr-kut-sarpyener-hayatini-kaybetti-3851/</id>
<published><![CDATA[2026-06-24T17:50:21+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-24T17:50:21+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_6CCD37-F9974C-BF07FD-28C473-569EAC-B97C1D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türk ortopedi, travmatoloji ve sporcu sağlığı camiasının duayen isimlerinden Prof. Dr. Kut Sarpyener, 91 yaşında hayatını kaybetti.&nbsp;</p><p>Marmara Üniversitesi ve Haliç Üniversitesi öğretim üyesi olan Prof. Dr. Sarpyener; Türk Ortopedi ve Travmatoloji Birliği Derneği ve Anadoluhisarı Spor Akademisi’nde başkanlık görevlerinde bulunmuştu.&nbsp;&nbsp;</p><p>Türkiye’de ortopedi ve travmotoloji ana bilim dalının kurulması ve ilerlemesinde öncü isimlerden olan Münir Ahmet Sarpyener’in de oğlu olan Prof. Dr. Kut Sarpyener için 25 Haziran 2026 Perşembe günü saat 10.00’da Marmara Üniversitesi Anadoluhisarı Kampüsü’nde anma töreni düzenlenecek.</p><p>Sarpyener’in cenazesi öğle namazını takiben Zincirlikuyu Camii’nden kaldırılarak, Zincirlikuyu Mezarlığı’na toprağa verilecek.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Türk beyin cerrahı dünyanın ilk 10'unda</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turk-beyin-cerrahi-dunyanin-ilk-10unda-8396/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turk-beyin-cerrahi-dunyanin-ilk-10unda-8396/</id>
<published><![CDATA[2026-06-24T17:36:43+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-24T17:36:43+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_99F547-AE5B4D-F247E5-072B5F-8F24C3-7EF809.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>ScholarGPS sıralamasında ilk 10’a girerek tarihi bir başarıya imza atan Prof. Dr. Selçuk Peker, elde edilen sonucun Türkiye’de yürütülen bilimsel çalışmaların dünya ölçeğinde karşılık bulduğunu&nbsp; gösterdiğini ve Türkiye’nin uluslararası literatüre katkı sağlayan bir ülke konumuna geldiğini söyledi.&nbsp;</p><p>Radyocerrahi gibi ileri teknoloji ve yüksek uzmanlık gerektiren bir alanda dünyada 8’inci sırada yer almaktan büyük onur duyduğunu ifade eden Peker, “Yalnızca kişisel bir başarı olarak görmediğim bu sonuç, klinik altyapıyı, bilimsel sürekliliği ve ekip kültürünü de ortaya koyuyor. Türkiye’de yapılan bilimsel çalışmaların doğru ekip çalışması&nbsp; ve uzun yıllara dayanan emekle dünya çapında görünür olabileceğini&nbsp; de kanıtlıyor. Ayrıca, ülkemizin hem hasta tedavi eden hem de bilim üreten bir merkez olabileceğini gösteriyor” dedi.&nbsp;</p><p>Prof. Dr. Selçuk Peker, genç hekimlere de önemli bir mesaj verdi: “Dünya biliminre katkı sunmak için mutlaka dünyanın en büyük merkezlerinde bulunmak gerekmiyor. Doğru vizyon, disiplinli çalışma ve uluslararası iş birlikleriyle Türkiye’den de dünya çapında başarı elde edilebilir.”&nbsp;</p><p>RADYOCERRAHİ ALANINDA TÜRKİYE’DEN EĞİTİM ALMAYA GELEN HEKİM SAYISINDA BELİRGİN BİR ARTIŞ VAR&nbsp;</p><p>Türkiye’nin özellikle Gamma Knife ve stereotaktik radyocerrahi teknolojilerindeki deneyiminin tüm dünyada dikkat çektiğini belirten Peker, son yıllarda yurt dışından Türkiye’ye tedavi ve eğitim amacıyla gelen hasta ve hekim sayısında belirgin artış yaşandığını söyledi. “Özellikle radyocerrahi uygulamalarında Türkiye önemli bir çekim merkezi haline geliyor. Hekimler yalnızca cihazları görmek için değil, hasta seçimi ve tedavi planlama süreçlerini öğrenmek için de ülkemize geliyor” dedi.</p><p>“TÜRKİYE KÜRESEL RADYOCERRAHİ MERKEZİ OLABİLECEK ÖLÇEKTE”</p><p>Prof. Dr. Peker Türkiye’nin küresel bir radyocerrahi merkezi olabilecek potansiyelde olduğunu kaydederek, bunun için bilimsel üretimin artırılması gerektiğine işaret etti. Peker, “Bölgesel merkez olmak yalnızca hasta kabul etmek anlamına gelmez. Aynı zamanda bilgi üretmek, eğitim vermek, uluslararası araştırmalar yürütmek ve genç hekimler için çekim merkezi haline gelmek demektir. Türkiye bunu başarabilecek kapasiteye sahiptir” dedi.&nbsp;</p><p>YAPAY ZEKA BEYİN CERRAHİSİNİ DE DEĞİŞTİRECEK&nbsp;</p><p>Önümüzdeki yıllarda beyin cerrahisinin daha kişiselleştirilmiş bir yapıya kavuşacağını belirten Prof. Dr. Peker, yapay zekâ destekli planlama sistemlerinin tedavi süreçlerinde daha fazla yer alacağını söyledi. “Yakın gelecekte yalnızca MR görüntülerine bakarak karar vermeyeceğiz. Hastanın genetik özellikleri, tümörün biyolojik yapısı ve yapay zekâ destekli risk analizleri tedavi kararlarında çok daha belirleyici olacak” ifadelerini kullanan Peker, teknolojinin gelişmesine rağmen hekimlik sanatının merkezde kalacağını vurguladı.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Çocuğu baba sevgisi şekillendiriyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/cocugu-baba-sevgisi-sekillendiriyor-7982/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/cocugu-baba-sevgisi-sekillendiriyor-7982/</id>
<published><![CDATA[2026-06-21T08:59:18+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-21T08:59:18+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_39EF74-5A53EC-AA7EC3-13D732-B6AFB4-68EF23.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, 21 Haziran Babalar Günü dolayısıyla babaların çocuk gelişimi, aile içi denge ve bireysel psikolojik iyilik hali üzerindeki duygusal, sosyal ve gelişimsel etkileri ile modern babalık anlayışının önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p><p>Çocuğun güvenli ve sağlıklı ilişki kurma gelişiminde baba, önemli bir rehber!</p><p>Bir çocuğun hayatında babanın, sadece ihtiyaçlarını karşılayan ya da kuralları koyan kişi olmadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, “Baba; çocuğun kendisini güvende hissetmesinde, hayata güvenle bakabilmesinde ve sağlıklı ilişkiler kurabilmesinde önemli bir rehberdir. Çocuklar, babalarıyla geçirdikleri zaman içinde sevildiğini, değer gördüğünü ve desteklendiğini hissederler. Bu duygular da onların özgüvenli, sorumluluk sahibi ve güçlü bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlar.” dedi.</p><p>Günümüzde çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden birinin, anne ve babalarının hayatlarına duygusal olarak katılması olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, “Birlikte geçirilen zamanın uzunluğundan çok, o zamanın niteliği önemlidir. Çocuğunu dinleyen, onunla oyun oynayan, duygularını anlamaya çalışan ve ihtiyaç duyduğunda yanında olan bir baba, çocuğun ruhsal gelişimine çok değerli katkılar sunar. Babaların aile içindeki sevgi dolu ve ilgili varlığı, sadece çocukları değil, tüm aileyi güçlendirir. Güçlü aileler ise daha sağlıklı ve dayanışma içinde toplumların temelini oluşturur. Bu nedenle babalık, yalnızca bir sorumluluk değil; çocukların geleceğine ve toplumun yarınlarına yapılan en kıymetli yatırımlardan biridir.” şeklinde konuştu.</p><p>Babalık, erkeğin duygusal olarak büyümesi ve olgunlaşmasıdır!</p><p>Babalığın, bir erkeğin yaşamındaki en önemli dönüşüm süreçlerinden biri olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, “Bir çocuğun dünyaya gelişiyle birlikte erkekler yalnızca yeni bir role değil, aynı zamanda kendilerini yeniden keşfettikleri bir gelişim sürecine de adım atarlar. Bu süreç, sorumluluk duygusunun güçlenmesine, empati becerilerinin artmasına ve duygusal olgunlaşmaya katkı sağlar.” dedi.</p><p>Birçok babanın, çocuk sahibi olduktan sonra olaylara daha farklı bir gözle bakmaya, daha sabırlı olmaya ve kendi duygularıyla daha fazla temas kurmaya başladığını ifade ettiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, şunları söyledi:</p><p>“Özellikle çocuğuyla yakın ilişki kuran babalarda, şefkat, koruyuculuk ve fedakârlık gibi duyguların daha belirgin hale geldiğini görüyoruz. Bu durum, erkeklerin duygusal dünyalarını zenginleştirirken, ruhsal iyilik hallerini de olumlu yönde etkileyebiliyor. Öte yandan babalık, zaman zaman kaygı, yetersizlik hissi veya yoğun sorumluluk duygusu gibi zorlukları da beraberinde getirebilir. Ancak bu zorluklar, uygun destek ve sağlıklı aile ilişkileriyle birlikte ele alındığında, kişisel gelişim için önemli fırsatlara dönüşebilir. Kısacası babalık, yalnızca bir çocuğun büyümesine eşlik etmek değil, aynı zamanda bir erkeğin de duygusal olarak büyümesi, olgunlaşması ve yaşamına yeni anlamlar katmasıdır.”</p><p>Babalığı; otorite kuran değil, çocukla duygusal bağ kuran bir ilişki olarak değerlendirmek gerekiyor!</p><p>“Babalıkla ilgili en yaygın yanlış algılardan biri, babanın temel görevinin yalnızca ailenin maddi ihtiyaçlarını karşılamak olduğu düşüncesidir.” diyen Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, “Oysa günümüzde biliyoruz ki çocukların sağlıklı gelişimi için babaların duygusal olarak da ulaşılabilir, ilgili ve aktif olmaları büyük önem taşır. Çocuklar sadece bakım ve güvenceye değil; birlikte geçirilen zamana, ilgiye, oyuna ve duygusal paylaşıma da ihtiyaç duyarlar.” dedi.</p><p>Bir diğer yanlış algının ise çocuk bakımının ve yetiştirilmesinin ağırlıklı olarak annenin sorumluluğuymuş gibi düşünülmesi olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, “Çocuk gelişimi, anne ve babanın birbirini tamamlayan katkılarıyla desteklenir. Toplumda zaman zaman karşılaştığımız bir başka yanlış inanış ise ‘erkekler duygularını belli etmez’ anlayışıdır. Çocuklar için sevgisini ifade eden, duygularını sağlıklı şekilde paylaşabilen ve gerektiğinde hassasiyet gösterebilen babalar çok değerli bir rol modeldir. Çocuklar, duyguların konuşulabildiği ve kabul gördüğü aile ortamlarında daha sağlıklı gelişirler. Bugün babalığı; otorite kuran, uzaktan izleyen bir rol olarak değil, çocuğunun yaşamına sevgiyle eşlik eden, onun gelişiminde aktif sorumluluk alan ve duygusal bağ kuran bir ilişki olarak değerlendirmek gerekiyor.” açıklamasını yaptı.</p><p>İlgili bir baba, aile içindeki güveni, dayanışmayı ve huzuru artırır!</p><p>Babaların aile yaşamına aktif ve destekleyici şekilde katılmasının, ailedeki tüm bireylerin ruhsal ve duygusal iyilik halini olumlu yönde etkileyeceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, “Kendini yalnız hissetmeyen, sorumlulukları paylaşabildiğini gören bir anne daha az tükenmişlik yaşarken, çocuklar da her iki ebeveynden sevgi, ilgi ve destek gördüklerinde kendilerini daha güvende hissederler.” dedi.</p><p>Babanın aile içindeki olumlu varlığının aynı zamanda aile ilişkilerinin kalitesini de artıracağını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, “Eşler arasında iş birliği ve dayanışmanın güçlenmesi, ev içindeki stresin azalmasına ve daha huzurlu bir aile ortamının oluşmasına yardımcı olur. Çocuklar da bu ortamda sevgi, saygı ve sağlıklı iletişim becerilerini model alarak öğrenirler. Babaların aile yaşamındaki etkin varlığı, hem bireysel hem de aile bütünlüğü açısından önemli bir koruyucu güç olarak değerlendirilebilir.” ifadelerini kullandı.</p><p>Takdir edilen babalar, çocuklarıyla daha güçlü bağlar kurabilir!</p><p>Babaların emeklerinin ve fedakârlıklarının görünür kılınmasının, hem bireysel hem de aile sistemi açısından önemli bir psikolojik değere sahip olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:</p><p>“Çoğu baba, sorumluluklarını sessizce yerine getirmeyi tercih eder ve duygusal ihtiyaçlarını ifade etme konusunda daha geri planda kalabilir. Bu nedenle emeklerinin fark edilmesi ve takdir edilmesi, onların kendilerini değerli ve görülmüş hissetmelerine katkı sağlar. Bir babanın çabasının fark edilmesi; onun ebeveynlik motivasyonunu artırabilir, çocuklarıyla olan ilişkisinde daha sıcak ve katılımcı bir tutum geliştirmesine destek olabilir.&nbsp;</p><p>Çocuklar açısından bakıldığında ise, babalarının emeklerini fark etmek ve takdir etmek; empati gelişimi, minnettarlık duygusu ve aile bağlarının güçlenmesi açısından değerlidir. Çocuk, ebeveyninin yalnızca ‘otorite figürü’ değil, aynı zamanda emek veren, çabalayan ve duygusal olarak da emek harcayan bir birey olduğunu gördüğünde, ilişkiler daha dengeli ve gerçekçi bir zemine oturur.”</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">CEVA Hayvan Sağlığı'nda üst düzey atama</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ceva-hayvan-sagliginda-ust-duzey-atama--7928/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ceva-hayvan-sagliginda-ust-duzey-atama--7928/</id>
<published><![CDATA[2026-06-19T12:47:57+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-19T12:47:57+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_15C117-C34063-DF8037-1FF488-89CBFE-C925DF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Hayvan sağlığı alanında geliştirdiği aşı, ilaç ve biyolojik çözümlerle global ölçekte güçlü bir konuma sahip CEVA Hayvan Sağlığı, Türkiye organizasyonunun yeni Ülke Müdürü olarak Mustafa Söylemez’in atandığını açıkladı. İnsan sağlığı ve hayvan sağlığı alanlarında 30 yılı aşkın deneyime sahip olan Söylemez, yeni görevinde şirketin büyüme stratejileri, müşteri deneyimi, inovasyon ve operasyonel mükemmeliyet alanlarına odaklanacak.</p><p></p><p></p><p>Kariyerinin yaklaşık son 15 yılında MSD Hayvan Sağlığı bünyesinde önemli liderlik görevleri üstlenen Mustafa Söylemez; ruminant, evcil hayvanlar, kanatlı ve aqua iş birimlerine liderlik etti. Söylemez, farklı tür ve iş alanlarını kapsayan geniş ölçekli ticari ve stratejik operasyonların yönetiminde aktif rol alırken; ticari büyüme, ekip gelişimi, müşteri deneyimi ve organizasyonel dönüşüm alanlarında birçok projeye liderlik etti.</p><p></p><p>İşletme Bölümü’nden mezun olan Söylemez, evli ve 2 çocuk babasıdır.&nbsp;</p><p></p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kızılay 5 ayda 1,2 milyon ünite kan bağışı aldı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kizilay-5-ayda-12-milyon-unite-kan-bagisi-aldi-351/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kizilay-5-ayda-12-milyon-unite-kan-bagisi-aldi-351/</id>
<published><![CDATA[2026-06-14T15:00:07+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-14T15:00:07+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_4DE5EE-C94DA6-0F14E4-924155-92C307-7CC94F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türk Kızılay, gönüllü ve düzenli kan bağışçılarının desteğiyle bu yılın ilk beş ayında 1 milyon 197 bin 512 düzenli bağışçının katkısıyla 1 milyon 246 bin 400 ünite kan bağışı aldı. Türk Kızılay'a kan bağışında bulunanların yüzde 21'ini 18-24 yaş aralığındaki gençler oluştururken, bağışçı profilinde erkeklerin oranı yüzde 85, kadınların oranı ise yüzde 15 olarak kaydedildi.</p><p></p><p>A-B-0 kan grubu sistemini keşfederek tıp dünyasında çığır açan Nobel Ödüllü bilim insanı Karl Landsteiner'in doğum gününe atfen her yıl 14 Haziran'da kutlanan ve bu yıl 22'ncisi gerçekleştirilen Dünya Gönüllü Kan Bağışçıları Günü dolayısıyla verilerini paylaşan Türk Kızılay, gönüllü kan bağışının güçlenmesi için yürüttüğü çalışmaların sonuçlarını da açıkladı.&nbsp;</p><p>Eğitim faaliyetleriyle milyonlara ulaşıldı</p><p>Türk Kızılay, gönüllü kan bağışı kültürünü yaygınlaştırmak amacıyla saha çalışmaları ve farkındalık faaliyetlerine aralıksız devam ediyor. Geçtiğimiz yıl 3 milyon 41 bin 278 ünite kan bağışı alarak kuruluş tarihinin en yüksek yıllık bağış rakamına ulaşan Kızılay, bu yılın ilk beş ayında gerçekleştirdiği 2 bin 197 eğitim faaliyeti kapsamında 1 milyon 225 bin 50 kişiye kan bağışı konusunda farkındalık eğitimi verdi.</p><p>Kan bağışını güçlendiren projeler</p><p>Türk Kızılay, farklı kurum ve kuruluşlarla geliştirdiği iş birlikleriyle ulusal kan temin sistemini desteklemeyi sürdürüyor. Talasemi Federasyonu ve Kan Hastalıkları Federasyonu iş birliğiyle yürütülen “Biz İyilik Severiz” Projesi kapsamında 40 bin 783 kişilik bağışçı havuzu oluşturulurken, 4 bin 63 düzenli bağışçı sisteme kazandırıldı ve 247 hasta-bağışçı eşleşmesi gerçekleştirildi. Gönüllü kan bağışının yaygınlaştırılması amacıyla 82 kurum ve kuruluşla iş birliği yürüten Türk Kızılay, yaz dönemlerinde bağış sürekliliğini desteklemek için “Mahallenin Gücü İyilikle Büyür” projesini hayata geçirdi. “Hastaya Kan, Ormana Can” projesi kapsamında ise 1 milyon 579 bin 400 bağışçının desteğiyle 4 milyon 738 bin 200 fidan toprakla buluşturuldu.</p><p>TÜRKÖK'ün umut havuzu 1,2 milyon bağışçı adayını aştı</p><p>Türk Kızılay ve Sağlık Bakanlığı iş birliğiyle yürütülen Türkiye Kök Hücre Koordinasyon Merkezi (TÜRKÖK), kök hücre nakli bekleyen hastalar için umut olmaya devam ediyor. 2014 yılında başlayan çalışmalar sonucunda aktif kök hücre adayı sayısı 1 milyon 231 bin 392'ye yükseldi. TÜRKÖK kapsamında bugüne kadar 36 bin 905 hasta-bağışçı eşleşmesi gerçekleştirilirken, 8 bin 500 kişiden kök hücre toplama süreci başarıyla tamamlandı.&nbsp;</p><p>Protürk Plazma İlaç Tesisi’nin temeli atıldı&nbsp;</p><p>Türk Kızılay, gönüllü bağışçılarının desteğiyle temin ettiği kanın plazma bileşenini yüksek katma değerli ilaçlara dönüştürmek amacıyla yürüttüğü Protürk Projesi kapsamında önemli bir adım attı. Ankara’nın Çubuk ilçesinde, Türk Kızılay ile Güney Koreli SK Plasma iş birliğinde hayata geçirilecek Türk Kızılay Protürk Plazma İlaç Tesisi’nin temeli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın canlı yayın bağlantısıyla katıldığı törenle atıldı. Faaliyete geçtiğinde Albümin, İmmünoglobulin ve pıhtılaşma faktörleri gibi kritik plazma ürünlerinin yurt içinde üretilmesi hedeflenen tesis, Türkiye’nin bu alandaki dışa bağımlılığının azaltılmasına ve sağlık ekosistemine stratejik katkı sağlayacak.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Pfizer ve TÜSEB'den klinik araştırmalar alanında stratejik iş birliği</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/pfizer-ve-tusebden-klinik-arastirmalar-alaninda-stratejik-is-birligi-9845/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/pfizer-ve-tusebden-klinik-arastirmalar-alaninda-stratejik-is-birligi-9845/</id>
<published><![CDATA[2026-06-13T14:13:03+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-13T14:13:03+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_6697B3-F5DC21-49AB04-0E6AB1-8E6700-B12371.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>"Bilim Kazanacak" anlayışıyla faaliyetlerini sürdüren Pfizer Türkiye, 1957’den bu yana küresel bilim birikimi ile Türkiye’nin araştırma ekosistemi arasında köprü kuruyor. Klinik araştırmalar alanında hayata geçirdiği projelerle kapasite gelişimine ivme kazandıran Pfizer Türkiye; yakın zamanda Ankara Bilkent Şehir Hastanesi ile gerçekleştirdiği protokolün ardından, şimdi de TÜSEB ile güçlerini birleştirerek ülkemizin araştırma ekosistemine sunduğu katkıyı büyütmeye devam ediyor.</p><p>Ankara’da gerçekleştirilen imza törenine TÜSEB Başkanı Prof. Dr. Ümit Kervan ve Pfizer Türkiye Ülke Başkanı Metin Hullu katıldı.</p><p>Pfizer Türkiye bilimsel gelişime desteğini sürdürüyor</p><p>Pfizer Türkiye Ülke Başkanı Metin Hullu, iş birliğine ilişkin şunları söyledi: "Bilim Kazanacak" anlayışımız ve hastaların hayatını değiştiren çığır açan yenilikler misyonumuz doğrultusunda, 1957’den bu yana küresel bilimsel uzmanlığımızı Türkiye’nin araştırma ekosistemiyle buluşturuyoruz. Klinik araştırmalar, hastaların yenilikçi tedavilere erken erişimini sağlamanın yanı sıra ülkelerin bilimsel araştırma kapasitesini geliştiren stratejik bir alan olarak öne çıkıyor. Türkiye; güçlü sağlık altyapısı, nitelikli araştırmacıları ve deneyimli araştırma merkezleriyle küresel klinik araştırmalar için çok önemli bir potansiyele sahip.</p><p>Bu doğrultuda, ülkemizin klinik araştırmalar alanındaki yetkinliğini artırmanın, bilimsel üretimini güçlendirmenin ve uluslararası araştırma alanlardaki görünürlüğünü artırmanın büyük önem taşıdığına inanıyoruz. Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) ile hayata geçirdiğimiz bu iş birliğini; bilgi paylaşımının artırılmasına, araştırma kapasitesinin güçlendirilmesine ve ülkemizin uluslararası klinik araştırmalardaki konumunun daha da ileri taşınmasına katkı sağlayacak bir adım olarak görüyoruz.</p><p>Kamu, akademi ve özel sektör arasındaki iş birliklerinin güçlenmesinin, Türkiye’nin sağlık alanındaki rekabetçiliğini artıracağına ve daha fazla uluslararası araştırma yatırımını ülkemize çekmeye yardımcı olacağına inanıyoruz. Pfizer Türkiye olarak, uzun yıllardır sürdürdüğümüz klinik araştırma yatırımlarımız ve eğitim programlarımızla bilimsel araştırma ekosistemini desteklemeyi sürdürecek; önümüzdeki dönemde de sağlık ekosisteminin tüm paydaşlarıyla birlikte çalışarak Türkiye’nin bu alandaki potansiyelini daha da ileriye taşımak için kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz.”</p><p>“Üreten Sağlık” vizyonuyla klinik araştırmalara stratejik katkı</p><p>TÜSEB Başkanı Prof. Dr. Ümit Kervan: “TÜSEB olarak önceliğimiz, Türkiye’nin sağlık araştırmalarındaki kapasitesini geliştirmek, bilimsel üretimi teşvik etmek ve ülkemizi küresel araştırma ekosisteminde daha güçlü bir noktaya taşımaktır. ‘Üreten Sağlık’ yaklaşımımız çerçevesinde hayata geçirilen bu iş birliğinin, klinik araştırma altyapısının güçlenmesine ve Türkiye’nin bu alandaki görünürlüğünün artmasına katkı sağlayacağına inanıyoruz. Sağlık araştırma ekosistemini ileri taşıyacak her girişimi, ülkemizin uluslararası alandaki rekabet gücünü destekleyen stratejik bir adım olarak görüyoruz” dedi.&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Uzmanlardan kaygı ve beslenme rehberi</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/uzmanlardan-kaygi-ve-beslenme-rehberi-1294/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/uzmanlardan-kaygi-ve-beslenme-rehberi-1294/</id>
<published><![CDATA[2026-06-13T13:28:29+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-13T13:28:29+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_A73F01-AA9770-EC982A-45B7D8-13B205-09BA9C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>LGS ve YKS tarihi yaklaştıkça öğrencilerde kaygı ve stresin farklı şekillerde ortaya çıkabildiğini söyleyen DoktorTakvimi uzmanlarından Klinik Psikolog Yulet Pamir, “Her öğrencinin bu süreci yaşama biçimi farklı olsa da bazı ortak belirtilerden söz etmek mümkün. Fiziksel olarak çarpıntı hissi, mide ve bağırsak rahatsızlıkları, iştah değişiklikleri, baş ağrıları, kas gerginliği, uykuya dalmakta zorlanma ya da sık uyanma gibi belirtiler görülebilir. Bazı öğrenciler kendilerini sürekli yorgun hissederken, bazıları da yerinde durmakta zorlanacak kadar huzursuz hissedebilir. Zihinsel düzeyde ise dikkatini toplamakta güçlük çekme, çalışılan konulara rağmen yetersiz hissetme, sık sık sınav sonucunu düşünme veya olumsuz senaryolara odaklanma görülebilir. Özellikle ‘Ya istediğim sonucu alamazsam?’, ‘Ya sınav anında bildiklerimi unutursam?’ ya da ‘Benden beklenen performansı gösteremezsem ne olur?’ gibi düşünceler öğrencilerin zihnini meşgul edebilir. Bu düşüncelere çoğu zaman endişe, belirsizlik hissi, hayal kırıklığı yaşama korkusu, başarısızlık kaygısı ve zaman zaman da umutsuzluk eşlik edebilir. Bununla birlikte belirli bir düzeyde kaygının doğal olduğunu hatırlatmak gerekir. Kaygı çoğu zaman kişinin önem verdiği bir hedefe yönelik duyarlılığının göstergesidir. Ancak kaygı yoğunlaştığında öğrencinin dikkatini çalışmaktan çok olası olumsuz sonuçlara yöneltmeye başlayabilir ve bu durum hem duygusal iyi oluşunu hem de performansını etkileyebilir” diyor.&nbsp;</p><p>Heyecan mı kaygı mı, farkı performansı belirliyor</p><p>Sınav kaygısı ile normal düzeyde heyecanı birbirinden ayırt etmenin mümkün olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Yulet Pamir, “Her ikisi de sınav gibi önemli yaşam olayları öncesinde ortaya çıkabilir ve benzer bedensel belirtiler gösterebilir. Örneğin kalp atışlarının hızlanması, terleme ya da gerginlik hissi hem heyecanda hem de kaygıda görülebilir. Ancak bu iki deneyimi birbirinden ayıran önemli noktalar vardır. Heyecan, çoğu zaman kişinin önem verdiği bir durumla doğrudan karşı karşıya kaldığında hissettiği doğal bir duygudur. Öğrenci yaklaşan sınavın farkındadır, sonucu önemser ve bu nedenle heyecanlanması oldukça olağandır. Hatta belirli bir düzeyde heyecan dikkati artırabilir, motivasyonu destekleyebilir ve performansa olumlu katkı sağlayabilir. Kaygı ise çoğu zaman gelecekte yaşanabilecek olası tehditlere ve belirsizliklere odaklanır. Öğrenci sadece sınava değil, sınavın anlamına ve sonuçlarına da yoğunlaşmaya başlar. Kimi öğrenciler sürekli eksiklerini fark edip yeterince hazır olmadığını düşünebilir, kimileri küçük hatalarını büyüterek performansını sorgulayabilir. Bazıları ise kontrol edemediği ihtimallere odaklanıp zihinsel olarak sürekli tetikte kalabilir. Bu durum zamanla endişe, baskı altında hissetme, huzursuzluk, gerginlik ve kendinden şüphe duyma gibi duygulara eşlik edebilir” ifadelerini kullanıyor.</p><p>Son günlerde amaç kaygıyı yönetmek olmalı</p><p>Sınav öncesi son günlerin öğrencilerin en çok zihinsel yük hissettiği dönemlerden biri olduğunu söyleyen Klinik Psikolog Yulet Pamir, “Bu süreçte amaç genellikle ‘kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak’ değil, onu daha yönetilebilir bir düzeye çekmek ve öğrencinin kendi ritmini korumasını sağlamaktır. Öncelikle son günlerde çalışma düzeni açısından büyük değişiklikler yapmak yerine, mevcut düzeni sadeleştirmek daha işlevsel olur. Yeni konu öğrenmeye çalışmak yerine kısa tekrarlar yapmak, daha önce öğrenilmiş bilgileri gözden geçirmek ve deneme sınavları üzerinden genel bir bakış sağlamak zihni daha güvende hissettirebilir. Günlük yaşamda ise ritmin korunması oldukça önemlidir. Uyku saatlerinin mümkün olduğunca sabit kalması, özellikle sınav gününe yakın gecelerde uyku kalitesine dikkat edilmesi zihinsel performansı doğrudan etkiler. Aynı şekilde beslenme düzeninin çok değiştirilmemesi ve aşırı kafein gibi uyarıcılardan kaçınılması da bedenin dengede kalmasına yardımcı olur. Bu dönemde öğrenciler için en önemli noktalardan biri de şudur: Performansı belirleyen şey sadece son günlerde yapılan ekstra çalışmalar değil, sürecin tamamında edinilen birikimdir. Son günler daha çok bu birikimi koruma ve zihinsel dengeyi sürdürme dönemidir” diyor.</p><p></p><p>Aile tutumu sınav başarısını doğrudan etkiliyor</p><p>Sınav sürecinde aile tutumunun sürecin en belirleyici parçalarından biri olduğunu vurgulayan DoktorTakvimi uzmanlarından Klinik Psikolog Yulet Pamir, “Çünkü çocuklar çoğu zaman söylenen sözler kadar, ebeveynlerinin duygusal tonunu ve davranışlarını da oldukça hızlı algılarlar. Ailelerin iyi niyetle kurduğu ‘çok çalışmalısın’, ‘bu sınav çok önemli’ ya da ‘sana güveniyoruz’ gibi cümleler, eğer yoğun bir beklenti atmosferi içinde söyleniyorsa, öğrenci tarafından baskı olarak algılanabilir. Bu durum zamanla öğrencinin kendi performansını değil, ailesinin beklentisini karşılamaya odaklanmasına yol açabilir. Bu noktada en önemli konulardan biri, ebeveynlerin kendi kaygılarını fark edebilmesi ve düzenleyebilmesidir. Çünkü sınav sürecinde çocuklar yalnızca kendi streslerini değil, ebeveynlerinin endişelerini de ‘duygusal bulaşma’ yoluyla hissedebilirler. Aile ne kadar sakin, dengeli ve güven verici bir tutum içindeyse, çocuk da bu duygusal zeminden o kadar beslenir. Ebeveynlerin bu süreçteki en güçlü katkısı, sonucu kontrol etmeye çalışmak yerine süreci desteklemektir. Sürekli performans takibi yapmak, karşılaştırmalar yapmak ya da olası sonuçlar üzerinden konuşmak yerine, çocuğun çabasını görmek ve bunu görünür kılmak daha sağlıklı bir zemin oluşturur” ifadelerini kullanıyor.</p><p></p><p>Sınav anında panik yaşanırsa ne yapılmalı?</p><p>Sınav sırasında yoğun kaygı, panik hissi ya da zihinsel blokaj yaşanmasının geçici bir stres tepkisi olduğunu belirten Klinik Psikolog Yulet Pamir, “Böyle anlarda amaç kaygıyı tamamen yok etmek değil, kontrolü yeniden küçük adımlarla geri kazanmaktır. İlk adım bedeni regüle etmektir. Bunun için birkaç saniyelik yavaş ve derin nefes almak, bedene ‘şu an güvendeyim’ mesajı verir. Nefesi düzenlemek, zihnin de yavaşlamasına yardımcı olur. İkinci adım dikkati yeniden ‘şu ana’ getirmektir. Zihin genellikle panik anında geleceğe ya da olumsuz sonuçlara kayar. Bu durumda öğrencinin bilinçli olarak sadece önündeki soruya, sorunun tek bir kısmına odaklanması gerekir. ‘Şu an sadece bu soruyla ilgileniyorum’ yaklaşımı zihinsel yükü azaltır. Üçüncü adım, kontrol alanını daraltmaktır. Öğrenci o anda çözemediği bir soruya takıldığında, bunu bir tehdit olarak değil, geçici bir tıkanma olarak görüp soruya işaret koyarak geçebileceğini ve tekrar dönme hakkının olduğunu kendine hatırlatması rahatlama getirebilir” diyor.</p><p></p><p>Son günlerde rutini korumak kritik önem taşıyor</p><p>Sınava sayılı günler kala günlük rutinlerde en önemli konunun mevcut düzeni stabil ve öngörülebilir hale getirmek olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Yulet Pamir, “Bu dönemde öğrencinin zihni zaten belirsizliğe daha hassas olduğu için, yaşam ritmindeki küçük dalgalanmalar bile kaygıyı artırabilir. Uyku konusunda kritik nokta sadece kaç saat uyunduğu değil, uyku-uyanıklık saatlerinin mümkün olduğunca sabit kalmasıdır. Öğrenci için en faydalı olan, sınav sabahını taklit eden bir düzenin önceden oturmuş olmasıdır. Ekran kullanımı ise yalnızca süreyle ilgili değildir; içerik yükü de önemlidir. Özellikle sınava yakın dönemde sosyal karşılaştırmayı tetikleyen içerikler öğrencinin kendi sürecini objektif değerlendirmesini zorlaştırabilir. Çalışma düzeninde ise sık yapılan hata, son günleri ‘eksik kapatma maratonuna’ çevirmektir. Daha işlevsel olan, bilginin yoğunluğunu artırmak değil, bilinenleri daha hızlı hatırlamayı destekleyen kısa tekrarlar ve deneme üzerinden genel bakıştır. Bu dönemde öğrencinin aslında ihtiyaç duyduğu şey ‘daha fazla çalışma’ değil, daha öngörülebilir bir zihin halidir” ifadelerini kullanıyor.</p><p></p><p>Sınav bir sonuç değil, bir deneyimdir</p><p>Toplum olarak sınavların çoğu zaman bir sonuç olarak görüldüğünü söyleyen DoktorTakvimi uzmanlarından Klinik Psikolog Yulet Pamir, “Oysa psikolojik açıdan bakıldığında sınavlar aynı zamanda bir deneyimdir. Bu süreçte gençlerin yalnızca akademik performanslarını değil, stresle baş etme becerilerini, duygularını düzenleme kapasitelerini ve dayanıklılıklarını da geliştiriyoruz. Bu nedenle gençlere şunu hatırlatmak isterim: Sınav önemli bir duraktır, ancak kim olduğunuzu ve gelecekte neler başarabileceğinizi belirleyen tek ölçüt değildir. Bir sınav sonucu hayat hikâyesinin tamamını yazmaz” diyor.</p><p></p><p>YKS ve LGS öncesinde beslenme dikkat ve odaklanmayı doğrudan etkiliyor</p><p>Sınav dönemlerinde beslenmenin dikkat, hafıza ve öğrenme süreçlerinde önemli rol oynadığını söyleyen DoktorTakvimi uzmanlarından Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, “Beslenme, beynin temel enerji kaynağını sağlayarak dikkat, hafıza ve öğrenme süreçlerinde önemli rol oynar. Özellikle sınav döneminde düzensiz öğünler, uzun süre aç kalmak veya aşırı şekerli besin tüketmek kan şekerinde dalgalanmalara neden olarak odaklanmayı zorlaştırabilir. Dengeli bir beslenme düzeni ise öğrencilerin zihinsel performansını destekler, enerjilerini daha stabil tutar ve öğrenme verimliliğini artırabilir” diyor.</p><p>Sınav döneminde en sık yapılan beslenme hataları</p><p>Sınav döneminde öğrencilerin sık yaptığı beslenme hatalarına değinen Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, “Kahvaltıyı atlamak, uzun süre aç kalmak, aşırı kafein tüketmek, öğün yerine paketli atıştırmalıklara yönelmek ve son günlerde yeni besin veya takviyeler denemek en sık görülen hatalardır. Ayrıca yoğun ders çalışma nedeniyle su tüketiminin ihmal edilmesi dikkat performansını olumsuz etkileyebilir” ifadelerini kullanıyor.</p><p>Stres beslenme düzenini de bozabiliyor</p><p>Sınav stresinin beslenme düzeni üzerinde de etkili olabileceğini belirten Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, “Stres bazı öğrencilerde iştah kaybına, bazılarında ise duygusal yemeye neden olabilir. Özellikle şekerli ve yüksek kalorili yiyeceklere yönelim artabilir. Bunun yanında stres hormonlarının yükselmesi uyku kalitesini bozabilir ve dolaylı olarak beslenme düzenini etkiler. Bu dönemde düzenli öğün saatlerinin korunması önemli olacaktır” diyor.</p><p>Zihinsel performansı destekleyen besinler</p><p>Zihinsel performansı destekleyen besinlere ilişkin bilgi veren DoktorTakvimi uzmanlarından Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, “Omega-3 açısından zengin balıklar, ceviz, badem, yumurta, süt ve süt ürünleri, tam tahıllar, yeşil yapraklı sebzeler ve mevsim meyveleri zihinsel performansı destekleyen besinler arasında yer alır” ifadelerini kullanıyor.</p><p>Sınavdan bir gün önce beslenme düzeni korunmalı</p><p>Sınavdan bir gün önce rutin beslenme düzeninin korunması gerektiğini söyleyen Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, “Aşırı yağlı, baharatlı ve sindirimi zor yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Dışarıda tüketilen ve güvenilir olmayan gıdalar yerine evde hazırlanmış besinler tercih edilmelidir. Ayrıca yeni bir besin ya da takviye denemek doğru değildir. Amaç mide ve bağırsak sistemini zorlamadan dengeli beslenmektir” diyor.</p><p>Sınav sabahı kahvaltı performansı doğrudan etkiler</p><p>Sınav sabahında yapılan beslenme hatalarının performansı olumsuz etkileyebileceğini belirten Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, “Sınav sabahı kahvaltıyı atlamak, aşırı şekerli besinler tüketmek veya çok ağır bir kahvaltı yapmak performansı olumsuz etkileyebilir. İdeal kahvaltıda kaliteli protein, kompleks karbonhidrat ve sağlıklı yağlar bir arada bulunmalıdır. Örneğin; haşlanmış yumurta veya omlet, peynir, tam tahıllı ekmek, domates ve salatalık gibi sebzeler, birkaç adet ceviz veya badem ile isteğe bağlı olarak kefir veya süt iyi bir seçenek olabilir” ifadelerini kullanıyor.</p><p>Sınav döneminde en önemli tavsiye: denge</p><p>Sınav dönemindeki öğrencilere düzenli ve dengeli beslenme çağrısında bulunan Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, “Kahvaltıyı ihmal etmeyin, düzenli öğün tüketin, yeterli su için, uyku düzeninizi koruyun ve aşırı kafein tüketiminden kaçının” diyor.</p><p>Başarı sadece beslenme değil, yaşam tarzıdır</p><p>Sınav başarısının yalnızca akademik bilgiyle sınırlı olmadığını vurgulayan DoktorTakvimi uzmanlarından Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, “Sınav başarısı yalnızca akademik bilgiyle değil; uyku, fiziksel aktivite, stres yönetimi ve beslenmenin birlikte oluşturduğu yaşam tarzıyla desteklenir. Öğrenciler bu dönemde mükemmel beslenmeye değil, sürdürülebilir ve dengeli bir düzene odaklanmalıdır. Sınavdan önce yapılan küçük ama doğru beslenme alışkanlıkları öğrencilerin kendilerini daha enerjik, daha odaklanmış ve daha iyi hissetmelerine katkı sağlayabilir” diyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Abdi İbrahim saha organizasyonunu genç yeteneklerle güçlendiriyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahim-saha-organizasyonunu-genc-yeteneklerle-guclendiriyor-323/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahim-saha-organizasyonunu-genc-yeteneklerle-guclendiriyor-323/</id>
<published><![CDATA[2026-06-13T10:43:43+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-13T10:43:43+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_770880-8F5795-269211-951653-BDA736-8BC295.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türkiye'nin 24 yıldır kesintisiz lider ilaç şirketi Abdi İbrahim, insan odaklı büyüme yaklaşımı doğrultusunda yeni işe alım programını hayata geçirdi. 200 kişilik yeni istihdam planı kapsamında, farklı deneyim seviyelerinden adaylar Abdi İbrahim'in saha organizasyonuna katılacak. Toplam 6.000 çalışanı ve 2.400 kişilik satış ve pazarlama kadrosuyla sektörün en geniş saha organizasyonunu oluşturan şirket, insan kaynağını sürdürülebilir ve uzun vadeli başarının en önemli unsurlarından biri olarak görüyor.&nbsp;</p><p>Gelişim odaklı kariyer yolculuğu</p><p>Abdi İbrahim, öğrenmeye açık, güçlü iletişim ve temsil becerilerine sahip, ekip çalışmasına yatkın, aktif araç kullanabilen ve seyahat engeli bulunmayan üniversite mezunu adayları saha organizasyonunda kariyer yolculuğuna davet ediyor.</p><p>Tıbbi Tanıtım Temsilcisi olarak görev alacak adaylar, kapsamlı eğitim programları, mentorluk uygulamaları ve performans odaklı gelişim fırsatlarıyla desteklenecek. Rekabetçi ücretlendirme politikası, özel sağlık sigortası, prim sistemi, şirket aracı ve tablet gibi yan hakların yanı sıra çalışanlar, sektörün lider kurumlarından birinde sürekli öğrenmeyi teşvik eden bir çalışma kültürünün parçası olacak.</p><p>Abdi İbrahim Reçeteli Ürünler Pazarlama ve Satış Grup Başkanı Figen Bilgen, sürece ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Abdi İbrahim’in 114 yıllık iyileştirme yolculuğundaki en büyük gücü her zaman insan olmuştur. Saha ekiplerimiz, sağlık profesyonelleriyle kurduğumuz güçlü bağın ve hastalara değer sunma yaklaşımımızın en önemli temsilcileri arasında yer alıyor. Bu işe alım programıyla, deneyimli profesyonellerin bilgi ve birikimini genç yeteneklerin potansiyeliyle buluşturmayı hedefliyoruz. Aramıza katılacak yeni çalışma arkadaşlarımızın, saha organizasyonumuzun çevikliğini ve etki gücünü daha da artırarak Türkiye’deki liderliğimizi pekiştireceğine ve uluslararası pazarlardaki büyüme hedeflerimize katkı sağlayacağına inanıyoruz.”&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Bayer'de üst düzey atama</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bayerde-ust-duzey-atama-3267/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bayerde-ust-duzey-atama-3267/</id>
<published><![CDATA[2026-06-09T11:04:06+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-09T11:04:06+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_415905-2BB7AD-C8D6D1-72701B-FC2429-2D00C1.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Kurumsal ilişkiler, kamu politikaları ve paydaş katılımı ile çevre, sosyal ve yönetişim uygulamaları alanında (ESG) güçlü bir deneyime sahip olan Senem Görel, 1 Haziran tarihi itibarıyla Bayer Türkiye’ye Kurumsal İlişkiler Direktörü olarak katıldı. Görel; Bayer Türkiye’nin kurumsal ilişkiler, kamu politikaları ve paydaş katılımı süreçlerinin yönetim stratejilerine yön verecek.&nbsp;</p><p>Kariyeri boyunca Opella, Vodafone ve Coca-Cola gibi küresel şirketlerde üst düzey liderlik pozisyonlarında bulunan Görel, son olarak Opella bünyesinde Afrika, Orta Doğu ve Türkiye Bölgesi Kamu ve Kurumsal İşler Lideri olarak görev yaptı.&nbsp;</p><p>Orta Doğu Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü mezunu olan Senem Görel’in, yine aynı üniversiteden Endüstri Mühendisliği alanında yüksek lisans derecesi bulunuyor.&nbsp;</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Sanovel'de yeni CFO Gökdeniz Gür oldu</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/-sanovelde-yeni-cfo-gokdeniz-gur-oldu-4141/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/-sanovelde-yeni-cfo-gokdeniz-gur-oldu-4141/</id>
<published><![CDATA[2026-06-09T02:41:29+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-09T02:41:29+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_94154A-CB4888-6B9F92-195328-66C620-324770.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bu doğrultuda; yaklaşık 30 yıllık kariyeri boyunca sağlık, üretim, inşaat, turizm ve profesyonel hizmetler sektörlerinde finans, stratejik planlama, kurumsal verimlilik ve iç denetim alanlarında çok yönlü deneyime sahip olan Gökdeniz Gür, Haziran 2026 tarihi&nbsp; Sanovel’de CFO olarak göreve başladı.</p><p>Lisans eğitimini Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde tamamlayan Gökdeniz Gür, kariyer yolculuğuna 1995 yılında Garanti Bankası’nda adım attı. Ardından PwC bünyesinde denetim ve danışmanlık alanlarında çeşitli görevler üstlenerek stratejik finans ve dönüşüm projelerini başarıyla yönetti.</p><p>Kariyeri boyunca TUI AG iştiraki Turcotel ve Akfen GYO’da CFO, Hidromek’te Finans Stratejisi Danışmanı ve Beyçelik Holding’de Stratejik Planlama Direktörü olarak üst düzey sorumluluklar üstlenen Gökdeniz Gür, son olarak 2019-2025 yılları arasında Florence Nightingale Hastaneleri’nde Kurumsal Verimlilik ve İç Denetimden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı. Gür, bu süreçte finansal performans, süreç iyileştirme, raporlama sistemleri ve iç denetim alanlarında pek çok önemli projeye liderlik etti.&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Memorial'dan sağlığın geleceğine sürdürülebilir katkı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/memorialdan-sagligin-gelecegine-surdurulebilir-katki-2809/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/memorialdan-sagligin-gelecegine-surdurulebilir-katki-2809/</id>
<published><![CDATA[2026-06-06T14:14:31+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-06T14:14:31+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_D8C384-7B8D66-6EE942-560568-159F9B-A0E60C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>GRI Standartları doğrultusunda hazırlanan rapor; Memorial’ın 2025 yılı boyunca sağlıkta sürdürülebilir büyüme, çevresel etki yönetimi, dijitalleşme, klinik araştırmalar, çalışan deneyimi, toplumsal fayda ve uluslararası sağlık hizmetleri alanlarında yarattığı değeri kapsamlı biçimde ortaya koyuyor.</p><p>Memorial, raporda sürdürülebilirliği sağlık hizmetinin tamamlayıcı bir unsuru değil; daha güvenli, daha erişilebilir, daha nitelikli ve geleceğe hazır sağlık hizmeti sunmanın temel bileşeni olarak konumlandırıyor.</p><p>Sağlıkta büyüme, yalnızca kapasite artışı değil; daha fazla hayata erişim</p><p>2025 yılı, Memorial Sağlık Grubu için büyüme vizyonunun güçlü yatırımlarla hayata geçtiği önemli bir dönem oldu. Grup; Bodrum ve Göztepe’de açtığı yeni nesil hastaneler ve Romanya’da hizmete aldığı Memorial City Gate Kliniği ile sağlık hizmet ağını genişletti.</p><p>Memorial Bodrum Hastanesi bölgenin sağlık altyapısına stratejik katkı sunarken, Memorial Göztepe Hastanesi ileri teknoloji altyapısı, multidisipliner yapısı ve yüksek kapasitesiyle grubun sağlıkta ulaştığı yeni seviyeyi temsil eden yatırımlardan biri oldu.</p><p>Memorial, bu yatırımları yalnızca fiziksel büyüme olarak değil; daha fazla insana, doğru zamanda, doğru tedaviye ve yüksek standartlı sağlık hizmetine erişim sağlama sorumluluğunun bir parçası olarak ele alıyor.</p><p>“Yeni nesil sağlık merkezleri kurma kararlılığımızın güçlü bir yansıması”</p><p>Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Memorial Sağlık Grubu CEO’su Bora Uludüz, şunları söyledi:</p><p>“2025 yılı, Memorial Sağlık Grubu’nun stratejik büyüme vizyonunu önemli yatırımlarla sahaya yansıttığı ve sağlıkta etki alanını belirgin şekilde genişlettiği bir yıl oldu. Sağlıkta sürdürülebilir büyümenin; doğru lokasyonlarda, doğru ihtiyaçlara, doğru altyapı ve kalite standartlarıyla cevap verebilmek anlamına geldiğine inanıyoruz.</p><p>Bu anlayışla biri Bodrum’da, diğeri İstanbul’da olmak üzere iki büyük yatırımı hayata geçirerek hizmet ağımızı genişlettik, sağlık hizmetlerine erişimi artırdık ve ileri tıp teknolojileriyle donatılmış yeni merkezlerimizi sağlık ekosistemine kazandırdık. Memorial Bodrum Hastanemizle bölgenin sağlık altyapısına stratejik katkı sunarken, Memorial Göztepe Hastanemizle ülkemizin sağlıkta kalite, verimlilik ve sürdürülebilirlik hedeflerine de güçlü bir ivme kazandırdık.</p><p>Bu yatırımlar bizim için yalnızca fiziksel kapasite artışı anlamına gelmiyor. Aynı zamanda hasta güvenliğini, klinik mükemmeliyeti, dijitalleşmeyi, sürdürülebilir altyapıyı ve nitelikli insan kaynağını bir araya getiren yeni nesil sağlık merkezleri kurma kararlılığımızın güçlü bir yansımasını oluşturuyor.</p><p>Önümüzdeki dönemde de sağlıkta sürdürülebilir büyüme vizyonumuz doğrultusunda; insanı merkeze alan, teknolojiyle güçlenen, bilim üreten ve toplum için uzun vadeli değer oluşturan bir sağlık modeli geliştirmeye devam edeceğiz.”</p><p>Çevresel sürdürülebilirlikte ölçülebilir hedefler</p><p>Memorial Sağlık Grubu, çevresel sürdürülebilirlik çalışmalarını daha sistematik, ölçülebilir ve hedef odaklı bir yapıya taşıyor. Enerji verimliliği, su yönetimi, atık yönetimi ve emisyon azaltımı alanlarında yürütülen çalışmalarla çevre dostu hastane yaklaşımı tüm operasyonlara entegre ediliyor.</p><p>2025 yılında yapılan iyileştirmelerle metrekare başına düşen karbon ayak izinde %4,2 oranında iyileşme sağlandı. İlk kez gerçekleştirilen su ayak izi analiziyle su yönetiminde verimlilik odağını güçlendiren Memorial, 2027 yılına kadar metrekare başına karbon ayak izini %10 azaltmayı hedefliyor.</p><p>Teknoloji, veri ve bilimle geleceğin tıbbına katkı</p><p>Memorial Sağlık Grubu, teknolojiyi sağlık hizmetinin ayrılmaz bir parçası olarak konumlandırıyor. Yapay zekâ, veri analitiği, dijital sağlık çözümleri ve uzaktan sağlık uygulamaları; tanıdan tedaviye tüm süreçlerde daha hızlı, etkin ve erişilebilir bir hizmet modeli oluşturmanın temel unsurları arasında yer alıyor.</p><p>Klinik araştırma merkezi altyapısına yapılan yatırımlar ise Memorial’ın yalnızca sağlık hizmeti sunan değil, aynı zamanda bilim üreten, yeni tedavi yöntemlerinin gelişimine katkı sağlayan ve geleceğin tıbbını destekleyen bir sağlık grubu olma hedefini güçlendiriyor.</p><p>Memorial Talks platformu kapsamında gerçekleştirilen akademik buluşmalar ve bilgi paylaşımı çalışmaları da sağlık alanındaki bilimsel birikimin yeni nesillere aktarılmasına katkı sağlıyor.</p><p>Uluslararası sağlık hizmetlerinde güçlü konum</p><p>Memorial, Türkiye’deki hastaneleri, Romanya’daki sağlık yatırımları ve yurt dışı ofisleriyle uluslararası sağlık hizmetleri alanındaki güçlü konumunu sürdürüyor.</p><p>2025 yılında Romanya’da hizmete açılan Memorial City Gate Kliniği; modern altyapısı, uzman kadrosu ve çok branşlı yapısıyla Memorial’ın uluslararası ölçekte erişilebilir ve yüksek standartlı sağlık hizmeti sunma vizyonunun önemli bir parçası oldu.</p><p>Memorial Sağlık Grubu, bugün 190’dan fazla ülkeden gelen 50 binin üzerinde uluslararası hastaya hizmet sunarken; onkoloji, hematoloji, organ nakli, genel cerrahi, gastroenteroloji ve ortopedi gibi yüksek uzmanlık gerektiren alanlarda uluslararası ölçekte güçlü bir konumlanma sergiliyor.</p><p>İnsan odaklı kurum kültürü ve toplumsal fayda</p><p>Memorial, sürdürülebilir sağlık hizmetinin güçlü bir insan kaynağı, kapsayıcı kurum kültürü ve toplumsal sorumluluk anlayışıyla mümkün olduğuna inanıyor.</p><p>8 bini aşkın çalışanıyla kapsayıcılığı, fırsat eşitliğini, çalışan gelişimini ve iş sağlığı güvenliğini destekleyen Memorial; kadınların güçlenmesini merkeze alan projeleriyle de toplumsal fayda alanındaki etkisini büyütüyor.</p><p>“Kadınlar Omuz Omuza” projesinin yanı sıra “Sağlığa Kulaç At” ve “Pembe Yürüyüş” gibi sosyal sorumluluk projeleriyle aktif yaşam, koruyucu sağlık, erken teşhis ve sağlıklı yaşam farkındalığının toplumun daha geniş kesimlerine ulaşması hedefleniyor.</p><p>Sağlıkta öncü uygulamalarla güçlenen sürdürülebilirlik yaklaşımı</p><p>Memorial Sağlık Grubu, sağlık sektöründeki öncü konumunu yatırımlarının yanı sıra tıbbi başarıları, ileri teknoloji altyapısı ve uluslararası standartlardaki uygulamalarıyla da sürdürüyor.</p><p>Türkiye’de JCI akreditasyonu alan ilk hastane olan Memorial Şişli Hastanesi ile başlayan kalite yolculuğu; robotik cerrahi, organ nakli, tüp bebek, ileri tanı teknolojileri ve sürdürülebilir hastane uygulamaları alanlarındaki öncü çalışmalarla devam ediyor.</p><p>Memorial Sağlık Grubu’nun 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’na kurumun web sitesi üzerinden erişilebiliyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Yaz aylarında enerji dengesine dikkat edilmeli</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yaz-aylarinda-enerji-dengesine-dikkat-edilmeli-6248/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yaz-aylarinda-enerji-dengesine-dikkat-edilmeli-6248/</id>
<published><![CDATA[2026-06-06T13:24:48+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-06T13:24:48+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_968D1F-4803F2-CAFDA2-F370AE-7D156C-75677B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Sarıalioğlu, yaz mevsiminde vücudun enerji dengesinin korunmasının hem fiziksel hem de zihinsel açıdan büyük önem taşıdığını belirterek, ‘Yüksek sıcaklıklar, nem oranındaki artış ve günlük yaşamın yoğun temposu kişilerde yorgunluk, stres ve uyku problemlerine neden olabiliyor. Enerji dengesinin korunması kişinin kendini daha dinç ve huzurlu hissetmesine katkı sağlayabilir’ dedi.</p><p></p><p>Özellikle yaz aylarında kaliteli uykunun önemine dikkat çeken Sarıalioğlu, düzenli dinlenmenin ve stres yönetiminin yaşam kalitesini artırdığını ifade etti. Yaz döneminde bol su tüketimi, dengeli beslenme ve zihinsel rahatlamaya yönelik aktivitelerin destekleyici olabileceğini vurgulayan Sarıalioğlu, enerji dengesinin korunmasının günlük yaşam performansına olumlu yansıyabileceğini söyledi.</p><p></p><p>Sarıalioğlu, ‘Yaz mevsimini daha enerjik ve verimli geçirmek isteyenlerin bedenlerini dinlemeleri, stres faktörlerini azaltmaları ve yaşam kalitelerini artıracak alışkanlıklar edinmeleri önemli’ ifadelerini kullandı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Abdi İbrahim'den ilaçta dijital ve yeşil dönüşüm</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahimden-ilacta-dijital-ve-yesil-donusum-1214/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahimden-ilacta-dijital-ve-yesil-donusum-1214/</id>
<published><![CDATA[2026-06-05T11:53:39+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-05T11:53:39+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_E990AB-BBEE19-7D4712-20484A-746256-C94CA8.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türk ilaç sektörünün lideri Abdi İbrahim, dijital dönüşümün önemli adımlarından biri olan Karekod Projesi’ni hayata geçirdi. e-KT’ye sahip ilk seri ilaçlarını piyasaya sunan şirket, ilaç kullanımında yeni bir dönemin kapısını araladı.</p><p>Sağlık hizmetlerinde bilgiye erişimi yeniden tanımlayan bu uygulama sayesinde ilaç kutuları üzerindeki karekodlar aracılığıyla elektronik kullanma talimatlarına erişim sağlanıyor. Abdi İbrahim, bu dönüşüm kapsamında basılı kullanma talimatlarını da kademeli olarak kaldırarak kâğıt tüketimini azaltmayı, karbon ayak izini düşürmeyi ve dijitalleşmeyi çevresel sürdürülebilirlik hedefleriyle buluşturmayı amaçlıyor.</p><p>T.C. Sağlık Bakanlığı’na bağlı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nun (TİTCK), ilaç kutuları üzerinden kullanma talimatlarının elektronik ortamda erişilebilir olmasına yönelik düzenlemesi&nbsp; doğrultusunda harekete geçen Abdi İbrahim, bu dönüşümün ilk uygulayıcılarından biri oldu.</p><p>İlgili regülasyonlar kapsamında muaf tutulan ürünler hariç olmak üzere şirket, Haziran 2026 itibarıyla uygun ürünlerinde kademeli olarak yalnızca elektronik kullanma talimatı (e-KT) içeren karekodlu ambalaj uygulamasına geçiş sürecini başlatıyor.</p><p>1 Ocak 2027 itibarıyla zorunlu hale gelecek e-KT uygulamasına erken uyum sağlayan Abdi İbrahim, dönüşüm sürecini ürün portföyüne yaygınlaştırmaya devam ediyor. Yeni uygulama sayesinde kullanıcılar, ilaç kutuları üzerinde yer alan karekodları akıllı cihazlarıyla okutarak güncel e-KT’lere dijital ortamda erişebilecek.</p><p>Dr. M. Oğuzcan Bülbül: “İkiz dönüşümü tek kutuya sığdırdığımız için gururluyuz”</p><p>Projenin Abdi İbrahim’in HEAL2050 sürdürülebilirlik stratejisiyle doğrudan uyumuna dikkat çeken Abdi İbrahim İnsan Kaynakları, Kurumsal İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Dr. M. Oğuzcan Bülbül, şu açıklamalarda bulundu: “Sürdürülebilirlik iş yapış biçimimizin ayrılmaz bir parçası. Hayata geçirdiğimiz her projede ortak faydaya hizmet eden, çok yönlü bakış açımızın izleri var. Bu proje, bir yandan dijitalleşmeyle sağlık hizmetlerinde erişilebilirliği artırırken ve kullanıcıların bilgiye erişimini kolaylaştırırken; diğer yandan da kâğıt tüketimimizi ve buna bağlı karbon emisyonlarımızı azaltarak düşük karbonlu dönüşüm yolculuğumuza katkı sağlıyor. İkiz dönüşümü tek bir kutuya sığdırdığımız için gururluyuz.”</p><p></p><p>Yıllık Yaklaşık 2.500 Ton CO2e Emisyon Azaltımı</p><p></p><p>Dijitalleşme ve çevresel sürdürülebilirliği odağına alan Karekod Projesi, Abdi İbrahim’in HEAL2050 Sürdürülebilirlik Stratejisi kapsamında düşük karbonlu bir şirkete dönüşme hedefiyle de uyumlu bir proje olarak öne çıkıyor. Basılı kullanma talimatlarının kaldırılmasıyla Abdi İbrahim'in yıllık yaklaşık 2.500 ton CO2e sera gazı emisyon azaltımı sağlaması hedefleniyor. Bu dönüşüm, kâğıt tüketiminin ve karbon ayak izinin azaltılmasına katkı sağlarken Türkiye'nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefleriyle de uyumlu bir yaklaşım ortaya koyuyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Roche İlaç Türkiye ve TÜSEB'den işbirliği</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/roche-ilac-turkiye-ve-tusebden-isbirligi-1292/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/roche-ilac-turkiye-ve-tusebden-isbirligi-1292/</id>
<published><![CDATA[2026-06-03T13:38:25+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-03T13:38:25+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_4422F4-DED7FF-B271DF-8BDB59-40DE9E-41B943.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Roche İlaç Türkiye'den yapılan açıklamaya göre, Ankara'da Sağlık Bakanlığında düzenlenen imza törenine, TÜSEB Başkanı Prof. Dr. Ümit Kervan, Roche İlaç Türkiye Genel Müdürü Farid Bidgoli, Roche İlaç Türkiye Klinik Operasyonlar Ülke Direktörü Mina Nejadamin, Ülke Terapötik Alan Lideri İrem Akat Kul ve İletişim Ortağı Hande Hazinedaroğlu Hatırnaz katıldı.</p><p></p><p>Protokol kapsamında, Roche İlaç Türkiye tarafından Türkiye'de yürütülmesi planlanan klinik araştırmalar için ülke ve merkez fizibilite süreçlerinin desteklenmesi, uygun araştırma merkezlerinin belirlenmesine yönelik içgörü paylaşılması ve şehir hastaneleriyle yürütülecek araştırma işbirliklerinin desteklenmesi hedefleniyor.</p><p></p><p>İşbirliği ayrıca Roche İlaç Türkiye'nin 20 yılı aşkın süredir sürdürdüğü Roche Klinik Çalışmalar Okulu kapsamında verilen temel ve ileri düzey İyi Klinik Uygulamalar eğitimlerinin TÜSEB işbirliğiyle düzenlenmesini ve araştırma ekosistemini güçlendirmeye yönelik ortak projelerin hayata geçirilmesini kapsıyor.</p><p></p><p>İşbirliğiyle Türkiye'nin uluslararası klinik araştırmalardaki rekabet gücünün artırılması, araştırma kapasitesinin geliştirilmesi ve yenilikçi tedavilere erişimin desteklenmesi amaçlanıyor.</p><p></p><p>- "İşbirliği Türkiye'nin klinik araştırma altyapısının gelişmesine katkı sağlayacak"</p><p></p><p>Açıklamada görüşlerine yer verilen TÜSEB Başkanı Prof. Dr. Ümit Kervan, Türkiye'nin sağlık alanındaki araştırma kapasitesini güçlendirmenin, bilimsel üretimi artırmanın ve ülkeyi uluslararası araştırma ekosisteminde daha güçlü konuma taşımanın TÜSEB'in temel öncelikleri arasında bulunduğunu belirtti.</p><p></p><p>"Üreten Sağlık" vizyonu doğrultusunda kurulan işbirliğinin klinik araştırma altyapısının gelişmesine ve Türkiye'nin bu alandaki potansiyelinin daha görünür hale gelmesine katkı sağlayacağına inandıklarını aktaran Kervan, "Araştırma ekosistemini güçlendirecek her adımı, Türkiye'nin sağlıkta küresel rekabet gücünü artıran stratejik bir yatırım olarak görüyoruz." ifadesi kullandı.</p><p></p><p>Roche İlaç Türkiye Genel Müdürü Farid Bidgoli de bilimsel araştırmaları sağlık hizmetlerinin geleceğini şekillendiren en önemli unsurlardan biri olarak gördüklerini kaydetti.</p><p></p><p>Türkiye'nin güçlü sağlık altyapısı ve deneyimli araştırmacılarıyla klinik araştırmalar açısından önemli potansiyele sahip olduğunu vurgulayan Bidgoli, "TÜSEB ile gerçekleştirdiğimiz bu işbirliğiyle Türkiye'nin uluslararası klinik araştırmalardaki rekabet gücünü artırmaya, araştırma süreçlerini daha etkin hale getirmeye ve yenilikçi tedavilere erişimi desteklemeye katkı sunmayı hedefliyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p><p></p><p>Roche İlaç Türkiye Klinik Operasyonlar Ülke Direktörü Mina Nejadamin, klinik araştırmaların sürdürülebilir şekilde gelişmesinin güçlü araştırma merkezleri, nitelikli insan kaynağı ve paydaşlar arasında etkin işbirlikleriyle mümkün olduğunu belirtti.</p><p></p><p>Nejadamin, TÜSEB ile hayata geçirilen işbirliği kapsamında araştırmacıların yetkinliklerinin geliştirilmesine, araştırma merkezlerinin görünürlüğünün artırılmasına ve uluslararası standartlarda klinik araştırmaların Türkiye'de daha yaygın hale gelmesine katkı sağlamayı amaçladıklarını ifade etti.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Tütün kontrolünün yol haritası Elazığ'da ele alınacak</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/tutun-kontrolunun-yol-haritasi-elazigda-ele-alinacak--3399/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/tutun-kontrolunun-yol-haritasi-elazigda-ele-alinacak--3399/</id>
<published><![CDATA[2026-06-03T10:53:57+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-03T10:53:57+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_8BABAE-EA0CB2-A8B3B1-E4EE66-ED204D-B8E4DD.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türkiye’de tütün kontrolü alanındaki en kapsamlı bilimsel buluşmalardan biri, 3-7 Haziran tarihlerinde Elazığ’da gerçekleştirilecek. Sağlığı Geliştirme ve Sigara ile Mücadele Derneği tarafından düzenlenen Uluslararası Katılımlı Ulusal Tütün Kontrolü Kongresi, ‘Tütünsüz ve Nikotinsiz Gelecek İçin 30 Yıl: Kanıt, Politika ve Eylem’ temasıyla yapılacak. Tütün kontrolü alanında çalışan bilim insanlarını, halk sağlığı uzmanlarını, sağlık profesyonellerini, kamu temsilcilerini, sivil toplum kuruluşlarını ve politika yapıcıları bir araya getirecek kongrede 200’ü aşkın katılımcının yer alması bekleniyor.</p><p></p><p>Kongrede; tütün ve nikotin ürünlerine ilişkin güncel epidemiyolojik veriler, elektronik sigara, ısıtılmış tütün ürünleri, puf ürünler ve nikotin poşetleri gibi yeni nesil ürünlerin halk sağlığına etkileri, ulusal mevzuat ihtiyacı, uygulama güçlükleri, politika seçenekleri, tütün endüstrisinin taktiklerine karşı kanıta dayalı savunuculuk stratejileri, çocukları ve gençleri korumaya yönelik yaklaşımlar, sigara bırakma hizmetlerinde yeni modeller, dijital ve geleneksel medyanın rolü, tütün kullanımının sağlık, ekonomik, sosyal ve çevresel sonuçları gibi konular çok boyutlu biçimde ele alınacak.&nbsp;</p><p></p><p>“Elazığ, tütün kontrolü mücadelesinin hafızasında özel bir yere sahip”</p><p>Kongre öncesinde Johns Hopkins Institute for Global Tobacco Control iş birliğiyle Tütün Kontrolünde Liderlik Gelişim Programı düzenlediklerini anlatan Sağlığı Geliştirme ve Sigara ile Mücadele Derneği Başkanı ve Kongre Eş Başkanı Prof. Dr. Yasemin Açık, bu kongrenin Elazığ’da düzenlenmesinin kendisi için ayrı bir anlam taşıdığını belirterek, “Çünkü ülkemizde tütün kontrolü mücadelesi kapsamında Elazığ’da çok önemli adımlar atıldı. Derneğimizi 1993 yılında, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı bünyesinde kurduk. Bilimsel yayıncılık, savunuculuk, eğitim ve politika geliştirme alanlarında ülkemizin ilk tütün kontrolü girişimlerine öncülük ettik. Bu nedenle Elazığ’da düzenlediğimiz kongre, geçmişi hatırlayan ama esas olarak geleceğe bakan bir buluşma olacak. Amacımız, 4207 Sayılı Kanun’un 30. yılı yaklaşırken ülkemizin bu alandaki birikimini yeni ihtiyaçlarla birlikte değerlendirmek ve tütünsüz, nikotinsiz bir gelecek için ortak bir yol haritası oluşturmak” dedi.&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Humanis'ten pulmoner hipertansiyon için dijital vaka platformu</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/humanisten-pulmoner-hipertansiyon-icin-dijital-vaka-platformu-5201/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/humanisten-pulmoner-hipertansiyon-icin-dijital-vaka-platformu-5201/</id>
<published><![CDATA[2026-06-03T10:27:04+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-06-03T10:27:04+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_448F54-212680-861829-CD05C4-2EE1AC-20DC94.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Humanis, pulmoner vasküler hastalıklar alanında çalışan hekimler için geliştirilen PAHCase dijital platformunu 8. Pulmoner Vasküler Hastalıklar Toplantısı’nda tanıttı. Platform, gerçek klinik pratiğe yakın vaka örnekleri üzerinden bilgi paylaşımını destekleyerek hekimlerin bilimsel içeriğe daha hızlı ve sürdürülebilir şekilde erişmesine katkı sağlamayı amaçlıyor. Vaka bazlı değerlendirme süreçlerini güçlendiren platform, pulmoner hipertansiyon alanında multidisipliner iletişimi de destekliyor.</p><p>“PAHCase ile hekimlerimize interaktif bir uzman ağı sunuyoruz”</p><p>Humanis PAHCase’in hekim iletişimi ve bilimsel etkileşim açısından yeni bir yaklaşım sunduğunu söyleyen Humanis Ticari Operasyonlar Genel Müdürü Dr. Yalçın Yaşin, “Pulmoner vasküler hastalıklar, tanı ve tedavi süreçlerinde multidisipliner değerlendirme ihtiyacının öne çıktığı alanlardan biri. Humanis PAHCase ile hekimlerimize bilimsel paylaşımı, deneyim aktarımını ve ortak değerlendirme kültürünü destekleyen interaktif bir uzman ağı sunuyoruz. Saha uygulamaları ve hekim iletişimi alanında benzeri bulunmayan bu projeyi bilimsel etkileşimi artıran, vaka bazlı değerlendirmeyi destekleyen ve sürdürülebilir bilgi paylaşımına katkı sağlayan yenilikçi bir adım olarak görüyoruz. Humanis PAHCase’in pulmoner hipertansiyon alanında dijitalleşme ve bilimsel iletişim açısından yenilikçi bir yaklaşım sunacağına inanıyoruz” dedi.</p><p></p><p>Klinik pratiğe yön veren dijital platform</p><p>Hekimler PAHCase platformunda gerçek klinik pratiği yansıtan vaka simülasyonlarına erişebilecek, tanı ve tedavi süreçlerine yönelik interaktif içerikleri inceleyebilecek. Bunun yanı sıra alanında uzman hekimlerin değerlendirmelerinden yararlanabilecek, dilerlerse kendi vakalarını kapalı konsey grubuna taşıyarak uzman görüşü alabilecek. PAHCase platformunda, Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon, Kronik Tromboembolik Pulmoner Hipertansiyon, ayırıcı tanı süreçleri, multidisipliner hasta yönetimi, güncel yaklaşımlar ve vaka tartışmaları odağında bilimsel içerik paylaşımı yapılması hedefleniyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Günde en az üç kez sarılın!"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/gunde-en-az-uc-kez-sarilin-93/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/gunde-en-az-uc-kez-sarilin-93/</id>
<published><![CDATA[2026-05-31T10:52:42+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-31T10:52:42+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_401114-FC238B-FD6123-93A460-53EB48-8A10F5.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen “Toplum İçin Bilim Eğitim Seminerleri” kapsamında Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Doğan katılımcılarla buluştu.&nbsp;</p><p>“İnsan İlişkilerinin Nörobilimi: Sosyal Beyin" başlıklı seminerde konuşan Prof. Dr. Tayfun Doğan, insanın en temel özelliğinin sosyal bir canlı olması olduğunu vurguladı.</p><p>Konuşmasında uzun yıllardır pozitif psikoloji alanında mutluluk, umut ve iyi oluş üzerine çalışmalar yürüttüğünü belirten Prof. Dr. Tayfun Doğan, son dönemde insan ilişkileri ve sosyal zekâ konularına yeniden yoğunlaştığını söyledi.</p><p>Prof. Dr. Tayfun Doğan, “İnsanı tek bir sıfatla tanımlayacak olsak, en doğru ifade ‘sosyal bir canlı’ olur. Gerçekten beynimiz buna göre şekillenmiş durumda. Doğduğumuz andan hayatımızın sonuna kadar bizi arayan, merak eden, güvende hissettiren ve önemseyen insanlara ihtiyaç duyarız. İnsan ilişkileri bizim doğal yaşam alanımızdır” dedi.</p><p>Eş zamanlılık ilişkileri güçlendiriyor</p><p>Seminerde özellikle eş zamanlılık, ahenk ve senkronizasyon kavramları üzerinde duran Prof. Dr. Doğan, iki ya da daha fazla kişinin birlikte hareket etmesinin beyin üzerinde güçlü etkiler oluşturduğunu ifade etti.</p><p>Prof. Dr. Doğan, “Birlikte nefes alıp vermek, jest ve mimiklerin benzemesi, konuşma ritimlerinin ve hatta kalp atışlarının birbirine yaklaşması kişiler arasında güçlü bir bağ oluşturur. Bu durum, adeta iki insanın birbirine bağlanması gibidir. Beyin de bu bağı ödüllendirir.” diye konuştu.</p><p>Bu ödül mekanizmasının temelinde oksitosin hormonu bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Doğan, oksitosinin halk arasında sevgi, bağlanma ve güven hormonu olarak bilindiğini belirtti.</p><p>Prof. Dr. Doğan, “Eş zamanlılık sağlandığında oksitosin salgılanır. Oksitosin de stres hormonu olarak bilinen kortizolün salınımını azaltır. Böylece stres düşer, güven artar, çatışmalar azalır. Eşler arasındaki tartışmaların, çocuklar arasındaki kavgaların azalmasında da bu mekanizma önemli rol oynar.” ifadelerini kullandı.</p><p>Sarılmak, birlikte yürümek, şarkı söylemek bile etkili</p><p>Oksitosin salgısını artırmanın gündelik yaşamda oldukça basit yolları olduğunu belirten Prof. Dr. Doğan, birlikte yapılan etkinliklerin ilişkileri güçlendirdiğini söyledi.</p><p>“Beraber yemek yapmak, birlikte şarkı söylemek, ritmik hareketler yapmak, dans etmek, aynı tempoda yürümek, hatta uzun süre sarılmak bile oksitosin salgısını artırır.” diyen Prof. Dr. Doğan, özellikle 20 saniyeyi aşan sarılmaların kişiler üzerinde rahatlatıcı etkiler oluşturduğunu vurguladı.</p><p>Prof. Dr. Doğan, toplu ibadetlerin, iftar sofralarının, birlikte film ya da maç izlemenin de aynı mekanizmayı desteklediğini belirterek, “İnsanlar ortak bir ritimde buluştuğunda psikolojik olarak birbirlerine daha çok bağlanıyorlar.” dedi.</p><p>Oksitosin beynin alarm sistemini sakinleştiriyor</p><p>Seminerde beynin işleyişine ilişkin nörobilimsel açıklamalarda da bulunan Prof. Dr. Doğan, oksitosinin beynin hipotalamus bölgesinde salgılandığını ve doğrudan amigdala üzerinde etkili olduğunu söyledi.</p><p>Amigdalanın beynin erken uyarı ve alarm sistemi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Doğan, “Amigdala tehlike sezdiğinde bizi kaygılandırır ve stres hormonlarını harekete geçirir. Ancak oksitosin amigdalaya ‘her şey yolunda, güvendesin’ mesajı verir. Böylece kaygı ve stres daha ortaya çıkmadan önlenmiş olur.” diye konuştu.</p><p>İş görüşmelerinden aile ilişkilerine kadar etkili</p><p>Eş zamanlılığın sadece aile ilişkilerinde değil, iş ve eğitim yaşamında da önemli sonuçlar doğurduğunu belirten Prof. Dr. Doğan, özellikle beden dili uyumunun kişiler arasındaki güveni artırdığını ifade etti.</p><p>“İş görüşmelerinde, öğretmen-öğrenci ilişkisinde, terapist-danışan ilişkisinde senkronizasyon çok önemlidir. Karşı tarafla uyumlu beden dili geliştirmek kabul görme ihtimalini artırır.” diyen Prof. Dr. Doğan, terapi süreçlerinde başarının en önemli unsurlarından birinin danışanla kurulan uyum olduğunu söyledi.</p><p>Öğrenmeyi de güçlendiriyor</p><p>Öğretmen ve öğrenci arasındaki uyumun öğrenme üzerinde doğrudan etkili olduğunu ifade eden Prof. Dr. Doğan, sevilen öğretmenlerin derslerinin daha verimli geçmesinin temel nedenlerinden birinin bu olduğunu belirtti.</p><p>Prof. Dr. Doğan, “Öğretmen ile sınıf arasında ahenk sağlandığında öğrenciler dersi daha iyi kavrıyor. Aslında hepimizin hayatında sevdiği bir öğretmenin dersini daha iyi anladığı dönemler olmuştur. Bunun altında yatan neden senkronizasyondur.” ifadesinde bulundu.&nbsp;</p><p>Yalnızlık doğamıza uygun değil</p><p>İnsanın sosyal bir varlık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Doğan, yalnızlığın biyolojik düzeyde ciddi sonuçlar doğurduğunu belirtti ve “Yalnızlık doğamıza uygun değil. Peki ne yapıyor yalnızlık? Neden bizi strese sokuyor? Bu konuda yapılan araştırmalar var. Cacioppo’nun çalışmasında katılımcılara gün içinde yalnızlık düzeylerini ve fizyolojik tepkilerini ölçmeleri istendi. Sonuçta şunu gördük: Yalnızlık hisseden insanlar, adeta fiziksel bir saldırıya uğramış gibi kortizol salgılıyor.” şeklinde konuştu.</p><p>Yalnızlığın vücutta “savaş ya da kaç” tepkisini tetiklediğini ifade eden Prof. Dr. Doğan, bunun bağışıklık sistemi ve uyku üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu söyledi. Prof. Dr. Doğan, “Yalnızlık durumunda vücudumuz alarm moduna geçiyor. Kortizol yükseliyor. Bu da bağışıklık sistemimizi zayıflatıyor, uyku düzenimizi bozuyor. Gece uyanmalarının önemli nedenlerinden biri de yüksek stres hormonudur. Beyin sürekli tehlike varmış gibi çalışır.” dedi.</p><p>Sosyal bağ kimyasal bir ilaçtır</p><p>Seminerde hayvan deneylerinden örnekler de paylaşan Prof. Dr. Tayfun Doğan, “Felç edilen fareler üzerinde yapılan deneylerde, sosyal ortamda bulunan farelerin çok daha hızlı iyileştiği görülüyor. İzole edilen farelerde ise iyileşme neredeyse yok. Bunun nedeni oksitosin hormonu. Sosyal bağ aslında kimyasal bir ilaçtır.” diye konuştu.</p><p>Yapay oksitosin verilmesi durumunda bile iyileşmenin hızlandığını belirten Prof. Dr. Doğan, ancak bunun doğal yollarla sağlanması gerektiğini vurguladı ve “Buradan ‘gidip oksitosin alın’ sonucu çıkarmıyoruz. Oksitosini doğal yollarla artırmalıyız. Sarılmak, birlikte yemek yemek, yürüyüş yapmak, şarkı söylemek&hellip; Bunların hepsi oksitosin salgılatır.” ifadesinde bulundu.</p><p>Bağımlılık, eksik sosyal bağın telafisidir</p><p>“Bağımlılık sosyal ilişkilerden almamız gereken kimyasalları alamadığımızda bunları yapay yollarla telafi etme çabasıdır.” diyen Prof. Dr. Doğan, bu durumun yalnızca madde bağımlılığıyla sınırlı olmadığını belirterek, şunları söyledi:</p><p>“Yeterli sosyal bağ kuramayan bireyler bu eksikliği yemekle, internetle, kumarla ya da başka bağımlılıklarla doldurmaya çalışır. Yalnızlık acı vericidir ve bu acıyı azaltmak için insanlar farklı yollar arar.”</p><p>Yalnızlık bir uyarı sinyali</p><p>Yalnızlığın evrimsel bir anlamı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Doğan, “Eğer yalnızlık keyifli bir şey olsaydı insan türü yok olurdu. Yalnızlık bize ‘git ve sosyalleş’ mesajı verir. Tıpkı açlık gibi&hellip; Açlık nasıl bize ‘yemek bul’ diyorsa, yalnızlık da ‘insan bul’ der.” şeklinde konuştu.</p><p>Modern şehir yaşamı ‘insanat bahçesi’ne dönüşüyor</p><p>Modern yaşamın yalnızlığı artırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Doğan, “Apartman yaşamı, yalnız bireyler&hellip; Aslında hepimiz izole fareler gibiyiz. Depresyon, bağımlılık, aşırı yeme davranışları bu yüzden artıyor. Desmond Morris modern şehirler için ‘insanat bahçesi’ ifadesini kullanıyor. Hayvanat bahçesi hayvanların doğasına uygun değilse, bu yaşam da insanın doğasına uygun değil.” dedi.</p><p>Sosyalleşme beyni fiziksel olarak değiştiriyor</p><p>Sosyal etkileşimin beyin yapısı üzerindeki etkilerine de değinen Prof. Dr. Doğan, bilimsel bulguları şöyle aktardı:</p><p>“Sosyal ortamda yaşayan bireylerin beyin kabuğu daha kalın oluyor. BDNF dediğimiz, beynin gelişimi için çok önemli olan madde artıyor. Nöronlar arası bağlantılar güçleniyor. Yani sosyalleşmek sadece psikolojik değil, fizyolojik olarak da beyni geliştiriyor.”</p><p>Prof. Dr. Tayfun Doğan, uzun yıllara yayılan bilimsel araştırmaların insan ilişkilerinin yaşam kalitesi üzerindeki belirleyici rolünü ortaya koyduğunu söyledi.</p><p>İnsan ilişkilerinin sağlık ve mutluluk üzerindeki etkileri neler?</p><p>Konuşmasında dünyaca ünlü Harvard çalışmasına dikkat çeken Prof. Dr. Doğan, insan ilişkilerinin sağlık ve mutluluk üzerindeki etkisini şu sözlerle anlattı:</p><p>“Meşhur bir araştırma var. Medyada genellikle Harvard mutluluk araştırması diye geçer ama asıl adı Harvard Yetişkin Gelişimi Araştırması. 1938’de başlıyor ve bugün 88 yılı geride bıraktı. Katılımcıların her yıl kan değerlerine bakılıyor, beyin görüntülemeleri yapılıyor, psikolojik testler uygulanıyor, birebir görüşmeler gerçekleştiriliyor. Kariyer, para, statü gibi birçok değişken inceleniyor. Ama sonuç çok net: Mutluluk ve sağlıkta bir numaralı faktör insan ilişkileri.”</p><p>İyi ilişkilerin yaşam süresi ve hastalıklar üzerindeki etkisine de değinen Prof. Dr. Doğan, “İnsan ilişkileri iyiyse, kişi memnuniyeti yüksekse, yalnızlık azsa; daha az Alzheimer görülüyor, daha sağlıklı ve daha uzun yaşanıyor. Ama yalnızlık varsa erken ölüm, kalp krizi ve demans gibi hastalıklar daha sık görülüyor. O yüzden iyi yaşam, iyi ilişkilerle inşa edilir.” dedi.</p><p>Yalnızlık erken ölüm riskini artırıyor</p><p>Yalnızlığın sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin geniş çaplı araştırmalara da değinen Prof. Dr. Doğan, “3 milyon kişi üzerinde yapılan meta-analizler, kronik yalnızlığın erken ölüm riskini yüzde 20-30 artırdığını gösteriyor. Ayrıca demans ve kalp hastalıkları riskini de yükseltiyor. Hatta kronik yalnızlık, günde 15 sigara içmek kadar zararlı.” ifadesinde bulundu.</p><p>Kötü ilişki, yalnızlıktan daha zararlı olabilir</p><p>Sağlıklı ilişkilerin önemine vurgu yapan Prof. Dr. Doğan, her sosyal bağın olumlu olmadığını belirterek, “Yalnız kalmamak adına her ilişkiye tutunmak doğru değil. Hayatımıza giren insanlara şu soruyu sormalıyız: ‘Bana yalnızlıktan daha mı iyi geleceksin, yoksa yalnızlığın güzelliğini mi hatırlatacaksın?’ Çünkü kötü ilişkiler bazen yalnızlıktan daha fazla zarar verir.” diye konuştu.</p><p>Ayrılık acısının biyolojik temeli var</p><p>İnsanların sevdiklerinden ayrıldıklarında yaşadıkları duygusal acının biyolojik bir karşılığı olduğunu belirten Prof. Dr. Doğan, “Sevdiğimiz kişilerle birlikteyken beynimiz belirli kimyasallara alışır. Ayrılık, kayıp ya da uzaklaşma durumunda bu kimyasallar kesilir ve bir tür yoksunluk yaşarız. Bu yüzden acı çekeriz. Zamanla beyin bu durumu kabullenir ve iyileşme başlar.” ifadesinde bulundu.</p><p>Besleyici ilişki oksitosin üretir, zehirleyici ilişki stres artırır</p><p>Seminerde “besleyici” ve “zehirleyici” ilişki kavramlarına da değinen Prof. Dr. Doğan, “Doğuştan bir ilişki tarzımız yoktur. Sonradan öğreniriz. Besleyici ilişkiler; saygılı, samimi, destekleyici ve karşı tarafın değerli hissetmesini sağlayan ilişkilerdir. Bu tarz ilişkiler oksitosin üretir. Zehirleyici ilişkiler ise eleştiren, küçümseyen, öfke yüklü ve karşı tarafın özsaygısını zedeleyen ilişkilerdir. Bunlar da kortizol üretir.” dedi.</p><p>Sosyal destek iyileşmeyi hızlandırıyor</p><p>Sosyal bağların fiziksel sağlık üzerindeki etkisine de dikkat çeken Prof. Dr. Doğan, “Oksitosin salgılandığında hücresel onarım artar, doğal ağrı kesici etki oluşur. Ameliyat sonrası yanında destek olan kişiler varsa iyileşmenin daha hızlı olması tesadüf değildir. Sosyal destek bir şifadır.” şeklinde konuştu.&nbsp;</p><p>Günde en az üç kez sarılın</p><p>Günlük yaşamda uygulanabilecek basit öneriler de paylaşan Prof. Dr. Doğan, özellikle fiziksel temas ve iletişimin önemine dikkat çekti ve “Minimum 20 saniyelik sarılmalar oksitosin salgılar. Günde en az üç kez sarılın. Göz teması kurun, yemek masasında telefonu bırakın, birlikte vakit geçirin. Küçük iyilikler bile büyük etkiler oluşturur. İyilik yapan kişi, iyilik görenden daha mutlu olur. Çünkü en büyük kazancı o elde eder. Küçük bir yardım, kısa bir sohbet bile insanın oksitosin düzeyini artırır.” dedi.</p><p>Sosyalleşmek yaşlanmayı geciktiriyor</p><p>Sosyalleşmenin biyolojik etkilerine de değinen Prof. Dr. Doğan, hücre yaşlanmasıyla ilgili önemli bir noktaya dikkat çekti ve “Telomer dediğimiz yapılar hücrelerin yaşlanmasını belirler. Sosyalleşme bu yapıların kısalmasını yavaşlatır. Yani sosyal ilişkiler daha uzun ve sağlıklı yaşam sağlar.” diye konuştu.</p><p>Konuşmasında katılımcılara çağrıda bulunan Prof. Dr. Doğan, “Kalbinizi ısıtın. Size iyi gelen şeyleri hayatınıza dahil edin. Derin bağlar kurun, iyilik yapın, sevdiklerinizi arayın. Her insan günde en az bir kez ‘iyi ki varsın’ sözünü duymalı. Eğer bunu duymuyorsanız, siz başkalarına söyleyin.” ifadesinde bulundu.</p><p>Seminerin sonunda katılımcıların sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Doğan, insanın sosyal bir varlık olduğunu hatırlatarak, “Birbirimize ihtiyacımız var. Bu bir lüks değil, temel bir ihtiyaç.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Sağduyu, dengeyi ve uyumu güçlendiren pusula görevi görüyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/sagduyu-dengeyi-ve-uyumu-guclendiren-pusula-gorevi-goruyor-881/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/sagduyu-dengeyi-ve-uyumu-guclendiren-pusula-gorevi-goruyor-881/</id>
<published><![CDATA[2026-05-31T10:51:25+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-31T10:51:25+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B40500-FFB537-BC0687-92C168-354EF3-8E48C2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, sağduyulu karar vermenin duygular, mantık, değerler ve duygusal zekâ arasındaki dengeyle ilişkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p><p>Sağduyu, duyguların, değerlerin ve mantığın dengede çalıştığı andır!</p><p>Sağduyulu karar vermenin, duygularımızın, değerlerimizin ve mantığımızın bir denge içinde çalıştığı an olduğunu ifade eden Cumali Aydın, “Günlük hayatın hızında çoğu zaman ‘anlık dürtülerle’ hareket ederiz; oysa sağduyu, bizi kısa vadeli rahatlamalar yerine uzun vadeli faydaya yönlendirir.” dedi.</p><p>Psikolojide bu durumun ‘soğukkanlı bilişsel işlem’ olarak adlandırıldığını kaydeden Aydın, “Daniel Kahneman’ın çalışmalarında da vurguladığı gibi, hızlı ve sezgisel düşünme ile yavaş ve değerlendirmeli düşünme arasındaki denge, sağduyulu kararların temelidir. Basit bir örnekle; trafikte bir sürücü sizi sıkıştırdığında hemen tepki vermek kolaydır. Ancak bir nefes alıp ‘bu tepki bana ne kazandırır?’ diye düşünmek, sağduyulu davranıştır. Bu tür farkındalık, hem ruhsal dengeyi hem de ilişkisel barışı korur.” şeklinde konuştu.</p><p>Duygusal zekâ, sağduyunun en yakın yol arkadaşı!</p><p>Sağduyu ile duygusal zekanın birbirini besleyen iki kapasite olduğuna değinen Cumali Aydın, “Duygusal zeka, kişinin kendi duygularını tanıma, düzenleme ve başkalarının duygularını anlama becerisidir. Bu beceri olmadan sağduyulu karar almak neredeyse imkânsızdır.” dedi.</p><p>Duyguların bastırıldığında değil, tanındığında yönetilebilir olduğunu aktaran Aydın, “Öfkeliyken öfkeyi bastırmak yerine ‘şu an kırıldım, bu tepki aslında savunma’ diyebilmek, duygusal zekanın göstergesidir. Bu farkındalık, sağduyulu bir kararın kapısını açar. Bilimsel araştırmalar da bunu doğrular. Yapılan bir çalışmada duygusal zekâ eğitimi alan bireylerin, stresli durumlarda daha bilgece ve tutarlı kararlar aldıkları görülmüştür. Yani duygusal zekâ, sağduyunun en yakın yol arkadaşıdır.” açıklamasını yaptı.</p><p>Sağduyulu ilişkiler, duygusal tepkisellik yerine duygusal olgunluğu besler!</p><p>Sağduyulu kararların, ilişkilerde ‘anlamaya çalışmak’ ile ‘haklı çıkmak istemek’ arasındaki farkı belirlediğini dile getiren Cumali Aydın, şunları söyledi:</p><p>“Aile içinde, arkadaşlıkta ya da iş ortamında çoğu çatışma, karşı tarafı duymadan tepki vermekten kaynaklanır. Sağduyulu bir tutum ise, önce duyguların yatışmasını beklemek, sonra iletişimi sürdürmektir. Bir iş yerinde fikirleriniz reddedildiğinde hemen savunmaya geçmek yerine, ‘belki de bu öneriyi geliştirebiliriz’ demek hem sizin hem de grubun ilerlemesini sağlar. Aynı şey ev içinde de geçerli. ‘Benim dediğim olsun’ yerine ‘bizim için en doğrusu ne olur?’ sorusunu sormak, sağduyunun dilidir. Sağduyulu ilişkiler, duygusal tepkiselliği değil, duygusal olgunluğu besler. Bu da uzun vadede güveni artırır.”</p><p>Sağduyulu kararlar, duyguları bastırmakla değil duygusal dengeyi korumakla mümkün olur!</p><p>Stresli ya da kaygılı olduğumuzda beynimizin ön lobunun karar verme görevini ikinci plana attığını, duygusal merkez olan amigdalanın yönetimi ele geçirdiğini vurgulayan Aydın, “Bu nedenle yoğun kaygı altındayken alınan kararlar genellikle kısa vadeli rahatlama odaklıdır, sağduyulu değil.” dedi.</p><p>“Kaygılandığımızda düşünmeden mesaj atar, aceleyle karar verir, sonrasında ‘keşke bekleseydim’ deriz.” diyen Aydın, “Bu yüzden sağduyulu karar verebilmek, duyguları bastırmakla değil duygusal dengeyi korumakla mümkündür. Bunun için de bazı etkili yollar var. Düzenli nefes egzersizleri ve kısa meditasyonlar beynin karar merkezini aktive eder. Duyguları bastırmak yerine yazmak veya paylaşmak duygusal regülasyonu artırır. Uyku ve beslenme düzeni özdenetimi doğrudan etkiler. Bir çalışmaya göre, uyku yoksunluğu sadece 24 saatte karar kalitesini yüzde 20 düşürüyor. Yani, sağduyu bazen en çok bir gece uykusuyla başlar.” ifadelerini kullandı.</p><p>Sağduyu, sadece mantıksal değil, aynı zamanda ahlaki ve duygusal bir pusula!</p><p>Sağduyulu kararların, yalnızca ‘akıllı’ değil, değerlerle uyumlu kararlar olduğuna işaret eden Cumali Aydın, “Bir kişi kendi değerlerini bilmeden doğru karar veremez. Çünkü sağduyu, sadece mantıksal değil, aynı zamanda ahlaki ve duygusal bir pusuladır.” dedi.</p><p>Pozitif psikolojide buna ‘otantik yaşam’ dendiğini aktaran Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:</p><p>“Yani kişinin kararlarının kendi içsel değerleriyle tutarlı olması. Dürüstlüğü değer olarak benimseyen biri, kısa vadede avantaj sağlayacak bir yalanı reddediyorsa bu sağduyunun ürünüdür. Sağduyulu kararlar, hedeflerle değerlerin kesişim noktasında doğar. Yani ‘bunu istiyorum’ demek kadar ‘bu benim kim olmak istediğimle uyumlu mu?’ diye de sormak gerekir. Bu soruyu kendine düzenli soran bireyler, hem daha az pişmanlık yaşar hem de yaşam doyumları artar.” </p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">MS, kadınlarda daha erken yaşta başlıyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ms-kadinlarda-daha-erken-yasta-basliyor-4657/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ms-kadinlarda-daha-erken-yasta-basliyor-4657/</id>
<published><![CDATA[2026-05-30T10:01:34+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-30T10:01:34+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_3547D3-A7D1D0-BDE74F-621368-2ECAF8-4108D1.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, 30 Mayıs Dünya MS Günü kapsamında MS hastalığının nedenleri, belirtileri, risk faktörleri, genetik ve çevresel etkileri ile tedavi yaklaşımları hakkında açıklamalarda bulundu.</p><p>MS, bağışıklık sisteminin sinir sistemine saldırmasıyla oluşuyor!</p><p>Multiple Skleroz’un (MS), bağışıklık ya da bedenimizin savunma sisteminin sinir sistemini (beyin, omurilik) zedelemesi ve onu yabancı kabul ederek saldırması ile ortaya çıkan bir hastalık olduğunu dile getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Normalde sinir sitemimiz, bağışıklık sisteminden uzakta, adeta saklı bir ortamdadır. Ancak, sebebini tam olarak anlayamadığımız nedenlerle, baştan ve kontrolden çıkan bağışıklık sistemimiz, kendi sinir sistemine saldırır ve hasarlar oluşturur.” dedi.</p><p>Hasarların yerleşimine göre şikâyet ve bulguların da değişken olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarlacı, “Hastalığın en sık başlangıç belirtisi duyusal-hisle ilgili şikâyetlerdir. Genellikle, eli ayağı hissetmeme şeklinde değil de uyuşma-karıncalanma-keçelenme tarzında olur. Duyusal belirtiler, anlık izlenen belirtiler olarak hastaların yüzde 50-70’inde ortaya çıkar.” şeklinde konuştu.</p><p>MS’te görülen en sık belirtiler duyusal şikâyetler, güç kaybı ve görme sorunları!</p><p>Duyusal belirtilere açıklık getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şunları söyledi:</p><p>“Uyuşma, karıncalanma, iğnelenme, his azalması, gerilme, uyuşturulmuşluk hissi, kum üzerinde yürüme hissi, kaşınma, yanma, elektriklenme, yüze ani vuran elektrik çarpması, boyundan sırta ve ayaklara ani elektrik çarpması şeklinde olabilir.</p><p>Duyusal şikâyetlerin ardından en sık, güç (motor) kayıpları ile kendini gösterir. Kuvvet ya da güç sorunları ile ilgili belirtiler, başlangıçta hastaların yüzde 32-40’ında görülmesine karşın, yıllar içerisinde hastaların yüzde 60 kadarı değişik ağırlıklarda güç kayıplarına maruz kalır. Bu doğrudan bir uzuvda kuvvet kaybı şeklinde olabileceği gibi, ‘ağırlaşma’, ‘sertleşme’, ‘direnç gösterme’ veya ‘ağrı’ şeklinde de olabilir. Bu tür belirtiler sıklıkla bacaklarda başlar.&nbsp; Üçüncü sırada ise, görme kayıpları ya da bozuklukları gelir. Bu durum, hastaların yüzde 15-20’sinde başlangıç belirtisidir.”</p><p>MS genellikle 29–32 yaşlarında başlar ve kadınlarda daha sık görülür!</p><p>Pek çok çalışmada MS’in başlangıç yaşının 29-32 arası olduğunun görüldüğüne işaret eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Kadınlarda, en sık ortaya çıktığı yaş erkeklere göre 5 yıl daha erkendir.” dedi.</p><p>Birincil ilerleyen tipte ise başlangıç yaşının 35-39 yaş aralığı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarlacı, “Hastaların yüzde 5’inde ise başlangıç yaşı 8 yaşın altında ve 70 yaş üzerindedir. Genelde, bağışıklık sisteminden kaynaklanan tüm hastalıklar kadınlarda daha sık izlenir. MS’de de aynı durum söz konusudur. Kadın erkek oranı 1.77/1.00 kadardır. Yaklaşık kadınlarda 2 kat daha yüksek izlenir. MS köylü kadın ve erkeklerde daha nadirken, sosyo-ekonomik düzeyi yüksek kişilerde daha sıklıkla izlenir. Bu hem yerel olarak şehirlerde hem de dünya coğrafyasına bakıldığında aynı şekildedir.” açıklamasını yaptı.</p><p>MS ile virüsler arasında kesin bir neden-sonuç ilişkisi kanıtlanamadı!</p><p>Bir çok virüs enfeksiyonunun MS’e neden olduğu öne sürülmesine karşın, doğrudan bir enfeksiyon ardından ortaya çıkacağının kesinliği olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Uzun yıllardır bu tartışma var ve devam da edecek. Enfeksiyon, taramalar, otopsi sonuçları ve diğer araştırmalar birbiri ile çelişkili sonuçlar vermekte. Virüslerin bağışıklık sistemini baştan çıkarıp, yanlış hedefe saldırıya neden oldukları kabul edilir.” dedi.</p><p>Söz konusu virüslerin neler olabileceğini açıklayan Prof. Dr. Tarlacı, şöyle devam etti:</p><p>“Virüsler içerisinde, kuduz, uçuk virüsü olan herpes simpleks, Epstein Barr virüsü sayılabilir. Son zamanlarda, insan herpes virüs-6, Epstein Barr virüsü ve Chlamidya pnömonia MS’e neden olabilecek olası tetikleyiciler olarak ilgi çeker oldu. Ancak, MS ile ilgili mikrop enfeksiyonu etkisi konusunda son söz henüz söylenmedi. Bir araştırma sonucuna göre, 17 yaşından önce sigaraya başlamak MS gelişim riskini arttırıyor.”</p><p>Tek yumurta ikizlerinde MS’in daha sık görülmesi bir kanıt, ancak MS yalnızca genetik değil!&nbsp;</p><p>Tek yumurta ikizlerinde belirgin olarak yüksek oranda MS ortaya çıkmasının genetik etkinin en açık kanıtı olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Tek yumurta ikizlerinin 100’ünün 24 eş ikizde MS ortaya çıkarken, farklı yumurtalardan doğan ikizlerin ise yüzde 2,4’ünde MS tespit edilmiştir. Bu şu anlama gelir, tek yumurta ikizlerinde MS, 10 kat daha yüksek sıklıkta ortaya çıkar. Hiçbir yakınması olmayan ikiz kardeşlerde yapılan beyin görüntülemelerinde ya da diğer inceleme yöntemlerinde, MS’de ortaya çıkabilecek bozukluklar tespit edilebilir. Genel olarak bakıldığında, MS hastalarının birinci derece akrabalarının birinde MS tespit edilmesi ya da ortaya çıkma olasılığı yüzde 20’dir. Ancak, MS sadece genetik bir hastalık değildir.” ifadelerini kullandı.</p><p>MS, genetik ve çevresel faktörlerin etkisiyle merkezi sinir sisteminde bozulmaya yol açıyor!&nbsp;</p><p>MS sıklığının Dünya üzerinde, yaşanılan bölgeye göre değişmekle birlikte 100 binde 2 ile 150 kişide ortaya çıktığı bilgisini veren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Yüksek sıklıkta ortaya çıktığı bölgeler (100 bin kişide 100’ün üzerinde) Avrupa (Rusya dâhil), güney Kanada, Kuzey Amerika, Yeni Zelanda ve Güney Avustralya’dır. Orta sıklıkta görüldüğü yerler ise Avustralya’nın büyük bölümü, Amerika’nın güneyi, Akdeniz kıyısı (İtalya hariç), Sovyetler Birliğinin Asya kesimi, güney Amerika’nın bazı bölgeleridir. Düşük riskli alanlar Güney Amerika, Meksika, Asya’nın çoğu bölgeleri ve tüm Afrika’dır. Bu tabloya bakıldığında, muhtemel bir enlem ve boylamla hastalık sıklığı ilişkisi dikkat çekici şekilde göze çarpmaktadır. Ancak, bunun bazı istisnaları da vardır. Japonya, hastalığın sık izlendiği Avrupa ile aynı enlemde olmasına rağmen sıklığı azdır.” dedi.</p><p>MS’de genetik yatkınlığın yanı sıra çevresel faktörlerin de etkisi olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, “Bu hastalıkta merkezi sinir sistemi, yani beyin ve omurilik etkilenir. Sinir hücrelerinin uzantılarını, adeta bir kablo telinin etrafındaki plastik gibi saran miyelin (yağ kılıfı) yapısında bozulma ve zedelenme oluşur. Bunun ardından da şikâyetler ortaya çıkar.” diye konuştu.</p><p>Yeni oluşan atakların tek tedavisi kortizon!&nbsp;</p><p>MS’in tedavi edilebilir olup olmadığına açıklık getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı:</p><p>“Daha önce de tanımladığı üzere, atak geçirdiği anlaşılan bir hastada uygulanan en etkili tedavi şekli kortizon’dur. Kortizon tedavisi MS ataklarında 1970 yıllarında kullanılmaya başlanmıştır ve atakların kutsal ilacıdır. Atakların bir kısmı kortizona çok iyi yanıt verip, atak öncesi duruma dönmeyi sağlayabilir. Yararlı etkisi ilk bir kaç günde ve haftada ortaya çıkar.&nbsp;</p><p>Belli tipte MS tanısı almış hastaların, ataklarının sıklığını, şiddetini ya da atak olduğunda bıraktığı hasarları azaltmak için kullanılan tedavilerdir. 1993 yılında, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), MS’in seyrini değiştirebilecek ilk ilaç olan interferon beta-1b’ye onay verdi. Bunun ardından ‘koruyucu ilaç’ dönemi başladı. Bu ilaçların özelliği, sadece atak olduğunda değil, atak olsun olmasın sürekli kullanımlarıdır. Bu ilaçların önemli bir kısmı bedendeki savunma/bağışıklık sistemi üzerinden düzenleyici etki ederek hastalığın saldırganlığını ve de atakları engeller. Bahsedilen tedavilere ‘tamamlayıcı tedavi’ denilebilecek bir tedaviyi daha ekleyebiliriz. Bu tedavi diyet, bitkisel tedaviler, günlük yaşam düzeninde değişiklikler, egzersizler (yoga, gevşeme egzersizleri) olarak belirtilebilir.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Royal Canin'den kedi ve köpek bakımında bilimsel rehberlik</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/royal-caninden-kedi-ve-kopek-bakiminda-bilimsel-rehberlik-7688/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/royal-caninden-kedi-ve-kopek-bakiminda-bilimsel-rehberlik-7688/</id>
<published><![CDATA[2026-05-29T14:15:06+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-29T14:15:06+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_2CD9A8-154F77-5624D6-B8C056-AF4ED3-7B7F8F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Royal Canin, hayvan sağlığı ve refahı alanındaki 55 yılı aşkın bilimsel birikimini paylaşmak amacıyla, en çok merak edilen sorulara yanıt veren “Uzmana Sor” serisini geliştirdi.</p><p></p><p>Kedi ve köpek sahiplerinden bakım hizmeti sunan profesyonellere, pet shop çalışanlarından sektördeki diğer paydaşlara kadar geniş bir kitleye hitap eden bu seri; yavruluk döneminden sağlıklı gelişime kadar pek çok kritik konuyu ele alıyor. İçerikler, Royal Canin bünyesinde görev yapan veteriner hekimlerin uzman görüşleriyle hazırlanarak bilimsel ve güvenilir bir kaynak sunuyor.</p><p></p><p>Doğru bakım, beslenme ve günlük yaşam pratiklerine dair rehberlik sağlayan “Uzmana Sor” serisi; YouTube, Spotify, Apple Music ve Podbee platformlarında her an erişilebilir durumda. Seri, hayvan sahipliğini daha bilinçli ve keyifli hale getirmeyi, aynı zamanda hayvanların yaşam kalitesini artırmayı amaçlıyor.</p><p></p><p>“Uzmana Sor” serisi ile güvenilir bilgi</p><p>Program kapsamında geliştirilen “Uzmana Sor” podcast ve videocast serisi, kedi ve köpek sahiplerinin en çok merak ettiği sorulara, Royal Canin bünyesinde görev yapan veteriner hekimlerin uzmanlığıyla yanıt veriyor. Seri; bakım, beslenme ve eğitim süreçlerine dair konuları bilimsel ve anlaşılır bir dille ele alarak, hayvan sahiplerinin doğru bilgiye kolayca ulaşmasını sağlıyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">20 dakikalık sauna kalp krizine sürükleyebilir</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/20-dakikalik-sauna-kalp-krizine-surukleyebilir-2604/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/20-dakikalik-sauna-kalp-krizine-surukleyebilir-2604/</id>
<published><![CDATA[2026-05-29T14:12:54+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-29T14:12:54+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_0E1B27-B15D64-A30EA9-0C610B-10177D-C7130D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte termal havuzlar, spa merkezleri, hamam ve saunalar yeniden yoğun ilgi görmeye başladı. Ancak uzmanlar, özellikle kalp ve damar hastalıkları açısından risk taşıyan bireyler için yüksek ısılı ortamların ciddi sağlık tehditleri oluşturabileceğine dikkat çekiyor.</p><p>Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr.&nbsp; Cengiz Köksal, yüksek sıcaklığa uzun süre maruz kalmanın kalbin çalışma yükünü dramatik biçimde artırdığını belirterek özellikle ileri yaş grubunda kalp krizi riskinin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi.</p><p>.Dr. Köksal; hamam, sauna ve yüksek sıcaklıktaki termal havuzlarda tüm vücuttaki damarlar genişliyor ve buna bağlı olarak tansiyon düşüyor. Terleme ile kaybedilen sıvı da tabloyu daha riskli hale getiriyor.Düşen tansiyonu dengelemek için kalbin çok daha hızlı ve güçlü çalışmak zorunda kaldığını belirten Köksal, bu durumu “aşırı eforla koşmaya” benzetiyor. Özellikle, 50 yaş üstü kişiler, yüksek tansiyon hastaları, aşırı kilolu bireyler, kolesterol ve kan yağları yüksek olanlar, ailesinde kalp krizi öyküsü bulunanlar, sigara ve tütün kullananlar için sauna ve hamam kullanımının ciddi risk taşıdığını vurguluyor.&nbsp;</p><p>Prof. Dr. Köksal, kalp hastalığı açısından risk grubunda yer alan kişilere yüksek ısıdaki sauna, hamam ve banyoları kesinlikle önermediklerini ifade ederek şu uyarıda bulundu:“Kalp, hayati organlara yeterli kanı ulaştırabilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalıyor. Eğer kişi yaşlıysa ve kalp hastalığı riski taşıyorsa bu aşırı yük uzun süre tolere edilemeyebilir ve kalp krizi kaçınılmaz hale gelebilir.”</p><p>Uzmanlara göre risk grubunda olmayan bireylerin bile sauna ve hamamda 10-20 dakikadan fazla kalmaması gerekiyor. Ayrıca terleme ile kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin bol su tüketilerek yerine konması büyük önem taşıyor.</p><p>Termal Havuzlardaki gizli tehlike: Astım ve Akciğer Ödemi&nbsp;</p><p>Yüksek sıcaklığın yalnızca kalbi değil solunum sistemini de tehdit ettiğini belirten Prof. Dr. Köksal, özellikle klorlu havuzlar ve yoğun su buharının astım hastaları için ciddi risk oluşturduğunu söyledi.Termal havuzlarda oluşan yoğun buharın akciğerlerdeki hava keseciklerinde birikerek nefes almayı zorlaştırabileceğini ifade eden Köksal, bu durumun ani astım ataklarını ve akciğer ödemini tetikleyebileceğini belirtti.</p><p>Özellikle; astım hastaları, KOAH hastaları ve kalp yetmezliği bulunan kişiler ani nefes darlığı ve solunum sıkıntısı yaşayabiliyor. Dr. Köksal, bu belirtilerin ciddiye alınmaması halinde ölümcül sonuçların ortaya çıkabileceği konusunda uyarıyor.</p><p></p><p></p><p>Havuz ve Saunada Kalp Krizini tetikleyen 3 kritik risk&nbsp;</p><p>Prof. Dr. Cengiz Köksal, yaz aylarında özellikle dikkat edilmesi gereken risk faktörlerini şöyle sıraladı:</p><p>39-40 dereceyi aşan sıcak sularda uzun süre kalmak&nbsp;</p><p>Kalp hastalığı bulunan veya risk grubunda yer alan ileri yaş bireylerin sıcak havuz kullanması&nbsp;</p><p>Terleme ile kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin yeterince yerine konmaması</p><p>Yaz aylarında sauna, hamam ve termal havuz kullanacak kişilere öneriler ise şöyle:</p><p>•	Sauna ve hamam süresini 10-15 dakikayla sınırlayın&nbsp;</p><p>•	İşlem öncesi ve sonrası bol su tüketin&nbsp;</p><p>•	Aç ya da aşırı tok şekilde sıcak ortama girmeyin&nbsp;</p><p>•	Kalp, tansiyon ve solunum hastalığınız varsa doktora danışmadan termal havuz kullanmayın&nbsp;</p><p>•	Baş dönmesi, çarpıntı, nefes darlığı veya göğüs ağrısı hissederseniz ortamı hemen terk edin&nbsp;</p><p>Prof. Dr. Cengiz Köksal, özellikle sıcak havaların etkisini artırdığı yaz döneminde kontrolsüz sauna ve termal havuz kullanımının “masum bir rahatlama yöntemi” değil, ciddi sağlık sorunlarını tetikleyebilecek önemli bir risk faktörü olduğunun altını çiziyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Nobel İlaç'ta üst düzey atama</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/nobel-ilacta-ust-duzey-atama-3003/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/nobel-ilacta-ust-duzey-atama-3003/</id>
<published><![CDATA[2026-05-29T14:10:33+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-29T14:10:33+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_3C7601-6E3C10-88716B-54CBB9-3CEFD9-3D7781.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Farklı sektörlerde kazandığı deneyimiyle İlker Özer, Nobel İlaç’ın teknoloji temelli inovasyon yaklaşımına paralel olarak dijital dönüşüm stratejilerinin geliştirilmesi ve uygulanmasına liderlik edecek.</p><p>Dijital dönüşüm ve veri odaklı organizasyon yapılarının kurulması ve yönetilmesi konusunda 20 yılı aşkın deneyime sahip olan İlker Özer; teknolojiyi iş hedeflerine entegre eden yaklaşımı sayesinde kurumların sürdürülebilir büyüme yolculuklarına katkı sağlamış, Pulcra Chemicals Group, Tadım Gıda, DB Schenker-Arkas, Samsung Electronics, BSH Ev Aletleri ve Veripark gibi ulusal ve uluslararası ölçekte faaliyet gösteren şirketlerde üst düzey görevler üstlenmiştir. </p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Novartis, 16 yıldır MS yolculuğunda hastaların yanında</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/novartis-16-yildir-ms-yolculugunda-hastalarin-yaninda-2433/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/novartis-16-yildir-ms-yolculugunda-hastalarin-yaninda-2433/</id>
<published><![CDATA[2026-05-29T13:10:19+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-29T13:10:19+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_75FE1A-96E09A-AAC47F-27221D-A12084-B7F16F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Novartis’in MS alanındaki mirası, hastaların karşılanmamış ihtiyaçlarına yönelik geliştirilen yenilikçi çözümlerle şekilleniyor. Son 16 yılda tanı ve tedavi süreçlerinde yaşanan dönüşüme öncülük eden şirket, hastalığın yönetimi konusunda toplumsal farkındalığı artırmayı önceliklendiriyor. Bu kapsamda hayata geçirilen projeler arasında en güncel ve aktif olan “Yol Arkadaşımsın” platformu, MS hastalarına yol gösteren dijital bir rehber ve destek mekanizması olarak öne çıkıyor.</p><p></p><p>Veriler Erken Teşhisin ve Destek Mekanizmalarının Önemini Gösteriyor</p><p>Türkiye MS Derneği iş birliğiyle gerçekleştirilen kapsamlı hasta anketi sonuçları, MS ile yaşamın dinamiklerine ışık tutuyor. Türkiye genelinde geniş bir katılımla tamamlanan araştırma verilerine göre;</p><p></p><p>•	MS tanısından önce en sık görüntülenen belirtilerin, kollarda ve bacaklarda güçsüzlük, yorgunluk ve görme bozukluğu olduğu ortaya çıkıyor. 1</p><p></p><p>•	Doğru tedavi yönetimiyle MS hastalarının %60’ı aktif çalışma hayatına devam edebiliyor. 1</p><p>•	Hastaların büyük bir çoğunluğu, dijital takip araçlarının ve "Yol Arkadaşımsın" gibi platformların hastalık bilincini artırmada kilit rol oynadığını belirtiyor. 1</p><p>•	Erken teşhis ve yenilikçi tedavilere erişim, hastaların uzun vadeli fiziksel engellilik riskini minimize etmede en güçlü faktör olarak görülüyor. 1</p><p></p><p>Stratejik İş Birlikleriyle Güçlenen Gelecek</p><p>Novartis Türkiye, alandaki liderliğini akademik ve sektörel paydaşlarla kurduğu köprülerle de destekliyor. Bu kapsamda Türk Nöroloji Derneği (TND) bünyesindeki MS Çalışma Grubu ile Novartis türkiye arasında 19 Mart 2025’te imzalanan iyi niyet anlaşması (MoU) çerçevesinde; hekim eğitimleri ve yapay zeka destekli tanı süreçleri üzerine çalışmalar sürdürülüyor. Bu akademik vizyonun en güncel örneği olarak; İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi iş birliğiyle yürütülen “MS’te Yapay Zeka Çalışması” öne çıkıyor. Çok merkezli bir validasyon çalışması olan bu proje kapsamında; MS hastalarının omurilik kesitleri makine öğrenmesi algoritmalarıyla analiz edilerek, hastalığın henüz erken evrelerindeyken ilerleyici seyri öngörebilen yenilikçi modellemeler üzerinde çalışılıyor. Yapay zeka destekli bu bilimsel yaklaşımlar, MS tanısında ve tedavi yönetiminde yeni bir dönemin kapılarını aralıyor. Novartis Türkiye’nin bilimsel zeminde yükselen bu iş birlikleri, MS hastalarının yarınlarına daha umutla bakmasını hedefliyor.</p><p></p><p>Novartis Türkiye Ülke Başkanı Serkan Barış, “Novartis Türkiye olarak, tıbbı yeniden tasarlama vizyonumuzun en somut karşılıklarından birini son 16 yıldır MS alanındaki çalışmalarımızla ortaya koyuyoruz. Bu süreçte sadece yenilikçi tedaviler sunmakla kalmadık; aynı zamanda MS ile yaşayan bireylerin hayatlarını bütünsel bir yaklaşımla desteklemeyi önceliğimiz haline getirdik. Türkiye’nin en uzun soluklu ve aktif hasta destek projelerinden biri olan ‘Yol Arkadaşımsın’ platformu, bu taahhüdümüzün en güncel ve yaşayan örneğidir. Amacımız, sahip olduğumuz bu köklü mirası dijital çözümler ve güçlü veri analizleriyle birleştirerek, MS hastalarının yaşam kalitesini artırmak ve gelecek yolculuklarında onlara gerçek birer yol arkadaşı olmaya devam etmektir” dedi.</p><p></p><p>Novartis Türkiye, MS alanındaki taahhüdünü sadece bir tedavi süreci olarak değil, hastanın yaşamının her anında yanında olan bir "yol arkadaşlığı" olarak tanımlıyor. Şirket, önümüzdeki dönemde de dijital sağlık çözümlerini ve hasta odaklı projelerini geliştirerek MS topluluğuna değer katmaya devam edecek.</p><p></p><p>10 Yılı Aşkın Güçlü Rehber: Yol ArkadaşıMSın</p><p>Novartis’in hasta odaklı projelerinin başında gelen ve 10 yılı aşkın süredir aktif iletişimini sürdüren Yol ArkadaşıMSın platformu, MS hastaları için en güvenilir bilgi kaynağı olmaya devam ediyor. Türkiye MS Derneği iş birliğiyle hayata geçirilen ve 230 binden fazla dinlenmeye ulaşan “beniMSesim” podcast serisi gibi yenilikçi projeleri de bünyesinde barındıran platform; hastalıkla ilgili güncel bilgilerden hasta hikayelerine kadar geniş bir yelpazede destek sunuyor. MS yolculuğunda kimsenin yalnız olmadığını hatırlatan Yol ArkadaşıMSın, 30 Mayıs Dünya MS Günü’nde de tüm hastaların en yakın dijital destekçisi olarak konumlanıyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Roche MS hastalarına desteğini sürdürüyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/roche-ms-hastalarina-destegini-surduruyor-2511/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/roche-ms-hastalarina-destegini-surduruyor-2511/</id>
<published><![CDATA[2026-05-29T11:17:51+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-29T11:17:51+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_553F58-752814-0E8579-4D0FDB-3C7D1C-7D3E40.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Roche İlaç Türkiye'den yapılan açıklamaya göre, MS merkezi sinir sistemini etkileyen kronik ve ilerleyici bir hastalık olarak dünya genelinde milyonlarca insanın yaşamını etkiliyor.</p><p></p><p>Uluslararası MS Federasyonu'nun (MSIF) güncel verilerine göre, dünya genelinde yaklaşık 2,9 milyon kişi MS ile yaşıyor ve her 5 dakikada bir kişiye MS tanısı konuluyor.</p><p></p><p>Ortalama tanı yaşının 32 olduğu MS, özellikle genç erişkinleri etkileyen en yaygın nörolojik hastalıklardan biri olarak öne çıkarken, kadınlarda erkeklere kıyasla yaklaşık iki kat daha sık görülüyor. Türkiye'de ise 2024 itibarıyla yaklaşık 82 bin MS hastası bulunduğu tahmin ediliyor.</p><p></p><p>- Hastalar için dijital takip ve kişisel gelişim araçları sunuluyor</p><p></p><p>Roche İlaç Türkiye sponsorluğu ile 2022'de kullanıma sunulan MS+ dijital sağlık uygulaması ise yenilenen özellikleriyle hastalık yönetimini desteklemeyi sürdürüyor.</p><p></p><p>Bugüne kadar yaklaşık 3 bin 500 kullanıcıya ve 100'e yakın sağlık profesyoneline ulaşan MS+ uygulaması, hasta ve hekimlerin ihtiyaçları doğrultusunda geliştirilen yeni özellikleriyle daha kapsamlı bir dijital deneyim sunuyor.</p><p></p><p>MS+ uygulaması, ilaç hatırlatıcıları ve semptom takibinden yürüme günlüğüne, MS hakkında bilgilendirici içeriklerden fizyoterapi videolarına kadar geniş bir özellik yelpazesi sunuyor.</p><p></p><p>Uygulama ayrıca zihin egzersizlerinden, sağlıklı beslenme alışkanlıklarına ve duygusal esenliğe kadar, kullanıcıların günlük hayat kalitesini artırmaya destek olmak üzere çeşitli kişisel gelişim araçlarını da ücretsiz olarak bünyesinde barındırıyor.</p><p></p><p>Güncelleme kapsamında uygulama artık hem hasta hem de hekim tarafında yeni özellikler sunuyor. MS ile yaşayan bireyler için dijital bilişsel değerlendirme araçlarının entegrasyonu ile bilişsel süreçlerin dijital olarak takip edilmesine olanak sağlanırken, yenilenen ekran tasarımları ve oyunlaştırılmış kullanıcı deneyimi sayesinde uygulama etkileşiminin artırılması hedefleniyor.</p><p></p><p>Hekim paneline ise progresyon grafikleri ve anket sonuçlarının görüntülenebildiği yeni ekranlar eklenerek hekim tarafından hasta takibinin daha kapsamlı şekilde yürütülmesi amaçlanıyor.</p><p></p><p>- MS+ uygulamasında bütüncül hasta deneyimi hedefleniyor</p><p></p><p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Roche İlaç Türkiye Genel Müdürü Farid Bidgoli, MS gibi kronik ve yaşam boyu takip gerektiren hastalıklarda, bireylerin günlük yaşamlarını destekleyen dijital çözümlerin giderek daha da önemli hale geldiğine belirtti.</p><p></p><p>Bidgoli, MS+ dijital sağlık uygulamasının yenilenen özellikleriyle bireylerin günlük yaşamlarına çok yönlü katkı sunduğunu aktardı.</p><p></p><p>Uygulamanın MS ile yaşayan bireylerin hastalık yönetimine aktif katılımını destekleyen, hekim-hasta iletişimini güçlendiren ve bütüncül hasta deneyimine katkı sağlayan bir platform olmayı sürdürmesini hedeflediklerinin altını çizen Bidgoli, "Bireylerin yaşam kalitesini odağına alan bütünsel yaklaşımları ve sürdürülebilir ekosistemleri desteklemeye kararlılıkla devam edeceğiz." ifadesini kullandı.</p><p></p><p>- Dijital sağlık çözümleri MS hastalarına destek oluyor</p><p></p><p>Türkiye MS Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Doç. Dr. Melih Tütüncü de MS'in, kişiden kişiye farklı seyredebildiği için düzenli takibin, doğru bilgiye erişimin ve sürdürülebilir hasta-hekim iletişiminin hastalık yönetiminde büyük önem taşıdığını aktardı.</p><p></p><p>Dijital sağlık çözümlerinin hastaların, kendi sağlık süreçlerini daha yakından takip edebilmesine, ihtiyaç duydukları destek mekanizmalarına daha kolay ulaşabilmesine ve günlük yaşamlarını daha etkin yönetebilmelerine katkı sağladığını belirten Tütüncü, yenilenen MS+ uygulamasının da sunduğu özelliklerle, MS topluluğu için değer yaratan önemli bir destek platformu olmaya devam edeceğini anlattı.</p><p></p><p>Albert Health Genel Müdürü Recai Serdar Gemici ise dijital sağlık teknolojilerinin kronik hastalıkların yönetiminde hastaların günlük yaşamını destekleyen önemli araçlar arasında yer aldığını aktardı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Çocuklar değerleri gözlem ve deneyim yoluyla öğreniyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/cocuklar-degerleri-gozlem-ve-deneyim-yoluyla-ogreniyor-2907/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/cocuklar-degerleri-gozlem-ve-deneyim-yoluyla-ogreniyor-2907/</id>
<published><![CDATA[2026-05-28T10:00:07+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-28T10:00:07+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_D86005-3325BF-05BC28-14B935-12AB61-1F0192.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, bayramlarda çocuklara kültürel değerlerin, sosyal becerilerin ve aidiyet duygusunun nasıl aktarıldığı hakkında açıklamalarda bulundu.</p><p>Bayramlar, değerlerin somutlaştığı sosyal alanlar!</p><p>Bayramların, bireyleri ortak değerler etrafında bir araya getirerek toplumsal bağları güçlendiren ve kültürel mirasın nesilden nesile aktarılmasına katkı sağlayan özel zamanlar olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Çocuk gelişimi açısından değerlendirildiğinde, çocuklar özellikle erken yaşlarda gözlem ve model alma yoluyla öğrenirler. Bu noktada bayramlar; sevgi, saygı, empati, paylaşma, dayanışma ve yardımlaşma temelli ilişkilerin somut hale geldiği önemli sosyal alanlardır.” dedi.</p><p>Bayram öncesinde yapılan hazırlıklara değinen Aytop, “Aile bireylerinin bayramlaşması, çocukların büyüklerinin elini öpüp bayram harçlığı alması, ailece yapılan kahvaltılar ve akraba ziyaretleri; çocuğun kendisini ailesine ve kültürüne ait hissetmesini destekleyen önemli sosyal yaşantılar arasında yer alır.” şeklinde konuştu.</p><p>Gelenekler bireylere kimlik ve aidiyet duygusu kazandırıyor!&nbsp;</p><p>Geleneklerin çocukluk döneminde öğrenilmesinin önemli olduğunu aktaran Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Gelenek, bir toplumda kuşaktan kuşağa aktarılan değerler, alışkanlıklar ve davranış kalıpları bütünüdür. Gelenekler bireylere kimlik ve aidiyet duygusu kazandırır, toplumsal düzenin sürdürülmesine katkı sağlar.” dedi.</p><p>Çocukluk döneminin, kimlik gelişiminin ve sosyal öğrenmenin yoğun olduğu dönemlerden biri olduğunu hatırlatan Aytop, “Tekrarlayan aile ritüelleri ve kültürel uygulamalar; çocuğun yaşamı daha düzenli ve öngörülebilir algılamasına katkı sağlar. Bu öngörülebilirlik, çocuğun duygusal güvenlik geliştirmesini destekler. Ayrıca gelenekler; çocukların sevgi, saygı, empati, paylaşma, dayanışma ve iletişim gibi sosyal becerileri gözlem ve deneyim yoluyla içselleştirmesine katkı sağlar. Geleneklerin hiç ya da yetersiz aktarılması durumunda çocukta sosyal kimlik gelişimi ve duygusal güven gibi alanlarda sınırlılıklar görülebileceği dikkate alınmalıdır.” ifadelerini kullandı.</p><p>Çocuklar sosyal davranışları gözlem ve ilişkisel etkileşim yoluyla öğreniyor!</p><p>Büyüklerle geçirilen zamanın, çocukların sosyal becerilerinin gelişiminde önemli bir rol oynadığına işaret eden Aytop, şöyle devam etti:</p><p>“Çocuklar sosyal davranışları gözlem ve ilişkisel etkileşim yoluyla öğrenirler. Bu süreçte ebeveynler ve aile büyükleri güçlü sosyal modeller olarak işlev görür. Çocuğun gelişim düzeyine uygun şekilde ev içi sorumluluklara katılması da önemlidir. Sofra hazırlığına yardım etme ve günlük rutinleri birlikte yürütme gibi deneyimler; sorumluluk bilincinin gelişmesini destekler. Aynı zamanda iş birliği yapma ve aidiyet geliştirme becerilerine katkı sağlar. Büyüklerle kurulan sağlıklı ilişkiler, iletişim becerilerinin gelişimini destekler. Yüz yüze etkileşimler kelime dağarcığını genişletir, kendini ifade etme becerisini güçlendirir ve sosyal iletişim kurallarının öğrenilmesine katkı sağlar.</p><p>Kuşaklararası etkileşimler empati ve duygu düzenleme açısından da önem taşır. Farklı yaş gruplarındaki bireylerin yaşam deneyimlerini gözlemlemek, çocuğun bakış açısı geliştirmesine yardımcı olur. Aile büyüklerinden dinlenen yaşam deneyimleri ve gelenekler çocuğun aidiyet duygusunu ve kimlik gelişimini destekler.”</p><p>Bayramlar, doğrudan insan temasıyla kurulan etkileşimlerin öne çıktığı kıymetli zaman dilimleri!</p><p>Dijitalleşmenin arttığı günümüzde, çocukların etkileşimlerinin giderek daha fazla ekranlar üzerinden gerçekleştiğini dile getiren Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu durum, yüz yüze etkileşimlerin azalmasına yol açabiliyor.” dedi.</p><p>Kuşaklararası temasın azalmasının sosyal bağların çeşitliliğini sınırlayabileceği uyarısını yapan Aytop, “Bu noktada bayramlar, doğrudan insan temasıyla kurulan etkileşimlerin öne çıktığı kıymetli zaman dilimlerinden biri olarak değerlendirilebilir. Aile bireyleriyle fiziksel bir araya gelme, ziyaretleşme ve birlikte zaman geçirme; çocukların sosyal etkileşim repertuvarını zenginleştiren özel bir alan sunar. Bu deneyimlerin sınırlı kalması ise aidiyet hissi açısından bazı gelişimsel alanların daha zayıf deneyimlenmesine yol açabilir.” açıklamasını yaptı.</p><p>Anlatımlar, çocuğun deneyimi anlamlandırmasına yardımcı olur ancak tek başına yeterli değil!</p><p>Ebeveynlerin bayram kültürünü çocuklara aktarırken en etkili yaklaşımın, yaşantısal deneyimi merkeze alan bir tutum olduğunu vurgulayan Emine Akın Aytop, “Çocuklar değerleri ve kültürel ritüelleri çoğunlukla gözlem ve tekrar eden deneyimler yoluyla öğrenirler. Bu noktada bayramın; ziyaretleşme, bayramlaşma, paylaşma ve aile büyükleriyle bir araya gelme gibi boyutlarına çocuğun dahil edilmesi önem taşır.” dedi.</p><p>Anlatımın ise bu yaşantıyı anlamlandıran tamamlayıcı bir unsur olduğu bilgisini veren Aytop, “Ebeveynin bayramın anlamını açıklaması ve geleneklerin neden önemli olduğunu sade bir dille ifade etmesi, çocuğun deneyimi anlamlandırmasına yardımcı olur. Ancak tek başına anlatım genellikle sınırlı kalır. Aile içi bağlar açısından bayram deneyimleri, kaliteli ortak zaman geçirme ve yüz yüze etkileşim yoluyla ilişkisel yakınlığın güçlenmesine katkı sağlar. Birlikte geçirilen bu zamanlar, aile bireyleri arasında aidiyet hissinin pekişmesine olanak tanır.” diye konuştu.</p><p>Yüz yüze etkileşimin azalması, geleneksel değerlerin deneyim yoluyla öğrenilmesini sınırlandırabilir!</p><p>Bayramların ‘tatile dönüşmesi’nin kültürel açıdan modern yaşamın getirdiği bir dönüşüm olarak ele alınabileceğini ifade eden Aytop, “Bu süreç, bir yandan bayramların geleneksel ritüellerinden uzaklaşma eğilimini beraberinde getirirken, diğer yandan aileyle bir araya gelme ve dinlenme ihtiyacına da karşılık verebilir.” dedi.</p><p>Kültürel açıdan en belirgin sınırlılığın, bayramın yalnızca bir tatil zamanına indirgenmesiyle birlikte yüz yüze etkileşim boyutunun zayıflaması olduğunu aktaran Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:</p><p>“Özellikle çocuklar açısından bu durum, geleneksel değerlerin deneyim yoluyla öğrenilmesini sınırlandırabilir. Bayram vesilesiyle çocuklara aktarılması gereken en önemli gelenekler, bayramlaşma, akraba ziyaretleri ve paylaşma kültürüdür. Çocuğun büyüklerle yüz yüze iletişim kurması; nezaket, saygı ve sosyal iletişim becerilerinin gelişmesine katkı sağlar. Paylaşma ve ikram kültürü ise çocukta cömertlik, empati ve sosyal karşılıklılık duygusunun gelişmesini destekler. Aile içi birlikte zaman geçirme ve ritüeller de çocuğun aidiyet duygusunu güçlendirir. Bu geleneklerin korunmasının temel nedeni, çocukların bu değerleri çoğunlukla yaşantı içinden öğreniyor olmasıdır. Bayramlar bu açıdan, kültürel değerlerin davranışa dönüştüğü doğal sosyal öğrenme alanlarından biridir.”</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Türk göz hekimleri canlı cerrahide  dünyaya öncülük ediyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turk-goz-hekimleri-canli-cerrahide-dunyaya-onculuk-ediyor-9086/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turk-goz-hekimleri-canli-cerrahide-dunyaya-onculuk-ediyor-9086/</id>
<published><![CDATA[2026-05-28T09:45:03+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-28T09:45:03+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_797730-ED4024-912793-EEFE53-063C3E-319896.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türkiye’deki göz doktorlarını temsil eden tek dernek olan Türk Oftalmoloji Derneği, Türkiye’deki göz hekimlerinin mesleki gelişimlerini sağlamak amacıyla dünya standartları kalitesinde etkinlik ve eğitim organizasyonları düzenlemeyi sürdürüyor. Canlı Cerrahi Sempozyumu, Türk Oftalmoloji Derneği’nin her yıl düzenlediği Ulusal Kongre’den sonra en önemli ve en çok ilgi gören toplantısı haline geldi. Göz doktorlarının bilgi birikimi ve tecrübelerini paylaşmalarına imkan sağlayan sempozyum kapsamında 70 farklı göz ameliyatı yapılacak ve ameliyatlar yüksek çözünürlükte canlı yayınla konferans salonundaki dev ekrana yansıtılarak salondaki hekimlerin izlemesi sağlanacak.&nbsp;&nbsp;</p><p></p><p>Türk Oftalmoloji Derneği’nden dünya çapında canlı cerrahi organizasyonu</p><p>Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Kıvanç Güngör, “Bu yıl 10’uncusunu düzenlediğimiz ve taşıdığı özellikler nedeniyle dünya çapında tek olan TOD Canlı Cerrahi Sempoyumu 11-14 Haziran tarihleri arasında gerçekleşecek. Farklı dallarda 4 gün süren bir Canlı Cerrahi Sempozyumu göz hastalıkları alanında başka bir ülkede yok. Glokom, Katarakt ve Refraksiyon, Kornea ve Oküler Yüzey, Okülofasyal, Pediyatrik Oftalmoloji ve Şaşılık, Vitreoretinal cerrahi birimlerinin katkılarıyla T.C. Sağlık Bakanlığı Ankara Bilkent Şehir Hastanesi ameliyathanelerinde gerçekleştirilecek canlı cerrahi uygulamaları internet üzerinden JW Marriott Otel ve Kongre Merkezi toplantı salonuna&nbsp; aktarılacak. Bu yıl canlı cerrahi sempozyumu kapsamında ilk kez uygulanacak olan programın 1. gününde, tek bir gün içerisinde üç ayrı birimin eş zamanlı olarak ameliyat gerçekleştireceği akışın katılımcılara farklı cerrahi yaklaşımları karşılaştırmalı olarak izleme ve değerlendirme fırsatı sunacak” dedi.&nbsp;</p><p></p><p>Sempozyumu dünyanın dört bir yanından göz hekimi takip ediyor</p><p>Prof. Dr. Kıvanç Güngör , sempozyuma 4 gün boyunca ülkemizden ve dünyanın dört bir yanından fiziksel ve çevrimiçi olarak 2000’den fazla göz hekiminin takip edeceğini belirterek şöyle devam etti. “Deneyimli ve alanında uzman cerrahlar tarafından gerçekleştirilecek canlı cerrahi uygulamaları, katılımcılara farklı tekniklerin ve güncel yaklaşımların doğrudan izlenebileceği nitelikli bir eğitim ortamı sağlayacak. Bu süreçte eş zamanlı olarak oteldeki sempozyum salonunda düzenlenecek tartışma oturumlarında, deneyimli meslektaşlarımızın katkılarıyla olgular kapsamlı şekilde değerlendirilecek; katılımcılar da aktif katılım göstererek soru, yorum ve deneyimlerini paylaşma fırsatı elde edeceklerdir. Bilimsel programın bir diğer önemli bileşeni olarak, endüstri destekli cerrahiler ve uydu sempozyumlarda güncel teknolojiler, yenilikçi uygulamalar ve klinik pratiğe yansıyan gelişmeler ele alınacak; böylece katılımcılara hem teorik hem de uygulamaya dönük bütüncül bir bakış açısı sunulacak.</p><p></p><p>Geçtiğimiz yılda yine Ankara’da düzenlediğimiz sempozyum büyük ilgi gördü. Sempozyumda 4 gün boyunca 70 göz cerrah canlı ameliyat gerçekleştirdi. Yurt içinden bin, yurtdışında 42 ülkeden binin üzerinde yabancı göz hekimi tarafından takip edilen&nbsp; ameliyatlarda 250 sağlık personeli görev aldı. Bu ameliyatların içinde oldukça zor ve nadir yapılan ameliyatlar vardı ve hastalarımız sağlıklarına kavuştular. Bu yıl yine TC. Sağlık Bakanlığı Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde yaklaşık 70 hastamızı ameliyat etmeyi planlıyoruz. Ameliyatlarla ilgili planlamalarımız ve hasta seçimlerimiz yoğun bir şekilde devam ediyor.” diye konuştu.</p><p></p><p>Dünyaya örnek oluyoruz&nbsp;</p><p>Prof. Dr. Kıvanç Güngör hem teknik özellikleri, hem canlı yayın kalitesi, hem de yapılan ameliyatların zorluk ve çeşitlilik derecesi gibi pek çok öne çıkan özellikleriyle dünya standartlarında bir Canlı Cerrahi Sempozyumu düzenlemeyi planladıklarını sözlerine ekleyerek şöyle konuştu: “TOD Canlı Cerrahi Sempozyumu yoğun emek harcayarak düzenlediğimiz bir etkinlik. Canlı cerrahi uygulamaları için hastanelerini tahsis eden T.C. Sağlık Bakanlığı Ankara Bilkent Şehir Hastanesi idarecilerine, hocalarımıza, meslektaşlarımıza, hemşire, teknisyen ve personeline; TOD birimleri aktif üyesi olarak cerrahi yapan ve katılan tüm göz hekimi meslektaşlarımın her birine teşekkür ediyorum. Baştan sona dünya standartlarında bir sempozyum olması için çalışıyoruz. Etkinliğimiz hem yurtiçinden hem de yurtdışından her yıl büyük ilgi görüyor. Her geçen yıl yurtdışı katılımın arttığı sempozyumumuzda simültane tercümede yer alıyor. Katılımcılar sadece cerrahi seyretmekle kalmayıp alanında uzman hocaların katıldığı tartışmaları da izleyip sorularına yanıt alabiliyorlar. ”</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Hoya'dan miyopiyle mücadelede devrim niteliğinde teknoloji...</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/hoyadan-miyopiyle-mucadelede-devrim-niteliginde-teknoloji--5009/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/hoyadan-miyopiyle-mucadelede-devrim-niteliginde-teknoloji--5009/</id>
<published><![CDATA[2026-05-26T12:43:34+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-26T12:43:34+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_382F75-9C2D83-BFDE04-6ED5DE-C5BA80-F9758F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Günümüzde giderek büyüyen bir küresel sorun olarak değerlendirilen miyopinin, 2050 yılına kadar dünya nüfusunun yaklaşık yarısını etkilemesi bekleniyor. Uzmanlar, özellikle çocuk yaşta başlayan miyopinin erken dönemde kontrol altına alınmasının, ilerleyen yıllarda oluşabilecek görme kaybı risklerinin azaltılmasında kritik rol oynadığına dikkat çekiyor. Bu noktada HOYA Vision Care, geliştirdiği yeni nesil D.I.M.S TED teknolojisiyle çocuklarda miyopi kontrolüne yönelik yenilikçi bir yaklaşım sunuyor.&nbsp;</p><p></p><p>Miyosmart iQ, 100’den fazla hakemli bilimsel yayına dayanan Miyosmart D.I.M.S. teknolojisinin en gelişmiş versiyonu olarak öne çıkıyor. Yeni nesil cam tasarımı, Triple Enhanced Design (TED) adı verilen üç temel geliştirmeyle D.I.M.S. teknolojisini bir adım ileri taşıyan Miyosmart İQ, miyopi ilerlemesini yavaşlatmanın ötesine geçerek, çocuklarda klinik olarak miyopi ilerlemesini durdurmaya yönelik dikkat çekici sonuçlar ortaya koyuyor. Defokus segmentlerinin gözlük camının geometrik merkezine daha yakın konumlandırılması sayesinde, miyopi kontrolünde kritik rol oynayan yakın periferik retina bölgesinin sürekli uyarılması hedefleniyor. Daha yüksek defokus gücüne sahip segmentler sayesinde daha güçlü bir defokus sinyali iletimi sağlanırken, genişletilmiş tedavi alanı sayesinde çocuğun periferik görme alanı miyopik defokus sinyali ile kapsamlı bir şekilde korunuyor.</p><p></p><p>Miyosmart İQ klinik çalışması miyopi kontrolünde dikkat çeken sonuçlar ortaya koyuyor</p><p>HOYA Vision Care ve The Hong Kong Polytechnic University iş birliğiyle gerçekleştirilen yeni klinik araştırma sonuçları, miyopi kontrolünde önemli bir dönüm noktasına işaret ediyor. Denver’da düzenlenen ARVO 2026 Annual Meeting kapsamında paylaşılan araştırma sonuçlarına göre, 12 aylık kullanım sonunda Miyosmart iQ gözlük camı kullanan 7–12 yaş grubundaki çocuklarda ortalama yüzde 100’ün üzerinde miyopi kontrol etkinliği sağlandığı gözlemlendi.&nbsp; Aksiyel uzunlukta ise yüzde 94 oranında azalma elde edilerek, ilerleyici miyopiyle mücadelede yeni bir standart ortaya konuldu. 4-6 yaş aralığındaki çocuklarda ise kırma kusurunda (SER) yüzde 65, aksiyel uzunlukta ise yüzde 44 oranında miyopi kontrol başarısı sağlandı. Bu sonuçlar, D.I.M.S. teknolojisi tabanlı gözlük camları arasında bugüne kadar bildirilen en yüksek miyopi kontrol etkinliği olarak kaydediliyor. Araştırmaya katılan tüm yaş gruplarındaki çocukların Miyosmart iQ gözlük camlarını gün boyu düzenli kullanmaları sayesinde yüksek uyum gösterdiği ve bunun etkili miyopi kontrolüne katkı sağladığı belirtildi.</p><p></p><p>Miyosmart iQ, Çocuklarda Erken Dönem Miyopi Kontrolünde Güçlü Etki Gösteriyor</p><p></p><p>Randomize kontrollü klinik çalışmada (RCT), Hong Kong’da yaşayan ve araştırmayı tamamlayan 4–12 yaş arası miyop 202 çocuk incelendi. Araştırma sonuçlarına göre, Miyosmart iQ gözlük camı kullanan çocuklarda 12 ay sonunda ortalama miyopi ilerlemesi gözlenmedi. Miyopi ilerlemesinin temel nedenlerinden biri olan ve gözün normalden fazla uzamasıyla ilişkili aksiyel uzama ise, miyop olmayan çocuklarla benzer veya daha düşük seviyelerde gerçekleşti. Böylelikle D.I.M.S. teknolojisi tabanlı gözlük&nbsp; camlarında ilk kez 4 yaşındaki çocuklarda da miyopi kontrol etkinliği gösterildi. Bu sonuç, erken yaşta başlayan miyopiyle mücadelede önemli bir gelişme olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, miyopinin en hızlı ilerlediği erken yaş döneminde kontrol altına alınmasının, ilerleyen yaşlarda yüksek miyopi ve buna bağlı ciddi görme problemleri riskini önemli ölçüde azaltabileceğini vurguluyor.&nbsp;</p><p></p><p>Erken müdahale çocuklarda görme sağlığının geleceğini belirliyor</p><p>Araştırma sonuçlarına ilişkin yaptığı açıklamada, miyopi kontrolünde yeni bir dönemin kapısını araladıklarını belirten HOYA Vision Care CEO’su John Goltermann Lassen, “Bugüne kadar hiçbir miyopi kontrol gözlük camı çalışması bu seviyede bir etkinlik ortaya koymamıştı. Bu gelişme, miyopi kontrolünde nesiller boyu etkisi hissedilecek önemli bir sıçrama anlamına geliyor ve dünya genelindeki çocuklar için şekillendirmeyi hedeflediğimiz vizyonun önemli bir parçasını oluşturuyor. Çocukların yaşam kalitesini artıracak çözümler geliştirmeye ve göz sağlığı profesyonellerini yenilikçi teknolojilerle desteklemeye devam edeceğiz” dedi. Uluslararası Miyopi Enstitüsü Başkanı Serge Resnikoff ise konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bugün kontrol altına alınmayan miyopi, gelecekte geri dönüşü olmayan görme kayıplarına neden olabilir. Bu nedenle erken müdahale her zamankinden daha büyük önem taşıyor.” ifadelerini kullandı. HOYA Vision Care Global Medikal ve Bilimsel İlişkiler Başkanı Natalia Vlasak, “Bu bulgular yalnızca çocukluk döneminde ortalama miyopi ilerlemesini durdurmakla kalmıyor, aynı zamanda miyopi kontrol gözlük camlarıyla ilk kez 4 yaşından itibaren etkinlik gösteriyor. Böylece miyopinin en hızlı ilerlediği ve uzun vadeli etkilerinin en yüksek olduğu kritik dönemde müdahale etme imkanı sağlıyor.” dedi.</p><p></p><p>The Hong Kong Polytechnic University Deneysel Optometri Bölümü Misafir Kürsü Profesörü Chi-ho To ise “Miyosmart iQ; bilim insanları, klinisyenler ve optik mühendislerinin yıllar süren araştırma ve iş birliğinin sonucu olarak geliştirildi. Triple Enhanced Design (TED), gözün miyopik defokus sinyaline verdiği yanıtın derinlemesine anlaşılmasıyla şekillendi. Yıllar süren çalışmaların bu denli güçlü sonuçlara dönüşmesini görmek son derece gurur verici.” dedi.</p><p></p><p>HOYA Miyosmart Hakkında</p><p>2018 yılında piyasaya sunulmasından bu yana, dünya genelinde 50’yi aşkın ülkede 13 milyondan fazla Miyosmart gözlük camı ebeveynler tarafından tercih edildi. HOYA Vision Care, Miyosmart iQ ile optimize edilmiş dizayn ve daha güçlü etkinlikle hızlı ilerleyen miyopiye karşı çıtayı yükselterek, miyopi kontrolünde yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Şirket, ilerleyici miyopiye sahip çocuklara yönelik yenilikçi ve etkili çözümlerin erişilebilirliğini artırmak amacıyla göz sağlığı profesyonelleri ve ebeveynlerle iş birliğini sürdürmeye devam ediyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Küçük yaşta başlayan büyük sorun</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kucuk-yasta-baslayan-buyuk-sorun-8354/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kucuk-yasta-baslayan-buyuk-sorun-8354/</id>
<published><![CDATA[2026-05-25T13:24:50+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-25T13:24:50+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_6AFFFA-80A044-90B63E-31176D-1EF5FB-FD0204.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Dt. Nurgül Demir, çocukların diş hekimi ile ilk tanışmasının çoğu zaman diş ağrısı nedeniyle gerçekleştiğini belirterek, “Birçok çocuk geçmişte yaşadığı olumsuz deneyimler, çevreden duyduğu hikâyeler ya da korku nedeniyle tedaviye kaygılı şekilde geliyor” dedi.</p><p>Diş tedavisinde korku ve kaygı yönetimi</p><p>Çocuklarda diş tedavisi sürecinde korku ve kaygının önemli bir sorun oluşturduğunu ifade eden Demir, bazı durumlarda tedavilerin klinik ortamda standart yöntemlerle tamamlanamadığını söyledi. Bu gibi durumlarda sedasyon veya genel anestezi yöntemlerinin tercih edilebildiğini belirten Demir, özellikle diş hekimi fobisi, yüksek kaygı düzeyi, kontrol edilemeyen bulantı refleksi, sistemik hastalıklar ve özel gereksinimli hastalarda bu yöntemlerin uygulandığını aktardı.</p><p>Ağız ve diş sağlığı genel sağlığı doğrudan etkiliyor</p><p>Ağız ve diş sağlığının genel sağlığın ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan Demir, diş çürüklerinin çocukluk döneminde en yaygın enfeksiyon hastalıklarından biri olduğuna dikkat çekti.</p><p>Kalp hastalığı olan çocuklarda risk daha yüksek</p><p>Konjenital kalp hastalığı bulunan çocuklarda ağız ve diş sağlığının çok daha büyük önem taşıdığını ifade eden Demir, bu çocuklarda diş minesinde yapısal bozukluklar görülebildiğini söyledi. Düzenli ilaç kullanımı, gece beslenmeleri ve beslenme alışkanlıklarının çürük riskini artırdığını belirten Demir, enfektif endokardit riskine de dikkat çekti. “Doğan her 1000 bebekten 7–10’u konjenital kalp hastalığı ile dünyaya geliyor. Bu nedenle ağız hijyeninin en üst seviyede tutulması hayati önem taşıyor,” dedi.</p><p></p><p></p><p>Erken diş hekimi takibi ve koruyucu tedaviler</p><p>Kalp hastalığı olan çocuklarda ilk süt dişlerinin çıkmasıyla birlikte diş hekimi kontrolünün başlaması gerektiğini belirten Demir, doğru fırçalama alışkanlığının ebeveyn kontrolünde kazandırılması gerektiğini ifade etti. Gerekli durumlarda flor uygulamaları gibi koruyucu tedavilerin planlanabileceğini, ileri vakalarda ise kardiyoloji ile birlikte tedavi sürecinin yürütülmesi gerektiğini söyledi.</p><p>Sakız tüketimi ve xylitol etkisi</p><p>Sakız çiğnemenin çocuklarda çürük riski üzerinde etkili olabileceğini belirten Demir, şekerli sakızların risk oluşturduğunu, ancak xylitol içeren sakızların koruyucu etki gösterebildiğini ifade etti. Xylitolün “çürük yapmayan şeker” olarak bilindiğini belirten Demir, ağızdaki bakteriler tarafından kolay parçalanmadığını ve çürük oluşumunu azaltmaya yardımcı olabildiğini söyledi.</p><p>Çocukluk çağı obezitesi diş sağlığını da etkiliyor</p><p>Çocukluk çağı obezitesinin yalnızca kilo ile ilgili bir sorun olmadığını vurgulayan Demir, bu durumun ağız ve diş sağlığını da doğrudan etkilediğini ifade etti.</p><p>Paketli gıdalar, şekerli içecekler ve karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin hem obeziteyi hem de diş çürüklerini artırdığını belirtti. Obez çocuklarda tükürük yapısının değişebileceğini, bunun da dişlerin doğal koruyucu mekanizmasını zayıflattığını ve dişlerin erken sürmesiyle birlikte çürük riskinin arttığını söyledi.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Menopoz sonrası yeni dil edinmek</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/menopoz-sonrasi-yeni-dil-edinmek-9947/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/menopoz-sonrasi-yeni-dil-edinmek-9947/</id>
<published><![CDATA[2026-05-23T08:27:28+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-23T08:27:28+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_A1640C-E5A5CB-71D3C5-E0ADF3-C7EF3A-AED0E9.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Son yıllarda nörobilim alanında yapılan çalışmalar, ‘’Menopozdan sonra dil öğrenmek çok zor’’ yaklaşımın büyük ölçüde eksik ve eski bilgiler üzerine kurulu olduğunu gösteriyor. Dil bilimci, yazar ve eğitimci Seda Yekeler, menopoz dönemi sonrası kadınların değişimle birlikte yaşadıkları sorunlara dikkat çekti: “Menopoz yalnızca hormonal bir geçiş dönemi değil, aynı zamanda beynin nörokimyasal sistemlerinde yeniden yapılanmaların yaşandığı önemli bir nörobiyolojik süreçtir. Özellikle östrojen seviyelerindeki düşüş, beyindeki nörotransmitter sistemlerini doğrudan etkileyebilir. Bu dönemde asetilkolin üretimi ve sinaptik iletimde meydana gelen değişimler; kelime bulmada zorlanma, kısa süreli unutkanlık, dikkat dağınıklığı, zihinsel yorgunluk ve bilişsel hızda yavaşlama hissi gibi etkilerle kendini gösterebilir.”</p><p>Menopoz Sonrası Yeni Dil Edinme Beyni Aktive Ediyor</p><p>Yekeler, bu değişimlere rağmen dil edinmenin gerçekleşeceğine dair kritik bir noktanın altını çiziyor:&nbsp; “Bu değişimler, beynin artık yeni bilgiler öğrenemediği anlamına gelmiyor. Aksine modern nörobilim, beynin yaşam boyu kendini yeniden yapılandırabilen dinamik bir organ olduğunu ortaya koyuyor. ‘Nöroplastisite’ olarak tanımlanan bu özellik sayesinde beyin, her yaşta yeni sinaptik bağlantılar kurabiliyor, yeni deneyimlere uyum sağlayabiliyor ve yeni bilişsel ağlar geliştirebiliyor. Özellikle yabancı dil edinimi, nöroplastisiteyi harekete geçiren en güçlü bilişsel süreçlerden biri olarak öne çıkıyor. Çünkü ikinci bir dil edinimi sırasında beyin; dikkat, işitsel işlemleme, hafıza, karar verme, motor planlama ve duygusal anlamlandırma gibi birçok mekanizmayı aynı anda devreye sokuyor. Bu çok yönlü zihinsel aktivasyon ise beynin farklı bölgeleri arasında yeni bağlantılar kurulmasını destekleyerek bilişsel rezervin korunmasına katkı sağlayabiliyor.’’</p><p>Araştırmalar Onaylıyor: İkinci Dil Edinenlerde Dikkat Kontrolü Artıyor</p><p>Son yıllarda yapılan araştırmalar, aktif şekilde ikinci bir dil edinen bireylerde dikkat kontrolünün güçlenebildiğini, bilişsel esnekliğin artabildiğini ve ileri yaşlarda görülen bazı bilişsel gerileme süreçlerinin daha yavaş ilerleyebildiğini gösteriyor. Özellikle zihinsel olarak aktif kalan bireylerde sinaptik esnekliğin daha güçlü kaldığı biliniyor. Seda Yekeler, dikkat edilmesi gerekenler hakkında şöyle konuştu: ‘’Temel unsur, dil edinim sürecinin beynin yaşa bağlı ihtiyaçlarına uygun şekilde yapılandırılmasıdır. Yetişkin beyni çocuk beyninden farklı çalışır. Çocuklar yoğun tekrar ve maruziyet yoluyla ilerlerken, yetişkin beyni anlam, bağlam ve duygusal ilişki arar. Bu nedenle ezber odaklı klasik sistemler yetişkin bireylerde yüksek bilişsel yük oluşturarak stres hormonlarının artmasına neden olabiliyor. Özellikle kortizol seviyesindeki yükselme, dikkat ve hafıza süreçlerini olumsuz etkileyebiliyor. Buna karşılık sosyal etkileşim içeren, konuşma merkezli, hata yapmayı doğal kabul eden ve düşük stres ortamı sunan edinim modelleri yetişkin beyninde çok daha güçlü sonuçlar oluşturmaktadır. Çünkü güven hissi oluştuğunda beyin savunma modundan çıkar ve yeni bağlantılar oluşturmaya daha açık hale gelir.’’</p><p>Seda Yekeler, beynin çalışma disiplinini hatırlatarak menopoz sonrası dil edinmenin nasıl mümkün olacağını şöyle anlattı: ‘’Beynin en önemli özelliği, kullanıldıkça gelişmesidir. Yeni bir dil edinmek yalnızca iletişim becerisi kazanmak değil; aynı zamanda beynin aktif kalmasını sağlamak, bilişsel dayanıklılığı artırmak ve zihinsel esnekliği korumak anlamına gelir. Bu nedenle menopoz sonrası dönemde yabancı dil edinmeye başlayan bir kadın aslında yalnızca yeni kelimeler edinmiyordur. Aynı zamanda beynine hala değişebildiğini, hala gelişebildiğini ve hala yeni bağlantılar kurabildiğini gösteriyor.’’</p><p>Menopoz Sonrası Dil Edinmek İsteyenlere Bilimsel Tavsiyeler</p><p>•	Ezber yerine günlük yaşam temelli dil edinim yöntemleri tercih edilmeli</p><p>•	Düşük stresli ve sosyal etkileşim içeren ortamlar oluşturulmalıdır.</p><p>•	Beyni aynı anda hem duygusal hem bilişsel aktive eden konuşma çalışmaları yapılmalı</p><p>•	Düzenli uyku, fiziksel hareket ve kaliteli beslenme asetilkolin sistemini desteklediği için önemsenmeli</p><p>•	Kısa ama sürdürülebilir tekrarlar tercih edilmeli, yoğun bilgi yüklemesinden kaçınılmalı</p><p>•	Birey kendi beynine “Artık geç” mesajı değil, “Beynim hala dönüşebilir” mesajı vermeli</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Biogen Türkiye'de üst düzey atama</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/biogen-turkiyede-ust-duzey-atama-7967/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/biogen-turkiyede-ust-duzey-atama-7967/</id>
<published><![CDATA[2026-05-22T03:54:07+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-22T03:54:07+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_0154B1-7283E6-766F31-B0B217-DA34C5-7E96F6.png&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Mayıs 2026 itibarıyla&nbsp;Biogen&nbsp;Türkiye&nbsp;Ülke&nbsp;Müdürlüğü görevini üstlenen Ömer Faruk Arslan, yeni sorumluluğuyla ilgili&nbsp;olarak&nbsp;şunları söyledi: “Bilimsel inovasyonu ve hasta odaklı&nbsp;yaklaşımıfaaliyetlerinin&nbsp;merkezine&nbsp;alan&nbsp;ve nadir hastalıklar&nbsp;konusundadünya çapındaki&nbsp;çalışmalara&nbsp;öncülük eden&nbsp;Biogen’in Türkiye organizasyonuna liderlik edeceğim için&nbsp;mutluyum. Biogen;&nbsp;yenilikçi sağlık çözümleriyle nadir hastalıklarla yaşayan bireylerin hayatına değer&nbsp;katmayı&nbsp;hedefleyen güçlü bir bilim ve sağlıkorganizasyonudur.&nbsp;Biogen olarak;&nbsp;Türkiye’de uzun yıllardır sağlık ekosistemine sunduğumuz katkıları, artık&nbsp;Türkiye yapılanmasıyla daha güçlü ve sürdürülebilir bir yapıya taşımayı hedefliyoruz. Abdi İbrahim ile&nbsp;hayata geçirdiğimiz stratejik iş birliğinin de bu vizyonu daha hızlı ve etkili şekilde destekleyeceğine inanıyorum” dedi.</p><p class="s7" style="margin-bottom: 0px; line-height: 21.6px; text-align: justify; caret-color: rgb(0, 0, 0); color: rgb(0, 0, 0); font-size: 18px;">&nbsp;</p><p class="s7" style="margin-bottom: 0px; line-height: 21.6px; text-align: justify; caret-color: rgb(0, 0, 0); color: rgb(0, 0, 0); font-size: 18px;">İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği Fakültesi’nden mezun olan Ömer Faruk Arslan, ardından İstanbul Üniversitesi’nde MBA yüksek lisans programını tamamladı. Kariyerine Roche bünyesinde başlayan Arslan; satış, pazarlama ve ürün yönetimi alanlarında çeşitli görevler üstlendi. 2001 yılında Lundbeck’e katılan Arslan, şirketin Türkiye yapılanmasında vebüyüme süreçlerinde&nbsp;aktif rol aldı. Satış organizasyonunun büyütülmesi, yeni ürün lansmanları, ticari operasyonlar ve pazar erişimi alanlarında önemli sorumluluklar üstlenen Arslan, 2005 yılında Pazarlama ve Ticari Operasyonlar Direktörü görevine getirildi.</p><p class="s7" style="margin-bottom: 0px; line-height: 21.6px; text-align: justify; caret-color: rgb(0, 0, 0); color: rgb(0, 0, 0); font-size: 18px;">&nbsp;</p><p class="s7" style="margin-bottom: 0px; line-height: 21.6px; text-align: justify; caret-color: rgb(0, 0, 0); color: rgb(0, 0, 0); font-size: 18px;">2008 yılında GlaxoSmithKline’a katılan Arslan, farklı iş birimlerinin yönetiminden sorumlu direktörlük görevleri yürüttü.Kariyeri boyunca temel bakım, merkezi sinir sistemi ve nöroloji alanlarında önemli deneyimler edinen Arslan; ticari operasyon yönetimi başta olmak üzere birçok farklı alanda liderlik görevleri üstlenmiştir. Markalı jenerik ürün süreçleri, yeni iş modellerinin geliştirilmesi, omnichannel dönüşüm projeleri ve iş mükemmeliyeti operasyonlarında aktif rol almıştır.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">AstraZeneca'nın "Yeni Nesil Sağlık Hareketi" büyüyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/astrazenecanin-yeni-nesil-saglik-hareketi-buyuyor-5627/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/astrazenecanin-yeni-nesil-saglik-hareketi-buyuyor-5627/</id>
<published><![CDATA[2026-05-21T07:16:29+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-21T07:16:29+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_963058-C209E8-EBC563-7054CC-FC10BB-F991C0.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, Cumhuriyetimizin gençlere duyduğu güvenin ve gençlerin Türkiye’nin geleceğindeki önemli rolünün en güçlü simgelerinden biri. Gençlerin bilgiye erişen, öğrendiklerini paylaşan ve içinde bulundukları topluluklarda farkındalık yaratan bireyler olarak güçlenmesi, sağlıklı bir toplumun önemli yapı taşlarından biri. Bu yaklaşımdan hareketle AstraZeneca Türkiye de İhtiyaç Haritası ve Sağlık Hakkı Derneği iş birliğiyle yürüttüğü “Yeni Nesil Sağlık Hareketi” projesi kapsamında gençlerin sağlık okuryazarlığını artırıyor.&nbsp;</p><p></p><p>AstraZeneca’nın herkes için ulaşılabilir ve kaliteli sağlık hizmetlerini teşvik eden sağlıkta eşitlik vizyonuyla ülkemizde başlatılan proje, üç yıl boyunca sürecek. Projede, 18-24 yaş arası gençlerin güvenilir sağlık bilgilerine kolayca erişebilmeleri, böylece kronik hastalıklar, zararlı alışkanlıklar, beslenme, cinsel sağlık, üreme sağlığı, iklim krizi kaynaklı sağlık sorunları ve sağlık hakları gibi konularda farkındalık kazanmaları ve kendilerini geliştirmeleri hedefleniyor.&nbsp;</p><p></p><p>İlk fiziksel akran eğitimlerini İstanbul’da gerçekleştirdi&nbsp;</p><p>Proje kapsamında 55 gencin ilk eğitmen eğitimleri de başarıyla gerçekleştirildi. Sağlık okuryazarlığı ve farkındalık konularında ortak bir zemin oluşturan üç günlük eğitimlerde, sağlık savunuculuğu odağında vaka çalışmaları gerçekleştirildi ve rol canlandırmalarıyla öğrenimler pekiştirildi. Ayrıca eğitimlerin etkisini artırmak için savunuculuk ve etkili mesaj oluşturma üzerine uygulamalar yapılıp gönüllü AstraZeneca çalışanlarından geri bildirimler paylaşıldı. Eğitimlerini tamamlayan elçiler, öğrendikleri bilgileri akranlarına aktarmak üzere sahaya inerek ilk fiziksel akran eğitimlerini İstanbul’da gerçekleştirdi.&nbsp;</p><p></p><p>Gençleri buluşturan interaktif web sitesi açıldı</p><p>Yeni Nesil Sağlık Hareketi kapsamında, gençlerin akranlarını sağlık konularında güçlendirmesine destek olmak amacıyla interaktif bir web sitesi de hayata geçirildi. elci.saglikhakki.net adresi üzerinden erişilebilen platformda proje içeriğine, akran eğitimlerine ve eğitimlerin şehir dağılımlarına ilişkin bilgilere ulaşılabiliyor. Site aynı zamanda gençlerin ve ilgili paydaşların eğitim talebinde bulunmasına olanak tanıyarak projenin farklı şehirlerde daha fazla gence ulaşmasına katkı sağlamayı hedefliyor. Şu an 16 farklı şehirde yüz yüze eğitimler veren elçilere bu sayfa üzerinden ulaşılabiliyor. Aktif bir elçinin olmadığı illerde ise hemen bir online eğitim organize edilebiliyor.</p><p></p><p>“Güvenilir bilgiye erişim ve farkındalığın artırılması sağlıkta eşitliğin bir parçası”&nbsp;</p><p>AstraZeneca Türkiye Kurumsal İlişkiler Direktörü Erdal Kiraz yaptığı açıklamada, “19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, gençlerin potansiyelini ve toplumsal dönüşümdeki öncü rolünü hepimize bir kez daha hatırlatan çok özel bir gün. AstraZeneca Türkiye olarak, bireylerin güvenilir sağlık bilgisine erişimini ve farkındalığın artmasını sağlıkta eşitlik vizyonumuzun ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Yeni Nesil Sağlık Hareketi ile gençlerin kendi sağlık haklarını bilen, doğru bilgiye ulaşan ve bu bilgiyi akranlarıyla paylaşarak etkisini artıran sağlık elçileri olmalarını sağlıyoruz. Bugüne kadar gerçekleştirilen eğitimlerle 50’yi aşkın gencin sağlık okuryazarlığı ve sağlık hakkı alanlarında bilgi sahibi olması bizim için çok değerli. İhtiyaç Haritası ve Sağlık Hakkı Derneği ile yürüttüğümüz bu iş birliği sayesinde gençleri yalnızca bilgilendirmekle kalmıyor; onları toplumlarında çözüm üreten, farkındalık yaratan ve daha sağlıklı bir geleceğin inşasına katkı sunan liderler olarak yetişmelerine destek oluyoruz.” dedi.</p><p></p><p>“Gençleri daha adil, daha bilinçli ve daha sağlıklı bir toplumun yapı taşları”</p><p>İhtiyaç Haritası Yönetim Kurulu Üyesi Esra Arslan Seyithanoğlu ise açıklamasında şunları söyledi: “Yeni Nesil Sağlık Hareketi, gençlerin öğrendiklerini sahaya taşıdığı ve akranlarıyla paylaşarak etkilerini daha da artırdıkları güçlü bir proje. İstanbul’da tamamlanan fiziksel akran eğitimleri, gençlerin doğru bilgiyle buluştuğunda çevrelerinde nasıl hızlı ve anlamlı bir farkındalık yaratabildiğini bize gösterdi. İhtiyaç Haritası olarak gençleri daha adil, daha bilinçli ve daha sağlıklı bir toplumun yapı taşları olarak görüyor; bu projenin farklı şehirlerde daha fazla gence ulaşmasını desteklemekten mutluluk duyuyoruz.” ifadelerine yer verildi.</p><p></p><p>“Gençlerin kendi yaşıtlarıyla konuşması, projenin en güçlü taraflarından biri”</p><p>Sağlık Hakkı Derneği Başkan Yardımcısı Dr. Eşref Bilge Uğurlu da “Sağlık okuryazarlığı ve sağlık hakkı bilinci, gençlerin hem kendi sağlıklarını koruyabilmeleri hem de çevrelerinde doğru bilgiye dayalı bir farkındalık oluşturabilmeleri açısından büyük önem taşıyor. Yeni Nesil Sağlık Hareketi’nde gençlerin sağlıkla ilgili konuları kendi yaşıtlarıyla konuşması, bizim açımızdan projenin en güçlü taraflarından biri. Çünkü gençler birbirlerini daha iyi anlıyor, aynı dili konuşuyor ve kimi zaman yetişkinlerden duymakta zorlandıkları bilgileri akranlarından daha kolay alabiliyor. Sağlık Hakkı Derneği olarak gençlerin kendi sağlıkları konusunda bilinçlenmesini ve bu bilinci çevreleriyle paylaşmasını desteklemeye devam edeceğiz.” şeklinde konuştu.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Gökhan Özkan, AIFD Sağlık Politikaları Müdürü oldu</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/gokhan-ozkan-aifd-saglik-politikalari-muduru-oldu-1095/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/gokhan-ozkan-aifd-saglik-politikalari-muduru-oldu-1095/</id>
<published><![CDATA[2026-05-19T02:41:24+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-19T02:41:24+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_8D6742-906170-E48467-8CF59C-F8B76F-1BB871.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türkiye’de yenilikçi ilaçlara ve tedavilere erişimi hızlandırmak ve Türkiye’nin ilaç araştırma ve geliştirme alanındaki küresel rekabet gücünü artırmak için faaliyet gösteren Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği, sağlık politikaları alanındaki kadrosunu güçlendirmeye devam ediyor. Nisan ayı itibarıyla AIFD Sağlık Politikaları Müdürlüğü görevine atanan Mol. Bio. Gökhan Özkan, yeni görevinde çalışmalarını AIFD Sağlık Bilim Politikaları Stratejik Yönetim Komitesi kapsamında yürütecek ve AIFD Genel Sekreter Yardımcısı’na rapor verecek. Klinik araştırmalar, ileri tedavi tıbbi ürünleri (ATMP), ilaç-tıbbi cihaz kombinasyon ürünleri, doku-hücre ürünleri ve tıbbi cihazlara ilişkin düzenleyici çerçevelerdeki güçlü deneyimiyle Gökhan Özkan, derneğin sağlık politikaları öncelikleri ekseninde yürüttüğü savunuculuk çalışmalarının bilimsel ve düzenleyici temelini güçlendirecek; AIFD’nin uluslararası standartlarla uyumlu politika önerilerine katkı sağlayacak.&nbsp;&nbsp;</p><p></p><p>Gökhan Özkan, 2009 yılında Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nden mezun olmasının ardından 2012 yılında Moleküler Tıp alanında yüksek lisansını tamamladı. 2009-2013 yılları arasında çeşitli araştırma projelerinde görev alan Özkan, 2013 yılında Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’na katıldı.&nbsp; 2013-2021 yılları arasında Klinik Araştırmalar Daire Başkanlığı’nda; 2021-2026 yılları arasında ise Tıbbi Cihaz Onaylanmış Kuruluş ve Klinik Araştırmalar Dairesi Başkanlığında giderek artan sorumluluklar üstlendi. Klinik araştırma düzenlemeleri başta olmak üzere ilaç geliştirme-ruhsatlandırma düzenleyici çerçevesi konusundaki uzmanlığıyla, Türkiye’de klinik araştırma ve ATMP mevzuatının geliştirilmesi ile COVID-19 aşı geliştirme süreçlerinin operasyonel gereksinimlerine etkin şekilde katkı sağlayan Özkan, Kurumun klinik araştırmalara yönelik elektronik başvuru sistemlerinin analiz, planlama ve hayata geçirilmesinde belirleyici bir rol üstlendi. Özkan, ATMP ve Klinik Araştırmalar Değerlendirme Komisyonlarında Bilimsel Danışman olarak görev aldı.&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Eviniz sandığınız kadar temiz olmayabilir!"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/eviniz-sandiginiz-kadar-temiz-olmayabilir-7781/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/eviniz-sandiginiz-kadar-temiz-olmayabilir-7781/</id>
<published><![CDATA[2026-05-19T02:36:06+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-19T02:36:06+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_C6613D-C3A910-503EF4-63AF34-A11E15-5BBB4E.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bahar aylarında artan polenler ve ev içi alerjenlerin etkileri yeniden gündeme gelirken, Liv Hospital, Happ Health ve Alman temizlik teknolojileri lideri Kärcher, yaşam alanlarındaki görünmeyen risklere dikkat çekmek üzere uzman doktorları bir araya getirdi. "Görünmeyen Riskler, Gerçek Etkiler" konulu sempozyumda, yaşam alanlarındaki gizli riskler ve bu risklerin alerjiden kansere kadar uzanan etkileri masaya yatırıldı. Yağmur Kalyoncu ev sahipliği ve moderatörlüğünde gerçekleşen organizasyona; Türk Kanser Derneği Başkanı Burak Duman, Dr. Ender Saraç, Liv Hospital Vadistanbul Genel Müdürü Dr. Mehmet Akif Benk ile kulak-burun-boğaz, dermatoloji, göğüs hastalıkları ve çocuk sağlığı alanlarında uzman hekimler de katıldı.</p><p></p><p>Uzman doktorlardan “Görünmeyen” tehlike uyarıları</p><p></p><p>Sempozyumda konuşan Liv Hospital Vadistanbul’dan Kulak-Burun-Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Güneş, Dermatoloji Uzmanı Dr. Meryem Ayşit, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ömer Ayten ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Adem Dursun, alerjilerin yalnızca mevsimsel bir sorun olmadığını; yaşam alanlarındaki nem, toz akarları, bakteriler ve yetersiz hijyen koşullarının kulak-burun-boğaz hastalıklarından cilt problemlerine, solunum yolu rahatsızlıklarından çocuk sağlığına kadar pek çok alanda önemli etkiler yaratabildiğini vurguladı.</p><p></p><p>Uzmanlara göre evde çamaşır kurutmak gibi günlük alışkanlıklar nem oranını artırarak toz akarlarının çoğalmasına neden olurken, düşük sıcaklıklarda yapılan yıkamalar mite’ların yaşamaya devam etmesine yol açabiliyor. Özellikle yatak, halı ve koltuklarda biriken alerjenler gece öksürüklerini, egzama ve kaşıntı gibi cilt reaksiyonlarını tetikleyebiliyor. Çocukların gelişim sürecindeki hassas bağışıklık sistemi düşünüldüğünde ise temiz hava ve hijyenik yaşam alanlarının bir tercih değil, temel bir ihtiyaç olduğu ifade edildi.</p><p></p><p>“Alerji sadece bir semptom değil, sistemik bir sorundur”</p><p></p><p>Pandemi sonrası değişen sağlık algısına ve koruyucu tıbbın önemine dikkat çeken Liv Hospital Vadistanbul Genel Müdürü Dr. Mehmet Akif Benk, “Pandemi dönemi bize görülmeyen risklerin hayatımızı nasıl felç edebileceğini öğretti. Alerjiler sadece küçük belirtiler değil, zamanla vücudun tüm organlarını etkileyen sistemik rahatsızlıklardır. Koruyucu tıp açısından kişilerin daha hastaneye gelmeden evlerindeki sağlık sorunlarını çözebilmeleri kritik önem taşıyor” açıklamalarında bulundu.</p><p></p><p></p><p>Ender Saraç’tan sağlıklı yaşama bütünsel yaklaşım</p><p></p><p>Dr. Ender Saraç ise alerji ve bağışıklık arasındaki kopmaz bağa dikkat çekti: “Alerji sadece bir hapşırık değildir; vücudun bir savunma feryadıdır. Bağırsak sağlığı ve beslenme, alerjik reaksiyonların yönetiminde temel taşıdır. Kimyasal antihistaminikler yerine kuersetin kompleksi (elma ve ayva kabuğu gibi doğal kaynaklar) ve meyan kökü gibi fitoterapi yöntemleriyle vücudu desteklemek mümkündür. Bağırsak sağlığımızı probiyotiklerle korurken, yaşadığımız ortamdaki havayı ve yüzeyleri de toz akarlarından temizlemeliyiz. Kimyasal temizleyiciler yerine doğal yöntemleri ve yüksek ısıdaki buharın gücünü kullanmak, bağışıklık sistemimizi yormadan korumamızı sağlar.”</p><p></p><p>Yaşam alanları için 5 önemli öneri</p><p></p><p>Sempozyumda konuşan uzmanlar, alerjenler ve görünmeyen mikroorganizmalara karşı korunmak için yaşam alanlarında uygulanabilecek temel önlemleri şöyle sıraladı:</p><p>1.	Yatak, koltuk ve halılar belirli aralıklarla derinlemesine temizlenmeli.&nbsp;</p><p>2.	Nevresim, yastık kılıfı ve yatak koruyucuları haftada en az bir kez 60 derecede yıkanmalı.&nbsp;</p><p>3.	Yatak odaları düzenli olarak havalandırılmalı, nem oluşumunun önüne geçilmeli.&nbsp;</p><p>4.	Yaşam alanlarında yüksek filtrasyonlu hava temizleme cihazları kullanılmalı.&nbsp;</p><p>5.	Temizlikte mümkün olduğunca kimyasal yerine buharlı temizlik teknolojilerinden yararlanılmalı.</p><p></p><p>“Bir yastık kılıfı klozetten 17 bin kat daha fazla bakteri barındırabiliyor”</p><p></p><p>Kärcher Türkiye Pazarlama Direktörü Pelin Gülbay Özdemir, temizlik ile hijyen arasındaki farkın çoğu zaman göz ardı edildiğine dikkat çekerek şunları söyledi: “Temizlik, gözle görülen kiri ortadan kaldırır; hijyen ise gözle görülmeyen bakteri, virüs ve alerjenleri kontrol altına alır. Bir insan yaşamının yaklaşık üçte birini yatakta geçiriyor. Ancak birçok kişi yatakların milyonlarca bakteri ve toz akarına ev sahipliği yapabileceğinin farkında değil. Bir hafta değiştirilmemiş bir yastık kılıfı klozetten 17 bin kat daha fazla bakteri barındırabiliyor. Ortalama bir halının yalnızca 1 gram tozunda 100 bin adede kadar bakteri bulunabiliyor. Koltuklar ise deri döküntüleri, evcil hayvan tüyleri ve nem nedeniyle mikroorganizmalar için ideal bir yaşam alanı oluşturuyor. Biz Kärcher olarak; kimyasal kullanmadan yüksek hijyen sağlayan, zeminler ve tüm yüzeylerde bakteri ve virüslerin %99,9 oranında azaltılmasında etkili buharlı temizleyicilerimiz, ECARF sertifikalı halı-koltuk yıkama makinelerimiz, HEPA filtreli hava temizleyicilerimiz ve UV ışınlı yatak temizleyici süpürgelerimizle yaşam alanlarında yeni bir hijyen standardı sunuyoruz. Hedefimiz, ‘Ev temiz mi?’ sorusundan çok, ‘Bu ortam gerçekten güvenli mi?’ sorusuna yanıt verebilmek.”</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Evde görünmeyen misafirlerden korunun"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/evde-gorunmeyen-misafirlerden-korunun-2147/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/evde-gorunmeyen-misafirlerden-korunun-2147/</id>
<published><![CDATA[2026-05-19T02:32:20+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-19T02:32:20+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_CE9F9B-D31FDC-DC643D-D7DEF3-D80F13-C1517D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Evlerde kullanılan yatak, koltuk ve halı gibi kumaş yüzeyler, zamanla gözle görülmeyen mikroskobik canlılar ve toz birikimi için uygun bir ortam oluşturuyor. Araştırmalar, özellikle uzun süre kullanılan yataklarda ve sık temizlenmeyen kumaş yüzeylerde ev tozu akarlarının bulunduğunu, bu canlıların da sıcak ve nemli ortamlarda daha kolay çoğalabildiği ifade ediyor. Mr Usta, koltuk, yatak ve halı yıkama hizmetiyle bu tür yüzeylerde biriken kir, toz ve kalıntıların temizlenmesine yönelik profesyonel temizlik hizmeti sunuyor.&nbsp;</p><p>Derinlemesine ve profesyonel müdahale önem taşıyor</p><p>Araştırmalar, ev tozu akarlarının sadece mikroskobik canlılar olmadığını, aynı zamanda ev içi hijyenin sürdürülebilirliğini ve sağlığı doğrudan etkileyen bir ekosistem oluşturduğunu gösteriyor. Bu nedenle, sadece yüzey temizliği değil, derinlemesine ve profesyonel müdahaleler kritik önem taşıyor. Mr Usta’nın uzman ekipleri tarafından özel temizlik malzemeleri ve makineleriyle yapılan koltuk, yatak ve halı temizliği, bu mikroskobik canlıların ve bakterilerin ev içinde birikmesini engelleyerek hem alerjenleri azaltıyor hem de uzun vadede sağlıklı yaşam alanları yaratıyor. Böylece araştırmaların işaret ettiği riskler, profesyonel temizlikle etkin biçimde kontrol altına alınabiliyor.&nbsp;</p><p></p><p>Mr Usta’da koltuk, halı ve yatak yıkama hizmetine talep, geçen seneden bu yana yüzde 25 arttı</p><p>Özellikle toz tutan ortamlarda ve kumaş yüzeylerde yoğun olarak bulunan ve gözle görülmeyen bu canlıların titizlikle temizlenmesi, oluşabilecek sağlık risklerini azaltmak açısından önem taşıyor. Son bir yıl içerisinde koltuk, yatak ve halı yıkama hizmetlerine olan talepte yüzde 25 oranında artış gözlemlendiği ifade ediliyor. Bu artış, kullanıcıların hijyen konusunda daha bilinçli hale geldiğini ve profesyonel temizlik çözümlerine olan ilginin giderek arttığını gösteriyor. Mr Usta’nın koltuk, yatak ve halı temizliği hizmetine, mobil uygulama ve web sitesi üzerinden, güvenilir biçimde erişimi sağlanabiliyor.&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Bisiklet ile Psikolojik Güçlenme Atölyesi"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bisiklet-ile-psikolojik-guclenme-atolyesi-6793/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bisiklet-ile-psikolojik-guclenme-atolyesi-6793/</id>
<published><![CDATA[2026-05-17T12:53:55+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-17T12:53:55+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_2093E8-10D7EA-008433-44D9B5-32DF74-07CE3F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Doğada ve deniz kıyısında gerçekleştirilecek olan “Bisiklet ile Psikolojik Güçlenme Atölyesi”, katılımcılara yalnızca fiziksel bir aktivite değil; aynı zamanda zihinsel ve duygusal farkındalık deneyimi sunmayı hedefliyor.</p><p>Modern yaşamın yoğun temposu, stres, kaygı ve tükenmişlik duygularının giderek arttığını belirten Tanrıverdi, bu atölyenin temel amacının bireyin beden–zihin bağlantısını yeniden kurmasına yardımcı olmak olduğunu ifade etti.</p><p>Atölye kapsamında katılımcılar doğa içerisinde bisiklet sürerken;</p><p>•	kaygı yönetimi,&nbsp;</p><p>•	psikolojik dayanıklılık,&nbsp;</p><p>•	duygu regülasyonu,&nbsp;</p><p>•	öz güven geliştirme,&nbsp;</p><p>•	beden farkındalığı</p><p>gibi başlıklarda deneyimsel çalışmalar gerçekleştirecek.&nbsp;</p><p>Uzman Psikolog Esra Tanrıverdi, çalışmanın çıkış noktasını şu sözlerle anlattı:</p><p>“Bu çalışma bir bisiklet turu değil. İnsanların kendileriyle yeniden temas kurabilecekleri, zihinsel yüklerinden uzaklaşabilecekleri ve hareketin iyileştirici gücünü deneyimleyebilecekleri psikolojik bir farkındalık alanı oluşturmak istedim. Bazen insan yalnızca konuşarak değil, hareket ederek de iyileşir.”</p><p>Atölyede klasik eğitim anlayışından farklı olarak, katılımcılar sürüş sırasında kendi iç dünyalarını gözlemleme fırsatı bulacak. Sessiz sürüş deneyimleri, nefes farkındalığı çalışmaları, duygu odaklı duraklamalar ve grup paylaşımlarıyla desteklenen program; terapi, mindfulness ve doğa temelli psikolojik yaklaşımın birleşiminden oluşuyor.</p><p>Bisikletin ritmik hareketinin sinir sistemi üzerindeki düzenleyici etkisine dikkat çeken Tanrıverdi, özellikle şehir yaşamında bedenden uzaklaşan bireylerin hareket aracılığıyla yeniden denge hissi geliştirebildiğini belirtti.</p><p>Katılımcıların herhangi bir profesyonel sporcu olmasına gerek olmadığını vurgulayan Tanrıverdi, atölyenin performans odaklı değil, tamamen deneyim ve farkındalık odaklı olduğunu söyledi.</p><p>Atölye Bilgileri</p><p>Başlangıç Tarihi: 13 Haziran</p><p>Saat: 08.30</p><p>Buluşma Noktası: Stride Bike N Coffee, Çiftehavuzlar sahil</p><p>Bisikleti olmayan katılımcılar, buluşma noktasındaki bisiklet kafeden kiralık bisiklet temin edebileceklerdir.</p><p>Doğa, hareket ve psikolojiyi bir araya getiren bu özgün çalışma; özellikle yoğun stres altında yaşayan, zihinsel yorgunluk hisseden ve kendine yeniden yaklaşmak isteyen bireylere hitap ediyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Türk ilaç sanayisinde yerli tedarik hamlesi</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turk-ilac-sanayisinde-yerli-tedarik-hamlesi-3451/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turk-ilac-sanayisinde-yerli-tedarik-hamlesi-3451/</id>
<published><![CDATA[2026-05-17T10:08:55+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-17T10:08:55+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_1857CA-263343-B2763E-2425E6-3493F3-EC5A70.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Osmanlı döneminde eczacılık faaliyetlerine ev sahipliği yapan Rumeli Han’da gerçekleştirilen etkinlikte; ilaç üreticileri, ham madde ve etken madde tedarikçileri, makine üreticileri, otomasyon ve yazılım firmaları ile sektör profesyonelleri doğrudan temas kurdu. Yerli üretim kapasitesinin artırılması, sürdürülebilir üretim altyapısının güçlendirilmesi ve küresel rekabette daha güçlü bir konum elde edilmesine yönelik stratejik başlıklar öne çıktı.</p><p>HÜRMÜZ’ÜN KAPATILMASI İLAÇ YAN SANAYİNİN ÖNEMİNİ HATIRLATTI</p><p>İlaç yan sanayisinin stratejik önemi ve yerli üretim vizyonuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan TİYSAT Yönetim Kurulu Başkanı Erdinç Yaşrin: “Ortadoğu’da yaşanan sorunlar ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılması hepimize açıkça göstermiştir ki; üretim kadar süreklilik ve erişim de hayati öneme sahip. Güçlü bir yan sanayi bizi ayakta tutar, güçlü bir satış ve iş birliği yaklaşımı ise bizi büyütür. İlaç yan sanayisi yalnızca üretimi destekleyen bir yapı değil; sağlıkta bağımsızlığın, sürdürülebilir üretimin ve güçlü ekonominin temelini oluşturan stratejik bir ekosistemdir. Pandemi süreci ve küresel gelişmeler, üretim kadar erişim ve sürekliliğin de kritik olduğunu gösterdi. Güçlü bir yan sanayi bizi ayakta tutarken, güçlü iş birlikleri ve doğru anlatım bizi büyütecektir. İlaç sektörü dünyanın en rekabetçi alanlarından biri. Bu nedenle güçlü bir üretim kadar, güçlü bir anlatım, markalaşma ve pazarlama anlayışı da gerekli. Yerli üretim kapasitesinin güçlenmesiyle birlikte sektörümüzün küresel rekabet gücünün de artacağına inanıyoruz. Üretmek çok kıymetlidir ancak ortaya koyduğunuz değeri dünyaya ulaştırabildiğiniz ölçüde gerçek başarıya dönüşür” ifadelerinde bulundu.&nbsp;</p><p>KÜRESEL KRİZLERE KARŞI YERLİ ENTEGRE ÜRETİM EKOSİSTEMİ KURULMALI</p><p>Yerli üretim, güçlü tedarik zinciri ve ilaç sanayisinde değişen küresel rekabet dinamiklerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Artkim Group Kurucusu ve CEO’su Ahmet Güler; “Bugün ilaç sanayisinde rekabet yalnızca üretim kapasitesiyle değil; teknoloji kullanımından tedarik zinciri yönetimine, inovasyon gücünden kurulan stratejik iş birliklerine kadar çok boyutlu bir yapıyla şekilleniyor. Bu nedenle yerli ve entegre bir üretim ekosistemi oluşturmak, sektörümüz açısından artık bir tercih değil; sürdürülebilir büyümenin temel gerekliliklerinden biri haline geliyor. Artkim Group olarak gerçekleştirdiğimiz bu organizasyonun yalnızca bir B2B etkinliği değil; Türk ilaç sanayisinin yerli üretim ekseninde güçlenmesine katkı sağlayacak stratejik bir iş birliği platformu olduğuna inanıyoruz. Yerli üreticilerimizi doğrudan karar vericilerle buluşturarak uzun vadeli, sürdürülebilir ve yüksek katma değerli iş birliklerinin önünü açmayı hedefliyoruz” dedi.</p><p>Sadece TİYSAT üyelerine özel masa katılımıyla gerçekleştirilen organizasyonda, ilaç üretim zincirinin tüm halkaları birebir görüşmeler gerçekleştirdi. Etkinlik boyunca özellikle son yıllarda yaşanan küresel lojistik problemleri, ham maddeye erişim süreçleri, üretim sürekliliği ve bölgesel krizlerin ilaç sanayisine etkileri gündeme taşındı. Sektör temsilcileri, yerli üretim altyapısının güçlendirilmesinin yalnızca ekonomik değil; sağlık güvenliği açısından da kritik bir gereklilik olduğuna dikkat çekti.</p><p>SEKTÖRÜN YENİ DÖNEM AJANDASI DA PAYLAŞILDI</p><p>Etkinlik kapsamında ayrıca hazırlıkları devam eden TİYSAT e-dergisine ilişkin bilgiler sektör temsilcileriyle paylaşılırken, 29-30 Haziran tarihlerinde TÜSEB-TİYSAT iş birliğiyle düzenlenecek Arama Konferansı için çalışmaların sürdüğü aktarıldı. Programa katılım sağlayan TÜSEB Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Murat Sarğın da sektör temsilcileriyle bir araya gelerek yürütülen çalışmalar hakkında değerlendirmelerde bulundu. Gerçekleştirilen birebir görüşmelerin; yeni yatırım süreçlerine, yerli üretim odaklı projelere ve sektörler arası uzun vadeli iş birliklerine katkı sağlaması hedefleniyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Dünyada lösemi ve kanser artıyor, çocuklarımızı korumalıyız</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/dunyada-losemi-ve-kanser-artiyor-cocuklarimizi-korumaliyiz-1457/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/dunyada-losemi-ve-kanser-artiyor-cocuklarimizi-korumaliyiz-1457/</id>
<published><![CDATA[2026-05-14T02:36:23+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-14T02:36:23+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_CB6D80-A7F2F3-79C850-E6D01E-F021A0-73C4D2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Her yıl Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı LÖSEV tarafından dünyadaki lösemi vakalarına dikkat çekmek ve lösemili çocuklara moral olmak amacıyla Uluslararası Lösemili Çocuklar Haftası düzenleniyor. Bu yıl 25.’si düzenlenecek olan hafta, farklı ülkelerden gelecek lösemiyi yenmiş çocukları, Türkiye’de aynı kaderi paylaşan çocuklarla buluşturacak. 11-16 Mayıs haftası gerçekleştirilecek etkinliklerin ilk durağı Bursa olacak. Bursa’da bulunan LÖSEV Lösemili Çocuklar Bilim ve Doğa Köy Enstitüsü’nde düzenlenecek hoş geldiniz resepsiyonu ile farklı ülkelerden gelen çocuklar ilk kez bir araya gelecek. Ardından Bursa’nın önemli tarihi ve kültürel noktaları gezilecek, program Mudanya ziyareti ile devam edecek.</p><p>Etkinlikler daha sonra İstanbul’da Millet Bahçesi ve Kız Kulesi gibi şehrin simge noktalarına yapılacak ziyaretlerle sürecek. İstanbul’da gerçekleştirilecek açık hava şenliklerinde çocukların, ailelerin ve gönüllülerin katılımıyla düzenlenecek bando yürüyüşü ile farkındalık oluşturulacak.</p><p>Hafta, İstanbul’da düzenlenecek kapanış resepsiyonu ve geleneksel Bağdat Caddesi Farkındalık Korteji ile sona erecek.</p><p>LÖSEV Uluslararası İlişkiler Koordinatörü Celalifer : “Amacımız Lösemiye Dikkat Çekmek” Diyerek Şunları Söyledi:</p><p>&nbsp;“Dünya genelinde her yıl yaklaşık 400 bin çocuk ve genç kansere yakalanıyor. Lösemi ise çocukluk çağı kanserleri arasında en yaygın türlerden biri olarak öne çıkıyor. Biz, LÖSEV olarak löseminin sınır tanımayan bir hastalık olduğu gerçeğinden hareketle dünyada ses getirebilecek farkındalık çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Her yıl mayıs ayında, Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlediğimiz Uluslararası Lösemili Çocuklar Haftası ile dünya genelinde farkındalık oluşturmayı hedefliyoruz. Bu yılki temamız ise ‘Dünyada Lösemi ve Kanser Artıyor, Çocuklarımızı Korumalıyız.’ Çünkü biliyoruz ki erken tanı, doğru tedaviye erişim ve güçlü bir toplumsal destek ile çocuklarımızı korumak mümkün. Tüm çocukların sağlıklı, kansersiz bir geleceğe ulaşabilmesi için gerekli adımların atılması ve toplumun bu konuda daha duyarlı olması büyük önem taşıyor.”</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Pfizer ile Ankara Bilkent Şehir Hastanesi iş birliği</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/pfizer-ile-ankara-bilkent-sehir-hastanesi-is-birligi-5390/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/pfizer-ile-ankara-bilkent-sehir-hastanesi-is-birligi-5390/</id>
<published><![CDATA[2026-05-14T02:00:23+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-14T02:00:23+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_ABD888-E2742E-52C39F-15BB78-E47229-248085.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Pfizer Türkiye ile Ankara Bilkent Şehir Hastanesi arasında imzalanan iş birliği protokolü, Türkiye’nin klinik araştırmalar alanındaki uluslararası görünürlüğünü artırmayı ve küresel araştırma ekosistemindeki konumunu güçlendirmeyi hedefliyor. Bu iş birliği kapsamında, yürürlükteki mevzuat çerçevesinde, farklı terapötik alanlarda bilimsel paylaşım, eğitim ve ortak çalışmalar desteklenerek klinik araştırma süreçlerinin daha etkin, kaliteli ve sürdürülebilir şekilde yürütülmesine katkı sağlanması amaçlanıyor. Aynı zamanda hasta erişimini artırmaya ve toplum sağlığının geliştirilmesine katkı sunacak ortak bilimsel projelerin desteklenmesi de iş birliğinin hedefleri arasında yer alıyor.</p><p></p><p>Klinik araştırmalar ve yerel üretimle küresel hedeflere katkı</p><p>Pfizer Türkiye Ülke Başkanı Metin Hullu, iş birliğine ilişkin:&nbsp;</p><p>“Hastaların hayatını değiştiren çığır açan yenilikler misyonu ve ‘bilim kazanacak’ anlayışımızla, 1957’den bu yana küresel bilimsel birikimimiz ile Türkiye’nin araştırma ekosistemi arasında güçlü bir köprü kuruyoruz. Sadece 2025 yılında ilaçlarımız ve aşılarımızla dünya genelinde 448 milyondan fazla hastaya ulaşarak bu misyonumuz doğrultusunda önemli bir ilerleme kaydettik. Türkiye’de toplam hacmimizin yaklaşık yüzde 77’sini yerel olarak üreterek hem yerli üretimi destekliyor hem de ülkemizin ileri teknoloji üretim kapasitesine katkı sağlıyoruz. Amacımız, Türkiye’nin küresel bilim ve bilgi ekosistemiyle bağlarını güçlendirmek ve bilimsel birikimini uluslararası alanda daha görünür kılmak. Sağlığın ekonomik kalkınma ve sürdürülebilir bir gelecek için temel bir unsur olduğuna inanıyoruz. Yenilikçi ve bilim temelli çözümlerin ekonomik, sosyal ve çevresel alanlarda önemli katkılar sağlayacağına inanıyor, bu alandaki çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Klinik araştırmaların ülkeler için stratejik bir alan olduğunu ve çok uluslu çalışmalara katılımın önemli fırsatlar sunduğunu düşünüyoruz. Sağlık alanında kamu paydaşlarıyla iş birliği içinde çalışmaya devam edeceğiz. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi ile hayata geçirilen bu iş birliğini son derece değerli buluyor, katkıları ve iş birliği için Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’ne teşekkür ediyoruz” dedi.&nbsp;</p><p>Klinik araştırmalarda güçlü deneyim, yatırım ve Türkiye’nin potansiyeli</p><p>Pfizer Klinik Araştırmalar Türkiye, Rusya, Kuzey Afrika ve Orta Doğu Klinik Araştırmalar Bölge Kıdemli Direktörü Dr. Gökhan Duman:&nbsp;</p><p>“Klinik araştırmalar, hastaların yenilikçi tedavilere erişimini sağlarken aynı zamanda Türkiye’de bilimsel araştırma ortamının gelişmesine ve araştırmacıların küresel Ar-Ge süreçlerinde daha etkin rol almasına önemli katkı sunuyor. Küresel ilaç Ar-Ge yatırımlarının ağırlıklı olarak ABD ve Avrupa’da yoğunlaştığı bir ortamda, Türkiye’nin endüstri sponsorlu aktif klinik araştırma sayısında dünyada ilk 20 ülke arasında yer alması ve son yıllarda kaydettiği hızlı yükseliş, ülkemizin bu alandaki güçlü potansiyelini açıkça ortaya koyuyor. Pfizer Türkiye olarak 2025 yılında klinik araştırmalara yönelik yatırımlarımız 1,7 milyar TL seviyesine ulaştı. Türkiye’de ilaç Ar Ge’sinin gelişimini ve yüksek kalite standartlarında klinik araştırmalar yürütülmesini desteklemek amacıyla, 2000 yılından bu yana farklı illerde üniversiteler ve akademisyenlerle iş birliği içinde, T.C. Sağlık Bakanlığı onayıyla 39 eğitim programı hayata geçirdik ve 3.500’ün üzerinde araştırmacıya klinik araştırma eğitimi sunduk. Önümüzdeki dönemde de Türkiye’de bilimsel araştırma ortamının güçlenmesine ve yüksek nitelikli klinik araştırmaların sürdürülmesine katkı sağlamaya devam edeceğiz.&nbsp;</p><p>Ankara Bilkent Şehir Hastanesi ile hayata geçirdiğimiz bu iş birliğini son derece değerli buluyor; yenilikçi yaklaşımları ve uluslararası ölçekte değer yaratan çalışmalarıyla öne çıkan bu güçlü kurumla birlikte, bilimsel gelişime katkı sunmayı ve hastalar için daha iyi çözümler üretmeyi kararlılıkla sürdürüyoruz” diye belirtti.</p><p>Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Koordinatör Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Köş: “Türkiye, sahip olduğu güçlü sağlık altyapısı, geniş hasta erişimi ve klinik araştırmalardaki artan başarısıyla önemli bir potansiyele sahip. Özellikle pandemi döneminde ortaya koyduğumuz başarı hem sağlık sistemimizin kapasitesini hem de insan kaynağımızın özverisini net şekilde gösterdi. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi olarak yaklaşık 1,2 milyon metrekarelik alanımız, 4.100 yatak kapasitemiz, 20 bine yakın çalışanımız ve günlük on binlerce hasta başvurumuzla Türkiye’nin en büyük sağlık merkezlerinden biri olarak hizmet veriyoruz. Bu güçlü altyapının, klinik araştırmalar alanında da önemli fırsatlar sunduğuna inanıyoruz. Hastalarımızın yenilikçi tedavilere erişimini desteklemek, araştırma süreçlerini kolaylaştırmak ve bu alanda çalışmak isteyen tüm paydaşlara gerekli desteği sağlamak önceliklerimiz arasında yer alıyor. Bu iş birliğinin hem ülkemiz hem de hastalarımız adına değerli sonuçlar doğuracağına inanıyor, emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz” dedi.</p><p>Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji İdari ve Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Mehmet Ali Nahit Şendur: “Bu iş birliği toplantısıyla bir kez daha gördük ki klinik araştırmalarda güçlü iş birlikleri, hastalar için önemli fırsatlar yaratıyor. Türkiye, son yıllarda klinik araştırmalar alanında artan başarısıyla öne çıkarken, Ankara Bilkent Şehir Hastanesi de açıldığı ilk günden bu yana hem altyapısı hem de süreçlerde sağladığı kolaylıklarla bu alanda öncü bir rol üstleniyor. Pfizer Türkiye ve Ankara Bilkent Şehir Hastanesi arasındaki bu iş birliği sayesinde hastaların yenilikçi tedavilere daha erken erişebilmesi adına önemli bir adım atıyoruz. Özellikle onkoloji başta olmak üzere birçok terapötik alanda klinik araştırmaların, hastalara daha konforlu ve yenilikçi tedavi seçenekleri sunduğunu görüyoruz. Çünkü biliyoruz ki bir ilacın ruhsat almasının ardından hastaların o tedaviye erişmesi yıllar sürebiliyor. Klinik araştırmalar ise hastalara bu fırsatlara çok daha erken ulaşabilme imkânı sağlıyor. Amacımız, hekimlerle birlikte hastaların en yeni tedavi seçeneklerine daha hızlı erişebilmesine katkı sunmak” dedi.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Abdi İbrahim'de üst düzey atama</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahimde-ust-duzey-atama-2270/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahimde-ust-duzey-atama-2270/</id>
<published><![CDATA[2026-05-13T11:10:38+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-13T11:10:38+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_708BEA-0ACCBB-0BF54F-3EFB2B-65CE1F-507F84.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>114 yıldır hayatı iyileştirme vizyonuyla faaliyet gösteren Abdi İbrahim, uluslararası pazarlardaki varlığını güçlendirme ve büyüme fırsatlarını değerlendirme hedefleri doğrultusunda organizasyon yapısını deneyimli liderlerle güçlendirmeye devam ediyor. Bu kapsamda Burak Şen, Abdi İbrahim Uluslararası Pazarlar Pazarlama Direktörü olarak göreve başladı.</p><p></p><p>İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği Bölümü’nden mezun olan Burak Şen, yüksek lisans eğitimini Almanya’da Erlangen-Nürnberg Üniversitesi’nde Uluslararası İşletme alanında tamamladı. Kariyerine Abdi İbrahim’de Ürün Yönetici Adayı olarak başlayan Şen, son olarak Kıdemli Ürün Müdürü olarak görev yaptı. Yaklaşık 7 yıl boyunca Abdi İbrahim’de görev aldıktan sonra Burak Şen, Eli Lilly and Company’de 10 yıl süresince sırasıyla Kıdemli Marka Müdürü, Satış Müdürü, Satış ve Pazarlama Müdürü, Güney Afrika Pazarlama Müdürü ve Türkiye Kıdemli Pazarlama Müdürü görevlerinde bulundu. Son olarak aynı şirketin Yukarı Körfez Bölgesi (Kuveyt ve Katar) operasyonlarına ülke müdürü olarak liderlik ediyordu.</p><p></p><p>Pazarlama, satış ve pazar erişimi alanlarında 17 yılı aşkın deneyime sahip olan Şen, kariyeri boyunca ticari operasyonlar, iş stratejisi ve fonksiyonlar arası iş birliklerinin yönetiminde aktif rol aldı. Farklı pazarlarda ekip yönetimi, operasyonel mükemmeliyet ve sürdürülebilir büyüme alanlarında deneyim kazanan Şen, Abdi İbrahim Uluslararası Pazarlar Pazarlama Direktörü olarak yeni görevinde şirketin yurt dışındaki pazarlama stratejilerinin geliştirilmesi, ticari büyüme hedeflerinin desteklenmesi ve organizasyon yapısının güçlendirilmesinden sorumlu olacak.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Hantavirüslü gemideki 3 Türk ülkeye getirilecek</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/hantaviruslu-gemideki-3-turk-ulkeye-getirilecek-4680/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/hantaviruslu-gemideki-3-turk-ulkeye-getirilecek-4680/</id>
<published><![CDATA[2026-05-10T11:21:47+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-10T11:21:47+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_4043CD-6CE2CE-ED5652-046F7A-223EAA-0F56E5.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Hantavirüs vakası görülen gemideki 3 Türk vatandaşı yarın Türkiye'ye getirilecek.</p><p>Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:</p><p>Uluslararası bir seyahat gemisinde bulunan ve sağlık durumları yakından takip edilen 3 vatandaşımız yarın ülkemize getirilecektir. İlgili uluslararası otoritelerle koordinasyon içinde yürütülen takip sürecinde, vatandaşlarımızda herhangi bir semptom ve hastalık bulgusu olmadığı bildirilmiştir. Ülkemize ulaştıkları andan itibaren, karantinaya alınacak ve sağlık süreçleri Bakanlığımızca titizlikle yürütülecektir.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Nobel İlaçta üst düzey atama</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/nobel-ilacta-ust-duzey-atama-4213/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/nobel-ilacta-ust-duzey-atama-4213/</id>
<published><![CDATA[2026-05-09T10:26:24+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-09T10:26:24+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_399D53-38BE7C-169056-D79978-2AFC82-B9AFAB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Farklı sektörlerde kazandığı deneyimiyle İlker Özer, Nobel İlaç’ın teknoloji temelli inovasyon yaklaşımına paralel olarak dijital dönüşüm stratejilerinin geliştirilmesi ve uygulanmasına liderlik edecek.</p><p>Dijital dönüşüm ve veri odaklı organizasyon yapılarının kurulması ve yönetilmesi konusunda 20 yılı aşkın deneyime sahip olan İlker Özer; teknolojiyi iş hedeflerine entegre eden yaklaşımı sayesinde kurumların sürdürülebilir büyüme yolculuklarına katkı sağlamış, Pulcra Chemicals Group, Tadım Gıda, DB Schenker-Arkas, Samsung Electronics, BSH Ev Aletleri ve Veripark gibi ulusal ve uluslararası ölçekte faaliyet gösteren şirketlerde üst düzey görevler üstlenmiştir.&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Abdi İbrahim'de üst düzey atama</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahimde-ust-duzey-atama-2356/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahimde-ust-duzey-atama-2356/</id>
<published><![CDATA[2026-04-29T08:59:42+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-29T08:59:42+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5EA488-D32AB1-632BD2-370181-DF1E49-AFDAC9.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türk ilaç sektöründe 24 yıldır kesintisiz liderliğini sürdüren Abdi İbrahim, bu güçlü konumunu uluslararası pazarlarda da istikrarlı şekilde devam ettiriyor. Türkiye dışında 19 ülkede kendi organizasyonel yapılanmasıyla faaliyet gösteren şirket, Avrupa Birliği ülkelerinden Kanada’ya, Kuzey Afrika’dan Asya ve Orta Doğu’ya uzanan geniş bir coğrafyada 70’ten fazla ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. Bu doğrultuda şirket, uluslararası pazarlardaki büyümesini destekleyecek iki üst düzey atama gerçekleştirdi.</p><p></p><p>Natasha Poposka: Abdi İbrahim Kuzey Makedonya Ülke Müdürü</p><p></p><p>Eczacılık lisans eğitimini Ss. Cyril ve Methodius Üniversitesi’nde tamamlayan Poposka, işletme alanında yüksek lisans derecesine sahip. Kariyerine GlaxoSmithKline’da başlayan Poposka, burada Satış Müdürü ve Terapötik Alan Lideri olarak görev aldı. Ardından Sandoz’da Reçeteli Ürünler İş Birimi Başkanı, Pazarlama &amp; Portföy Müdürü ve İş Geliştirme Müdürü olarak; Makedonya, Arnavutluk ve Kosova’dan sorumlu rollerde yer aldı. Daha sonra Jaka Nova’da Makedonya Pazarlama ve Satış Direktörü olarak görev yapan Poposka, son olarak Septima Skopje’de Ticaret Direktörü olarak çalışıyordu. Natasha Poposka, Nisan itibarıyla Abdi İbrahim Kuzey Makedonya organizasyonunda Ülke Müdürü olarak göreve başladı. Bu atamayla Abdi İbrahim, yeni operasyonel yapılanmasını hayata geçirdiği Kuzey Makedonya pazarında faaliyetlerine başlarken, Balkanlar’daki varlığını ve etkinliğini daha da güçlendirmeyi hedefliyor.</p><p></p><p>Wael Okasha: Birleşik Arap Emirlikleri Ülke Müdürü</p><p></p><p>Helwan Üniversitesi Ticaret Bilimleri Bölümü mezunu olan Okasha, kariyerine iş geliştirme ve finans alanlarında başladı. Route, Acuman ve General Motors’taki deneyimlerinin ardından Sandoz’a geçti. Sandoz bünyesinde sırasıyla Mısır İş Planlama ve Analiz Müdürü, MENA Bölgesi İş Planlama ve Analiz Müdürü, Orta Doğu Mali İşler Direktörü (CFO) ve BAE &amp; Kuveyt İş Birimi Başkanı olarak çalıştı. Son olarak PromoPharma’da Dubai &amp; BAE Genel Müdürü olarak çalışan Okasha, Abdi İbrahim BAE organizasyonunda Ülke Müdürü olarak görevine başladı.</p><p></p><p>Her iki ülke müdürü de sorumlu oldukları pazarlarda Abdi İbrahim’in büyüme hedefleri doğrultusunda ticari faaliyetlerin geliştirilmesi ve organizasyonun güçlendirilmesinden sorumlu olacak.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Hashimoto hastalığından korunmanın 9 önemli kuralı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/hashimoto-hastaligindan-korunmanin-9-onemli-kurali-913/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/hashimoto-hastaligindan-korunmanin-9-onemli-kurali-913/</id>
<published><![CDATA[2026-04-28T09:04:17+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-28T09:04:17+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_E60350-58E3B5-AA2795-04CD3B-DF23E8-9D20B1.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Hashimoto tiroiditi, uzun süre belirti vermeden ilerlediği için hastalar yaşamlarının uzun bölümünde bu hastalıkla yaşamak zorunda kalabiliyor. Sinsi bir şekilde ilerlediği için genellikle tiroid tembelliği olarak bilinen hipotiroidiye yol açabiliyor. Toplumda oldukça yaygın görülen ve tiroid hastalıklarının başında gelen Hashimoto tiroiti (kronik otoimmün tiroidit) farkındalık eksikliği nedeniyle geç tanı alan hastalıkların başında geliyor. Bu nedenle erken tanı için farkındalık büyük önem taşıyor. Memorial Bodrum Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. İbrahim Şahin, Hashimoto hastalığı hakkında önemli bilgiler verdi.</p><p></p><p>Halsizlik, yorgunluk ve üşüme bu hastalığın belirtisi olabilir</p><p></p><p>Bağışıklık sistemi tarafından üretilen ve en önemlisi Anti-TPO olan antikorlar, tiroid bezini yabancı olarak algılar ve hasara uğratır. Bu süreçte tiroid hücreleri zamanla zarar görür, bez küçülür ve fonksiyon kaybı gelişir. Hastalık genellikle yavaş ve sinsi ilerler. Erken dönemde belirtiler hafif olabilir ve başka hastalıklarla karıştırılabilen hastalığın en sık görülen belirtileri şunlardır:&nbsp;</p><p>•	Halsizlik ve yorgunluk</p><p>•	Üşüme</p><p>•	Kilo alma</p><p>•	Kabızlık</p><p>•	Saç dökülmesi</p><p>•	Cilt kuruluğu</p><p>•	Konsantrasyon güçlüğü&nbsp;</p><p>•	Motivasyon düşüklüğü</p><p></p><p>Hashimoto tiroiditi, ilerleyen dönemlerde şu belirtilerle kendisini gösterebilir:&nbsp;</p><p></p><p>•	Ses kalınlaşması</p><p>•	Yüzde şişlik</p><p>•	Adet düzensizliği</p><p>•	Nabızda yavaşlama</p><p>•	Kaş dökülmesi</p><p>•	Nedensiz kilo artışı ve halsizlik</p><p>•	Depresif ruh hali</p><p>•	Adet düzensizliği veya kısırlık</p><p>•	Ailede tiroid hastalığı öyküsü</p><p></p><p>Erken teşhis kalp damar hastalığı riskini de azaltabiliyor</p><p>Erken teşhis, Hashimoto hastalığının yönetiminde kritik bir rol oynar. Zamanında tanı konulduğunda hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir ve hipotiroidi gelişmeden hasta düzenli olarak izlenebilir. Ayrıca erken müdahale ile kalp ve damar hastalıkları riski azaltılabilir, metabolizma ve üreme sağlığı korunabilir. Özellikle gebelik planlayan ya da gebe olan kadınlarda erken teşhis, hem anne hem de bebek sağlığı açısından önemli avantajlar sağlar</p><p></p><p>Hastaya özel tedavi ömür boyu sürebilir</p><p>Hashimoto hastalığında tedavisi eksik olan tiroid hormonunun yerine konmasına dayanır. Bu tedavi kişiye özel olarak planlanır ve çoğu hastada uzun süreli, genellikle ömür boyu devam eder. Vitamin ve mineral kullanımı ise her hasta için rutin olarak önerilmez. Ancak eksiklik saptanması durumunda D vitamini, B12, selenyum, çinko ve demir gibi destekler mutlaka doktor kontrolünde kullanılmalıdır. Genel olarak Hashimoto hastalığı, erken tanı ve düzenli takip ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Uygun tedavi ve sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde hastaların yaşam kalitesi korunabilir.</p><p></p><p>Sebze ağırlıklı beslenmek Hashimoto tiroidi riskini azaltır</p><p>Hashimoto tiroiditi hastalığı uzman doktor kontrolünde yaşam değişikleriyle kontrol altına alınabilir. Glutensiz diyet yaklaşımı her hastada gerekli olmayabilir. Çölyak hastalığı varsa uygulanmalıdır. Bazı hastalarda gluten duyarlılığı bulunabilir. Hastalıktan korunmak için bu öneriler etkili olabilmektedir:&nbsp;</p><p></p><p>1.	Sebze ağırlıklı beslenmek</p><p>2.	Yeterli protein ve sağlıklı yağ tüketmek</p><p>3.	İşlenmiş gıdalardan kaçınmak</p><p>4.	Aşırı iyot tüketiminden uzak durmak</p><p>5.	Şeker ve rafine karbonhidratları azaltmak</p><p>6.	Tütün ve ürünlerini kullanmamak</p><p>7.	Stres yönetimine dikkat etmek&nbsp;</p><p>8.	Düzenli uyku alışkanlığı oluşturmak</p><p>9.	Gereksiz takviyelerden kaçınılmak</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">65 yaş üstü için aşılar hayati önem taşıyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/65-yas-ustu-icin-asilar-hayati-onem-tasiyor-9335/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/65-yas-ustu-icin-asilar-hayati-onem-tasiyor-9335/</id>
<published><![CDATA[2026-04-23T12:06:51+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-23T12:06:51+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B63A73-A6244E-D57005-E72681-FBDE55-F540E2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Yaşamın bazı dönemleri enfeksiyonlar açısından daha yüksek risk taşır. Özellikle ileri yaşta, “kırılgan” olarak tanımlanan; yani çoklu hastalıkları bulunan ve genel sağlık durumu daha hassas olan bireylerin bağışıklık sistemi daha zayıf çalışır. Yaşlanma süreciyle birlikte ortaya çıkan bu durum, diyabet, kalp hastalıkları, KOAH ve kalp yetmezliği gibi kronik hastalıkların da etkisiyle enfeksiyonların daha sık ve ağır seyretmesine de neden olur.&nbsp;&nbsp;</p><p>Aşıların bir kısmı ömür boyu koruyuculuk sağlamadığı için, özellikle 65 yaş sonrasında belirli aşıların düzenli aralıklarla tekrarlanması büyük önem taşır.</p><p></p><p>65 yaş sonrasında yılda en az bir kez geriatri değerlendirmesi öneriliyor&nbsp;&nbsp;</p><p></p><p>Akademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, geriatrinin yalnızca hastalıkları değil, bireyin genel sağlık durumu ve yaşam kalitesini bütüncül olarak ele aldığını belirterek şunları söyledi: “65 yaş sonrasında demans (bunama), depresyon, osteoporoz (kemik erimesi), idrar kaçırma, malnütrisyon (yetersiz beslenme) ve sarkopeni (kas kaybı) gibi sağlık sorunlarının görülme sıklığı artmaktadır. Bu sorunlar yaşlanmanın doğal bir parçası olarak kabul edildiği için dile getirilemeyebilir. Bu nedenle hiçbir şikâyeti olmasa bile her yaşlı bireyin yılda en az bir kez geriatri değerlendirmesinden geçmesini öneriyoruz. Bu yaklaşım hem geriatrik sendromların erken dönemde fark edilmesini hem de koruyucu hekimlik uygulamalarının hayata geçirilmesini sağlar. Örneğin kemik erimesi (osteoporoz) taraması 65 yaş üzerindeki tüm kadınlara, 70 yaş üzerindeki tüm erkeklere önerilmektedir. Bunun yanında aşılar ve kanser taramaları gibi koruyucu sağlık uygulamaları da sağlıklı yaşlanmanın vazgeçilmez bir parçasıdır” diye konuştu.&nbsp;</p><p></p><p>Yaşlanan nüfusta aşılamanın önemi artıyor</p><p>“Aşılar, hastalıkları ortaya çıkmadan önleyerek bireysel ve toplumsal sağlığın korunmasında hayati bir rol oynar. Türkiye, aşılama alanında önemli başarılar elde etmiş bir ülke olup, toplumsal bağışıklama sayesinde birçok hastalığın görülme sıklığı da belirgin şekilde azalmıştır. Ayrıca aşılar, tedavi maliyetlerini önleyerek sağlık sistemine ekonomik katkı sağlar” diye belirten Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, sözlerine şöyle devam etti: “Ben bir geriatri uzmanı olarak özellikle yaşlı nüfusa vurgu yapmak isterim. Aşılar çoğunlukla çocukluk dönemiyle ilişkilendirilse de aslında her yaş grubunda koruyucu sağlık açısından son derece önemli bir yere sahiptir. Özellikle yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte geriatrik grupta aşılama çok daha kritik hale gelmiştir.”</p><p></p><p>Aşılar yaşlılıkta sadece enfeksiyonu değil, komplikasyonları da önler</p><p>Yaşla birlikte bağışıklık sisteminde doğal bir zayıflama meydana geldiğini belirten Halil, diyabet, kalp hastalıkları ve KOAH gibi kronik hastalıkların da enfeksiyon riskini artırdığını ifade etti. Aşılar, hastalıkları tamamen engellemese bile çok daha hafif geçirilmesini sağlar. Örneğin zatürre aşısı yapılmamış bir yaşlı bireyde enfeksiyon ağır seyredebilir, hastaneye yatış ve yoğun bakım ihtiyacı doğabilir. Aşılanan bireylerde ise hastalık çoğu zaman daha hafif klinik tabloyla atlatılabilmektedir. Ayrıca enfeksiyonlara bağlı hastane yatışlarının yalnızca akut hastalıkla sınırlı kalmadığını belirten Akademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Meltem Gülhan, uzun süreli hareketsizliğin kas kaybı, düşme ve bağımlılık riskini artırdığına dikkat çekti.</p><p></p><p>Solunum yolu enfeksiyonları ileri yaşta daha ağır seyrediyor</p><p>Bazı aşıların yılın her döneminde yapılabildiğini, ancak özellikle solunum yolu viral enfeksiyonları açısından belirli riskli dönemler bulunduğunu belirten Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, aşılama zamanlamasının önemine dikkat çekti: “İleri yaş grubunda influenza (grip), RSV ve pnömokok gibi etkenler ciddi solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabilir. İnfluenza ve RSV enfeksiyonları özellikle sonbahar aylarından itibaren artar, kış mevsiminde ise en yüksek seviyeye ulaşır. Bu nedenle bu dönemler, özellikle riskli gruplarda aşılama açısından kritik önem taşır. Buna karşılık tetanos, zona, hepatit ve pnömokok gibi bazı aşılar mevsimden bağımsız olarak yılın herhangi bir döneminde uygulanabilmektedir.”&nbsp;</p><p>İleri yaş grubunda solunum yolu enfeksiyonlarının viral ve bakteriyel olarak iki ana grupta değerlendirilebileceğini ifade eden Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, “Viral enfeksiyonlar arasında influenza, RSV ve kısmen devam eden COVID-19 enfeksiyonlarını sayabiliriz. Ancak özellikle influenza ve RSV, ileri yaşta en sık ve en önemli solunum yolu viral enfeksiyonları olarak öne çıkmaktadır” dedi.</p><p>Bakteriyel enfeksiyonlar açısından en önemli etkenin pnömokok bakterisi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, “Pnömokok, yaşlı bireylerde zatürreye en sık neden olan bakterilerden biridir. Bazı durumlarda enfeksiyon akciğerle sınırlı kalmayıp kana karışarak tüm vücuda yayılabilir. Bu durum ‘invaziv pnömokok hastalığı’ olarak tanımlanır ve ileri yaşta daha sık görülür. Özellikle kırılgan yaşlı olarak tanımladığımız; çoklu hastalığı olan, beslenme durumu bozulmuş, kas kaybı gelişmiş ve bakım ihtiyacı artmış bireylerde bu enfeksiyonlar çok daha ağır seyretmektedir” ifadelerini kullandı.</p><p>Bu hasta grubunda enfeksiyonların yalnızca daha ağır seyretmediğini; hastane yatış, yoğun bakım ihtiyacı ve solunum desteği gereksiniminin de belirgin şekilde arttığını söyleyen Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, yaşlanmayla birlikte bağışıklık sisteminde doğal bir zayıflama olduğunu hatırlatarak diyabet, KOAH, astım ve kalp yetmezliği gibi kronik hastalıkların tabloyu daha da ağırlaştırdığını vurguladı.</p><p>RSV ve pnömokok ileri yaşta ciddi risk oluşturuyor</p><p>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, solunum yolu enfeksiyonlarına ilişkin verileri de paylaşarak RSV enfeksiyonlarında ileri yaş yetişkinlerde semptomatik hastalık oranının yüzde 3–7 arasında değiştiğini, bu hastaların yaklaşık üçte birinin tıbbi tedavi gerektirdiğini ifade etti ve ekledi: “Tedavi edilenlerin yaklaşık yüzde 10’u hastaneye yatırılıyor, hastaneye yatan hastalarda ise yüzde 10–15 oranında yoğun bakım ihtiyacı gelişiyor, mortalite (ölüm oranı) ise yaklaşık yüzde 5 düzeyinde seyrediyor.”&nbsp;</p><p>Pnömokok enfeksiyonlarının da benzer şekilde ağır seyredebileceğini belirten Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, TÜİK 2024 verilerine göre solunum sistemi hastalıklarının ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer aldığını, pnömoninin ise tek başına yaklaşık 40 bin ölümle önemli bir yük oluşturduğunu söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Viral enfeksiyonlar zaman zaman bakteriyel enfeksiyonlarla komplike hale gelebiliyor. Bu durum yaşlı hastalarda daha sık görülüyor. Özellikle diyabet, KOAH ve kalp hastalıkları gibi kronik hastalıklar bağışıklık sistemini farklı mekanizmalarla etkilediği için enfeksiyon riskini artırıyor. Bu hastalıkların yaşlılıkla birlikte daha sık görülmesi, enfeksiyonlara karşı en önemli risk üçlüsünü oluşturuyor.”</p><p></p><p>Kafa karışıklığı, ani davranış değişiklikleri veya düşme gibi durumlara dikkat&nbsp;</p><p>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil: “İleri yaş grubunda enfeksiyonların her zaman klasik belirtilerle ortaya çıkmadığını, ateş, öksürük ve balgam gibi tipik bulguların her zaman görülmeyebildiğini vurgulayarak, bunun yerine deliryum (kafa karışıklığı), dikkat ve oryantasyon bozukluğu, bilinçte dalgalanmalar ve hatta halüsinasyonlar gibi atipik bulguların ön planda olabileceğini söyledi. Bunun yanı sıra ani düşmelerin de enfeksiyonun ilk işareti olabileceğine dikkat çekti. Bu atipik tablo nedeniyle tanı ve tedavide gecikmeler yaşanabildiğini belirten Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, hastaların sağlık kuruluşlarına başvurduğunda daha ağır klinik durumlarla karşılaşılabildiğini ifade etti. Özellikle COVID-19 döneminde yaşlı bireylerin klasik solunum yolu bulguları yerine düşme veya bilinç değişikliği gibi şikâyetlerle başvurduğunun sıkça gözlemlendiğini hatırlattı.</p><p>Bu nedenle yaşlı bireylerin yakınlarının, genel durumdaki en küçük değişiklikleri bile dikkatle takip etmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Halil, kafa karışıklığı, ani davranış değişiklikleri veya düşme gibi durumların mutlaka ciddiye alınması ve tıbbi değerlendirme gerektirdiğini belirtti.</p><p></p><p>Aşılama, yaşlı bireylerde ağır hastalık riskini azaltıyor</p><p>“Bazen viral enfeksiyonlar tabloya tek başına başlamıyor; üzerine bakteriyel enfeksiyonlar eklenerek hastalığın seyri ağırlaşabiliyor. Bunu özellikle yaşlı hastalarda sık görüyoruz. Örneğin RSV ya da influenza (grip) geçiren bir bireyde, sonrasında ikincil bakteriyel enfeksiyon gelişmesi klinikte karşılaştığımız önemli durumlardan biridir” diye belirten Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, sözlerine şöyle devam etti: “Yaşlı hastalarda diyabet sıklığının yaklaşık yüzde 45’e ulaştığını görüyoruz. Yaklaşık her iki yaşlı bireyden birinde diyabet olduğu anlamına geliyor ve diyabet bağışıklık sistemini en çok etkileyen kronik hastalıkların başında geliyor. Bunun yanında KOAH akciğer yapısını bozarak, kalp hastalıkları ise genel sağlık durumunu etkileyerek enfeksiyonlara karşı direnci azaltıyor. Diyabet, KOAH ve kalp hastalıklarının yaşlılıkla birlikte sık görülmesi, enfeksiyonlar açısından önemli bir risk üçlüsünü oluşturuyor.”</p><p>Aşılamanın bu noktadaki rolüne dikkat çeken Prof. Dr. Halil, “Aşılar, bu hastalıkların ortaya çıkmasını tamamen engellemese de hastalığın çok daha hafif geçirilmesini sağlayabilir. Örneğin zatürre aşısı yapılmamış bir yaşlı bireyde enfeksiyon ağır seyrederek hastaneye yatış, hatta yoğun bakım ihtiyacı doğurabilirken; aşılı bireylerde hastalık çoğu zaman daha hafif klinik tabloyla atlatılabilmektedir” dedi.</p><p></p><p>Aşılanma, 65 yaş üstünde enfeksiyonlardan korunma ve hastalığın hafif seyri açısından kritik</p><p>“65 yaş üstü bireyler, tıpkı çocukluk çağındaki gibi özel bir grup olarak değerlendirilmelidir” diyen Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, bu yaş grubunda bağışıklık sisteminin zayıfladığını ve eşlik eden kronik hastalıkların arttığını belirtti. Bu nedenle enfeksiyonların daha ağır ve atipik seyredebileceğine dikkat çekerek,&nbsp; 65 yaş üstü bireylerin hem enfeksiyonlardan korunmak hem de hastalığı daha hafif atlatabilmek için düzenli olarak aşılanması gerektiğini vurguladı.</p><p>“Hayatın belirli dönemlerinde belirli aşıların yapılması büyük önem taşıyor. Bu nedenle bireylerin doktora başvurduklarında aşı önerilerini özellikle sormaları gerekir” diyen Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, yoğun klinik tempo nedeniyle hekimlerin zaman zaman aşılamayı gözden kaçırabileceğini, bu noktada hastanın ‘Hangi aşıları yaptırmalıyım?’ sorusunu sormasının önemli bir hatırlatıcı olacağını ifade etti. Özellikle huzurevi ve bakım evi gibi toplu yaşam alanlarında enfeksiyon riskinin çok daha yüksek olduğuna dikkat çekti.&nbsp;</p><p>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil sözlerini şöyle tamamladı: “65 yaş üstü bireylerin, hekimlerine başvurduklarında mutlaka aşılanma programı hakkında bilgi almaları ve önerilen aşıları zamanında yaptırmaları büyük önem taşımaktadır.”</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Wellcare, 'yaşamayı sevicen' yaklaşımını bir adım daha ileri taşıdı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/wellcare-yasamayi-sevicen-yaklasimini-bir-adim-daha-ileri-tasidi-8227/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/wellcare-yasamayi-sevicen-yaklasimini-bir-adim-daha-ileri-tasidi-8227/</id>
<published><![CDATA[2026-04-21T02:38:11+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-21T02:38:11+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_98316D-71DECC-F88BAB-B0EDA9-FBDC80-5658BE.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Sağlık anlayışının hızla dönüşüm geçirdiği bir dönemde, iyi yaşam kavramı da yeniden tanımlanıyor. Artık yalnızca hastalık anında devreye giren çözümler değil; yaşam kalitesini sürekli destekleyen, günlük rutine uyum sağlayan ve bireyin kendini iyi hissetmesine katkı sunan yaklaşımlar öne çıkıyor. Bu dönüşümün merkezinde yer alan Wellcare, yeni bakış açısını üç farklı ve inovatif ürünü olan Wellcare Seramid Kompleks, Wellcare Bromelain Trio ve Wellcare NeuroGo üzerinden somutlaştırdı.</p><p>Sağlıkta odak değişiyor: Tedaviden yaşam yönetimine</p><p>Swissotel The Bosphorus İstanbul’da gerçekleştirilen lansmanda Wellcare’in üç yeni inovatif ürünü olan Wellcare Seramid Kompleks, Wellcare Bromelain Trio ve Wellcare NeuroGo tanıtılırken yapılan değerlendirmelerde, sağlık sistemlerinin giderek daha proaktif bir yapıya evrildiği vurgulandı. Koruyucu sağlık yaklaşımı, erken müdahale ve yaşam kalitesinin sürdürülebilir şekilde desteklenmesi, sektörün temel başlıkları arasında yer alıyor.</p><p>İLKO İlaç Genel Müdürü Hatice Öncel, bu dönüşümün yalnızca bir trend değil, sağlık ekosisteminin yeni normali olduğunu belirterek, şirketin faaliyetlerini konvansiyonel ilaç, biyoteknoloji ve tüketici sağlığı olmak üzere üç ana eksende yapılandırdığını ifade etti. Lansmanın açılış konuşmasını yapan Öncel, sözlerini şöyle sürdürdü:</p><p>“Wellcare markamız altındaki çalışmalarımızı farklı kılan en önemli unsur arkasındaki güçlü ilaç kültürü ve farmasötik bilgi birikimidir. Biz ürünlerimizi yalnızca bir tüketici ürünü yaklaşımıyla değil, farmasötik teknoloji, bilimsel veri ve ilaç Ar-Ge perspektifiyle geliştiriyoruz. Bugün lansmanını gerçekleştirdiğimiz üç yeni ürünümüz tam olarak bu yaklaşımın bir sonucu olarak ortaya çıktı. Bilimsel temele dayanan, sağlıklı yaşamı destekleyen ve gerçekten fark yaratmayı hedefleyen ürünler. Önümüzdeki dönemde de sağlıklı yaşam ve longevity alanındaki çalışmalarımızı daha ileri taşıyarak katma değerli ve yenilikçi ürünleri kullanıma sunmaya devam edeceğiz. Bu alanda çok daha iddialı olacağımızı özellikle ifade etmek isterim.”</p><p>İyi yaşam artık gündelik hayatın bir parçası</p><p>Lansmanın moderatörlüğünü üstlenen Oylum Talu ise konuşmasında, sağlığın artık “ihtiyaç anına” sıkışan bir kavram olmadığını, günlük hayatın akışı içinde sürekli desteklenmesi gereken bir denge haline geldiğini vurguladı. Tüketici davranışlarının da bu yönde değiştiğini belirten Talu,&nbsp;</p><p></p><p>‘Kullanıcılar artık yalnızca ürünün ne işe yaradığını değil, yaşamlarına nasıl dokunduğunu ve kendilerinde nasıl bir karşılık bulduğunu sorguluyor’ dedi.&nbsp;</p><p>Güzellik anlayışı içeriden destekleniyor</p><p>Etkinliğin ilk bölümünde tanıtılan Wellcare Seramid Kompleks; saç, cilt ve tırnak sağlığını tek bir yapı altında ele alan formülüyle öne çıktı. Seramid, silisyum, resveratrol, çinko, bakır, biyotin gibi çeşitli vitamin-mineral bileşenlerini bir araya getiren ürün, normal saç, tırnak ve cilt fonksiyonlarını destekleyen yaklaşımıyla dikkat çekti. Ecz. Ece Bayram Çayırlı, son dönemde kombine ve bilimsel olarak desteklenmiş formüllere sahip ürünlerin daha fazla tercih edildiğini belirtti.</p><p>Metabolizma ve yaşam temposu arasındaki denge</p><p>Günümüz yaşam tarzının getirdiği yoğunluk, beslenme alışkanlıkları ve stres faktörleri, metabolizma üzerinde doğrudan etkili oluyor. Bu noktada tanıtılan Wellcare Bromelain Trio, fonksiyonel içerik yaklaşımıyla öne çıkan ürünlerden biri olarak konumlandı. Metabolizma ve hücresel dengeye yönelik değerlendirmelerde bulunan Dr. Dyt. Çağatay Demir, bu tür içeriklerin günlük yaşam temposuna uyum sağlayan destekler sunduğunu ifade etti. Bromelain, kuersetin ve krom içeriğiyle dikkat çeken ürünün, pratik bir kullanım avantajı sağladığı aktarıldı.</p><p>Dikkate değer yeni ürün: NeuroGo</p><p>Etkinliğin son bölümünde tanıtılan Wellcare NeuroGo ise sinir sisteminin normal işleyişine destek olmayı hedefliyor.&nbsp; Sitikolin, Fosfatidilserin, Magnezyum L- Treonat, Gingko Biloba Ekstresi, Vitamin B6, Vitamin B12 içeren ve tablet form olarak sunulan ürünün farklı kullanım alışkanlıklarına hitap ettiği aktarıldı. Dr. Melek Vuslat Özdoğan, günümüzde dikkat süresinin kısalması ve zihinsel yükün artmasının, bu alandaki destekleri daha görünür hale getirdiğini ifade etti.</p><p>Tek başına değil, bütün olarak sağlık</p><p>Lansman boyunca yapılan sunumlar, sağlığın artık parçalı değil bütünsel bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini ortaya koydu. Cilt sağlığı, metabolizma, enerji ve sinir sistemi gibi farklı başlıkların aslında aynı bütünün parçaları olduğu vurgulandı. Wellcare’in yeni ürünlerinin de bu bütünsel bakış açısıyla geliştirildiği belirtilirken, markanın önümüzdeki dönemde günlük yaşamla uyumlu, bilimsel temelli çözümler sunmaya devam edeceği ifade edildi.&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Sandoz İhracat Şampiyonları Listesinde üçüncü sırada</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/sandoz-ihracat-sampiyonlari-listesinde-ucuncu-sirada-7643/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/sandoz-ihracat-sampiyonlari-listesinde-ucuncu-sirada-7643/</id>
<published><![CDATA[2026-04-21T02:19:09+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-21T02:19:09+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_F531EA-9E12E0-D1A216-6C5C16-57D06B-40F1EC.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin (İKMİB) 2025 yılı İKMİB İhracatın Yıldızları Ödül Töreni, Hilton Mall of İstanbul Convention Center’da gerçekleşti. 2025 yılı rakamlarına göre ilaç kategorisinde Sandoz Türkiye bu yıl 110 milyon doların üzerindeki ihracat rakamıyla üçüncü sırada yer aldı.&nbsp; &nbsp;</p><p>Sandoz META Bölgesi ve Türkiye Ülke Başkanı Cengiz Zaim, yaptığı açıklamada şunları söyledi: “70. yılımızı kutladığımız 2025’te Türkiye’ye bağlılığımızı bu ödül ile ayrıca taçlandırmaktan mutluluk duyuyoruz” diyerek şöyle devam etti: “Uzun yıllardır yer aldığımız bu listedeki yerimizi her sene pekiştiriyoruz. Zorlu pazar koşullarına rağmen 2025 sonu ihracat rakamımız 110 milyon doların üzerine çıktı. Bu kesintisiz başarıda emeği olan tüm çalışanlarımıza teşekkür ederiz. Dünya genelindeki 18 üretim merkezi en büyük üç tesisimizden biri olarak yer alan Gebze fabrikamızda üretilen ilaçlarımız, Kanada ve İngiltere’nin de aralarında bulunduğu 60’tan fazla ülkede hastalara ulaşıyor.</p><p>Şirketin yakın dönemde gerçekleştirilen son yatırımının da ABD pazarına giriş açısından kritik öneme sahip FDA onay süreciyle paralel ilerlemesi bekleniyor.</p><p>Sandoz Gebze Üretim Tesisi Başkanı Didem Gelen yaptığı açıklamada, ‘Gebze tesisimiz, Sandoz’un global üretim ağı içinde stratejik konumuyla ilk üç tesis içinde yer alıyor ve milyonlarca hastanın tedaviye erişimini destekliyor. Son dönemdeki 80 milyon dolarlık yatırımımızla kapasitemizi 15 milyar tablete çıkarma yolunda ilerlerken hem Türkiye’nin ihracat gücünü artırıyor hem de dünya genelinde daha fazla hastaya ulaşmayı hedefliyoruz” dedi.</p><p>Küresel ölçekte erişilebilir sağlık ve sosyal etki&nbsp;</p><p>Sandoz, eşdeğer ve biyobenzer ilaç alanında küresel ölçekte faaliyet gösteren öncü şirketler arasında yer alıyor. 1886 yılında İsviçre’de kurulan şirket, 2026 yılında 140. yılını kutluyor. Her yıl yaklaşık 900 milyon hastaya ulaşan Sandoz, mevcut 11 biyobenzer ürünü ve önümüzdeki yıllarda pazara vereceği 27 yeni biyobenzer ilaç adayı ile bu alanda dünyada en fazla yatırım yapan şirketi konumunda bulunuyor. 2027’yi Altın Çağının başlangıcı olarak nitelendirirken, dünyada ve Türkiye’deki etkisini 2 katına çıkartmayı hedefliyor.</p><p></p><p>Şirket, küresel vizyonunu “hastaların tedaviye erişimini artırmak” mottosu etrafında şekillendirirken, sürdürülebilir sağlık sistemlerinin anahtarı olarak nitelendirdiği biyobenzer ilaçları yatırım stratejisinin odak noktasında konumluyor.&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Zade Vital,  DİJİSAG 2026'nın ilgi odağı oldu</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/zade-vital-dijisag-2026nin-ilgi-odagi-oldu-4183/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/zade-vital-dijisag-2026nin-ilgi-odagi-oldu-4183/</id>
<published><![CDATA[2026-04-16T09:00:11+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-16T09:00:11+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_DF38B7-B1DA43-1A70B1-634F8F-89BDE3-D6B380.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>“Geleceğe değer üretmek” mottosu ile 9 farklı sektörde faaliyet gösteren ve Halil İbrahim Bacacı’nın Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Bacacı Yatırım Holding şirketlerinden Zade Vital, İstanbul’da düzenlenen ve eczacı ile hekimlerin katıldığı DİJİSAG Kongresi’nde, Bacacı Yatırım Holding Pazarlama İcra Kurulu Üyesi Pelin Erkıralp ve Zade Vital Genel Müdürü Hakan Keleş’in de katılımıyla yer aldı. Sağlık sektörüne ışık tutan bu önemli platformda Zade Vital, bilimsel yaklaşımı ve yenilikçi ürün portföyü ile dikkatleri üzerine çekti.</p><p>Bilimsel yaklaşım ve kalite odağında portföyünü geliştirmeye devam ediyor</p><p>Zade Vital’in kongredeki standında sektör profesyonelleri ile tanıştırdığı yenilikçi ürünlerinin özellikle fonksiyonel faydaya ve Zade Vital kalite güvencesine odaklanan bilinçli bir kitleye yönelik olduğunu aktaran Bacacı Yatırım Holding Pazarlama İcra Kurulu Üyesi Pelin Erkıralp, çörek otu yağı, omega 3, koenzim Q10 ve selenyum içeren yenilikçi ürünleri Lipero’nun, portföylerinde öne çıktığını belirtirken; son dönemin trend etken maddesi Bromelain ve farklılaşan kapsül yapısıyla Ceramides’in de içerikleriyle dikkat çeken diğer lansman ürünleri arasında yer aldığını aktardı.</p><p>Kongrenin bulundukları sektör açısından önemine değinen Zade Vital Genel Müdürü Hakan Keleş ise şu bilgileri verdi: “Dijisag kongresi, sağlık profesyonelleri ile doğrudan temas kurduğumuz ve sahadan güçlü içgörüler aldığımız önemli bir platform. Zade Vital olarak bilimsel yaklaşımımız ve kalite odağımızla portföyümüzü sürekli geliştirmeye, yenilikçi ürünlerle zenginleştirmeye ve bütüncül bir değer sunmaya devam edeceğiz.”</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Sağlık sektöründe güç birliği</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/saglik-sektorunde-guc-birligi-2801/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/saglik-sektorunde-guc-birligi-2801/</id>
<published><![CDATA[2026-04-14T09:43:07+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-14T09:43:07+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_1EF47F-3F3F63-5C4F48-3C847D-629484-7C7ABB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Kupix Pharma olarak Es Health Pharma Kurucusu olan Eray Sonat ile el sıkışan Sayın Mutaf büyük hedeflerle yola çıktıklarını açıkladı.&nbsp;</p><p>Bu güçlü iş birliği ile birlikte; sağlık ve iyi yaşam alanında yenilikçi ve iddialı ürünlerin hayata geçirilmesi planlanıyor. Sağlık sektöründe kalite ve güveni ön planda tutan ikili önümüzdeki günlerde hem Türkiye’de hem de uluslararası pazarda söz sahibi olmayı hedefliyor.&nbsp;</p><p>Yeni prolejeler ile adlarından çokça söz ettirecek olan ortaklığı takviye ilaç dünyasında dengeleri değiştirmeye hazırlanıyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Genç yetenekleri iş hayatına hazırlıyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/genc-yetenekleri-is-hayatina-hazirliyor-2821/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/genc-yetenekleri-is-hayatina-hazirliyor-2821/</id>
<published><![CDATA[2026-04-14T02:21:55+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-14T02:21:55+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5667D0-95AC7B-8001A2-BE5428-CB8B67-AEB9D6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, Roche İlaç Türkiye, lisans öğrencilerine yönelik yapılandırılmış erken kariyer programı Roche Ready ile genç yeteneklerin profesyonel hayata güçlü bir başlangıç yapmasını hedefliyor.</p><p></p><p>Bir yıl sürecek kapsamlı staj programı, katılımcılara gerçek iş deneyimi kazanma, öğrenme odaklı projelerde yer alma ve mentörlük desteğiyle gelişim imkanı sunuyor. Programı başarıyla tamamlayanlar ise Roche'ta kariyerlerine devam etme fırsatı elde edebiliyor.</p><p></p><p>"Kariyer yolculuğuna Roche Ready ile başla!" mottosuyla hayata geçirilen program, şirketin erken dönem yetenek yaklaşımının ilk adımını oluşturuyor.</p><p></p><p>Söz konusu yapı, staj programını kapsayan Ready, yeni başlayanlara yönelik oryantasyon süreci "Rise" ve liderlik gelişimine odaklanan "Shine" programlarıyla genç yeteneklerin kariyer yolculuğunu uçtan uca destekleyen bütüncül bir gelişim modeli sunuyor.</p><p></p><p>Başvuruların ardından kısa listeye kalan adaylar, Maslak Uniq ofisinde düzenlenen etkinlikte Roche kültürünü yakından tanıma ve farklı ekiplerle buluşma fırsatı bulurken, kariyer yolculuklarına yön verecek ilham verici bir deneyim yaşadı.</p><p></p><p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Roche İlaç Türkiye İnsan ve Kültür Lideri Banu Gülsün, Roche'ta insan odaklı bir kültürle hareket ettiklerini ve genç yetenekleri yalnızca geleceğin profesyonelleri olarak değil, aynı zamanda geleceğin liderleri olarak konumlandırdıklarını belirtti.</p><p></p><p>Gülsün, erken kariyer dönemini kişilerin potansiyelinin ortaya çıktığı ve yönünü bulduğu kritik bir eşik olarak değerlendirdiklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:</p><p></p><p>"Roche Ready ile öğrencilerin iş hayatıyla erken dönemde gerçek bir bağ kurmasını hedefliyoruz. Program, gerçek proje deneyimi, mentörlük ve öğrenme fırsatlarıyla gençlerin sorumluluk alabilecekleri bir gelişim alanı sunuyor. Bu süreçte adaylar, kendilerini deneyimleyebilecekleri bir ortam bulurken, program sonunda gösterdikleri performans doğrultusunda Roche'ta kariyerlerine devam etme şansı yakalıyorlar. Bu deneyimin, gençlerin kendi potansiyellerini daha net görmelerine ve kariyerlerini daha bilinçli şekilde şekillendirmelerine katkı sağladığına inanıyoruz. Aynı zamanda bu yaklaşımın, sağlık ekosistemine değer katacak güçlü bir insan kaynağının yetişmesine olanak tanıyacağını düşünüyoruz."</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Modern erkek bakımının yeni yüzü Stmnt Türkiye'de…</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/modern-erkek-bakiminin-yeni-yuzu-stmnt-turkiyede-8327/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/modern-erkek-bakiminin-yeni-yuzu-stmnt-turkiyede-8327/</id>
<published><![CDATA[2026-04-09T10:40:44+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-09T10:40:44+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_333E79-6F5C62-F8BE04-091697-E6083C-F1D644.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Marka, güçlü formülleri ve stil odaklı yaklaşımıyla erkek bakım dünyasına yeni bir yorum getiriyor. Modern berber kültürünün estetiğinden ilham alan marka, yüksek performanslı içerikleri rafine tasarım anlayışıyla buluşturarak lüks bakım ve şekillendirme deneyimini yeniden tanımlıyor. Profesyonel dokunuşu günlük bakım rutinine taşıyan STMNT, stil sahibi erkekler için geliştirilen üst segment ürünleriyle dikkat çekiyor.&nbsp;</p><p>Bir Üründen Fazlası: Bir Duruş&hellip;</p><p>Profesyonel berberler ve stiline önem veren kullanıcılar için geliştirilen STMNT, Julius Cvesar, Staygold ve Nomad Barber gibi sektörün önde gelen üç isminin bir araya gelerek oluşturduğu yaratıcı iş birliğinin ürünü olarak dikkat çekiyor. Her biri kendi stil anlayışını yansıtan üç farklı şekillendirme koleksiyonu geliştiren bu isimler, berberlik sanatını yalnızca bir meslek değil, güçlü bir ifade biçimi olarak ele alıyor. Böylece STMNT, modern erkek stilini belirleyen trendleri ürün geliştirme sürecinin merkezine taşıyarak profesyonel bakım dünyasına özgün ve premium bir bakış kazandırıyor.&nbsp;</p><p>STMNT Türkiye’de: Erkek Bakımının Standartları Yeniden Yazılıyor.</p><p>STMNT, yalnızca ürün performansına değil, aynı zamanda modern erkek bakım anlayışına da odaklanıyor. Günümüzde erkek bakım rutini; stil, kişisel ifade ve yaşam tarzının bir parçası olarak öne çıkarken, profesyonel kalitede ürünlere olan talep de artıyor. Marka, bu ihtiyaca yönelik olarak geliştirilen bakım ve şekillendirme ürünleriyle erkek bakım dünyasına yeni bir alternatif sunuyor. STMNT, toplamda 12 farklı saç şekillendirme ürünü, 5 saç ve sakal bakım ürününden oluşan ürün serileri ile Nisan ayı itibarıyla Türkiye’de ilk kez, tarzına özen gösterenlerin beğenisine sunuluyor.</p><p>İki Farklı Seri: Bakım ve Şekillendirme</p><p>STMNT ürün gamı iki ana kategoriden oluşuyor: STMNT Bakım ve STMNT Şekillendirme.</p><p>Günlük Bakım Rutini İçin STMNT Bakım&hellip;</p><p>Saç ve sakal bakımına yönelik geliştirilen STMNT Bakım serisi, günlük bakım rutinini destekleyen yüksek performanslı formüller içeriyor. Seri, tüm saç ve sakal tiplerine uygun olarak geliştirilen 2 farklı şampuan, saç kremi, sakal ve saç bakım yağından oluşuyor. Formüllerde kullanılan aktif kömür saç ve saç derisinin arındırılmasına yardımcı olurken, mentol içeriği ferah ve temiz bir his sunuyor.</p><p>STMNT Şekillendirme Serisi İçin Dünyaca Ünlü Üç Tasarımcıdan Üç Farklı Koleksiyon&hellip;</p><p>STMNT Şekillendirme serisi, modern berberliğin önde gelen üç ismi tarafından geliştirilen üç farklı şekillendirme koleksiyonundan oluşuyor. Her koleksiyon farklı stil ihtiyaçlarına yönelik ürünler içeriyor.&nbsp;</p><p>Julius Cvesar Koleksiyonu, saç şekillendirmede esnek kullanım ve kişiselleştirilebilir stil yaratmaya odaklanıyor. Kremsi Hindistan cevizi ve sandal ağacı notalarının öne çıktığı kendine özgü bir kokuya sahip koleksiyon; Curl Cream, Hairspray, Matte Paste ve Shine Paste isimli şekillendirici ürünlerinden oluşuyor.</p><p>Staygold Koleksiyonu, güçlü doku ve hacim yaratmaya odaklanan ürünleriyle öne çıkıyor. Narenciye ve nane notalarıyla ferah bir koku profili sunan koleksiyon; Fiber Pomad, Wax Powder, Spray Powder, Definiton Spray ürünlerini içeriyor.</p><p>Nomad Barber Koleksiyonu ise dünya genelindeki berber kültürlerinden ilham alan klasik ve güçlü şekillendirme ürünlerini bir araya getiriyor. Baharat, lavanta ve odunsu notalar içeren özgün kokusuyla dikkat çeken koleksiyon; Classic Pomade, Dry Clay, Grooming Spray ve Gel ürünleriyle Türkiye’de yerini alıyor.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Yerli sağlık teknolojisi acil servislerde yoğunluğu azaltmayı hedefliyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yerli-saglik-teknolojisi-acil-servislerde-yogunlugu-azaltmayi-hedefliyor-5128/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yerli-saglik-teknolojisi-acil-servislerde-yogunlugu-azaltmayi-hedefliyor-5128/</id>
<published><![CDATA[2026-04-08T14:08:57+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-08T14:08:57+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B2217C-513747-CAB018-0FF8A1-C36236-CC4DED.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>eCliniq Danışma Kurulu Üyesi ve Sabancı Üniversitesi Girişimcilik ve İş Geliştirme Müdürü Evren Değerlier, AA muhabirine yaptığı açıklamada, eCliniq'le ilgili çalışmaların 2022 yılında başladığını belirterek, "TÜBİTAK projesi olarak doğmuş, sonrasında yine TÜBİTAK tarafından desteklenmiş bir proje. eCliniq, 3AGE Sağlık Ürünleri ve Bilişim Teknolojileri AŞ ile İstanbul Atlas Üniversitesi ve Atlas Üniversitesi Hastanesi tarafından ortak geliştirildi." diye konuştu.</p><p></p><p>Platformu geliştiren ekibin içerisinde araştırmacıların, akademisyenlerin, doktorların ve mühendislerin yer aldığını anlatan Değerlier, şunları kaydetti:</p><p></p><p>"Platform, özellikle hastanelerde çok yoğun olan acil bölümündeki yoğunluğu almak, insanların sağlık hizmetlerine daha rahat ve daha hızlı bir şekilde ulaşabilmesi için geliştirildi. Platformda ilk etapta sizi bir yapay zeka doktor karşılıyor ve doktora temel triyaj sorularına cevap vererek probleminizi anlatıyorsunuz. Sonra yapay zeka doktor asıl doktora iletmek için kısa bir özet çıkarıyor. Ardından temel yaşamsal bulgularınız alınıyor ve tansiyon, kalp atış oranı, ateş, oksijen satürasyonu, ağırlık, BMI ölçülüyor. Bu bulgulara ve sorulara verdiğiniz cevaplara göre sizi en uygun bulduğu doktora ya cihaz üzerinden bir eşleme ile telesağlık sistemimiz çalışmaya başlıyor ya da o gün içerisinde uygun bir zamana randevunuz verilmiş oluyor."</p><p></p><p>- "Projenin Finlandiya açılımını da yaptık"</p><p></p><p>Değerlier, eCliniq ile birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yoğunluğun önüne geçilmesinin planlandığına işaret ederek, "Acillerdeki yoğunluk çok ciddi. Temel triyajda dünya ortalamasına bakıldığında yüzde 65 civarında bir doğruluk payı var. Özellikle sağlık profesyonelleri birçok soru olduğu ve birçok ölçüm yapılması gerektiği için hastaların çok fazla sayıda olmasından dolayı bu işlemi çok iyi bir şekilde gerçekleştiremiyor. Yapay zeka destekli platformumuz ile bu süreci iyileştiriyoruz." dedi.</p><p></p><p>Platformun hizmete girdiği İstanbul Atlas Üniversitesi'nde olumlu geri bildirimler aldığını vurgulayan Değerlier, insan yoğunluğunun olduğu ve bir revire ihtiyaç duyulan her yerde bu platformun kullanılabileceğini söyledi.</p><p></p><p>Değerlier, eCliniq'in yurt dışında kullanımına yönelik çalışmaların da sürdüğünü belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:</p><p></p><p>"Finlandiya'nın nüfusu yüzölçümüne göre çok düşük. Dolayısıyla doktorların her bölgeye ulaşabilmesi kolay değil. Bunu sağlayabilmek için de büyük eczaneler kurmuşlar. Eczanelerin içerisine kiosklar koyarak doktorların uzaktan eczaneler vasıtasıyla halka ulaşması sağlanacak. Projenin Finlandiya açılımını yaptık. Sonrasında Hollanda, tüm Avrupa çalışmalarımız arasında yer alıyor."</p><p></p><p>- "Hem hekimlerimize hem de hastalarımıza fayda sağlayan bir proje"</p><p></p><p>eCliniq Yapay Zeka Lideri ve İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Leyla Türker Şener de Türkiye'de sağlıkta yapay zeka çalışmalarının geçmişi olduğunu belirterek, 2018'den bu yana konuyla ilgili olarak birçok çalışmanın yapıldığını söyledi.</p><p></p><p>Bu yıl 9 ülkeden 41 yazarla konuyla ilgili "Sağlıkta Yapay Zeka" isimli bir eser çıkardıklarını anlatan Şener, eserde dünyadaki çalışmaların yanı sıra aralarında eCliniq'in de bulunduğu yerli girişimcilerin ürünlerine yer verildiğini ifade etti.</p><p></p><p>Şener, sağlıkta yapay zekanın tüm dünyada kullanılabilir bir alan olduğu için üretilen ürünün sadece Türkiye için değil, dünya için üretilmiş insanlığa hizmet eden ürünler olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p><p></p><p>"eCliniq, fikrin kağıda döküldüğü, kağıttan prototipe evrildiği, prototipten de son ürüne geçmiş olan bir ürün. Şu anda İstanbul Atlas Üniversitesi'ndeki öğrenciler bu platformu kullanıyorlar. eCliniq, insanların bulunduğu alanlarda kullanıma geçebilecek, insanlığa artı değer sağlayabilecek bir ürün."</p><p></p><p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Ahmet Kayhan Şen ise eCliniq'i üniversitelerinde kullanmaya başladıklarını belirterek, "eCliniq hem hekimlerimize hem de hastalarımıza fayda sağlayan bir proje. Hastalarımız bu platformu tek başına kullanabiliyor ve tansiyon, ateş, oksijen satürasyonu gibi birçok parametreyi öğrenebiliyor. Kullanıcı dostu bir platform." diye konuştu.</p><p></p><p>Hastaların platform üzerinden şikayetleriyle ilgili ön görüşme de yapabildiğini anlatan Şen, "Hekimle görüşmeye başlandığı zaman durum detaylandırılıyor ve bir tanıya ulaşmak kolaylaşıyor. Üniversitemizde 2 binin üzerinde öğrencimiz, 500'e yakın çalışanımız var. Platform 2 bin 500 kişiye hizmet verecek." ifadesini kullandı.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Sanofi'de üst düzey atama</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/sanofide-ust-duzey-atama-34/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/sanofide-ust-duzey-atama-34/</id>
<published><![CDATA[2026-04-07T10:46:28+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-07T10:46:28+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_6D61C5-EDA466-315A96-3984C0-12211F-04470B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, Sanofi'de kariyeri boyunca farklı alanlarda önemli sorumluluklar üstlenen Sayıt, özellikle nadir hastalıklar alanında sağlık ekosistemini güçlendiren çalışmalara liderlik etti.</p><p></p><p>Bu kapsamda sağlık otoriteleri ve bilimsel paydaşlarla güçlü ve sürdürülebilir işbirlikleri kurulmasına öncülük eden Sayıt, portföy önceliklendirme stratejilerinin hayata geçirilmesi, yeni ülkeler ve bölgelerde büyüme fırsatlarının değerlendirilmesi ile Avrasya genelinde iyi uygulamaların paylaşılmasını sağlayan işbirliği platformlarının oluşturulmasına katkı sağladı.</p><p></p><p>Sanofi Avrasya Bölgesi Nadir Hastalıklar Direktörü olarak görev yapan Sayıt, şirketin Uluslararası Pazarlardan Sorumlu İnsülin Global Marka Lideri görevine atandı. Sayıt, yeni görevini Paris'te sürdürecek.</p><p></p><p>Yeni görevinde Sayıt, insülin portföyünün küresel ölçekte güçlendirilmesine katkı sunarken, farklı ülkeler ile küresel ekipler arasındaki stratejik koordinasyonun geliştirilmesine ve uluslararası iş birliklerinin ilerletilmesine odaklanacak.</p><p></p><p>Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nden mezun olan Sayıt, lisans eğitimini 2004'te Galatasaray Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde tamamladı. IAE de Toulouse'da 2005'te Stratejik Pazarlama alanında yüksek lisans eğitimini bitirdi. Sanofi'ye 2006'da Pazarlama Mükemmelliği Uzmanı olarak katılan Sayıt, kariyeri boyunca farklı görevler üstlendi.</p><p></p><p>Son olarak Sanofi Avrasya Bölgesi Nadir Hastalıklar Direktörü olarak görev yapan Sayıt, Care4Rare ve Ankara Üniversitesi NADİR Merkezi gibi sağlık ekosistemine katkı sağlayan projelerin liderliğini yürüttü.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Diş ağrısı sanılıyor sinir hastalığı çıkabiliyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/dis-agrisi-saniliyor-sinir-hastaligi-cikabiliyor-1419/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/dis-agrisi-saniliyor-sinir-hastaligi-cikabiliyor-1419/</id>
<published><![CDATA[2026-04-07T02:08:13+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-07T02:08:13+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_1C896A-0AA162-5FB92E-E0A48F-2511B8-7E3EAF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Oysa bu tablo, ciddi bir sinir hastalığı olan trigeminal nevraljinin habercisi olabiliyor. Uzmanlar, özellikle tek taraflı ve yüz kaslarının kullanıldığı hareketlerle tetiklenebilen yüz ağrılarında vakit kaybetmeden değerlendirme yapılması gerektiğini vurguluyor. Memorial Göztepe Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Sakar, halk arasında “yüzde ağrı sendromu” olarak bilinen trigeminal nevralji hakkında önemli bilgiler verdi.</p><p></p><p>Yüzde ağrı ani başlıyor gün içinde tekrarlayabiliyor</p><p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu taşıyan beşinci kranial sinirin etkilenmesiyle ortaya çıkan bir ağrı sendromudur. Sinirin bir noktada sıkışması ya da tahriş olması, ani ve çok şiddetli ağrı ataklarına yol açabilir. Ağrı çoğu zaman yüzün tek tarafında hissedilir. Elektrik çarpması ya da bıçak saplanması şeklinde tarif edilir. Saniyeler sürer ancak gün içinde defalarca tekrar edebilir. Diş fırçalama, konuşma, yüz yıkama hatta hafif rüzgârla bile tetiklenebilir. En sık neden, sinire temas eden bir damar baskısıdır. Daha nadir durumlarda yapısal sorunlar ya da nörolojik hastalıklar da tabloya yol açabilir.</p><p></p><p>Yüzünüzde bu sorunları yaşıyor musunuz?</p><p>Genellikle yüzün bir tarafında, saniyeler süren ama çok keskin bir ağrı şeklinde hissedilir. Elektrik çarpması, bıçak saplanması ya da yanma gibi tarif edilir. Diş fırçalama, yüz yıkama, konuşma, hatta hafif bir esinti bile ağrıyı tetikleyebilir. Ağrılar genellikle birden başlar ve kısa sürer, ancak gün içinde defalarca tekrar edebilir. Ağrı sırasında istemsiz yüz kasılmaları veya göz kırpma görülebilir. Ağrının olduğu bölgede dokunmaya karşı aşırı hassasiyet gelişebilir.</p><p>&nbsp;</p><p>En çok diş ağrısı ve sinüzit ile karıştırılıyor</p><p>Yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilen bu hastalık doğru yaklaşımla kontrol altına alınabilir. Trigeminal nevralji bir diş ağrısı değildir. Sinir kaynaklı bir ağrı sendromu olduğu için diş ağrısıyla karışabilir ama mekanizması farklıdır. Ağrı yüzde tek taraflıdır. Çünkü trigeminal sinir, her iki tarafta birer tanedir. Hangi taraftaki sinir etkilenmişse, ağrı genellikle o yüz yarısında hissedilir.</p><p>Bu nedenle bu tarz tek taraflı, ani başlayan ve elektrik çarpması şeklinde tarif edilen yüz ağrıları sıradan bir diş ağrısı ya da sinüzit olarak değerlendirilmemelidir. Yanlış tanı sonucu gereksiz diş çekimleri yapılması olasıdır ve bu durum tanı sürecini geciktirebilir. Ağrının tek taraflı, kısa süreli ve tetiklenebilir olması önemli ipuçlarıdır. Gerekli durumlarda beyin MR görüntülemesi yapılarak sinir çevresinde damar teması ya da başka bir neden olup olmadığı değerlendirilir. Böylece doğru tanı konularak uygun tedavi planlanır.</p><p>&nbsp;</p><p>Konuşmayı bile engelleyebiliyor</p><p>Hastalık ilerledikçe ataklar sıklaşabilir ve şiddetlenebilir. Bazı hastalar ağrıyı tetiklediği için konuşmaktan kaçınacak kadar etkilenebilir. Yıllarca çevreleri ile yazı tahtası aracılığıyoa iletişim kurmak zorunda kalan hastaların cerrahi tedavi sonrasında ağrısız konuşmanın rahatlığını yaşadığı görülmektedir. Trigeminal nevralji, doğru tanı konulduğunda etkili şekilde tedavi edilebilen bir hastalıktır. Tedavi planı, ağrıların sıklığına, şiddetine ve yaşam kalitesine etkisine göre belirlenir. Tedavi kişiye özeldir; her hastada farklı bir yol izlenebilir. Önemli olan, ağrının kontrol altına alınması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesidir.</p><p>&nbsp;</p><p>Tedavi mümkün mü?</p><p>Tedavinin ilk basamağında sinir üzerindeki hassasiyeti azaltan bazı özel ilaçlar kullanılabilir. Sinir bloğu, radyofrekans ablasyon gibi girişimsel işlemlerle de ağrı kontrol altına alınabilir. Son aşamada ise cerrahi müdahale planlanabilir. Mikrocerrahiyle sinir üzerindeki baskının kaldırılması (mikrovaskülerde kompresyon) pek çok hastada yüksek başarı oranına sahiptir ve kalıcı çözüm sağlayabilir. Tedavide cerrahi şart değildir ve çoğunlukla ilaçlarla rahatlama sağlanabilir; ancak cerrahi uygun seçilmiş vakalarda çok yüksek başarı oranına sahiptir.&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>Yüzde ağrı sendromundan korunmak için öneriler</p><p>1.	Yüzünüzü sert bir şekilde ovmayın.</p><p>2.	Yüzünüzü ılık suyla yıkayın.</p><p>3.	Yumuşak diş fırçası kullanın.</p><p>4.	Rüzgarlı havada atkı ya da şal ile yüzünüzü koruyun.</p><p>5.	Çok sıcak ya da soğuk içeceklerden kaçının.</p><p>6.	Stresli ve yoğun günlerde kısa molalar verin, nefes egzersizleri yapın.</p><p>7.	Atakların sıklığını ve tetikleyicilerini not alın ve doktorunuzla paylaşın.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İstanbul dünyanın en büyük ikinci dental fuarına hazırlanıyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/istanbul-dunyanin-en-buyuk-ikinci-dental-fuarina-hazirlaniyor-6934/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/istanbul-dunyanin-en-buyuk-ikinci-dental-fuarina-hazirlaniyor-6934/</id>
<published><![CDATA[2026-04-06T02:36:56+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-06T02:36:56+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_34F310-A02C6C-C5A105-ADC2C5-D01F38-D46AF6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>100’ün üzerinde ülkeden 30 binin üzerinde yabancı ziyaretçi, dünyanın en büyük ikinci dental buluşması olarak kabul gören IDEX Uluslararası Dental Fuar ve Konferansı’nda biraraya gelecek. 15 - 18 Nisan tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenecek olan fuarda yaklaşık 500 milyon dolarlık ticaret hacmi yaratılması bekleniyor. Fuarın, sağlık turizmi açısından da ülke ekonomisine ciddi katkı sunması hedefleniyor.</p><p></p><p>EN FAZLA DÖVİZ GİRDİSİ SAĞLAYAN FUAR</p><p></p><p>Geçen yıl 60 bin metrekare alanda gerçekleşen IDEX İstanbul, bir önceki organizasyonunda 100’ü aşkın ülkeden gelen 33.726'sı yabancı olmak üzere toplamda 98 bin 595 ziyaretçiyi ağırlamış ve Türkiye ekonomisine 400 milyon dolarlık döviz girdisi sağlamıştı. IDEX İstanbul, yabancı ziyaretçi ve ticaret hacmi rakamları baz alındığında Türkiye’de düzenlenen uluslararası fuarlar kapsamında ilk sırada yer alıyor. Bu yıl yepyeni bir vizyonla kurgulanan fuar, gerek katılımcılar gerek ziyaretçiler tarafından bugüne kadar ağız ve diş sağlığı sektörüne yönelik yapılmış en büyük organizasyon olacak.&nbsp;</p><p></p><p>SAĞLIK TURİZMİNE DİREKT KATKI</p><p></p><p>Diğer yandan uzun yıllardır bölgenin sağlık turizmi merkezlerinden biri olan Dubai’de yaşanan belirsizlikler, hastaların güvenli, ulaşılabilir ve yüksek kaliteli sağlık hizmeti sunan alternatif destinasyonlara yönelmesine neden oldu. Bu süreçte Türkiye, gelişmiş sağlık altyapısı, uluslararası standartlardaki klinikleri, deneyimli diş hekimleri ve rekabetçi fiyat avantajıyla dental turizmde öne çıkan ülkelerin başında geliyor. Türkiye’de faaliyet gösteren birçok diş kliniği ve sağlık turizmi kuruluşu, özellikle Avrupa, Orta Doğu ve Körfez ülkelerinden gelen hasta taleplerinde ciddi bir artış yaşandığını bildiriyor. Sektör temsilcileri, Dubai merkezli sağlık turizmi trafiğinin önemli bir bölümünün Türkiye’ye yöneldiğini ifade ediyor.</p><p></p><p>“İHRACAT ODAKLI ÇALIŞIYORUZ”</p><p></p><p>Diş Malzemeleri Sanayici ve İş Adamları Derneği (DİŞSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Erkan Uçar, bundan 10 yıl öncesine kadar ithalat ağırlıklı bir sektör olduklarını, şimdi ise Türkiye’nin toplam ihracatına sürdürülebilir katkı sunduklarını söyledi. Uçar, “ Geçen yılı 400 milyon dolar ihracatla kapattık. Yerlilik oranımız yine son 10 yıllık süreçte yüzde 5 seviyelerinden yüzde 20’li rakamlara yaklaştı. 1 milyar dolarlık ekonomik bir hacme ulaştık. Bunda Türkiye’nin sağlık alanında yerlileşme özelinde attığı adımlar başta olmak üzere üretici firmalarımızın TÜBİTAK destekli yüksek teknolojili ürünler geliştirmesinde&nbsp; ve dünya pazarlarına sunmalarında ciddi rolü var. IDEX İstanbul 2026, yıl sonu ihracat hedeflerimize ulaşma noktasında adeta küresel bir buluşma noktası olacak” ifadelerini kullandı.</p><p></p><p>DİŞSİAD KONGRE ve WINNOW Fuarcılık organizasyonunda düzenlenecek olan dev etkinlikte&nbsp; 150'nin üzerinde SDE Kredili konferans ve kurs organize edilecek. Fakülteler, ADSM’ler, klinikler, laboratuvarlar, diş hekimleri, diş teknisyenleri, diş hekimliği öğrencileri ve dental ticaret firmalarının ziyaret edeceği IDEX 2026, Ticaret Bakanlığı desteğiyle düzenleniyor olacak.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">TAB İlaç, yeni nesil vitamin markası Tabvitamins'i tanıttı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/tab-ilac-yeni-nesil-vitamin-markasi-tabvitaminsi-tanitti-3956/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/tab-ilac-yeni-nesil-vitamin-markasi-tabvitaminsi-tanitti-3956/</id>
<published><![CDATA[2026-04-03T14:26:22+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-03T14:26:22+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_F76859-9B5632-8EC2FA-58C0B3-190EFB-2953E2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>13 bin metrekarelik üretim tesisi ve yaklaşık 350 çalışanıyla faaliyetlerini sürdüren TAB İlaç, 15 yıllık üretim deneyimini yeni ürün grubuna taşıyor. Patentli ve yüksek kaliteli ham maddelerle geliştirilen Tabvitamins ürünleri, şirketin ileri teknolojiyle donatılmış üretim altyapısında, el değmeden üretim ve paketleme süreçlerinden geçerek tüketiciyle buluşuyor.</p><p></p><p>Etkinlikte konuşan TAB İlaç Genel Müdürü Aytekin Pahsa, iyi yaşamı destekleyen çözümler geliştirirken insanı yalnızca fiziksel değil, bütünsel olarak ele aldıklarını belirterek şunları söyledi: “Sağlık Bakanlığı ve uluslararası otoritelerin standartlarına göre tasarlanmış, son teknolojiyle donatılmış üretim altyapımız ile 15’inci yılımıza ulaştık. Patentli ve yüksek kaliteli ham maddelerle geliştirilen güvenli ürünlere yatırım yapmayı sürdüreceğiz. Bu yolda yürüyecek çok yolumuz, hevesimiz ve azmimiz var.”</p><p></p><p></p><p>Tabvitamins ile modern yaşamın temposuna uyum sağlayan ve farklı ihtiyaçlara yönelik çözümler sunmayı hedeflediklerini belirten TAB İlaç Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Elif Pahsa, “200’den fazla üründen oluşan portföyümüzü 15. yılımızda daha da genişletiyoruz. Yakın zamanda portföyümüze katılacak yeni ürünlerle takviye edici gıda sektöründeki konumumuzu güçlendirmeyi sürdüreceğiz.” dedi.</p><p>İyi Yaşamın Farklı Boyutları Ele Alındı</p><p>Lansman kapsamında düzenlenen oturumlarda sağlıklı ve dengeli yaşamın temel dinamikleri konuşuldu. Alanında uzman isimlerin katıldığı panellerde, sağlıklı yaşam alışkanlıkları, uzun ve kaliteli yaşamın temel unsurları ile ruhsal ve fiziksel denge arasındaki ilişki değerlendirildi. Bilimsel veriler ışığında gerçekleştirilen paylaşımlar, katılımcılara günlük yaşama kolayca adapte edilebilecek öneriler sunarken iyi yaşamın sürdürülebilirliği konusunda da ilham verdi. Etkinlik, söyleşi ve sahne performanslarıyla tamamlandı.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Abdi İbrahim Otsuka, şüphelerinizi ertelemeyin diyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahim-otsuka-suphelerinizi-ertelemeyin-diyor-7370/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahim-otsuka-suphelerinizi-ertelemeyin-diyor-7370/</id>
<published><![CDATA[2026-04-03T02:53:51+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-03T02:53:51+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_FC14E1-5368AE-E6B701-A8C5F0-CF05DF-276326.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ruh sağlığı alanındaki çalışmalarıyla öne çıkan Abdi İbrahim Otsuka (AIO), 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü’nde toplumu önemli bir noktaya odaklanmaya davet ediyor: Erken fark etmek ve gecikmeden harekete geçmek.&nbsp;</p><p></p><p>Otizm spektrum bozukluğu, erken dönemde fark edildiğinde uygun eğitim ve destekle yönetilebilen bir gelişimsel farklılıktır. Doğru müdahale ile bireyin yaşam kalitesi önemli ölçüde artar.&nbsp;</p><p></p><p>Otizmde Erken Tanı İçin Kritik İşaretler</p><p></p><p>Ebeveynlerin erken dönemde dikkat etmesi gereken bazı önemli işaretler ise şöyle sıralanıyor:</p><p></p><p>6. Ay: Çocuğunuz size gülümsemiyor, sıcak ve neşeli ifadeler sergilemiyorsa,</p><p>9. Ay: Seslere, gülümsemelere veya diğer yüz ifadelerine karşılıklı tepki vermiyorsa,</p><p>12. Ay: İşaretle gösterme, el sallama gibi jestleri yapmıyorsa,</p><p>16. Ay: Henüz tek bir kelime bile söylemediyse,</p><p>24. Ay: İki kelimelik, taklit olmayan anlamlı cümleler kuramıyorsa...</p><p></p><p>Bu belirtilerin göz ardı edilmesi ya da “zamanla geçer” düşüncesiyle ertelenmesi, çocuğun gelişim sürecinde kaçırılmış fırsatlara yol açabilir.&nbsp;</p><p></p><p>Bu işaretlerden bir veya birkaçının gözlemlenmesi durumunda vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulması büyük önem taşıyor. Abdi İbrahim Otsuka, erken yaşta başlanan doğru eğitimin çocukların potansiyellerini gerçekleştirmeleri için en büyük anahtar olduğunu belirtiyor. Bu noktada şüpheyi ertelemek değil, değerlendirmek gerekir.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Ebeveynlerin yüzde 33'ü ortodonti hakkında hiçbir bilgiye sahip değil</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ebeveynlerin-yuzde-33u-ortodonti-hakkinda-hicbir-bilgiye-sahip-degil-7082/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ebeveynlerin-yuzde-33u-ortodonti-hakkinda-hicbir-bilgiye-sahip-degil-7082/</id>
<published><![CDATA[2026-04-03T02:22:14+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-03T02:22:14+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_E6597F-C4550A-AE8FD7-D2C1CF-317AA4-DE7D07.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Aligner Derneği, Türkiye’de ortodontik tedaviye yönelik algı, farkındalık ve davranışları ortaya koyan araştırma sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Twentify tarafından dernek için yapılan “Türkiye’de Ortodontik Tedavi Algısı ve Farkındalık Araştırması” sonuçları, Türkiye’de yaklaşık 15 milyon kişinin ortodontik tedaviye ihtiyaç duyduğunu gösterirken, ailelerin çocuklarında gözlemledikleri belirtileri çoğu zaman ortodontik sorunlarla ilişkilendirmediğini ortaya koyuyor. Buna karşın modern tedavi seçeneklerine yönelik bilgi eksikliğinin önemli bir sorun olduğunu gösteren araştırmaya katılanların yüzde 56’sı şeffaf plak tedavisini bildiğini söylese de tanımlanması istendiğinde sadece yüzde 50’si doğru tanımlayabiliyor. Şeffaf plak tedavisini iyi bildiğini söyleyenlerin oranı ise yalnızca yüzde 12’de kalıyor.&nbsp;</p><p>Bu durum, sorunların ilerlemesine ve tedavinin gecikmesine neden olurken, çocukların hem fiziksel sağlığını hem de psikolojilerini etkileyebiliyor. Bu sonuçlar doğrultusunda Aligner Derneği, “Çözümü Şeffaf Olabilir” farkındalık kampanyasını başlattı. Kampanya, erken dönemde fark edilebilecek üç kritik belirtiye dikkat çekiyor: Ağzı açık uyumak, gülerken ağzını kapatmak ve konuşurken zorlanmak. Aligner Derneği, bu kampanya ile ailelerin çocuklarında gördükleri belirtileri doğru yorumlamasını, erken dönemde ortodontik değerlendirme için harekete geçmesini ve uygun tedavi seçenekleri hakkında bilinçlenmesini hedefliyor.</p><p>Görünümle ilgili kaygılar ağrıdan bile daha rahatsız edici&nbsp;</p><p>6–12 yaş arası çocuğu olan ebeveynler ile yapılan ankete dayanan araştırmaya göre diş ve çene sorunları arasında estetik kaygı, yarattığı rahatsızlık açısından ağrı ile neredeyse aynı düzeyde algılanıyor. Özellikle çocuklar söz konusu olduğunda görünümle ilgili kaygıların ağrıdan bile daha rahatsız edici olabildiği görülüyor.&nbsp; Katılımcıların kendi deneyimlerine göre en rahatsız edici sorun yüzde 51 ile diş veya diş eti hassasiyeti ve ağrı olurken, bunu yüzde 42 ile görünüm (estetik kaygı) izliyor. Çocuklar için yapılan değerlendirmede ise estetik kaygı yüzde 45 ile ilk sırada yer alırken, diş veya diş eti hassasiyeti ve ağrı yüzde 40 ile ikinci sırada geliyor.</p><p></p><p>Şeffaf plak tedavileri artıyor ama bilgi düzeyi düşük</p><p>Araştırmaya göre ortodontik tedaviye başlama oranı düşük olsa da ilgi oldukça yüksek. Katılımcıların yüzde 50’si ortodontik tedaviye başlamayı düşünüyor ya da değerlendiriyor. Aynı şekilde şeffaf plak tedavilerine ilgi de giderek artıyor. Şu anda ortodontik tedavisi devam eden hastaların yüzde 43’ü ve geçmişte tedavi görmüş hastaların yüzde 33’ü şeffaf plak kullandığını belirtiyor. Buna karşın şeffaf plak tedavisi konusunda toplumdaki bilgi düzeyinin oldukça sınırlı olduğu görülüyor. Katılımcıların yüzde 21’i şeffaf plak tedavisi hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığını, yüzde 34’ü ise sadece adını duyduğunu ifade ediyor.</p><p></p><p>Bilgi sahibi olanların büyük çoğunluğu şeffaf plak tedavisiyle ilgileniyor</p><p>Şeffaf plak tedavisi hakkında bilgi sahibi olanların yüzde 70 ile büyük çoğunluğu bu tedaviyle ilgileniyor ve değerlendirmeye alıyor. İlginin oluşmasında hem doktor önerisi hem de kişisel araştırmalar etkili oluyor. Çocuklar için şeffaf plak tedavisini düşünmeye başlamada en önemli faktör yüzde 32 ile doktor önerisi. Bunu yüzde 29 ile estetik uygunluk ve yüzde 25 ile kullanım kolaylığı izliyor. Kişilerin kendileri için tedaviyi değerlendirmeye başlamasında ise yüzde 20 ile rutin kontrolde doktor önerisi ilk sırada yer alıyor. Bunu yüzde 19 ile başkalarından duyma ve yine aynı oranda araştırma takip ediyor.</p><p></p><p>“Aileler sorunları görüyor ama genel sağlık ile ilişkilendiremiyor”</p><p>Aligner Derneği Başkanı ve Ortodonti Uzmanı Dr. Aktan Zeki Çelik araştırma sonuçları hakkında yaptığı değerlendirmede, “Bazen bir diş sorunu, bir çocuğun günlük yaşamını düşündüğümüzden çok daha fazla etkileyebilir. Buna karşın bu araştırma bize ailelerin genel sağlığı diş-çene uyumsuzluğuyla ilişkilendiremediğini, estetik görünüm üzerinden konunun değerlendirildiğini ve bu noktada da erteleme ve normal karşılamanın yaygın olduğunu gösteriyor. Birçok aile ortodontik sorunların sağlık ve gelişim üzerindeki etkileri konusunda yeterli bilgiye sahip değil. Oysa dünyadaki önemli ortodonti otoriteleri çocukların en geç 7 yaşına kadar bir ortodontiste görünmesi ve sonrasında da rutin kontrollerin devam etmesini öneriyor. Buna karşın çalışmada bir kez daha gördük ki çocuklar ancak belirgin bir sorun, ağrı, çürük olduğunda diş hekimine götürülüyor, ortodontik değerlendirme kültürü ise hemen hemen hiç yok. Bu nedenle sorunların ele alınması gecikiyor ve bu gecikme sorunların büyümesine neden olabileceği gibi çocuk ve aile üzerindeki psikolojik yük de artıyor. Bu nedenle dernek olarak yeni bir döneme girerken bu verilerden de yola çıkarak çocuklarda diş çene uyumsuzluğunun fiziksel-psikolojik etkileri başta olmak üzere ağız ve diş sağlığının yanı sıra bu sorunların çözümünde şeffaf plak tedavilerinin önemi hakkında farkındalığı artırmak için kapsamlı bir bilinçlendirme kampanyası başlatıyoruz.” dedi.&nbsp;</p><p></p><p>“Ortodontik sorunlar çocukların duygusal gelişimi açısından da ele alınmalı”</p><p>Diş çene uyumsuzluklarının çocukların psikolojisi üzerindeki etkilerine dikkat çeken Uzman Psikolog İlknur Okay ise şunları söyledi: “Çocukluk döneminde yaşanan fiziksel farklılıklar, özellikle akran ilişkilerinin yoğun olduğu okul çağında özgüven ve psikolojik sağlık üzerinde ciddi etkiler yaratabiliyor. Diş ve çene uyumsuzlukları nedeniyle özgüveni azalan, konuşurken zorlanan veya arkadaşlarının yorumlarından etkilenen hatta akran zorbalığına uğrayan çocuklarda zamanla sosyal ortamlardan uzaklaşma, içe kapanma, okul ve spor başarısında gerileme görülebiliyor. Çocukluk çağındaki bu psikolojik etkiler yetişkin yaşama da taşınıyor. Bu nedenle ortodontik sorunları yalnızca estetik bir mesele olarak değerlendirmek yerine çocukların duygusal gelişimi açısından da ele almak gerekiyor. Erken fark edilen ve doğru şekilde yönetilen tedavi süreçleri, çocukların hem fiziksel hem de psikolojik sağlıklarını destekleyebilir.”</p><p></p><p>“Ortodontik tedavilere yönelik detaylı bilgi oldukça sınırlı”&nbsp;</p><p>Araştırmayı gerçekleştiren Twentify Yöneticisi Can Kablan ise ortodonti alanında bilgi seviyesinin düşük olmasına dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Araştırmada gördük ki ebeveynler çocuklarında bazı belirtileri fark etse de bunları çoğu zaman ortodontik bir ihtiyaçla ilişkilendirmiyor. Ortodontik tedavilere yönelik genel bir farkındalık bulunsa da detaylı bilgi oldukça sınırlı ve bu durum doğru zamanda aksiyon alınmasını zorlaştırıyor. Özellikle modern tedavi seçeneklerine dair bilgi eksikliği, karar süreçlerini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle yalnızca verileri ortaya koymak değil, aynı zamanda bu alandaki bilgileri daha anlaşılır hale getirmek de çalışmamızın önemli bir parçası oldu.”&nbsp;&nbsp;</p><p></p><p>“Diş sağlığı çocukları psikolojik şiddetten korumanın en önemli adımlarından biri”&nbsp;</p><p>Araştırmanın paylaşıldığı toplantının moderatörlüğünü yapan Oyuncu Müge Boz ise “Ben de çocukluğumda dişlerimin görüntüsü yüzünden aslında akran zorbalığına uğramışım. Şimdi daha iyi anlıyorum. O zamanlar bu kavramlar yoktu. Dişlerim düzgün değil diye çok alay edildi benimle. Tabii o zamanlar şimdiki gibi şeffaf plak teknolojisi yoktu. Günümüzde her şey çok gelişti. Şeffaf plak tedavisi sayesinde dişler hem düzeliyor hem de birçok sağlık sorununun azalmasını sağlıyor. Anne olduktan sonra da kızımın diş yapısıyla ilgili bazı küçük işaretleri fark ettiğimde ortodonti uzmanımızla konuştum ve bu işaretleri erken dönemde fark etmenin ne kadar kritik olduğunu daha iyi anladım. Kızım için şeffaf plak tedavisi planladık. Dolayısıyla kızım Vina için de içim rahat. Kimse dişleri yüzünden akran zorbalığına maruz kalmamalı. Diş sağlığı da çocuklarımızı ve gençlerimizi psikolojik şiddetten korumanın en önemli adımlarından biri olduğunu düşünüyorum. Bir anne olarak kendi deneyimimden yola çıkarak söyleyebilirim ki, ebeveynlerin bu konuda erken dönemde bilgiye ulaşması gerçekten büyük fark yaratıyor.” dedi.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"AMH değerim düşük düşük, anne olamam" yanılgısına dikkat!</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/amh-degerim-dusuk-dusuk-anne-olamam-yanilgisina-dikkat-1343/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/amh-degerim-dusuk-dusuk-anne-olamam-yanilgisina-dikkat-1343/</id>
<published><![CDATA[2026-04-02T02:14:56+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-02T02:14:56+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_D43D31-D0F9B1-8E814E-20D06D-98009A-488C53.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bu test ile ilgili değerlerin düşük çıkması çoğu zaman halk arasında yanlış yorumlanarak “annelik ihtimalinin sona erdiği” algısını oluşturuyor.&nbsp; Oysa bilimsel veriler, bu testin tek başına bir belirleyici olmadığını ortaya koyuyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’nden Op. Dr. Ali Osman Koyuncuoğlu, kadınların doğurganlıkla ilgili en sık merak ettiği soruları yanıtlayarak, AMH testinden yumurta dondurmaya kadar uzanan süreç hakkında önemli bilgiler verdi.</p><p>AMH düşüklüğü çocuk sahibi olunamayacağı anlamına gelmiyor</p><p>AMH testi yumurtalık rezervini gösteren bir parametredir ancak tek başına kesin sonuçlar vermemektedir. AMH değeri adet döngüsüne, ölçüm zamanına ve kullanılan laboratuvar yöntemlerine göre değişkenlik gösterebilmektedir. Bu nedenle düşük AMH değeri, bir kadının asla çocuk sahibi olamayacağı anlamına gelmemekte, yalnızca doğurganlık süresinin zaman olarak kısaldığını göstermektedir.</p><p>Aynı yaş grubundaki kadınlar arasında AMH düzeyi düşük olanlarla normal olanların hamile kalma olasılıkları benzerdir. Ancak düşük AMH saptanan kadınlar için zaman yönetiminin daha önemli hâle geldiğinin bilinmesi gerekir. Bu durumda ya daha erken tedavi planlaması yapılmakta ya da uygun hastalarda yumurta dondurma seçeneği gündeme gelmektedir.</p><p>Düzenli adet görmek doğurganlık garantisi değil</p><p>Üreme sağlığı konusunda kadınların bilmesi gereken önemli bir nokta da şudur: Toplumda yaygın olan “düzenli adet görüyorsam doğurganlığımda sorun yoktur” inanışı bilimsel olarak her zaman doğru değildir. Yumurtalık rezervi tükenmiş kadınlar bile 3-7 yıl boyunca düzenli adet görebilmektedir. Bu nedenle adet düzeni tek başına güvenilir bir gösterge olmamaktadır.</p><p>Doğurganlığın daha sağlıklı değerlendirilebilmesi için AMH testinin yanı sıra, ultrasonografi ile yumurta sayısının değerlendirilmesi ve adet döngüsünün ikinci günü yapılan FSH testinin birlikte ele alınması gerekmektedir. Bu çok yönlü yaklaşım, kadınlar açısından daha güvenli ve gerçekçi sonuçlar sunmaktadır.</p><p>Yüksek AMH değeri her zaman avantaj sağlamayabilir</p><p>AMH değeri yüksek çıkan kadınların kendilerini uzun yıllar boyunca güvende hissetmeleri de yanıltıcı olabilmektedir. Burada en belirleyici faktör kadın yaşıdır. Yaş arttıkça yumurtalarda kromozomal hatalar artmakta ve bu da gebelik şansını doğrudan etkilemektedir.</p><p>Yumurta sayısı yeterli olsa bile ileri yaşta elde edilen yumurtaların genetik olarak sağlıklı olma ihtimali düşebilmektedir. Bu nedenle doğurganlık planları yalnızca sayılar göz önünde bulundurularak değil, mutlaka yaş ve kişisel faktörlere göre yapılması gerekmektedir.</p><p>Anne olmak için önleminizi erken dönemde alabilirsiniz</p><p>Özellikle 20’li ve 30’lu yaşlardaki kadınların düzenli jinekolojik kontrollerini ihmal etmemeleri gerekir. Temel olarak, âdetin ikinci veya üçüncü günü yapılan FSH testine bakılması gerekir. Ayrıca ultrasonografi ile yumurta rezervinin, yani yumurta sayısının değerlendirilmesi mutlaka gereklidir. Eğer kariyer planı varsa, kadınlar evliliklerini bir süre ertelemek istiyorlarsa, düzenli olarak her yıl yumurta sayısına bakılmalıdır. Kritik sınırda bir azalma tespit edilirse, kadınların mutlaka hayatlarının merkezine yumurta dondurma stratejisini almaları gerekir. Çünkü daha ileri yaşlarda durum fark edildiğinde yumurta elde edilebilse bile, gebelik oluşturma şansı olan yumurtaların sayısı yaşla birlikte giderek azalır. Dolayısıyla rutin jinekolojik muayeneler, âdetin ikinci günü yapılan FSH testi ve aile öyküsü (özellikle erken menopoz öyküsü) önemlidir. Eğer birkaç yıl içinde yumurta sayısında dramatik bir düşüş başlamışsa, mutlaka üreme sağlığı uzmanı ile görüşülmeli, danışmanlık alınmalı ve henüz evlilik yoksa yumurta dondurma planı yapılmalıdır.</p><p>Yumurta dondurma doğurganlığın sigortası olabilmektedir</p><p>Modern yaşam koşullarının çocuk sahibi olma yaşını doğal olarak ileriye taşımış durumdadır. Kadınlar eğitim ve iş hayatına daha fazla katılmakta ve çocuk sahibi olma yaşı doğal olarak ertelenebilmektedir. Aynı durum erkekler için de geçerlidir. Günümüzde pek çok insan, hayatta önce kariyerini kurmayı, kendini güvende hissetmeyi ve ancak ondan sonra bir</p><p>çocuğu dünyaya getirmeyi tercih etmektedir. Bu da çocuk sahibi olmayı</p><p>listenin son sıralarına itmektedir. Bu anlaşılır bir durumdur ancak biyolojik gerçeklerin göz ardı edilmemesi gerekir.</p><p>Yumurta dondurma günümüzde kadınlara önemli bir zaman kazanımı sağlamaktadır. Bu yöntem bir tür doğurganlık sigortası olarak değerlendirilebilir. 35 yaşın altında yumurta rezervi azaldıysa, ailede erken menopoz öyküsü varsa ya da yumurta azalmasına sebep olabilecek herhangi bir kronik hastalık mevcutsa kadınlar kanunen yumurtalarını dondurabilmektedir. Ayrıca 38 yaş ve üzerinde, hiçbir kriter aranmaksızın, kadınlar yumurta dondurabilir. Ancak hangi yaşta ve ne kadar sayıda yumurta dondurulduğu çok önemlidir. Bu durum şöyle özetlenebilir: 35 yaşın altında en az 15 yumurta dondurulması gerekir. 35–40 yaş arasında dondurma yapılacaksa bu sayı 2 katına çıkar, yani yaklaşık 30 yumurta gerekir. 40 yaşın üzerinde ise bu sayı 3 katına çıkmaktadır; yaklaşık 40–45 yumurta gibi düşünülebilir. Bunun temel sebebi şudur: Genetik olarak normal 3 embriyo arka arkaya transfer edildiğinde, önemli oranda gebelik elde dilebilmektedir. Yani hedef, genetik olarak normal 3 embriyo elde etmektir. 35 yaşın altında bu embriyo sayısını elde etmek için 15 yumurta yeterli olurken, 35–40 yaş arasında 30 yumurta elde edildiğinde yine 3 genetik olarak normal embriyo elde etme oranı korunur. 40 yaşın üzerinde ise 40–45 yumurta ile bu oran korunabilmektedir. Dolayısıyla “Ben bir, iki, üç adet yumurta dondurdum; artık biyolojik saatimi durdurdum ve güvencem var” gibi düşünmek doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Bilimsel verilere göre sağlıklı bir gebelik şansı için belirli sayıda genetik olarak normal embriyo elde edilmesi gerekmektedir. İleri yaşlarda bu sayıya ulaşabilmek için çok daha fazla yumurtaya ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle yumurta dondurma ne kadar erken yapılırsa o kadar avantaj elde edilmektedir.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Böbrek sağlığı yüküne karşı ortak stratejik öneriler hazırlandı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bobrek-sagligi-yukune-karsi-ortak-stratejik-oneriler-hazirlandi--2253/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bobrek-sagligi-yukune-karsi-ortak-stratejik-oneriler-hazirlandi--2253/</id>
<published><![CDATA[2026-04-01T12:05:20+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-01T12:05:20+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_3CE47E-5B149E-7801F2-F9D567-619DBB-A4FFEB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Küresel ölçekte her 10 kişiden 1’ini etkileyen&nbsp; kronik böbrek hastalığı (KBH), erken evrelerde belirti vermeden ilerlemesi nedeniyle çoğu zaman geç fark ediliyor. Oysa hastalık, yalnızca bireylerin yaşam kalitesini değil; ailelerini ve sağlık sistemlerini de derinden etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu. Araştırmalara göre dünya nüfusunun yüzde 10’undan fazlasını etkileyen bu hastalığın 2040 yılına kadar dünya genelinde en sık ölüm nedenleri arasında beşinci sırada olması bekleniyor.&nbsp; Türkiye’de de her 7 yetişkinden biri kronik böbrek hastalığı ile mücadele ediyor.&nbsp;&nbsp;</p><p></p><p>Türkiye’de kronik böbrek hastalığının (KBH) artan yüküne dikkat çekmek, uluslararası hedefler doğrultusunda ulusal stratejileri belirlemek ve kurumlar arası iş birliğini güçlendirmek amacıyla Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından düzenlenen "Küresel Hedeflerden Ulusal Eylemlere: Böbrek Sağlığının Güçlendirilmesi Çalıştayı", TÜSEB Aziz Sancar Araştırma Merkezi’nde gerçekleştirildi.</p><p></p><p>AstraZeneca’nın koşulsuz desteği ile yapılan çalıştayın raporunda yer alan veriler, kronik böbrek hastalığının (KBH) "sessiz" ilerleyişini bir kez daha gözler önüne serdi. Dünya genelinde KBH farkındalığının yaklaşık yüzde 10 olduğu belirtilirken,&nbsp; DIAKIT verilerine göre Türkiye’deki diyabetik böbrek hastalarında farkındalık oranı yüzde 9,4 gibi oldukça düşük bir seviyede seyrediyor.5 Erken evrelerde her 10 hastadan sadece 1’i hastalığının farkındayken, ileri evrelerde bile bu oran 4/10 seviyesinde kalıyor.&nbsp; Mevcut verilerin, önleyici sağlık hizmetlerinin önemini ortaya koyduğu rapora göre Türkiye'de diyabet prevalansı yüzde 16,6, hipertansiyon prevalansı ise yüzde 32 seviyesinde.&nbsp; Ülkemizde tuz kullanımı ise OECD ortalamasının iki katı.&nbsp; DIAKIT verilerine göre erişkin diyabetik hastalar üzerinde yapılan kohort çalışmasında, KBH prevalansı yüzde 25,1 olarak saptandı.&nbsp;&nbsp;</p><p></p><p>Böbrek sağlığı yönetimi, proaktif ve bütüncül bir yaklaşıma evriliyor</p><p>Çalıştayda tüm katılımcıların fikirlerini belirttiği tartışmalarda ise böbrek sağlığı yönetiminin reaktif bir "hastalık tedavi edici" modelden, proaktif bir "sağlığı koruyucu" modele dönüştürülmesi vizyonu vurgulandı. Çalıştayda paylaşılan görüşler, KBH yükünün azaltılmasında koruyucu sağlık, erken tanı, güçlü birinci basamak, etkili dijital entegrasyon ve mevzuat/geri ödeme uyumunun birlikte ele alınması gerektiğini ortaya koydu. Programların sahada karşılık bulabilmesi için uygulanabilir hedefler, ekip temelli çalışma ve sürekli izleme–değerlendirme temel başarı belirleyicileri olarak öne çıktı.</p><p></p><p>Böbrek sağlığında koruyucu yaklaşımlar ve atılması gereken adımlar</p><p>Raporda hastalık yükünü kaynağında durdurmak amacıyla, risk faktörleri henüz oluşmadan müdahale edilmesini içeren temel korunma stratejilerinin hayata geçirilmesi yönünde şu tavsiyelerde bulunuluyor:&nbsp;</p><p>•	Sağlıklı Yaşam Bilinci ve İş Birlikleri: Millî Eğitim Bakanlığı ile stratejik bir ortaklık kurularak, böbrek sağlığı bilinci eğitim müfredatına entegre edilmelidir. Çocukluk çağı obezitesiyle mücadele, tuz/şeker tüketiminin azaltılması ve düzenli egzersiz bir eğitim politikası olarak ele alınmalıdır.</p><p>•	Gıda Endüstrisi ve Düzenlemeler: Tarım ve gıda sektörüyle koordinasyon sağlanarak, işlenmiş gıdalarda tuz ve şeker oranlarının aşağı çekilmesi için yasal düzenlemeler uygulanmalıdır.</p><p>•	Toplumsal Farkındalık ve Sağlık Okuryazarlığı: Vatandaşın kendi sağlığı üzerindeki sorumluluğunu artıran, medyanın doğru bilgi yaydığı bir ekosistem kurulmalıdır. Toplumun böbrek sağlığı açısından gerekli sağlık hizmetlerine katılımının artırılması amacıyla, nitelikli ve sürekli sağlık eğitimi faaliyetlerinin ve kitlesel iletişim araçları yoluyla duyuru ve etkinliklerin planlanması, uygulanması ve etkilerinin değerlendirilmesi önem taşımaktadır.</p><p>•	Risk Odaklı Tarama: Diyabet ve hipertansiyon hastaları, obez bireyler, ailede kronik böbrek ve kalp damar hastalığı olanlar ve 65 yaş üzeri bireyler öncelikli risk grubu arasındadır. Bu gruplarda serum kreatinin ölçümü ile GFR (Glomerüler Filtrasyon Hızı) takibi ve idrarda albümin ve kreatinin ölçümü ile albümin-kreatinin oranı saptanması standart klinik protokol haline getirilmelidir.</p><p>•	Hastalık Yönetim Platformu (HYP) ve Dijital Entegrasyon: Aile hekimlerinin HYP algoritmalarını aktif kullanımı teşvik edilmelidir. e-Nabız üzerinden uzman notlarına erişim ve dijital konsültasyon imkânları, hastaların fiziksel hastane ziyaretlerini azaltırken uzman görüşlerinin birinci basamağa ulaşmasını hızlandırmalıdır.</p><p>•	Sevk Zinciri Yönetimi: Uzman hekime erişimin aile hekimi süzgecinden geçtiği ve uzmanların sisteme geri bildirim verdiği bir yapı, sağlık sistemindeki gereksiz yığılmaları engelleyecektir.</p><p></p><p>“Türkiye, böbrek sağlığı yönetiminde küresel bir model olabilir”&nbsp;</p><p>Çalıştay hakkında açıklamada bulunan Prof. Dr. Hilmi Erdem Sümbül, "Kronik böbrek hastalığı, diyabet ve hipertansiyon gibi yaygın risk faktörleri nedeniyle giderek artan bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Bu çalıştayda ulusal dernek temsilcilerimizle küresel hedefleri ulusal ihtiyaçlarımızla buluşturarak, koruyucu sağlıktan dijital entegrasyona, yerli üretimden nitelikli iş gücü planlamasına kadar kapsamlı bir değerlendirme gerçekleştirdik. Kamu, akademi ve özel sektörün eş güdüm içerisinde hareket etmesi durumunda Türkiye, böbrek sağlığı yönetiminde sadece kendi vatandaşları için değil, tüm dünya için küresel bir model olabilir. Burada yer alan tavsiyelerin stratejik eylemlere dönüşmesi sayesinde toplum sağlığımız için çok önemli bir mesafe katedebiliriz." dedi.&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Galata Kulesi 26 Mart'ta  Multipl Miyelom farkındalığı için kırmızıya bürünecek</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/galata-kulesi-26-martta-multipl-miyelom-farkindaligi-icin-kirmiziya-burunecek-5381/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/galata-kulesi-26-martta-multipl-miyelom-farkindaligi-icin-kirmiziya-burunecek-5381/</id>
<published><![CDATA[2026-03-25T02:24:57+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-25T02:24:57+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_8347C0-E78843-7CC6E6-2CA4E5-2460F2-48BD96.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>“Light the World Red” hareketi kapsamında dünya genelinde simgesel yapılar kırmızı ışıkla aydınlatılarak multipl miyelom konusunda farkındalık oluşturuluyor. Galata Kulesi’nde yapılacak ışıklandırma ile hastalığın daha fazla konuşulması, belirtiler konusunda bilincin artırılması ve erken tanının önemine dikkat çekilmesi hedefleniyor.</p><p>Erken Tanı Hayati Önem Taşıyor</p><p>Uzmanlara göre multipl miyelom çoğu zaman farklı sağlık sorunlarıyla karıştırılabilen belirtilerle ortaya çıktığı için hastalar tanıya ulaşana kadar uzun bir süreç yaşayabiliyor. Bu nedenle hem toplumda hem de sağlık profesyonelleri arasında hastalığa yönelik farkındalığın artırılması, hastaların doğru zamanda doğru uzmanlara yönlendirilmesi açısından büyük önem taşıyor.</p><p>Son yıllarda geliştirilen yeni tedavi yaklaşımları ve immünoterapi seçenekleri sayesinde multipl miyelomun tedavisinde önemli ilerlemeler kaydediliyor. Erken tanı ve düzenli takip ile hastaların daha uzun ve kaliteli bir yaşam sürdürebildiğine dikkat çekiliyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kalp hastaları doktorlarından gizli oruç tutmasın</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kalp-hastalari-doktorlarindan-gizli-oruc-tutmasin--9119/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kalp-hastalari-doktorlarindan-gizli-oruc-tutmasin--9119/</id>
<published><![CDATA[2026-03-18T02:19:07+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-18T02:19:07+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_CB0CCB-98BED3-2963BF-1F7279-40ED22-ED04E5.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ramazan ayının gelmesiyle birlikte milyonlarca kişi oruç tutarken, kalp hastaları için kritik uyarılar hayati değer taşıyor. "Günler kısa, zorlanmam" diyerek doktora danışmadan oruç tutma kararı alan hastalar geri dönülmez adımlar atmış olabiliyor. Burada kilit noktanın “hastalığın kontrol altında tutulması” olduğunu söyleyen Central Hospital Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Rıfat Eralp Ulusoy, kalp hastalarının doktor kontrolünde oruç tutmasını öneriyor. Prof. Dr. Ulusoy’a göre ise ciddi kalp yetersizliği olanların, henüz tedavi edilmemiş damar darlığı ve kapak hastalığı bulunanların, ilaç saatleri iftar ve sahura göre ayarlanamayanların ve son 3 ay içinde kalp ameliyatı, stent, balon işlemi yaptıranların doktoruna danışmadan kesinlikle oruç tutmaması gerektiğini söylüyor.&nbsp;</p><p>Hızlı yemek yeme ciddi riskler doğurabiliyor&nbsp;</p><p>İftar sofralarında yapılan hatalar kalp krizi riskine yol açabiliyor. Gün boyu boş kalan mideye bir anda yüklenmek tansiyonu yükselterek kalp krizine davetiye çıkarıyor. Doktor kontrolünde olunsa da bazı kurallara yine de dikkat edilmesi gerekiyor. Prof. Dr. Ulusoy’a göre yemeği yavaş yemek, iftarı suyla açmak, tansiyonun baş düşmanı tuzdan uzak kalmak ve ilaç saatlerini planlamak gerekiyor.&nbsp;</p><p>Ağırlıklı olarak sebze, meyve ve salatadan oluşan, et tercihi olarak da özellikle balığın öne çıktığı Akdeniz mutfağı, Ramazan’da kalp sağlığı açısından en uygun beslenme biçimi olarak karşımıza çıkıyor. Bu beslenme tarzının yalnızca kalp hastaları için değil, sağlıklı bireyler için de koruyucu ve dengeli bir yaşam sunduğunun altını çizen Prof. Dr. Ulusoy, “Hızlı yemek yeme ciddi riskler doğurabiliyor. Böyle bir durumda mide ve bağırsaklara giden kan miktarı artıyor, kalbin iş yükü yükseliyor ve ani kalp krizlerine zemin hazırlanabiliyor” dedi.</p><p></p><p>En basit göğüs ağrısında bile tıbbi yardıma başvurulmalı</p><p>Prof. Dr. Ulusoy’un en önemli uyarılardan biri de uykusuzluk...&nbsp; Az uyumanın kalbi yorduğunu ve saatlerce aç kalan bünyenin uykusuzluk eklenince daha da hırpalandığının altını çizen Prof. Dr. Ulusoy, günde 8 saatlik bir uykunun vücut dengesini koruduğunu belirtiyor.&nbsp; Her kalp hastasının hastalığı gibi, reçetesinin de farklı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ulusoy, “Kişiselleştirilmiş bir planlama hayati önem taşıyor. Oruçlu kalp hastalarının en basit göğüs ağrısı ve nefes darlığı yaşaması durumunda tıbbi yardıma başvurması gerekiyor” şeklinde konuştu.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Sağlıkta primler 200 milyar TL'yi aştı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/saglikta-primler-200-milyar-tlyi-asti-3880/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/saglikta-primler-200-milyar-tlyi-asti-3880/</id>
<published><![CDATA[2026-03-17T13:51:36+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-17T13:51:36+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_677D58-B23C44-9660EC-605882-299004-EF0CBA.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türkiye’de kararlı büyümesine devam eden sigorta sektörü, toplam prim üretimini 1,2 trilyon TL’nin üzerine taşıdı. Türkiye Sigorta Birliği (TSB) verilerine göre, 2025 yılında sigortada üretilen toplam primin yüzde 85,4’ü hayat dışından gelirken, hayat sigortacılığının payı ise yüzde 14,6 olarak gerçekleşti.</p><p>Sigorta sektörünün 2025 yılı sonuçlarını değerlendiren Medisa Genel Müdürü Esra Öge, Medisa’nın da ana faaliyet alanı olan hastalık-sağlık branşının, ‘hukuksal koruma’ ve ‘destek’ten sonra en çok prim artışı sağlayan branş olduğunun altını çizerken, “Hastalık-sağlık branşında 2025 yılında yapılan toplam prim üretimi 211 milyar TL ile bugüne kadarki en yüksek seviyeye ulaştı. Toplam prim üretiminde bir önceki yıla göre yüzde 55’lik bir artış söz konusu. Genel dağılıma baktığımızda da hastalık-sağlık branşı hayat dışı içerisinde yüzde 20,29’luk bir paya sahip” dedi.</p><p>EN YÜKSEK PRİM ARTIŞI YAKALAYAN ÖZEL SEKTÖR OYUNCUSU</p><p>Ticari faaliyetlerine 2024 ortasında başlayan Medisa’nın, sadece bir sigorta şirketi değil sağlıkta bir yol arkadaşı olarak sektörde fark yarattığının altını çizen Esra Öge, “Bir yandan insanların sağlıklı yaşam anlayışlarında dönüşüm yaratmaya çalışırken bir yandan da sağlık sigortacılığındaki uzmanlığımızı iş sonuçlarımıza yansıtmaya gayret ediyoruz. Bu kapsamda 2025’i de hedeflerimiz doğrultusunda tamamladık. Sabancı Topluluğu bünyesinde yer alan diğer bir şirket olan Aksigorta ile gerçekleştirdiğimiz stratejik iş birliğinin de çok büyük katkılarıyla, toplam prim üretimimizi bir yılda yüzde 100’ün üzerinde artırdık. Diğer bir ifadeyle, pazarın iki katından daha yüksek bir prim büyümesine imza attık. TSB’nin 2025 sonuçlarına göre, pazardaki en büyük 10 oyuncu arasında primini en çok artıran özel sağlık şirketiyiz” diye konuştu.</p><p>SİGORTACILIK, DİJİTAL SAĞLIK ODAĞINDA STRATEJİK BİR DÖNÜŞÜMDEN GEÇİYOR</p><p>Sektörün finansal büyümesinin yanında stratejik dönüşümünün de çok önemli olduğunun altını çizen Esra Öge, müşteriler için gelecekteki en büyük değer önerisinin dijitalden geleceğini ifade etti. Dünya genelinde ve Türkiye’de yaşam süresi uzarken, sağlıklı yaşam süresinin aynı hızda artmadığını da sözlerine ekleyen Esra Öge, “Bu durum sağlık sistemleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Bu çerçevede, sigorta şirketlerinin rolünün dönüşeceği çok net bir gerçek. Önümüzdeki dönemde sigorta şirketlerinin yalnızca tedavi giderlerini finanse eden yapılar değil; sağlıklı yaşamı destekleyen, önleyici hizmetler sunan ve bireylerin sağlık yolculuğunu yöneten platformlar haline geleceğine inanıyoruz. Bunun için de dijitali sadece bir araç olarak kullanmayan; bunun ötesinde dijitali iş modelinin merkezine yerleştiren platformların önemi her geçen gün artacak. Bizim aslında kendimizi bir sağlık şirketi olarak konumlandırmamızın en büyük nedeni de bu. Amacımız bu yolda öncü olmak. Sektöre farklı bir bakış açısı kazandırarak; ‘sağlıklı bireylerden sağlıklı bir toplum’ yaratma amacımızı güçlendirmek ifadelerini kullandı.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">TCL Electronics Türkiye'den LÖSEV'li çocuklara özel sinema odası</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/tcl-electronics-turkiyeden-losevli-cocuklara-ozel-sinema-odasi-9448/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/tcl-electronics-turkiyeden-losevli-cocuklara-ozel-sinema-odasi-9448/</id>
<published><![CDATA[2026-03-17T13:44:26+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-17T13:44:26+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_8F5A99-CF2870-6FC097-641074-5339F1-9F4F4D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Toplumsal fayda odaklı projelerini sürdürülebilir bir yaklaşım doğrultusunda şekillendiren TCL Electronics, LÖSEV ile olan iş birliği kapsamında çocukların birlikte vakit geçirebileceği yeni alanlar oluşturmaya devam ediyor. Geçtiğimiz yıl Ankara’daki LÖSEV Lösemili Çocuklar Köyü’nde bir e-oyun odası kuran TCL Electronics, projenin ikinci aşamasında çocukların sosyal hayata katılımını destekleyen bir sinema odasını hayata geçirdi. Mevcut ürün gamındaki en büyük ekran seçeneği olan 115 inch QD-Mini LED teknolojisine sahip televizyonu ile mevcut toplantı salonunu akustik kaplama ve uygun altyapıyla renove ederek çocuklara tedavi süresince moral sağlayacak bir sinema odası ortamı hazırladı.</p><p>Ramazan ayında 2 seans olarak gerçekleştirilen Sinema Günü etkinliğinde yeniden bir araya gelen lösemili çocuklar ebeveynleriyle birlikte sinema odasında düzenlenen gösterimle birlikte film izledi. Ardından lösemili gençler ile birlikte ikinci seans gerçekleştirildi. Etkinlik ondan fazla gönüllü medya partnerinin ve TCL Electronics Türkiye Genel Müdürü Timo Xu katılımıyla gerçekleşti.</p><p>Etkinliğe ilişkin değerlendirmede bulunan TCL Electronics Türkiye Genel Müdürü Timo XU, “LÖSEV ile yürüttüğümüz iş birliğini uzun vadeli bir sosyal sorumluluk yaklaşımının önemli bir parçası olarak görüyoruz. Çocukların hayatına dokunan projeleri devam ettirmeyi oldukça önemsiyoruz. Geçtiğimiz yıl LÖSEV Lösemili Çocuklar Köyü’nde kurduğumuz gaming odasıyla başlattığımız bu yolculuğu, bu yıl hayata geçirdiğimiz sinema odasıyla devam ettiriyoruz. Çocukların bir araya gelebileceği ve sosyal bağlarını güçlendirebileceği alanlar oluşturmayı değerli buluyoruz. Toplumsal fayda odağında hayata geçirdiğimiz bu çalışmalarla çocukların mutluluğuna katkı sağlamayı sürdüreceğiz.” dedi.&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Memorial Hastanelerinde kolon kanseri farkındalığı için "Mavi Gün"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/memorial-hastanelerinde-kolon-kanseri-farkindaligi-icin-mavi-gun-2032/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/memorial-hastanelerinde-kolon-kanseri-farkindaligi-icin-mavi-gun-2032/</id>
<published><![CDATA[2026-03-16T02:00:10+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-16T02:00:10+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_E834E5-F102EA-CAA2E9-48D652-CBC20A-12701A.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Memorial Sağlık Grubu, İstanbul, Ankara, Antalya, Bodrum, Diyarbakır ve Kayseri’deki hastanelerinde kolon kanseri farkındalığına dikkat çekmek amacıyla “Kolon Kanseri İçin Mavi Gün” etkinlikleri düzenledi. Farklı şehirlerde eş zamanlı gerçekleştirilen etkinliklerde hastalar, hekimler ve sağlık çalışanları bir araya geldi.</p><p>Mavi konseptli alanlar, farkındalık stantları, bilgilendirme etkinlikleri ve hasta hikâyeleri ile kolon kanserinde erken teşhisin önemine dikkat çekildi. Gün boyunca hastane alanlarında kurulan bilgilendirme noktalarında ziyaretçilere kolon kanseri hakkında bilgi verilirken, farkındalık dövizleri ve mavi temalı etkinliklerle konuya dikkat çekildi. Katılımcılar doktorlarla bir araya gelerek kolon kanserine ilişkin merak ettikleri sorulara yanıt bulma fırsatı da yakaladı.</p><p>Etkinlikler kapsamında sanat ve medya dünyasından isimler de farkındalık çalışmalarına destek verdi. Memorial Bahçelievler Hastanesi’ndeki etkinliğe katılan Ece Vahapoğlu, kendi deneyimlerinden yola çıkarak kolon kanseri farkındalığının önemine dikkat çekti. Memorial Bahçelievler Hastanesi’ne Ece Vahapoğlu’nun yanı sıra Şebnem Özinal, Memorial Şişli Hastanesi için ise Selin Türkmen, Memorial Göztepe Hastanesi’ndeki etkinliğe Seren Fosforoğlu, Müge Ulusoy ve Ayşen İnci, Memorial Ataşehir Hastanesi’ndeki etkinliğe ise Şahika Ercümen ve Demirhan Demircioğlu katıldı.</p><p>Memorial Sağlık Grubu Genel Müdürü Bora Uludüz, “Mavi Gün” etkinlikleriyle kolon kanseri konusunda toplumsal farkındalığı artırmayı hedeflediklerini belirterek şunları söyledi:&nbsp;</p><p>“Kolon kanseri, erken teşhis edildiğinde tedavi başarısı oldukça yüksek olan kanser türlerinden biri. Bu nedenle toplumda farkındalığın artırılması büyük önem taşıyor. Memorial olarak bu bilinçle ‘Kolon Kanseri İçin Mavi Gün’ etkinliklerini hastanelerimizde ilk kez hayata geçiriyoruz. Hekimlerimiz, sağlık çalışanlarımız ve toplumun farklı kesimlerini bir araya getiren bu tür çalışmalarla kolon kanseri konusunda farkındalığı güçlendirmeyi ve erken teşhisin önemine dikkat çekmeyi hedefliyoruz. Memorial Sağlık Grubu olarak toplum sağlığını destekleyen farkındalık ve bilgilendirme çalışmalarımızı önümüzdeki dönemde de sürdürmeye devam edeceğiz.”</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Zam İlaç yok krizine çare olmadı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/zam-ilac-yok-krizine-care-olmadi-60/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/zam-ilac-yok-krizine-care-olmadi-60/</id>
<published><![CDATA[2026-03-15T02:54:55+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-15T02:54:55+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_9F0D4A-868949-CEA718-6777AE-F46E9F-CD6462.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>İlaç fiyatlandırmasında kullanılan euro kuru yüzde 6 zamla 25 lira 33 kuruştan, 26 lira 87 kuruşa yükseldi.</p><p></p><p>Yapılan bu artış ile piyasada bulunmayan ilaçlarla ilgili sorunun bir nebze de olsa çözülmesi hedefleniyordu.</p><p></p><p>Ancak eczacılara göre bu zam depolardan alınan "İlaç yok" yanıtına çare olmadı.</p><p></p><p>Artık bıçak kemiğe dayandı</p><p></p><p>İstanbul Eczacı Odası Yönetim Kurulu Üyesi Simla Dilara Sezgin, "Artık bıçak kemiğe dayanmış durumda." dedi. Sezgin, "Hastaların ilaca ulaşamaması sadece ilaç firmaları ve eczacıların değil, hastaların da gündeminde çünkü ilaca ulaşamıyorlar." şeklinde konuştu.</p><p></p><p>1 Nisan'daki zam bekleniyor</p><p></p><p>1 Nisan'da ilaç fiyatlandırmasında kullanılan euro kuru yeniden güncellenecek. Euro kuru, yüzde 8 daha yükseltilerek 29 lira 11 kuruş üzerinden hesaplanacak.</p><p>Ancak eczacılara göre bu durum başka bir sorunu da beraberinde getirebilir.</p><p></p><p>Eczaneler ve hastalar sıkıntı yaşayacak</p><p></p><p>Star Haber'e konuşan eczacı Sevil Tutuş, "Nisana kadar eczaneler ve hastalar sıkıntı yaşayacak. Tekrar zam yapılacağı açıklandığı için o süreye kadar depolar bize ilaç vermeyecek. Bu her zaman böyle oluyor çünkü." diye konuştu.</p><p></p><p>Eczacılar, ilaç tedarik sıkıntısının çözülmesi için ilaç kararnamesinin güncel koşullara göre yenilenmesini istiyor.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Wellbees'ten çalışanlara ve şirketlere özel 'kaliteli uyku' önerileri</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/wellbeesten-calisanlara-ve-sirketlere-ozel-kaliteli-uyku-onerileri-2168/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/wellbeesten-calisanlara-ve-sirketlere-ozel-kaliteli-uyku-onerileri-2168/</id>
<published><![CDATA[2026-03-14T10:42:06+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-14T10:42:06+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5E23A7-5946CC-2689AA-EB939F-53823C-261E41.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Dünya Sağlık Örgütü’ne göre uyku bozuklukları, depresyon ve anksiyete gibi ruhsal durum bozukluklarının hem nedeni hem de sonucu olabiliyor. Uyku Vakfı’nın (Sleep Foundation) araştırmasına göre ise uyku kalitesi ortalamanın altında olan bireylerin %46’sı ruh sağlığını kötü veya çok kötü olarak değerlendiriyor. Dolayısıyla uyku kalitesi ruh halimizi direkt olarak olumlu veya olumsuz etkileyebiliyor. Kurumsal esenlik çözümü Wellbees’in psikolojik destek danışmanlarından Uzman Klinik Psikolog Neris Başkan Tüzer, bu yıl 13 Mart’a denk gelen Dünya Uyku Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, uyku kalitesinin iş hayatına etkileri hakkında bilgi verdi.&nbsp;</p><p></p><p>“Bir saat daha az uyumak bile verimliliği düşürüyor”</p><p>Uyku kalitesinin iş performansı üzerindeki etkilerine ve bu alandaki araştırmalara değinen Tüzer, “Yoğun tempo, stres, sürekli artan verimlilik ve performans beklentileri modern iş hayatının ayrılmaz bir parçası haline geldi. Ancak bu unsurlar üzerine çokça konuşulurken uyku çoğu zaman göz ardı ediliyor. Halbuki son yıllarda yapılan araştırmalar, uykunun iş performansı üzerindeki etkisini açıkça ortaya koyuyor. Farklı sektörleri kapsayan bir araştırma, bir hafta boyunca günde yalnızca bir saat daha az uyuyan çalışanların performansının %9 oranında düştüğünü gösteriyor. Yazılım sektöründe yapılan benzer bir çalışmada ise uyku eksikliğinin yazılımcıların performansını %50’ye varan oranlarda düşürebildiği görülüyor. ABD Ulusal Uyku Vakfı’nın çalışmalarına göre ise kaliteli uyku, iş performansını %90 oranında doğrudan etkiliyor. Kısacası uyku, bireysel sağlığın yanı sıra kurumsal verimlilik açısından da kritik bir rol oynuyor. Daha iyi bir uyku; daha verimli, daha dikkatli ve hata oranı daha düşük bir çalışma performansını beraberinde getiriyor” dedi.&nbsp;</p><p></p><p>“Erkekleri uzun çalışma saatleri, kadınları ev-iş yükümlülükleri etkiliyor”</p><p>Wellbees’in dünya genelindeki 250 bini aşkın kullanıcısının verilerine göre 2025 yılında kadın çalışanların uyku kalitesi 5 üzerinden 3.88, erkek çalışanlarınki 4.30 oldu. Uyku ve verimlilik konusunda kadınlar ve erkekler arasında farklılıklar bulunduğunu ifade eden Tüzer, “Araştırmalar, uzun çalışma saatlerinin erkeklerde uykusuzluğa daha fazla yol açtığını gösteriyor. Buna karşın kadınlarda özellikle gece vardiyaları ve çifte sorumluluk olarak ifade edilen hem iş hem de ev içi yükümlülüklerin birleşmesi uyku kalitesini önemli ölçüde düşürebiliyor. Avustralya’da yapılan bir araştırmaya göre genel olarak haftalık 42 saatin üzerindeki çalışma süreleri uyku verimliliğini olumsuz etkiliyor. Bu oran kadınlarda yine çifte sorumluluk nedeniyle 36 saate kadar düşebiliyor” diye konuştu.</p><p></p><p>Çalışanlar ne yapabilir?</p><p>Tüzer, uyku kalitesini artırmak için bireysel düzeyde atılabilecek basit ama etkili adımları şöyle sıraladı:&nbsp;</p><p>1-	Düzenli uyku saatleri oluşturmak ve bu rutine mümkün olduğunca sadık kalmak, sirkadiyen ritmimizi (vücut saati) düzenleyerek daha kaliteli bir uykuya yardımcı olur.</p><p>2-	Akşam saatlerinde kafein tüketiminden kaçınılmalıdır.</p><p>3-	Uyumadan yaklaşık bir saat önce telefon, bilgisayar ve televizyon gibi ekranlardan uzaklaşmak uykuya geçişi kolaylaştırabilir.</p><p>4-	Ekrandan uzaklaşılan zamanı; nefes egzersizleri, meditasyon veya sakinleştirici aktivitelerle geçirmek zihni dinlendirerek uyku kalitesini artırabilir.</p><p></p><p>Şirketler ne yapabilir?</p><p>Uyku ve verimlilik arasındaki ilişkinin kurumsal düzeyde önem taşıdığını vurgulayan Tüzer, şirketlere yönelik de şu önerilerde bulundu:</p><p>1-	Esnek çalışma saatleri, çalışanların kendi biyolojik ritimlerine göre daha verimli çalışabilmelerine yardımcı olabilir.&nbsp;</p><p>2-	Toplantıların günün çok erken saatlerine veya mesai bitimine yakın zamanlara sıkıştırılmaması, çalışanların stres seviyesini azaltabilir.</p><p>3-	Dijital çağın getirdiği sürekli ulaşılabilirlik kültürüne sınır koyulabilir. Mesai saatleri dışında e-posta, mesaj ve arama beklentisinin azaltılması çalışanların dinlenme süresini koruyabilir.</p><p>4-	Şirket içinde dinlenme alanları oluşturmak ve bazı kültürlerde yaygın olan kısa süreli uyku (power nap) alışkanlığını desteklemek hem çalışanların uyku kalitesini hem de genel verimliliği artırabilir.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Memorıal Bodrum'da tamamlayıcı sağlık sigortası dönemi</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/memorial-bodrumda-tamamlayici-saglik-sigortasi-donemi-373/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/memorial-bodrumda-tamamlayici-saglik-sigortasi-donemi-373/</id>
<published><![CDATA[2026-03-13T13:56:55+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-13T13:56:55+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_06D60C-59C21C-13D0FD-9C4C31-C08E97-DC2E6E.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Memorial Sağlık Grubu’nun bölgedeki önemli sağlık yatırımlarından biri olan Memorial Bodrum Hastanesi, bu anlaşmalar sayesinde geniş branş yelpazesi, ileri tanı ve tedavi altyapısı ile sunduğu sağlık hizmetlerini tamamlayıcı sağlık sigortası sahiplerine de sunmaya başlıyor.</p><p>Ortakent’te hizmet veren Memorial Bodrum Hastanesi, bölgede uzun süredir hissedilen önemli bir ihtiyaca da yanıt veriyor. Özellikle çocuk hastaların sağlığı için büyük önem taşıyan gece polikliniği hizmeti saat 00.00’a kadar devam ediyor. Kalp ve damar cerrahisi, kardiyoloji, beyin, sinir ve omurilik cerrahisi, genel cerrahi, ortopedi ve travmatoloji, üroloji, dahiliye, plastik cerrahi, çocuk sağlığı ve hastalıkları, kadın hastalıkları ve doğum alanlarında güçlü bir yapılanmaya sahip olan hastane; mikrocerrahi, el cerrahisi, çocuk nörolojisi ve pediatrik cerrahi gibi ileri uzmanlık gerektiren branşlarda da hizmet sunuyor.</p><p>Cerrahi ve dahili branşlardan kadın ve çocuk sağlığına, kalp sağlığından ileri tanı ve girişimsel işlemlere kadar geniş bir hizmet alanına sahip olan Memorial Bodrum Hastanesi, güçlü hekim kadrosu ve ileri teknolojik altyapısıyla bölgenin önemli sağlık merkezlerinden biri olarak hizmet veriyor.</p><p>“Memorial kalitesini daha fazla sigortalı ile buluşturuyoruz”</p><p>Memorial Sağlık Grubu CEO’su Bora Uludüz, anlaşmaya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:</p><p>“Memorial Bodrum Hastanesi’ni planlarken en önemli hedeflerimizden biri, Bodrum ve çevresinde yaşayanların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmaktı. Çok yakın zamanda SGK anlaşmamızı devreye alarak önemli bir adım attık. Allianz ve AXA Sigorta ile yaptığımız Tamamlayıcı Sağlık Sigortası anlaşmaları ise bu yaklaşımımızın bir başka önemli adımını oluşturuyor. Bu iş birlikleri sayesinde Bodrum ve çevresinde yaşayan sigortalılar, Memorial’ın güçlü hekim kadrosu ve ileri tıp altyapısıyla sunduğu sağlık hizmetlerine daha erişilebilir koşullarda ulaşabilecek. Memorial olarak bulunduğumuz her bölgede sağlıkta kaliteyi, güveni ve erişilebilirliği birlikte sunmayı önemsiyoruz.”</p><p>Bölgeye güçlü sağlık altyapısı</p><p>17 bin metrekarelik alanda hizmet veren Memorial Bodrum Hastanesi; 50 poliklinik, 7 tam donanımlı ameliyathane ve 148 yatak kapasitesiyle bölgenin en kapsamlı sağlık yatırımlarından biri olarak öne çıkıyor.</p><p>Modern mimarisi, ileri tıp teknolojileri ve uzman kadrosu ile kısa sürede Bodrum’un önemli sağlık merkezlerinden biri haline gelen hastane; Bodrum’un yanı sıra Muğla Merkez, Milas, Datça, Fethiye, Marmaris ve Göcek başta olmak üzere çevre bölgelerden gelen hastalara da hizmet veriyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Türkiye'de 72 bin diyaliz hastası var…</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turkiyede-72-bin-diyaliz-hastasi-var-4034/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turkiyede-72-bin-diyaliz-hastasi-var-4034/</id>
<published><![CDATA[2026-03-12T02:02:05+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-12T02:02:05+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_A98340-6421A1-C63247-E9848C-B4066D-8E9415.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Tüm dünyada 21 yıldır kutlanan Dünya Böbrek Günü, bu yıl “Böbreğini Korurken Dünyayı Koru” temasıyla gerçekleştirildi. Türk Böbrek Vakfı da bu özel gün kapsamında düzenlediği etkinlikte hem böbrek hastalıklarına dikkat çekti hem de su kaynaklarının korunmasının önemini vurguladı.</p><p>&nbsp;1800 Pet Şişeden Dev Böbrek Maketi</p><p>Kadıköy Meydanı’nda düzenlenen etkinlikte, Türk Böbrek Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi heykeltıraş Ertuğ Atlı tarafından 1800 pet şişe kullanılarak hazırlanan dev böbrek maketi sergilendi. Yaklaşık 2,5 metre yüksekliğinde ve 150 kilogram ağırlığındaki maket, plastik tüketiminin doğaya etkisini sembolik bir şekilde gözler önüne serdi.</p><p>Bando eşliğinde gerçekleşen etkinlikte vatandaşlar hem böbrek sağlığı hem de çevresel sürdürülebilirlik konusunda bilgilendirildi. Program sonunda sağlıklı su tüketimini teşvik etmek amacıyla katılımcılara çok kullanımlık su mataraları hediye edildi.</p><p>Türkiye’de 72 Bin Diyaliz Hastası Var</p><p>Etkinlikte konuşan Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk; “Türkiye’de yaklaşık 72 bin son dönem kronik böbrek yetmezliği hastası bulunuyor. Bu hastaların yaklaşık 69 bini hemodiyaliz, 3 bini ise periton diyalizi tedavisi ile yaşamını sürdürüyor. Hemodiyaliz tedavisinde kullanılan su miktarı ise konunun çevresel boyutunu ortaya koyuyor. Bir hastanın 4 saatlik tek bir hemodiyaliz seansında en az 200 litre şebeke suyu kullanılıyor. Türkiye genelinde yılda yaklaşık 2–2,5 milyon ton su, bu tedavi sürecinde kullanıldıktan sonra atığa dönüşüyor.” dedi.</p><p>Timur Erk, konuşmasında kronik böbrek yetmezliğinin büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:“Bugün burada gördüğünüz dev böbrek maketi bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Böbreklerimizi korumak aslında doğal kaynaklarımızı korumaktır. İklim değişikliği ve su kaynaklarının giderek azalması, suyun değerini her zamankinden daha önemli hale getiriyor. Günlük 2–2,5 litre su tüketimi gibi basit alışkanlıklar hem böbrek sağlığımızı koruyabilir hem de sağlık sistemindeki büyük yükün önüne geçebilir.” Erk, ayrıca tek kullanımlık plastik tüketimine de dikkat çekerek, bir kişinin günlük su ihtiyacını pet şişelerden karşılaması durumunda yılda yaklaşık 1.800 plastik şişe atığı oluştuğunu hatırlattı.</p><p></p><p>&nbsp;“Böbrek Sağlığı Çocuklukta Başlar”</p><p>İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Prof. Dr. Nur Canpolat ise böbrek hastalıklarının dünya genelinde hızla arttığını belirterek şu değerlendirmelerde bulundu: “Dünya genelinde yaklaşık her 10 kişiden birinde kronik böbrek hastalığı bulunuyor. Türkiye’de ise her 6–7 yetişkinden biri böbrek hastalığı riski taşıyor. Ancak böbrek sağlığının temelleri çocukluk döneminde atılır. Yeterli su tüketimi, sağlıklı beslenme, tuz ve paketli gıdaların azaltılması, fiziksel aktivite ve gereksiz ilaç kullanımından kaçınmak böbrek sağlığını korumada büyük önem taşır.”</p><p>Canpolat ayrıca çocukların iklim değişikliği, hava kirliliği ve su kaynaklarının azalması gibi çevresel risklere karşı daha hassas olduğunu vurgulayarak, çevreyi korumanın aynı zamanda çocukların böbrek sağlığını korumak anlamına geldiğini ifade etti.</p><p>Etkinlikte yer alan Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zelal Adıbelli ise böbrek sağlığı ve&nbsp; çevresel sürdürülebilirlik konularına değindi.&nbsp;</p><p>Etkinliğe katılan TBV Danışma Meclisi Üyesi Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Nadir Alpay ise böbreklerin görevleri ve böbrek sağlığı adına edinilmesi gereken alışkanlıklardan söz etti. Doç. Dr. Alpay; “kanı sürekli temizlemek (her gün yaklaşık 180 litre kan böbreklerden süzülür),&nbsp; vücudun su dengesini sağlamak(böbrekler vücuttaki su miktarını ayarlar), mineral ve tuz dengesini düzenlemek, kan basıncını (tansiyonu) kontrol etmek, kırmızı kan hücresi üretimine yardım etmek ve kemik sağlığını korumak böbreklerin önemli görevleridir. Böbrekleri dolayısı genel sağlık halini korumak için kazanılması gereken basit ama önemli alışkanlıklar vardır. Bu alışkanlıklara dikkat etmek ve de yıllık olarak böbrek kan tahlillerinin rutin olarak yapılması, böbrek hastalıkları anlamında koruma sağlayacaktır.&nbsp;</p><p>-	Yeterli su içmek,&nbsp; - Tansiyonu kontrol altında tutmak</p><p>-	Şeker hastalığını kontrol etmek, - Gereksiz ilaç kullanmamak</p><p>-	Tuz tüketimini azaltmak, - Sağlıklı beslenmek</p><p>-	Düzenli egzersiz yapmak, - Sigara kullanmamak</p><p>&nbsp;“Su Böbreğini Korur, Atık Doğaya Yük olur”</p><p>Türk Böbrek Vakfı, Dünya Böbrek Günü etkinliği kapsamında verdiği mesajda böbrek sağlığı ile çevre sağlığı arasındaki güçlü bağa dikkat çekti ve plastik tüketiminin azaltılması, geri dönüşümün yaygınlaştırılması ve sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi çağrısında bulundu. Kadıköy Meydanı’ndaki dev böbrek maketi, gün boyunca vatandaşların yoğun ilgisini çekerken etkinlikte verilen ortak mesaj: “Böbrek sağlığını korumak, doğayı ve su kaynaklarını korumaktan geçiyor.” oldu.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Drogsan İlaçları'nda bayrak değişimi</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/drogsan-ilaclarinda-bayrak-degisimi-631/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/drogsan-ilaclarinda-bayrak-degisimi-631/</id>
<published><![CDATA[2026-03-11T17:35:13+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-11T17:35:13+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_D81802-371713-64D153-6CB17B-60A3D7-A4FBB4.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Drogsan İlaçları Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Karpuzcu tarafından yapılan açıklamaya göre Dr. Sabri Öncel, 9 Mart 2026 tarihi itibarıyla şirketin yeni Genel Müdürü olarak atandı. Yaklaşık 18 yıldır Drogsan İlaçları’nda Genel Müdürlük görevini sürdüren Dr. Ersan Küçük ise bu tarih itibarıyla bu görevini devrederek şirketin stratejik süreç ve projelerine danışman olarak destek verecek, İcra Kurulu ve Yönetim Kurulu çalışmalarına koordinatör olarak katkı sağlamayı sürdürecek.</p><p></p><p>Drogsan İlaçları Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Karpuzcu, görev değişimine ilişkin yaptığı değerlendirmede Dr. Ersan Küçük’ün şirketin yıllar içerisindeki başarılarında bulunan önemli rolünü belirterek şunları söyledi: “Şirketimizin Genel Müdürlük görevini büyük bir özveri, güçlü liderlik ve vizyoner yaklaşımıyla başarıyla yürütmüş olan Dr. Ersan Küçük, gelişimimize, kurumsallaşmamıza, büyümemize önemli ve kalıcı katkılar sağlamıştır. Bilgi birikimi ve sektörel deneyimi ile şirketimizin gelişim yolculuğunda çok kıymetli bir rol üstlenen Küçük’e çalışmaları için teşekkür ediyor, yeni görevinde başarılarının devamını diliyorum. Genel Müdür Yardımcılığı görevini başarıyla yürüten Dr. Sabri Öncel’in liderliği, vizyonu ve birikimiyle şirketimizin istikrarlı gelişimini daha da ileriye taşıyacağına inanıyorum.”</p><p></p><p>Drogsan İlaçları’nda Türkiye ve Uluslararası Pazarlardan sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı görevini başarıyla sürdüren Dr. Sabri Öncel, yeni dönemde Genel Müdürlük göreviyle şirketin büyüme stratejilerinin hayata geçirilmesi, uluslararası pazarlardaki etkinliğin artırılması ve yenilikçi sağlık çözümlerinin geliştirilmesi alanlarında çalışmalarını sürdürecek.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İyileştiren Hastane tedavi süresini kısaltıyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/iyilestiren-hastane-tedavi-suresini-kisaltiyor-1790/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/iyilestiren-hastane-tedavi-suresini-kisaltiyor-1790/</id>
<published><![CDATA[2026-03-11T02:54:26+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-11T02:54:26+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_3E1524-B84ECE-BB4372-64FFF0-1C2D3D-9B5A1B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Modern hastane binalarının mimarisi ve iç mekân tasarımları, tedavi süreçlerini hızlandıran kritik bir faktör haline geldi. Gelişen tasarım anlayışları, yapısal ve tıbbi teknolojik ilerlemelerle birleşerek, hastaların iyileşme hızına doğrudan etki ediyor. Sektör temsilcileri, Sağlık Bakanlığı’nın akreditasyon çalışmalarıyla birlikte, literatüre "İyileştiren Hastane" olarak giren bu yapıların artık bir standart olacağını belirtiyor.&nbsp;</p><p>Mimar Mustafa Onur Eraydın, konuya ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Eraydın, hastalığın ve hastaların değişen niteliklerine göre yeni teşhis ve tedavi teknolojilerinin gelişmesinin, hastane binalarının yapısal çerçevesini doğrudan etkilediğini vurguladı.&nbsp;</p><p>Enfeksiyon ve iyileşme süresi kısalıyor&nbsp;</p><p>“Yoğun bakım ünitesi sendromlara yol açtığını biliyoruz. Ses düzeyinin, narkotik ve sedatif ilaç kullanımını ve dozlarını belirgin biçimde etkilediğini; ses düzeyindeki artışın, kalp atış̧ hızı, stres ve gerginliğin artmasında etkili olduğunu da biliyoruz. Ayrıca güneş̧ alan ve almayan hasta odalarıyla, hastanede kalış̧ süreleri ve ölüm oranları arasında belirgin bir ilişki olduğu ortaya konmuştur. Yani odadaki aydınlık düzeyinin, kalp atış̧ hızı, aktivite düzeyleri ve solunum sayısını etkilediğini biliyoruz” diyen Eraydın, yeni nesil hastane binalarının sadece estetikten ibaret olmadığını, aynı zamanda tedavi sonuçlarını doğrudan iyileştirdiğini belirterek “Sağlık tesislerinde mühendislik hesaplamalar sonucu geliştirilen mekanik ve elektrik sistemler ile, antibakteriyel inşaat malzemeleri kullanılarak, en üst seviyede sterilizasyon sağlanıyor. Bu sayede hastanede enfeksiyona bağlı hastalıklar minimum seviyelere çekilerek antibiyotik tedavi dozları azaltılıyor ve bağışıklık sistemini güçlendiren tıbbi çalışmalarla iyileşme süresi kısaltılıyor” diye konuştu.&nbsp;</p><p>“Hastanın güven duygusunu artırıyor”&nbsp;</p><p>Eraydın sözlerini şöyle sürdürdü:&nbsp;</p><p>“Üstelik estetik kalite de hastayı rahatlatarak iyileşme hızını etkilediği gibi, hasta yakını ve ziyaretçi psikolojisini de olumlu etkileyerek hastanın güven duygusunu artırıyor. Geleceğin hastane binaları sadece tedavi değil, aynı zamanda hastanın kendi kendine yardımı ve hastalıklardan korunması yönünde eğilim gösterecek. Bu yapılar spor salonları, sosyal hizmet büroları ve toplum için buluşma noktası olabilecek başka işlevleri de içerebilecektir.”&nbsp;</p><p>Bakanlık harekete geçti&nbsp;</p><p>Türkiye'de sağlık binalarının düzeltilmesi ve kalite eşiğinin yükseltilmesi için atılan adımlara da değinen Arter İnşaat Kurucu Ortağı Mustafa Onur Eraydın, şunları kaydetti:&nbsp;</p><p>“Ülkemizde sağlık kuruluşlarının bakım ve yönetim kalitesini iyileştirmek için geliştirilmiş olan standartlar serisini karşılayıp karşılamadıklarını belirlemek amacıyla, yetkili kuruluşlar tarafından değerlendirmeye tabi tutulan bir süreç olarak akreditasyon çalışmaları sürüyor. Sağlık binalarının düzeltilmesi ve kalite eşiğinin yükseltilmesi için Sağlık Bakanlığının bilimsel araştırmalara verdiği önem, üniversitelerle iş birliği içinde bulunması ve ulusal bir akreditasyon programının uygulanmaya başlaması bu gelişmeleri oldukça hızlandırmış durumda.”&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İlknur Ulu aşı iş birimi direktörü oldu</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ilknur-ulu-asi-is-birimi-direktoru-oldu-3289/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ilknur-ulu-asi-is-birimi-direktoru-oldu-3289/</id>
<published><![CDATA[2026-03-10T02:58:34+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-10T02:58:34+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_00786D-B6331A-BCD077-A1BFC8-0AFC3E-354A1C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Dünya genelinde 300 yılı, Türkiye'de ise 65 yılı aşkın deneyimiyle sağlık sektörünün lider firmaları arasında yer alan global biyofarma şirketi GSK Türkiye’de İlknur Ulu, 2 Mart itibarıyla Aşı İş Birimi Direktörü görevine getirildi.</p><p>Galatasaray Üniversitesi İşletme bölümünden 2008 yılında mezun olan Ulu, ilaç sektöründe 17 yılı aşkın kariyeri boyunca Afrika, Orta Doğu ve Avrasya gibi geniş bir coğrafyayı kapsayan sorumluluklar üstlendi. Bu bölgelerde büyüme stratejileri oluşturma ve portföy yönetimi süreçlerini başarı ile gerçekleştiren Ulu, uluslararası pazarlarda çeşitli ürünlerin satış ve pazarlama rollerinde yer alarak global marka yönetimi, lansman stratejileri ve bölgesel iş geliştirme konularında önemli deneyimler elde etti.&nbsp;</p><p>GSK Türkiye’ye katılmadan önce Sanofi'de aşı, kardiyoloji ve diyabet iş birimlerinde pazarlama ve satış organizasyonlarında görev alan Ulu, GSK Türkiye’deki yeni görevinde aynı zamanda Liderlik Ekibi’nde yer alacak.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Güzellik sektöründe dünyada ilk uygulamalar Türkiye'de</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/guzellik-sektorunde-dunyada-ilk-uygulamalar-turkiyede-7667/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/guzellik-sektorunde-dunyada-ilk-uygulamalar-turkiyede-7667/</id>
<published><![CDATA[2026-03-10T02:38:14+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-10T02:38:14+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_40042D-294A30-17CDB4-915456-951D2A-C1C766.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Fuarın en dikkat çekici yeniliklerinden biri, dünyada ve Türkiye’de ilk kez tanıtılacak, estetisyen müdahalesi gerektirmeyen robotik zayıflama cihazı olacak. Katılımcılar, bölgesel zayıflama uygulamalarını robotik sistem ve yapay zeka desteğiyle deneyimleme fırsatı bulacak. Cihaz, kişiye özel programlar oluşturmak için cilt nemi, elastikiyet, pigmentasyon ve hassasiyet gibi parametreleri ölçecek. Ölçümlerin ardından robotik uygulamalar ile protokolleri standartlaştıracak ve güvenli, tutarlı sonuçlar sağlayacak. Ziyaretçiler hem gözlemleyerek hem de uygulamalı olarak cihazın etkilerini test edecek, bu sayede hem teknolojinin gücünü hem de sektördeki yenilikçi yaklaşımı doğrudan deneyimleyecek. Fuarda yapılacak interaktif sunumlar, geleceğin estetik uygulamalarının sahada nasıl uygulanacağını katılımcılara gösterecek ve sektörde çığır açan bir deneyim sunacak.</p><p>CİLT BAKIMINDA YENİ NESİL TEKNOLOJİLER&nbsp;</p><p>Güzellik &amp; Bakım İstanbul Fuarı’nda, cilt bakımına yönelik en yeni teknolojiler katılımcılarla buluşacak. Fuarda ziyaretçiler, kırışıklık görünümünü azaltmayı, cilt dokusunu güçlendirmeyi ve sağlıklı yaş alma yaklaşımını desteklemeyi hedefleyen gelişmiş cihazları ve patentli bakım terapilerini uygulamalı olarak deneyimleme fırsatı bulacak. Türkiye’de ilk kez tanıtılacak olan cihaz, kırışıklıkları hedef alırken kas ve cilt yapısını destekleyen çok yönlü bir teknoloji sunuyor. Cildin alt katmanlarını uyaran ve kas dokusunu aktive eden sistem, özel protokollerle cilt sıkılığını artırmayı amaçlıyor. Uzmanlar eşliğinde gerçekleştirilecek demonstrasyonlarda, cihazın çalışma prensipleri ve uygulama süreçleri ziyaretçilere adım adım gösterilecek. Kraliyet ve Hollywood bakımı” olarak adlandırılan bu yenilikçi cihazlar, cildin nem seviyesini yükseltmeye ve doğal yenilenme sürecini desteklemeye yardımcı olarak, katılımcılara eşsiz bir bakım deneyimi sunuyor.</p><p>OKSİJEN TERAPİSİ VE MİKRO İĞNE UYGULAMALARI</p><p>Fuarda öne çıkan bir diğer önemli uygulama grubu, oksijen terapisi ve mikro iğne teknolojileri olacak. Oksijen terapisi temelli sistemler, yüksek basınçlı oksijen kullanarak cildin nem seviyesini artırmayı, hücre yenilenmesini hızlandırmayı ve cilde doğal bir canlılık kazandırmayı hedefliyor. Bu yöntem, cildin alt katmanlarına oksijen ve aktif içeriklerin nüfuz etmesini sağlayarak daha sağlıklı ve parlak bir cilt görünümü yaratıyor. Mikro iğne uygulamaları ise cilt yüzeyinde kontrollü mikro kanallar oluşturarak cildin doğal yenilenme sürecini tetikliyor. Bu sayede cilt, kolajen ve elastin üretimini artırarak dokusunu güçlendiriyor ve kırışıklık görünümünü azaltıyor. Mikro iğne teknolojileri ayrıca, serum ve aktif bakım ürünlerinin cilde daha etkin bir şekilde ulaşmasını sağlıyor. Katılımcılar, fuarda bu uygulamaları hem gözlemleme hem de deneyimleme fırsatı bulacak. Uzmanlar eşliğinde gerçekleştirilecek demonstrasyonlar sayesinde, hangi cilt tiplerine uygun oldukları, uygulama teknikleri ve elde edilen etkiler detaylı olarak gösterilecek. Bu deneyim, ziyaretçilere modern cilt bakımında oksijen terapisi ve mikro iğne uygulamalarının sağladığı faydaları yakından inceleme imkânı sunacak.</p><p>UYGULAMALI CİLT BAKIM ÜRÜNLERİ VE KORE TEKNOLOJİLERİ</p><p>Fuarda, cilt bakımında fark yaratacak ve ilk kez tanıtılacak ürünler ziyaretçilerle buluşacak. Hassas ve atopik cilt tiplerine uygun tonik, krem, serum ve maske setleri, Kore cilt bakım teknolojileri ve yerel markaların ürünleri uzmanlar eşliğinde uygulamalı olarak ziyaretçilere sunulacak. Katılımcılar, ürünlerin kullanım alanlarını, içerik yapılarını ve uygulama tekniklerini birebir deneyimleyerek cilt dokusunu güçlendiren serumlar, nem dengesini sağlayan tonikler, kırışıklık görünümünü azaltan kremler ve canlı, parlak bir cilt kazandıran maskelerin etkilerini gözlemleyebilecek. Ürünlerin güvenilirliği, bilinen iş birlikleri ve doktor-onaylı protokollerle desteklenirken, Kore cilt bakım ürünleri inovatif içerik ve teknolojileriyle fuarda ön plana çıkıyor. Çok adımlı uygulama trendlerini katılımcılara uygulamalı olarak gösteren bu ürünler, ziyaretçilere interaktif bir deneyim alanı sağlarken, cilt bakımında gelişen yeni yaklaşımları doğrudan deneyimleme imkânı sunacak.</p><p>TUZ TERAPİSİ İLE ETKİN BAKIM PROTOKOLLERİ</p><p>Fuarın öne çıkan bir diğer uygulaması, cilt bakımında destek sağlayan özel tuz kabinleri. Tuz terapisi prensibiyle çalışan bu kabinler, cildin nefes almasını kolaylaştırırken bakım sürecini tamamlayan rahatlatıcı bir ortam sunuyor. Tuz kabinleri, ciltteki toksinlerin atılmasına yardımcı olurken, nem dengesini destekler ve bakım uygulamalarının etkisini artırmayı amaçlıyor. Bu sayede katılımcılar, kabinlerde uygulanan protokolleri deneyimleyerek cildin yenilenme sürecini ve cilt sağlığı üzerindeki katkılarını gözlemleyebilecek.</p><p>UZMAN REHBERLİĞİNDE MASTERCLASS VE WORKSHOPLAR</p><p>Fuarda tırnak ve oje kategorisinde, birden fazla işlevi bir araya getiren gelişmiş jel sistemleri ve bakım çözümleri katılımcılarla buluşacak. Workshoplar ve masterclasslar aracılığıyla ürünlerin uygulanışı sahada detaylı olarak gösterilecek, tırnak bakımına dair teknikler tanıtılacak. Ayrıca ayak bakımı için geliştirilen pedikür setleri ve bakım ürünleri de katılımcılarla paylaşılacak. Podologların desteğiyle ürünlerin özellikleri ve profesyonel kullanım bilgileri aktarılacak. Bu kapsamda fuar, tırnak ve ayak bakımındaki yenilikleri ve sektördeki güncel standartları bir arada sunacak.</p><p></p><p>İNTERAKTİF DENEYİM VE İNOVASYON PLATFORMU</p><p>Fuar, katılımcılara ürünleri sadece görme değil, uygulamalı deneyimleme ve sektördeki trendleri sahnede takip etme fırsatı sunacak. Uygulamalı masterclasslar, estetik uygulamalar, makyaj teknikleri, saç tasarımı ve cilt bakımı gibi alanlarda uzman rehberliği ile gerçekleştirilecek. TG Expo Güzellik &amp; Bakım Fuarı Proje Direktörü Gökhan Büyükataman, fuarın inovasyonu merkeze alan bir platform olduğunu belirterek; “Katılımcılar, uygulamalı deneyimler ve masterclasslar sayesinde ürünleri doğrudan gözlemliyor ve deneyimliyor. Bu sayede sadece ürünleri görmekle kalmayıp, her bir uygulamanın etkisini, kullanım alanını ve potansiyel sonuçlarını bizzat deneyimleme fırsatı buluyorlar. Fuar, sektördeki yenilikçi teknolojilerin, uygulamaların ve eğitim modellerinin bir araya geldiği bir platform sunuyor. Katılımcılar hem ticari iş birliklerini geliştirebiliyor hem de geleceğin estetik ve bakım standartlarını öğreniyor. Bu deneyim, sektördeki profesyoneller için yeni bakış açıları, ilham verici uygulamalar ve doğrudan etkileşim imkânı sağlıyor; inovasyon ve eğitimi aynı çatı altında buluşturan eşsiz bir ortam yaratıyor” ifadelerinde bulundu.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Dünya yalnızlık salgını ile karşı karşıya</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/dunya-yalnizlik-salgini-ile-karsi-karsiya-8215/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/dunya-yalnizlik-salgini-ile-karsi-karsiya-8215/</id>
<published><![CDATA[2026-03-10T02:04:21+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-10T02:04:21+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_60F283-13F259-4830F2-0BCBF4-EF08F0-03630C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Uzmanlara göre bu tablo artık bireysel bir ruh haliyle açıklanamaz durumda. Dünya, bilimsel literatürde “Yalnızlık Salgını” (Loneliness Epidemic) olarak tanımlanan, sessiz ama etkisi çok derin bir salgınla karşı karşıya.</p><p>&nbsp;</p><p>2025 ve 2026 yıllarında yayımlanan uluslararası araştırmalar, yalnızlığın kişisel bir mesele olmaktan çıkıp küresel bir halk sağlığı krizine dönüştüğünü ortaya koyuyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre bugün dünya genelinde her altı kişiden biri kronik yalnızlık yaşıyor.</p><p>&nbsp;</p><p>Uzmanlar, yalnızlığın sigara kullanımı, obezite ve hareketsizlik kadar ciddi bir ölüm riski taşıdığı konusunda uyarıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2025 tarihli raporuna göre yalnızlık ve sosyal izolasyon, dünya genelinde yılda yaklaşık 871 bin ölüme katkıda bulunuyor. Bu da saatte ortalama 100 ölümün, doğrudan ya da dolaylı olarak yalnızlıkla ilişkili olduğu anlamına geliyor.</p><p>&nbsp;</p><p>Yalnızlık Sadece Ruhu Değil, Bedeni de Hasta Ediyor</p><p>&nbsp;</p><p>Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Oğuzhan Zahmacıoğlu, yalnızlığın klinik etkilerinin artık görmezden gelinemeyecek düzeyde olduğunu vurguluyor:</p><p>&nbsp;</p><p>“Son iki yılda yayımlanan geniş kapsamlı bilimsel araştırmalar, yalnızlığın yalnızca ruhsal bir durum olmadığını açıkça gösteriyor. Kalp hastalıkları, diyabet, demans ve erken ölüm riskini ciddi biçimde artırıyor. Yalnızlık beyinde sürekli bir tehdit algısı yaratıyor; kortizol yükseliyor, bağışıklık sistemi baskılanıyor ve vücut uzun süreli bir stres hali içinde kalıyor.”</p><p>&nbsp;</p><p>2025–2026 döneminde yayımlanan bilimsel araştırmalara göre yalnız bireylerde demans riski yaklaşık yüzde 50, kalp hastalığı riski yüzde 29, inme riski yüzde 32 oranında artıyor. Erken ölüm riski de yalnız yaşayan ve kendini yalnız hisseden bireylerde belirgin biçimde yükseliyor.</p><p>&nbsp;</p><p>Gençler Kalabalıklar İçinde Yalnız</p><p>&nbsp;</p><p>Yalnızlık denince akla genellikle yaşlılar gelse de, son veriler asıl risk grubunun gençler olduğunu gösteriyor. Yeditepe Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Başkanı Doç. Dr. Berke Kırıkkanat, bu tabloyu “Modern Yalnızlık Paradoksu” olarak tanımlıyor:</p><p>&nbsp;</p><p>“Gençler sürekli çevrim içi, sürekli bağlantıda. Ama bu bağlantılar derinlik taşımıyor. Araştırmalar, 18–25 yaş grubunda yalnızlık oranlarının bazı ülkelerde yüzde 60’a ulaştığını gösteriyor. Bu, ‘kimsem yok’ yalnızlığı değil; kalabalıklar içinde hissedilen anlaşılamama ve duygusal güvencesizlik.”</p><p>&nbsp;</p><p>Sosyal medyanın yoğun kullanımı ve yüz yüze temasın azalması gibi nedenler, bu duygunun gençler arasında daha da derinleşmesine yol açıyor.</p><p>&nbsp;</p><p>Türkiye’de Tablo Farklı Değil</p><p>&nbsp;</p><p>TÜİK’in 2026 verilerine göre, tek kişilik hane sayısı 5,5 milyonu aşmış durumda. Son on yılda yalnız yaşayanların sayısındaki artış yüzde 60’ın üzerinde. En yüksek oranlar İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde görülüyor.</p><p>&nbsp;</p><p>Doç. Dr. Oğuzhan Zahmacıoğlu’na göre bu artış, toplumsal dönüşümün kaçınılmaz bir sonucu:</p><p>“Bireyselleşme sosyal bağları zayıflatıyor. Yalnızlık artık istisna değil, gündelik hayatın bir parçası haline geliyor.”</p><p>&nbsp;</p><p>Yapay Zeka ve Sosyal Medyanın Etkisi</p><p>&nbsp;</p><p>2025 ve 2026 yıllarında yalnızlıkla mücadelede yapay zeka destekli sohbet uygulamaları ve dijital yoldaşlar hızla yaygınlaştı. Bazı çalışmalar bu araçların kısa vadede yalnızlık hissini azalttığını gösterse de, uzmanlar temkinli.</p><p>&nbsp;</p><p>Doç. Dr. Berke Kırıkkanat bu noktada uyarıyor: “Yapay zeka kişiye ‘duyulma’ hissi verebiliyor. Ancak bu, gerçek ilişkilerin yerini tutmuyor. Aşırı kullanımda sosyal beceriler körelebiliyor ve kişi gerçek hayattan daha da kopabiliyor. Sosyal medya ise insanları birbirine bağlamak yerine çoğu zaman karşılaştırma, yetersizlik ve dışlanmışlık duygusunu besliyor.”</p><p>&nbsp;</p><p>Yalnızlık Duygusu Kişisel Zayıflık Değil</p><p>&nbsp;</p><p>Dünya Sağlık Örgütü ve OECD raporları, yalnızlıkla mücadelenin yalnızca bireysel terapi ya da kişisel çabayla çözülemeyeceğini ortaya koyuyor. Uzmanlara göre sorun, bireylerin değil, modern yaşamın yapısında yatıyor. Bu nedenle çözümün sağlık sistemlerinden şehir planlamasına, eğitim politikalarından sosyal yaşama kadar geniş bir toplumsal çerçevede ele alınması gerekiyor.</p><p>&nbsp;</p><p>Son yıllarda bazı ülkelerde hayata geçirilen “sosyal reçeteleme” modelleri bu yaklaşımın somut örnekleri arasında yer alıyor. Bu modeller, bireyleri topluluk etkinliklerine ve sosyal alanlara yönlendirerek yalnızlık hissini azaltmayı hedefliyor. İlk sonuçlar umut verici olsa da, bu adımların kalıcı ve yaygın hale getirilmesinin kritik olduğu vurgulanıyor.</p><p>&nbsp;</p><p>Yeditepe Üniversitesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları ABD Başkanı Doç. Dr. Oğuzhan Zahmacıoğlu, yalnızlığın yapısal boyutuna dikkat çekiyor: “Yalnızlık bir karakter kusuru değil, modern yaşamın ürettiği yapısal bir sorun.”</p><p>&nbsp;</p><p>Yeditepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü Başkanı Doç. Dr. Berke Kırıkkanat ise çözümün yönünü şu sözlerle özetliyor: “Toplum olarak daha fazla bağlantıya değil, daha fazla anlamlı bağa ihtiyacımız var.”</p><p>&nbsp;</p><p>Özetle araştırmalar şunu gösteriyor: Bireylerin yalnızlık duygusu görmezden gelindiğinde, en kalabalık toplumlar bile zamanla içten içe yalnızlaşıyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">SGK'nin ilaç harcaması yüzde 34 arttı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/sgknin-ilac-harcamasi-yuzde-34-artti-6986/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/sgknin-ilac-harcamasi-yuzde-34-artti-6986/</id>
<published><![CDATA[2026-03-06T11:22:45+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-06T11:22:45+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5C6CC7-BEA9A0-EBD841-AE5470-3456EB-830E98.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>SGK'nin 2024 yılında 980,9 milyar lira olan sağlık harcamaları, 2025 yılı sonunda yüzde 38 oranında artarak 1 trilyon 353,1 milyar lirayı buldu.</p><p></p><p>Sağlık harcamalarının yüzde 68,5'ini tedavi harcamaları oluştururken, ilaç, reçete hizmet bedeli ve diğer harcamalar ise toplam tutarın yüzde 31,5'lik kısmına karşılık geldi.</p><p></p><p>2024 yılında ilaca 305 milyar 461 milyon lira ödeyen Kurumun, ilaç harcaması 2025 sonu itibarıyla yaklaşık yüzde 34 artarak 411 milyar 640 milyon lirayı buldu.</p><p></p><p>- Geri ödeme listesine 474 ilaç eklendi</p><p></p><p>SGK'nin geçen yıl 474 yeni ilacı geri ödeme listesine eklemesiyle geri ödeme listesindeki toplam ilaç sayısı 8 bin 888'e yükseldi.</p><p></p><p>Listedeki ilaçların 916'sını kanser tedavisinde kullanılanlar, 506'sını hipertansiyon tedavisinde kullanılanlar, 213'ünü diyabet tedavisinde kullanılanlar, 267'sini ise astım ve Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) tedavisinde kullanılanlar oluşturdu.</p><p></p><p>- Sağlık harcamalarının sürdürülebilirliğinin sağlanması</p><p></p><p>Gereksiz ilaç kullanımını engellemek için akılcı ilaç kullanımına odaklanan SGK, ilaç israfına yönelik çalışmalarını sürdürüyor.</p><p></p><p>Kurum, bu kapsamda geçen yıl, hastaların klinik ihtiyaçlarına uygun ilaçları, bireysel gereksinimlerini karşılayan dozlarda, yeterli süre boyunca ve kamuya en düşük maliyetle almaları için kas-iskelet sistemi hastalıklarında kullanılanlar ile eklem ve kas ağrısında kullanılan ilaçlarda çeşitli düzenlemeler yaptı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Roche, 2025 yılı global finansal sonuçlarını açıkladı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/roche-2025-yili-global-finansal-sonuclarini-acikladi-5167/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/roche-2025-yili-global-finansal-sonuclarini-acikladi-5167/</id>
<published><![CDATA[2026-03-06T02:24:56+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-06T02:24:56+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_E14679-7B8303-B2775C-877876-F9D74B-E5C322.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Dünyanın önde gelen biyoteknoloji şirketlerinden Roche, 2025 yılı global finansal sonuçlarını açıkladı. Roche’un grup satışları sabit döviz kurlarında yüzde 7, İsviçre Frangı bazında ise yüzde 2 artarken; çekirdek faaliyet kârı yüzde 13, çekirdek hisse başına kazanç ise yüzde 11 oranında büyüme kaydetti. UFRS (Uluslararası Finansal Raporlama Standartları) net kârı, güçlü operasyonel performansın ve geçen yıla kıyasla baz etkisinin katkısıyla yüzde 58 arttı.</p><p>“2025, Roche için güçlü bir yıl oldu”</p><p>2025 yılı finansal sonuçlarını değerlendiren Roche CEO’su Thomas Schinecker, “2025, Roche için güçlü bir yıl oldu. Operasyonel mükemmeliyet ve Ar-Ge’deki güçlü odağımızın karşılığını aldık. İlaç geliştirme portföyümüzde önemli bir ivme yakaladık. Potansiyel 10 yeni ilacı nihai aşama geliştirme sürecine taşıdık ve ileri aşama klinik çalışmalardan 12’sinde olumlu sonuçlar elde ettik. Onkoloji, immünoloji ve nöroloji gibi öncelikli alanlarda yenilikçi tedavilere yönelik klinik çalışmalarımızdan umut verici sonuçlar elde ettik. Tanı alanında ise bu yıl kullanıma sunulması planlanan yeni nesil dizileme teknolojimizle, genetik analizlerde hız ve verimlilik açısından önemli bir ilerleme sağlıyoruz. Güçlü finansal performansımız ve inovasyondaki kararlı ilerlememizle, büyüme için sağlam bir konumdayız” ifadelerini kullandı.</p><p>Roche İlaç Bölümü’nün satışları, onkoloji, nöroloji, nadir hastalıklar ve oftalmoloji gibi öncelikli alanlardaki yenilikçi portföyün katkısıyla yüzde 9 artış gösterdi. Ağır seyirli hastalıklara yönelik yeni nesil tedaviler, bölümün büyümesinde belirleyici rol oynadı.</p><p>Roche Diagnostik Bölümü’nün satışları ise, immünodiagnostik, patoloji ve moleküler çözümlere yönelik artan talep sayesinde yüzde 2 artış gösterdi. Yıl içinde, kadın sağlığı ve enfeksiyon hastalıkları gibi alanlarda geliştirilen tanısal doğruluğu artırmaya yönelik yeni testlerin CE damgası alması, tanı alanındaki yenilikçi portföyün güçlenmesine katkı sağladı.</p><p>2026 yılı öngörüleri</p><p>Roche, 2026 yılında grup satışlarının sabit döviz kurlarında orta tek haneli aralıkta artmasını bekliyor. Hisse başına temel kazancın ise yine sabit döviz kurlarında yüksek tek haneli aralıkta gelişmesi hedefleniyor. Şirket, İsviçre Frangı cinsinden kâr payını artırmaya devam etmeyi öngörüyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Sağlıklı yaşam uzun bir yolculuk"</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/saglikli-yasam-uzun-bir-yolculuk-6947/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/saglikli-yasam-uzun-bir-yolculuk-6947/</id>
<published><![CDATA[2026-03-05T02:34:51+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-05T02:34:51+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5A0FF6-FA9CC6-B465FA-EE305B-7DCC1B-9296DC.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Dünyanın önde gelen sağlık şirketlerinden Novo Nordisk, 4 Mart Dünya Obezite Günü’nde obeziteyle mücadeleyi merkeze alan bir farkındalık hareketi başlattı.&nbsp; Günümüzde dijital mecralarda obeziteye dair sunulan popüler ama bilimsel temeli zayıf içerikler, bireylerin sağlıklı bir yaşam arayışında vakit kaybetmesine neden olabiliyor. Novo Nordisk, bu kafa karışıklığını merkeze alan filmde obezitenin sadece bir kilo sorunu değil, profesyonel destek gerektiren kronik bir hastalık olduğunu vurguluyor.&nbsp;</p><p>Bilgi Kirliliğine Karşı En Güçlü Savunma Uzman Görüşü&nbsp;</p><p>Obeziteyle mücadelenin sabır ve uzman rehberliğinde yönetilmesi gereken sürdürülebilir bir yolculuk olduğunu anlatan film, "Tüm bu karmaşa geçici, sağlıklı yaşam ise uzun bir yolculuk" diyerek, her adımın uzman desteğiyle atılması gerektiğinin altını çiziyor.</p><p>“Popüler ve Geçici Yöntemler Değil, Tıbbi ve Sürdürülebilir Bir Yolculuk Hedefliyoruz"</p><p>Obezitenin pek çok kronik hastalığın temelinde yatan ciddi bir sağlık sorunu olduğunu belirten Novo Nordisk Türkiye Genel Müdürü Bike Başaklar, "Novo Nordisk olarak globaldeki 100 yılı aşkın mirasımız ve Türkiye’deki 30 yıllık tecrübemizle, obeziteyle mücadelede bilimin sesini yükseltmeye devam ediyoruz. Bu yıl Dünya Obezite Günü’nde yayınladığımız filmimizle, dijital dünyadaki bilgi karmaşasından yorulmuş kişilere sağlıklı yaşamın aceleye getirilemeyecek kadar değerli bir yolculuk olduğunu bir kez daha hatırlatmak istedik. Bu yolculukta en güvenli rehber ise kuşkusuz bilim ve uzman hekim görüşü. Bu noktada geçtiğimiz yıl hayata geçirdiğimiz ve büyük ilgi gören ‘Doktoruna Danış, Sağlığına Kavuş’ hasta farkındalık iletişimimiz de bu yılki mesajımızın en somut uygulama noktası olmaya devam ediyor. Hasta farkındalık filmimizde işaret ettiğimiz o güvenli yolu, dijital bilgi ve ölçümleme platformumuz kilovesaglik.com ile destekliyoruz. Bireylerin sağlıklı kiloda olup olmadıkları hakkında ön bilgi edinebildikleri ve obezite ve fazla kilo ilgili bilimsel verilere ve yönlendirmelere ulaştıkları bu platform, bilimsel ve profesyonel destek için kişilerin güvenilir ilk yol arkadaşı oluyor. Hedefimiz, bireyleri popüler ama geçici yöntemler yerine, tıbbi ve sürdürülebilir bir sağlık yolculuğuna davet etmek.” dedi.&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Bayer Tüketici Sağlığı'nda önemli atamalar</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bayer-tuketici-sagliginda-onemli-atamalar-9882/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bayer-tuketici-sagliginda-onemli-atamalar-9882/</id>
<published><![CDATA[2026-03-05T02:19:08+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-05T02:19:08+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_520066-054155-F825DA-C5088E-9A8406-D4D256.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bayer Tüketici Sağlığı Orta Asya ve Kafkaslar Ülkeler Müdürü olarak atanan Sercan Yayla, yeni görevinde Kazakistan, Özbekistan, Gürcistan, Belarus, Azerbaycan, Kırgızistan, Moğolistan, Ermenistan, Tacikistan ve Türkmenistan’ın oluşturduğu ülkeler topluluğunun liderliğini üstlendi. Bayer Türkiye Tüketici Sağlığı Satış Direktörlüğü bayrağını devralan Güneş Özgür Koru ise Bayer Tüketici Sağlığı'nın Türkiye’deki satış hedeflerini gerçekleştirmek ve büyüme stratejilerini uygulamak üzere liderlik edecek.</p><p>Marmara Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu olan Sercan Yayla, profesyonel kariyerine 2006’da başladı. Yurtdışı çalışma deneyimlerinin yanı sıra L’Oréal, Henkel, GlaxoSmithKline ve SC Johnson gibi önde gelen şirketlerde kariyerini başarıyla sürdüren ve 2019’da Bayer ailesine katılan Yayla, 2021’den bu yana Bayer Türkiye Tüketici Sağlığı Satış Direktörlüğü görevini yürütüyor. Sercan Yayla, evli ve bir çocuk babasıdır.&nbsp;</p><p>Bayer Türkiye Tüketici Sağlığı Satış Direktörü görevini üstlenen Güneş Özgür Koru, Ortadoğu Teknik Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu ve yüksek lisansını Koç Üniversitesi ile Instituto de Empresa’da tamamladı. 11 yıl boyunca Procter&amp;Gamble’da önemli yerel ve uluslararası sorumluluklar üstlenen Koru, 2017’de Bayer’e katıldı ve 2020’den bu yana Ticari Pazarlama Müdürlüğü görevini yürütüyor. Güneş Özgür Koru, evli ve bir çocuk annesidir.</p><p>Sercan Yayla ve Güneş Özgür Koru yeni görevlerinde, Bayer Tüketici Sağlığı Türkiye, Orta Asya ve Kafkaslar Ülke Grubu Başkanı Dr. Onur Yaprak’a karşı sorumlu olacak.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Pfizer'de üst düzey atama</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/pfizerde-ust-duzey-atama-1018/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/pfizerde-ust-duzey-atama-1018/</id>
<published><![CDATA[2026-03-03T11:16:43+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-03T11:16:43+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_932836-979C47-42B7A9-EBE44F-58A27C-8F57A4.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Utku Dilaver; 2015 yılında Robert Kolej’den, 2019 yılında ise Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. Aynı yıl İş Analitiği ve İçgörü Departmanı’nda Yönetici Adayı olarak Pfizer’e katılan Dilaver; kariyeri boyunca Onkoloji Kategorisi Proje Müdürü, Dahili Uzmanlıklar Kategorisi Ülke Portföy Lideri ve Aşı Kategorisi Ülke Ürün Lideri gibi farklı pazarlama rollerinde görev aldı.&nbsp;</p><p></p><p>Eylül 2024’te Pfizer Türkiye Aşı Kategorisi Kıdemli Pazarlama Müdürü olarak göreve başlayan Utku Dilaver, Şubat 2025 itibarıyla ek sorumluluk alarak Dahili Uzmanlıklar Kıdemli Pazarlama Müdürü rolünü de üstlendi. Sorumluğundaki kategorilerin pazarlama ve lansman süreçlerine liderlik eden Dilaver, Aşı Portföyü kapsamında sürdürülebilir çözümlerin hayata geçirilmesi ve geniş erişimi destekleyen stratejik çalışmalara önemli katkılar sağlamıştır.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Doğru probiyotik ramazan ayında bağırsak sağlınıza iyi gelir</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/-dogru-probiyotik-ramazan-ayinda-bagirsak-sagliniza-iyi-gelir-6966/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/-dogru-probiyotik-ramazan-ayinda-bagirsak-sagliniza-iyi-gelir-6966/</id>
<published><![CDATA[2026-02-26T02:54:11+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-26T02:54:11+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5707B7-FC172F-06994D-7139BE-861B06-96950C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Yapılan bilimsel araştırmalar, bu sürecin mikrobiyal çeşitliliği artırdığını ve kısa zincirli yağ asitleri (SCFA) üretimini teşvik ettiğini gösteriyor. SCFA'ler, bağırsak duvarını güçlendirerek iltihaplanmayı azaltıyor, bağışıklık sistemini destekliyor ve hatta beyin sağlığına olumlu etki ediyor. Ramazan ayı, kilo kaybı veya enerji seviyeleriyle ilişkilendirirken, mikrobiyota değişiklikleri gibi derin etkiler göz ardı ediliyor. Oysa bu; obezite, diyabet ve sindirim sorunları gibi modern hastalıklarla mücadelede kritik rol oynuyor. Memorial Antalya Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Berna Ertuğ, orucun bağırsak sağlığına faydası hakkında bilgi verdi.&nbsp;</p><p></p><p>Oruç tutmak bağırsak sağlığına iyi geliyor</p><p>Ramazan ayı, milyonlarca kişi için manevi bir “yenilenme” dönemi olmanın yanı sıra, beden sağlığı üzerinde de ilginç etkilere sahiptir. Ancak sahur ve iftar yemekleri, su tüketimi veya kilo yönetimi gibi yaygın konuların ötesinde, az bilinen bir etkisi de orucun bağırsak mikrobiyotası üzerindeki dönüştürücü etkisidir. Yapılan araştırmalarda Ramazan sonrası mikrobiyota çeşitliliğinin arttığı ve faydalı bakterilerin (örneğin, kısa zincirli yağ asidi üreten türler) çoğaldığı gözlemlenmiştir.&nbsp;</p><p></p><p>Ramazan ayının sağlığa uzun vadeli, olumlu katkıları oluyor</p><p>Ramazan ayı, uzun süreli açlık dönemleriyle birlikte sindirim sistemimizi zorlayabilir. Bu süreçte probiyotik gıdalar, bağırsak mikrobiyotasını destekleyerek hazımsızlık, gaz, şişkinlik, kabızlık veya ishal gibi sorunları önlemeye yardımcı olur. Probiyotikler, canlı mikroorganizmalar olarak tanımlanır ve fermente gıdalar yoluyla alınabilir; bu da sindirimi sağlayan enzimleri aktive eder ve iyi bakterilerin sayısını artırır.</p><p></p><p>Bu etkiler yaş, mevcut sağlık durumu gibi bireysel faktörlere göre değişebilir. Hamileler, diyabet hastaları veya kronik rahatsızlığı olanlar, oruç öncesi doktorlarına danışmalıdır. Bağırsak mikrobiyotası yeniden yapılandırılarak uzun vadeli sağlık kazanımları sağlanabilir.</p><p></p><p>Probiyotik gıdaların Ramazan ayında bağırsak sağlığına etkileri şu şekildedir;</p><p>•	Sindirim Düzenlemesi: Oruç sırasında mide ve bağırsaklar dinlenir, ancak iftar ve sahurda dengesiz beslenme hazımsızlık yaratabilir. Probiyotikler, bu dengesizliği gidererek ağrı ve şişkinliği azaltır.</p><p>•	Bağışıklık Güçlendirme: Ramazan'da bağışıklık sistemi zayıflayabilir; probiyotikler, kötü bakterilerin kana karışmasını engelleyerek genel sağlığı korur.</p><p>•	Bağırsak Florasını Destekleme: Özellikle sahurda tüketildiğinde, mikrobiyotayı yenileyerek uzun vadeli faydalar sağlar. Araştırmalar, probiyotik takviyesinin sindirim sorunlarını etkili şekilde azalttığını göstermektedir.</p><p></p><p>Probiyotikten zengin gıdalar aşağıdaki gibidir;</p><p>•	Yoğurt ve kefir: Ev yapımı yoğurt veya kefir, günlük probiyotik ihtiyacını karşılar. Sahurda bir kase yoğurt, sindirimi kolaylaştırır.</p><p>•	Turşu ve lahana turşusu: Lahana turşusu gibi fermente sebzeler, yüksek probiyotik içerir. İftarda salata yanında tüketin.</p><p>•	Peynir, tarhana ve şalgam suyu: Eski kaşar gibi peynir çeşitleri ve tarhana çorbası, probiyotik kaynağıdır. Şalgam suyu ise bağışıklığı destekler.</p><p>•	Diğer örnekler: Kimchi, kombucha, miso veya elma sirkesi gibi uluslararası seçenekler de faydalıdır, ancak Türk mutfağına uyarlayarak kullanın.</p><p></p><p>Probiyotik gıdaları aşağıdaki şekilde tüketin;</p><p>•	Sahurda: Probiyotik gıdaları sahurda tercih edin; örneğin, yoğurtla karıştırılmış probiyotik takviyesi veya kefir. Bu, gün boyu sindirimi destekler.</p><p>•	İftarda: Ağır yemeklerden sonra turşu veya yoğurt ekleyin. Prebiyotik gıdalar (pırasa, enginar) ile birleştirin ki probiyotikler daha etkili olsun.</p><p>•	Günlük Miktar: Günde 1-2 porsiyon yeterli. Aşırı tüketimden kaçının ve suyla destekleyin.</p><p></p><p>Eğer divertikülit gibi kronik bir rahatsızlığınız varsa doktorunuza danışmadan tüketmeyin</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Ramazan'da acil servise götüren hastalara dikkat</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ramazanda-acil-servise-goturen-hastalara-dikkat--4470/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ramazanda-acil-servise-goturen-hastalara-dikkat--4470/</id>
<published><![CDATA[2026-02-25T12:00:32+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-25T12:00:32+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_F60485-A93723-563DD7-865E6A-DCE0C7-D12733.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türkiye Acil Tıp Vakfı (TÜAT), Ramazan ayında değişen beslenme saatleri, sıvı tüketimi, uyku düzeni ve ilaç kullanım alışkanlıklarının acil servis başvurularında belirgin farklılıklara yol açtığını açıkladı. TÜAT Yönetim Kurulu Üyesi ve Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Acil Tıp Kliniği Eğitim Sorumlusu Doç. Dr. Ertuğrul Altınbilek, Ramazan’ın manevi yönü kadar fizyolojik etkilerinin de doğru yönetilmesi gerektiğini belirterek, sürecin özellikle kronik hastalığı olan bireyler açısından dikkatle planlanması gerektiğini vurguladı.&nbsp;&nbsp;</p><p>Oruç tutarken en sık yapılan hatalar&nbsp;</p><p>Ramazan ayının çoğumuz için manevi anlamı güçlü, sosyal ritmi farklı ve günlük alışkanlıkların değiştiği özel bir dönem olduğunu belirten Doç. Dr. Ertuğrul Altınbilek, acil servislerin perspektifinden bakıldığında sürecin farklı bir tablo ortaya koyduğunu ifade ederek şu değerlendirmede bulundu:</p><p>“Ramazan, vücudun alışık olmadığı bir düzene adapte olmaya çalıştığı, tıbbi açıdan hassas bir zaman dilimidir. Hastalıkların kendisi değişmez. Değişen yemek saatleri, sıvı alımı, uyku düzeni ve ne yazık ki ilaç kullanım alışkanlıklarıdır. İşte bu değişiklikler her yıl Ramazan döneminde acil servislere başvuru sayısında ciddi oranda artışa neden oluyor.”</p><p>İftar sonrası aciller doluyor&nbsp;</p><p>Ramazan ayında acil servis başvurularının en dikkat çekici özelliklerinden birinin hasta başvuru saatlerinin değişmesi olduğunu belirten Doç. Dr. Ertuğrul Altınbilek, “Gün içinde başvurular nispeten azalırken, iftar sonrası ve gece saatlerinde yoğunluk belirgin şekilde artıyor. Bunun temel nedeni fizyolojiktir. Gün boyu süren açlık ve susuzluk vücutta farklı bir denge oluşturur. İftarla birlikte ani beslenme ve sıvı yüklenmesi ise bu dengeyi kısa sürede tersine çevirir. İftara yakın saatlerde daha çok halsizlik, baş dönmesi, tansiyon düşmesi, çarpıntı ve kan şekeri düşüklüğü şikayetleri ile başvurular görülür. İftardan sonraki saatlerde ise tansiyon yükselmeleri, mide şikayetleri, nefes darlığı ve kan şekeri yükselmeleri ön plana çıkar” diye konuştu.</p><p>Ramazan ayında acile başvuran hastaların önemli bir bölümünde ortak bir özelliğin dikkat çektiğini belirten Doç. Dr. Altınbilek, ise bu durumun nedenlerini şöyle açıkladı:&nbsp;</p><p>“Sorunun temelinde çoğu zaman hastalığın kendisinden çok dengeyi bozan davranışlar yer alıyor. Gün boyu susuz kalıp iftarda aşırı sıvı almak, hızlı ve ağır yemek, sahuru atlamak, ilaçları kesmek ya da düzensiz kullanmak en sık karşılaştığımız hatalardır. Vücut bu ani değişikliklere her zaman uyum sağlayamaz. Özellikle kronik hastalığı olan bireylerde bu dengesizlikler belirgin klinik tablolara dönüşebilir. Çoğu zaman hastalığın kendisinden çok bu davranışlar tabloyu ağırlaştırıyor.”</p><p>İlaç kullanımının Ramazan ayının en kritik başlıklarından biri olduğunu söyleyen Doç. Dr. Altınbilek, “Kronik hastalık ilaçlarının kesilmesi veya düzensiz kullanımı Ramazan’da acil başvuruların en sık nedenleri arasındadır. Oysa çoğu ilaç uygun zamanlama ile güvenle kullanılabilir. Uzun etkili formlar, doz ayarlamaları ve saat düzenlemeleri mümkündür. Ancak bu değişiklikler mutlaka hekim önerisiyle yapılmalıdır” dedi.</p><p>Bu süreçte egzersizin tamamen bırakılması gerekmediğini de belirten Doç. Dr. Ertuğrul Altınbilek, ancak zamanlamanın önemli olduğunu söyledi. Gün içinde aç ve susuzken yapılan ağır egzersizin tansiyon düşmesine, çarpıntıya ve bayılmaya neden olabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Altınbilek, hafif tempolu yürüyüş gibi aktivitelerin iftardan sonra çok daha güvenli ve faydalı olacağını dile getirdi.</p><p>Alarm bulgularını bekletmeyin&nbsp;</p><p>Doç. Dr. Ertuğrul Altınbilek, hayati risk taşıyan belirtiler konusunda şu uyarıda bulundu:</p><p>“Göğüs ağrısı, nefes darlığı, bayılma, şiddetli baş ağrısı, konuşma bozukluğu, bilinçte bulanıklık, kanlı kusma veya idrar miktarında belirgin azalma gibi belirtiler her zaman ciddiye alınmalıdır. Bu tür şikâyetler ortaya çıktığında ‘oruçluyum, biraz daha dayanayım’ düşüncesi doğru değildir. Tıbbi açıdan alarm bulgularının zamanı yoktur. Beklemek, bazı hastalıklarda geri dönüşü zor sonuçlara neden olabilir.”</p><p>Oruçlu iken gün içerisinde senkop (bayılma), göğüs ağrısı, hipotansiyon, hiperglisemi, hipoglisemi, kanlı kusma, siyah dışkılama ve şuur kaybı yaşayan hastaların mutlaka acil servise başvurması gerektiğini belirten Doç. Dr. Altınbilek, “Göğüs ağrısının mide ağrısı olduğu düşünülerek geçiştirilmemesi gerekir. Sol kola veya çeneye yayılan, baskı tarzında, ani başlayan ve terleme ile birlikte görülen ağrılarda hızlı şekilde acil servise başvurulmalıdır. Bu hastalar acil servise geldiklerinde vital bulguları değerlendirilir, EKG çekimi yapılır ve hastanın klinik durumuna uygun laboratuvar testleri istenir. Elde edilen bulgular doğrultusunda gerekli tedavi başlanır” dedi.</p><p>Oruç tutulması klinik açıdan riskli hastalıklar</p><p>Bazı hasta gruplarında oruç kararının mutlaka hekim değerlendirmesi ile verilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Altınbilek, “Kontrolsüz diyabeti olanlar, sık hipoglisemi yaşayan diyabet hastaları, ileri evre kalp yetmezliği bulunanlar, ileri evre böbrek yetmezliği olan veya diyalize giren hastalar, aktif ülseri ya da yakın dönem mide kanaması olanlar, yakın zamanda kalp krizi veya inme geçirenler, ağır enfeksiyonu bulunanlar, ateşli hastalık geçirenler, gebelikte riskli durum yaşayanlar ve ileri yaşta olan hassas hastalar için süreç mutlaka hekimle birlikte planlanmalıdır” dedi.</p><p>Hipertansiyon ve diyabette denge şart</p><p>Hipertansiyon hastalarında Ramazan boyunca en sık gözlenen sorunun tansiyon dalgalanmaları olduğunu belirten Doç. Dr. Ertuğrul Altınbilek, “Gün içinde sıvı eksikliği tansiyon düşmesine yol açabilirken, iftar sonrası aşırı tuzlu ve ağır beslenme ani tansiyon yükselmelerine neden olabilir. Asıl riskli durum ise ilaçların keyfi şekilde değiştirilmesidir. Birçok hasta ilaç saatlerini hekimine danışmadan kaydırmakta, dozu azaltmakta veya ilacı tamamen kesmektedir. Oysa çoğu tansiyon ilacı uygun zamanlama ile güvenli şekilde kullanılabilir. Şiddetli baş ağrısı, görme bozukluğu, göğüs ağrısı, nefes darlığı veya bilinç bulanıklığı gelişiyorsa bu tablo hipertansif acil durumların habercisi olabilir. Bu durumda oruç bozulmalı ve vakit kaybetmeden acil servise başvurulmalıdır” dedi.</p><p>Diyabet hastalarının da en dikkatli olması gereken gruplardan biri olduğunu ifade eden Doç. Dr. Altınbilek, şunları söyledi:&nbsp;</p><p>“Gün içinde hipoglisemi, iftar sonrası hiperglisemi sık karşılaşılan tablolardır. Kan şekeri ölçümü yapmak orucu bozmaz. Buna rağmen birçok hasta ölçüm yapmadan günü tamamlamaya çalışmaktadır. Diyabet tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar hipoglisemi riskini artırabilir. Bu nedenle Ramazan ayından önce mutlaka hekim kontrolü yapılmalı, ilaç dozları ve saatleri bireysel olarak planlanmalıdır. Aşırı susama, sık idrara çıkma, belirgin halsizlik, bulantı, kusma, karın ağrısı ve hızlı nefes alma gibi belirtiler diyabetik ketoasidoz veya hiperosmolar hiperglisemik durum gibi hayati risk taşıyan acil tablolara işaret edebilir ve bu belirtiler görüldüğünde hemen acil servise başvurulmalıdır.”</p><p>Kalp, böbrek ve mide hastalarında klinik risk&nbsp;</p><p>Kalp ve böbrek yetmezliği olan hastalarda oruç kararının mutlaka hekimle görüşülerek değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Altınbilek, “Kalp yetmezliği olan hastalarda Ramazan iki uçlu bir denge sorunu yaratır. Gün içinde yetersiz sıvı alımı tansiyon düşmesine ve böbrek fonksiyonlarında bozulmaya yol açabilir. İftar sonrası aşırı sıvı ve tuz yüklenmesi ise nefes darlığını artırabilir. Benzer şekilde kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda susuzluk ciddi sorunlara neden olabilir. Bu hasta grubunda oruç kararı, hastalığın evresi ve klinik durum dikkate alınarak verilmelidir. Özellikle artan nefes darlığı, gece yatarken rahat nefes alamama, bacaklarda belirgin şişlik, ani kilo artışı, idrar miktarında azalma, aşırı halsizlik, çarpıntı, bulantı, kusma veya bilinçte değişiklik gibi belirtiler gelişiyorsa bu durum ciddiye alınmalıdır. Bu tür şikayetler ortaya çıktığında en yakın acil servise mutlaka gidilmelidir” dedi.&nbsp;</p><p>Sıvı dengesinin Ramazan’da sağlığı korumanın en temel anahtarı olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Altınbilek, şöyle konuştu:</p><p>“Gün boyu kaybedilen sıvıyı iftarda tek seferde almak doğru değildir. En sağlıklı yaklaşım, iftar ile sahur arasına yayılmış düzenli su tüketimidir. Su hala en ideal sıvıdır. Aşırı çay, kahve ve çok şekerli içecekler susuzluk hissini azaltıyor gibi görünse de pratikte sıvı dengesini bozabilir. Kalp ve böbrek hastalarında sıvı miktarı mutlaka kişiye özel belirlenmelidir.”</p><p>Mide hastalıklarının Ramazan ayında sık alevlendiğini belirten Doç. Dr. Altınbilek, “Uzun açlık bazı hastalarda mide yanması ve ağrı şikayetlerini artırabilir. Ancak pratikte daha çok iftarda ani ve ağır beslenmeye bağlı şikayetler görülür. Hızlı yemek, aşırı yağlı ve baharatlı gıdalar, çok şekerli tatlılar mide dengesini zorlar. Aktif ülseri olan, yakın zamanda mide kanaması geçiren veya şiddetli reflü yaşayan hastalarda risk daha yüksektir. Bu gruptaki hastaların karar süreci mutlaka hekimle birlikte yürütülmelidir. Proton pompa inhibitörü ve antiasit ilaç kullanımı düzenlenmelidir” ifadelerini kullandı.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Eczacımın Dijital Dünyası 2026'da 700 milyon liralık değer üretildi</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/eczacimin-dijital-dunyasi-2026da-700-milyon-liralik-deger-uretildi-7942/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/eczacimin-dijital-dunyasi-2026da-700-milyon-liralik-deger-uretildi-7942/</id>
<published><![CDATA[2026-02-25T11:27:45+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-25T11:27:45+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_C12608-A9B69F-838F9C-C15455-CDE1E8-522B26.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Lokman Group çatısı altında Lokman Ecza Deposu ve Tane Itriyat tarafından 13’üncü kez düzenlenen Eczacımın Dijital Dünyası-Değişimin Şifası etkinliği, Antalya’da sektörün yoğun katılımıyla, eczacılık ekosisteminde güçlü bir sinerji yaratarak ve yüksek ticari etki üreterek başarıyla tamamlandı. Yaklaşın bin katılımcı ve 100’ün üzerinde firmanın yer aldığı etkinlikte binlerce ürünün tanıtımı, lansmanı ve satışı gerçekleştirildi. Organizasyon, yaklaşık 700 milyon lira ciro ile hedeflerin üzerinde bir ekonomik değer üretirken, eczacılar ve firmalar arasında kurulan güçlü iş birlikleriyle sektörel etkileşimi derinleştirdi. Lokman Ecza Deposu, ilaç dışı ürünlerde Türkiye genelinde eczanelere hizmet veren en çeşitli depolardan biri olarak, eczacıların sürdürülebilir gelir modelleri oluşturmasına katkı sunmayı hedefliyor. 13 yıldır 100’ün üzerinde farklı firmayı eczacılarla buluşturan organizasyon sayesinde, yeni ürünler doğrudan eczacıların hizmetine sunulurken; topluma eczacı danışmanlığıyla ulaşan sağlık ürünleri, toplum sağlığı açısından nitelikli bir değer zinciri oluşturuyor.</p><p></p><p>Doğru modelin sahadaki karşılığını gördük&nbsp;</p><p>Etkinlik kapsamında ilk kez sektörle buluşan Lokman AI karakteri ve etkinlik alanından üretilen dijital içerikler, organizasyonun teknoloji odaklı yaklaşımını yansıtırken, katılımcılara deneyim odaklı ve yenilikçi bir etkileşim alanı sundu. Lokman Group Yönetim Kurulu Başkanı Hatice Öz, organizasyon sonrası yaptığı değerlendirmesinde, “Eczacılığı bugünün ihtiyaçlarının ötesine taşıyarak, geleceğin sağlık ekosistemine göre konumlandırıyoruz. Eczacımın Dijital Dünyası organizasyonunu; eczacının ticari gücünü, mesleki yetkinliğini ve dijital kaslarını birlikte geliştiren bir dönüşüm platformu olarak kurguluyoruz. Yaklaşık olarak 700 milyon liralık ekonomik hacim Lokman Group olarak bizim açımızdan bir sonuç değil; doğru model ve doğru iş birlikleriyle sektörümüzün nasıl ölçeklenebileceğinin güçlü bir göstergesi” dedi.&nbsp;</p><p></p><p>Eczacımın Dijital Dünyası 2027 için hazırlıklar başladı</p><p>Sektörden gelen güçlü geri bildirimlerin, organizasyonun oluşturduğu güven zeminini ve karşılık bulan modelini net şekilde ortaya koyduğunu vurgulayan Öz, Eczacımın Dijital Dünyası’nın gelecek yıllarda daha fazla uluslararası marka ve iş ortağını kapsayacak şekilde büyütüleceğini belirtti. Lokman Group, eczacıların mesleki gücünü destekleyen ve sektörü geleceğe taşıyan buluşmayı geliştirerek sürdürmeyi hedeflerken, Eczacımın Dijital Dünyası 2027 için hazırlıkların başladığını da kamuoyuyla paylaştı.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Santa Farma İlaç'ta üst düzey atama</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/santa-farma-ilacta-ust-duzey-atama-6092/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/santa-farma-ilacta-ust-duzey-atama-6092/</id>
<published><![CDATA[2026-02-24T11:29:31+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-24T11:29:31+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_C0EF21-E22E30-293B66-58FFA2-C50B1E-3C2C65.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>23 yıllık finans tecrübesine sahip olan Atış; finansal yönetim, bütçe ve planlama, raporlama, iç kontrol, süreç geliştirme ve stratejik karar destek alanlarında derin bir uzmanlığa sahip olup görevini CEO’ya bağlı olarak sürdürecektir.</p><p>İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü mezunu Esra Labernas Atış, Mali Müşavirlik (SMMM) ruhsatına sahiptir. Profesyonel iş hayatına 2003 yılında, KPMG Denetim’de başlamış, farklı denetim ve halka arz projelerinde görev almıştır. 2012 yılında İlaç sektörüne geçiş yaparak, 2018 yılına kadar Daiichi-Sankyo İlaç’ta Ülke Genel Müdürü’ne bağlı Finans Grup Müdürü olarak görev almıştır. 2018-2024 yılları arasında Menarini Türkiye’de Bütçe, Finansal Raporlama ve Kontrol Müdürü olarak çalışmıştır. Son olarak Unilever Türkiye ve Orta Asya Finans Direktörü olarak geniş bir coğrafyada finans liderliğini üstlenmiştir.</p><p>Esra Labernas Atış’ın deneyimi, Santa Farma İlaç’ın finansal stratejilerine ve büyüme hedeflerine önemli değer katacaktır.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Ramazan ayını sağlıklı geçirmemizi sağlayan 5 öneri</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ramazan-ayini-saglikli-gecirmemizi-saglayan-5-oneri-2668/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ramazan-ayini-saglikli-gecirmemizi-saglayan-5-oneri-2668/</id>
<published><![CDATA[2026-02-24T09:46:28+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-24T09:46:28+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_66819D-003674-42BF77-AC5D58-26C9EE-D80C2D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ramazan ayında orucun birçok kişide kilo ve bazı metabolik göstergelerde hafif iyileşmeler sağlayabildiği; ancak aşırı/yanlış iftar, yetersiz sıvı, kötü uyku ve düzensiz fiziksel aktiviteyle bu durum tersine dönebiliyor. Ancak tüm bu önerilerin yanında, diyabet (özellikle insüline bağımlı), böbrek hastalığı, ileri kalp yetmezliği, gebelik/emzirme, ileri yaş gibi durumları olanların veya farklı klinik hastalığı olanların ramazan için mutlaka hekime danışması öneriliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Nihan Yakut, Ramazan ayında beslenme önerileri ile ilgili bilgi verdi.&nbsp;</p><p>1-	Kan şekeri dalgalanmalarını azaltmak oruç tutarken yardımcı olabilir!&nbsp;</p><p>Ramazan ayında oruç tutarken beslenmede bazı hedefler konulması gerekmektedir. İftara kadar aç kalan vücut iftarda kan şekeri dalgalanmalarıyla karşı karşıya kalabilmektedir.</p><p>•	Kan şekeri dalgalanmalarını azaltmak: Çok hızlı sindirilen karbonhidratlar (şerbetli tatlılar, beyaz ekmek/pilav/makarna ağırlığı) iftardan sonra ani kan şekeri yükselmeleri, ardından erken acıkma ve tatlı isteğine neden olabilir. Bu durum özellikle iftardan hemen sonra görülen halsizlik ve düşük enerjiyi beraberinde getirebilmektedir. Düşük/orta glisemik yük, lif ve protein dengesi daha stabil enerji sağlar.&nbsp;&nbsp;</p><p>•	Kas kaybını sınırlamak: Uzun açlık aralığında günlük protein dağılımı önem kazanır. Sahur ve iftarda kaliteli protein (yumurta, yoğurt/kefir, peynir, balık-tavuk-et, baklagil) planlamak kas volümünü korumak için oldukça etkilidir. Ramazan modelini inceleyen güncel derlemeler, uygun makro dağılımıyla vücut kompozisyonunun daha iyi korunabildiğini vurgulamaktadır.&nbsp;&nbsp;</p><p>•	Hidrasyonu korumak: Özellikle uzun günlerde ve sıcak iklimde, iftar–sahur arasında suyu “toplam hedef” olarak görmek gerekir. Su tüketiminde ideal hedef için kg başına 30-35 ml su gerekmektedir. Yani 50 kg bir kişi için en az 1,5 litre su tüketilmelidir. Düşük su tüketimi, baş ağrısı, kabızlık, odaklanmada güçlük, yavaş metabolizma ile sonuçlanabilmektedir.&nbsp;</p><p>•	Uyku–sirkadiyen ritme destek olmak: Gece geç saatlerde ağır yemek, reflü ve uyku kalitesini bozabilir. Ramazan döneminde uyku ve yaşam davranışlarının değiştiğini gösteren çalışmalar, planlamayı daha da önemli kılar.&nbsp; Özellikle sahura kadar oturmak veya uykudan feragat etmemek için sahura hiç kalkmamak gibi süreçler daha zorlayıcı olabilmektedir.&nbsp;</p><p>Ramazan ayında en sık ortaya çıkan şikayetler; kabızlık, reflü ve baş ağrısıdır. Bunlarla baş etmek için bazı önlemler alınabilmektedir.&nbsp;</p><p>•	Kabızlık: Lif (sebze, baklagil, tam tahıl), iftar–sahur arası yeterli su, sahurda yoğurt/kefir, yürüyüş.</p><p>•	Reflü/hazımsızlık: İftarı bölmek, kızartma ve çok yağlı/çok baharatlıdan kaçınmak, yatmadan 2–3 saat önce yemeyi bitirmek.</p><p>•	Baş ağrısı: Kademeli kafein azaltımı, düzenli su planı, sahuru atlamamak, uyku düzenini korumak.&nbsp;&nbsp;</p><p>2-	İftarda yemeye yavaş başlamak metabolizmayı rahatlatıyor&nbsp;</p><p>Ramazan ayı boyunca en sık yapılan hata orucu tek öğünde “tıkınır” gibi açmaktır. Hızlı yenilen yemek hem mideyi yoruyor hem de daha tokluk sinyalini düzenliyor.&nbsp;</p><p>1. adım (0–10 dakika):&nbsp;</p><p>1–2 bardak su&nbsp;</p><p>1–2 hurma (veya 1 porsiyon meyve), istenirse küçük bir çorba.</p><p>2. adım (10–20 dakika): 10–15 dakikalık ara (mümkünse kısa yürüyüş/namaz arası). Bu ara, tokluk sinyallerinin gelmesini kolaylaştırır.</p><p>3. adım (ana öğün): “Tabak modeli” uygulayın:</p><p></p><p>◦	Tabağın yarısı: salata/haşlanmış-sebze yemekleri</p><p>◦	Tabağın çeyreği: protein (balık/tavuk/et/yoğurt-baklagil)</p><p>◦	Tabağın çeyreği: tam tahıl veya nişastalı grup (bulgur, tam buğday, kepekli ürünler; porsiyon kontrollü)</p><p></p><p>Tatlı olacaksa: Şerbetli yerine sütlü/meyveli seçenekleri küçük porsiyonla; mümkünse iftardan 1–2 saat sonra tüketin. Böylece ana öğündeki aşırı enerji yükünü azaltmış olursunuz.</p><p>Karaciğer hastalıkları olanlarda da bireysel değerlendirme gerekir; beslenme gereksinimi ve malnütrisyon riski olanlarda hekim-diyetisyen planı şart olmaktadır.</p><p>3-	Sahuru atlamak gün içinde halsizliği artırır!&nbsp;</p><p>Sahuru atlamak, gün içinde halsizlik ve iftarda aşırı yeme riskini artırır. Özellikle lif + protein + sağlıklı yağ kombinasyonu daha uzun tokluk sağlar. Aynı zamanda bedenin ihtiyacı olan bütün besin öğelerini eksiksiz almayı kolaylaştırır.&nbsp;</p><p>Örnek sahur seçenekleri olarak;&nbsp;</p><p>•	Yumurta + yoğurt/kefir + tam tahıllı ekmek + salatalık-domates</p><p>•	Yulaf + yoğurt/süt + chia/keten + ceviz/badem + tarçın + meyve (ölçülü)</p><p>•	Baklagil bazlı seçenek: Nohutlu/mercimekli salata + ayran/yoğurt</p><p>Ramazan beslenmesi üzerine pratik öneriler ve diyabet kılavuzları, sahurda düşük glisemik indeksli karbonhidrat, yeterli protein ve sıvıyı özellikle vurgular.&nbsp;&nbsp;</p><p>Sahurda kaçınılması gerekenler: Aşırı tuzlu (salamura, çok tuzlu peynir), çok baharatlı ve kızartmalar → gün içinde susuzluğu artırabilir; şekerli hamur işleri → hızla acıktırabilir.</p><p>4-	İftar ve sahur arası sıvı alımını düzenlemek önemli&nbsp;</p><p>Oruçluyken sıvı alınamadığı için, iftar–sahur arası sıvı alımını düzenlemek hayati önem taşıyor. İftarda 1-2 bardak su ile başladıktan sonra, ana öğün sonrası 1–2 bardak, teravih/akşam arası 1–2 bardak ve yine sahura kadar aralıklı 2–3 bardak su içmek gerekiyor.&nbsp;</p><p>Toplam hedef kişiye göre değişmektedir. İdrar renginin açık saman rengi olması pratik bir göstergedir. Ramazan modelini değerlendiren derlemeler, hidrasyonun performans ve baş ağrısı üzerinde belirleyici olabildiğini belirtmektedir.</p><p>Kafein: Kahve/çay bazı kişilerde diürezi (idrarda artış) artırabilir ve uykuya zarar verebilir; miktarı sınırlı tutmak gerekmektedir.&nbsp;</p><p>5-	Ramazan ayında egzersizlerinizi de planlayarak devam ettirin&nbsp;</p><p>Ramazan ayında egzersizler tamamen bırakmadan zamanlaması planlanarak yapılması gerekir. Gün içinde veya iftara yakın hafif orta seviye aktiviteler yani yürüyüş veya esneme hareketleri oruç tutarken de yapılabilir. Daha yoğun antrenmanlarda ise iftardan 1–2 saat sonra (sıvı ve enerji alımı sonrası) yapılmasında fayda vardır. Sporcularda Ramazan orucu sırasında yük–toparlanma dengesinin hassaslaştığını bildiren çalışmalar, aşırı yoğunluğu azaltma ve hidrasyonu planlamayı önermektedirler.&nbsp;&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kayseri'ye 800 yataklı hastane yatırımı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kayseriye-800-yatakli-hastane-yatirimi-7431/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kayseriye-800-yatakli-hastane-yatirimi-7431/</id>
<published><![CDATA[2026-02-23T12:31:36+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-23T12:31:36+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_27048F-8771DF-0E755C-157A63-7CE156-16936F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>ERÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, AA muhabirine, ERÜ Tıp Fakültesinin sadece Kayseri'ye değil, çevre illere de sağlık hizmeti verdiğini, eğitim kalitesiyle de Türkiye'nin sayılı fakülteleri arasında yer aldığını söyledi.</p><p></p><p>Hastane binasının geçmişinin 45 yıla dayandığını anımsatan Altun, mimari açıdan yenilenme ihtiyacının bulunduğunu, 6 Şubat 2023'te yaşanan depremlerin bu süreci hızlandırdığını ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın destekleriyle hastane projesini hazırladıklarını dile getirdi.</p><p></p><p>Bu kapsamda kampüse yapılması planlanan yeni hastane projesinin tamamlandığını belirten Altun, "800 yataklı, gerçekten yeşil, sürdürülebilir, akıllı bir yapı olarak tanımlayabileceğimiz bu projemizde 2026 yılı içerisinde yapım sürecine geçmiş bulunuyoruz. 14 milyar liranın üzerinde rakamlar söz konusu olduğu için çok kapsamlı bir ihale süreci ve imkan yetkisi çok geniş firmaların dahil olacağı bir ihale süreci yaşayacağız. Oradaki takvime bağlı olarak da 2026 yılı içerisinde inşaatımız başlayacak." diye konuştu.</p><p></p><p>- "Sismik izolatörlü bir yapı olacak"</p><p></p><p>Aynı zamanda inşaat mühendisi olan Altun, yapının deprem güvenliği açısından özelliklerine dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p><p></p><p>"Sismik izolatörlü bir yapı olacak. Aslında bu, Kayseri'miz için de sismik izolatörün kullanıldığı ilk yapı olacak. Bunu çok rahatlıkla mesleğim gereği de söyleyebilirim. 390 sütun üzerine inşa ediliyor. Dolayısıyla yapımızda 390 sismik izolatör kullanılacak. Deprem anında depremin hiç hissedilmediği, son derece küçültülmek suretiyle yapıya verildiği ve insanlara da 'Binanın içine kaçın' diyebileceğimiz bir yapı ortaya çıkacak. Çünkü genellikle biz binadan dışarıya kaçmaya çalışıyoruz. Yağmur suyunu kendi bünyesinde depolayarak etrafındaki çimlerin sulamasında kullanacağız. Hastanemiz kendi elektriğini de çatısına kurulacak güneş enerji sistemiyle karşılayacak."</p><p></p><p>Altun, ERÜ Eğitim ve Araştırma Hastanesinin, otopark bölgesi diye bilinen 170 bin metrekarelik alana inşa edileceğini, acil ve poliklinik hizmetlerinin yanı sıra cerrahi branşların da burada yer alacağını anlattı.</p><p></p><p>Kayseri Şehir Hastanesinin sağlık alanında ciddi bir yükü omuzladığını vurgulayan Altun, kentin İldem bölgesine yapılması planlanan yeni hastanenin de son derece önemli bir sağlık yatırımı olacağını, ERÜ kampüsüne yapılacak 800 yataklı hastaneyle beraber, hep birlikte Kayseri ve çevre illere sağlık hizmeti sunulacağını sözlerine ekledi.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Eczacılarda işsizlik kabusu büyüyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/eczacilarda-issizlik-kabusu-buyuyor-1978/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/eczacilarda-issizlik-kabusu-buyuyor-1978/</id>
<published><![CDATA[2026-02-22T02:33:17+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-22T02:33:17+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_4574AE-ED366F-B11FC2-AD218D-22E567-966662.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p><b>Mustafa DENİZ</b></p><p></p><p>Türkiye’de eczacılık sektörü, arz-talep dengesinin bozulduğu bir döneme girmiş durumda. Son yıllarda artan fakülte ve kontenjan sayıları mezun sayısını hızla yükseltirken, serbest eczane açmanın önündeki yasal ve ekonomik engeller genç eczacıların piyasaya girişini zorlaştırıyor.</p><p>Yeni mezun bir eczacının eczane açabilmesi için karşılaştığı devir bedelleri 15 milyon liraya kadar çıkıyor. Ancak sermaye bulunabilse dahi bu kez nüfus kriterlerine bağlı eczane kotası devreye giriyor. Birçok il ve ilçede yeni eczane açılışına izin verilmemesi, mezunları ücretli ve sınırlı gelir imkânı sunan pozisyonlara yönlendiriyor. Bu durum, sektörde gelir dağılımını bozarken genç eczacılar açısından ciddi bir refah kaybına yol açıyor.</p><p></p><p>Kontenjan artışı baskıyı artırıyor</p><p></p><p>1997 yılına kadar Türkiye’de yalnızca 7 olan eczacılık fakültesi sayısı bugün 60’ın üzerine çıkmış durumda. Eğitim veren fakültelerin yalnızca 16’sı tam akreditasyona sahip. Özellikle son iki yılda özel üniversitelerde kontenjanların yüzde 78 artması, mezun enflasyonu riskini büyüttü. Devlet üniversitelerinde kontenjanlar yüzde 38 oranında azaltılmış olsa da sektör temsilcileri bu düşüşün yeterli olmadığı görüşünde.</p><p>2025 yılı itibarıyla özel üniversitelerde bin 685, devlet üniversitelerinde bin 773 kontenjan bulunuyor. Böylece yalnızca bir yılda toplam 3 bin 458 öğrenci eczacılık fakültelerine yerleşecek. Halihazırda fakültelerde eğitim gören öğrenci sayısının yaklaşık 25 bin olduğu ifade ediliyor.</p><p></p><p>İstihdam artmıyor</p><p></p><p>Tüm Eczacı İşverenler Sendikası Başkanı Nurten Saydan, mezun sayısındaki hızlı artışa karşın kamuda ve özel sektörde istihdam olanaklarının aynı ölçüde büyümediğine dikkat çekiyor. Türkiye genelinde 36’sı devlet, 22’si özel olmak üzere 58 eczacılık fakültesinin aktif şekilde öğrenci aldığını belirten Saydan, mevcut tablonun mezun işsizliğini kalıcı hale getirme riski taşıdığını vurguluyor.</p><p></p><p>Yapısal reform çağrısı</p><p></p><p>Sektör temsilcilerine göre mevcut gidişat ekonomik açıdan sürdürülebilir değil. Kontenjanların ülke ihtiyacına göre azaltılması, eczacılık programları için başarı sıralaması barajının yükseltilmesi, akademik kadro ve altyapısı yetersiz fakültelerin öğrenci alımının durdurulması ya da kapatılması öneriliyor. Akreditasyon ve kalite denetimlerinin sıkılaştırılması da mesleğin geleceği açısından kritik başlıklar arasında yer alıyor.</p><p>Aksi halde, artan mezun sayısı ile sınırlı istihdam olanakları arasındaki makasın daha da açılacağı ve bunun eczacılık sektöründe gelir baskısını ve işsizliği derinleştireceği öngörülüyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Sabri Ülker Vakfı'ndan, "sahurda denge, iftarda ölçü" uyarısı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/sabri-ulker-vakfindan-sahurda-denge-iftarda-olcu-uyarisi--786/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/sabri-ulker-vakfindan-sahurda-denge-iftarda-olcu-uyarisi--786/</id>
<published><![CDATA[2026-02-21T12:59:48+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-21T12:59:48+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_6037F5-F1A6F1-45DC8D-D64D81-3921C4-D93196.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ramazan ayında sahur ve iftar arasında ortalama 13 saat süren açlık dönemi, bireylerin günlük beslenme düzeninde değişikliklere yol açıyor. Bu süreçte yapılan küçük hatalar ise kan şekeri dalgalanmaları, sindirim problemleri, halsizlik ve kontrolsüz kilo artışına yol açabiliyor.&nbsp;</p><p>Toplumun sağlıklı beslenme ve gıda hakkında doğru ve güvenilir bilgiye ulaşması hedefiyle faaliyetlerini sürdüren Sabri Ülker Vakfı, “sahurda denge, iftarda ölçü” anlayışının, Ramazan ayının sağlık üzerindeki olumlu etkisini artıracağını bildirdi.&nbsp;</p><p>Sabri Ülker Vakfı’ndan Ramazan için DSÖ sağlıklı beslenme ilkeleriyle uyumlu yol haritası</p><p>Sabri Ülker Vakfı Bilim Kurulu Üyesi ve Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zehra Büyüktuncer Demirel, Ramazan için Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlıklı beslenme ilkeleriyle uyumlu, bilimsel temelli bir yol haritası önerdiklerini belirtti. Prof. Dr. Büyüktuncer Demirel, “Ramazan ayında uzun süre açlığın yanında, öğün sayısı azalmakta, tükettiğimiz besin miktarı ve çeşitliliği azalmakta ve kültürel olarak beslenme örüntüsü değişmektedir. Bu değişiklikler bireylerin zaman zaman enerjisini ve dayanıklılığını, sindirim sistemi sağlığını, vücut ağırlığını, bağışıklık sistemini ve hatta ruh halini etkileyebilmektedir. Bu nedenle, Ramazan ayında sağlıklı beslenmenin sürdürülmesi daha önemli hale gelmektedir.” dedi.</p><p>Ramazan’da sık yapılan beslenme hataları ve doğru bilinen yanlışlar</p><p>Ramazan’da enerji seviyesi ve metabolik dengenin sahur ve iftardaki beslenme tercihleriyle korunabileceğini belirten Büyüktuncer Demirel, şöyle devam etti: “Ramazan ayında sağlıklı beslenmenin en önemli kurallarından biri, bu bir aylık süreçte sahur ve iftardan oluşan iki ana öğünün yanına ara öğün ekleyerek günlük bir rutin oluşturmaktır. Bu noktada sahurun atlanması sık görülen hatalardan birisidir. Sahura kalkmak açlık ve susuzluk süresinin kontrolü için önemlidir. Sahur öğününde kaliteli protein kaynakları, sağlıklı yağlar ve tam tahıl içeren düşük glisemik indeksli bir öğünün tüketilmesi tokluk süresinin uzatılmasını, gün boyu enerji dengesinin sürdürülmesini ve ani kan şekeri düşüşünün önlenmesini sağlayacaktır. İftarda ise uzun süren açlık sonrası mideye bir anda yüklenmek yerine, su, hurma ve çorba gibi hafif besinler, ardından sebze yemekleri, sağlıklı protein kaynakları ve ölçülü karbonhidrat içeren dengeli bir ana öğüne geçilmesi önemlidir. Bu yaklaşım hem sindirim sistemini korur hem de Ramazan boyunca bireylerin kendilerini daha zinde ve sağlıklı hissetmelerine destek olur.”</p><p>İftar ile sahur arasında 2-2,5 litre su tüketilmesini, hamur tatlıları yerine meyveli veya sütlü tatlıların küçük porsiyonlarda tercih edilmesini öneren Prof. Dr. Büyüktuncer Demirel, ayrıca yemeklerin haşlama, buğulama veya fırında pişirme yöntemiyle hazırlanmasını da tavsiye etti.&nbsp;</p><p>Uzun oruç süresi bağışıklığı desteklemeye engel değil&nbsp;</p><p>Prof. Dr. Büyüktuncer Demirel, uzun süreli açlığın değil, yetersiz ve dengesiz beslenmenin bağışıklık sistemini zayıflatabileceğini kaydetti ve renkli sebze ve meyvelerle antioksidan alımını artırmanın, yumurta, balık, kurubaklagiller ve yoğurt gibi protein kaynaklarına yönelmenin, düzenli uyku ve hafif fiziksel aktivitenin büyük önem taşıdığını anlattı.&nbsp;</p><p>Bilimsel temelli beslenme bilgilerini toplumla buluşturmayı ve sağlıklı yaşam konusunda farkındalık oluşturmayı amaçlayan Sabri Ülker Vakfı’nın web sitesi üzerinden Ramazan’a özel detaylı menü örneklerine, pratik önerilere ve dengeli beslenme rehberlerine ulaşılabilecek.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Sessiz ilerleyen genetik hastalığa karşı erken tanı hayat kurtarıyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/sessiz-ilerleyen-genetik-hastaliga-karsi-erken-tani-hayat-kurtariyor-993/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/sessiz-ilerleyen-genetik-hastaliga-karsi-erken-tani-hayat-kurtariyor-993/</id>
<published><![CDATA[2026-02-20T02:11:57+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-20T02:11:57+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_560A26-17334B-50F786-04CAF4-E81A0E-AC8D7C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>“ODPKD, böbreklerde çok sayıda sıvı dolu kistin oluşmasıyla seyreden, kalıtsal ve ilerleyici bir hastalıktır. Dünya genelinde her 400–1000 doğumdan birinde görülür ve diyaliz ya da böbrek nakli gerektiren son dönem böbrek yetmezliğinin en önemli dört nedeninden biridir” diyen Prof. Dr. Türkmen, hastalığın erken dönemde tanınmasının kritik önem taşıdığını vurguluyor.</p><p>Genetik Bir Miras</p><p>Prof. Dr. Kültigin Türkmen, hastalığın tamamen genetik geçişli olduğunu belirterek şu bilgileri paylaşıyor:</p><p>“Vakaların yaklaşık %85’i PKD1, %15’i ise PKD2 genindeki mutasyonlardan kaynaklanır. PKD1 mutasyonu olan hastalarda hastalık daha erken yaşta ve daha ağır seyrederken, PKD2 mutasyonu olanlarda genellikle daha yavaş ilerler.”</p><p>Türkmen’e göre, kişi bu genetik yatkınlıkla doğsa da kistlerin oluşumu için yaşam boyunca hücrelerde ikinci bir tetikleyici mekanizmanın devreye girmesi gerekiyor.</p><p>Sadece Böbrekleri Değil, Tüm Vücudu Etkiliyor</p><p>“ODPKD yalnızca bir böbrek hastalığı değildir; tüm vücudu etkileyen sistemik bir hastalıktır” diyen Prof. Dr. Türkmen, böbrek yetmezliği gelişmeden çok önce hastaların önemli bir kısmında yüksek tansiyon görüldüğünü belirtiyor.</p><p>Hastalığın böbreklerle ilişkili en sık belirtileri arasında:</p><p>•	Kronik bel ve yan ağrısı,</p><p>•	İdrarda kanama ve enfeksiyon atakları,</p><p>•	Böbrek taşı oluşumu bulunuyor.</p><p>Böbrek dışı bulgulara da dikkat çeken Türkmen, “Karaciğer kistleri en sık görülen böbrek dışı bulgudur. Ayrıca bazı hastalarda beyin damarlarında anevrizma riski ve kalp kapakçığı sorunları görülebilir. Bu nedenle hastalar çok yönlü değerlendirilmelidir” ifadelerini kullanıyor.</p><p>Tanı Basit, Takip Hayati</p><p>Prof. Dr. Kültigin Türkmen’e göre ODPKD tanısı çoğu zaman ultrason ile konulabiliyor.</p><p>“Manyetik rezonans (MR) görüntüleme, böbrek hacmini ölçerek hastalığın ne kadar hızlı ilerleyeceğini öngörmemizi sağlar. Aile öyküsü olmayan ya da tanısı netleşmeyen hastalarda genetik testler önemli bir destek sağlar” diyor.</p><p>Hastalığın Seyri Değiştirilebiliyor</p><p>ODPKD’yi tamamen ortadan kaldıran bir tedavi henüz bulunmasa da, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmanın mümkün olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Türkmen, şu noktalara dikkat çekiyor:</p><p>“Bol su tüketimi, tuz kısıtlaması ve tansiyonun sıkı kontrolü tedavinin temelini oluşturur. Bunun yanı sıra, uygun hastalarda kullanılan Tolvaptan tedavisi, böbrek hacmindeki artışı yavaşlatır ve böbrek fonksiyon kaybını geciktirebilir.”</p><p>Türkmen, Tolvaptan tedavisi sırasında hastaların düzenli olarak izlenmesi gerektiğini belirterek, “Sık idrara çıkma ve susuzluk hissi görülebilir; nadiren karaciğerle ilgili yan etkiler ortaya çıkabileceği için düzenli kan testleri büyük önem taşır” uyarısında bulunuyor.</p><p>Geleceğe Umutla Bakılıyor</p><p>Prof. Dr. Kültigin Türkmen, tıp dünyasında ODPKD’ye yönelik yaklaşımın hızla değiştiğini vurguluyor: “Gelecekte her hastanın genetik yapısına uygun kişiselleştirilmiş tedavilerle, bu hastalıkla yaşayan bireylerin yaşam kalitesini çok daha ileriye taşımayı hedefliyoruz.”</p><p>Son olarak toplumsal farkındalığın önemine dikkat çeken Türkmen, şu mesajla sözlerini tamamlıyor: “Erken tanı, doğru tedavi ve düzenli takip ile ODPKD ile yaşamak mümkündür.”</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Oruç tutmak isteyen kalp hastalarına öneriler</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/oruc-tutmak-isteyen-kalp-hastalarina-oneriler-3253/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/oruc-tutmak-isteyen-kalp-hastalarina-oneriler-3253/</id>
<published><![CDATA[2026-02-20T02:01:02+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-20T02:01:02+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_4A9FE8-F3877F-31B0FA-D2F136-B0EA81-3A1505.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Çünkü Ramazan ayında acil servis başvuruları, iftar sonrası ilk birkaç saatte artıyor. Tüm gün aç kaldıktan sonra iftarda yenilen ağır yiyecekler kalbi yorabiliyor. Özellikle kalp krizi öyküsü olanlar, stent takılmış bireyler ve kalp yetmezliği hastaları, oruç tutmadan önce doktorlarına danışmalı ve kişisel sağlık durumlarını değerlendirmelidirler. Memorial Bahçelievler Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ahmet Yıldız, Ramazan ayında kalp hastalarıyla ilgili önerilerde bulundu.</p><p>Kalp Hastaları İçin Oruç Tutma Kararı Hastayı Takip Eden Doktoruyla Değerlendirilmeli!&nbsp;</p><p>Sağlıklı bireylerde yapılan çalışmalar, orucun yararlı etkilerine işaret etmektedir.&nbsp; Sağlıklı bireylerde Ramazan süresince ve sonraki birkaç haftalık dönemde HDL yani iyi kolesterol düzeylerinin Ramazan öncesine göre arttığı, LDL yani kötü kolesterol düzeylerinin ise azaldığı görülmüştür. Doğru şekilde tutulan bir oruçta günlük kalori alınımının kısıtlanması ile insülin duyarlılığı artmakta, strese dayanma kolaylaşmaktadır. Hatta ayda en az bir gün oruç tutanlarda bile damar sertliğinin daha az olduğu bildirilmiştir.</p><p>&nbsp;Kalp hastaları için oruç tutma kararı, bireysel sağlık durumuna göre belirlenmelidir. Uzmanlar, hastaları düşük, orta ve yüksek riskli gruplar olarak değerlendirmektedir:</p><p>Düşük-Orta Riskli Grup: Stabil kalp hastalığı olan, tansiyonu kontrol altında olan ve doktoru tarafından onay verilen hastalar oruç tutabilir.</p><p>Yüksek Riskli Grup: Son 6 hafta içinde kalp krizi geçirenler, ciddi kalp yetmezliği olanlar, kontrolsüz ritim bozukluğu yaşayanlar ve ileri evre damar tıkanıklığı bulunanlar hastalar oruç tutmamalıdır.</p><p>Çok Yüksek Riskli Grup: İleri evre kalp yetmezliği, ciddi pulmoner hipertansiyonu (akciğer tansiyonu) olan hastaların oruç tutmaları kesinlikle önerilmez.</p><p>Ramazan’da uzun süreli açlık ve susuzluk, vücuttaki sıvı dengesini bozarak kalp hastaları için çeşitli riskler doğurabilmektedir.</p><p>1.	Tansiyon Dengesizlikleri: Uzun süre susuz kalmak, kan basıncında ani düşüşlere veya yükselmelere neden olabilir.</p><p>2.	Ritim Bozuklukları: Elektrolit dengesizlikleri, kalp ritminde düzensizliklere yol açabilir.</p><p>3.	Sıvı Kaybı: Dehidrasyon, özellikle kalp yetmezliği hastaları için ciddi bir risktir.</p><p>4.	Kan Şekeri Dalgalanmaları: Diyabet ile birlikte kalp hastalığı bulunan kişilerde kan şekeri seviyelerinde ani değişiklikler meydana gelebilir.</p><p>Son 6 ay içerisinde kalp krizi geçiren hastalar, kalp hastalığı nedeniyle göğüs ağrısı olan hastalar, son 6 ay içerisinde kalp damarlarına balon yapılan, stent takılan veya bypass ameliyatı olmuş hastalar da oruç tutmaktan kaçınmalıdır.</p><p>Kontrol altına alınamayan veya hayatı tehdit edici aritmi riski olan hastalarda da oruç riskli olabilir. Dirençli hipertansiyonu olan yani ilaç tedavisine rağmen kan basıncı yüksek olan hastalar da tansiyonları normale inmeden oruç tutmamalıdır.&nbsp;</p><p>Tek başına hipertansiyonu olan ve ilaçla kan basıncı normal düzeylerde seyreden hastalar ise ilaçlarını her gün düzenli almak koşulu ile oruç tutabilirler. Bu sayılan durumların dışındaki tüm kalp damar hastaları oruç tutup tutamayacaklarını mutlaka hekimlerine danışmalıdır.</p><p>Oruç Tutan Kalp Hastaları Dikkat Etmeli!</p><p>Kalp hastalarının doktoruyla görüşüp uygun görüldüğü takdirde oruç tutarken dikkat etmesi gereken bazı noktalar var. Öncelikle ilaçların düzenlenmesi gerekmektedir. Hasta, doktoruyla görüşerek ilaçlarını iftar ve sahur saatine uygun şekilde ayarlamalıdır. İftar veya sahurda aşırı yağlı ve tuzlu yiyeceklerden kaçınmalı, sağlıklı proteinler ve lif açısından zengin besinler tüketilmelidir. İftar ve sahur arasında yeterli su içerek vücudun sıvı dengesi korunmalıdır. Gün içinde aşırı hareketten kaçınarak kalbin yorulmaması gerekmektedir. Göğüs ağrısı, nefes darlığı veya çarpıntı gibi belirtiler hissedilirse, hemen doktora danışılmalıdır.&nbsp;</p><p>Kalp hastalarının Ramazan ayında sağlıklı bir şekilde oruç tutabilmeleri için doktor kontrollerini aksatılmamalı, ilaç düzenlemeleri yapılmalı ve beslenme alışkanlıklarına dikkat edilmesi büyük önem taşımaktadır.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İLKO İlaç ve Wellcare, 2026'ya 'İZ Bırak' vizyonuyla hazırlanıyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ilko-ilac-ve-wellcare-2026ya-iz-birak-vizyonuyla-hazirlaniyor-7407/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ilko-ilac-ve-wellcare-2026ya-iz-birak-vizyonuyla-hazirlaniyor-7407/</id>
<published><![CDATA[2026-02-18T10:45:11+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-18T10:45:11+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_38FFB1-1AF16A-4B1157-D19A12-EA7CD0-F7A2AE.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Sektöre yön veren çalışmalarıyla ve Ar-Ge’ye yaptığı yatırımlarla fark yaratan İLKO İlaç ve inovatif tüketici sağlığı markası Wellcare’in tüm saha ve yönetim kadrosu, Kıbrıs’ta düzenlenen Yıl Sonu Toplantısı’nda bir araya gelerek 2025 yılını değerlendirdi ve 2026 yılı stratejilerini belirledi. İLKO İlaç ve Wellcare Ailesi, ‘İZ Bırak’ temasıyla şekillenen toplantıda, 2026 yılında da birlikte üreten, birlikte güçlenen ve sektörde sürdürülebilir başarılarıyla fark yaratan bir gelecek inşa etme kararlılığını, bir kez daha güçlü biçimde ortaya koydu.</p><p></p><p>2026’ya iz bırakacak güçlü bir vizyon</p><p></p><p>Selçuklu Holding ve İLKO İlaç Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Öncel toplantıda yaptığı konuşmada, 2025 yılına ilişkin kapsamlı bir değerlendirmede bulunarak, 2026 yılına yön verecek stratejik öncelikleri paylaştı. İsmail Öncel, konuşmasında; “2026 yılı, sadece hedeflerin konuşulduğu değil; alınan kararların tavizsiz hayata geçirildiği, sorumluluğun ve verimliliğin ön planda olduğu bir yıl olacak. İLKO İlaç ve Wellcare olarak, değişimi sadece takip eden değil; ona cesaretle liderlik eden, kalıcı izler bırakan bir organizasyon olma yolunda ilerliyoruz” diyerek, ekiplerine olan inancını ifade etti.&nbsp;</p><p></p><p>14-18 Ocak tarihlerinde Limak Cyprus Deluxe Otel’de düzenlenen toplantıda; İLKO İlaç Genel Müdürü Hatice Öncel, 2025 yılı değerlendirmesi ve 2026’ya dair öngörülerini paylaştı. Hatice Öncel, yeni yılın şirket için stratejik bir dönüm noktası olacağını vurgulayarak, “2026 yılı, İLKO İlaç ve Wellcare’in sektörde kalıcı izler bırakacağı bir dönemin başlangıcı olacak. Güçlenen organizasyon yapımız ve ekiplerimizin katkısıyla, yalnızca bugünü değil, 2027 ve sonrasını da kapsayan uzun vadeli vizyonumuzu kararlılıkla hayata geçireceğiz” dedi.</p><p></p><p>Büyüme performansı ve stratejik hedefler</p><p></p><p>İLKO İlaç Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Cem Öncel ise 2025 yılı performans sonuçlarını ve gelecek dönem hedeflerini paylaştı. Öncel, İLKO İlaç’ın iç pazarda Rx ve OTC gruplarının toplamında net ciroda %45, kutu bazında %11 büyüme gerçekleştirdiğini aktardı. Wellcare’in ise; OTC pazarının %57’lik genel büyümesinin 15 puan üzerinde performans göstererek net ciroda %72, kutu bazında da %23 büyümeye ulaştığını vurguladı.</p><p></p><p>Toplantılar, İLKO İlaç Satış ve Pazarlama Direktörü Taner Gülfırat’ın, tükenmeyen bir azim, durmadan en iyiyi istemek, tutkuyla çalışmanın sonucunda büyük başarılara imza atılacağını vurgulayan sunumuyla devam etti.&nbsp; Wellcare İş Birim Direktörü İlhan Ok ise Wellcare’in geride bıraktığımız yıldaki başarı ivmesini paylaştığı konuşmasını, yeni iletişim kampanyası kapsamında hazırlanan ‘Wellcare ile Yaşamayı Sevicen’ reklam filmi ile sonlandırdı.&nbsp;</p><p></p><p>Başarıların grafiği ödülle taçlandı</p><p></p><p>Tüm saha ve merkez kadrosunun bir araya geldiği bu büyük toplantının açılışında, yıl boyunca gösterdikleri performanslarla ilk üçe girerek karne şampiyonu olan Tıbbi Tanıtım Temsilcileri, Bölge Müdürleri ve Bölge Ticaret Müdürleri’ne karne ödülleri takdim edildi. Karne ödüllerinin ardından İLKO İlaç bünyesinde 5, 10 ve 15. çalışma yılını tamamlayan çalışanlara Kıdem Ödülleri takdim edildi. 5. yıl kıdem plaketleri İLKO İlaç Satış ve Pazarlama Direktörü Taner Gülfırat tarafından sunulurken; 10. yılını dolduran çalışanlar plaketlerini Yönetim Kurulu Üyeleri Mustafa Cem Öncel ve Alperen Öncel’in elinden aldı. 15. yıl kıdem plaketi ise Genel Müdür Hatice Öncel tarafından takdim edildi.</p><p></p><p>Ürün lansmanlarıyla güçlenen stratejik vizyon&nbsp;</p><p></p><p>Muhteşem bir gala gecesiyle sonlanan toplantıda, İLKO İlaç’ın sürdürülebilir büyüme stratejisini destekleyen, bilimsel gücünü ve Ar-Ge odağını yansıtan 5 yeni Rx ürünü ile Wellcare çatısı altında geliştirilen Seramid Kompleks, İyot Selenyum ve Bromelian Trio ürünlerin de lansmanları gerçekleştirildi. Toplantı, eğitim programları ve değerlendirme oturumlarıyla desteklenerek, ekiplerin bilgi ve motivasyonu güçlendirildi.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İleri yaşta oruç tutarken beslenme yönetimine dikkat</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ileri-yasta-oruc-tutarken-beslenme-yonetimine-dikkat-375/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ileri-yasta-oruc-tutarken-beslenme-yonetimine-dikkat-375/</id>
<published><![CDATA[2026-02-18T02:32:17+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-18T02:32:17+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_C80335-227FD3-3B58CD-016EC3-ECE839-623E2C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>İstanbul Rumeli Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Güler Yenipınar, ileri yaşta oruç tutan bireylerde beslenme düzeninin sağlığın korunması açısından büyük önem taşıdığını belirtti. Yenipınar, uzun süreli açlık dönemlerinin yaşlı bireylerde metabolik, fizyolojik ve kronik hastalıklarla ilişkili riskleri artırabildiğini ifade etti.</p><p>Yaşlanma ile enerji ihtiyacının azalmasına rağmen protein, vitamin ve mineral gereksinimlerinin çoğu zaman arttığını söyleyen Yenipınar, kas kaybı (sarkopeni), sıvı kaybına yatkınlık, sindirim sistemi problemleri ve kronik hastalıkların ileri yaş grubunda beslenme planlamasını daha hassas hale getirdiğini dile getirdi. Uzun süreli açlık ve yetersiz sıvı alımının özellikle diyabet, hipertansiyon, böbrek ve kalp-damar hastalıkları bulunan bireylerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini kaydetti.</p><p>“Sahur Öğünü Atlanmamalı”</p><p>İleri yaşta oruç tutan bireyler için sahur öğününün hayati öneme sahip olduğunu vurgulayan Yenipınar, sahurun gün boyunca kan şekeri dengesinin korunması ve kas kaybının önlenmesi açısından kritik rol oynadığını ifade etti. Sahurda yeterli protein alımının sağlanması, kompleks karbonhidratların ve posa içeriği yüksek besinlerin tercih edilmesinin önerildiğini belirtti.</p><p>İftar öğününde uzun süren açlığın ardından mideyi zorlamadan, besinlerin yavaş ve kontrollü şekilde tüketilmesi gerektiğini belirten Yenipınar, aşırı yağlı, tuzlu ve şekerli yiyeceklerden uzak durulmasının önemine dikkat çekti. Yenipınar ayrıca, iftar ile sahur arasında yeterli sıvı alımının sağlanmasının sağlık açısından ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.</p><p>“Beslenme Planlaması Kişiye Özel Yapılmalı”</p><p>İleri yaşta oruç tutmanın bireysel farklılıklar gözetilerek değerlendirilmesi gerektiğini belirten Yenipınar, “İleri yaşta oruç tutmak isteyen bireylerde beslenme planlaması mutlaka kişiye özel yapılmalıdır. Kas kaybı riski, yetersiz protein ve sıvı alımı, ilaç kullanımı ve kronik hastalıklar mutlaka değerlendirilmelidir. Sahur atlanmamalı, iftarda ani ve aşırı besin tüketiminden kaçınılmalıdır. Gerekli durumlarda oruç tutmanın sağlık açısından uygun olup olmadığı hekim ve diyetisyen tarafından değerlendirilmelidir” dedi.</p><p>Özellikle tek başına yaşayan yaşlı bireylerde düzensiz beslenme ve sıvı yetersizliği riskinin daha yüksek olduğuna dikkat çeken Yenipınar, ileri yaşta oruç sürecinin yalnızca dini bir uygulama değil, aynı zamanda sağlık açısından profesyonel destek gerektiren bir süreç olarak ele alınması gerektiğini ifade etti. Toplumda sağlıklı yaşlanma bilincinin artırılmasının ve ileri yaş bireylerin doğru beslenme bilgilerine erişiminin sağlanmasının önem taşıdığını sözlerine ekledi.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Böbrek taşından korunmak için 4 önemli öneri</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bobrek-tasindan-korunmak-icin-4-onemli-oneri--5343/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bobrek-tasindan-korunmak-icin-4-onemli-oneri--5343/</id>
<published><![CDATA[2026-02-18T02:23:21+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-18T02:23:21+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_A1EEF0-F6C9BD-A63902-9752CF-F8E419-D8E32C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Küresel bir salgın olarak da nitelenen böbrek taşı; bölgesel faktörler, hareketsiz yaşam, yetersiz sıvı alımı, gereğinden fazla protein - tuz tüketimi ve fazla kilolardan kaynaklanıyor. Kadınlarda da sık rastlanmaya başlayan böbrek taşı, zamanında tedavi edilmediği takdirde böbrek yetmezliği gibi hayati risklerle sonuçlanan rahatsızlıklara neden olabiliyor. Doğum sancısına benzer ağrılarla kişilerin yaşam kalitesini olumsuz etkileyen böbrek taşları, lazerli ve robotik cerrahi yöntemlerle tedavi edilerek hastanın aynı gün taburcu olması sağlanabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Fatih Yanaral, böbrek taşlarının nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.&nbsp;&nbsp;</p><p></p><p>Ülkemizde her 100 kişiden 15’inde böbrek taşı görülüyor</p><p>Dünya genelinde böbrek taşı görülme sıklığı %5-15 arasındayken, Türkiye’de bu oran %15 seviyelerine kadar çıkmaktadır. Yani ülkemizde her 100 kişiden yaklaşık 15’i hayatının bir döneminde bu ağrılı süreçle tanışma riski altındadır. Bu yüksek oranın nedenlerini üç ana başlıkta açıklayabiliriz:</p><p>•	Sıcak İklim: Türkiye, dünyada "taş kuşağı" olarak adlandırılan riskli bölgededir. Artan hava sıcaklıkları vücutta sıvı kaybını artırırken, idrarın yoğunlaşmasına ve kristallerin çökmesine neden olur.</p><p>•	Beslenme Hataları: Aşırı tuz tüketimi (Türkiye'de günlük ortalama tuz tüketimi önerilenin iki katıdır) ve hayvansal proteinden zengin beslenme, kalsiyum dengesini bozarak taş oluşumunu tetikler.</p><p>•	Genetik Faktörler: Ailesinde taş öyküsü olanlarda risk %30 daha fazladır.&nbsp;</p><p>Tedavi edilmeyen taş böbrek yetmezliğine neden olabilir</p><p>Böbrek taşının en önemli ve en sık belirtisi sırt ve bel ağrısıdır. Taşın olduğu böbrek tarafındaki uzun süren ağrılar ya da bıçak saplanır tarzdaki şiddetli ağrılar ile kendisini belli etmektedir. Ayrıca idrar yaparken yanma, idrar renginde değişiklik, bulantı, kusma ve ateş de böbrek taşının belirtisi olabilir. Bir böbrek taşı tespit edildiğinde, tedavi planlamasındaki en önemli faktör taşın boyutu ve böbrekteki yeridir. Taşın boyutu ne kadar büyükse, hastanın taşı kendiliğinden düşürme şansı o kadar azdır. Tıbbi cihazlardaki ve lazer teknolojisindeki gelişmeler sayesinde böbrek taşlarının cerrahi tedavisinde artık kapalı endoskopik yöntemler kullanılmaktadır.&nbsp;</p><p>Böbrek taşları bıçaksız ve izsiz tedavi edilebiliyor</p><p>Artık böbrek taşları için "açık ameliyat" tercih edilmemektedir. Özellikle endoskopik aletler ve lazer teknolojisindeki gelişmeler böbrek taşı tedavisini kolaylaştırmıştır. Son yıllarda gelişen en önemli yenilikler şunlardır:</p><p>•	Lazer teknolojisi: Geleneksel lazerlerin yerini alan Thulium Fiber Lazer, böbrek taşı tedavisinde daha sık kullanılır hale geldi. Bu lazer taşları sadece kırmamakta, adeta "un" haline getirmektedir. Bu yöntemle hastalar, işlem sonrası büyük parçaları düşürme sancısı yaşamamaktadır. Ayrıca hızlı etkisi sayesinde operasyon sürelerini yarı yarıya kısaltmaktadır.</p><p>•	Akıllı aspirasyon sistemleri: Artık taşlar kırılırken aynı zamanda endoskopik cihazlara entegre sistemlerle vakumlanarak temizlenir. Bu da böbreğin içinin taşsız hale getirilmesini sağlamaktadır.</p><p>Bu yenilikler, endoskopik tedavileri kolaylaştırmakta ve hastalar aynı gün taburcu olabilmektedir.</p><p></p><p>Taştan korunmak için yaşam biçiminizi değiştirin</p><p>Böbrek taşı tedavisinden sonra yeniden taş oluşmaması için doktor kontrollerinin yayında kişinin yaşam biçiminde de şu değişiklikleri yapması gerekir;&nbsp;</p><p>1.	Yeterli Su Tüketin: Günde en az 2,5 litre su tüketin ve içine bir dilim limon atın. Limondaki sitrat taş oluşumunu engeller.</p><p>2.	Tuzu Azaltın: Sofradan tuzluğu kaldırın ve paketli gıdalardan uzak durun.</p><p>3.	Düzenli Egzersiz Yapın: Düzenli yürüyüş yerçekimi etkisiyle kristallerin böbrekten atılmasına yardımcı olur.</p><p>4.	Meyve-Sebze Ağırlıklı Beslenin: Hayvansal protein tüketimini sınırlayıp sebze ve meyve ağırlıklı beslenme alışkanlığı kazanın</p><p></p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Memorial Sağlık Grubu CEO'su Bora Uludüz'e ''Altın Lider'' ödülü</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/memorial-saglik-grubu-ceosu-bora-uluduze-altin-lider-odulu-5544/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/memorial-saglik-grubu-ceosu-bora-uluduze-altin-lider-odulu-5544/</id>
<published><![CDATA[2026-02-17T02:46:48+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-17T02:46:48+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_345C1E-8C78BC-D2B01B-496EF8-23D7D4-7EB63B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Memorial Sağlık Grubu CEO’su Bora Uludüz, bu yıl beşincisi düzenlenen Altın Lider Ödülleri kapsamında “2025 Yılının En Beğenilen CEO’su” seçildi. KREA M.I.C.E. tarafından 2021 yılında hayata geçirilen Altın Lider Ödülleri, kapsayıcı katılım şartları, teknolojik altyapısı ve tüm sektörlerden gelen yüksek temsiliyeti nedeniyle iş dünyasının önde gelen ödül platformları arasında yer alıyor.&nbsp;&nbsp;</p><p>Bu yıl toplam 1.428 CEO’nun iş dünyası tarafından aday gösterildiği değerlendirmede en fazla oy alan ilk 50 CEO Altın Lider unvanını almaya hak kazandı.</p><p>Kazananlar, iş dünyasından önceki tüm yılları geride bırakan rekor katılımla 85.212 çalışanın SMS doğrulamalı tekil oyları sonucunda belirlendi. Doğrudan paydaş değerlendirmesine dayanan bu sistem, sonuçların iş dünyasındaki liderlik algısını en gerçekçi biçimde yansıtması açısından büyük önem taşıyor.</p><p>&nbsp;“Bu ödül, Memorial’ın insan hayatına verdiği değerin güçlü bir yansımasıdır”</p><p>Aldığı ödülü, her gün insan hayatına dokunan büyük bir ekibin ortak başarısı olarak gördüğünü belirten Bora Uludüz, şu değerlendirmelerde bulundu:&nbsp;</p><p>“Memorial Sağlık Grubu olarak işimizi yalnızca tedavi süreçlerinden ibaret görmüyoruz. Sağlığı korumak, iyileştirmek ve geleceğe taşımak için çalışıyoruz. Bu yolculukta sürdürülebilirlik ve toplumsal fayda, attığımız her adımın pusulası.</p><p>Altın Lider Ödülleri’nin tamamen çalışanların ve sektör profesyonellerinin bağımsız oylarıyla belirlenmesi bu başarıyı çok daha kıymetli kılıyor. Memorial’ı bugün bulunduğu noktaya taşıyan tüm çalışma arkadaşlarıma özellikle teşekkür ederim. Liderlik ancak güçlü bir ekiple anlam kazanır; bu başarı hepimizin ortak emeğinin bir sonucudur. Daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir gelecek için aynı kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz.”</p><p>Memorial Sağlık Grubu, 13 hastanesinde ileri tıp teknolojisi ile donatılan tanı-tedavi üniteleri, hepsi alanında uzman doktorları ve sağlık personeliyle uluslararası kalite standartlarında sağlık hizmeti sunuyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Pfizer'de üst düzey atama</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/pfizerde-ust-duzey-atama-744/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/pfizerde-ust-duzey-atama-744/</id>
<published><![CDATA[2026-02-17T02:44:12+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-17T02:44:12+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_177518-8E0C4B-2B8174-A6BB1B-1EB7F7-89BC01.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>2017 yılında Boğaziçi Üniversitesi Yönetişim Bilişim Sistemleri bölümünden mezun olan Beren Su Kales, 2014’te henüz üniversite eğitimi sürerken kariyerine yarı zamanlı (PT Universe) olarak Pfizer Türkiye’de başladı. Eğitimi süresince Pfizer’de dört yıllık deneyiminin ardından farklı ilaç firmalarında Pazarlama Müdürlüğü, Bölge ve Marka Liderliği gibi sorumluluklar üstlendi. Son üç yıldır Pfizer Türkiye İçgörü ve Strateji ekibine liderlik ettiği süre zarfında iş birimlerine veri odaklı içgörüler sağladı ve uluslararası analitik stratejilerin yürütülmesine öncülük etti.</p><p></p><p>Beren Su Kales,1 Aralık 2025 itibarıyla Pfizer Orta Doğu, Rusya ve Afrika (MERA) Bölgesi ve Suudi Arabistan İçgörü &amp; Strateji Lideri olarak göreve başladı. Kales, yeni görevinde analitik ve liderlik becerilerini Gelişmekte Olan Pazarlar genelinde birçok pazarı desteklemek için kullanmanın yanı sıra analitik ve çevik düşünce yapısı ve sonuç odaklı yaklaşımıyla katkıda bulunacak ve İspanya’nın Madrid kentinde görev yapacak.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Altunizade Köşk'te farkındalık dolu bir atölye</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/altunizade-koskte-farkindalik-dolu-bir-atolye-3122/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/altunizade-koskte-farkindalik-dolu-bir-atolye-3122/</id>
<published><![CDATA[2026-02-17T02:13:48+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-17T02:13:48+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_9FC610-435D9C-51EC37-A5BC35-8B808F-E068BC.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bütüncül Sağlık Uzmanı Uzm. Dr. Sühendan Coşan’ın anlatımı ve interaktif grup çalışması formatında gerçekleşen atölyede; ilişkilerde farkındalık, bilinç çalışmaları ve duygusal denge üzerine kapsamlı paylaşımlar yapıldı.</p><p></p><p>Sınırlı sayıda katılımcıyla yüz yüze gerçekleşen etkinlik, samimi atmosferi ve güçlü içerik akışıyla dikkat çekti. Katılımcılar, rehberli nefes ve yaratım meditasyonu uygulamalarıyla hem zihinsel hem de duygusal bir yolculuğa çıktı.</p><p></p><p>Esteworld’ün yalnızca estetik ve sağlık alanında değil, bütünsel iyilik hali ve yaşam kalitesi yaklaşımıyla da fark yaratan vizyonu bu özel buluşmada bir kez daha ön plana çıktı. Şehrin seçkin isimlerini bir araya getiren atölye, hem içerik kalitesi hem de atmosferiyle dikkat çeken özel bir deneyim olarak hafızalarda yer etti.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kanserle mücadelede genç bilim insanlarından yenilikçi yaklaşımlar</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kanserle-mucadelede-genc-bilim-insanlarindan-yenilikci-yaklasimlar-2208/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kanserle-mucadelede-genc-bilim-insanlarindan-yenilikci-yaklasimlar-2208/</id>
<published><![CDATA[2026-02-13T02:50:35+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-13T02:50:35+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_993261-748299-043098-F51C09-38BE03-CD7F5E.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Yarışma, sağlık ve eğitim alanında gençlerin yeteneklerini geliştirmeyi ve mesleki yolculuklarını desteklemeyi amaçlayarak bu yıl 60 farklı proje başvurusuna ev sahipliği yaptı. Değerlendirme sürecinde projeler, İstanbul Üniversitesi İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi akademisyenlerinden oluşan jüri tarafından bilimsel özgünlük, uygulanabilirlik ve yenilikçilik ölçütleri esas alınarak değerlendirildi.</p><p>Yarışma kapsamında ödül almaya hak kazanan projeler gerçekleştirilen törenle ödüllerine kavuştu. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden oluşan jüri, başvuruları bilimsel özgünlük, uygulanabilirlik ve yenilikçi yaklaşım kriterleri doğrultusunda ayrıntılı bir değerlendirme sürecinden geçirdi.</p><p>Sağlık alanında yenilikçi projeler ödüllerine kavuştu</p><p>Yarışmada Duovita ekibi, bitkisel kökenli polifenollerin biyoyararlanımını artırmaya yönelik geliştirdiği yenilikçi takviye ürünü projesiyle birincilik ödülünün sahibi oldu. Nanosal ekibi, kolorektal kanser cerrahisi sonrası lokal ve kontrollü ilaç salımını hedefleyen nanoparçacık ve hidrojel temelli yaklaşımıyla ikincilik ödülüne layık görüldü. Truva Atı ekibi ise, reaktif oksijen türlerine duyarlı akıllı prodrug tasarımıyla kolorektal kanser cerrahisi sonrası lokal adjuvan tedaviye yönelik geliştirdiği proje ile üçüncülük ödülünü almaya hak kazandı. Kazanan ekipler, para ödülünün yanı sıra sağlık sektörünün öncü şirketi Orzax bünyesinde staj yapma fırsatı da elde etti.&nbsp;</p><p>Ödül törenine Alimoğlu Sağlık ve Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Orzax CEO’su Yunus Emre Alimoğlu, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tufan Tükek, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Bölümü Başkanı ve Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Sacide Pehlivan ve jüri üyeleri katıldı.</p><p>“Sağlık alanında kalıcı ilerleme, gençlerin cesur fikirleriyle mümkün”</p><p>Alimoğlu Sağlık ve Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Orzax CEO’su Yunus Emre Alimoğlu, gençlerin bilimsel üretim süreçlerine katılımının ve yenilikçi fikirlerle desteklenmesinin sağlık alanında sürdürülebilir ilerleme için kritik öneme sahip olduğunu belirterek şunları söyledi:</p><p>“Bugün burada yalnızca bir ödül töreninde değil, gençlerin “Ben üretebilirim” dediği, fikirden bilime uzanan bir yolculuğun başlangıcındayız. Bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı bu çağda asıl değer, cesaret, disiplin ve merakla bilgi üretebilmektir. Bu nedenle yarışmamızı bir ödül organizasyonundan öte, gençleri üretmeye teşvik eden güçlü bir çağrı olarak konumlandırıyoruz. Geçtiğimiz yıl mikrobiyota ve otoimmün hastalıklara, bu yıl ise polifenollerin kanserin önlenmesi ve tedavisindeki rolüne odaklanarak kolay olanı değil, etki yaratacak olanı seçtik. Alimoğlu Sağlık ve Eğitim Vakfı olarak 400 bursiyerimizle bilimi merkeze alan bir kalkınma anlayışını destekliyor, bu yıl aldığımız 60 başvurunun her birini cesaret ve üretkenliğin somut göstergesi olarak görüyoruz. Üreten bir Türkiye ve bilimle büyüyen bir gelecek için katkı sunan herkese teşekkür ediyorum.”</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Memorıal Bodrum'da SGK dönemi başladı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/memorial-bodrumda-sgk-donemi-basladi-3485/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/memorial-bodrumda-sgk-donemi-basladi-3485/</id>
<published><![CDATA[2026-02-12T02:44:58+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-12T02:44:58+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_338395-E5889A-D7F2CC-28B279-5C6C88-64393D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Memorial Sağlık Grubu’nun bölgedeki önemli sağlık yatırımlarından biri olan Memorial Bodrum Hastanesi, bu anlaşma ile cerrahi ve dahili branşlardan kadın, çocuk ve kalp sağlığına; girişimsel işlemlerden ileri tanı ve tedavi yöntemlerine kadar uzanan geniş bir hizmet yelpazesini SGK’lı hastalar için erişilebilir hale getiriyor.</p><p>Ortakent’te hizmet veren Memorial Bodrum Hastanesi, bölgede uzun süredir hissedilen önemli bir ihtiyaca da yanıt veriyor. Özellikle çocuk hastaların sağlığı için büyük önem taşıyan gece polikliniği hizmeti saat 00.00’a kadar devam ediyor. Kalp ve damar cerrahisi, kardiyoloji, beyin, sinir ve omurilik cerrahisi, genel cerrahi, ortopedi ve travmatoloji, üroloji, dahiliye, endokrinoloji, dermatoloji, plastik cerrahi, çocuk sağlığı ve hastalıkları, kadın hastalıkları ve doğum, perinatoloji (yüksek riskli gebelik takibi) ile ağız ve diş sağlığı alanlarında güçlü bir yapılanmaya sahip olan hastane; mikrocerrahi, el cerrahisi, çocuk nörolojisi ve pediatrik cerrahi gibi ileri uzmanlık gerektiren branşlarda da hizmet sunuyor.</p><p>SGK anlaşması sayesinde Bodrum ve çevresinde yaşayan vatandaşlar, sağlık hizmetleri için başka illere gitmek zorunda kalmadan, kendi bölgelerinde tam donanımlı bir hastanede ileri teknoloji olanaklarıyla tedavi olma imkânına kavuşuyor.</p><p>“Öncelikli hedefimiz, kaliteli ve güvenilir sağlık hizmetlerini daha fazla insana ulaştırmak.”</p><p></p><p>Memorial Sağlık Grubu CEO’su Bora Uludüz, SGK anlaşmasına ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi. “Memorial Bodrum Hastanesi’ni hayata geçirirken hedefimiz, Bodrum ve çevresinde yaşayan herkes için nitelikli, güvenilir ve sürdürülebilir sağlık hizmetini erişilebilir kılmaktı. 2026 yılının ilk ayında SGK anlaşmamızın devreye girmesi, bu hedefimizin en somut adımlarından biri oldu. Bugün Memorial Bodrum Hastanemiz, güçlü hekim kadrosu, ileri tanı ve tedavi altyapısı ve geniş branş yelpazesiyle bölgenin önemli sağlık merkezlerinden biri konumunda. SGK anlaşmasıyla birlikte bu hizmetleri çok daha geniş bir kesimle buluşturuyoruz. Bodrumluların sağlık ihtiyaçları için başka şehirlere gitmek zorunda kalmadığı, kendi yaşadıkları yerde Memorial kalitesine ulaşabildiği bir yapı kurmayı önemsiyoruz. Memorial Sağlık Grubu olarak her yatırımımızda olduğu gibi Bodrum’da da sağlıkta kaliteyi, güveni ve erişilebilirliği birlikte sunmaya ve bulunduğumuz bölgeye uzun vadeli değer katmaya devam edeceğiz.”</p><p></p><p>Bölgeye Değer Katan Sağlık Yatırımı</p><p></p><p>17 bin metrekarelik alanda hizmet veren Memorial Bodrum Hastanesi; 50 poliklinik, 7 tam donanımlı ameliyathane ve 148 yatak kapasitesiyle bölgenin en kapsamlı sağlık yatırımlarından biri olarak öne çıkıyor. Modern mimarisi, ileri tıp teknolojileri ve uzman kadrosu sayesinde kısa sürede Bodrum’un saygın sağlık merkezleri arasında yerini alan hastane, SGK anlaşmasıyla birlikte etki alanını daha da genişletti. Memorial Bodrum Hastanesi, yalnızca Bodrum’a değil; Muğla Merkez, Milas, Datça, Fethiye, Marmaris ve Göcek başta olmak üzere çevre ilçelerden gelen hastalara da nitelikli sağlık hizmeti sunarak bölgenin referans sağlık merkezi olma konumunu pekiştiriyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Abdi İbrahim'de üst düzey atama</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahimde-ust-duzey-atama-1342/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahimde-ust-duzey-atama-1342/</id>
<published><![CDATA[2026-02-10T02:35:51+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-10T02:35:51+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_F956F9-A68A74-4EDE00-08220C-B2EA16-C3E03D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türk ilaç sektörünün 24 yıldır kesintisiz lideri Abdi İbrahim, uluslararası pazarlardaki yapılanmasını deneyimli isimlerle güçlendirmeye devam ediyor. Şubat 2026 itibarıyla görevine başlayan Murat Mutlu, yeni pozisyonunda Abdi İbrahim’in uluslararası pazarlardaki Tüketici Sağlığı faaliyetlerinin yönetiminden ve geliştirilmesinden sorumlu olacak ve aynı zamanda Abdi İbrahim İcra Kurulu üyesi olarak görev yapacaktır.&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu olan Murat Mutlu, kariyerine Procter &amp; Gamble’da başladı. P&amp;G bünyesinde 14 yıl boyunca Belçika, İngiltere, Orta Asya ve Kafkasya, Türkiye ve İsviçre gibi farklı coğrafyalarda; Finans Yöneticisi, Fabrika Finans Müdürü, Satış Finans Grubu Yöneticisi, Finansal Planlama &amp; Analiz Grup Yöneticisi ve Batı Avrupa Bebek Bakım Kategorisi Finans Direktörü gibi görevler üstlendi. Ardından Johnson &amp; Johnson bünyesinde Türkiye Tüketici Sağlığı CFO’su, Güneydoğu Avrupa, Türkiye, İsrail ve İsviçre Dağıtım Pazarlarını kapsayan Bölgesel Finans Direktörü ve 2017 yılı itibari ile Türkiye Genel Müdürü olarak görev yaptı. Murat Mutlu, 2023 yılından beri Kenvue’de Türkiye, Orta Asya ve Kafkasya ülkelerinden sorumlu Genel Müdür olarak görev yapıyordu.</p><p></p><p>26 yıllık kariyeri boyunca farklı coğrafyalarda edindiği geniş tecrübe ve stratejik liderlik yaklaşımıyla Murat Mutlu’nun, Abdi İbrahim’in Tüketici Sağlığı alanındaki uluslararası yapılanmasına güçlü katkılar sunması bekleniyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kanser tedavisinde genetik testlerin 4 önemli avantajı</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kanser-tedavisinde-genetik-testlerin-4-onemli-avantaji-1904/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kanser-tedavisinde-genetik-testlerin-4-onemli-avantaji-1904/</id>
<published><![CDATA[2026-02-06T02:27:27+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-06T02:27:27+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_50567E-52F5CF-C5CBC0-EF4D42-9A2486-80C5C2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ancak ilerleyen teknoloji ve tıp alandaki son gelişmeler kapsamında yapılan genetik testler ile yapılan doğru planlamalar sayesinde kanser büyük oranda tedavi edilebiliyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Mükremin Uysal,&nbsp; kanser tedavisinde yeni yol haritası genetik ve moleküler testler hakkında bilgi verdi.&nbsp;</p><p></p><p>Kanser görülme sıklığı dikkat çekiyor</p><p>Güncel veriler, kanser görülme sıklığının özellikle yaşam süresinin uzaması, çevresel faktörler, sigara kullanımı, beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam tarzı gibi nedenlerle giderek arttığını göstermektedir. Dünya genelinde ve ülkemizde en sık görülen kanser türleri arasında; meme kanseri, akciğer kanseri, kolorektal (kalın bağırsak, resktum) kanserler, prostat kanseri, mide kanseri yer almaktadır. Bu kanserlerin önemli bir kısmında, düzenli tarama programları ve erken tanı sayesinde tedavi başarısı belirgin şekilde artmakta, hastaların yaşam süresi ve yaşam kalitesi olumlu yönde etkilenmektedir.</p><p></p><p>Kanserde değişen yaklaşım: kişiselleştirilmiş tedavi</p><p>Geçmişte kanser tedavileri daha çok standart protokollerle yürütülürken, günümüzde her hastanın kanserinin biyolojik ve genetik açıdan farklı özellikler gösterebildiği bilinmektedir. Bu anlayış, “herkese aynı tedavi” yaklaşımının yerini “kişiye özel tedavi” kavramına bırakmasını sağlamıştır . Biyopsi veya cerrahi sonrası elde edilen tümör dokusunda yapılan moleküler ve genetik analizler, hastalığın davranışı hakkında önemli bilgiler sunmakta ve tedavi planının daha doğru şekilde belirlenmesine yardımcı olmaktadır. Kanserde genetik test; tanıyı doğrular, yol haritası çıkarır ve hedefe yönelik akıllı ilaçlar ve immünoterapiler gibi modern tedavi seçeneklerinin, uygun hastalarda doğru zamanda kullanılabilmesini sağlar.&nbsp;</p><p></p><p>Genetik testlerin hastaya sağladığı 4 avantaj&nbsp;</p><p>1-	Tedaviyi yönlendirme : Tümörde saptanan genetik değişiklikler, hangi tedavinin daha etkili olabileceğini öngörmemizi sağlamaktadır. Böylece hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapiler, doğru hastada ve doğru zamanda kullanılabilmektedir.&nbsp;</p><p>2-	Gereksiz tedavilerden kaçınma : Genetik testler sayesinde etkisiz olacağı öngörülen tedavilerden kaçınılmakta, hastalar gereksiz yan etkilerden korunmaktadır.&nbsp;</p><p>3-	Tedavi başarısını artırma : Moleküler düzeyde doğru hedefe yönelik tedaviler, tedaviye yanıt oranlarını artırmakta ve hastalığın kontrol altına alınmasını kolaylaştırmaktadır.&nbsp;</p><p>4-	Kalıtsal kanser riskinin belirlenmesi : Uygun hastalarda yapılan bazı genetik testler, ailesel kanser yatkınlığını ortaya koyabilir. Bu sayede yüksek risk taşıyan bireyler erken dönemde izlenmekte, koruyucu önlemler alınabilmekte ya da kanser çok erken evrede saptanabilmektedir.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Wellcare, yeni iletişim kampanyasıyla sağlıklı yaşamın enerji dolu gücünü anlatıyor</title>
<link href="https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/wellcare-yeni-iletisim-kampanyasiyla-saglikli-yasamin-enerji-dolu-gucunu-anlatiyor-2689/" />
<id>https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/wellcare-yeni-iletisim-kampanyasiyla-saglikli-yasamin-enerji-dolu-gucunu-anlatiyor-2689/</id>
<published><![CDATA[2026-02-04T10:21:35+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-04T10:21:35+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_9A4FDD-3FB149-9DE26C-0C9133-5E29E7-CCE221.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>İLKO İlaç’ın 50 yılı aşan ilaç ve sağlık alanındaki bilgi birikimi ile Ar-Ge ve üretim gücünden beslenen Wellcare, “Yaşamayı Sevicen” sloganıyla hayata geçirdiği yeni kampanyasında; sağlığı bir hedef ya da ideal olarak değil, hayatın doğal ritminin ayrılmaz bir parçası olarak ele alıyor.</p><p>Aile hayatından spora, iş temposundan sosyal yaşama uzanan sahnelerle kurgulanan kampanya; koruyucu sağlık bilincinin günlük yaşam pratikleri içinde nasıl yer bulabileceğine odaklanıyor. Wellcare’in “Sağlıkla Yaşama Sanatı” yaklaşımını merkeze alan reklam filminde, farklı yaş gruplarından ve yaşam tarzlarından karakterler aracılığıyla sağlıklı yaşamın tek bir kalıba sığmadığı vurgulanıyor.</p><p>Kampanyaya, Kenan Doğulu’nun “Rütbeni Bilicen” adlı parçasının Wellcare’e özel olarak yeniden yorumlanan versiyonu eşlik ediyor. Müzik ve görsel anlatı, kampanyanın yalnızca bir reklam çalışması olmasının ötesine geçerek kültür, yaşam ve toplumsal gündemle bağ kurmasını amaçlıyor.</p><p>Koruyucu sağlık, gündelik hayatın vazgeçilmezi</p><p>10 yıllık yolculuklarının İLKO İlaç’ın yarım asrı aşan deneyimiyle şekillendiğini belirten Wellcare yöneticileri, kampanyayla ilgili olarak, “Türkiye’de tüketici sağlığı alanı hızla büyürken, bu büyümeyle birlikte güven, bilimsel dayanak ve doğru bilgilendirme ihtiyacı da artıyor. Wellcare ile koruyucu sağlığı insanların gündelik yaşam pratikleriyle uyumlu hale getirmeyi hedefliyoruz. İnovatif sağlık ürünlerimiz yüksek teknolojiyle üretilmekte, ilaçtaki kalite güvence süreçleri Wellcare ürünlerimizde birebir uygulanmaktadır. Bunun için tüm ürünlerimiz klinik çalışmaları olan sertifikalı hammaddeler ile üretilen, özellikle doğru etkin doz ve doğru bileşime sahip şekilde geliştirilmiş ürünlerdir. Tüketici ihtiyaçlarını dikkate alarak, kullanıcı uyuncunu gözeten, tat, koku, kullanım kolaylığı gibi özelliklerin de üzerinde titiz ve uzun çalışmalar yaparak ürünlerimizi geliştiriyoruz” açıklamasını yaptılar.</p><p>Geniş ürün portföyüyle Wellcare, İLKO İlaç’ın Ar-Ge ve üretim gücünden aldığı destekle tüketici sağlığı alanında güvenilir çözümler sunmayı sürdürüyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
</feed>