<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">

<channel>
<title><![CDATA[Analiz Gazetesi]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/]]></link>
<description><![CDATA[Son 100 Haber Rss - SAĞLIK]]></description>
<language>tr-tr</language>
<generator>Analiz Gazetesi</generator>
<lastBuildDate><![CDATA[Wed, 12 Aug 2026 09:17:59 +0300]]></lastBuildDate>
<item>
<title><![CDATA[Ankilozan spondilit için dikkat çeken uyarı]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ankilozan-spondilit-icin-dikkat-ceken-uyari--3108/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ankilozan-spondilit-icin-dikkat-ceken-uyari--3108/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_92F51A-C357EE-3FB5E1-5E0792-75935D-30E7A1.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Nuri, hastalığın belirtilerinin yalnızca yetişkinlik döneminde değil, hareket gelişiminin başladığı bebeklik döneminden itibaren değerlendirilmesi gerektiğini savundu.Ankilozan Spondilit&#39;in çoğunlukla 20-40 yaş arasında görüldüğünü belirten Dr. Nuri, erken değerlendirme&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_92F51A-C357EE-3FB5E1-5E0792-75935D-30E7A1.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Nuri, hastalığın belirtilerinin yalnızca yetişkinlik döneminde değil, hareket gelişiminin başladığı bebeklik döneminden itibaren değerlendirilmesi gerektiğini savundu.Ankilozan Spondilit&#39;in çoğunlukla 20-40 yaş arasında görüldüğünü belirten Dr. Nuri, erken değerlendirme kavramının yeniden ele alınması gerektiğini ifade etti. Nuri, 'Bizim öngörümüz, hasta değerlendirme yaş aralığımızı bebeklik günlerine kadar indirmemiz gerekir. Çünkü Ankilozan Spondilit&#39;in bebeklikte temeli atılan bir hastalık olduğunu düşünüyoruz'dedi.ÇAPRAZ EMEKLEME ÖNEMLİBebeklerin emekleme ve yürüme sürecindeki hareket gelişimine dikkat çeken Nuri, homolateral yani aynı taraflı hareketlerden kontralateral, diğer bir ifadeyle çapraz hareketlere geçişin önemli olduğunu belirtti. Nuri'ye göre sağ el-sol bacak ve sol el-sağ bacak şeklindeki çapraz hareketler, bebeğin vücudunun bir bütün halinde koordinasyon geliştirmesinde önemli rol oynuyor.Tek taraflı hareket düzeninden çapraz harekete geçişte yaşanan sorunların ilerleyen dönemlerde denge ve koordinasyon problemleriyle ilişkilendirilebileceğini]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 12 Aug 2026 09:17:59 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Humanis'te üst düzey atama]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/humaniste-ust-duzey-atama-36/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/humaniste-ust-duzey-atama-36/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_6900BE-1AC2CC-B50CCC-18B015-0D2CEC-ED9E3A.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Türkiye'nin öncü sağlık şirketlerinden Humanis, yönetim kadrosunu güçlendirdi. Kariyeri boyunca ilaç sektöründe satış, pazarlama, iş birimi yönetimi, ticari operasyonlar ve yönetim alanlarında sorumluluklar üstlenen Sertaç Barlas, Humanis'in yeni Ticari Operasyonlar Genel Müdürü&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_6900BE-1AC2CC-B50CCC-18B015-0D2CEC-ED9E3A.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Türkiye'nin öncü sağlık şirketlerinden Humanis, yönetim kadrosunu güçlendirdi. Kariyeri boyunca ilaç sektöründe satış, pazarlama, iş birimi yönetimi, ticari operasyonlar ve yönetim alanlarında sorumluluklar üstlenen Sertaç Barlas, Humanis'in yeni Ticari Operasyonlar Genel Müdürü oldu. Ağustos ayı itibarıyla görevine başlayan Barlas, Humanis'in gelecek dönem vizyonuna ve sürdürülebilir büyüme yolculuğuna katkı sunacak.Üniversite eğitimini Hacettepe Üniversitesi'nde tamamlayan Sertaç Barlas, kariyerine 2004 yılında AstraZeneca'da satış temsilcisi olarak başladı. Ardından Solvay Pharmaceuticals'ta satış temsilcisi ve ürün müdürü olarak görev aldı. 2010 yılında Abbott'a katılan Barlas, bölge müdürü, ulusal satış müdürü, iş birimi müdürü ve iş birimi direktörü olarak farklı pozisyonlarda görev yaptı. 2023 yılında Abbott Türkiye Genel Müdürlüğü görevine getirilen Barlas, kariyeri boyunca merkezi sinir sistemi, kardiyoloji, kardiyometabolik hastalıklar, gastroenteroloji, kadın sağlığı, aşı ve akut tedavi alanlarında deneyim kazandı. Ağustos ayı itibarıyla Humanis'e katılan Barlas, Ticari Operasyonlar Genel Müdürü olarak şirketin sağlık alanında yenilikçi çözümler geliştirme ve hasta faydasını merkeze alan yaklaşımıyla sürdürülebilir büyüme hedeflerine liderlik edecek.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 11 Aug 2026 10:39:02 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ağustos sıcaklarında pıhtı riskini azaltan 8 öneri]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/agustos-sicaklarinda-pihti-riskini-azaltan-8-oneri-9810/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/agustos-sicaklarinda-pihti-riskini-azaltan-8-oneri-9810/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_6609CF-AE92EA-44F5ED-21FFA5-F84BF9-EC76AF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Tedavi edilmediğinde akciğer embolisi, inme ve kalp krizine kadar uzanabilen ciddi sonuçlara yol açabilen pıhtılaşma, erken fark edildiğinde ve doğru önlemler alındığında büyük ölçüde önlenebiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü'nden Op. Dr. Hidayet&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_6609CF-AE92EA-44F5ED-21FFA5-F84BF9-EC76AF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Tedavi edilmediğinde akciğer embolisi, inme ve kalp krizine kadar uzanabilen ciddi sonuçlara yol açabilen pıhtılaşma, erken fark edildiğinde ve doğru önlemler alındığında büyük ölçüde önlenebiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü'nden Op. Dr. Hidayet Demir, yaz aylarında pıhtı riskine karşı dikkat edilmesi gereken önemli noktaları anlattı.1.	Pıhtıyı basit bir dolaşım sorunu olarak değerlendirmeyinPıhtı, kanın damar içerisinde normalin dışında pıhtılaşarak damarı kısmen ya da tamamen tıkaması durumudur. En sık bacak toplardamarlarında görülür ve "derin ven trombozu" olarak adlandırılır. En büyük tehlike ise oluşan pıhtının yerinden koparak akciğere ulaşması ve yaşamı tehdit eden pulmoner emboliye neden olmasıdır. Pıhtılar ayrıca beyin damarlarında inmeye, kalp damarlarında ise kalp krizine yol açabilir. Bu nedenle erken tanı ve tedavi büyük önem taşır.2.	Yaz sıcakları pıhtı oluşumu için uygun zemin hazırlıyorYaz aylarında aşırı terlemeyle birlikte vücut önemli miktarda sıvı kaybeder. Bu kayıp yeterince yerine konulmadığında kan yoğunlaşır ve pıhtılaşma eğilimi artabilir. Sıcak hava aynı zamanda damarların genişlemesine neden olur. Özellikle bacak toplardamarlarında kanın göllenmesi ve dolaşımın yavaşlaması, pıhtı oluşumu için uygun bir ortam hazırlar. Uzun süre hareketsiz kalındığında ise baldır kaslarının kanı kalbe taşıyan doğal pompa etkisi ortadan kalkar ve risk daha da yükselir.3.	Uzun yolculuklarda hareket etmeyi ihmal etmeyinDört saatin üzerindeki uçak, otobüs veya otomobil yolculukları pıhtı riskini artırabilir. Özellikle uçak kabinindeki düşük nem oranı sıvı kaybını artırırken, saatlerce aynı pozisyonda oturmak bacak damarlarındaki kan akımını yavaşlatır. Yolculuk sırasında her 1-2 saatte bir ayağa kalkıp kısa yürüyüşler yapmak, ayak bileği egzersizleri uygulamak, bol su içmek ve rahat kıyafetler tercih etmek riski önemli ölçüde azaltır.4.	Bazı kişilerde pıhtı riski çok daha yüksekDaha önce pıhtı geçirenler, 60 yaş üzerindeki bireyler, kanser hastaları, büyük ameliyat geçirenler, uzun süre yatağa bağımlı kalanlar, hamileler ve lohusalık dönemindeki kadınlar, obez bireyler, sigara kullananlar, diyabet ve kalp yetmezliği bulunan hastalar ile genetik pıhtılaşma bozukluğu olan kişiler yüksek risk grubunda yer alır. Yaz aylarında bu kişilerin sıvı tüketimine daha fazla dikkat etmeleri ve uzun süre hareketsiz kalmamaları gerekir.5.	Günlük yaşam alışkanlıkları pıhtıyı önlemede kritik rol oynuyorPıhtıyı önlemenin en etkili yolu sağlıklı yaşam alışkanlıklarını sürdürmektir. Susamayı beklemeden düzenli su içmek, her gün yürüyüş yapmak, masa başında çalışanların her saat başı ayağa kalkması ve uzun süre aynı pozisyonda kalmaması oldukça önemlidir. Sağlıklı kilonun korunması, sigaranın bırakılması ve kronik hastalıkların düzenli takip edilmesi de riski azaltan önemli faktörler arasındadır.6.	Risk grubundakiler koruyucu önlemleri ihmal etmemeliPıhtı riski yüksek olan kişilerde hekim önerisi doğrultusunda koruyucu kan sulandırıcı tedaviler veya basınçlı varis çorapları kullanılabilir. Ancak bu uygulamalar mutlaka doktor kontrolünde planlanmalıdır. Özellikle daha önce pıhtı geçirmiş hastaların yaz döneminde kontrollerini aksatmaması büyük önem taşır.7.	Bu belirtiler varsa vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurunTek taraflı bacakta şişlik, ağrı, sıcaklık artışı ve kızarıklık derin ven trombozunun önemli belirtileri olabilir. Pıhtının akciğere ulaşması durumunda ise ani başlayan nefes darlığı, göğüs ağrısı, çarpıntı ve kanlı öksürük görülebilir. Bu belirtiler acil müdahale gerektirir ve vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.8.	Basit önlemlerle hayati risklerin önüne geçilebilirPıhtı, erken tanındığında ve doğru tedavi edildiğinde büyük ölçüde kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Özellikle yaz aylarında yeterli su tüketmek, düzenli hareket etmek, uzun süre hareketsiz kalmamak ve risk belirtilerini ciddiye almak; akciğer embolisi, inme ve kalp krizi gibi hayati sonuçların önlenmesinde kritik rol oynar.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 11 Aug 2026 09:30:35 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İlaç sektörüne yönelik inceleme raporu yayınlandı]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ilac-sektorune-yonelik-inceleme-raporu-yayinlandi-5748/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ilac-sektorune-yonelik-inceleme-raporu-yayinlandi-5748/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_C1CC55-A978B3-11601F-C08BA8-965EEC-66CC01.jpeg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Rekabet Kurumunun internet sitesinden yapılan açıklamada, Kurulun 8 Aralık 2021&#39;de ilaç sektöründeki yapısal rekabet sorunlarının tespiti ve rekabetçi çözüm önerilerinin getirilmesi amacıyla sektör incelemesi başlattığı belirtildi.İlaç sektörünün, yapısal nitelikleri ve&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_C1CC55-A978B3-11601F-C08BA8-965EEC-66CC01.jpeg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Rekabet Kurumunun internet sitesinden yapılan açıklamada, Kurulun 8 Aralık 2021&#39;de ilaç sektöründeki yapısal rekabet sorunlarının tespiti ve rekabetçi çözüm önerilerinin getirilmesi amacıyla sektör incelemesi başlattığı belirtildi.İlaç sektörünün, yapısal nitelikleri ve diğer sektörlerden ayrışan yönleriyle tüm dünyada rekabet otoritelerinin öncelik verdiği sektörler arasında yer aldığına işaret edilen açıklamada, sektördeki rekabet sorunlarının öncül biçimde tespit edilmesi ve değerlendirilmesinin sektörün rekabetçi yapısının güçlendirilmesine ve tüketici refahının artırılmasına katkı sağlayacağı vurgulandı.Açıklamada, bu kapsamda yayımlanan &#34;İlaç Sektör İncelemesi Ön Raporu&#34;nda, öncelikle sektörün genel görünümüyle söz konusu sektöre ilişkin sayısal ve istatistiki verilerin incelendiği bildirilerek, &#34;Son 10 yıllık dönemde Rekabet Kurumunun ilaç sektörüne ilişkin yürüttüğü faaliyetler özetlenmiştir. Ardından, ilaç sektöründeki tedarik zinciri ve düzenlemelerin yoğunlaştığı alanlar esas alınarak üretim, pazara giriş ve dağıtım aşamalarında rekabetçi yapıya ilişkin değerlendirmelere yer verilmiştir.&#34; ifadeleri kullanıldı.- &#34;İlaç sektörünün dinamik yapısı dikkate alındı&#34;Üretim aşamasındaki rekabet bakımından ilaç sektörünün dinamik yapısının dikkate alınarak patent koruması ile fikri mülkiyet ve rekabet hukuku arasındaki ilişkinin ele alındığına işaret edilen açıklamada, sektördeki fikri mülkiyet korumasının teşvikiyle ortaya çıkan dinamizmle pazara giriş koşullarının serbestliği arasındaki dengeye ilişkin değerlendirmelerde bulunulduğu belirtildi.Açıklamada, pazara giriş sürecinde öncelikle sektörde sağlık, güvenlik ve erişilebilirliği düzenleyen mevzuata ve bu mevzuatın rekabetçi yapıyla temas ettiği noktalara değinildiği ifade edilerek, şunlar kaydedildi:&#34;Son dönemde düzenleme çerçevesindeki çeşitli teşebbüs davranışlarının pazara giriş koşulları üzerindeki etkisi incelenmiştir. İlaç sektörünün dağıtım seviyesi incelendiğinde ise kamuda ilaç tedarik yöntemlerinin dönüşümüyle dağıtım seviyesindeki çeşitli dikey ilişkilerin sağlıklı ve rekabetçi ilaç tedariki üzerindeki etkileri ele alınmıştır. Sonuç itibarıyla ilaç sektöründe ortaya çıkabilecek atipik rekabet ihlalleri, münhasırlık uygulamaları, kamuda ilaç tedarikinde rekabetçi süreçlerin nasıl geliştirilebileceği, fikri mülkiyet haklarının kullanımı, düzenleyici çerçeve ya da düzenleyici çerçevenin manipülasyonu yoluyla ortaya çıkabilecek rekabet sorunları analiz edilmiştir. Raporda, iyileştirmeye açık alanlar işaret edilerek bu alanlarda mevcut idari, hukuki, ekonomik veya kurumsal çerçeveyi yıkmayı gerektirmeyen, uygulanabilir ve hedefe odaklı çözüm önerilerinde bulunulmuştur.&#34;Vatandaşlar, söz konusu raporun bulgu, tespit, değerlendirme ve politika önerilerine yönelik görüşlerini, kuruma posta yoluyla veya &#34;ilac@rekabet.gov.tr&#34; e-posta adresi üzerinden iletebilecek]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Mon, 10 Aug 2026 13:35:54 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İlaçta dışa bağımlılık azalacak]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ilacta-disa-bagimlilik-azalacak-8014/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ilacta-disa-bagimlilik-azalacak-8014/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_BB7EB9-30F04C-5B82CE-E355C9-C4CDEE-861E7D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Sanovel'in CEO'su Hülya Yalın, şirketin sahip olduğu köklü birikim ve üretim gücüyle halihazırda önemli bir konumda bulunduğunu vurgulayarak, uluslararası yatırımcıların sağladığı desteğin bu güçlü yapıyı daha da ileri taşıdığını ifade etti.&nbsp;Yalın, söz konusu&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_BB7EB9-30F04C-5B82CE-E355C9-C4CDEE-861E7D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Sanovel'in CEO'su Hülya Yalın, şirketin sahip olduğu köklü birikim ve üretim gücüyle halihazırda önemli bir konumda bulunduğunu vurgulayarak, uluslararası yatırımcıların sağladığı desteğin bu güçlü yapıyı daha da ileri taşıdığını ifade etti.&nbsp;Yalın, söz konusu yatırımların Sanovel'in küresel ilaç pazarındaki yükselişine ivme kazandırırken, Türkiye'yi daha güçlü bir üretim ve ihracat üssü haline getirme hedeflerine de katkı sağladığını; aynı zamanda ülkeye giren doğrudan yabancı yatırımın, Türkiye'nin ilaçta dışa bağımlılığını azaltma vizyonunu destekleyen önemli bir unsur olduğunu belirtti. Yalın, küresel yatırımcıların Türkiye ekonomisine ve ilaç sanayisinin potansiyeline duyduğu güvenin bir kez daha ortaya konduğunu vurguladı. Bu stratejik hamlenin, Türkiye'nin yerli üretim gücünü ve küresel pazarlardaki konumunu bir üst seviyeye taşıyacağını da sözlerine ekledi.&#34;43 yıldır Türkiye'den aldığımız güçle büyüyoruz&#34;Sanovel CEO'su Hülya Yalın, şirketin geçmişi, kurumsal yapısı ve mevcut operasyonel büyüklüğüne ilişkin şu bilgileri paylaştı:&#34;Sanovel, temelleri 1983 yılında merhum Eczacı Erol Toksöz tarafından atılmış, 43 yıldır Türkiye ilaç sanayisinin gelişimine öncülük eden lider şirketlerden biridir. Kökleri bu topraklarda olan Sanovel, şeffaflık, kalite, bilim ve insan odaklı değerlerden ödün vermeden büyümüş; bugün hem ülkemiz hem de küresel pazarlar için son derece güvenilir bir çözüm ortağı haline gelmiştir. Gücünü Türkiye'den alan, yüzde 100 yerli üretimiyle ülkemizin sağlık ekosistemindeki konumunu her geçen gün daha da kuvvetlendiren bir Türk şirketiyiz. Faaliyetlerimizi Türkiye merkezli olarak sürdürüyor; Ar-Ge'mizi, üretimimizi, kalite süreçlerimizi ve tüm ihracat operasyonlarımızı İstanbul Levent'teki Genel Müdürlüğümüz ile Silivri'deki yüksek teknolojili Ar-Ge Merkezi ve Üretim Kampüsümüzden yönetiyoruz. Bugün yaklaşık 2 bin kişiye istihdam sağlayan güçlü yapımızla hareket ediyoruz. 43 yıldır Türkiye'den aldığımız güçle büyürken, ülkemizi dünyada en iyi şekilde temsil etmeyi milli bir sorumluluk olarak görüyoruz.&#34;&#34;60&#39;tan fazla marka, 400&#39;ün üzerinde ruhsatlı ürün&#34;Yerli üretimin dışa bağımlılığı azaltmadaki rolünü ve Silivri&#39;deki üretim üssünü vurgulayan Yalın, portföy yapısını şöyle aktardı:&#34;Biz yerli üretimi desteklemeyi ve Türkiye'nin ilaçta dışa bağımlılığını azaltmayı kurumsal bir ödevden öte, milli bir görev olarak kabul ediyoruz. Ürün portföyümüzün tamamı reçeteli ilaçlardan oluşuyor. Ağrı ve inflamasyon, endokrin ve metabolizma, gastrointestinal, hematoloji, hepatoloji, kardiyovasküler, multipl skleroz (MS), nöroloji ve psikiyatri gibi akut ve kronik tedavi alanlarında faaliyet gösteriyoruz. 60'tan fazla marka ve 180'i aşkın üründen oluşan çok geniş bir ürün portföyüne sahibiz. Toplamda 400'ün üzerinde ruhsatlı ürünümüz bulunuyor. En büyük gurur kaynaklarımızdan biri, birçok tedavi alanında pazara ilk eşdeğer ürün sunan şirket konumunda olmamızdır. Tüm bu faaliyetlerin kalbi Silivri'deki tesisimizde atıyor. Burası yaklaşık 800 ekip arkadaşımızın emekleriyle neredeyse tüm formlarda ilaç üretimi gerçekleştirebildiğimiz, Türkiye'nin adeta bir Ar-Ge ve üretim üssüdür. Türkiye'nin yanı sıra 5 kıtada 50'den fazla ülkenin de ilaç ihtiyacını her koşulda güvenle karşılıyoruz.&#34;Rakamlarla Sanovel ve onkoloji hamlesiSon 5 yıldaki büyüme rakamlarını ve 2035 vizyonunu detaylandıran Yalın şu verileri paylaştı: &#34;IQVIA'ya göre değer bazında 10,5 kat, kutu bazında ise 1,5 kat büyüme gösterdik. Diyabet alanında jenerik firmalar arasında lider konumdayız. Kardiyoloji alanında jenerik firmalar arasında 2. sırada, merkezi sinir sistemi alanında ise total pazarda ikinci sıradayız. MS pazarında ise jenerik firmalar arasında 2. sırada, total pazarda ise 3. sırada yer alıyoruz.Yurt içi pazarda yükselişimizi sürdürürken uluslararası pazarlarda ihracatımızı yaklaşık 4 kat büyüttük. Üretim miktarımızı 60 milyon kutudan 91,5 milyon kutuya taşıdık. Son 5 yılda fabrikamıza yaptığımız 26 milyon ABD doları yatırımla yeni ekipmanlar temin ettik. 2035 vizyonumuz doğrultusunda verimlilik ve sürdürülebilirlik odaklı bir gelecek planıyla ilerliyoruz. Oluşturduğumuz proje takımlarından biri onkoloji odağında faaliyet gösteriyor. Çoğunluğu ithal olan onkoloji ürünlerini ülkemizde üreterek bu ürünlerin erişilebilirliğini artırmayı, sürdürülebilir sağlığa katkı sunmayı ve ülkemizin döviz kaynaklarının korunmasına destek olmayı önemsiyoruz. 2035 vizyonumuz kapsamında etki alanımızı 2 katına çıkarmayı, orta vadede Türk ilaç pazarında ilk 10 firma arasında yer almayı ve yurt dışında Sanovel markasını küresel bir dev haline getirmeyi hedefliyoruz.&#34;&#34;50 ülkede varız, 200&#39;den fazla ruhsat onayı bekliyoruz&#34;Küresel pazarlardaki varlıkları ve uluslararası denetim başarıları hakkında konuşan Yalın şunları aktardı: &#34;2005 yılında başladığımız ihracat yolculuğunu bugün çok ileri bir boyuta taşıdık. Şu anda 400'ün üzerinde ruhsat ile Kanada'dan ABD ve Avrupa'ya kadar 50 ülkedeki ihracat faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Türkiye'nin cari açığının azaltılmasına ve net döviz girdisi sağlanmasına stratejik bir destek sunuyoruz. Fabrikamızdaki süreçlerin uluslararası standartlara uygunluğunu Avrupa'da EMA ve EU GMP, ABD'de ise US FDA onaylarımızla tescillemiş olmaktan gurur duyıyoruz. Şu an bulunduğumuz ve yeni giriş yapmayı planladığımız pazarlarda 200'den fazla ruhsat onayı bekliyoruz. Gelecek hedeflerimiz doğrultusunda AB, ABD, Kanada, MENA, Sahra Altı Afrika, Güneydoğu Asya, LATAM ve CIS bölgelerinde varlığımızı genişletmeye odaklanıyoruz.&#34;Ar-Ge kadrosu ve teknolojik altyapıya ilişkin açıklamalarda bulunan CEO Hülya Yalın şöyle devam etti: &#34;80 bilim insanıyla Ar-Ge çalışmalarını yürüten Sanovel olarak, sektörde Ar-Ge'ye en fazla kaynak ayıran lider şirketlerden biriyiz. Alman mühendislik şirketi PharmaPlan tarafından tasarlanan tesisimizdeki Ar-Ge Merkezimizde; konvansiyonel ilaçların ötesine geçerek kombinasyon ürünler, yeni üretim teknolojileriyle farklı dozaj şekilleri içeren ürünler ve ODT (ağızda dağılan tablet) projeleri geliştiriyoruz. Bu projeleri Türkiye, ABD, Kanada ve Avrupa pazarları için &#39;ilk eşdeğer&#39; olma hedefiyle kurguluyoruz. Çalışmalarımızda cGMP ve cGLP kurallarını en üst seviyede uygularken, Kalite Tasarımı (QbD) yaklaşımıyla regüle pazarların kapısını açıyoruz. Fikri mülkiyet ve patent alanında ilaç sektöründe elde ettiğimiz şampiyonluğu bu yoğun emeğin sonucu olarak görüyoruz. Türkiye'deki tüm sektörler bazında yapılan patent başvuru sayısı sıralamalarında ilk 3 şirket arasında yer alıyoruz.&#34;Sürdürülebilirlik, Sosyal Sorumluluk ve &#34;En İyi İşveren&#34; ÖdülüÇevresel hedefler, sosyal projeler ve insan kaynakları başarılarına değinen Yalın tüm faaliyetlerinde Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları'nı rehber aldıklarını ifade ederek, "Çevresel performansımızı düzenli takip ederek 2025 yılında karbon ayak izimizde yüzde 14,3, su ayak izimizde ise yüzde 13,9 oranında net azaltım sağladık. Cumhuriyetimizin 102. yılında 102 kız öğrencimize profesyonel koçluk desteği sağladık. Fırsat Eşitliği Modeli Sertifikası'nı almaya hak kazanarak toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımımızı tescilledik. Ayrıca Forbes Türkiye ve Statista iş birliğiyle gerçekleştirilen &#39;Türkiye'nin En İyi İşverenleri 2026&#39; listesinde yer almaktan memnuniyet duyuyoruz. 10 binden fazla çalışanın anonim geri bildirimleri doğrultusunda oluşturulan bu listede yer almak, çalışan deneyimine verdiğimiz önemin bir göstergesidir" diye konuştu."Türkiye'yi global arenada en iyi şekilde temsil etmeye devam ediyoruz"Şirketin devredildiği veya değerinin altında satıldığı yönündeki iddialara açıklık getiren Yalın, şu ifadeleri kullandı: &#34;Öncelikle çok net ifade etmek isterim ki, Sanovel ile ilgili ortaya atılan iddialar gerçeği yansıtmamaktadır. Sanovel, bir Türk şirketi olarak 43 yıldır olduğu gibi bugün de ülkesi için yatırım yapmaya, istihdam yaratmaya, Türkiye'yi global arenada en iyi şekilde temsil etmeye devam etmektedir. Her şirkette olduğu gibi Sanovel'in idari süreçleriyle ilgili oluşan değişimler, şirketimizin güçlü geleceğini desteklemek, operasyonel mükemmeliyet ve organizasyonel çevikliği güçlendirmek adına atılan doğal dönüşüm adımlarıdır. Dönem dönem gündeme getirilen geçmiş hissedarlarımızla ilgili süreçler ise Sanovel'in tüzel kişiliğini ve bugünkü operasyonel faaliyetlerini ilgilendiren bir konu değildir. Uluslararası yatırımcılardan gösterilen ilgi, hem ülkemizin makroekonomik istikrarına hem de Sanovel&#39;in küresel potansiyeline duyulan sarsılmaz güvenin bir yansımasıdır.&#34;&#34;Uluslararası Yatırım Türkiye&#39;nin Üretim Gücünün Tescilidir&#34;Uluslararası ortaklığın sağladığı katkıya değinen Hülya Yalın şunları ekledi: &#34;Uluslararası yatırımcıların hissedarlar arasında yer alması, Türk ilaç sektörünün ve Türkiye'nin üretim gücünün uluslararası arenada ne kadar büyük bir itici güç olduğunun tescilidir. 2020 yılı ve sonrasında gerçekleşen bu stratejik yatırım; şirketimizin üretim gücünü, Ar-Ge kabiliyetini, istihdamını, ihracat potansiyelini ve yerli üretime olan katkısını çok daha yukarılara taşıyacak hayati bir adım olmuştur. Sanovel, 2020 yılı itibarıyla kurumsallaşma yolculuğunu stratejik yatırımlarla halihazırda güçlendirmeye başlamış; büyüme, globalleşme, sürdürülebilirlik hedeflerinde önemli atılımlar gerçekleştirmişti. Uluslararası yatırımcıların sağladığı bu yeni katkı ve güven ortamı, küresel pazarlardaki rekabet gücümüzü çok daha fazla geliştirecek ve perçinleyecektir. Sanovel bu ülkenin milli bir değeridir ve geleceğini kararlılıkla Türkiye'de inşa etmektedir.&#34;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Mon, 10 Aug 2026 10:28:19 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sağlıkta güvenin anahtarı stratejik iletişim]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/saglikta-guvenin-anahtari-stratejik-iletisim-6661/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/saglikta-guvenin-anahtari-stratejik-iletisim-6661/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_3F8A04-2328A7-675028-D4F59C-B190E7-BC5BCD.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Sağlık sektöründe yaşanan dijital dönüşüm, hasta beklentilerindeki değişim ve bilgi kirliliğinin artması, sağlık kurumlarının iletişim anlayışını yeniden şekillendiriyor. Stratejik İletişim Danışmanı ve Yazar Mehmet Utku Şentürk, günümüzde başarılı sağlık kurumlarının&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_3F8A04-2328A7-675028-D4F59C-B190E7-BC5BCD.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Sağlık sektöründe yaşanan dijital dönüşüm, hasta beklentilerindeki değişim ve bilgi kirliliğinin artması, sağlık kurumlarının iletişim anlayışını yeniden şekillendiriyor. Stratejik İletişim Danışmanı ve Yazar Mehmet Utku Şentürk, günümüzde başarılı sağlık kurumlarının sadece tıbbi başarılarıyla değil, kurdukları güven ilişkisiyle de öne çıktığını belirtti.Şentürk, sağlık sektöründe iletişim artık yalnızca tanıtım faaliyetlerinden ibaret olmadığının altını çizerek sözlerini şöyle sürdürdü: "Kurumun itibarı, kriz yönetimi, dijital görünürlüğü ve toplumla kurduğu bağın temel unsurlarından birisidir. Sağlık sektöründe iletişim, bir reklam çalışması değil, güven yönetimidir. İnsanlar hastaneyi ya da hekimi seçerken yalnızca teknolojiye veya fiziksel imkânlara bakmıyor. Kendilerini anlayan, doğru bilgilendiren ve güven veren kurumları tercih ediyor.&#34;&#34;Bilgi Kirliliğiyle Mücadelede Kurumsal İletişim Hayati Öneme Sahip&#34;Özellikle sosyal medyada hızla yayılan yanlış sağlık bilgilerinin ciddi riskler oluşturduğunu ifade eden M. Utku Şentürk, sağlık kurumlarının bilimsel doğruları toplumla düzenli olarak paylaşmasının artık bir tercih değil, kurumsal sorumluluk olduğunu söyleyerek şunları aktardı: &#34;Yanlış bilgiye karşı en güçlü silah düzenli, şeffaf ve bilimsel iletişimdir. Sessiz kalan kurumlar, bilgi boşluğunu yanlış kaynaklara bırakır.&#34;&#34;İtibar Bir Günde Oluşmaz&#34;Sağlık kurumlarının yalnızca kriz anlarında değil, her gün iletişim yatırımı yapması gerektiğini vurgulayan Şentürk, kurumsal itibarın sürdürülebilir iletişimle inşa edildiğini belirterek şunları da ekledi: &#34;Hasta deneyiminden sosyal medya yönetimine, doktorların görünürlüğünden basın ilişkilerine kadar her temas noktası kurumun marka değerini doğrudan etkiliyor. İletişim, sağlık hizmetinin ayrılmaz bir parçası hâline geldi.&#34;Sağlık Kurumları İçin Yeni DönemMehmet Utku Şentürk&#39;e göre başarılı sağlık iletişiminin temelinde şu başlıklar yer alıyor:•	Bilimsel ve güvenilir içerik üretimi•	Hekimlerin kişisel marka yönetimi•	Dijital medya ve sosyal medya stratejileri•	Kriz iletişimi planlarının oluşturulması•	Hasta deneyimini merkeze alan iletişim dili•	Medya ilişkilerinin profesyonel şekilde yönetilmesi•	Toplumsal farkındalık projeleriyle kurumsal güvenin güçlendirilmesi&#34;Sağlıkta Başarı İletişimle Kalıcı Hale Gelir&#34;Sağlık kuruluşlarının yalnızca tedavi süreçlerinde değil, toplumla kurdukları iletişimde de örnek olması gerektiğini söyleyen Şentürk, sözlerini şöyle tamamladı: &#34;En başarılı sağlık yatırımı bile doğru anlatılmadığında hak ettiği değeri göremez. Bugünün rekabet ortamında güçlü sağlık markaları; tıbbi başarılarını, bilimsel yaklaşımını ve topluma kattığı değeri stratejik iletişimle görünür kılan kurumlardır. Çünkü sağlıkta güven, yalnızca yapılan hizmetle değil, o hizmetin doğru iletişimiyle inşa edilir.&#34;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sat, 08 Aug 2026 16:26:38 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kumar bağımlılığında kaybedilen yalnızca para değil]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kumar-bagimliliginda-kaybedilen-yalnizca-para-degil-4044/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kumar-bagimliliginda-kaybedilen-yalnizca-para-degil-4044/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B65FDD-6042CA-35A140-B9E395-827CB1-B21E7F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Ayrıca, son günlerde kamuoyunu meşgul eden ve soruşturma kapsamında ele alınan bir konunun da dolaylı olarak 'kumar bağımlılığına' bağlanması, toplumsal bilgi ve farkındalık ihtiyacını bir kez daha açığa çıkardı. Özellikle kamuoyuna mal olmuş bir ismin uzun yıllara dayanan&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B65FDD-6042CA-35A140-B9E395-827CB1-B21E7F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Ayrıca, son günlerde kamuoyunu meşgul eden ve soruşturma kapsamında ele alınan bir konunun da dolaylı olarak 'kumar bağımlılığına' bağlanması, toplumsal bilgi ve farkındalık ihtiyacını bir kez daha açığa çıkardı. Özellikle kamuoyuna mal olmuş bir ismin uzun yıllara dayanan 'bağımlılık' öyküsü ve iyilik adı ile yapılanlar karşısında sergilenen damgalayıcı yaklaşım, benzer sorunları yaşayan bireylerin yaşadıklarını gizlemesine ve profesyonel yardım almaktan çekinmesine yol açıyor.Konuyla ilgili değerlendirme yapan Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Klinik Psikoloğu Elif Sena Özata: "Kumar bağımlılığında tedavinin önündeki önemli engellerden biri bağımlılığın kişinin kimliğiyle özdeşleştirilmesi ve kişiler ile ailelerinin damgalanacağı düşüncesiyle yaşanan sorunları gizlemesi, yardım aramayı ertelemesidir. Bağımlılığın değişmez bir kişilik özelliği ya da "iflah olmazlık" olarak ele alınması, kişide iyileşmeye dair umudunu azaltabilir, suçluluk ve utanç duygularını arttırarak sorunun daha uzun süre saklanmasına neden olabilir. Bu nedenle hem tedavi sürecinde hem de toplumsal dilde bireyi "kumarbaz" gibi bağımlılığı ile tanımlayan ifadelerden kaçınmak ve insanı merkeze alan ifadeler kullanmak önemlidir." diyor.Dünya Sağlık Örgütü, kumar bağımlılığının yol açtığı zararların finansal kayıplarla sınırlı olmadığını, ilişki sorunları, aile içi çatışmalar, damgalanma ve yakınların yaşamında ortaya çıkan ekonomik ve psikolojik güçlükleri de kapsadığını belirtiyor. Bu nedenle kumar bağımlılığını yalnızca "ne kadar kaybetti?" sorusuyla değerlendirmek, sorunun önemli bir kısmını görünmez kılıyor.Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Tıbbi Direktörü Prof. Dr. Kültegin Ögel, kumar bağımlılığı konusunu 'İnsanlar kaybedeceklerini bildikleri halde neden oynuyorlar?' sorusu çerçevesinde ele alıyor.&nbsp; Prof. Dr. Ögel; "Kumar ve bahis bağımlılığında beyin ve öncelikleri değişir. Beyin yanlış olsa da her şeyden önce kumar ve bahise önem vermeye başlar.&nbsp; Bunun en önemli nedeni, beynin dopamin beklentisidir. Yani konu aslında kazanmak değil, kazanma ihtimalidir. Dopamin beklentisi, diğer tüm önceliklerin önüne geçer. Beyin artık hesaplayamaz, plan yapamaz, muhakeme edemez. Bu durum beynin yapısal değişikliğinden kaynaklanır. Bilimsel olarak söyleyecek olursak; beynin striatum beklentisinde dopamin beklentisi artar, bunun sonucu prefrontal korteks'de öncelikleri belirleme bozulur. Bu değişiklikler; kumar bağımlılarının yüzde 90'unda görülür. Bunu ölçen psikolojik testlerde, kumar bağımlılarında kumar bağımlısı olmayanlara oranla yüzde 40 daha fazla bozulma saptanıyor. Beynin aktivasyonunda ise yüzde 30 düşüş gözleniyor." dedi.Konuyla konuşan Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Klinik Psikoloğu Elif Sena Özata ise kumar bağımlılığını çok boyutlu bir bozukluk olarak tanımlıyor: "Kumar oynama sürecinde artan maddi ve manevi kayıplar, kişiyi tek başına bir kördüğümü çözme mücadelesi içinde hissettirir. Dışarıya karşı "her şey yolunda" maskesi için harcanan yoğun bir zihinsel çaba görülür. Bu durum, zamanla bireylerde duygusal tükenmişlik ve yorgunluğa yol açar. Beraberinde, uyku sorunları, kaygı bozuklukları, depresyon, duygu dalgalanmaları ve kimi zaman intihar düşünceleri görülebilir."&nbsp;"BAĞIMLILIK BİR AİLE HASTALIĞIDIR"Klinik Psikoloğu Elif Sena Özata, bağımlılığın bir aile hastalığı olduğuna dikkat çekiyor. Klinik Psikolog Özata, "Kumarın sonuçları çoğu zaman kişinin çevresinde görünmeyen dalgalarla yayılır. Eşler, çocuklar, ebeveynler ve diğer yakınlar da finansal belirsizliğin, bozulan güvenin ve tekrar eden krizlerin içinde yaşamaya başlayabilir. Kumar davranışı bir kişiye ait olsa da ortaya çıkan sonuçlar aile bütçesini, ev içindeki duygusal güvenliği, ilişkilerdeki rolleri ve geleceğe ilişkin ortak planları etkileyebilir. Bu nedenle, bağımlılık bir aile hastalığıdır ve tedavi sürecine yalnızca oynayan değil, etkilenen yakınların da katılması önemlidir. Öncelikle kişiyi bağımlılığın sonuçlarından her defasında korumaya çalışmak, iyi niyetle yapılsa bile farkında olmadan döngünün sürmesine katkı sağlayabilir. Bu nedenle sınırların açıkça belirlenmesi ve profesyonel yardım alınması önemlidir." diyor."BAĞIMLILIKTA İYİLEŞME KUMARIN BIRAKILMASI İLE SINIRLI DEĞİL"Kumar bağımlılığında iyileşmenin sadece kumarın bırakılmasıyla sınırlı olmadığının altını çizen Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Klinik Psikolog Elif Sena Özata; "Tedavi, kumar oynama davranışını sürdüren düşünce, duygu ve koşulların anlaşılmasını, riskli durumlarla baş etme becerilerinin geliştirilmesini ve yaşamın yeniden yapılandırılmasını hedefler. Tedavinin başında, kişi ve ailesine bağımlılık hakkında bilgilendirme sağlanmalı ve yaklaşım biçimlerinin etkisi vurgulanmadır. Süreçte yaşanan zorlanmalar ya da yeniden oynama durumları da kişinin değişmeyeceğinin kanıtı olarak değil, tedavi planın yeniden değerlendirilmesi gerektiren durumlar olarak ele alınmalıdır. Yeniden oynama sonrasında kişiyi suçlamak veya tedavinin başarısız olduğunu düşünmek yerine, bu duruma hangi tetikleyicilerin ve koşulların yol açtığını inceleyerek koruyucu plan güçlendirilmelidir. Bu yaklaşım, kişilerin sorunlarını daha erken paylaşabilmesini ve profesyonel desteğe daha güvenli biçimde ulaşabilmesini kolaylaştırabilir.Bağımlılık sürecinde kişinin iradesini kullanamadığını dile getiren Prof. Dr. Kültegin Ögel de tedavi hakkında: "Bağımlı olduktan sonra verilen sözlere güven olmaz. Kişi iradesini kullanamaz. Kararlarının arkasında duramaz. Çünkü artık her şey bozulan beynin kontrolü altındadır. Bu nedenle, zorunlu kısıtlamalar iyileşme için şarttır. İlaçlar bu bozulmayı zararsız hale getirmek için yararlıdır. Psikoterapi ise, kişinin bu hatalı düşüncelerini görmesine ve bunlarla başa çıkma yollarını öğrenmesine yardımcı olur." dedi.&nbsp;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 06 Aug 2026 09:44:07 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ağustos sıcaklarında sağlıklı kalmak için 10 önemli öneri]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/agustos-sicaklarinda-saglikli-kalmak-icin-10-onemli-oneri-7232/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/agustos-sicaklarinda-saglikli-kalmak-icin-10-onemli-oneri-7232/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_1AD309-09B8EA-F657DE-BC2EE5-37B520-F15F9B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Özellikle yaşlılar, çocuklar, kronik hastalığı bulunanlar ve açık alanda çalışanlar için tehlike oluşturan bu dönemde alınacak basit ancak etkili önlemler, sağlığı korumada kritik rol oynuyor. Memorial Göztepe Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü'nden Uz. Dr. Yasin Bakcan, yaz&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_1AD309-09B8EA-F657DE-BC2EE5-37B520-F15F9B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Özellikle yaşlılar, çocuklar, kronik hastalığı bulunanlar ve açık alanda çalışanlar için tehlike oluşturan bu dönemde alınacak basit ancak etkili önlemler, sağlığı korumada kritik rol oynuyor. Memorial Göztepe Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü'nden Uz. Dr. Yasin Bakcan, yaz aylarını güvenli ve sağlıklı geçirmek için dikkat edilmesi gereken 10 önemli öneriyi sıraladı.1. Günün en sıcak saatlerinde dışarı çıkmayınYaz aylarında güneş ışınlarının en dik açıyla geldiği 11.00-16.00 saatleri, sıcaklığın en yoğun hissedildiği zaman dilimidir. Mümkünse bu saatlerde dışarı çıkılmamalıdır. Dışarı çıkılması gerekiyorsa gölgede kalınmalı, ağır fiziksel aktivitelerden kaçınılmalı, açık renkli ve bol kıyafetler tercih edilmeli, şapka kullanılmalıdır. Park halindeki araçlarda çocuklar, yaşlılar veya evcil hayvanlar hiçbir koşulda bırakılmamalıdır.2. Susamayı beklemeyin, gün boyu düzenli su tüketinSıcak havalarda sıvı ihtiyacı belirgin şekilde artar. Günlük su tüketimi kişinin yaşı, kilosu ve sağlık durumuna göre değişmekle birlikte, kilogram başına en az 30 ml olmalı; çoğu yetişkin için bu miktar yaklaşık 3 litreye kadar çıkabilmektedir. Su tek seferde değil, gün içine yayılarak tüketilmelidir. Susamayı beklemek ise vücudun sıvı kaybetmeye başladığının önemli bir göstergesidir.3. Sıcak çarpmasının belirtilerini ve sonuçlarını bilinSıcak çarpması, yaz aylarının en ciddi sağlık sorunlarından biridir. Şiddetli baş ağrısı, baş dönmesi, bilinç bulanıklığı, davranış değişiklikleri, aşırı halsizlik, ağız kuruluğu, terlemenin azalması ve vücut sıcaklığının 40 derecenin üzerine çıkması en önemli belirtiler arasındadır. İlk soğutma uygulamalarına rağmen belirtiler düzelmiyor ya da bilinç değişikliği gelişiyorsa vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Aşırı sıcağa maruz kalınması sonucunda ısı krampları, ısı yorgunluğu, ısı senkopu, rabdomiyoliz ve ısıya bağlı döküntüler gibi hastalıkların yanı sıra; kalp, dolaşım, solunum, böbrek ve sinir sistemini etkileyen sağlık sorunları, psikiyatrik etkiler ve uyku bozuklukları da görülebilir. Duruma erken müdahale edilmediğinde çoklu organ yetmezliği gibi hayati risk oluşturan ciddi tabloların gelişebileceği unutulmamalıdır.4. Yaz aylarında beslenmenizi hafifletinAğır, yağlı ve kızartılmış yiyecekler yerine sindirimi kolay besinler tercih edilmelidir. Kahvaltıda az yağlı peynirler, taze sebzeler ve zeytin; ana öğünlerde ise ızgara veya haşlama yöntemleriyle hazırlanmış yemekler tüketilmelidir. Sebze ve meyveler vitamin ve mineral ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olurken, şerbetli tatlılar yerine sütlü veya meyveli tatlılar tercih edilmelidir. Uzun süre aç kalınmasına neden olan şok diyetlerden de kaçınılmalıdır.5. İçecek seçiminizi dikkatli yapınÇay, kahve ve gazlı içecekler günlük su ihtiyacını karşılamaz. Aşırı tüketildiklerinde sıvı dengesini olumsuz etkileyebilir. Yaz aylarında suyun yanı sıra ayran, süt, sade maden suyu ve şekersiz komposto gibi içecekler daha doğru seçeneklerdir. Gün boyu yeterli miktarda sıvı alınmasına dikkat edilmeli; özellikle idrar söktürücü etkisi bulunan alkol ve kafeinli içeceklerin tüketimi sınırlandırılmalıdır.6. Kronik hastalığınız varsa sıcaklara karşı daha dikkatli olunHipertansiyon, diyabet, kalp ve böbrek hastaları sıcak havalardan daha fazla etkilenebilir. Bu nedenle serin ortamlarda bulunmaları, düzenli sıvı tüketmeleri ve güneşin en yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkmamaları önem taşır. İlaç dozlarında veya kullanım saatlerinde değişiklik yapılması gerekiyorsa mutlaka hekim görüşü alınmalıdır.7. Klimayı doğru kullanınKlimalar doğru kullanıldığında sıcak havaların olumsuz etkilerini azaltır. Ancak filtrelerinin düzenli olarak temizlenmesi ve ortam sıcaklığının dış ortamla aşırı fark oluşturmayacak şekilde, yaklaşık 23 derecede tutulması gerekir. Ani sıcaklık değişimleri çeşitli sağlık sorunlarına neden olabilir.8. Halsizlik ve baş ağrısını hafife almayınYaz aylarında görülen halsizlik, baş ağrısı ve tansiyon düşüklüğü çoğu zaman sıvı ve elektrolit kaybından kaynaklanır. Ancak yeterli sıvı alımına rağmen bu şikâyetler devam ediyor ya da göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, bilinç bulanıklığı, bulantı ve kusma gibi belirtiler eşlik ediyorsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.9. Sıcak çarpmasında ilk müdahaleyi öğreninSıcak çarpması yaşayan kişi derhal serin bir ortama alınmalı, üzerindeki fazla kıyafetler çıkarılmalı ve üzerine ılık su uygulanarak buharlaşma yoluyla soğutulmalıdır. Bilinci açıksa su verilebilir. Ancak bilinci kapalı kişilere ağızdan sıvı verilmemeli; kolonya dökmek veya buz gibi suyla ani soğutma uygulamak gibi yanlış yöntemlerden kaçınılmalıdır. Eş zamanlı olarak acil sağlık desteği istenmelidir.10. Çocukları sıcak havalarda daha yakından takip edinÇocuklar, sıvı kaybından yetişkinlere göre daha hızlı etkilenebilir. Bu nedenle günün en sıcak saatlerinde dışarıda kalmamaları, sık sık su içmeleri, ince ve açık renkli kıyafetler giymeleri ve şapka kullanmaları sağlanmalıdır. Ayrıca oyun sırasında düzenli dinlenme molaları vermeleri teşvik edilmelidir. Şekerli ve gazlı içecekler yerine su tüketmeleri konusunda desteklenmeleri büyük önem taşır.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 04 Aug 2026 12:31:54 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İlaç sektörüne ilişkin incelemesini tamamladı]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ilac-sektorune-iliskin-incelemesini-tamamladi-3342/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ilac-sektorune-iliskin-incelemesini-tamamladi-3342/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_A0A092-3E186C-243E6B-65A72C-124121-84B9D0.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Küle, rekabet hukukunun etkin uygulanabilmesi için güçlü bir uygulama pratiği yanında güçlü bir rekabet kültürünün ve etkin uluslararası işbirliklerinin önem taşıdığını söyledi.Bu anlayış doğrultusunda Türk Devletleri Teşkilatı ve Balkan Rekabet Otoriteleri bünyesindeki&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_A0A092-3E186C-243E6B-65A72C-124121-84B9D0.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Küle, rekabet hukukunun etkin uygulanabilmesi için güçlü bir uygulama pratiği yanında güçlü bir rekabet kültürünün ve etkin uluslararası işbirliklerinin önem taşıdığını söyledi.Bu anlayış doğrultusunda Türk Devletleri Teşkilatı ve Balkan Rekabet Otoriteleri bünyesindeki çalışmalarla bilgi ve deneyim paylaşımını güçlendirmeyi sürdürdüklerini anlatan Küle, haziran ayında gerçekleştirilen Türk Devletleri Rekabet Otoriteleri Toplantısı&#39;nda tarım ve gıda sektörüne ilişkin ortak çalışmaların değerlendirildiğini ve Fintek ile ödeme sistemlerinin, bir sonraki dönem için ortak çalışma alanı olarak belirlendiğini ifade etti.Küle, uluslararası çalışmalar yanında rekabet hukukunun geleceğine ilişkin politika tartışmalarına katkı sunmaya önem verdiklerini belirterek, bu kapsamda haziranda düzenledikleri Dijital Çağda Rekabet Politikaları Çalıştayı&#39;nda akademi, kamu kurumları, özel sektör ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirdiklerini kaydetti.Dijitalleşme ve yapay zekanın rekabet hukukunda ortaya çıkardığı yeni sorunları farklı paydaşlarla değerlendirmenin, geleceğin rekabet politikalarına ilişkin ortak bir perspektif geliştirmenin ve Türkiye&#39;de politika üretim kapasitesini güçlendirmenin, çalıştayın temel amaçları arasında yer aldığını dile getiren Küle, çalıştayın, hazırlık sürecindeki Dijital Çağda Rekabet Politikaları Raporu&#39;na önemli katkılar sağladığını aktardı.Küle, uygulama süreçlerini teknolojik imkanlarla desteklemeye yönelik çalışmalara hız kesmeden devam ettiklerine işaret ederek, &#34;Yapay zeka ve veri analitiği alanındaki gelişmeleri yakından takip ederek, farklı kurumlardan elde edilen veriler üzerinden sektörel öncü göstergeleri analiz eden ve olası rekabet risklerini önceden tespit etmeye yönelik projeler yürütüyoruz. Ayrıca algoritmik anlaşmalar ve yapay zeka destekli rekabet ihlallerine ilişkin uluslararası gelişmeleri yakından izliyor, bu alandaki kurumsal kapasitemizi güçlendirmek amacıyla meslek personelimize kapsamlı eğitimler veriyoruz.&#34; diye konuştu.- İlaç sektörünün paydaşları eylülde çalıştayda bir araya gelecekTeknolojik dönüşüm çalışmalarının yanı sıra sektör incelemelerini de rekabet politikalarının geliştirilmesine katkı sağlayan önemli araçlar olarak gördüklerini belirten Küle, şöyle devam etti:&#34;Bu kapsamda ilaç sektörüne ilişkin sektör incelememizi tamamladık. Ön raporumuzu önümüzdeki günlerde kamuoyuyla paylaşacağız. Sağlık gibi stratejik öneme sahip bir alanda rekabetin daha etkin işlemesine katkı sağlayacak politika önerilerimizi, hastalar, kamu idaresi ve sektör paydaşlarının değerlendirmesine sunacağız. Ayrıca eylülde düzenleyeceğimiz çalıştayda sektör temsilcileri, akademisyenler ve ilgili kamu kurumlarıyla bir araya gelerek bulgularımızı ve çözüm önerilerimizi kapsamlı şekilde değerlendireceğiz. Kurum olarak bilgi üreten, politika geliştiren ve uluslararası işbirlikleriyle kurumsal kapasitesini sürekli güçlendiren bir anlayışla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Önümüzdeki dönemde rekabet kültürünün yaygınlaşmasına katkı sağlayan, uluslararası gelişmeleri yakından takip eden ve rekabet politikalarının gelişimine yön veren bir kurum olmayı sürdüreceğiz.&#34;- Rekabet sorunlarıyla mücadele için çözüm önerileri getirilmesi hedefleniyorÖte yandan, raporda, ilaç sektörünün yapısı, rekabet ihlalleri, ruhsatlandırma, fiyatlandırma ve dağıtım gibi hususlar inceleniyor.Referans ve eşdeğer ilaçlar arası rekabet, ilaçların dağıtımı aşamasında yaşanan aksaklıklar ile ilaç sektöründeki bilgi paylaşımının rekabet açısından değerlendirileceği raporda, rekabet üzerinde etki doğuran unsurların tespit edilerek çözüm önerilerinde bulunulması öngörülüyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sun, 02 Aug 2026 11:51:19 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yaz aylarında çocuklarda ishal enfeksiyonlarına dikkat]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yaz-aylarinda-cocuklarda-ishal-enfeksiyonlarina-dikkat-4938/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yaz-aylarinda-cocuklarda-ishal-enfeksiyonlarina-dikkat-4938/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_30BDDC-D72209-5D0884-69A17D-941E87-3223C7.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Özellikle küçük yaş grubundaki çocuklarda görülen ishal, çoğu zaman hafif seyretse de bazı durumlarda ciddi sıvı kaybına yol açarak hastanede tedavi gerektirebiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü'nden Prof. Dr. Nisa Eda Çullas İlarslan, yaz&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_30BDDC-D72209-5D0884-69A17D-941E87-3223C7.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Özellikle küçük yaş grubundaki çocuklarda görülen ishal, çoğu zaman hafif seyretse de bazı durumlarda ciddi sıvı kaybına yol açarak hastanede tedavi gerektirebiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü'nden Prof. Dr. Nisa Eda Çullas İlarslan, yaz aylarında alınacak basit hijyen önlemleriyle ishal vakalarının önemli ölçüde önlenebileceği konusunda bilgi verdi.&nbsp;Park gibi ortak kullanım alanlarında bulaş riski yüksek&nbsp;Yaz aylarında görülen ishallerin büyük bölümü bakteri, virüs ve parazitlerin neden olduğu enfeksiyonlardan kaynaklanmaktadır. Sıcak havalarda bu mikroorganizmaların daha kolay çoğalması, uygun koşullarda saklanmayan gıdaların tüketilmesi, iyi yıkanmamış meyve ve sebzeler ile temiz olmayan su kaynakları enfeksiyon riskini artırmaktadır. Çocukların park, piknik, havuz ve deniz gibi ortak kullanım alanlarında daha fazla zaman geçirmesi de bulaş ihtimalini yükseltmektedir. Özellikle küçük çocukların ellerini ve oyuncaklarını ağızlarına götürme alışkanlığı, mikropların kolayca yayılmasına neden olabilmektedir.Kış aylarında ishaller daha çok virüslere bağlı görülürken, yaz mevsiminde bakteriyel ve paraziter enfeksiyonlar daha sık karşımıza çıkmaktadır. Rotavirüs, norovirüs ve adenovirüs en sık görülen viral etkenler arasında yer alırken; Salmonella, Campylobacter, Shigella ve bazı Escherichia coli (E.coli) türleri bakteriyel ishallerin önemli nedenlerini oluşturmaktadır. Giardia ve Entamoeba histolytica ise yaz aylarında görülen paraziter bağırsak enfeksiyonlarının başlıca etkenleri arasında bulunmaktadır.Bu 12 önemli belirtiyi hafife almayın!Çocukluk çağı ishallerinin büyük bölümü birkaç gün içinde uygun sıvı desteği ve beslenmeyle düzelmektedir. Ancak bazı belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden bir çocuk hekimine başvurulması gerekir:&nbsp;1.	Ağız kuruluğu2.	Ağlarken gözyaşı olmaması3.	Gözlerde çöküklük4.	İdrar miktarında azalma5.	Aşırı uyku hali&nbsp;6.	Tekrarlayan kusmalar7.	Yüksek ateş&nbsp;8.	Şiddetli karın ağrısı ve karında şişlik&nbsp;9.	Dışkıda kan görülmesi10.	Ağızdan sıvı alımının reddedilmesi&nbsp;11.	Altı aydan küçük bebeklerde görülen ishal12.	Kronik hastalığı bulunan çocuklarda gelişen ishal&nbsp;Ve yedi günden uzun süren şikâyetler mutlaka hekim değerlendirmesi gerektirmektedir. Çocuklarda ishalin en önemli riski ise enfeksiyonun kendisinden çok gelişebilecek sıvı kaybı olmasıdır.&nbsp;Her ishalde antibiyotik kullanılmamalıÇocuklarda görülen ishallerin büyük çoğunluğu viral enfeksiyonlara bağlı geliştiği için antibiyotik tedavisi gerektirmemektedir. Antibiyotiklerin gereksiz kullanımı, bağırsak florasının bozulmasına, antibiyotik direncinin gelişmesine ve ishal süresinin uzamasına neden olabilir. Bu nedenle antibiyotik kullanımına yalnızca hekim karar vermelidir.İshal tedavisinde en önemli yaklaşım ise çocuğun kaybettiği sıvı ve minerallerin yerine konulmasıdır. Anne sütü alan bebeklerde emzirme sürdürülmeli ve mümkünse daha sık emzirilmelidir. Daha büyük çocuklarda ise yeterli sıvı alımı sağlanmalı, yaşına uygun normal beslenmeye devam edilmelidir. Kusmanın eşlik ettiği durumlarda ise az miktarda ve sık aralıklarla beslenme tercih edilmelidir. Sıvı ve elektrolit kayıplarının yerine konulmasında oral rehidrasyon solüsyonları (ORS) önemli bir tedavi desteği sağlamaktadır.Beslenme tedavinin önemli bir parçasıİshal sırasında çocukların beslenmesi tamamen kesilmemelidir. Sindirimi kolay besinlerin tercih edilmesi gerekmektedir. Yoğurt, pirinç lapası, makarna, haşlanmış patates, muz, şeftali, az yağlı et ve hafif sebze yemekleri uygun seçenekler arasında yer alır. Buna karşılık aşırı yağlı, baharatlı ve rafine şeker içeren gıdalardan uzak durulması gerekir. Hazır meyve suları ve gazlı içecekler ise sıvı ihtiyacını karşılamak yerine ishali artırabileceği için önerilmemektedir.&nbsp;Havuz hijyenine dikkat!Yaz aylarında ortak kullanılan havuzlar da bağırsak enfeksiyonlarının yayılmasına zemin hazırlayabilir. Dışkıyla kirlenen havuz suyunun yutulması sonucu ishal başta olmak üzere farklı enfeksiyonlar gelişebilir. Bu nedenle çocuklara havuz suyunu yutmamaları öğretilmeli, havuza girmeden önce ve çıktıktan sonra mutlaka duş aldırılmalı, havuzların düzenli dezenfekte edildiğinden emin olunmalıdır. Özellikle bebeklerde havuz suyunun yutulmasını engellemek zor olduğundan ilk yaşlarda ortak havuz kullanımından mümkün olduğunca kaçınılması önerilmektedir.Deniz suyu ise geniş hacmi nedeniyle genellikle daha düşük bulaş riski taşısa da kanalizasyon karışan veya kirli olduğu bilinen bölgelerde denize girilmemesi gerekir. Ayrıca ishal geçiren çocukların hem hastalık süresince hem de iyileştikten sonraki birkaç gün boyunca havuz ve denize girmemesi, diğer çocukların sağlığının korunması açısından büyük önem taşımaktadır.El yıkamak en etkili korunma yöntemiYaz ishallerinden korunmanın en etkili yolu el hijyenidir. Ellerin yemek hazırlamadan önce ve sonra, yemek yemeden önce, tuvalet sonrası, dışarıdan gelindiğinde ve hayvanlarla temas sonrasında en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanması enfeksiyon riskini önemli ölçüde azaltır. Ebeveynlerin bu konuda çocuklarına örnek olması da doğru alışkanlıkların kazanılmasında önemli rol oynamaktadır.Yaz tatillerinde güvenilir içme suyu tüketilmesi, açıkta satılan gıdalardan uzak durulması, çiğ veya az pişmiş et ve süt ürünlerinin tüketilmemesi, meyve ve sebzelerin iyice yıkanması da alınabilecek en önemli önlemler arasında yer almaktadır. Ayrıca ilk 6 ay yalnızca anne sütüyle beslenmenin ve bebeklik döneminde uygulanan rotavirüs aşısının, ağır seyreden ishal enfeksiyonlarına karşı önemli koruma sağladığını vurgulamaktadır.Sonuç olarak, yaz aylarında görülen çocukluk çağı ishallerinin büyük bölümü doğru hijyen uygulamaları, güvenli gıda tüketimi ve yeterli sıvı desteği ile önlenebilir veya hafif atlatılabilir. Ancak özellikle küçük bebeklerde ve kronik hastalığı bulunan çocuklarda gelişen ishal vakalarında sıvı kaybı hızla ilerleyebileceği için uyarıcı belirtiler yakından takip edilmeli ve gerektiğinde vakit kaybetmeden çocuk hekimine başvurulmalıdır. Bu sayede ciddi sağlık sorunlarının önüne geçmek mümkün olacaktır.&nbsp; &nbsp;&nbsp;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 31 Jul 2026 11:37:59 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Binlerce euroluk sağlık cihazların'ın yaptığını tek bir telefonla yapıyor]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/binlerce-euroluk-saglik-cihazlarinin-yaptigini-tek-bir-telefonla-yapiyor-6311/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/binlerce-euroluk-saglik-cihazlarinin-yaptigini-tek-bir-telefonla-yapiyor-6311/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B770A8-3F956D-BB90B5-7F8913-AA568C-69DE4B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Daha önce dental röntgenleri saniyeler içerisinde inceleyerek hekimlere yardımcı olan BioSmile AI'ı geliştiren Çoban, bu kez diş hekimliğinin en maliyetli alanlarından birine yöneldi.Şirketin geliştirdiği BioLidar&trade; teknolojisi, özel bir LiDAR sensörü veya harici tarama cihazı&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B770A8-3F956D-BB90B5-7F8913-AA568C-69DE4B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Daha önce dental röntgenleri saniyeler içerisinde inceleyerek hekimlere yardımcı olan BioSmile AI'ı geliştiren Çoban, bu kez diş hekimliğinin en maliyetli alanlarından birine yöneldi.Şirketin geliştirdiği BioLidar&trade; teknolojisi, özel bir LiDAR sensörü veya harici tarama cihazı olmadan, telefon kamerasıyla yüz ve ağız taraması alınmasını sağlıyor. Farklı açılardan kaydedilen görüntüler yapay zekâ tarafından işlenerek üç boyutlu bir modele dönüştürülüyor.Diş kliniklerinde kullanılan profesyonel ağız içi tarayıcıların fiyatları binlerce euroyu aşabiliyor. BioSmile AI'ın hedefi ise bu işlemlerin bir bölümünü telefon üzerinden yapılabilir hâle getirerek dijital diş hekimliğine erişimi kolaylaştırmak. Çoban, geliştirdikleri sistemin yalnızca pahalı cihazlara alternatif olmasını değil, hastaların telefonları üzerinden uzaktan ön değerlendirme yapılabilmesini de hedeflediklerini belirtiyor.BioSmile AI'ın üzerinde çalıştığı teknolojiyle bir hasta yüzünü veya ağız bölgesini telefonuyla tarayabilecek, oluşturulan üç boyutlu model ise hekim tarafından uzaktan incelenebilecek.Henüz 21 yaşında olan Çoban'ın hedefi yalnızca yeni bir mobil uygulama geliştirmek değil. Genç girişimci, röntgen analizi, üç boyutlu tarama ve tedavi planlaması gibi bugün farklı cihazlarla yapılan işlemleri tek bir yapay zekâ sistemi altında toplamaya çalışıyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 31 Jul 2026 10:51:44 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yaz sıcaklarında kanser tedavisini etkileyen 10 altın kural]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yaz-sicaklarinda-kanser-tedavisini-etkileyen-10-altin-kural-5993/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yaz-sicaklarinda-kanser-tedavisini-etkileyen-10-altin-kural-5993/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_C3E137-427EC9-06887B-E7F711-84612D-D330E4.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Başta kanser hastaları olmak üzere herhangi bir hastalıktan dolayı tedavisi devam eden kişilerin yaz aylarında sağlığını korumak için daha fazla dikkat etmesi gerekebiliyor. Çünkü sıcak havaların neden olduğu sıvı kaybı, güneş ışınlarının cilt üzerindeki etkileri ve enfeksiyon&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_C3E137-427EC9-06887B-E7F711-84612D-D330E4.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Başta kanser hastaları olmak üzere herhangi bir hastalıktan dolayı tedavisi devam eden kişilerin yaz aylarında sağlığını korumak için daha fazla dikkat etmesi gerekebiliyor. Çünkü sıcak havaların neden olduğu sıvı kaybı, güneş ışınlarının cilt üzerindeki etkileri ve enfeksiyon riskleri tedavi sürecini doğrudan etkileyebiliyor. Bu nedenle yaşam tarzının mevsim koşullarına göre düzenlenmesi hem tedavi konforunu hem de bireyin yaşam kalitesini olumlu yönde destekleyebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Onkoloji Bölümü'nden Doç. Dr. Nilay Şengül, kanser hastalarının yaz aylarında tedavilerini güvenli ve konforlu şekilde sürdürebilmeleri için dikkat etmeleri gereken noktalar hakkında bilgi verdi.1.	Tedavinize yaz tatili arası vermeyin: Kanser tedavisi yılın her döneminde olduğu gibi yaz aylarında da planlanan şekilde sürdürülmelidir. Kemoterapi, immünoterapi veya hedefe yönelik tedavi alan hastalarda sıcak hava koşullarının oluşturabileceği etkiler farklılık gösterebilir. Ancak doğru önlemler alındığında hastaların hem tedavi süreçlerini aksatmadan sürdürebilmeleri hem de yaz mevsiminin keyfini güvenli bir şekilde çıkarabilmeleri mümkündür. Tedavi planlarının değiştirilmesi ya da ilaçların düzensiz kullanılması yerine, günlük yaşam alışkanlıklarının sıcak hava koşullarına uygun şekilde düzenlenmesi büyük önem taşımaktadır.&nbsp;2.	Sıvı kaybına karşı önlem alın: Yaz aylarında artan terleme nedeniyle vücut daha fazla sıvı kaybedebilir. Kanser tedavisi gören kişilerde yeterli sıvı tüketimi, hem genel sağlık hem de tedavi toleransı açısından kritik öneme sahiptir. Kalp veya böbrek hastalığı bulunmayan bireylerin günlük yaklaşık 2-2,5 litre su tüketmeye özen göstermesi önerilmektedir. Susamayı beklemeden düzenli aralıklarla su içmek, aşırı sıcak saatlerde açık havada uzun süre kalmamak ve sıvı kaybını artırabilecek koşullardan uzak durmak önemlidir.&nbsp;3.	Güneşten korunun: Bazı kemoterapi ilaçları ve hedefe yönelik tedaviler cildin güneş ışınlarına karşı hassasiyetini artırabilmektedir. Bu durum güneş yanıkları, cilt tahrişleri ve lekelenme riskini yükseltebilir. Bu nedenle özellikle güneş ışınlarının en yoğun olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında doğrudan güneş altında bulunulmaması önerilmektedir. Dışarı çıkılması gereken durumlarda en az SPF 30-50 koruma faktörlü güneş kremi kullanılmalı, geniş kenarlı şapka tercih edilmeli ve açık renkli, ince, pamuklu kıyafetler giyilmelidir.&nbsp;4.	Beslenmenizde hafif ve güvenli gıdaları tercih edin: Yüksek sıcaklıklar iştah değişikliklerine neden olabilir. Bu dönemde ağır ve yağlı yiyecekler yerine mevsim sebze ve meyvelerinden zengin, yeterli protein içeren dengeli öğünler tercih edilmelidir. Kanser tedavisi sırasında bağışıklık sistemi bazı hastalarda zayıflayabileceği için gıda güvenliği de büyük önem taşımaktadır. Açıkta satılan, uygun koşullarda muhafaza edilmediği düşünülen veya hijyeninden emin olunmayan yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Güvenilir kaynaklardan temin edilen ve doğru koşullarda hazırlanan besinlerin tüketilmesi enfeksiyon riskinin azaltılmasına yardımcı olabilir.5.	Egzersizlerinizi hava durumuna göre planlayın: Toplumda yaygın olarak düşünülenin aksine, uygun düzeyde fiziksel aktivite kanser tedavisi gören birçok hastada enerji seviyesini destekleyebilir. Özellikle sabah erken saatlerde veya akşam serinliğinde yapılan 20-30 dakikalık yürüyüşler, kas gücünün korunmasına yardımcı olurken ruh halini de olumlu etkileyebilir. Ancak aşırı sıcak havalarda yoğun egzersizlerden kaçınılmalı ve fiziksel aktiviteler kişinin genel sağlık durumu ile tedavi süreci göz önünde bulundurularak planlanmalıdır.&nbsp;6.	Uyku ve dinlenmenizi ihmal etmeyin: Kaliteli uyku, vücudun kendini yenilemesi ve tedavi sürecinin daha rahat geçirilmesi açısından önemli bir role sahiptir. Yaz aylarında artan sıcaklıklar uyku kalitesini olumsuz etkileyebileceğinden, serin ve iyi havalandırılmış bir ortam oluşturulmalıdır. Düzenli uyku saatlerine sadık kalmak ve dinlenmeye yeterli zaman ayırmak, hem fiziksel hem de zihinsel iyilik halini destekleyebilir.7.	Enfeksiyon riskine karşı önleminizi alın: Kanser tedavisi gören bazı hastalarda bağışıklık sistemi enfeksiyonlara karşı daha hassas hale gelebilir. Bu nedenle el hijyenine dikkat edilmesi, güvenli gıdaların tüketilmesi ve gerekli durumlarda kalabalık ortamlarda maske kullanılması önem taşımaktadır. Özellikle yaz aylarında artan seyahatler ve toplu etkinlikler sırasında kişisel hijyen kurallarına özen göstermek, enfeksiyonlardan korunmada etkili bir adım olabilir.&nbsp;8.	Tatil planları ve ilaç kullanımını doktorunuzla birlikte yapın: Yaz döneminde yapılacak seyahat veya tatil planları, tedavi programı dikkate alınarak organize edilmelidir. Tedavi tarihleri, kan değerleri ve kullanılacak ilaçların saklama koşulları göz önünde bulundurulmalıdır. Bazı ilaçların yüksek sıcaklıklardan korunması gerektiği için saklama talimatlarının dikkatle incelenmesi önemlidir. Seyahat öncesinde hekimle görüşülmesi, olası aksaklıkların önüne geçilmesine yardımcı olabilir.&nbsp;9.	Sevdiklerinizle zaman geçirin: Kanser tedavisi yalnızca fiziksel değil, duygusal açıdan da destek gerektiren bir süreçtir. Yaz ayları, psikolojik iyilik halini güçlendirmek için önemli fırsatlar sunabilir. Sevilen kişilerle vakit geçirmek, keyif alınan hobilerle ilgilenmek, nefes egzersizleri yapmak veya doğayla temas etmek stresin azaltılmasına katkı sağlayabilir. Olumlu yaşam alışkanlıkları, tedavi sürecinde motivasyonun korunmasına ve yaşam kalitesinin artırılmasına destek olabilir.&nbsp;10.	Tedavi planınızı aksatmayın en küçük bir değişimi hekiminizle paylaşın: Kanser tedavisi gören hastalar için yaz aylarında sağlığı korumanın temelinde; yeterli su tüketimi, güneşten korunma, dengeli beslenme, düzenli hareket, kaliteli uyku ve enfeksiyonlardan korunma yer almaktadır. Tedavi planının aksatılmaması ve olası değişikliklerin mutlaka hekimle paylaşılması büyük önem taşımaktadır. Doğru önlemlerle yaz mevsiminin keyfini çıkarırken tedavi sürecini güvenli ve sağlıklı şekilde sürdürmek mümkündür. Kanserle mücadelede yaşam tarzında yapılacak küçük ama bilinçli değişiklikler, hastaların hem fiziksel hem de psikolojik olarak daha güçlü hissetmelerine katkı sağlayabilir.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 30 Jul 2026 13:19:13 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hepatitler hakkında doğru bilinen 11 yanlış]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/hepatitler-hakkinda-dogru-bilinen-11-yanlis-876/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/hepatitler-hakkinda-dogru-bilinen-11-yanlis-876/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_9AD512-81ADF8-CA9E96-99F735-94EAA3-0445F2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Karaciğer, vücudun metabolik dengesinin korunmasında kritik rol üstlenen en önemli organlardan biri olmasına rağmen, hastalıkları çoğu zaman uzun süre fark edilmeden ilerleyebiliyor. Özellikle viral hepatitler sessiz seyredebildiği için ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Erken&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_9AD512-81ADF8-CA9E96-99F735-94EAA3-0445F2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Karaciğer, vücudun metabolik dengesinin korunmasında kritik rol üstlenen en önemli organlardan biri olmasına rağmen, hastalıkları çoğu zaman uzun süre fark edilmeden ilerleyebiliyor. Özellikle viral hepatitler sessiz seyredebildiği için ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Erken dönemde teşhis edilmediğinde siroz, karaciğer yetmezliği ve karaciğer kanseri gibi yaşamı tehdit eden hastalıklara neden olabilen hepatitler, günümüzde erken tanı ve doğru tedavi yaklaşımları sayesinde büyük ölçüde kontrol altına alınabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü'nden Prof. Dr. Aslı Çiftcibaşı Örmeci, "28 Temmuz Dünya Hepatit Günü" kapsamında toplumda hepatitlerle ilgili yaygın olarak doğru sanılan yanlış bilgiler hakkında önemli açıklamalarda bulundu.&nbsp;Hepatit dünyanın önemli halk sağlığı sorunlarından biri olmayı sürdürüyorDünya genelinde milyonlarca insan viral hepatitlerle yaşamını sürdürürken, hastaların önemli bir bölümü enfeksiyon taşıdığının farkında bile değidir. Çünkü Hepatit B ve Hepatit C gibi bazı türler uzun yıllar boyunca belirgin şikâyet oluşturmadan ilerlemektedir. Bu sessiz süreçte karaciğerde meydana gelen hasar zamanla geri dönüşü zor sonuçlara neden olmaktadır. Hepatitlerle ilgili yanlış bilgiler hem tanının gecikmesine hem de korunma yöntemlerinin ihmal edilmesine yol açmaktadır. Hepatitlerle ilgili doğru bilinen yanlışlar şunlardır;&nbsp;1. Yanlış: "Hepatit sadece sarılık yapan bir hastalıktır"Doğrusu: Her hepatit hastasında sarılık görülmez. Toplumda hepatit denildiğinde ilk akla gelen belirti sarılık olsa da hastalık yalnızca bununla sınırlı değildir. Hepatit, karaciğer dokusunun iltihaplanması anlamına gelir ve özellikle Hepatit B ile Hepatit C enfeksiyonları yıllarca hiçbir belirti vermeden ilerleyebilir. Bu nedenle sarılık olmaması, kişinin hepatit olmadığı anlamına gelmez.2. Yanlış: "Hepatit sadece alkol kullananlarda görülür"Doğrusu: Viral hepatitlerin alkol kullanımıyla doğrudan ilişkisi yoktur. Alkol tüketimi karaciğere zarar verebilse de viral hepatitlerin temel nedeni virüslerdir. Hepatit B ve Hepatit C, enfekte kan ve vücut sıvıları aracılığıyla bulaşabilir. Ancak alkol kullanımı mevcut karaciğer hasarını artırarak hastalığın daha hızlı ilerlemesine neden olabilir.3. Yanlış: "Kendimi iyi hissediyorsam hepatit olamam"Doğrusu: Hepatit yıllarca sessiz kalabilir. Viral hepatitlerin en önemli özelliklerinden biri uzun süre belirti vermemeleridir. Kişi kendisini tamamen sağlıklı hissedebilir ancak karaciğerde hasar ilerlemeye devam edebilir. Özellikle risk grubunda bulunan kişilerin şikâyet beklemeden tarama testlerini yaptırması büyük önem taşır.4. Yanlış: "Hepatit sadece yetişkinleri ilgilendirir"Doğrusu: Hepatit her yaş grubunda görülebilir. Hepatit enfeksiyonları yalnızca yetişkinleri değil, çocukları ve bebekleri de etkileyebilir. Özellikle doğum sonrası uygulanan Hepatit B aşısı, yaşam boyu koruma açısından son derece önemli bir halk sağlığı uygulamasıdır.5. Yanlış: "Hepatit B aşısı oldum, tüm hepatit türlerinden korunabilirim"Doğrusu: Her hepatit türü için koruma farklıdır. Hepatit B aşısı yalnızca Hepatit B virüsüne karşı koruma sağlar. Hepatit A için ayrı bir aşı bulunurken, Hepatit C için günümüzde koruyucu bir aşı henüz geliştirilememiştir. Bu nedenle korunma yöntemleri virüsün türüne göre değişiklik göstermektedir.6. Yanlış: "Hepatit C'nin tedavisi yoktur"Doğrusu: Günümüzde yüksek başarı oranlarıyla tedavi edilebilmektedir. Geçmişte tedavisi zor kabul edilen Hepatit C, son yıllarda geliştirilen modern ilaçlar sayesinde büyük ölçüde tedavi edilebilen bir hastalık haline gelmiştir. Erken tanı alan birçok hasta, kısa süreli tedavilerle virüsten tamamen kurtulabilmektedir.7. Yanlış: "Hepatit tanısı almak mutlaka siroz olunacağı anlamına gelir"Doğrusu: Erken tanı hastalığın seyrini değiştirebilir. Hepatit tanısı konulması her zaman siroz veya karaciğer kanseri gelişeceği anlamına gelmez. Düzenli takip, uygun tedavi ve yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde karaciğer hasarının ilerlemesi önemli ölçüde önlenebilir. Bu nedenle erken tanı, hastalığın geleceğini belirleyen en önemli faktörlerden biridir.8. Yanlış: "Hepatit günlük yaşamda kolayca bulaşır"Doğrusu: Sosyal temas bulaşma nedeni değildir. Tokalaşmak, sarılmak, aynı ortamı paylaşmak, aynı tabaktan yemek yemek veya günlük sosyal ilişkiler viral hepatitlerin bulaşmasına neden olmaz. Bulaşma şekli hepatitin türüne göre değişiklik gösterir ve toplumdaki bu yanlış inanış, hastalara yönelik gereksiz önyargılara yol açabilmektedir.9. Yanlış: "Karaciğer ağrımıyorsa sağlıklıdır"Doğrusu: Karaciğer hastalıkları uzun süre ağrı oluşturmayabilir. Karaciğer, hasar oluşmasına rağmen uzun süre belirti vermeyebilen organlardan biridir. Bu nedenle ağrı olmaması, karaciğerin tamamen sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Düzenli kontroller ve gerekli kan testleri, erken tanıda büyük rol oynar.10. Yanlış: "Hepatit tanısı alanlar normal yaşamlarına devam edemez"Doğrusu: Çoğu hasta yaşamını normal şekilde sürdürebilir. Günümüzde hepatit hastalarının büyük bölümü düzenli hekim takibi ve uygun tedaviyle aktif çalışma hayatlarına, sosyal yaşamlarına ve günlük aktivitelerine devam edebilmektedir. Hastalık yönetiminde en önemli nokta, tedavi sürecine uyum göstermektir.11. Yanlış: "Hepatitten korunmak mümkün değildir"Doğrusu: Korunmada etkili yöntemler bulunmaktadır. Hepatit B aşısı, hastalıktan korunmanın en etkili yollarından biridir. Bunun yanında steril olmayan tıbbi veya kozmetik işlemlerden kaçınmak, güvenli sağlık uygulamalarına dikkat etmek ve risk grubunda yer alan kişilerin düzenli tarama yaptırması korunmada önemli rol oynar.Belirti beklemeden tarama yaptırınKaraciğer hastalıklarının önemli bir bölümü, ancak ileri evrelere ulaştığında belirti vermeye başlamaktadır. Bu nedenle yalnızca şikâyet ortaya çıktığında doktora başvurmak yerine, risk faktörleri bulunan kişilerin düzenli sağlık kontrollerini yaptırması önerilmektedir. Özellikle aile öyküsü bulunanlar, sağlık çalışanları, kan veya kan ürünleriyle temas riski taşıyan kişiler ve risk grubunda yer alan bireylerin tarama programlarını ihmal etmemesi gerekir.Erken tanı karaciğeri hepatitten korurViral hepatitler günümüzde erken tanı, düzenli takip ve modern tedavi yöntemleri sayesinde büyük ölçüde kontrol altına alınabilen hastalıklar arasında yer alır. Karaciğer sağlığını korumanın temelinde ise doğru bilgiye ulaşmak, risk durumuna göre tarama yaptırmak, Hepatit B aşısını ihmal etmemek ve düzenli sağlık kontrollerini sürdürmektir. Hepatitlerle ilgili farkındalığın artırılması yalnızca bireysel sağlığı değil, toplum sağlığı da korumaktadır. Çünkü hepatitlerde erken tanı yalnızca hastalığın ilerlemesini önlemekle kalmıyor, aynı zamanda siroz ve karaciğer kanseri gibi ciddi sonuçların ortaya çıkma riskini de önemli ölçüde azaltır. Karaciğer hastalıklarına karşı en güçlü önlem ise doğru bilgi, düzenli tarama ve zamanında yaptırılan tedavidir.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 29 Jul 2026 09:38:01 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Abdi İbrahim "Equal Pay" sertifikası aldı]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahim-equal-pay-sertifikasi-aldi-5751/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahim-equal-pay-sertifikasi-aldi-5751/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_9B718E-5FF751-E04DFB-A50C59-910D69-184106.jpeg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Şirketten yapılan açıklamaya göre, Abdi İbrahim&#39;in kadın ve erkek çalışanlarına aynı ya da eşit değerdeki iş için eşit ücret uygulamalarındaki başarısı, uluslararası sertifikayla tescillendi.Sertifika, ücret ve yan hak verilerinin bağımsız bir denetim firması tarafından&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_9B718E-5FF751-E04DFB-A50C59-910D69-184106.jpeg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Şirketten yapılan açıklamaya göre, Abdi İbrahim&#39;in kadın ve erkek çalışanlarına aynı ya da eşit değerdeki iş için eşit ücret uygulamalarındaki başarısı, uluslararası sertifikayla tescillendi.Sertifika, ücret ve yan hak verilerinin bağımsız bir denetim firması tarafından analiz edilmesi sonucunda şirketlerin ücret eşitliği alanındaki uygulamalarının uluslararası standartlara uygunluğunu belgelendiriyor.İnsan odaklı yönetim anlayışı doğrultusunda çalışanlarına adil, kapsayıcı ve fırsat eşitliğini gözeten bir çalışma ortamı sunmayı temel öncelikleri arasında gören Abdi İbrahim, kadın ve erkek çalışanlarına aynı ya da eşit değerdeki iş için eşit ücret sunmayı kurum kültürünün temel ilkelerinden biri olarak benimsiyor. Bu yaklaşım, şirketin sürdürülebilirlik stratejisinin de ayrılmaz bir parçasını oluşturuyor.Sertifika, Abdi İbrahim&#39;in HEAL2050 sürdürülebilirlik stratejisi kapsamında önceliklendirdiği Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (SKA 5), İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme (SKA 8) ile Eşitsizliklerin Azaltılması (SKA 10) hedeflerine doğrudan katkı sağlıyor.Sertifikasyon süreci, şirketin bu alanlarda yürüttüğü uygulamaların uluslararası standartlarla uyumunu bağımsız olarak ortaya koyarken, HEAL2050 kapsamında belirlediği sürdürülebilirlik hedeflerine yönelik ilerlemesini de güçlendiriyor.- &#34;Sektörümüze ilham vermeye devam edeceğiz&#34;Açıklamada görüşlerine yer verilen Abdi İbrahim Üst Yöneticisi (CEO) Süha Taşpolatoğlu, &#34;Türk iş dünyasında EQUAL-SALARY Foundation tarafından verilen Equal Pay sertifikasını almaya hak kazanan öncü kuruluşlar arasında yer almaktan ve Türkiye ilaç sektöründe bu sertifikaya sahip ilk şirket olmaktan gurur duyuyoruz.&#34; ifadelerini kullandı.Adil ve eşitlikçi çalışma anlayışını kurum kültürünün temel unsurlarından biri olarak benimsediklerini aktaran Taşpolatoğlu, kadın ve erkek çalışanlarının aynı ya da eşit değerdeki iş için eşit ücret almasını, kurum kültürünün ve sürdürülebilirlik stratejisinin vazgeçilmez ilkelerinden biri olarak gördüklerini belirtti.Taşpolatoğlu, 114 yıl önce kurulan ve bir asrı aşkın süredir kadın ve erkek çalışanlarının ortak katkısıyla sürdürülebilir başarıya ulaşan bir şirket olarak, eşitlikçi ve kapsayıcı çalışma anlayışının bağımsız bir değerlendirmeyle tescillenmiş olmasını, gelecekteki çalışmaları için önemli bir motivasyon kaynağı olarak gördüklerini vurgulayarak şunları kaydetti:&#34;BM Küresel İlkeler Sözleşmesi&#39;nin 10 ilkesini stratejimize ve iş süreçlerimize entegre ederken, eşitliği, kapsayıcılığı ve adaleti bu yaklaşımın ayrılmaz bir parçası olarak ele alıyoruz. Sertifikasyon süreci, uygulamalarımızı düzenli olarak ölçmenin, şeffaf biçimde değerlendirmenin ve sürekli geliştirmenin önemini bir kez daha ortaya koydu. Önümüzdeki dönemde de bu standardı koruyarak geliştirmeye ve sektörümüze ilham vermeye devam edeceğiz.&#34;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 28 Jul 2026 14:20:32 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sağlık için seyahat harcamaları 10,6 milyar lirayı aştı]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/saglik-icin-seyahat-harcamalari-106-milyar-lirayi-asti-5693/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/saglik-icin-seyahat-harcamalari-106-milyar-lirayi-asti-5693/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B202D3-E5F704-B446EF-D1A05B-59EF13-B8E2D3.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Yerli turistler yılın ilk çeyreğinde, ülke içinde seyahat için 102 milyar 312 milyon 286 bin lira harcadı.Yakınları ziyaret, gezi ve tatil bu harcamaların yoğunlaştığı temel alanlar okurken, sağlık da vatandaşların önemli seyahat gerekçelerinden biri oldu. Bu doğrultuda, geçen&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B202D3-E5F704-B446EF-D1A05B-59EF13-B8E2D3.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Yerli turistler yılın ilk çeyreğinde, ülke içinde seyahat için 102 milyar 312 milyon 286 bin lira harcadı.Yakınları ziyaret, gezi ve tatil bu harcamaların yoğunlaştığı temel alanlar okurken, sağlık da vatandaşların önemli seyahat gerekçelerinden biri oldu. Bu doğrultuda, geçen yılın ilk çeyreğinde yurtiçinde 576 bin seyahat, sağlık için yapıldı. Bu seyahatler için gerçekleşen geceleme sayısı 6 milyon 135 bin, ortalama geceleme sayısı ise 10,6 oldu.Sağlık turizmi için geçen yılın ilk çeyreğinde yapılan seyahat harcamalarının toplam değeri 9 milyar 876 milyon 993 bin lira iken, bu değer yılın ilk çeyreğinde ilk defa 10 milyar lirayı aştı.Söz konusu harcamalar, ocak-mart döneminde 10 milyar 626 milyon 291 bin lira olarak hesaplandı.- Toplantılar için ortalama geceleme sayısı 2,4Öte yandan, &#34;Toplantı, konferans, kurs, seminer&#34; amacıyla yapılan seyahat sayısı ise aynı dönemde 206 bin oldu. Söz konusu amaçla yapılan geceleme sayısı 494 bin olurken, ortalama geceleme sayısı da 2,4 olarak kayıtlara geçti.Aynı dönemde, toplantı ve diğer gerekçelerle yapılan seyahatlerde yapılan harcamaların değeri de 2 milyar 406 milyon 257 bin lira olarak hesaplandı. Bu amaçla yapılan seyahatlerde, geçen yılın aynı döneminde 902 milyon 244 bin lira harcama gerçekleşmişti.&#34;Ticari ilişkiler, fuar&#34; kategorisindeki 164 bin seyahatte yapılan harcamaların toplamı yılın ilk çeyreğinde 2 milyar 220 milyon 221 lira olarak hesaplandı. Ocak-Mart 2025&#39;te ise 808 milyon 176 bin lira harcama yapılmıştı.Böylece sağlık, toplantı ve fuar kategorilerinde bu yılın ilk çeyreğinde yapılan harcamalar, toplam 15 milyar 252 milyon 760 lira oldu.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sat, 25 Jul 2026 11:49:32 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Santa Farma'nın üretim tesisine Avrasya'dan çifte onay]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/santa-farmanin-uretim-tesisine-avrasyadan-cifte-onay-703/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/santa-farmanin-uretim-tesisine-avrasyadan-cifte-onay-703/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_77DC1F-8926A8-EE2E58-B6CE8E-3A21E4-D73F26.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Türkiye'nin en köklü firmalarından biri olarak uluslararası arenadaki yüksek hizmet ve kalite standartlarını tescillemeye devam eden Santa Farma İlaç, dünya pazarlarındaki yerel ihtiyaçları global standartlarla buluşturma vizyonu doğrultusunda stratejik bir başarıya daha imza attı.&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_77DC1F-8926A8-EE2E58-B6CE8E-3A21E4-D73F26.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Türkiye'nin en köklü firmalarından biri olarak uluslararası arenadaki yüksek hizmet ve kalite standartlarını tescillemeye devam eden Santa Farma İlaç, dünya pazarlarındaki yerel ihtiyaçları global standartlarla buluşturma vizyonu doğrultusunda stratejik bir başarıya daha imza attı. Aynı ekonomik birliğin (Avrasya Ekonomik Birliği – EAEU) iki güçlü ülkesi olan Rusya ve Kazakistan'ın sağlık otoriteleri tarafından gerçekleştirilen denetim süreçleri başarıyla sonuçlanırken Santa Farma, bu süreçle birlikte Avrasya pazarındaki büyüme hedeflerine güçlü bir ivme kazandırdı.Avrasya Ekonomik Birliği Pazarlarında Stratejik BüyümeAvrasya Ekonomik Birliği (EAEU) üye ülkelerini kapsayan regülasyon yolculuğunda, tesis genelinde gerçekleştirilen kapsamlı operasyonel denetim süreci, yalnızca &#34;kritik olmayan&#34; seviyedeki sınırlı bulgularla neticelendi. Genel değerlendirme raporunun &#34;başarılı&#34; olarak tescil edilmesi ve hem Rusya hem de Kazakistan otoritelerinden resmi GMP belgelerinin alınması, Santa Farma'nın uluslararası regülasyon yolculuğundaki güvenilirliğini en üst seviyeye taşıdı.Daha önce Brezilya ve Peru otoritelerinden de GMP onayı alan Santa Farma, söz konusu operasyonel süreçle birlikte; temizlik ve çapraz kirlenme validasyonlarından, bilgisayarlı sistemlerin entegrasyonuna, dokümantasyon disiplininden eğitim ve kalite risk yönetimi altyapısına kadar pek çok kritik başlıkta küresel uyumluluğunu gözler önüne serdi.&nbsp;Santa Farma CEO'su Sami Kiresepi: &#34;Türk ilaç sanayisine ve ülkemizin küresel ihracat hedeflerine katma değerli bir katkı sunmaktan mutluluk duyuyoruz"Elde edilen uluslararası çifte başarıya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Santa Farma İlaç CEO'su Sami Kiresepi, şunları söyledi:&#34;Rusya ve Kazakistan sağlık otoriteleri tarafından gerçekleştirilen bu kritik denetimleri başarıyla geride bırakmış ve GMP belgelerimizi almış olmak, Santa Farma&#39;yı küresel pazarların güvenilir ve güçlü bir üreticisi yapma vizyonumuzun en somut karşılıklarından biridir. Santa Farma olarak, uluslararası denetimleri sadece bir uygunluk kontrolü olarak görmüyor; her bir süreci operasyonel süreçlerimizi zenginleştiren bir gelişim dinamiği olarak konumlandırıyoruz. Dünya pazarlarındaki yerel ihtiyaçları, global standartlarla buluşturan referans şirket olma vizyonumuz doğrultusunda hem Türk ilaç sanayisine hem de ülkemizin küresel ihracat hedeflerine katma değerli bir katkı sunmaktan mutluluk duyuyoruz."]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 24 Jul 2026 12:34:18 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yaz okulu'nda çocuklar dolu dolu bir yaz geçiriyor]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yaz-okulunda-cocuklar-dolu-dolu-bir-yaz-geciriyor-3228/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yaz-okulunda-cocuklar-dolu-dolu-bir-yaz-geciriyor-3228/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_6B7EDC-20D22C-48C722-3313E7-1B88C9-6BB6D1.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Tedavi süreci boyunca çocukların ve ailelerinin yanında olan LÖSEV, tedavileri tamamlandıktan sonra da onların sosyal, kültürel ve kişisel gelişimlerini desteklemeyi sürdürüyor. Yaz Okulu kapsamında düzenlenen etkinliklerde çocuklar yeni deneyimler kazanırken, arkadaşlarıyla keyifli&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_6B7EDC-20D22C-48C722-3313E7-1B88C9-6BB6D1.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Tedavi süreci boyunca çocukların ve ailelerinin yanında olan LÖSEV, tedavileri tamamlandıktan sonra da onların sosyal, kültürel ve kişisel gelişimlerini desteklemeyi sürdürüyor. Yaz Okulu kapsamında düzenlenen etkinliklerde çocuklar yeni deneyimler kazanırken, arkadaşlarıyla keyifli vakit geçirmenin mutluluğunu yaşıyor.ÇOCUKLAR HEM EĞLENİYOR HEM KEŞFEDİYORYaz Okulu planlamalarında kurumsal sosyal sorumluluk anlayışıyla destek sağlayan kurumların ev sahipliğinde gerçekleştirilen etkinliklerde çocuklar kültür, sanat, doğa ve eğlence dolu günler geçiriyor.Avrupa Yakası'nda düzenlenen etkinliklerde çocuklar TJK Veliefendi Hipodromu'nda binicilik deneyimi yaşayarak müzeyi gezdi. Florya İstanbul Akvaryum ziyaretinde deniz altı dünyasını keşfederken, Dijital Deneyim Müzesi ve Miniatürk gezilerinde teknoloji ve kültürel mirası yakından tanıdı. Rahmi Koç Müzesi'nde gerçekleştirilen matematik atölyesinde eğlenerek öğrenen çocuklar, Eyüpsultan Bağımsızlık Köyü gezisinde ise doğayla iç içe keyifli vakit geçirdi.Anadolu Yakası'nda ise çocuklar Nefes Orman İstanbul'da doğayla buluştu. Emaar Akvaryum ve Su Altı Hayvanat Bahçesi'nde su altı yaşamını keşfeden çocuklar, Fundora Eğlence Merkezi'nde düzenlenen etkinliklerde hem doyasıya eğlendi hem de arkadaşlarıyla unutulmaz anılar biriktirdi.Yaz Okulu programı önümüzdeki günlerde gerçekleştirilecek etkinliklerle devam edecek. LÖSEV, çocukların tedavi sonrasında da gelişimlerini desteklemek amacıyla eğitim, kültür, sanat ve sosyal etkinliklerini yıl boyunca sürdürmeye devam ediyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 23 Jul 2026 13:20:28 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kütahya'da kan alma birimi kuruluyor]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kutahyada-kan-alma-birimi-kuruluyor-9855/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kutahyada-kan-alma-birimi-kuruluyor-9855/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_876AB5-3199E2-A0D02B-E2CE35-D6E84F-E3391C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Başta şehir meydanları olmak üzere, insan hareketliliğinin yoğun olduğu noktalarda konumlandırdığı kan alma birimleriyle kan bağışına erişimi kolaylaştıran Türk Kızılay, yeni kan alma birimini Kütahya'da açıyor. Kütahya&#39;da eğitimden sosyal yaşama pek çok alanda yaptığı&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_876AB5-3199E2-A0D02B-E2CE35-D6E84F-E3391C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Başta şehir meydanları olmak üzere, insan hareketliliğinin yoğun olduğu noktalarda konumlandırdığı kan alma birimleriyle kan bağışına erişimi kolaylaştıran Türk Kızılay, yeni kan alma birimini Kütahya'da açıyor. Kütahya&#39;da eğitimden sosyal yaşama pek çok alanda yaptığı yatırımlarla tanınan Gürok Grup desteğiyle hayata geçirilecek Yıldız Güral Kan Alma Birimi için Türk Kızılay Kütahya Şubesi ile Gürok Grup arasında protokol imzalandı.&nbsp;Protokol anlaşması Gürok Grup Yönetim Kurulu Başkan Vekili Esin Güral Argat ve Türk Kızılay Yönetim Kurulu Üyesi Semra Tozaraydın ile Kütahya Şube Başkanı Kazım İkbal Gümüş'ün katılımıyla Türk Kızılay Kütahya Şubesi&#39;nde imzalandı. Protokol töreninin ardından, Türk Kızılay Yönetim Kurulu Üyesi Semra Tozaraydın tarafından Gürok Grup'a projeye sağladığı katkılar dolayısıyla teşekkür plaketi takdim edildi.&nbsp;Türk Kızılay'ın Kütahya&#39;daki ikinci kan alma birimi olarak faaliyet gösterecek Yıldız Güral Kan Alma Birimi&#39;nin, şehir merkezindeki ulaşılabilir konumuyla bağışçılara kolaylık sağlaması, kentte kan bağışı konusundaki farkındalığı ve bağışçı sayısını artırması hedefleniyor."Düzenli kan bağışı en kıymetli dayanışma"Protokolün imzalanmasının ardından konuşan Türk Kızılay Yönetim Kurulu Üyesi Semra Tozaraydın &#34;Bugün ülke genelinde 18 Bölge Kan Merkezi, 68 Kan Bağış Merkezi ve her gün ortalama 350 farklı noktada yaklaşık 9 bin ünite kan bağışı alıyor, 1.140 hastanenin kan ve kan bileşeni ihtiyacını karşılıyoruz. Bugün açılışını yaptığımız Yıldız Güral Kan Alma Birimi, yıllık 7 bin 800 ünite kan bağışı hedefiyle Kütahya'mızın kan bağışı kapasitesini önemli ölçüde artıracaktır. Bu anlamlı yatırımın hayata geçirilmesine katkı sunan Gürok Grup'a teşekkür ediyor; adını yaşattığımız Merhume Yıldız Güral'ı rahmet ve saygıyla anıyorum. Unutmayalım; bir ünite kan, üç cana umut olabilir. Düzenli kan bağışı, hayat kurtaran en kıymetli dayanışmadır. Hepinizi düzenli kan bağışçısı olmaya davet ediyorum" dedi.&nbsp;&#34;Kentimiz için kalıcı bir değer"Gürok Grup Yönetim Kurulu Başkan Vekili Esin Güral Argat ise şunları söyledi: &#34;Kütahya&#39;ya hizmet etmeyi, kentimizi güçlendiren projelere destek vermeyi görev biliyoruz. Türk Kızılay, ülkemiz için hayati görevler üstlenen çok kıymetli bir kurum. Bu açıdan böylesi kıymetli bir projede el ele vermekten büyük mutluluk duyuyoruz. Bu merkezin annem Yıldız Güral&#39;ın adını taşıyacak olması ise bizim için ayrı bir anlam ve gurur taşıyor. Hayatı boyunca insan odaklı olmayı, paylaşmayı ve iyilik üretmeyi yaşamının ayrılmaz bir parçası olarak benimseyen annemin adının, hayat kurtarmaya vesile olacak böyle anlamlı bir projede yaşatılacak olmasını son derece kıymetli buluyoruz. Bunun hem ailemiz hem de kentimiz adına kalıcı bir değer oluşturacağına inanıyorum."Her bağış için 3 fidan dikiliyor&nbsp;Türk Kızılay, &#34;Birbirimize Candan Bağlıyız&#34; sloganıyla yürüttüğü kan bağışı kampanyası kapsamında, 18-65 yaş arası sağlıklı her bireyi düzenli kan bağışıyla hayat kurtarmaya çağırıyor. Kan bağışlamak isteyen vatandaşlar, en yakın Kızılay kan bağış noktasına giderek, form doldurduktan sonra doktor kontrolünde, 15 dakika içinde kan bağışlayabiliyor. Türk Kızılay ve Orman Bakanlığı arasında imzalanan protokol kapsamında bağışlanan her ünite kan için 3 fidan toprakla buluşturuluyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 23 Jul 2026 13:18:37 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Abdi İbrahim, altın ödülün sahibi oldu]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahim-altin-odulun-sahibi-oldu-9391/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahim-altin-odulun-sahibi-oldu-9391/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_2C051B-4E9C95-203FFE-B93530-867D3E-4F17E9.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Türk ilaç sektörünün 24 yıldır kesintisiz lideri Abdi İbrahim'in çalışan odaklı insan kaynakları uygulamalarıyla yarattığı fark, uluslararası alanda bir ödülle bir kez daha tescil edildi. Şirket, "Mavi Yaka Beceri Bazlı Ücretlendirme Tasarımı" projesiyle, bu yıl 11'incisi düzenlenen&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_2C051B-4E9C95-203FFE-B93530-867D3E-4F17E9.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Türk ilaç sektörünün 24 yıldır kesintisiz lideri Abdi İbrahim'in çalışan odaklı insan kaynakları uygulamalarıyla yarattığı fark, uluslararası alanda bir ödülle bir kez daha tescil edildi. Şirket, "Mavi Yaka Beceri Bazlı Ücretlendirme Tasarımı" projesiyle, bu yıl 11'incisi düzenlenen Stevie Awards for Great Employers'ın "Ücretlendirme Tasarımı ve Yönetiminde Başarı" kategorisinde Gold Stevie Ödülü'ne layık görüldü.Bu yıl 38 ülkeden farklı ölçeklerdeki kuruluşların 1.000'i aşkın başvuruyla katıldığı Stevie Awards for Great Employers'da; iş yeri güvenliği ve uyum, çalışan ilişkileri, insan kaynakları ekipleri, yılın işvereni ve ücretlendirme tasarımı gibi insan kaynaklarının farklı alanlarındaki çalışmalar değerlendirildi. Ödül sahipleri, dünya genelinde 160'tan fazla profesyonelin yer aldığı jüri değerlendirmesi sonucunda belirlendi.Abdi İbrahim Esenyurt Üretim Kompleksi'nde görev yapan operatörler için hayata geçirilen proje, şirketin MPx (Multiprocess) Gelişim Programı ile bağlantılı olarak tasarlandı. Şirket, 2024 yılında uygulamaya aldığı bu modelle pozisyon bazlı ücretlendirme yaklaşımından, çalışanların deneyim ve yetkinliklerini de dikkate alan beceri bazlı ücretlendirme sistemine geçti.Herhangi bir danışmanlık desteği alınmadan, tamamen Abdi İbrahim ekiplerinin bilgi birikimiyle geliştirilen model; çalışanların zaman içinde kazandıkları mesleki deneyimin, üstlendikleri sorumlulukların ve edindikleri yeni yetkinliklerin objektif kriterlerle değerlendirilmesini sağlıyor. Ücret gelişiminin hangi ölçütlere dayandığını daha açık ve anlaşılır hale getiren sistem, benzer yetkinlik düzeyindeki çalışanlar için daha eşit ve daha adil bir yaklaşım sunarken çalışanların mesleki gelişimini de destekliyor."Deneyim ve yetkinliği görünür kılan adil bir yapı oluşturduk"Abdi İbrahim İnsan Kaynakları, Kurumsal İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Dr. M. Oğuzcan Bülbül, ödüle ilişkin şu değerlendirmede bulundu: "Abdi İbrahim'de insan kaynakları uygulamaları, her çalışanın katkısının görüldüğü ve gelişiminin desteklendiği adil bir çalışma kültürü içinde hayat buluyor. Esenyurt Üretim Kompleksi&#39;mizde görev yapan üretim operatörlerimiz için hayata geçirdiğimiz beceri bazlı ücretlendirme modelimizle, yenilikçi uygulamalarımıza bir yenisini ekleyerek çalışanlarımızın yıllar içinde kazandıkları deneyim ve yetkinliklerin ücret yönetimine daha sistematik biçimde yansımasını sağladık. Sürdürülebilir başarının, çalışanların kendilerini değerli ve güvende hissettiği bir kurum kültürüyle mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu bakış açısıyla hayata geçirdiğimiz modelin Gold Stevie Ödülü'ne layık görülmesinden ve insan kaynakları alanında uzun yıllardır benimsediğimiz çalışan odaklı yaklaşımın uluslararası düzeyde takdir görmesinden büyük memnuniyet duyuyoruz.""İnsanın Geleceği" yaklaşımının bir parçasıAbdi İbrahim'in HEAL2050 sürdürülebilirlik stratejisinde "İnsanın Geleceği" başlığı altında konumlanan beceri bazlı ücretlendirme modeli; çalışanların gelişimini destekleyen, deneyim ve yetkinlikleri objektif ölçütlerle değerlendiren yapısıyla Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları'ndan "İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme" ile "Eşitsizliklerin Azaltılması" amaçlarına da katkı sağlıyor. Model, Abdi İbrahim'in çalışan deneyimini sürekli geliştirme ve daha kapsayıcı bir çalışma hayatını destekleme yaklaşımının somut uygulamalarından biri olarak öne çıkıyor. Abdi İbrahim, çalışanların gelişimini destekleyen ve iş süreçlerinde fırsat eşitliğini güçlendiren insan kaynakları uygulamalarını önümüzdeki dönemde de geliştirmeyi sürdürecek.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 22 Jul 2026 12:58:18 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Astrazeneca kapsayıcılık okulu yeni mezunlarını verdi]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/astrazeneca-kapsayicilik-okulu-yeni-mezunlarini-verdi-4459/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/astrazeneca-kapsayicilik-okulu-yeni-mezunlarini-verdi-4459/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5C1306-ECD435-83D412-471FD6-C3752F-F873C4.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />İş dünyasında çeşitlilik, hakkaniyet ve kapsayıcılık (Diversity, Equity &amp; Inclusion – DEI) yaklaşımının stratejik öneminin giderek arttığı günümüzde, AstraZeneca Türkiye&#39;nin gençlere yönelik hayata geçirdiği AstraZeneca Kapsayıcılık Okulu başarıyla tamamlandı.&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5C1306-ECD435-83D412-471FD6-C3752F-F873C4.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />İş dünyasında çeşitlilik, hakkaniyet ve kapsayıcılık (Diversity, Equity &amp; Inclusion – DEI) yaklaşımının stratejik öneminin giderek arttığı günümüzde, AstraZeneca Türkiye&#39;nin gençlere yönelik hayata geçirdiği AstraZeneca Kapsayıcılık Okulu başarıyla tamamlandı. Evrim Kuran Danışmanlık tarafından tasarlanıp yürütülen ve Türkiye&#39;de bu kapsamda gerçekleştirilen ilk programlardan biri olma özelliği taşıyan eğitim yolculuğu, düzenlenen kapanış etkinliğiyle sona erdi.Altı ay boyunca kapsamlı bir öğrenme yolculuğuEğitmenliğini Evrim Kuran'ın yaptığı, toplam 6 ay süren program kapsamında öğrenciler, her ay gerçekleştirilen 2,5 saatlik interaktif derslerde DEI&#39;nin farklı boyutlarını akademik bilgi, güncel örnekler ve uygulamalı çalışmalarla ele aldı. Program boyunca katılımcılar; çeşitlilik, hakkaniyet ve kapsayıcılık terminolojisi, yaş ayrımcılığı ve sağlamcılık, toplumsal cinsiyet eşitliği ve heteronormativite, etnik kimlik ve sınıf ayrımcılığı, bilinçsiz önyargılar (unconscious bias) ile kapsayıcı iletişim stratejileri gibi günümüz iş yaşamının en önemli başlıklarında eğitim aldı.31 üniversiteden 50 öğrenci aynı sınıfta buluştuProgramın dikkat çeken yönlerinden biri ise katılımcı çeşitliliği oldu. 31 farklı üniversiteden ve 22 farklı akademik bölümden seçilen 50 üniversite öğrencisi, farklı disiplinlerden gelen bakış açılarını ortak bir öğrenme ortamında buluşturdu. Böylece program, yalnızca DEI konularını anlatan bir eğitim olmanın ötesine geçerek, kapsayıcılığı kendi yapısında da hayata geçiren örnek bir gelişim platformuna dönüştü.Öğrenciler kapsayıcılık projelerini AstraZeneca yöneticilerine sunduProgramın kapanış etkinliğinde öğrenciler, altı aylık eğitim sürecinde edindikleri bilgi ve deneyimleri somut projelere dönüştürdü. Katılımcılar, AstraZeneca Türkiye&#39;de hayata geçirilebilecek çeşitlilik, hakkaniyet ve kapsayıcılık uygulamalarını tasarlayarak jüriye sundu. Sunumlar, AstraZeneca Türkiye KVRM İş Birimi Direktörü Çiğdem Özkaplan ile İnsan Kaynakları Direktörü Feyza Aysan tarafından dinlenirken, öğrenciler geliştirdikleri önerilerle kurumlarda kapsayıcı kültürün nasıl güçlendirilebileceğine yönelik yaratıcı fikirlerini paylaştı.Gençlerin farklı bakış açılarını anlayabilen, önyargılarının farkında olan ve kapsayıcı liderlik becerileri geliştiren bireyler olarak iş hayatına hazırlanmasını hedefleyen AstraZeneca Kapsayıcılık Okulu, şirketlerin gelecekteki insan kaynağına yatırım yaparken toplumsal dönüşüme de katkı sunabileceğini ortaya koydu.Evrim Kuran: &#34;Kapsayıcılık, geleceğin liderlik becerilerinin temelini oluşturuyor.&#34;Programın kapanışında değerlendirmelerde bulunan Evrim Kuran Danışmanlık Kurucusu Evrim Kuran, şu ifadeleri kullandı:&#34;Çeşitlilik, hakkaniyet ve kapsayıcılık artık yalnızca insan kaynakları uygulamalarının değil, kurum kültürünün ve sürdürülebilir başarının temel yapı taşlarından biri. Bu programda en büyük hedefimiz, gençlerin farklılıkları yönetebilen, önyargılarının farkında olan ve kapsayıcı düşünme becerisini içselleştirmiş bireyler olarak mezun olmalarını sağlamaktı. Altı ay boyunca farklı şehirlerden, farklı üniversitelerden ve farklı disiplinlerden gelen öğrencilerin birbirlerinden öğrenmelerine tanıklık etmek son derece kıymetliydi. AstraZeneca Türkiye&#39;nin bu vizyoner yaklaşımıyla hayata geçirilen Kapsayıcılık Okulu&#39;nun, iş dünyasında kapsayıcı liderlik anlayışının yaygınlaşmasına ilham verecek önemli bir model olduğuna inanıyorum.&#34;Gençlerin kapsayıcı liderlik yolculuğuna katkı sağlıyorAstraZeneca Türkiye ile Evrim Kuran Danışmanlık iş birliğinde gerçekleştirilen AstraZeneca Kapsayıcılık Okulu, gençlerin çeşitlilik, hakkaniyet ve kapsayıcılık konularında farkındalık kazanmalarını sağlayarak, geleceğin çalışma hayatında daha adil, kapsayıcı ve sürdürülebilir kurum kültürlerinin oluşmasına katkı sunmayı amaçlıyor. Program, aynı zamanda özel sektör ile genç yetenekleri ortak bir öğrenme zeminde buluşturan yenilikçi yaklaşımıyla Türkiye&#39;de iyi uygulama örnekleri arasında yer alıyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 22 Jul 2026 11:50:04 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Biofarma İlaç'ta üst düzey atama]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/biofarma-ilacta-ust-duzey-atama-4601/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/biofarma-ilacta-ust-duzey-atama-4601/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5E9A44-748382-5B2DFF-D195BD-799C2F-54ECC5.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Gözde Terkan, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi&#39;nden mezun olduktan sonra aynı üniversitede İşletme Yönetimi yüksek lisansını tamamladı. 2005 yılında Tıbbi Tanıtım Sorumlusu olarak ilaç sektörüne adım atan Terkan; Temel Üniteler Sorumlusu, Ürün Müdürü, Pazarlama&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5E9A44-748382-5B2DFF-D195BD-799C2F-54ECC5.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Gözde Terkan, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi&#39;nden mezun olduktan sonra aynı üniversitede İşletme Yönetimi yüksek lisansını tamamladı. 2005 yılında Tıbbi Tanıtım Sorumlusu olarak ilaç sektörüne adım atan Terkan; Temel Üniteler Sorumlusu, Ürün Müdürü, Pazarlama Müdürü, Bölüm Müdürü ve İş Birimi Direktörü olarak farklı tedavi alanlarında görev aldı. 2024 yılında Biofarma İlaç bünyesinde Tanıtım, Pazarlama ve Medikal Direktörü olarak çalışmaya başlayan Terkan, 2026 yılının Ocak ayından itibaren CEO Vekilliği görevini yürütüyordu.Gözde Terkan, yeni dönemde Biofarma&#39;nın stratejik büyüme süreçlerine liderlik edecek.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 22 Jul 2026 10:55:26 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Beyin sisi yaz aylarında daha belirgin hale gelebiliyor]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/beyin-sisi-yaz-aylarinda-daha-belirgin-hale-gelebiliyor-1874/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/beyin-sisi-yaz-aylarinda-daha-belirgin-hale-gelebiliyor-1874/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_307A82-643977-9EA092-4F75E0-CC10EB-23BCBC.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Çoğu zaman sıcak hava, uykusuzluk ya da yorgunluğa bağlanan bu tablo, aslında "beyin sisi" olarak adlandırılan ve altta yatan farklı sağlık sorunlarının da habercisi olabiliyor. Sıcaklıklar, yetersiz sıvı alımı ve kalitesiz uyku beyin sisi ile ilgili risk faktörlerini artırıyor.&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_307A82-643977-9EA092-4F75E0-CC10EB-23BCBC.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Çoğu zaman sıcak hava, uykusuzluk ya da yorgunluğa bağlanan bu tablo, aslında "beyin sisi" olarak adlandırılan ve altta yatan farklı sağlık sorunlarının da habercisi olabiliyor. Sıcaklıklar, yetersiz sıvı alımı ve kalitesiz uyku beyin sisi ile ilgili risk faktörlerini artırıyor. Düzenli egzersiz, kaliteli uyku ve yeterli sıvı tüketimi ile yaz aylarında zihinsel performansı korumak mümkün olabiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Nöroloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Selda Özşahin, beyin sisinin geçici bir yorgunluk hissiyle karıştırılmaması gerektiğini belirterek önemli uyarı ve önerilerde bulundu.Unutkanlık ve zihinsel bulanıklığı göz ardı etmeyinBeyin sisi, tıbbi bir hastalık adı olmaktan çok; kişinin zihinsel netliğini kaybetmesi, odaklanmakta zorlanması, düşüncelerini toparlayamaması ve günlük zihinsel performansında belirgin bir düşüş yaşaması olarak tanımlanmaktadır. Kişi, daha önce kolaylıkla yaptığı işleri yapmakta zorlanabilir, kelime bulmakta güçlük çekebilir, dikkatini sürdüremeyebilir veya sürekli dalgın hissedebilir. Bu durum tek başına bir hastalık değil, farklı nedenlere bağlı olarak gelişebilen bir belirtidir.Her zihinsel yorgunluk masum olmayabilirBeyin sisi, çoğu zaman yaşam tarzındaki değişiklikler ve altta yatan nedenin tedavi edilmesiyle düzelebilen bir durumdur. Ancak belirtilerin uzun sürmesi veya giderek şiddetlenmesi halinde, tabloyu yalnızca stres, sıcak hava ya da yoğun iş temposuyla açıklamak doğru değildir. Erken değerlendirme sayesinde hem altta yatan neden ortaya çıkarılabilir hem de uygun tedavi ile kişinin yaşam kalitesi artırılabilir.Her unutkanlık beyin sisi anlamına gelmezBeyin sisi çoğunlukla geçici ve dış etkenlerle ilişkili bir durumdur. Alzheimer hastalığı ve diğer nörolojik hastalıklarda ise unutkanlık ilerleyici özellik gösterir ve zamanla günlük yaşamı daha belirgin şekilde etkilemeye başlar. Ayrıca konuşma bozukluğu, yön bulamama ve davranış değişiklikleri gibi farklı nörolojik belirtiler de tabloya eşlik edebilir.Bu belirtiler varsa gecikmeden uzman desteği alınBeyin sisi dinlenmeyle düzelmiyor, haftalar boyunca devam ediyor ve günlük yaşamı belirgin şekilde etkiliyorsa mutlaka bir nöroloji uzmanına başvurulmalıdır. Özellikle ani gelişen unutkanlık, konuşma bozukluğu, bilinç değişikliği, kişilik değişiklikleri, kol veya bacakta güçsüzlük gibi belirtiler acil değerlendirme gerektirir. Bu bulgular, inme başta olmak üzere ciddi nörolojik hastalıkların habercisi olabilir.Yaz sıcakları beyin sisini tetikleyebilirYüksek sıcaklıklar, yetersiz sıvı tüketimi, kalitesiz uyku ve artan yorgunluk yaz aylarında zihinsel performansı olumsuz etkileyebilir. Ancak bu belirtiler yalnızca sıcak havaya bağlanmamalıdır. Günler ya da haftalar boyunca devam eden odaklanma güçlüğü ve zihinsel bulanıklık, altta yatan farklı sağlık sorunlarının da işareti olabilir.Vitamin ve mineral eksiklikleri de rol oynayabiliyorB12 vitamini, D vitamini ve demir eksikliği ile omega-3 yetersizliği, beyin sisi benzeri şikâyetlere yol açabilir. Bu nedenle uzun süren yakınmalarda kişinin kendi kendine vitamin kullanmak yerine hekim değerlendirmesinden geçmesi ve gerekli kan tetkiklerini yaptırması önem taşır.Menopoz döneminde kadınlarda daha sık görülebiliyorMenopoz döneminde azalan östrojen düzeyi, beyin fonksiyonlarını da etkileyebilir. Bu süreçte kadınlar odaklanma güçlüğü, unutkanlık ve zihinsel yavaşlama hissi yaşayabilir. Düzenli uyku, dengeli beslenme, fiziksel aktivite ve etkili stres yönetimi bu dönemde büyük önem taşımaktadır.Beyin sağlığını korumak için bu önerilere kulak verinBeyin sağlığını desteklemek ve beyin sisi belirtilerini azaltmak için günlük yaşamda şu alışkanlıkların benimsenmesi önerilmektedir:•	Kaliteli ve düzenli uyuyun. Yeterli uyku, beynin dinlenmesi ve bilişsel fonksiyonların korunması için temel gereksinimdir.•	Düzenli egzersiz yapın. Günlük fiziksel aktivite, beyne giden kan akışını artırarak zihinsel performansı destekler.•	Yeterli su tüketin. Özellikle yaz aylarında sıvı kaybını önlemek, dikkat ve odaklanmanın korunmasına yardımcı olur.•	Dengeli beslenin. Omega-3 yağ asitleri ile B12 ve D vitamini açısından zengin bir beslenme düzeni, beyin fonksiyonlarının desteklenmesine katkı sağlar.•	Zihninizi aktif tutun. Kitap okumak, bulmaca çözmek, yeni hobiler edinmek veya yeni bilgiler öğrenmek bilişsel kapasitenin korunmasına yardımcı olur.•	Sosyal yaşamdan kopmayın. Aile ve arkadaşlarla iletişimde kalmak, sosyal aktivitelere katılmak beyin sağlığını olumlu yönde etkiler.•	Vitamin ve mineral eksikliklerini önemseyin. Uzun süren şikâyetlerde hekim önerisiyle gerekli tetkikleri yaptırmak ve eksiklikleri gidermek önemlidir.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 22 Jul 2026 10:45:46 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yaz aylarında yeterli ve güvenli su tüketimine dikkat]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yaz-aylarinda-yeterli-ve-guvenli-su-tuketimine-dikkat--1414/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yaz-aylarinda-yeterli-ve-guvenli-su-tuketimine-dikkat--1414/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_BD37C1-F7FDE0-056020-A67CB1-157D48-C0827A.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Yaz mevsimiyle birlikte artan su tüketimi, "güvenli su" kavramını günlük yaşamın en kritik başlıklarından biri haline getiriyor. Ambalajlı sularda güvenin temelini ise izlenebilirlik oluşturuyor. Kaynaktan suyun alınması, üretim tesisine girişi ve raflara çıkana kadar her adımı&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_BD37C1-F7FDE0-056020-A67CB1-157D48-C0827A.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Yaz mevsimiyle birlikte artan su tüketimi, "güvenli su" kavramını günlük yaşamın en kritik başlıklarından biri haline getiriyor. Ambalajlı sularda güvenin temelini ise izlenebilirlik oluşturuyor. Kaynaktan suyun alınması, üretim tesisine girişi ve raflara çıkana kadar her adımı titizlikle Sağlık Bakanlığı tarafından denetlenerek tüketiciye sunuluyor. Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı bu noktada tüketicinin bilinçli tercihinin önemine dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu; "Ambalajlı sular hijyen ve gıda güvenliği şartları sağlanan ve Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılan üretim tesislerinde şişelenmektedir. Tam otomatik dolum makinelerinde, el değmeden şişelenmekte olup, kaynaktan tüketiciye ulaşana kadarki her adımda çok sıkı denetim altındadır. Ambalajlı sular market raflarındaki en fazla denetlenen ürünlerin başında gelir. Tüketicilerimizin etikette yer alan üretim izin tarihi, üretim yeri ve parti seri numarası gibi detaylara dikkat etmesi, güvenli suya erişimin temel adımıdır.""Ambalajlı suların doğru saklanması, üretim kalitesi kadar önem taşıyor"Ambalajlı suların satın alındıktan sonraki saklanma koşulları ürünün kalitesini koruması açısından büyük önem taşıyor. Su doğal bir maddedir ve duyu organlarımızla çevrede algılayamadığımız kokuları dahi yavaşça kendisine çekme özelliğini taşır. İçme sularının serin, kuru, kokusuz ve doğrudan güneş ışığı almayan ortamlarda muhafaza edilmesi gerekir. Balkon, araç içi veya direk güneş ışığına ve yüksek sıcaklığa maruz kalan alanlarda bırakılan şişelerde tat ve koku değişimleri yaşanabilir. Hijyen ve tazelik açısından da açılmış ambalajlı suların kısa sürede tüketilmesi öneriliyor. Yaşabey Kalebaşı konuyla ilgili açıklamasında; "Ambalajlı suların doğru saklanması, üretim kalitesi kadar kritik bir nokta. Tüketicinin ürünü aldıktan sonra bu şartlara dikkat etmesi, bu konuda bilinçlenmesi son derece önem taşıyor" dedi.Özellikle sıcak yaz aylarında ambalajlı suların direk güneş ışığına ve yüksek ısıya maruz bırakılmasının, ürünlerin evlerde veya işletmelerde keskin kokulu maddeler ile aynı ortamda saklanmasının da ürünün kalitesini etkileyebildiğine dikkat çeken Kalebaşı, ambalajlı suların diğer tüm gıda ürünleri gibi serin, kuru ve direkt güneş ışığına maruz kalmayan temiz bir ortamda muhafaza edilmesinin kritik önem taşıdığını hatırlattı. Uygun koşullarda muhafaza edilen ambalajlı sular, son kullanma tarihine kadar güvenle tüketilebilir. Ayrıca açılmış ürünlerde hijyenin korunması ve kısa sürede tüketilmesinin, güvenli içme suyu deneyiminin önemli bir parçası olduğunu belirtti.&nbsp;Doğal kaynaklardan elde edilen sular, vücudun yaz aylarında bozulan mineral dengesini doğal yollarla kazanmasına katkıda bulunuyorSıcak havalarda yoğun terleme sebebiyle vücutta sodyum, magnezyum ve kalsiyum gibi temel mineraller hızla azalıyor. Doğal mineralli ve doğal kaynak suları, bu kayıpların doğal yolla dengelenmesine katkı sağlıyor ve vücudun mineral dengesini destekliyor. Doğal kaynaklardan elde edilen ambalajlı sular, mineral içeriğini korunduğundan yaz aylarında hidrasyonun önemli bir destekçisi olarak öne çıkıyor.&nbsp;Sağlık profesyonellerinin belirttiği üzere, bilmemiz gereken en önemli şey kendimizi susuz hissedene kadar geçen zamanda vücudumuzun çoktan susuz kalmış olacağıdır. Özellikle bebekler, çocuklar ve yaşlılar, vücut ısı düzenleme mekanizmaları daha hassas olduğu için sıcak havalarda dehidrasyon riskine karşı daha savunmasız kalıyor. Bu nedenle bu risk gruplarında yeterli miktarda ve doğru su tüketimi büyük önem taşıyor; sıcak hava dalgalarında sıvı kaybının erken fark edilmesi ve yeterli sıvı alımının sağlanması genel sağlık durumunun korunmasında belirleyici rol oynuyor.Bu aşırı sıcak günlerde unutmamamız gereken en önemli şey vücudu susuz bırakmamak, yeterli miktarda su içmek, sıcaktan dolayı ortaya çıkan ve kendimizi yorgun hatta sağlıksız hissetmemize yol açacak durumları ortadan kaldırmak olmalıdır.&nbsp;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 21 Jul 2026 12:42:46 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yaz aylarında migren ve baş ağrısını en aza indiren 7 öneri]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yaz-aylarinda-migren-ve-bas-agrisini-en-aza-indiren-7-oneri-7054/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yaz-aylarinda-migren-ve-bas-agrisini-en-aza-indiren-7-oneri-7054/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_E91039-45B1C5-D8FBAF-B0DAFD-3E2284-81467E.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Özellikle dehidratasyon, güçlü güneş ışığı ve hava basıncı değişiklikleri migren hastalarında atak sıklığını belirgin şekilde artırıyor. Sıcak havalarda baş ağrısı ve migren atakları ihmal edilmemesi gereken bir durum olarak belirtiliyor. Ataklar sıklaşıyor, şiddetleniyor&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_E91039-45B1C5-D8FBAF-B0DAFD-3E2284-81467E.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Özellikle dehidratasyon, güçlü güneş ışığı ve hava basıncı değişiklikleri migren hastalarında atak sıklığını belirgin şekilde artırıyor. Sıcak havalarda baş ağrısı ve migren atakları ihmal edilmemesi gereken bir durum olarak belirtiliyor. Ataklar sıklaşıyor, şiddetleniyor veya yeni belirtiler ekleniyorsa mutlaka bir nöroloji uzmanına başvurulması gerekiyor. Memorial Antalya Hastanesi Nöroloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Özden Yener Çakmak, sıcak havalarda baş ağrısı ve migren sorunu yaşayanlara önemli uyarılarda bulundu.Sıcaklarda artış gösteriyorSıcaklarda baş ağrısı ve migren, vücudun susuz kalması, damarların genişlemesi ve aşırı ışık maruziyeti gibi faktörlerle tetiklenen yaygın bir sağlık sorunu haline gelmektedir.&nbsp; Migrenin belirtileri aşağıdaki gibidir;•	Şiddetli, zonklayıcı baş ağrısı (genellikle tek taraflı)•	Işık ve sese aşırı hassasiyet•	Bulantı ve kusma•	Baş dönmesi•	Görme bozuklukları (aura)•	Yorgunluk ve konsantrasyon kaybı•	Boyun ve omuzlarda kas gerginliğiMigreni olan kişilerde bu ataklar daha şiddetli ve uzun sürebilir. Basit önlemlerle bu atakların sıklığı ve şiddeti önemli ölçüde azaltılabilir.Yaz aylarında ek tedavi gerekebilirSıcak havalarda baş ağrısı ve migren atakları ihmal edilmemesi gereken bir durumdur. Sıcak havalarda baş ağrısı ve migren atakları sıklaşır, şiddetlenir, günlük yaşamı önemli ölçüde etkilerse veya görme kaybı, uyuşma, konuşma güçlüğü gibi yeni belirtiler eşlik ederse vakit kaybetmeden bir nöroloji uzmanına başvurmak gerekir. Kronik migren hastalarında doktor kontrolünde ilaç veya botoks uygulaması gibi koruyucu tedavi yöntemleri yaz aylarında atakları büyük oranda azaltabilmektedir.&nbsp;Sinir blokajı tedavisiyle baş ağrısından tamamen kurtulabilirsinizSıcak havalarda atakları sıklaşan ve standart ilaç tedavilerinden yeterli fayda göremeyen kronik migren hastalarında sinir blokajı tedavileri etkili bir seçenek olabilmektedir. Bu işlemde, ense ve baş bölgesindeki belirli sinirlere lokal anestezik ve bazen kortizon içeren enjeksiyon uygulanır, ağrıyı beyne taşıyan sinir yoluna, ince bir iğneyle ağrı kesici ilaç verilir. İlaç, siniri geçici olarak uyuşturur ve ağrı sinyali kesilir. Tedavi, atakların şiddetini ve sıklığını hızlı bir şekilde azaltabilir, hatta haftalar-aylar süren rahatlama sağlayabilir. Özellikle yaz aylarında yaşam kalitesini ciddi anlamda düşüren migrenlerde tercih edilen bu yöntem, uzman hekimler tarafından poliklinik şartlarında uygulanmaktadır.Sıcaklarda baş ağrısı ve migreni önlemek için önemli ipuçları;1.	Bol su için. Susamasanız bile günde en az 2,5-3 litre su tüketin. Dehidrasyon migrenin en önemli tetikleyicilerinden biridir.&nbsp;2.	Güneş ışığından korunun. Güneş gözlüğü ve şapka kullanın. Özellikle 11:00-16:00 saatleri arasında mümkün olduğunca gölgede kalın.3.	Düzenli ve dengeli beslenin. Öğün atlamayın. Özellikle kafein, çikolata, işlenmiş gıdalar ve alkolden uzak durun.4.	Serin ve karanlık ortamda dinlenin. Atak başladığında karanlık, sessiz ve serin bir odaya geçin. Soğuk kompres uygulayın.5.	Stres ve uykuya dikkat edin. Yazın artan stres ve düzensiz uyku migreni tetikler. Her gün aynı saatte yatıp kalkmaya çalışın.6.	Ani sıcak-soğuk farkından kaçının. Klimalı ortamdan direkt sıcak havaya çıkarken dikkatli olun. Vücudunuzu ani değişimlere karşı koruyun.7.	İlaç kullanımında doktor kontrolü şarttır. Migren ilacınızı doktorunuzun önerdiği şekilde kullanın. Aşırı ağrı kesici kullanımı yine baş ağrısına yol açabilir.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sat, 18 Jul 2026 10:30:03 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Otizmde en güçlü tedavi eğitim]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/otizmde-en-guclu-tedavi-egitim-5008/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/otizmde-en-guclu-tedavi-egitim-5008/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_6FD607-A9D8A9-38352B-32B09B-110F53-CA2D38.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, Otizm Spektrum Bozukluğu&#39;nun nedenleri, erken belirtileri, tanı süreci, doğru tedavi yaklaşımı ve erken eğitimin bireyin yaşam kalitesi üzerindeki belirleyici etkisi hakkında&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_6FD607-A9D8A9-38352B-32B09B-110F53-CA2D38.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, Otizm Spektrum Bozukluğu&#39;nun nedenleri, erken belirtileri, tanı süreci, doğru tedavi yaklaşımı ve erken eğitimin bireyin yaşam kalitesi üzerindeki belirleyici etkisi hakkında açıklamalarda bulundu.&nbsp;Otizmin en önemli nedeni genetik yatkınlık!Otizm Spektrum Bozukluğu'nun bireyin sosyal etkileşim ve iletişim becerilerinde farklılıklarla birlikte, sınırlı ilgi alanları ve tekrarlayıcı davranışlarla karakterize edilen nörogelişimsel bir durum olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, "Spektrum olarak tanımlanmasının nedeni ise belirtilerin ve etkilenme düzeyinin her bireyde farklı şekillerde ortaya çıkabilmesidir." dedi.Günümüzde yapılan bilimsel çalışmaların, otizmin ortaya çıkmasında en önemli etkenin genetik yatkınlık olduğunu gösterdiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Luş, "Genetik faktörlerin yanı sıra bazı çevresel etkenlerin de riski artırabileceği düşünülüyor. Bunlar arasında özellikle ileri baba yaşı ve buna bağlı olarak ileri anne yaşı öne çıkıyor. Geçmişte öne sürülen 'buzdolabı anne' olarak bilinen, ebeveyn ilgisizliğinin otizme neden olduğu görüşü ise bilimsel olarak geçerliliğini yitirdi. Benzer şekilde aşıların ya da ilaçların otizme neden olduğuna dair iddiaları destekleyen güvenilir bilimsel kanıt bulunmuyor." şeklinde konuştu.Otizmin ilk belirtileri yaşamın ilk yıllarında sosyal etkileşimde ortaya çıkıyor!Otizmin ilk belirtilerinin çoğunlukla yaşamın ilk yıllarında sosyal etkileşim alanında ortaya çıktığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, şunları söyledi:"Yaklaşık 1-1,5 yaş döneminde çocuk, bakım veren kişiyle beklenen düzeyde iletişim kurmayabilir. Erken dönemde dikkat edilmesi gereken belirtiler arasında; ismi söylendiğinde dönüp bakmaması, göz teması kurmaması, gülümsemeye karşılık vermemesi, bakım veren kişiyle etkileşim kurmakta isteksiz olması, yaklaşık 8-10 aylık dönemde beklenen 'ce-ee' gibi karşılıklı oyunlara ilgi göstermemesi bulunabilir.Dil gelişimindeki gecikmeler de önemli uyarı işaretlerindendir. Bir yaş civarında anlamlı sözcüklerin başlamaması, iki yaşına gelindiğinde ise iki kelimelik anlamlı cümlelerin kurulamaması uzman değerlendirmesi gerektiren gelişimsel belirtiler arasında yer alır."Konuşma geç başlasa da doğru eğitim ve dil terapisiyle önemli gelişmeler sağlanabilir!Konuşma becerisinin otizmli bireylerde farklı düzeylerde gelişebileceğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Luş, "Dil gelişiminin erken başlaması, iletişim becerilerinin ilerlemesini kolaylaştırır. İleri yaşlarda hâlâ konuşma gelişmemiş çocuklarda süreç daha zor olsa da, uygun eğitim programları ile dil ve konuşma terapisi sayesinde önemli gelişmeler sağlanabilir." dedi.Dr. Öğr. Üyesi Luş, her çocuğun gelişim hızı ve potansiyeli farklı olduğundan, ailelerin erken dönemde uzman değerlendirmesine başvurarak bireysel eğitim planı oluşturmasının büyük önem taşıdığını ifade etti.Otizm, tek başına zihinsel yetersizlik anlamına gelmez!Otizm ile zekâ arasında doğrudan bir ilişki bulunmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Luş, "Otizm temel olarak sosyal iletişim alanını etkileyen nörogelişimsel bir durumdur ve tek başına zihinsel yetersizlik anlamına gelmez." dedi.Otizmli bireylerin zekâ düzeylerinin çok farklı olabileceğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Luş, "Bazı bireyler üstün bilişsel becerilere sahipken, bazılarında zihinsel gelişim geriliği de tabloya eşlik edebilir. Bu nedenle her otizmli bireyin bilişsel özellikleri ayrı ayrı değerlendirilmeli." diye konuştu.Otizm, Down sendromunda olduğu gibi belirli bir genin varlığıyla teşhis edilen bir hastalık değil!Otizmin genetik temeli güçlü olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, şöyle devam etti:"İkiz çalışmaları ve aynı ailede birden fazla otizmli bireyin görülebilmesi bu ilişkiyi destekliyor. Günümüzde bazı genetik tarama testleri uygulanabiliyor. Ancak önemli bir noktanın altını çizmek gerekir; genetik testler tek başına otizm tanısı koydurmaz. Otizm, Down sendromunda olduğu gibi belirli bir genin varlığıyla teşhis edilen bir hastalık değildir. Tanı hâlen çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanlarının yaptığı ayrıntılı klinik değerlendirme sonucunda konulur."&nbsp;Otizm için bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış temel yaklaşım eğitim!&nbsp;Otizmli çocukların ileride bağımsız yaşayıp yaşayamayacaklarına değinen Dr. Öğr. Üyesi Luş, "Bu konunun tek bir cevabı yok. Bağımsız yaşam becerileri; otizmin şiddetine, bireyin bilişsel özelliklerine ve aldığı eğitimin niteliğine göre değişiklik gösterir." dedi.Dr. Öğr. Üyesi Luş, "Erken tanı alan, düzenli ve nitelikli eğitim gören, hafif düzeyde otizm spektrum bozukluğu bulunan bireylerin ilerleyen yaşlarda bağımsız yaşamalarını, eğitim hayatına devam etmelerini ve çalışma yaşamına katılmalarını sağlayacak becerileri kazanmaları mümkündür. Eğitimin temel amacı da bireyin günlük yaşam, sosyal iletişim ve bağımsızlık becerilerini en üst düzeye çıkarmaktır. Otizm için bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış temel yaklaşım eğitimdir. Bu nedenle çocuğun yalnızca bir özel eğitim kurumuna devam etmesi değil, aldığı eğitimin niteliği büyük önem taşır. Çocuğun bireysel ihtiyaçlarına uygun planlanmış, bilimsel temelli ve düzenli uygulanan eğitim programları, sosyal iletişim becerilerinin gelişmesine ve yaşam kalitesinin artmasına önemli katkı sağlar." açıklamasını yaptı.Doğru bilgiye ulaşılması, ailelerin yaşadığı belirsizlik ve kaygının azalmasına yardımcı olur!Otizm şüphesi oluştuğunda ailelerin ilk yapması gerekenin, alanında deneyimli bir uzmandan doğru değerlendirme ve tanı almak olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, sözlerini şöyle tamamladı:"Doğru bilgiye ulaşılması, ailelerin yaşadığı belirsizlik ve kaygının azalmasına yardımcı olur. Tanının ardından çocuğun ihtiyaçlarına uygun eğitim planının oluşturulması, gerekli terapilerin başlatılması ve aileye rehberlik edilmesi sürecin en önemli basamaklarını oluşturur. Otizm tanısı alan ergenlerde de durumun uygun şekilde açıklanması ve bireyin kendi farklılığını anlaması, psikolojik uyum açısından olumlu katkılar sağlayabilir."]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 17 Jul 2026 12:47:45 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Planlı beslenme kanser hastalarının yaşam kalitesini artırıyor!]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/planli-beslenme-kanser-hastalarinin-yasam-kalitesini-artiriyor-929/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/planli-beslenme-kanser-hastalarinin-yasam-kalitesini-artiriyor-929/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_D07275-F95FCB-30DD62-55AF4A-A6D06A-DE9A86.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Bu süreçte uygulanan cerrahi, kemoterapi, radyoterapi, immünoterapi ve hedefe yönelik tedaviler hastalığın kontrol altına alınmasını amaçlarken, beslenme de tedavinin en önemli destekleyici unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Doğru planlanmış beslenme programı; hastanın vücut&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_D07275-F95FCB-30DD62-55AF4A-A6D06A-DE9A86.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Bu süreçte uygulanan cerrahi, kemoterapi, radyoterapi, immünoterapi ve hedefe yönelik tedaviler hastalığın kontrol altına alınmasını amaçlarken, beslenme de tedavinin en önemli destekleyici unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Doğru planlanmış beslenme programı; hastanın vücut ağırlığını ve kas kütlesini korumasına, tedaviye uyumunun artmasına, yan etkilerin hafiflemesine ve yaşam kalitesinin yükselmesine katkı sağlıyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Uz. Dyt. Nilay Güler, kanser hastalarında doğru beslenme yaklaşımının önemine dikkat çekti.Kanserde tek tip beslenme modeli tercih edilmemeliOnkoloji hastalarında herkes için geçerli tek bir beslenme modeli bulunmamaktadır. Her hastanın yaşı, kanserin türü ve evresi, uygulanan tedavi yöntemi, laboratuvar değerleri ve mevcut beslenme durumu ayrı ayrı değerlendirilerek kişiye özel bir beslenme programı hazırlanmalıdır.&nbsp;Dengeli ve yeterli beslenme tedavinin temelini oluşturuyorKanser ve tedavi süreci, vücudun enerji ve protein ihtiyacını artırabilir. Buna ek olarak iştahsızlık, bulantı, kusma, tat ve koku değişiklikleri, ağız yaraları, yutma güçlüğü ve bağırsak problemleri nedeniyle yeterli besin alımı zorlaşabilir. Bu durum zamanla istemsiz kilo kaybına, kas erimesine (sarkopeni), bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve tedaviye toleransın azalmasına yol açabilir. Bu nedenle erken dönemde başlanan beslenme desteği, bu olumsuzlukların önlenmesinde kritik rol oynar. Kanser hastaları için özel bir "mucize diyet" bulunmamakla birlikte, tüm besin gruplarını içeren dengeli bir beslenme planı büyük önem taşır.&nbsp;Yeterli enerji alımı sağlanmalıdırProtein açısından zengin besinler (yumurta, süt ve süt ürünleri, et, tavuk, balık, kuru baklagiller) düzenli tüketilmelidir. Sebze ve meyve tüketimi ihmal edilmemelidir. Tam tahıllar ve lif açısından zengin besinler tercih edilmelidir. Zeytinyağı, ceviz, badem, fındık, avokado ve yağlı balıklar gibi sağlıklı yağ kaynakları yeterli miktarda alınmalıdır. Günlük sıvı ihtiyacı karşılanmalıdır. Alkol ve sigaradan uzak durulmalıdır. Tedavi sürecinde görülen yan etkilere yönelik beslenme önerileri bu şekilde planlanmalı;&nbsp;•	İştahsızlık: Az ve sık öğünler tercih edilmelidir. Ana öğünler atlanmamalı, ara öğünlerle desteklenmelidir. Enerji ve protein içeriği yüksek gıdalar seçilmelidir. Sıvı tüketimi yemeklerle aynı anda değil, öğün aralarında yapılmalıdır.&nbsp;&nbsp;•	Bulantı ve kusma: Yağlı ve ağır kokulu yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Galeta ve kraker gibi kuru gıdalar bulantıyı azaltabilir. Küçük porsiyonlarla ve yavaş yemek tüketilmelidir.&nbsp;•	Ağız yaraları ve yutma güçlüğü: Ilık veya soğuk, yumuşak gıdalar tercih edilmelidir. Yoğurt, çorba, püre ve smoothie gibi besinler tüketilebilir. Baharatlı, asitli, çok sıcak ve sert yiyeceklerden kaçınılmalıdır.&nbsp;•	İshal: Sıvı alımı artırılmalıdır. Muz, pirinç, patates ve yoğurt gibi kolay sindirilen besinler tercih edilmelidir. Yağlı ve aşırı lifli gıdalar geçici olarak sınırlandırılmalıdır.•	Kabızlık: Günlük sıvı tüketimi artırılmalıdır. Sebze, meyve ve tam tahıllar düzenli olarak tüketilmelidir. Uygun hastalarda fiziksel aktivite bağırsak hareketlerini destekleyebilir. Takviye ürünler bilinçsiz kullanılmamalı.&nbsp;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 17 Jul 2026 11:59:47 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Menopoz döneminde kadın sağlığının gizli kahramanı]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/menopoz-doneminde-kadin-sagliginin-gizli-kahramani-9446/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/menopoz-doneminde-kadin-sagliginin-gizli-kahramani-9446/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5FEFE6-F4E4F9-89358F-DF1CAB-A83992-D4BBF0.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Menopoz dönemi, kadın vücudunda hormonal değişimlerle birlikte cilt, kas-iskelet sistemi ve kemik dokusunda yaşa bağlı değişimlerin hızlandığı bir süreç olarak öne çıkıyor. Östrojen seviyelerindeki düşüş, kolajen üretimini destekleyen mekanizmaların zayıflamasına sebep olurken&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5FEFE6-F4E4F9-89358F-DF1CAB-A83992-D4BBF0.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Menopoz dönemi, kadın vücudunda hormonal değişimlerle birlikte cilt, kas-iskelet sistemi ve kemik dokusunda yaşa bağlı değişimlerin hızlandığı bir süreç olarak öne çıkıyor. Östrojen seviyelerindeki düşüş, kolajen üretimini destekleyen mekanizmaların zayıflamasına sebep olurken bu durum cilt elastikiyetinin azalması, eklem rahatsızlıkları ve kemik sağlığında değişiklikler gibi birçok alanda etkisini gösterebiliyor.Menopoz sonrası dönemde kolajen miktarında azalma görülebiliyorMenopoz sürecindeki hormonal dalgalanmaların en somut etkilerinin cilt ve dokularda görüldüğünü belirten Orzax Medikal Grup Müdürü Dr. Göktuğ Göktaş şunları söylüyor:&nbsp;"Araştırmalara göre kadınlar, menopozdan sonraki ilk beş yıl içinde cilt kolajenlerinin yüzde 30&#39;una yakınını kaybedebiliyor. Ardından gelen her yıl için de yaklaşık yüzde 2&#39;lik bir kayıp daha yaşanabiliyor. Östrojen seviyesinin düşmesiyle birlikte kolajen sentezini destekleyen mekanizmalar zayıflıyor. Bu durum menopoz döneminde cilt, eklem ve kemiklerde gözlenen ani değişimleri de açıklıyor."&nbsp;Menopoz sonrası dönemde kolajen peptitlerine ilişkin bilimsel bulgularKolajen takviyelerinin klinik olarak en fazla araştırıldığı alanların başında cilt sağlığı geliyor. Hidrolize kolajen üzerine yürütülen bazı klinik çalışmalarda cilt nemi ve elastikiyetine ilişkin olumlu bulgular raporlandığını belirten Dr. Göktuğ Göktaş, menopoz döneminde eklem sağlığına yönelik araştırmaların dikkat çekici sonuçlar ortaya koyduğunu ifade ediyor ve şunlara dikkat çekiyor:&nbsp;"Normal şartlarda östrojen hormonu eklem dokusunun korunmasına yardımcı oluyor. Ancak östrojen seviyelerinin düşmesiyle birlikte iltihaplanma artabilirken bu durum eklem dokusunda yapısal değişikliklere yol açabiliyor. Kolajen peptitleri üzerine yürütülen bazı klinik çalışmalardaysa, kireçlenme bulunan bireylerde ağrı, fiziksel fonksiyon ve yaşam kalitesi gibi klinik parametrelerde olumlu bulgular bildiriliyor."Menopozla birlikte östrojen seviyelerinin düşmesi, kemik kaybını hızlandırabiliyor. Bu nedenle kolajen peptitleri, menopoz sonrası kemik sağlığını desteklemeye yönelik araştırılan beslenme yaklaşımları arasında yer alıyor. Dr. Göktaş, "Bilimsel çalışmalarda, günde 5 gram kolajen peptidi kullanan menopoz sonrası kadınların bel omurgası ve kalça bölgesindeki kemik mineral yoğunluğuna ilişkin bazı ölçümlerde plaseboya kıyasla olumlu bulgular bildirildiğini ve bu sonuçların dört yıl süren takip araştırmasında da izlenmeye devam edildiğinin aktarıldığını" söylüyor.&nbsp;Hormonal dalgalanmaların bir diğer yansıması olan saç incelmesi ve kırılgan tırnaklar konusunda da dikkat çekici veriler olduğunu söyleyen Dr. Göktuğ Göktaş, "Klinik araştırmalarda, 24 hafta boyunca günlük kolajen peptidi kullanan katılımcılarda tırnak büyümesi ve kırılganlığına ilişkin olumlu sonuçlar bildirildiğini, ayrıca bazı çalışmalarda kolajen peptitlerinin C vitamini, silika veya resveratrol gibi bileşenlerle birlikte değerlendirildiğini, ayrıca saç kalınlığı ve tırnak yapısına ilişkin olumlu bulguların raporlandığını " ifade ediyor.&nbsp;Kronik rahatsızlığı olanlar doktora danışmalıOrzax Medikal Grup Müdürü Dr. Göktuğ Göktaş, "Kolajen takviyelerinin dengeli ve çeşitli beslenmenin yerine geçmediğini, özellikle kronik hastalığı bulunan bireylerde kullanım kararının mutlaka hekim değerlendirmesiyle verilmesi gerektiğini "de vurgulayarak şu önerilerde bulunuyor:&nbsp;"Takviye kullanımında genel güvenlik ilkeleri her zaman göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle böbrek taşı, karaciğer rahatsızlığı gibi sağlık sorunları bulunan kişilerin kolajen takviyesi kullanmadan önce mutlaka doktorlarına danışmaları önerilir."1.	Dermatology Practical &amp; Conceptual, &#34;Collagen Supplements for Aging and Wrinkles&#34;, Dermatology Practical &amp; Conceptual, 20222.	Journal of Cosmetic Dermatology, &#34;Managing Menopausal Skin Changes: A Narrative Review of Skin Quality Changes&#34;, Journal of Cosmetic Dermatology, 20253.	Nutrients, &#34;Effects of Oral Collagen for Skin Anti-Aging: A Systematic Review and Meta-Analysis&#34;, Nutrients, 20234.	Journal of Orthopaedic Surgery and Research, &#34;Analgesic efficacy of collagen peptide in knee osteoarthritis: a meta-analysis of randomized controlled trials&#34;, Journal of Orthopaedic Surgery and Research, 20235.	Clinical and Experimental Rheumatology, &#34;Effect of collagen supplementation on knee osteoarthritis: an updated systematic review and meta-analysis of randomised controlled trials&#34;, Clinical and Experimental Rheumatology, 20256.	Nutrients, &#34;Specific Collagen Peptides Improve Bone Mineral Density and Bone Markers in Postmenopausal Women &mdash; A Randomized Controlled Study&#34;, Nutrients, 20187.	Journal of Bone Metabolism, &#34;Specific Bioactive Collagen Peptides in Osteopenia and Osteoporosis: Long-Term Observation in Postmenopausal Women&#34;, Journal of Bone Metabolism, 20218.	Journal of Cosmetic Dermatology, &#34;Oral supplementation with specific bioactive collagen peptides improves nail growth and reduces symptoms of brittle nails&#34;, Journal of Cosmetic Dermatology, 20179.	Frontiers in Nutrition, &#34;Collagen supplementation and regenerative health: advances in biomarker detection and smart material integration&#34;, Frontiers in Nutrition, 202510.	Polymers, &#34;A Review of the Effects of Collagen Treatment in Clinical Studies&#34;, Polymers, 202111.	Shoulders MD, Raines RT. Collagen structure and stability. Annu Rev Biochem. 2009;78:929-958.&nbsp;12.	Yazaki M, Rao S, Xie C, et al. Oral ingestion of collagen hydrolysate leads to the transport of highly concentrated Pro-Hyp and Gly-Pro-Hyp in human blood. J Agric Food Chem. 2017;65(11):2315-2322.&nbsp;13.	de Miranda RB, Weimer P, Rossi RC. Effects of hydrolyzed collagen supplementation on skin aging: a systematic review and meta-analysis. Int J Dermatol. 2021;60(12):1449-1461.14.	Dermatology and Therapy, &#34;Efficacy and Safety of Topical or Oral Hydrolyzed Collagen in Women with Dermatoporosis: A Randomized, Double-Blind, Factorial Design Study&#34;, Dermatology and Therapy, 202315.	National Institutes of Health, &#34;Dietary Supplements: What You Need to Know&#34;, National Institutes of Health, 2023]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 16 Jul 2026 08:26:06 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Abdi İbrahimde üst düzey atama]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahimde-ust-duzey-atama-3819/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahimde-ust-duzey-atama-3819/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_8DCAB3-50C15C-4F121B-3D6AF6-AED19E-948D40.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />2009 yılında Abdi İbrahim&#39;e katılan, 2014 yılından bu yana ise kariyerini Abdi İbrahim Otsuka&#39;da sürdüren Zeynep Alptekin Basa; ürün yönetimi, pazarlama ve satış alanlarında üstlendiği liderlik rolleriyle 17 yıllık deneyimini Genel Müdürlük görevine taşıyor.İstanbul&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_8DCAB3-50C15C-4F121B-3D6AF6-AED19E-948D40.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />2009 yılında Abdi İbrahim&#39;e katılan, 2014 yılından bu yana ise kariyerini Abdi İbrahim Otsuka&#39;da sürdüren Zeynep Alptekin Basa; ürün yönetimi, pazarlama ve satış alanlarında üstlendiği liderlik rolleriyle 17 yıllık deneyimini Genel Müdürlük görevine taşıyor.İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü&#39;nden mezun olan Zeynep Alptekin Basa, Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü&#39;nde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Profesyonel kariyerine 2005 yılında Draeger&#39;de başlayan Basa, 2009 yılında Kıdemli Ürün Müdürü olarak Abdi İbrahim&#39;e katıldı. Ardından 2014 yılında Abdi İbrahim Otsuka bünyesine geçen Basa, Kıdemli Ürün Müdürü, Merkezi Sinir Sistemi (CNS) ve Kardiyovasküler Sistem (CVS) Pazarlama Müdürü ile CNS Grup Müdürü rollerini üstlendi; son dört buçuk yıldır ise Pazarlama ve Satış Direktörü olarak görev yapıyordu.Yeni görevinde Zeynep Alptekin Basa, Abdi İbrahim Otsuka&#39;nın stratejik önceliklerine yön verirken şirketin sürdürülebilir büyüme vizyonunu ve hasta odaklı yaklaşımını ileriye taşımaya liderlik edecek.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 15 Jul 2026 11:09:41 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hem kapsamı genişletti hem bekleme süresini azalttı]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/hem-kapsami-genisletti-hem-bekleme-suresini-azaltti-826/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/hem-kapsami-genisletti-hem-bekleme-suresini-azaltti-826/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_1380E4-C8A354-C5C398-3EFED5-1D7942-B8717A.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Sağlık sigortasında bekleme süreleri, poliçe tercihinde belirleyici unsurlar arasında yer alıyor. Türkiye Sigorta Birliği verileri esas alınarak hazırlanan karşılaştırmaya göre sektörde birçok sağlık sigortası ürününde doğum teminatı ve bazı sağlık hizmetleri için 5-6 aya&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_1380E4-C8A354-C5C398-3EFED5-1D7942-B8717A.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Sağlık sigortasında bekleme süreleri, poliçe tercihinde belirleyici unsurlar arasında yer alıyor. Türkiye Sigorta Birliği verileri esas alınarak hazırlanan karşılaştırmaya göre sektörde birçok sağlık sigortası ürününde doğum teminatı ve bazı sağlık hizmetleri için 5-6 aya varan bekleme süreleri uygulanırken, Katılım Sağlık tamamlayıcı ve özel sağlık sigortasında bu süreyi 3 ay olarak uyguluyor. TSB verilerine göre sağlık branşında ilk 10 şirket arasında yer alan Katılım Sağlık, bekleme süresini kısaltan uygulamalarının yanı sıra ürün kapsamını genişleten özellikleriyle de öne çıkıyor.Tamamlayıcı sağlıkta 69 yaşa kadar ilk girişSektörün öncü ve yenilikçi markası Katılım Sağlık&#39;ın tamamlayıcı sağlık sigortasında ilk kez sigortalı olacak kişiler için üst yaş sınırı 69 olarak uygulanıyor. Böylece sağlık güvencesine daha ileri yaşlarda erişmek isteyenler için de sisteme katılım imkânı sunuluyor. Doğum teminatında da 3 aylık bekleme süresi uygulanırken, özel sağlık sigortasında da aynı süre esas alınıyor. Bekleme süresinin kısaltılması, sağlık hizmetlerinden daha kısa sürede yararlanma beklentisine yanıt veren uygulamalar arasında gösteriliyor. Katılım Sağlık ürünlerinde ayakta ve yatarak tedavi teminatlarının yanı sıra online doktor hizmeti ve çeşitli asistans hizmetleri de poliçe kapsamında sunuluyor. Seyahat sağlık sigortasında ise pandemi ve vize reddi teminatlarının aynı poliçede yer alması, değişen seyahat ihtiyaçlarına yönelik ek güvence sağlıyor.Gençlerin Sağlık Sigortasına Erişimi KolaylaşıyorKatılım Sağlık, Bireysel Tamamlayıcı Sağlık Sigortası (TSS) ve Bireysel Özel Sağlık Sigortası (ÖSS) ürünlerinde genç sigortalıları desteklemek amacıyla &#34;Genç Kampanyası&#34;nı hayata geçirdi. 1 Temmuz 2026 itibarıyla başlayan kampanya, sağlık sigortasının genç nüfus arasında daha erişilebilir hale gelmesini hedefliyor. Kampanya kapsamında, 6-30 yaş aralığındaki sigortalıların yeni başvurularında geçerli olmak üzere primlerde %15 indirim uygulanacak. İndirim; TSS ve ÖSS ürün ailesindeki tüm tarifeli planları kapsarken, bazı proje bazlı ürünler ve özel planlar bu uygulamanın dışında tutuluyor. 30 Eylül 2026 tarihine kadar geçerli olacak kampanya yalnızca yeni iş poliçelerinde uygulanacak.&nbsp;Geniş ürün yelpazesiyle farklı sağlık ihtiyaçlarına çözümKatılım Sağlık, farklı ihtiyaçlara hitap eden ürün yapısıyla tamamlayıcı sağlık, özel sağlık, seyahat sağlık ve komplikasyon sigortası gibi farklı alanlarda güvence sunuyor. Türkiye genelindeki 2 bin 630 anlaşmalı sağlık kuruluşlarından oluşan yaygın hizmet ağı ve online doktor hizmetleriyle sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırıyor, ürün kapsamını kullanıcı beklentileri doğrultusunda geliştirmeyi sürdürüyor. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Katılım Emeklilik Genel Müdürü Ayhan Sincek, sağlık sigortasında kullanıcı beklentilerinin son yıllarda önemli ölçüde değiştiğini belirterek şunları söyledi: &#34;Sigortalılar artık yalnızca geniş teminatları değil, sağlık güvencesine ne kadar kısa sürede erişebileceklerini de dikkate alıyor. Ürünlerimizi bu değişen beklentileri gözeterek geliştiriyoruz. Bekleme sürelerini kısaltan uygulamalarımız, genişleyen teminat yapımız ve dijital sağlık hizmetlerimiz bu yaklaşımın bir sonucu. Sağlık sigortalarının yanında hayat sigortalarımızla da müşterilerimizin yaşam döngüsü boyunca ihtiyaç duyabileceği farklı güvence çözümlerini bir araya getiriyoruz."]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 14 Jul 2026 12:08:54 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yaz sıcaklarında yetersiz su tüketimi böbreklerinizi yıpratmasın]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yaz-sicaklarinda-yetersiz-su-tuketimi-bobreklerinizi-yipratmasin-8747/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yaz-sicaklarinda-yetersiz-su-tuketimi-bobreklerinizi-yipratmasin-8747/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_367FC6-CC3E41-996998-8CBBDE-94718D-DBE285.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Özellikle aşırı terlemeye bağlı gelişen sıvı kaybı, böbreklerin çalışma düzenini bozarak böbrek taşı ve akut böbrek hasarı riskini artırabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Nefroloji Bölümü&#39;nden Doç. Dr. Ali Bakan, yaz aylarında yeterli sıvı tüketiminin böbrek sağlığını&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_367FC6-CC3E41-996998-8CBBDE-94718D-DBE285.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Özellikle aşırı terlemeye bağlı gelişen sıvı kaybı, böbreklerin çalışma düzenini bozarak böbrek taşı ve akut böbrek hasarı riskini artırabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Nefroloji Bölümü&#39;nden Doç. Dr. Ali Bakan, yaz aylarında yeterli sıvı tüketiminin böbrek sağlığını korumadaki kritik rolüne dikkat çekerek, alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.Sıcak hava böbrekleri nasıl etkiliyor?Yaz aylarında vücut sıcaklığını dengelemek için deri damarları genişleyerek terleme artmaktadır. Terleme ile birlikte su ve elektrolit kaybı yaşanmaktadır. Kaybedilen sıvının yeterince yerine konulmaması ise vücuttaki sıvı hacmini azaltmaktadır. Bu durum böbreklere ulaşan kan akımını düşürürken idrar miktarının azalmasına neden olmaktadır. Sonuç olarak böbreklerin filtreleme sistemi daha fazla çalışmak zorunda kalıyor ve özellikle sıcak havalarda böbrek taşı ile akut böbrek hasarı riski belirgin şekilde artmaktadır.&nbsp;En büyük risk fark edilmeyen sıvı kaybıYaz aylarında böbrekleri tehdit eden en önemli etken sıcak hava değil, fark edilmeden gelişen sıvı kaybıdır. Böbrek sağlığını korumak için herkese uygun tek bir su tüketim miktarı bulunmaz Günlük sıvı ihtiyacı; yaş, vücut ağırlığı, fiziksel aktivite düzeyi, iklim koşulları ve mevcut hastalıklara göre değişiklik gösterebilir. Sağlıklı bireylerde günlük sıvı tüketiminin kilogram başına yaklaşık 30-35 mililitre olması önerilir. Yaklaşık 70 kilogram ağırlığındaki bir kişi için bu miktar ortalama 2-2,5 litreye karşılık gelir. Ancak yaz aylarında, yoğun egzersiz yapanlarda ve aşırı terleyen kişilerde sıvı ihtiyacı daha da artar.İdrar rengi böbrekleriniz hakkında ipucu veriyorYeterli su tüketilip tüketilmediğini anlamanın en pratik yollarından biri idrar rengini takip etmektir. Açık saman sarısı idrar genellikle yeterli sıvı alımını gösterirken, koyu sarı veya kehribar renk sıvı ihtiyacının arttığını düşündürür. Günlük idrar miktarında belirgin azalma da böbreklerin susuz kaldığını gösteren önemli bulgular arasında yer alır. Ancak bazı ilaçlar ve vitaminlerin de idrar rengini değiştirebileceği unutulmamalıdır.Böbrek taşı ve idrar yolu enfeksiyonlarına dikkatSıvı kaybı nedeniyle yoğunlaşan idrar, böbrek taşı oluşumuna neden olan minerallerin kristalleşmesini kolaylaştırabilir. Daha önce böbrek taşı öyküsü bulunanlar, diyabet ve obezite hastaları, ailesinde böbrek taşı öyküsü olanlar, gut hastaları ile hiperparatiroidizm, hiperürisemi ve malabsorpsiyon sendromu bulunan kişiler daha yüksek risk altında bulunur. Yaz aylarında sık görülen idrar yolu enfeksiyonları da ihmal edilmemeli. Tedavi edilmeyen enfeksiyonlar böbreklere ilerleyerek akut piyelonefrite neden olabilir.&nbsp;Gazlı içecekler suyun yerini tutmuyorSoğuk içeceklerin böbreklere zarar verdiği düşüncesi doğru değildir. Önemli olan içeceğin sıcaklığı değil, içeriğidir. Böbrek sağlığı için en doğru tercih her zaman sudur. Şekersiz maden suyu uygun miktarlarda tüketilebilir. Gazlı ve şekerli içecekler ise yüksek miktarda şeker, fruktoz, fosforik asit, sodyum ve kafein içerir. Yüksek fruktoz tüketimi ürik asit düzeyini artırırken idrarla kalsiyum atılımını yükselterek idrar sitratını azaltabilir. Bu değişiklikler böbrek taşı oluşumunu kolaylaştırırken uzun vadede obezite, diyabet, hipertansiyon ve kronik böbrek hastalığı riskini de artırabilir. Özellikle enerji içecekleri sıcak havalarda yoğun fiziksel aktivite sırasında tüketildiğinde sıvı ve elektrolit dengesini bozarak böbrekler üzerinde ek yük oluşturabilir.Yaz meyveleri faydalı ama ölçülü tüketilmeliKarpuz ve kavun gibi su oranı yüksek meyveler sağlıklı bireylerde sıvı alımına katkı sağlayabilir. Ancak bu besinler suyun yerine geçmez. Diyabet ve kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerin bu meyveleri kontrollü tüketmesi gerekir. Özellikle kavunun yüksek potasyum içerdiği unutulmamalıdır. Hipertansiyon ve diyabet kronik böbrek hastalığının en sık görülen nedenleri arasında yer alır. Yaz aylarında gelişen sıvı kaybı bu hasta grubunda akut böbrek hasarı riskini daha da artırabilir.Tatilde böbreklerinizi ihmal etmeyinDeniz, havuz ve uzun yolculuklarda düzenli su tüketimi ihmal edilmemeli, uzun süre idrar tutulmamalı ve aşırı güneş altında kalınmamalıdır. Böbrek sağlığını korumak için yeterli sıvı tüketiminin yanı sıra tansiyon ve kan şekeri kontrolü, tuz tüketiminin sınırlandırılması ve ilaçların düzenli kullanılması da büyük önem taşır. Özellikle böbrek taşı, diyabet, hipertansiyon ve kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerin yaz aylarında sıvı tüketimine daha fazla özen göstermesi gerekir. Böbrek sağlığını korumak için normal düzeyde kalsiyum tüketilmeli, aşırı oksalat içeren besinlerden kaçınılmalı, kırmızı ve işlenmiş et tüketimi sınırlandırılmalı, meyve ve sebze ağırlıklı beslenilmeli, şekerli ve gazlı içecekler azaltılmalıdır. Özellikle kalsiyum oksalat taşı bulunan kişilerin ıspanak, pazı, pancar yaprağı, kakao, çikolata, badem gibi kuruyemişler ve aşırı siyah çay tüketimine dikkat etmesi önerilmektedir.&nbsp;&nbsp;Bu belirtileri hafife almayınYaz aylarında aşağıdaki belirtilerin görülmesi durumunda vakit kaybetmeden bir nefroloji uzmanına başvurulması gerekir. Özellikle diyabet, hipertansiyon veya kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerde bu bulgular kalıcı böbrek hasarının habercisi olabilir.•	İdrar miktarında belirgin azalma•	İdrarda kan görülmesi•	Yüksek ateş ve yan ağrısı•	Ani gelişen ödem•	Kontrol altına alınamayan tansiyon yüksekliği]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 14 Jul 2026 09:42:21 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Daviva'dan 1 milyar TL'lik sağlık hamlesi]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/davivadan-1-milyar-tllik-saglik-hamlesi-9981/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/davivadan-1-milyar-tllik-saglik-hamlesi-9981/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B711A1-289B9B-A98203-630665-038C9B-472E87.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Diyaliz ve ilaç sektöründe faaliyet gösteren Daviva Şirketler Topluluğu, sağlık yatırımlarını özel hastanecilik alanına taşıdı. Daviva Sağlık Grubu çatısı altında kurulan Daviva Avcılar Hastanesi, yaklaşık 12 bin 500 metrekare kapalı alanı, 203 yatak kapasitesi ve 1 milyar&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B711A1-289B9B-A98203-630665-038C9B-472E87.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Diyaliz ve ilaç sektöründe faaliyet gösteren Daviva Şirketler Topluluğu, sağlık yatırımlarını özel hastanecilik alanına taşıdı. Daviva Sağlık Grubu çatısı altında kurulan Daviva Avcılar Hastanesi, yaklaşık 12 bin 500 metrekare kapalı alanı, 203 yatak kapasitesi ve 1 milyar TL&#39;yi aşan yatırım büyüklüğüyle İstanbul Avcılar&#39;da kapılarını açmaya hazırlanıyor.Şirket, yeni yatırımıyla yalnızca hastane işletmeciliğine değil, ileri teknolojiye dayalı entegre sağlık hizmetlerine odaklanan bir model oluşturmayı hedefliyor.61 yoğun bakım yatağı, 11 ameliyathaneDaviva Avcılar Hastanesi, farklı branşlarda tanı ve tedavi hizmeti sunacak şekilde planlandı. Hastanede 27 erişkin, 22 yenidoğan, 7 koroner ve 5 kalp-damar cerrahisi olmak üzere toplam 61 yoğun bakım yatağı bulunuyor. Ayrıca toplam 11 ameliyathane ve cerrahi müdahale odası ile yüksek kapasitede sağlık hizmeti verilmesi amaçlanıyor.Robotik cerrahi ve yapay zekâ altyapısıHastanede genel cerrahi, üroloji ve kadın sağlığı operasyonlarında kullanılacak robotik cerrahi merkezi, robotik ortopedi cerrahisi, hibrit ameliyathane ve ileri görüntüleme sistemleri yer alıyor. Şirket ayrıca, tanı ve tedavi süreçlerinde hız ve doğruluğu artırmayı hedefleyen yapay zekâ destekli uygulamalar için gerekli teknolojik altyapının oluşturulduğunu açıkladı.Daviva Şirketler Topluluğu Yönetim Kurulu Başkan Vekili Fuat Akın, hastanenin teknoloji odaklı bir yaklaşımla tasarlandığını belirterek, &#34;Hastanemizi planlarken önceliğimiz güçlü bir teknolojik altyapı oluşturmak oldu. Gelişmiş görüntüleme sistemleri, modern yoğun bakım üniteleri ve dijital sağlık çözümleriyle geleceğin sağlık hizmetlerine uygun bir merkez kurduk. Bu yatırımın hem sağlık sektörüne hem de Türkiye&#39;nin uluslararası rekabet gücüne katkı sağlayacağına inanıyoruz&#34; dedi.550 kişilik uzman kadro görev yapacakYaklaşık 550 sağlık profesyonelinden oluşan kadrosuyla hizmet verecek hastane, hasta güvenliği, etik değerler ve multidisipliner sağlık hizmeti anlayışıyla faaliyet gösterecek.Daviva Sağlık Grubu Genel Müdürü Dr. Tarkan Dizdar, hasta deneyimini merkeze alan bir sağlık modeli oluşturduklarını belirterek, &#34;Deneyimli hekim kadromuz ve güçlü sağlık altyapımızla yalnızca tedavi sunmayı değil, erişilebilir ve güvenilir sağlık hizmeti vermeyi amaçlıyoruz. Hastalarımızın kendilerini güvende hissedeceği bütüncül bir sağlık deneyimi sunacağız&#34; ifadelerini kullandı.Hedef entegre sağlık ekosistemiDaviva Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Yavuz ise grubun 2008 yılında diyaliz alanında başlayan yolculuğunu ilaç ve hastane yatırımlarıyla genişlettiklerini belirterek, sağlık sektöründe birbirini tamamlayan hizmet alanlarını tek çatı altında buluşturmayı hedeflediklerini söyledi.Yavuz, &#34;Amacımız yalnızca yeni yatırımlar yapmak değil, sürdürülebilir ve entegre bir sağlık ekosistemi oluşturmak. Daviva Avcılar Hastanesi bu vizyonumuzun önemli yapı taşlarından biri olacak. Çorlu&#39;daki yeni hastane yatırımımızla birlikte kaliteli sağlık hizmetine erişimi daha da artırmayı planlıyoruz&#34; dedi.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 09 Jul 2026 13:22:03 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[eme kanseri kişiye özel akıllı yaklaşımlarla tedavi edilebiliyor]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/eme-kanseri-kisiye-ozel-akilli-yaklasimlarla-tedavi-edilebiliyor-5097/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/eme-kanseri-kisiye-ozel-akilli-yaklasimlarla-tedavi-edilebiliyor-5097/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B55374-D2724D-32D807-212B70-515E3F-328B51.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Bu sayede her hastaya standart tedavi yerine tamamen kişiye özel, hedefe yönelik akıllı tedavi stratejileri uygulanıyor. Bu yeni yaklaşım, hem tedavi başarısını artırıyor hem de hastaların gereksiz yan etkilere maruz kalmasını engelliyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B55374-D2724D-32D807-212B70-515E3F-328B51.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Bu sayede her hastaya standart tedavi yerine tamamen kişiye özel, hedefe yönelik akıllı tedavi stratejileri uygulanıyor. Bu yeni yaklaşım, hem tedavi başarısını artırıyor hem de hastaların gereksiz yan etkilere maruz kalmasını engelliyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Onkoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Ayşegül Kargı, meme kanseri tedavisinde gelinen son noktayı değerlendirdi.&nbsp;"Akıllı ilaçlar" kanser hücresini nokta atışıyla hedef alıyorSon yıllarda onkolojide en dikkat çeken gelişmelerden biri, halk arasında "akıllı bombalar" olarak da adlandırılan hedefe yönelik ilaç tedavileri olarak gösterilmektedir. Bu sistem, kanser hücresini tanıyan özel bir molekül ile hücreyi yok eden kemoterapi ajanının birleştirilmesini sağlar. Damardan uygulanan bu tedaviler, sağlıklı hücrelere zarar vermeden yalnızca kanserli hücreleri hedef alır. Böylece ilaç, adeta "adresini bularak" yalnızca hastalıklı hücreye etki eder. Özellikle agresif seyirli meme kanseri türlerinde yaşam süresini uzatırken, erken evre hastalarda da tedavi standartlarını yeniden şekillendirir.Sıvı biyopsi ile kanseri geri dönüş riskini erken yakalamak mümkünTedavi sonrası en önemli kaygılardan biri, hastalığın tekrar etme riskidir. Geleneksel yöntemlerde nüksü tespit etmek için görüntüleme yöntemlerinin sonuçları beklenirken, günümüzde "sıvı biyopsi" sayesinde çok daha erken müdahale imkânı doğmaktadır. Bu yöntemle kanda dolaşan tümöre ait genetik parçacıklar basit bir kan testiyle tespit edilebilir. Görüntüleme yöntemlerinde herhangi bir bulgu ortaya çıkmadan önce hastalık yeniden aktif hale gelirse erken dönemde müdahale edilmesi mümkün olmaktadır. Bu da tedavi planının daha stratejik şekilde yeniden düzenlenmesine olanak sağlar.Genetik testler sayesinde gereksiz kemoterapi uygulamaları azalıyorGeçmişte tümör boyutu veya lenf nodu tutulumu nedeniyle birçok hastaya koruyucu amaçla kemoterapi uygulanırdı. Ancak günümüzde tümörün genetik özelliklerini analiz eden testler sayesinde bu yaklaşım büyük ölçüde değişti. Bazı yüksek riskli görünen hastalarda bile genetik analiz "düşük risk" sonucunu gösterebilir. Bu durumda kemoterapiye gerek kalmadan hastalar sadece hormon tedavileriyle takip edilebilir. Böylece saç dökülmesi, bulantı ve yorgunluk gibi kemoterapi yan etkilerinden kaçınılırken tedavi başarısı da korunabilir.Cerrahide amaç artık daha az müdahale ile daha yüksek yaşam kalitesiModern meme kanseri cerrahisinde temel hedef, hastalığı tamamen ortadan kaldırırken hastanın yaşam kalitesini korumaktır. Geçmişte koltuk altındaki tüm lenf bezlerinin alınması, hastalarda kalıcı kol şişliği (lenfödem) ve hareket kısıtlılığı gibi sorunlara yol açabiliyordu. Güncel yaklaşımlar ise "bekçi lenf nodu" değerlendirmesi ile sınırlı cerrahiyi mümkün kılar. Az sayıda tutulum olsa bile tüm lenf bezlerinin alınması yerine daha koruyucu cerrahi yöntemler tercih edilebilir. Bu sayede hastalar, ömür boyu sürebilecek komplikasyon riskinden büyük ölçüde korunur.Meme kanseri artık yönetilebilir bir hastalık olarak görülüyorMeme kanseri, günümüzde biyolojisi daha iyi anlaşılan ve akıllı tedavi yöntemleriyle yönetilebilen bir hastalık haline geldi. Ancak erken tanı ve doğru yaşam alışkanlıkları hâlâ büyük önem taşır. Bu noktada üç temel öneri öne çıkıyor:&nbsp;•	40 yaşından itibaren düzenli yıllık mamografi çekilmesi•	Tedavinin tümörün genetik yapısına göre planlanması•	Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 09 Jul 2026 10:39:47 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Nobel İlaç'ta yeni dönem]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/nobel-ilacta-yeni-donem-6945/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/nobel-ilacta-yeni-donem-6945/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_250AA6-987033-DDBA8B-BA62F4-ECD17E-5B8546.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Eczacılıktan gelen kökleri ve 70 yılı aşkın deneyimiyle bugün Türkiye'nin en geniş uluslararası organizasyonuna sahip ilaç şirketi olan Nobel, yurtiçinde büyüme stratejisi kapsamında Satış Pazarlama organizasyonu yeniden yapılandırdı. Bugüne kadar yurtiçinde iki farklı direktörlük&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_250AA6-987033-DDBA8B-BA62F4-ECD17E-5B8546.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Eczacılıktan gelen kökleri ve 70 yılı aşkın deneyimiyle bugün Türkiye'nin en geniş uluslararası organizasyonuna sahip ilaç şirketi olan Nobel, yurtiçinde büyüme stratejisi kapsamında Satış Pazarlama organizasyonu yeniden yapılandırdı. Bugüne kadar yurtiçinde iki farklı direktörlük altında yürütülen satış ve pazarlama faaliyetleri; Temel Ürünler, Uzmanlık Ürünleri, Özel Ürünler ve Longevity olmak üzere dört ana direktörlük altında toplandı.Yeni organizasyon kapsamında Kardiyoloji 2 Bölüm Müdürü Bahri Karayaka, Temel Ürünler Direktörü; Kardiyoloji 1 Bölüm Müdürü Ali Engin, Uzmanlık Ürünleri Direktörü; Hepatoloji, Nefroloji ve Nadir Hastalıklar 2 Bölüm Müdürü Kemal Özkan, Özel Ürünler Direktörü; Nobel Longevity Bölüm Müdürü Özer Sinan Yalanuz ise Nobel Longevity Direktörü oldu.&nbsp;Bununla birlikte Merkezi Sinir Sistemi Pazarlama Müdürlüğüne ise Duygu Değirmencioğlu atandı.&nbsp;Yeni yapı ile Nobel İlaç, mevcut portföyü ile gücünü daha da artırmayı amaçlarken, geleceğin sağlık ihtiyaçlarına cevap verecek yeni alanlarda da büyümesini sürdürülebilir kılmayı hedefliyor.Kariyerlerinin büyük bölümünü Nobel İlaç bünyesinde geçiren ve şirketin farklı alanlarında önemli sorumluluklar üstlenen yöneticilerin yeni görevlerine kurum içinden atanması, Nobel'in kendi liderlerini yetiştirme yaklaşımının bir yansıması olarak değerlendiriliyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 07 Jul 2026 02:54:46 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İklim krizi sağlığımızı tehdit ediyor]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/iklim-krizi-sagligimizi-tehdit-ediyor-5777/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/iklim-krizi-sagligimizi-tehdit-ediyor-5777/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_A7152E-890BB8-1E39BB-4C243D-DD6377-43A173.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), iklim krizini 21. yüzyılda insan sağlığını tehdit eden en büyük küresel riski olarak tanımlıyor. İklim değişikliğinin, sadece sıcak stresi, yetersiz beslenme, sıtma ve ishale bağlı olarak 2030-2050 yılları arasında yılda yaklaşık 250 bin ilave&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_A7152E-890BB8-1E39BB-4C243D-DD6377-43A173.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), iklim krizini 21. yüzyılda insan sağlığını tehdit eden en büyük küresel riski olarak tanımlıyor. İklim değişikliğinin, sadece sıcak stresi, yetersiz beslenme, sıtma ve ishale bağlı olarak 2030-2050 yılları arasında yılda yaklaşık 250 bin ilave ölüme yol açması bekleniyor.**&nbsp;İklim değişikliği yalnızca aşırı sıcaklara bağlı hastalık ve ölümleri artırmıyor; hava kirliliğini kötüleştiriyor, bulaşıcı hastalıkların yayılım alanlarını genişletiyor, temiz suya ve güvenli gıdaya erişimi zorlaştırıyor, ruh sağlığı üzerinde de ciddi etkiler yaratıyor.&nbsp;Bu nedenle, Türkiye'de faaliyet gösteren Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP) ile birlikte, aralarında Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF), Lancet Countdown, Our Common Air, Columbia Üniversitesi İklim ve Sağlık Eğitimi Küresel Konsorsiyumu, NCD Alliance, Avrupa Halk Sağlığı Birliği (EUPHA), Küresel İklim ve Sağlık İttifakı (GCHA), 350.org ve Türk Tabipleri Birliği&#39;nin de bulunduğu 74 sağlık, bilim, çevre ve hak örgütü, sağlığın iklim politikalarının merkezine yerleştirilmesini destekleyen ortak bir çağrı başlattı.&nbsp;İKLİM KRİZİ ARTIK BİR HALK SAĞLIĞI KRİZİTHHP Koordinatörü Deniz Gümüşel, Avrupa&#39;da yaşanan sıcak hava dalgalarının iklim krizinin sağlık üzerindeki etkilerini görünür kıldığını belirterek şunları söyledi: "Avrupa&#39;da peş peşe yaşanan sıcak hava dalgaları ve Türkiye&#39;de de yaşanan aşırı sıcaklar, iklim krizinin artık geleceğin değil bugünün halk sağlığı sorunu olduğunu açıkça gösteriyor.&nbsp; Kasım ayında Türkiye'de düzenlenecek COP31 öncesinde en kritik dönemeç olarak kabul edilen Bonn&#39;daki BM İklim Değişikliği Konferansı&#39;nda (SB64) birçok kritik kararın COP31&#39;e bırakılması, Antalya&#39;da düzenlenecek zirvenin sorumluluğunu daha da artırdı. Türkiye&#39;nin COP31 Eylem Gündemi&#39;ne &#39;Dinamik ve Dirençli Sağlık Sistemleri&#39; başlığını dahil etmesini önemli bir adım olarak görüyoruz. Şimdi bu yaklaşımın enerji, ulaşım, sanayi, tarım ve atık yönetimi dahil tüm iklim politikalarına yansıması gerekiyor. Sağlığı merkeze almayan bir iklim politikası, toplumları iklim krizinin etkilerine karşı koruyamaz. Daha temiz hava, daha güvenli kentler ve daha dirençli sağlık sistemleri, iklim eyleminin en somut kazanımları arasında yer alıyor.&#34;ÖLÜMLERİN ÖNÜNE GEÇİLEBİLİRCOP31 Başkanı Türkiye'ye sunulan uluslararası çağrı ile iklim kriziyle mücadelenin ana ekseninin sağlık olması gerektiğine dikkat çeken uzmanlar, insan sağlığını korumak ve iklim krizinden kaynaklı ölümlerin önüne geçebilmek için öncelikle şu üç adımın atılması gerektiğinin altını çiziyor:1- Fosil yakıtların sağlık üzerindeki etkileri açık biçimde tanınmalı. Fosil yakıtlar, madencilikten yakmaya kadar tüm yaşam döngüleri boyunca yarattıkları sağlık etkileri dikkate alınarak 'sağlığa zararlı ürünler' olarak tanınmalı.2- Sağlık; enerji, ulaşım, sanayi, tarım, atık ve uyum başta olmak üzere tüm iklim politikalarının merkezinde yer almalı. Sağlığın iklim politikalarına sistematik biçimde entegre edilmesi, iklim kaynaklı sağlık risklerini ve eşitsizlikleri azaltacak ve toplumsal dayanıklılığı güçlendirecek.3- Sağlık, COP31 Eylem Gündemi&#39;nde bağımsız ve güçlü bir öncelik alanı olarak yer almalı.ULUSLARARASI SAĞLIK CAMİASINDAN ORTAK ÇAĞRI"Sağlığın, Eylem Gündemi&#39;nin onuncu başlığı olarak kabul edilmesi sembolik bir adım değil; iklim krizinin acil bir sağlık sorunu olduğunun kabulüdür" diyen Our Common Air Komisyonu Üyesi ve Sunway Centre for Planetary Health İcra Direktörü Prof. Tan Sri Dr. Jemilah Mahmood, "Yükselen deniz seviyelerinden ölümcül sıcak hava dalgalarına kadar, eylemsizliğimizin bedelini toplumun en kırılgan kesimleri ödüyor. Küresel Güney&#39;deki sağlık sistemleri, iklim finansmanı ve uyum planlamasının kıyısında değil, merkezinde yer almalı" yorumunu yaptı.&nbsp;Lancet Countdown İcra Direktörü Dr. Marina Romanello ise şunları kaydetti: &#34;Lancet Countdown&#39;un son verileri, iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkilerinin tarihteki en yüksek seviyelere ulaştığını ortaya koyuyor. İklim krizi can kayıplarına yol açıyor, sağlığı ve geçim kaynaklarını olumsuz etkiliyor, dünya genelinde eşitsizlikleri derinleştiriyor. İklim eylemi gerekli ölçekte hızlandırılmadığı sürece, dünya sağlık ve yaşamı tehdit eden risklerin giderek arttığı tehlikeli bir yolda ilerlemeye devam edecek. İklim değişikliğiyle mücadelede sağlığı önceleyen adımlar; daha temiz hava, daha sağlıklı beslenme, yaşanabilir kentler, güçlü ekonomiler ve dayanıklı sağlık sistemleri sayesinde her yıl on milyonlarca insanın hayatını kurtarabilir. Ülkeler COP31&#39;e hazırlanırken, iklim eylemlerinin bu dönüştürücü sağlık kazanımlarını sağlayacak şekilde kurgulanması artık açık bir zorunluluk.&#34;Öte yandan, Küresel İklim ve Sağlık İttifakı (Global Climate and Health Alliance) İcra Direktörü Dr. Jeni Miller, şu değerlendirmede bulundu: &#34;COP31, sağlığın iklim müzakerelerinin tali bir konusu olmadığını, aksine hükümetlerin hayata geçirdiği iklim politikalarının işe yarayıp yaramadığının temel göstergelerinden biri olduğunu ortaya koymak için önemli bir fırsat. Enerji, ulaşım, sanayi, tarım, atık ve uyum politikalarına ilişkin kararların şekillenmesinde insan sağlığı belirleyici olmalı. Ayrıca fosil yakıtları, tüm yaşam döngüleri boyunca sağlığa zarar veren ürünler olarak tanımalıyız. Hükümetler, sağlık sistemlerini güçlendirmeye çalışırken aynı zamanda bu sistemleri giderek daha fazla zorlayan iklim krizini körüklemeye devam edemez.&#34;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 07 Jul 2026 02:15:25 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bacaklardaki belirgin mavi damar görünümüne dikkat]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bacaklardaki-belirgin-mavi-damar-gorunumune-dikkat-2275/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bacaklardaki-belirgin-mavi-damar-gorunumune-dikkat-2275/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5B5694-DC5A72-0631EF-6F0759-34AA13-002341.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Çoğu kişi bu görüntüyü yalnızca estetik bir sorun olarak değerlendirerek çeşitli kozmetik uygulamalara yöneliyor. Oysa uzmanlar, özellikle sonradan ortaya çıkan ve giderek belirginleşen ince damarların, altta yatan toplardamar yetmezliğinin ilk işaretlerinden biri olabileceğine dikkat&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5B5694-DC5A72-0631EF-6F0759-34AA13-002341.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Çoğu kişi bu görüntüyü yalnızca estetik bir sorun olarak değerlendirerek çeşitli kozmetik uygulamalara yöneliyor. Oysa uzmanlar, özellikle sonradan ortaya çıkan ve giderek belirginleşen ince damarların, altta yatan toplardamar yetmezliğinin ilk işaretlerinden biri olabileceğine dikkat çekiyor. Erken dönemde yapılacak doğru değerlendirme sayesinde hastalığın ilerlemesi önlenebilirken, gereksiz uygulamaların da önüne geçilebiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü&#39;nden Prof. Dr. Murat Kadan, yaz aylarında daha belirgin hale gelen bacak damarları, toplardamar yetmezliği ve güncel tedavi seçenekleri hakkında bilgi verdi.İnce damarlar bazen hastalığın ilk habercisi olabiliyorBacaklarda görülen ince damarlar bazı kişilerde yalnızca kozmetik bir sorun gibi görünebilir. Uzun süre ayakta kalındığında hafif yanma, sızlama veya dolgunluk hissi de ortaya çıkabilir. Ancak her ince damarı yalnızca estetik bir problem olarak değerlendirmek doğru değildir. Bazı hastalarda bu damarlar, toplardamar kapakçıklarında gelişen yetersizliğin, yani venöz yetmezliğin dışarıdan fark edilen ilk bulgusu olabilir. Bu nedenle özellikle sonradan ortaya çıkan veya giderek artan damar görünümünün bir uzman tarafından değerlendirilmesi büyük önem taşır.Bu 8 belirti toplardamar yetmezliğine işaret edebilirToplardamarların içinde, kanın kalbe doğru tek yönlü ilerlemesini sağlayan kapakçıklar bulunur. Bu kapakçıkların görevini yeterince yerine getirememesi durumunda kan bacaklarda geriye doğru kaçar ve damarlar zamanla genişler. Bazı hastalarda bu durum yalnızca ince kılcal damarlar veya örümcek ağı görünümündeki damarlarla kendini gösterebilir. Bu nedenle dışarıdan görülen damarlar, buzdağının yalnızca görünen kısmı olabilir. Aşağıdaki belirtiler de toplardamar yetmezliğini düşündürebilir:•	Bacak damarlarında belirginleşme•	Ağrı•	Şişlik•	Kaşıntı•	Gece krampları•	Ciltte renk değişikliği•	Ciltte sertleşme•	İyileşmeyen yaralarKesin tanı için doppler ultrasonografi şartBacak damarlarının değerlendirilmesinde yalnızca gözle yapılan muayene yeterli olmayabilir. Derindeki ve ana yüzeyel toplardamarlar dışarıdan görülemez ve elle değerlendirilemez. Bu nedenle gerekli görülen hastalarda venöz doppler ultrasonografi ile damarların açıklığı, kapakçıkların çalışma durumu ve kanın geriye kaçıp kaçmadığı ayrıntılı olarak incelenir. Bu değerlendirme sayesinde sorunun yalnızca yüzeyde görülen ince damarlardan mı kaynaklandığı, yoksa tedavi edilmesi gereken toplardamar yetmezliğinin mi bulunduğu net olarak ortaya konulabilir. Uluslararası kılavuzlar da varis ve toplardamar hastalığı şüphesi bulunan kişilerde doppler ultrasonografiyi tanının doğrulanması ve tedavinin planlanmasında temel inceleme yöntemi olarak önermektedir.Tedavi kişiye özel planlanıyor&nbsp;Bacaklardaki ince damarların tedavisinde herkese uygulanabilecek tek bir yöntem yoktur. Tedavi; doppler ultrasonografi bulgularına, damarların yapısına ve altta yatan nedene göre planlanmalıdır. Yüzeyel skleroterapi, köpük skleroterapi, cilt üzerinden uygulanan lazer tedavileri veya büyük toplardamarlara yönelik girişimsel yöntemler uygun hastalarda tercih edilebilir. Bazı hastalarda yalnızca ince damarların tedavisi yeterli olurken, bazı hastalarda öncelikle kaçak oluşturan ana toplardamarın tedavi edilmesi gerekir. Aksi halde sadece görünen damarların tedavi edilmesi kalıcı ve başarılı sonuç sağlamayabilir.Yaz aylarında estetik kaygıyla hareket etmeyinYaz aylarında bacak görünümünden rahatsız olan birçok kişi doğrudan estetik uygulamalara yöneliyor. Ancak doğru yaklaşım, öncelikle bir kalp ve damar cerrahisi uzmanı tarafından değerlendirilmek olmalıdır. Çünkü tedavide amaç yalnızca damarları görünmez hale getirmek değil, varsa altta yatan toplardamar hastalığını erken dönemde tespit ederek kişiye en uygun tedaviyi planlamaktır. Böylece hem sağlık korunur hem de estetik açıdan daha kalıcı ve başarılı sonuçlar elde edilebilir.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 07 Jul 2026 02:05:13 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yaz tatilinde beyin gelişimi durabilir mi?]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yaz-tatilinde-beyin-gelisimi-durabilir-mi--1470/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yaz-tatilinde-beyin-gelisimi-durabilir-mi--1470/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_453857-79D067-DE6952-D2DE02-1D5A4D-2AB4C0.jpeg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Çocukların gelişim sürecinde düzenli uyku, dengeli beslenme, fiziksel aktivite, kitap okuma alışkanlığı ve zihinsel becerileri destekleyen aktivitelerin büyük önem taşıdığına dikkat çeken Hekim İlaç CEO'su ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Doğan, yaz döneminin&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_453857-79D067-DE6952-D2DE02-1D5A4D-2AB4C0.jpeg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Çocukların gelişim sürecinde düzenli uyku, dengeli beslenme, fiziksel aktivite, kitap okuma alışkanlığı ve zihinsel becerileri destekleyen aktivitelerin büyük önem taşıdığına dikkat çeken Hekim İlaç CEO'su ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Doğan, yaz döneminin doğru planlandığında çocukların öğrenme motivasyonunu ve bilişsel gelişimini destekleyen verimli bir sürece dönüşebileceğini belirtiyor.&#34;Tatil, Öğrenmenin Durduğu Değil Farklılaştığı Bir Dönem Olmalı&#34;Çocukların yaz aylarında tamamen akademik çalışmalardan uzaklaştırılmasının doğru olmadığını ifade eden Dr. Murat Doğan, şu değerlendirmelerde bulunuyor: "Çocukların gelişimi yalnızca okul dönemindeki ders başarısıyla ölçülmemeli. Yaz tatili; keşfetme, soru sorma, yeni deneyimler kazanma ve beyin gelişimini destekleyen alışkanlıklar edinme açısından önemli bir dönemdir. Burada amaç çocuğu yoğun bir çalışma temposuna sokmak değil; oyun, hareket, sosyal iletişim ve doğru beslenme alışkanlıklarıyla gelişimini desteklemektir."Beyin Gelişiminde Beslenmenin Rolü BüyükÇocukluk döneminde beynin hızlı gelişim gösterdiğini ve bu süreçte yeterli besin öğelerinin önemli olduğunu belirten uzmanlar; vitamin, mineral ve bazı özel bileşenlerin çocukların normal büyüme ve gelişim süreçlerinde rol oynadığını vurguluyor.Hekim İlaç'ın çocukların gelişim ihtiyaçlarına yönelik geliştirdiği Argivit ürün ailesinde yer alan, tadı ve kokusuyla çocukların severek kullandığı Argivit Master Fish Oil Classic, içeriğindeki değerli Omega-3 yağ asitleri, DHA ve EPA ile çocukların gelişim dönemlerini desteklemeye yönelik formüle edilmiş bir takviye edici gıda olarak sunuluyor.&nbsp;Çocukların zihinsel performans ve bilişsel fonksiyonlarını desteklemeye yönelik geliştirilen Argivit Focus ise L-arjinin, fosfotidilserin, demir, multivitamin ve multimineral içeriğiyle öne çıkıyor.Yaz Aylarında Ebeveynlere 5 Önemli ÖneriDr. Murat Doğan, çocukların yaz dönemini daha verimli geçirmeleri için ailelere şu önerilerde bulunuyor:1. Uyku düzenini koruyunTatil döneminde uyku saatlerinin tamamen değişmesi çocukların günlük ritmini olumsuz etkileyebilir.2. Ekran süresini dengeleyinDijital içerikler yerine açık hava aktiviteleri, spor ve sosyal oyunlara daha fazla yer verilmesi önemlidir.3. Kitap okuma alışkanlığını sürdürünHer gün düzenli kitap okuma, çocukların dil gelişimi ve hayal gücünü destekler.4. Yeni deneyimlere alan açınMüze gezileri, doğa aktiviteleri, sanat çalışmaları ve hobiler öğrenmeyi destekleyen önemli araçlardır.5. Dengeli beslenmeye dikkat edinÇocukların büyüme ve gelişim dönemlerinde yeterli ve dengeli beslenme temel ihtiyaçların başında gelir.&#34;Geleceğin Başarısı Çocukluk Dönemindeki Sağlıklı Alışkanlıklarla Başlar&#34;Çocuk sağlığında koruyucu yaklaşımın önemine dikkat çeken Dr. Murat Doğan, sözlerini şöyle tamamlıyor: "Bir çocuğun gelecekteki akademik ve sosyal başarısının temelleri erken yaşlarda atılır. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları, doğru beslenme, hareket ve öğrenme merakı çocukların gelişim yolculuğunun en önemli parçalarıdır. Ebeveynlerin görevi çocukları sadece sınavlara değil, hayata hazırlamaktır."]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Mon, 06 Jul 2026 09:36:21 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bioderma, Akne Farkındalık Ayı'nda doğru bakımın önemini vurguluyor]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bioderma-akne-farkindalik-ayinda-dogru-bakimin-onemini-vurguluyor--6042/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bioderma-akne-farkindalik-ayinda-dogru-bakimin-onemini-vurguluyor--6042/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_78FFE3-480B28-B92458-EC5A55-9D4A27-E17A6A.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Haziran, dünya genelinde Akne Farkındalık Ayı olarak kabul ediliyor. Akne, çoğu zaman yalnızca ergenlik dönemine ait geçici bir cilt problemi gibi görülse de, aslında farklı yaş gruplarında ortaya çıkabilen ve kişinin günlük yaşamını düşündüğümüzden daha fazla etkileyebilen&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_78FFE3-480B28-B92458-EC5A55-9D4A27-E17A6A.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Haziran, dünya genelinde Akne Farkındalık Ayı olarak kabul ediliyor. Akne, çoğu zaman yalnızca ergenlik dönemine ait geçici bir cilt problemi gibi görülse de, aslında farklı yaş gruplarında ortaya çıkabilen ve kişinin günlük yaşamını düşündüğümüzden daha fazla etkileyebilen bir durum olarak öne çıkıyor.Yaz aylarında artan sıcaklık, terleme ve ciltle temas eden çevresel faktörler, akne eğilimli ciltlerde şikayetleri daha görünür hale getirebiliyor. Bu dönemde yapılan bilinçsiz bakım uygulamaları ise çoğu zaman cildin dengesini bozarak süreci zorlaştırabiliyor."Akne her yaşta farklı bir tablo ile karşımıza çıkar"Akneye ilişkin değerlendirmesinde bunun yalnızca cilt yüzeyinde görülen bir tablo olmadığını dile getiren Uzman Dermatolog Dr. Burcu Demirdöver "Akne çoğu zaman tek bir hastalık gibi düşünülüyor ama aslında yaşa göre tamamen farklı mekanizmalarla karşımıza çıkabiliyor. Ergenlik döneminde androjen hormonlarının artışıyla birlikte sebum üretimi hızlanıyor ve özellikle yüzün T bölgesi dediğimiz alın, burun ve çene hattında, ayrıca sırt ve göğüs bölgesinde yoğun akne görülebiliyor. Bu dönem sadece ciltle ilgili değil; genç bireylerin özgüveni, sosyal ilişkileri ve psikolojisi üzerinde de önemli etkiler yaratabiliyor.20'li ve 30'lu yaşlara geldiğimizde tablo değişiyor; bu kez hormonal dalgalanmalar, stres, yaşam tarzı, kozmetik ürün kullanımı ve özellikle kadınlarda menstrüel siklus gibi faktörler öne çıkıyor. Akne çoğunlukla alt yüz ve çene hattına kayıyor.30 yaş sonrasında ise "yetişkin aknesi" dediğimiz tabloyla karşılaşıyoruz; hormonal değişimler, perimenopoz dönemi, stres, yanlış ürün kullanımı ve bazı ilaçlar etkili olabiliyor. Bu dönemde ciltte iz kalma riski de daha belirgin hale geliyor çünkü kolajen kaybı arttıkça lezyon sonrası iyileşme süreci farklılaşıyor. Daha ileri yaşlarda ise daha nadir görülmekle birlikte, bariyer bozuklukları ve uygunsuz cilt bakım alışkanlıkları akne benzeri tablolar oluşturabiliyor.Tüm bu yaş gruplarında ortak nokta ise sebum üretimi ve cilt bariyerinin dengesi. Özellikle yaz aylarında UV maruziyeti bu dengeyi daha da hassas hale getiriyor; güneş kısa vadede akneyi baskılıyor gibi görünse de uzun vadede hem inflamasyonu artırabiliyor; hem de leke riskini yükseltiyor. Bu nedenle güneş koruması, akne yönetiminin vazgeçilmez bir parçası olmalı" diyor."En büyük hata cildi tanımamak"Sivilce bakımında en sık yapılan yanlışlara da dikkat çeken Demirdöver "Akneyle ilgili en yaygın hatalardan biri cildi aşırı kurutarak problemi çözmeye çalışmak. Oysa cilt bariyeri zarar gördüğünde sebum üretimi daha da artabiliyor ve bu durum akneyi daha inatçı hale getirebiliyor. Bir diğer önemli sorun ise sosyal medyada önerilen tek tip çözümlerin herkes için uygun olduğu düşüncesi. Akne kişiye özeldir; yaşa, cilt tipine ve altta yatan nedene göre değişir. Bu nedenle kontrolsüz ürün kullanımı, agresif temizleme ve sabırsız yaklaşım çoğu zaman bakım sürecini kötüleştirir. Doğru yaklaşım; düzenli, dengeli ve cilt bariyerini koruyan bir bakım rutiniyle birlikte gerektiğinde dermatolojik destek almaktır" diyor.Bioderma'dan Akne Eğilimli Ciltlere Özel Sébium SerisiBu bağlamda dermatolojik uzmanlığıyla bilinen Bioderma tarafından geliştirilen Sébium serisi; karma, yağlı ve akne eğilimli ciltlerin ihtiyaçlarına yönelik çok yönlü bir yaklaşım sunuyor. Ürünler, ciltteki sebum kalitesini artırarak ileriye dönük sivilce oluşumunu önlerken; mevcut sivilce ve akne lekelerini hassasiyet yaratmadan azaltmaya yardımcı oluyor.&nbsp;Seri içerisinde yer alan "Sébium Foaming Gel" arındırıcı temizleme jeli, cildi kurutmadan temizlerken, ciltten fazla sebumu, kir ve makyaj kalıntılarını uzaklaştırıyor. Sébium Kerato+ Body 360° başlıklı sprey formu sayesinde, sırt, göğüs ve omuz gibi ürün kullanımı zor bölgelerde kolay uygulama sağlıyor. Cildi anında rahatlatırken, sivilce ve akne lekesi görünümünü azaltıyor.Sébium Kerato+ akne ve sivilce lekesi karşıtı bakım yaparken nemlendirici etki sağlıyor. Hafif ve su bazlı yapısıyla ciltte ağırlık yapmıyor ve hızlıca emiliyor.&nbsp;Sébium serisi, akne eğilimli ciltlerin farklı ihtiyaçlarına yönelik tamamlayıcı bir bakım rutini oluşturarak&nbsp; "Sivilce Problemini#YüzündeBüyütme" diyor.Dr. Demirdöver, aknenin yalnızca fiziksel değil psikolojik etkileri de olabileceğini belirterek, bireylerin sosyal medya kaynaklı yanlış bilgiler yerine dermatolog önerileriyle hareket etmelerinin önemine dikkat çekiyor. Akne Farkındalık Ayı&#39;nın temel amacı ise bu yaygın cilt problemini görünür kılarak doğru bilgiye erişimi artırmak ve bireylerin kendilerini daha iyi hissetmelerine katkı sağlamak.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sun, 05 Jul 2026 14:28:29 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Havuz keyfi faciaya dönüşmesin]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/havuz-keyfi-faciaya-donusmesin-5101/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/havuz-keyfi-faciaya-donusmesin-5101/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B98C92-28FCA7-8BAF9B-C4D278-456E6B-205A79.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan ile İş Sağlığı ve Güvenliği Programı Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, havuz güvenliği ve havuz kimyasallarının doğru kullanımına ilişkin önemli&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B98C92-28FCA7-8BAF9B-C4D278-456E6B-205A79.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan ile İş Sağlığı ve Güvenliği Programı Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, havuz güvenliği ve havuz kimyasallarının doğru kullanımına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.Yüzme havuzlarının düzenli kontrolü önemliDr. Öğr. Üyesi Uçan, havaların ısınmasıyla birlikte insanların ıslak alan kullanım taleplerinin arttığını belirterek, artan kullanıcı ve kullanım sıklığı ile ıslak alanlarda düzenli bakım ve güvenlik önlemleri dikkate alınmadığı zaman insan sağlığı için tehdit oluşmasına neden olduğunu söyledi.Özellikle ıslak alan kullanımında en çok tercih edilenlerin başında 'yüzme havuzları' geldiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, "Yüzme havuzları, düzenli kontrollerin, periyodik bakımlarının ve çevresinde güvenlik tedbirlerinin alınması gibi sorumlulukları da beraberinde getirmektedir. Yüzme havuzları ile ilgili asgari koşulların sağlanmasında birincil sorumluluk işletmecilerde olduğu gibi toplu yaşam alanlarına ait ortak yüzme havuzlarında ise site yönetimi sorumlu tutulmaktadır." dedi.Havuzda bu önlemlere dikkat!Yüzme havuzlarındaki asgari gerekliliklere dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, bunları şöyle sıraladı:"Boğulmaların önüne geçebilmek için havuz derinliği 1,50 metre yükseklikten fazla olması durumunda cankurtaran bulundurulması gerekmektedir. Çocuk havuzları yüksekliği 50 cm'den fazla olmamalıdır. Eğer, uygun alan bulunmuyorsa derin havuzun bir köşesi çocuk havuzu olarak düzenlenmesiyle güvenli kullanım alanı yaratılabilir. Burada çocukların yanında aile büyüklerinden biri mutlaka bulunmalıdır. Herhangi bir boğulma riskine karşı can güvenliğini sağlamak için can simidi gibi kurtarma ekipmanları havuzunun yakınında hazır bulundurulmalıdır. Kurtarma ekipmanlarının yanı sıra ilk yardım çantası olası yaralanmalara karşı tüm gerekli malzemelerle donatılmış halde hazırda tutulmalıdır. Yüzme havuzu kenarında acil durumlarda kullanılmak üzere telefon bulundurulmalıdır."Havuz çevresi güvenli hale getirilmeliHavuz çevresinde alınması gereken önlemlerin de son derece önemli olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, "Havuzların çevresi en az 120 cm yüksekliğinde güvenlik bariyerleri/korkuluklar oluşturulmalıdır. Böylece havuz diğer ortak kullanım alanlarından fark edilecek şekilde ayrıştırılmalıdır. Havuza giriş olarak belirtilen kapının kullanım saatleri dışında kilitlenebilir mekanizmada olması sağlanmalıdır. Havuz çevresinde herkes tarafından görülebilen, okunaklı 'Havuz Kullanım Talimatları' asılmalıdır. Özellikle açık alan havuzları, kullanılamadığı veya havuzun boş olduğu durumlarda üzerleri güvenlik ağları ile örtülmelidir. Havuzlara düşme veya yaralanma durumlarının önüne geçilmelidir."Islak zemin ciddi kazalara davetiye çıkarabilirDr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, ıslak zeminlerin neden olabileceği kayıp düşmelerin ciddi sorunlara yol açabileceğini vurgulayarak "Bu nedenle, havuz ve çevresinde olası tehlikelere karşı bilgilendirme levhaları mutlaka asılmalıdır. Havuzun çevresinde derinlik bilgi levhaları kullanıcıların görebileceği şekilde havuz kenarına en az 4 yönde yazılmalıdır ve dalışın yasak olduğunu belirten güvenlik işaretlerinden faydalanılmalıdır. Yüzme havuzu çevresindeki yürüme alanı, duş yeri ve çevresinin zemini düzgün ve kaymaya yol açmayan malzemeden yapılmalıdır. Boşaltma mazgalı mutlaka kapalı durumlarda bulunmalıdır. Özellikle konut havuzlarında tahliye boruları yuvarlak kapaklarla kapatılmalı, kapaklarda ve çatlak veya eksik vida olmamalıdır." uyarısında bulundu.Elektrik tesisatı ve havuz aydınlatmaları düzenli kontrol edilmeliHavuz malzemesinin izolasyonunun da mutlaka yapılması gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, elektrik tesisatının mevzuata uygunluğunun her yıl yetkili firmalar veya Elektrik Mühendisleri Odası tarafından düzenli olarak yapılmasını, işletmeci veya site yönetimi tarafından takip edilmesi gerektiğini söyledi.Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, "Havuz içinde veya çevresindeki elektrik akımının 50 Voltun altında tehlikesiz gerilim olarak nitelendirilen koşulu sağlamasına mutlaka dikkat edilmelidir. Havuzlarda 12 volt (AC) aydınlatma ve temizlik robotları kullanılmalıdır. Havuz içi temizliğinde kullanılan filtre sistemlerinin vakum oluşturmayacak şekilde uygulanması ve suyun temizlenmesi için havuzda yer alan filtre kapaklarının (kırık, çatlak veya boşluklu olmaması) uygunluğu düzenli olarak kontrol edilmelidir. Süs havuzları veya şişme çocuk havuzlarında hiçbir şekilde 3 metre etrafında elektrik olmamalıdır. Özelikle süs havuzlarında ışıklandırma 12 volt (A.C) olmalıdır. Kaçak akım rölesi mutlaka olması gereklidir." diye konuştu.Havuz kimyasalları rastgele kullanılmamalıİş Sağlığı ve Güvenliği Programı Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen ise havuz suyunun temizliği için kullanılan kimyasalların yanlış kullanımının da ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini ifade ederek, "Havuz kimyasalları depolama, elleçleme ve dozajlama sırasında en kritik nokta; kimyasalları asla birbiriyle karıştırmamak, serin–kuru ortamda saklamak ve dozaj sonrası en az 30 dakika beklemeden havuza girmemek gerekir. Sudan çıktıktan sonra mutlaka temiz suyla duş almak tavsiye edilir." dedi.Nemden ve güneş ışığından uzak, havalandırmalı, serin ve kuru bir depo seçilmesi gerektiğine işaret eden Gezen, "Asit ve kloru aynı rafta veya dolapta bulundurmak ciddi tepkime riskine neden olur. Kimyasallar başka bir kaba aktarılmamalı; orijinal kaplarda etiket ve kapak korunmalıdır. Dökülme durumunda zemine yayılmayı ve karışmayı önlemek amacıyla ambalajların altında sızıntı havuzları bulundurulmalıdır. Kimyasallar, çocukların ve izinsiz kişilerin erişimini önlemek için kilitli depolarda saklanmalıdır." diye konuştu.Koruyucu ekipman kullanılmalıKimyasallarla çalışırken mutlaka eldiven, koruyucu gözlük ve maske kullanılması gerektiğini ifade eden Gezen, "Uygun eldiven, koruyucu gözlük ve maske kullanılmalı. Özellikle klor ürünlerinin ambalajını açarken toksik buhar solunması riski vardır. Taşıma, depolama ve kullanım sırasında kimyasalların suyla teması önlenmelidir (özellikle klor ürünleri). Klor ürünleri tablet veya granül formda, difüzör veya çözelti halinde uygulanmalı. Yoğun kullanım veya yağmur sonrası, tercihen akşam saatlerinde şok klorlama yapılmalıdır." ifadesinde bulundu.Havuza girmek için en az 30 dakika beklenmeliHavuz suyunun pH değerinin 7,2-7,6 aralığında tutulmasının önemine değinen Gezen, "Normal dozaj klorlama sonrasında suya girmek için en az 30 dakika beklenmeli. Şok klorlama sonrasında genellikle 8–12 saat beklenmesi önerilir; suyun pH ve klor değerleri test kitleriyle ölçülmeden önce suya girilmemeli. Gözlerin havuz kimyasallarından etkilenmemesi için, yüzücü gözlüğü kullanılması önerilir. Havuzdan çıktıktan sonra, ciltte ve gözde tahrişi önlemek ve kimyasal kalıntıyı uzaklaştırmak için temiz suyla duş alınması önerilir. Kimyasal kalıntılar özellikle çocukların hassas ciltleri üzerinde daha hızlı bir etki yapar." şeklinde sözlerini tamamladı.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sat, 04 Jul 2026 09:36:05 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Polifarma'dan yetim ilaçlarda yerli hamle]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/polifarmadan-yetim-ilaclarda-yerli-hamle--662/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/polifarmadan-yetim-ilaclarda-yerli-hamle--662/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_1644A2-E03C23-FE9BE2-9C6AD1-A44912-C60B18.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Türkiye'de milyonlarca insanı etkileyen nadir hastalıklar, yalnızca sağlık sistemlerinin değil, aynı zamanda ülkelerin bilimsel yetkinliklerinin, teknoloji üretme kapasitelerinin ve ekonomik sürdürülebilirliklerinin de önemli göstergeleri arasında yer alıyor. Nadir hastalıklar ve yetim&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_1644A2-E03C23-FE9BE2-9C6AD1-A44912-C60B18.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Türkiye'de milyonlarca insanı etkileyen nadir hastalıklar, yalnızca sağlık sistemlerinin değil, aynı zamanda ülkelerin bilimsel yetkinliklerinin, teknoloji üretme kapasitelerinin ve ekonomik sürdürülebilirliklerinin de önemli göstergeleri arasında yer alıyor. Nadir hastalıklar ve yetim ilaçlar, bu yıl kuruluşunun 40&#39;ıncı yılını kutlayan yüzde 100 yerli sermayeli ilaç şirketi Polifarma&#39;nın sağlıkta yerelleşme ve ileri teknoloji ilaç geliştirme vizyonunun önemli bir parçasını oluşturuyor. Nadir hastalıklara yönelik yatırımlarını kısa vadeli ticari hedeflerin ötesinde, uzun vadeli toplumsal fayda ve sürdürülebilir değer yaratma perspektifiyle şekillendiren şirket; Ar-Ge, üretim ve teknolojiye yaptığı yatırımlarla hammaddeden bitmiş ilaca kadar tüm süreçlerde yerli üretim kapasitesini güçlendirmeyi hedefliyor. Polifarma'nın SMA tedavisinde kullanılan Nusinersen etken maddesine yönelik geliştirdiği yerli molekül ve ilaç üretim projesi ise Türkiye&#39;nin bu alandaki yetkinliğini güçlendirecek en önemli çalışmalardan biri olarak öne çıkıyor.Dünyada 300 milyon kişi nadir hastalıklarla yaşıyorNadir hastalıklar, Avrupa Birliği tanımına göre 2 bin kişide bir veya daha az görülen hastalıklar olarak tanımlanıyor. Her biri tek başına nadir görülmesine rağmen, nadir hastalıklar dünya genelinde yaklaşık 300 milyon, Avrupa&#39;da 30 milyon ve Türkiye'de 5 milyondan fazla insanın yaşamını etkilediği tahmin ediliyor. Ayrıca ülkemizde yüksek akraba evliliği oranları nedeniyle nadir hastalıkların görülme sıklığının Avrupa ülkelerine kıyasla daha yüksek olduğu değerlendiriliyor. Erken teşhis edilmediğinde yaşam kalitesini ciddi ölçüde etkileyebilen nadir hastalıklarla mücadelede tanı, tedavi, ilaca erişim ve bilimsel araştırmalar kritik önem taşıyor. Yüksek Ar-Ge kapasitesi ve ileri teknoloji üretim altyapısı gerektiren bu alan, ülkelerin sağlıkta dışa bağımlılığını azaltmaları açısından da stratejik bir rol üstleniyor.Nadir hastalıklara yönelik geliştirilen tedaviler ise &#34;yetim ilaç&#34; olarak adlandırılıyor. Bunun nedeni, bu hastalıkların sınırlı sayıda hastayı etkilemesi nedeniyle ilaç geliştirme süreçlerinin oldukça maliyetli ve uzun olmasına rağmen ticari geri dönüşünün görece düşük olması. Bu nedenle dünya genelinde birçok ilaç şirketi bu alana yatırım yapmakta çekimser davranırken, birçok ülkede yetim ilaçlar özel teşvikler, Ar-Ge destekleri ve hızlandırılmış erişim mekanizmalarıyla destekleniyor.Türkiye için stratejik bir konuPolifarma CEO&#39;su Dr. Ecz. Başbuğ Öke, yetim ilaçların yalnızca belirli hasta gruplarına yönelik tedaviler olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek "Yetim ilaçlar, hasta sayılarının sınırlı olması nedeniyle geliştirilmesi zor ve yüksek yatırım gerektiren ürünler arasında bulunuyor. Bu nedenle dünya genelinde birçok şirket bu alana temkinli yaklaşıyor. Ancak yüz milyonlarca insanın nadir hastalıklarla yaşadığı düşünüldüğünde, nadir hastalıkların yalnızca hasta bireyleri değil, aynı zamanda onların ailelerini ve yakın çevresini de derinden etkilediği ve bu tedavilere erişimin artırılmasının büyük önem taşıdığı görülüyor" dedi. Yetim ilaç geliştirme kapasitesinin bir ülkenin sağlık alanındaki bilimsel gücünün ve teknoloji üretme yetkinliğinin de önemli göstergelerinden biri olduğunu kaydeden Öke, "Bu nedenle Polifarma olarak adımlarımızı, ticari hedeflerimizin yanı sıra toplumsal faydayı da gözeterek atıyoruz" diye konuştuTürkiye&#39;nin nadir hastalıklar konusundaki özgün durumuna dikkat çeken Öke, "Nadir hastalıklar Türkiye açısından sağlık sektörümüzün olduğu kadar toplumsal geleceğimizin de önemli başlıklarından biri. Ülkemizde akraba evliliklerinin görece yaygın olması nedeniyle nadir hastalıkların görülme sıklığının Avrupa ülkelerine göre daha yüksek olduğu biliniyor. Bu nedenle yetim ilaçlar konusunda yapılacak her yatırımın yalnızca bugünün hastalarına değil, gelecek nesillere de katkı sağlayacağını düşünüyoruz&#34; açıklamasında bulundu.&nbsp;Sağlıkta bağımsızlık hedefiTürkiye&#39;nin sağlıkta bağımsızlık hedeflerine ulaşmasında ileri teknoloji ilaç geliştirme kabiliyetinin kritik önem taşıdığını da vurgulayan Öke, şunları söyledi:"Bir ülkenin kendi yetim ilaçlarını geliştirebilmesi ve üretebilmesi, sağlık sisteminin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir kazanç ancak bunun etkisi sağlık alanıyla sınırlı değil. Yetim ilaçlar ve bu ilaçların üretiminde kullanılan ileri teknolojiye sahip etkin maddeler, yüksek katma değerli ürünler arasında yer alıyor. Bu alanda geliştirilecek yerli üretim kapasitesinin, Türkiye&#39;nin yalnızca kendi sağlık ihtiyaçlarını karşılamasına değil, aynı zamanda küresel sağlık sektöründeki konumunu güçlendirmesine ve ihracat potansiyelini artıracağına da inanıyoruz. Polifarma olarak bu alanda sorumluluk üstleniyor, ülkemizin yetim ilaç geliştiren ve ihraç eden ülkeler arasında daha güçlü bir konuma gelmesi için çalışıyoruz."En çok Ar-Ge harcaması yapan 10 şirket arasında&nbsp;Türkiye AR-GE 500 Araştırması'na göre ilaç sektöründe en çok Ar-Ge harcaması yapan 10 şirket arasında yer alan Polifarma&#39;nın geçtiğimiz yıl hizmete aldığı Tekirdağ Ergene&#39;deki yeni Ar-Ge merkezi, şirketin nadir hastalıklar alanındaki uzun vadeli vizyonunun önemli bir parçasını oluşturuyor. 11 bin 233 metrekare alan üzerine kurulan merkez, Türkiye&#39;de İlaç Etkin Maddesi (API) sentezi yetkinliğine ve onayına sahip yalnızca altı ilaç firması merkezinden biri olarak öne çıkıyor. Antisens oligonükleotid üretim platformuna yatırım yapan ilk ve tek Türk firması olan Polifarma, bu altyapı sayesinde mRNA teknolojileri ve genetik hastalıkların tedavisine yönelik ileri araştırmalar yürütmeyi hedefliyor. GLP normlarına uygun altyapıyla tasarlanan merkezde API üretim tesisleri, biyoteknolojik ürünlere yönelik üretim hatları, ileri otomasyon sistemleri ve sürdürülebilirlik odaklı atık yönetimi altyapıları bulunuyor. Merkez aynı zamanda kişiselleştirilmiş tıp uygulamaları ve nadir hastalıklara yönelik yeni tedavilerin geliştirilmesi için önemli bir araştırma platformu işlevi görüyor. Bu tesiste SMA tedavisine yönelik etkin madde üretiminin yanı sıra gelecekte ilacın üretimi ile farklı nadir hastalıklara yönelik ilaç ve etkin madde geliştirme çalışmalarının da yürütülmesi planlanıyor.&nbsp;Yetim ilaçla Altın Havan Ödülü aldıPolifarma&#39;nın nadir hastalıklar alanındaki çalışmalarının çok yönlü olduğuna ve bu alana yatırım yaptıklarına dikkat çeken Başbuğ Öke, şunları söyledi:"Hem etkin madde hem de bitmiş ürün formunda üretimini gerçekleştirebildiğimiz; yetişkinlerde ve 2 yaş üzeri sistinozisli çocuklarda korneal sistin kristal birikimlerinin tedavisinde endike olan ürünümüz ile Altın Havan Ödülleri'nde, 'Bir Yetim İlacın Etkin Maddeden Bitmiş Ürüne Dikey Entegrasyon ile Yerli Üretimi Projesi' kapsamında ödüle layık görüldük. Şirketimizin reçeteli pazarlar bölümü bünyesinde, nadir hastalıklar alanında aktif olarak çalışılan üç ürünümüz bulunuyor. Herediter anjiyoödem tedavisinde kullanılan ikatibant asetat etkin maddeli ürünümüz ile başlayan ilk çalışmamız, nadir hastalıklarda fark yaratma ve bu alanda büyüme hedefimiz açısından önemli bir adım oldu. Ardından, kistik fibrozis tedavisinde kullanılan tobramisin etkin maddeli inhaler antibiyotiğimiz ile nadir hastalıklar portföyümüze yeni bir ürün daha ekledik. Son olarak, fenilketonüri ile ilgili bir adım attık ve bu alanda sapropterin etkin maddeli ürün sunan Türkiye'deki tek yerli firma olduk. 2027 yılının ilk aylarında hayata geçirmeyi planladığımız yeni projelerle portföyümüzü daha da güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Hastaların yaşam kalitesini artıran, erişilebilir ve sürdürülebilir çözümler geliştirmeye devam ederken, nadir hastalıklara değer veren ve bu alanda sürdürülebilir katkı sağlamayı hedefleyen bir firma olma yolunda ilerlemenin gururunu yaşıyoruz."]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 03 Jul 2026 02:32:52 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[AstraZeneca'da iki üst düzey atama]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/astrazenecada-iki-ust-duzey-atama-7086/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/astrazenecada-iki-ust-duzey-atama-7086/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_FC2EE1-2EA5FA-2B2971-BB726C-5C5738-B1AAC6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />İlaç sektöründe uzun yıllara dayanan deneyime sahip Ecz. Sena Dilaver ve Dr. Kasım Tuğrul Üstündağ, AstraZeneca Türkiye'nin liderlik ekibine katıldı. Sektörde yaklaşık 20 yıllık tecrübeye sahip Ecz. Sena Dilaver, Haziran 2026 itibarıyla AstraZeneca Türkiye Ruhsatlandırma Direktörü&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_FC2EE1-2EA5FA-2B2971-BB726C-5C5738-B1AAC6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />İlaç sektöründe uzun yıllara dayanan deneyime sahip Ecz. Sena Dilaver ve Dr. Kasım Tuğrul Üstündağ, AstraZeneca Türkiye'nin liderlik ekibine katıldı. Sektörde yaklaşık 20 yıllık tecrübeye sahip Ecz. Sena Dilaver, Haziran 2026 itibarıyla AstraZeneca Türkiye Ruhsatlandırma Direktörü olarak atanırken, yeni rolü kapsamında AstraZeneca Türkiye Yönetim Kurulu'nda da yer alacak. Kariyeri boyunca Türkiye ve bölgesel yapılarda önemli sorumluluklar üstlenen Dilaver; ruhsatlandırma stratejileri, yenilikçi ürünlerin pazara erişimi, uluslararası portföy yönetimi, kurumlar arası iş birlikleri ve çapraz fonksiyonlu liderlik alanlarında güçlü bir deneyime sahip.&nbsp;Dr. Kasım Tuğrul Üstündağ da Haziran 2026 itibarıyla AstraZeneca Türkiye Onkoloji &amp; Hematoloji Direktörü olarak göreve atanırken, yeni rolü kapsamında AstraZeneca Türkiye Yönetim Kurulu'nda da yer alacak. Sektörde 15 yılı aşkın tecrübeye sahip Dr. Kasım Tuğrul Üstündağ hem Türkiye pazarında hem de bölgesel organizasyonlarda görevler üstlendi. Üstündağ'ın özellikle medikal strateji, onkoloji alanında terapötik liderlik, çapraz fonksiyonlu ekiplerle iş birliği ve paydaş yönetimi konularında derin bir uzmanlığı bulunuyor.&nbsp;Sena Dilaver kimdir?2007 yılında Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'nden mezun olan Sena Dilaver, kariyerine aynı yıl Bristol Myers Squibb'da Ruhsatlandırma Sorumlusu olarak başladı. 2009–2010 yılları arasında AstraZeneca Türkiye'de Ruhsatlandırma Uzmanı olarak görev alan Dilaver, ardından GlaxoSmithKline'a katılarak Türkiye ve uluslararası organizasyonlarda artan sorumluluklar üstlendi. 2010–2021 yılları arasında GSK Türkiye'de çeşitli ruhsatlandırma liderliği görevlerinde bulunan Dilaver, sonrasında uluslararası görevlere atanarak Gelişmekte Olan Ülkeler Ruhsatlandırma Lideri ve Güney Kore Ruhsatlandırma Departman Lideri olarak görev yaptı. Son olarak, 2021 yılından bu yana Singapur merkezli olarak Çin ve Kıtalararası Bölge'den Sorumlu Portfolyo Strateji ve Optimizasyon Direktörü görevini yürüttü. Yaklaşık 20 yıllık sektör deneyimi boyunca ruhsatlandırma stratejileri, yenilikçi ürünlerin pazara erişimi, uluslararası portföy yönetimi, kurumlar arası iş birlikleri ve çapraz fonksiyonlu liderlik alanlarında önemli deneyim kazanan Dilaver, yeni görevinde AstraZeneca Türkiye Ruhsatlandırma Departmanı'na liderlik edecek ve şirketin büyüme hedeflerine katkı sağlayacak.Kasım Tuğrul Üstündağ kimdir?2002 yılında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olan Kasım Tuğrul Üstündağ, profesyonel kariyerine Adli Tıp Kurumu bünyesinde Adli Tıp Uzmanı olarak başladı. 2010–2019 yılları arasında Roche'ta sırasıyla Medikal Müdür, Kıdemli Medikal Müdür, Kıdemli Ürün Yöneticisi, Vekaleten Medikal Direktör, Onkoloji ve Hematoloji Terapötik Alan Müdürü, Meme Kanseri Ekip Lideri olarak çalıştı. 2019–2021 yılları arasında Daiichi Sankyo'da Medikal Direktör olarak görev aldı. Üstündağ, kariyerine 2022 yılından bu yana Teva İlaç'ta önce Türkiye Medikal Direktörü, 2024 yılından itibaren ise Türkiye merkezli olarak Yenilikçi İlaçlar Uluslararası Pazarlar'dan sorumlu Bölgesel Medikal Direktör olarak devam etmekteydi. Üstündağ yeni rolü kapsamında AstraZeneca Medikal, Onkoloji ve Hematoloji Departmanı'na liderlik edecek ve şirketin büyüme hedeflerine katkıda bulunacak.&nbsp;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 03 Jul 2026 02:27:23 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sağlık hizmetlerine yüzde 246 oranında zam]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/saglik-hizmetlerine-yuzde-246-oraninda-zaem-7831/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/saglik-hizmetlerine-yuzde-246-oraninda-zaem-7831/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_333658-17A6E5-6824F4-333B82-99C579-42CFF2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />lık Uygulama Tebliği&#39;nde değişiklik yapıldı. Yılın başında 20 TL&#39;den 26 TL&#39;ye çıkartılan ikinci basamak resmi sağlık kurumlarında hekim ve diş hekimi muayenelerinde katılım payı 50 TL&#39;ye çıkartıldı.Habertürk&#39;te yer alan habere göre, Sağlık Bakanlığı&#39;na&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_333658-17A6E5-6824F4-333B82-99C579-42CFF2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />lık Uygulama Tebliği&#39;nde değişiklik yapıldı. Yılın başında 20 TL&#39;den 26 TL&#39;ye çıkartılan ikinci basamak resmi sağlık kurumlarında hekim ve diş hekimi muayenelerinde katılım payı 50 TL&#39;ye çıkartıldı.Habertürk&#39;te yer alan habere göre, Sağlık Bakanlığı&#39;na bağlı eğitim ve araştırma hastaneleri ile bu hastanelere bağlı semt poliklinikleri, üçüncü basamak olarak adlandırılan Sağlık Bakanlığına bağlı hastaneler ile devlet üniversitelerine ait tıp fakültesi ve diş hekimliği fakülteleri hastanelerinde ocak ayında 20 TL&#39;den 26 TL&#39;ye çıkartılan katılım payı 90 TL&#39;ye çıkartıldı.Özel üniversitelere ait tıp fakültesi ve diş hekimliği fakültelerinde ocak ayında 26 TL&#39;ye yükseltilen muayene katılım payı 100 TL&#39;ye çıkartıldı. İkinci ve üçüncü basamak özel hastanelerde 60 TL olan katılım payı ise 100 TL&#39;ye yükseltildi.Aile hekimlerinden sevk edilen hastaya indirimAile hekimleri veya iş yeri hekimlerince sevk edilen hastalardan alınan katılım payına yüzde 50 indirim yapılacak.Muayene katılım payında zamlı fiyatlar bugünden itibaren yürürlüğe girecek.Acil haller hariç olmak üzere on gün içerisinde aynı uzmanlık dalında farklı hastanelere yapılan başvurularda muayene katılım paylarından ilave 30 TL alınacak. Daha önce ilave alınan tutar 5 TL idi.Uzun süre zam yapılmayan muayene katılım payları geçen yıl 5-6 kata varan oranlarda artırılarak 45 TL&#39;ye yükseltilmişti. Yapılan bu artış kamuoyundan tepki çekerken, enflasyonu da artırıcı etkisi olduğu tespiti yapılmıştı. Bunun üzerine zamlar geri alınarak muayene katılım payı 20 TL&#39;ye indirilmişti.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 01 Jul 2026 13:32:20 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Memorıal, dijital patoloji ve yapay zekada bilgi ekosistemini oluşturuyor]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/memorial-dijital-patoloji-ve-yapay-zekada-bilgi-ekosistemini-olusturuyor-3657/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/memorial-dijital-patoloji-ve-yapay-zekada-bilgi-ekosistemini-olusturuyor-3657/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_1953C7-BAD46A-AA5DCF-6FF422-EF8E7B-64346C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Memorial Patoloji ile İstanbul Teknik Üniversitesi Bilişim Enstitüsü öğretim üyelerinin iş birliğiyle düzenlenen "Dijital Patoloji ve Yapay Zeka Toplantıları" serisinin ilk oturumu 27 Haziran'da Memorial Bahçelievler Hastanesi'nde gerçekleştirildi. Toplantı serisi; patoloji profesyonelleri&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_1953C7-BAD46A-AA5DCF-6FF422-EF8E7B-64346C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Memorial Patoloji ile İstanbul Teknik Üniversitesi Bilişim Enstitüsü öğretim üyelerinin iş birliğiyle düzenlenen "Dijital Patoloji ve Yapay Zeka Toplantıları" serisinin ilk oturumu 27 Haziran'da Memorial Bahçelievler Hastanesi'nde gerçekleştirildi. Toplantı serisi; patoloji profesyonelleri yanı sıra mühendisler, akademisyenler ve teknoloji geliştiricilerini aynı platformda buluşturarak dijital patolojide ortak bir ekosistem oluşturmayı hedefliyor.Dijital patoloji artık yalnızca teknoloji yatırımı değilPatolojide dijitalleşme; tanı süreçlerinin standardizasyonu, hasta güvenliği, hız ve doğruluk açısından sağlık hizmetlerinde önemli bir dönüşüm başlatıyor. Memorial Sağlık Grubu ise yıllardır sürdürdüğü tam dijital laboratuvar altyapısı, yapay zeka destekli analiz sistemleri ve uluslararası standartlardaki iş akışıyla bu dönüşümün Türkiye'deki öncü kurumları arasında yer alıyor.Bugün Memorial Patoloji'de tüm biyopsi preparatları dijital ortama aktarılıyor; laboratuvar süreçleri uçtan uca dijital olarak takip ediliyor. CE-IVD onaylı yapay zeka algoritmaları ise meme, prostat ve mide başta olmak üzere birçok alanda patologların tanı süreçlerine destek veriyor.Yeni toplantı serisiyle Memorial, yalnızca teknolojiyi kullanan değil, bu alanda bilgi üreten, paylaşan ve yeni iş birlikleri geliştiren bir merkez olmayı amaçlıyor.Dijital patolojide ortak dil oluşturulacakToplantının ilk oturumunda dijital patolojinin temel kavramlarından yapay zeka terminolojisine, dijital iş akışından görüntü analiz programlarına kadar birçok konu ele alınacak. Program kapsamında QuPath uygulamaları gerçekleştirilecek ve patologlarla mühendislerin ortak çalışma kültürünü geliştirecek oturumlar düzenlenecek.Beş oturum olarak planlanan bilimsel seri boyunca; dijital patoloji altyapıları, yapay zeka uygulamaları, veri hazırlama süreçleri, algoritma validasyonu, açıklanabilir yapay zeka, patolog-mühendis iş birlikleri ile ortak Ar-Ge projeleri gibi başlıklar detaylı şekilde ele alınacak.Memorial CEO'su Bora Uludüz: "Sağlıkta dijital dönüşüm bilgi paylaşımıyla güçlenir"Memorial Sağlık Grubu CEO'su Bora Uludüz, sağlıkta dijitalleşmenin yalnızca teknolojik yatırım değil, aynı zamanda bilimsel iş birlikleriyle mümkün olduğunu belirterek şöyle konuştu:"Memorial olarak sağlıkta dijital dönüşümü yalnızca kendi kurumumuz için değil, ülkemizin sağlık ekosistemi için değer üreten bir süreç olarak görüyoruz. Patoloji alanında gerçekleştirdiğimiz dijital dönüşümün bugün bilimsel paylaşım platformlarına dönüşmesi bizim için son derece kıymetli. Üniversiteler, mühendisler ve hekimlerle birlikte geliştireceğimiz ortak projelerin hem bilimsel üretime hem de hastalarımıza sunulan sağlık hizmetinin kalitesine önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz."Prof. Dr. İlknur Türkmen: "Dijital patoloji güçlü bir ekosistem gerektiriyor"Memorial Patoloji Kurucu Hekimi ve Koordinatörü Prof. Dr. İlknur Türkmen, dijital dönüşümün yalnızca teknoloji yatırımıyla sınırlı olmadığını belirterek şunları söyledi:"Dijital patoloji; yazılım, donanım, veri yönetimi, yapay zeka ve klinik deneyimin aynı çatı altında buluştuğu çok disiplinli bir alan. Ayrıca YZ algoritmalarının günlük rutinimize girdiği günümüzde, bu sürecin mühendisler olmadan ilerlemesi mümkün değil. Bu nedenle güçlü bir ekosistem oluşturmak büyük önem taşıyor. Amacımız yalnızca kendi deneyimimizi paylaşmak değil; patologlar, mühendisler, akademisyenler ve sektör temsilcilerini aynı platformda buluşturarak birlikte öğrenen ve geliştiren sürdürülebilir bir bilimsel yapı oluşturmak. Dijital Patoloji ve Yapay Zeka Toplantıları'nı da bu vizyonun önemli bir adımı olarak görüyoruz."Bilimsel iş birlikleri büyüyecekMemorial Sağlık Grubu, dijital patoloji alanındaki yatırımlarını yapay zeka uygulamaları, üniversite iş birlikleri ve Ar-Ge projeleriyle geliştirmeye devam ederken, başlatılan bu bilimsel toplantı serisiyle Türkiye'de dijital patoloji alanında ortak bilgi üretimini destekleyen sürdürülebilir bir platform oluşturmayı hedefliyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 30 Jun 2026 16:37:25 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[100 milyon dolarlık Türk girişimi]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/100-milyon-dolarlik-turk-girisimi-8847/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/100-milyon-dolarlik-turk-girisimi-8847/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_FD7508-C3E852-877334-CEF43E-0BD2A1-15E144.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />21 yaşındaki Çoban tarafından kurulan BioSmile AI, kısa süre önce Türkiye'deki yaklaşık "50 diş kliniğinde pilot test sürecine" girdi. Girişim, sağlık alanında yapay zekanın daha erişilebilir, anlaşılır ve uygulanabilir hale gelmesi hedefiyle yola çıktı.BioSmile AI'ın ismi,&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_FD7508-C3E852-877334-CEF43E-0BD2A1-15E144.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />21 yaşındaki Çoban tarafından kurulan BioSmile AI, kısa süre önce Türkiye'deki yaklaşık "50 diş kliniğinde pilot test sürecine" girdi. Girişim, sağlık alanında yapay zekanın daha erişilebilir, anlaşılır ve uygulanabilir hale gelmesi hedefiyle yola çıktı.BioSmile AI'ın ismi, 2026 yılında katıldığı 'IDEX Uluslararası Dental Fuarı' ile sektör çevrelerinde daha geniş kitlelere ulaşmaya başladı. Fuarda gördüğü ilgi, Türkiye'den çıkan genç teknoloji girişimlerinin global pazarda nasıl karşılık bulabileceğini göstermesi açısından dikkat çekici bulundu.Kurucu Bahattin Berke Çoban, BioSmile AI'ın çıkış noktasını şu sözlerle anlatıyor:"Bizim için mesele yalnızca bir yazılım geliştirmek değil. Türkiye'den çıkan bir teknolojinin dünyada karşılık bulabileceğini göstermek istiyoruz. Sağlık alanında yapay zekanın doğru, güvenilir ve faydalı şekilde konumlanması gerektiğine inanıyoruz."Şirketleşme sürecini tamamlayan BioSmile AI, Türkiye merkezli bir sağlık teknolojileri girişimi olarak büyüme yolculuğunu sürdürüyor. Girişim, önümüzdeki dönemde hem Türkiye'de hem de uluslararası pazarda yeni iş birlikleriyle adını daha fazla duyurmayı hedefliyor.Genç yaşta attığı adımlarla dikkat çeken Bahattin Berke Çoban, BioSmile AI ile Türkiye'den çıkan yeni nesil girişimcilik hikayelerinden birine imza atıyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 30 Jun 2026 14:36:14 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yapay zeka sağlık alanında uluslararası ilgi görüyor]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yapay-zeka-saglik-alaninda-uluslararasi-ilgi-goruyor-3304/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yapay-zeka-saglik-alaninda-uluslararasi-ilgi-goruyor-3304/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_9DC4EE-1703B4-D4D82C-FFE8CE-0DE990-DB68A2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />21 yaşındaki Çoban tarafından kurulan BioSmile AI, kısa süre önce Türkiye'deki yaklaşık "50 diş kliniğinde pilot test sürecine" girdi. Girişim, sağlık alanında yapay zekanın daha erişilebilir, anlaşılır ve uygulanabilir hale gelmesi hedefiyle yola çıktı.BioSmile AI'ın ismi,&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_9DC4EE-1703B4-D4D82C-FFE8CE-0DE990-DB68A2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />21 yaşındaki Çoban tarafından kurulan BioSmile AI, kısa süre önce Türkiye'deki yaklaşık "50 diş kliniğinde pilot test sürecine" girdi. Girişim, sağlık alanında yapay zekanın daha erişilebilir, anlaşılır ve uygulanabilir hale gelmesi hedefiyle yola çıktı.BioSmile AI'ın ismi, 2026 yılında katıldığı 'IDEX Uluslararası Dental Fuarı' ile sektör çevrelerinde daha geniş kitlelere ulaşmaya başladı. Fuarda gördüğü ilgi, Türkiye'den çıkan genç teknoloji girişimlerinin global pazarda nasıl karşılık bulabileceğini göstermesi açısından dikkat çekici bulundu.Kurucu Bahattin Berke Çoban, BioSmile AI'ın çıkış noktasını şu sözlerle anlatıyor:"Bizim için mesele yalnızca bir yazılım geliştirmek değil. Türkiye'den çıkan bir teknolojinin dünyada karşılık bulabileceğini göstermek istiyoruz. Sağlık alanında yapay zekanın doğru, güvenilir ve faydalı şekilde konumlanması gerektiğine inanıyoruz."Şirketleşme sürecini tamamlayan BioSmile AI, Türkiye merkezli bir sağlık teknolojileri girişimi olarak büyüme yolculuğunu sürdürüyor. Girişim, önümüzdeki dönemde hem Türkiye'de hem de uluslararası pazarda yeni iş birlikleriyle adını daha fazla duyurmayı hedefliyor.Genç yaşta attığı adımlarla dikkat çeken Bahattin Berke Çoban, BioSmile AI ile Türkiye'den çıkan yeni nesil girişimcilik hikayelerinden birine imza atıyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Mon, 29 Jun 2026 02:56:16 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Atlas Üniversitesi geleceğin sağlık araştırmaları için ARC'yi hayata geçirdi]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/atlas-universitesi-gelecegin-saglik-arastirmalari-icin-arcyi-hayata-gecirdi-3870/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/atlas-universitesi-gelecegin-saglik-arastirmalari-icin-arcyi-hayata-gecirdi-3870/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_63817B-BD0535-E555DA-C4937E-BB1B87-B6433E.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Atlas Üniversitesi Vadi Kampüsü'nde gerçekleştirilen açılış törenine Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Yusuf Elgörmüş, Rektör Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, ARC Direktörü Prof. Dr. Süleyman Ergün,&nbsp; Rektör Danışmanı, Uluslararası Kurul Üyesi, Maastricht Üniversitesi Tıp Merkezi&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_63817B-BD0535-E555DA-C4937E-BB1B87-B6433E.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Atlas Üniversitesi Vadi Kampüsü'nde gerçekleştirilen açılış törenine Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Yusuf Elgörmüş, Rektör Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, ARC Direktörü Prof. Dr. Süleyman Ergün,&nbsp; Rektör Danışmanı, Uluslararası Kurul Üyesi, Maastricht Üniversitesi Tıp Merkezi (MUMC+) Nöroşirürji Anabilim Dalından Prof. Dr. Yasin Temel ile akademik ve idari yöneticiler katıldı. Program kapsamında merkezin araştırma vizyonu ve çalışma alanları tanıtılırken laboratuvarlar da ziyaret edildi.Sağlık araştırmalarında yeni dönemAtlas Üniversitesi bünyesinde kurulan Atlas Araştırma Merkezi (ARC), ileri düzey araştırma altyapısını etkin kullanarak bilimsel üretimi artırmayı, disiplinler arası araştırma kültürünü geliştirmeyi ve uluslararası iş birliklerini güçlendirmeyi hedefliyor.Nörobilim, biyoteknoloji, tümör biyolojisi ve klonlama, kardiyovasküler ve metabolik araştırmalar alanlarında faaliyet gösterecek araştırma gruplarını aynı çatı altında buluşturan merkez, sağlık bilimlerinde yenilikçi araştırmaların geliştirilmesine katkı sunacak.Dr. Yusuf Elgörmüş: "ARC, geleceğe yapılan güçlü bir yatırımdır"Açılış töreninde konuşan Atlas Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Yusuf Elgörmüş, bilimsel araştırmaların toplumların gelişimindeki önemine dikkat çekerek şunları söyledi:"Atlas Araştırma Merkezi, üniversitemizin araştırma ve inovasyon vizyonunun önemli bir göstergesidir. Bilimsel bilgi üretimini destekleyen, uluslararası düzeyde araştırmaların yürütülebildiği güçlü bir ekosistem oluşturmayı hedefliyoruz. ARC'de yürütülecek çalışmaların hem bilim dünyasına hem de insan sağlığına katkı sağlayacağına inanıyoruz.""Beyin göçü değil, beyin gücü"Uluslararasılaşma vizyonuyla dünya çapındaki üniversitelerle iş birliklerini güçlendirdiklerini kaydeden Dr. Yusuf Elgörmüş, "Yurt dışında çalışmalarını yürüten ve bu ülkeye, bilime ve insanlığa katkı yaratmak isteyen bütün akademisyenlerle ortak çalışmalar ve iş birliği yapmak için yoğun çalışmalar yürütüyoruz. Atlas Üniversitesi bu misyon ve vizyona sahip. Sadece bilime değil tüm insanlığa katkı sunacak tüm unsurları barındırmak istiyoruz. Yurt dışında Türk akademyasının çok büyük derinliği var. Başarılı bilim insanlarımızın yurt dışına gitmesini artık sadece 'beyin göçü' olarak değerlendirmemek gerekiyor. Bugün bunu, aynı zamanda bir 'beyin gücü' olarak görmek mümkün. Bugün, dijital dünyanın sağladığı olanaklarla iletişim ve iş birliği kurmak her zamankinden daha kolay. Yurt dışında çalışan bilim insanlarımızla kurduğumuz bağları güçlendirerek bu durumu ülkemiz adına önemli bir fırsata dönüştürebiliriz. Biz de bu örnekleri ve iş birliklerini çoğaltmayı hedefliyoruz.""Yurt dışındaki Türk akademisyenlerle güçlü iş birliği hedefleniyor"ABD ve Avrupa başta olmak üzere yurt dışında çok önemli başarılar kazanan Türk akademisyenlerin büyük bir köprü oluşturduğunu söyleyen Dr. Yusuf Elgörmüş, "Bu akademisyenlerle ilişkilerimizi güçlendireceğiz. Bizim iki büyük görevimiz var: Birincisi ülkemize katkı yaratacağız, ikincisi de yurt dışında büyük başarılara imza atan Türk akademyasının tecrübesini buraya taşıyacağız" dedi.Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: "Bilimsel üretim kapasitemizi daha da güçlendirecek"Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak ise merkezin üniversitenin araştırma odaklı gelişiminde önemli bir rol üstleneceğini belirterek şöyle konuştu:"Üniversiteler yalnızca eğitim veren kurumlar değil, aynı zamanda bilgi üreten ve topluma değer katan yapılardır. Atlas Araştırma Merkezi ile araştırmacılarımıza daha güçlü olanaklar sunarken farklı disiplinlerin ortak projeler geliştirebileceği bir araştırma ortamı oluşturuyoruz. Bu merkez, üniversitemizin bilimsel üretim kapasitesini daha da ileriye taşıyacaktır."Kişiselleştirilmiş tıp ve yapay zekâ odaklı araştırmalarAtlas Araştırma Merkezi (ARC), Atlas Üniversitesi'nin bilimsel araştırma kapasitesini güçlendirmek, ileri düzey araştırma altyapısını etkin kullanmak ve disiplinler arası projeleri desteklemek amacıyla kurulan yeni nesil bir araştırma merkezidir. Atlas Üniversitesi'nin bilime, yenilikçi araştırmaya, disiplinler arası iş birliğine ve geleceğin sağlık teknolojilerine yaptığı güçlü yatırım olan ARC, fiziksel altyapısı değil; aynı zamanda arkasındaki vizyon, uluslararası bilimsel destek, araştırma grupları, translasyonel yaklaşım, yapay zeka destekli araştırma kapasitesi ve dışa açık iş birliği modeli ile de dikkat çekmektedir.ARC'nin kuruluş vizyonu, Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Yusuf Elgörmüş ve Rektör Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak'ın öncülüğünde, Türkiye'de bilimsel üretimi ileri taşımak, uluslararası standartlarda araştırmalar yürütmek ve sağlık alanında yenilikçi çözümler geliştirebilecek güçlü bir araştırma ekosistemi oluşturmaktır.&nbsp;Uluslararasılaşma vizyonu, önemli katkı sağladıMerkezin yapılanma sürecinde, üniversitenin uluslararasılaşma vizyonunun da katkıları da etkili oldu. Maastricht Üniversitesi Tıp Merkezi (MUMC+) Nöroşirürji Anabilim Dalı Prof. Dr. Yasin Temel ile Julius Maximilian University of Würzburg Anatomi ve Hücre Biyolojisi Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Süleyman Ergün gibi uluslararası deneyime sahip bilim insanlarının bilgi birikimi ve bilimsel desteği alındı.Disiplinlerarası bir araştırma platformu : ARCARC; nörobilim, biyoteknoloji, tümör biyolojisi ve klonlama, kardiyovasküler ve metabolik araştırmalar alanlarında faaliyet gösterecek araştırma gruplarını bir araya getiren disiplinlerarası bir araştırma platformu olarak tasarlandı.Hastalıklar bütüncül bir yaklaşımla incelenecekMerkezin temel yaklaşımı, insan hastalıklarını yalnızca tek bir açıdan değil; moleküler, hücresel, klinik ve veri odaklı analiz yaklaşımlarını bir araya getirerek bütüncül şekilde incelemektir. Günümüzde sağlık araştırmaları giderek kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımına doğru ilerlemekte; hastalık mekanizmalarının bireysel düzeyde anlaşılması, kişiye özgü tanı stratejilerinin geliştirilmesi ve tedavi yanıtlarının hasta bazında değerlendirilmesi önem kazanmaktadır.&nbsp;Kişiye özgü teşhis ve tedavi yaklaşımı esas alınacakARC'nin ana hedeflerinden biri de bu doğrultuda kişiye özgü tanı ve tedavi yaklaşımlarına katkı sağlayabilecek araştırma modelleri geliştirmektir.İnsan-temelli modeller geliştirilecekBu kapsamda merkez bünyesinde hasta örneklerinden elde edilen hücrelerle organoid ve assembloid sistemleri gibi insan-temelli modeller geliştirilmesi hedeflenmektedir. Bu modeller sayesinde hastalık mekanizmalarının laboratuvar ortamında daha gerçekçi şekilde incelenmesi, farklı ilaçların hasta bazında nasıl yanıt verdiğinin araştırılması ve kişiye özgü tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesi planlanmaktadır. Ayrıca biyobaskılama teknolojilerinin kullanımıyla insan dokularını daha iyi temsil edebilen üç boyutlu araştırma modellerinin geliştirilmesi de merkezin öncelikli hedefleri arasındadır.Multidisipliner bir araştırma ekosistemi kurgulanacakARC'de deneysel araştırmalar ile yapay zeka ve veri bilimi temelli yaklaşımların birlikte ilerlemesi amaçlanmaktadır. Laboratuvar çalışmalarından elde edilecek genomik, moleküler, hücresel ve klinik verilerin; makine öğrenmesi, biyoinformatik ve multi-omics veri entegrasyonu yöntemleriyle birlikte değerlendirilmesi, hastalık mekanizmalarının daha kapsamlı anlaşılmasına ve kişiye özgü araştırma çıktılarının geliştirilmesine katkı sağlayacaktır.Bu yaklaşım; mühendislik, veri bilimi, temel bilimler ve klinik araştırmaların birlikte çalışmasını gerektirmektedir. ARC bu nedenle yalnızca bir laboratuvar alanı değil, farklı disiplinlerin ortak projeler üretebildiği multidisipliner bir araştırma ekosistemi olarak kurgulanmaktadır.Bilimsel tarihte hayvan modelleri modern tıbbın gelişiminde son derece önemli katkılar sağlamış ve günümüzde ulaşılan pek çok tedavi yaklaşımının temelini oluşturmuştur. Bununla birlikte günümüzde, gereksiz hayvan kullanımını azaltma ve insan biyolojisini daha doğru temsil edebilen modeller geliştirme ihtiyacı bilim dünyasında giderek daha fazla önem kazanmaktadır. İnsan hastalıklarının karmaşık yapısını daha gerçekçi şekilde inceleyebilmek adına organoid sistemleri, organ-on-chip platformları, assembloid yapılar, biyobaskılama teknolojileri ve ileri hücresel modeller gibi yeni nesil insan-temelli araştırma yaklaşımları hızla gelişmektedir. ARC'nin hedefi; etik duyarlılığı yüksek, güncel bilimsel gelişmeleri yakından takip eden ve geleceğin translasyonel araştırma modellerini destekleyen bir araştırma ekosistemi oluşturmaktır.Atlas Üniversitesi'nin kendi hastanesine sahip olması ARC için önemli bir avantaj oluşturmaktadır. Klinik alanlarla temel bilimler arasında kurulacak güçlü bağ sayesinde hasta örneklerine erişim, klinik gözlemlerin araştırma sorularına dönüştürülmesi, laboratuvar bulgularının veri bilimi ve yapay zeka yaklaşımlarıyla analiz edilmesi ve elde edilen sonuçların sağlık uygulamalarına aktarılması açısından önemli bir translasyonel araştırma potansiyeli bulunmaktadır.Araştırmacılara ve iş birliklerine açık bir merkezARC'nin hedefi yalnızca Atlas Üniversitesi içindeki araştırmacılara hizmet vermek değildir. Merkez; araştırma ve laboratuvar kullanım başvuruları, proje iş birliği başvuruları ve staj başvuruları aracılığıyla dış paydaşlara, farklı kurumlardan araştırmacılara ve yaratıcı bilimsel fikirlere de açık bir yapı olarak kurgulanmaktadır. Böylece ARC'nin yalnızca bir araştırma altyapısı değil; farklı disiplinlerden bilim insanlarını, mühendisleri, klinisyenleri, veri bilimcileri ve araştırmacıları bir araya getiren üretken bir bilim ve inovasyon ekosistemi olması hedeflenmektedir.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 25 Jun 2026 18:00:29 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ortopedi camiasının duayen ismi Prof. Dr. Kut Sarpyener hayatını kaybetti]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ortopedi-camiasinin-duayen-ismi-prof-dr-kut-sarpyener-hayatini-kaybetti-3851/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ortopedi-camiasinin-duayen-ismi-prof-dr-kut-sarpyener-hayatini-kaybetti-3851/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_6CCD37-F9974C-BF07FD-28C473-569EAC-B97C1D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Türk ortopedi, travmatoloji ve sporcu sağlığı camiasının duayen isimlerinden Prof. Dr. Kut Sarpyener, 91 yaşında hayatını kaybetti.&nbsp;Marmara Üniversitesi ve Haliç Üniversitesi öğretim üyesi olan Prof. Dr. Sarpyener; Türk Ortopedi ve Travmatoloji Birliği Derneği ve Anadoluhisarı&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_6CCD37-F9974C-BF07FD-28C473-569EAC-B97C1D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Türk ortopedi, travmatoloji ve sporcu sağlığı camiasının duayen isimlerinden Prof. Dr. Kut Sarpyener, 91 yaşında hayatını kaybetti.&nbsp;Marmara Üniversitesi ve Haliç Üniversitesi öğretim üyesi olan Prof. Dr. Sarpyener; Türk Ortopedi ve Travmatoloji Birliği Derneği ve Anadoluhisarı Spor Akademisi'nde başkanlık görevlerinde bulunmuştu.&nbsp;&nbsp;Türkiye'de ortopedi ve travmotoloji ana bilim dalının kurulması ve ilerlemesinde öncü isimlerden olan Münir Ahmet Sarpyener'in de oğlu olan Prof. Dr. Kut Sarpyener için 25 Haziran 2026 Perşembe günü saat 10.00'da Marmara Üniversitesi Anadoluhisarı Kampüsü'nde anma töreni düzenlenecek.Sarpyener'in cenazesi öğle namazını takiben Zincirlikuyu Camii'nden kaldırılarak, Zincirlikuyu Mezarlığı'na toprağa verilecek.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 24 Jun 2026 17:50:21 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türk beyin cerrahı dünyanın ilk 10'unda]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turk-beyin-cerrahi-dunyanin-ilk-10unda-8396/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turk-beyin-cerrahi-dunyanin-ilk-10unda-8396/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_99F547-AE5B4D-F247E5-072B5F-8F24C3-7EF809.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />ScholarGPS sıralamasında ilk 10'a girerek tarihi bir başarıya imza atan Prof. Dr. Selçuk Peker, elde edilen sonucun Türkiye'de yürütülen bilimsel çalışmaların dünya ölçeğinde karşılık bulduğunu&nbsp; gösterdiğini ve Türkiye'nin uluslararası literatüre katkı sağlayan bir ülke&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_99F547-AE5B4D-F247E5-072B5F-8F24C3-7EF809.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />ScholarGPS sıralamasında ilk 10'a girerek tarihi bir başarıya imza atan Prof. Dr. Selçuk Peker, elde edilen sonucun Türkiye'de yürütülen bilimsel çalışmaların dünya ölçeğinde karşılık bulduğunu&nbsp; gösterdiğini ve Türkiye'nin uluslararası literatüre katkı sağlayan bir ülke konumuna geldiğini söyledi.&nbsp;Radyocerrahi gibi ileri teknoloji ve yüksek uzmanlık gerektiren bir alanda dünyada 8'inci sırada yer almaktan büyük onur duyduğunu ifade eden Peker, "Yalnızca kişisel bir başarı olarak görmediğim bu sonuç, klinik altyapıyı, bilimsel sürekliliği ve ekip kültürünü de ortaya koyuyor. Türkiye'de yapılan bilimsel çalışmaların doğru ekip çalışması&nbsp; ve uzun yıllara dayanan emekle dünya çapında görünür olabileceğini&nbsp; de kanıtlıyor. Ayrıca, ülkemizin hem hasta tedavi eden hem de bilim üreten bir merkez olabileceğini gösteriyor" dedi.&nbsp;Prof. Dr. Selçuk Peker, genç hekimlere de önemli bir mesaj verdi: "Dünya biliminre katkı sunmak için mutlaka dünyanın en büyük merkezlerinde bulunmak gerekmiyor. Doğru vizyon, disiplinli çalışma ve uluslararası iş birlikleriyle Türkiye'den de dünya çapında başarı elde edilebilir."&nbsp;RADYOCERRAHİ ALANINDA TÜRKİYE'DEN EĞİTİM ALMAYA GELEN HEKİM SAYISINDA BELİRGİN BİR ARTIŞ VAR&nbsp;Türkiye'nin özellikle Gamma Knife ve stereotaktik radyocerrahi teknolojilerindeki deneyiminin tüm dünyada dikkat çektiğini belirten Peker, son yıllarda yurt dışından Türkiye'ye tedavi ve eğitim amacıyla gelen hasta ve hekim sayısında belirgin artış yaşandığını söyledi. "Özellikle radyocerrahi uygulamalarında Türkiye önemli bir çekim merkezi haline geliyor. Hekimler yalnızca cihazları görmek için değil, hasta seçimi ve tedavi planlama süreçlerini öğrenmek için de ülkemize geliyor" dedi."TÜRKİYE KÜRESEL RADYOCERRAHİ MERKEZİ OLABİLECEK ÖLÇEKTE"Prof. Dr. Peker Türkiye'nin küresel bir radyocerrahi merkezi olabilecek potansiyelde olduğunu kaydederek, bunun için bilimsel üretimin artırılması gerektiğine işaret etti. Peker, "Bölgesel merkez olmak yalnızca hasta kabul etmek anlamına gelmez. Aynı zamanda bilgi üretmek, eğitim vermek, uluslararası araştırmalar yürütmek ve genç hekimler için çekim merkezi haline gelmek demektir. Türkiye bunu başarabilecek kapasiteye sahiptir" dedi.&nbsp;YAPAY ZEKA BEYİN CERRAHİSİNİ DE DEĞİŞTİRECEK&nbsp;Önümüzdeki yıllarda beyin cerrahisinin daha kişiselleştirilmiş bir yapıya kavuşacağını belirten Prof. Dr. Peker, yapay zekâ destekli planlama sistemlerinin tedavi süreçlerinde daha fazla yer alacağını söyledi. "Yakın gelecekte yalnızca MR görüntülerine bakarak karar vermeyeceğiz. Hastanın genetik özellikleri, tümörün biyolojik yapısı ve yapay zekâ destekli risk analizleri tedavi kararlarında çok daha belirleyici olacak" ifadelerini kullanan Peker, teknolojinin gelişmesine rağmen hekimlik sanatının merkezde kalacağını vurguladı.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 24 Jun 2026 17:36:43 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Çocuğu baba sevgisi şekillendiriyor]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/cocugu-baba-sevgisi-sekillendiriyor-7982/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/cocugu-baba-sevgisi-sekillendiriyor-7982/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_39EF74-5A53EC-AA7EC3-13D732-B6AFB4-68EF23.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, 21 Haziran Babalar Günü dolayısıyla babaların çocuk gelişimi, aile içi denge ve bireysel psikolojik iyilik hali üzerindeki duygusal, sosyal ve gelişimsel etkileri ile modern babalık&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_39EF74-5A53EC-AA7EC3-13D732-B6AFB4-68EF23.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, 21 Haziran Babalar Günü dolayısıyla babaların çocuk gelişimi, aile içi denge ve bireysel psikolojik iyilik hali üzerindeki duygusal, sosyal ve gelişimsel etkileri ile modern babalık anlayışının önemi hakkında açıklamalarda bulundu.Çocuğun güvenli ve sağlıklı ilişki kurma gelişiminde baba, önemli bir rehber!Bir çocuğun hayatında babanın, sadece ihtiyaçlarını karşılayan ya da kuralları koyan kişi olmadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, "Baba; çocuğun kendisini güvende hissetmesinde, hayata güvenle bakabilmesinde ve sağlıklı ilişkiler kurabilmesinde önemli bir rehberdir. Çocuklar, babalarıyla geçirdikleri zaman içinde sevildiğini, değer gördüğünü ve desteklendiğini hissederler. Bu duygular da onların özgüvenli, sorumluluk sahibi ve güçlü bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlar." dedi.Günümüzde çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden birinin, anne ve babalarının hayatlarına duygusal olarak katılması olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, "Birlikte geçirilen zamanın uzunluğundan çok, o zamanın niteliği önemlidir. Çocuğunu dinleyen, onunla oyun oynayan, duygularını anlamaya çalışan ve ihtiyaç duyduğunda yanında olan bir baba, çocuğun ruhsal gelişimine çok değerli katkılar sunar. Babaların aile içindeki sevgi dolu ve ilgili varlığı, sadece çocukları değil, tüm aileyi güçlendirir. Güçlü aileler ise daha sağlıklı ve dayanışma içinde toplumların temelini oluşturur. Bu nedenle babalık, yalnızca bir sorumluluk değil; çocukların geleceğine ve toplumun yarınlarına yapılan en kıymetli yatırımlardan biridir." şeklinde konuştu.Babalık, erkeğin duygusal olarak büyümesi ve olgunlaşmasıdır!Babalığın, bir erkeğin yaşamındaki en önemli dönüşüm süreçlerinden biri olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, "Bir çocuğun dünyaya gelişiyle birlikte erkekler yalnızca yeni bir role değil, aynı zamanda kendilerini yeniden keşfettikleri bir gelişim sürecine de adım atarlar. Bu süreç, sorumluluk duygusunun güçlenmesine, empati becerilerinin artmasına ve duygusal olgunlaşmaya katkı sağlar." dedi.Birçok babanın, çocuk sahibi olduktan sonra olaylara daha farklı bir gözle bakmaya, daha sabırlı olmaya ve kendi duygularıyla daha fazla temas kurmaya başladığını ifade ettiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, şunları söyledi:"Özellikle çocuğuyla yakın ilişki kuran babalarda, şefkat, koruyuculuk ve fedakârlık gibi duyguların daha belirgin hale geldiğini görüyoruz. Bu durum, erkeklerin duygusal dünyalarını zenginleştirirken, ruhsal iyilik hallerini de olumlu yönde etkileyebiliyor. Öte yandan babalık, zaman zaman kaygı, yetersizlik hissi veya yoğun sorumluluk duygusu gibi zorlukları da beraberinde getirebilir. Ancak bu zorluklar, uygun destek ve sağlıklı aile ilişkileriyle birlikte ele alındığında, kişisel gelişim için önemli fırsatlara dönüşebilir. Kısacası babalık, yalnızca bir çocuğun büyümesine eşlik etmek değil, aynı zamanda bir erkeğin de duygusal olarak büyümesi, olgunlaşması ve yaşamına yeni anlamlar katmasıdır."Babalığı; otorite kuran değil, çocukla duygusal bağ kuran bir ilişki olarak değerlendirmek gerekiyor!"Babalıkla ilgili en yaygın yanlış algılardan biri, babanın temel görevinin yalnızca ailenin maddi ihtiyaçlarını karşılamak olduğu düşüncesidir." diyen Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, "Oysa günümüzde biliyoruz ki çocukların sağlıklı gelişimi için babaların duygusal olarak da ulaşılabilir, ilgili ve aktif olmaları büyük önem taşır. Çocuklar sadece bakım ve güvenceye değil; birlikte geçirilen zamana, ilgiye, oyuna ve duygusal paylaşıma da ihtiyaç duyarlar." dedi.Bir diğer yanlış algının ise çocuk bakımının ve yetiştirilmesinin ağırlıklı olarak annenin sorumluluğuymuş gibi düşünülmesi olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, "Çocuk gelişimi, anne ve babanın birbirini tamamlayan katkılarıyla desteklenir. Toplumda zaman zaman karşılaştığımız bir başka yanlış inanış ise 'erkekler duygularını belli etmez' anlayışıdır. Çocuklar için sevgisini ifade eden, duygularını sağlıklı şekilde paylaşabilen ve gerektiğinde hassasiyet gösterebilen babalar çok değerli bir rol modeldir. Çocuklar, duyguların konuşulabildiği ve kabul gördüğü aile ortamlarında daha sağlıklı gelişirler. Bugün babalığı; otorite kuran, uzaktan izleyen bir rol olarak değil, çocuğunun yaşamına sevgiyle eşlik eden, onun gelişiminde aktif sorumluluk alan ve duygusal bağ kuran bir ilişki olarak değerlendirmek gerekiyor." açıklamasını yaptı.İlgili bir baba, aile içindeki güveni, dayanışmayı ve huzuru artırır!Babaların aile yaşamına aktif ve destekleyici şekilde katılmasının, ailedeki tüm bireylerin ruhsal ve duygusal iyilik halini olumlu yönde etkileyeceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, "Kendini yalnız hissetmeyen, sorumlulukları paylaşabildiğini gören bir anne daha az tükenmişlik yaşarken, çocuklar da her iki ebeveynden sevgi, ilgi ve destek gördüklerinde kendilerini daha güvende hissederler." dedi.Babanın aile içindeki olumlu varlığının aynı zamanda aile ilişkilerinin kalitesini de artıracağını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, "Eşler arasında iş birliği ve dayanışmanın güçlenmesi, ev içindeki stresin azalmasına ve daha huzurlu bir aile ortamının oluşmasına yardımcı olur. Çocuklar da bu ortamda sevgi, saygı ve sağlıklı iletişim becerilerini model alarak öğrenirler. Babaların aile yaşamındaki etkin varlığı, hem bireysel hem de aile bütünlüğü açısından önemli bir koruyucu güç olarak değerlendirilebilir." ifadelerini kullandı.Takdir edilen babalar, çocuklarıyla daha güçlü bağlar kurabilir!Babaların emeklerinin ve fedakârlıklarının görünür kılınmasının, hem bireysel hem de aile sistemi açısından önemli bir psikolojik değere sahip olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:"Çoğu baba, sorumluluklarını sessizce yerine getirmeyi tercih eder ve duygusal ihtiyaçlarını ifade etme konusunda daha geri planda kalabilir. Bu nedenle emeklerinin fark edilmesi ve takdir edilmesi, onların kendilerini değerli ve görülmüş hissetmelerine katkı sağlar. Bir babanın çabasının fark edilmesi; onun ebeveynlik motivasyonunu artırabilir, çocuklarıyla olan ilişkisinde daha sıcak ve katılımcı bir tutum geliştirmesine destek olabilir.&nbsp;Çocuklar açısından bakıldığında ise, babalarının emeklerini fark etmek ve takdir etmek; empati gelişimi, minnettarlık duygusu ve aile bağlarının güçlenmesi açısından değerlidir. Çocuk, ebeveyninin yalnızca 'otorite figürü' değil, aynı zamanda emek veren, çabalayan ve duygusal olarak da emek harcayan bir birey olduğunu gördüğünde, ilişkiler daha dengeli ve gerçekçi bir zemine oturur."]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sun, 21 Jun 2026 08:59:18 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[CEVA Hayvan Sağlığı'nda üst düzey atama]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ceva-hayvan-sagliginda-ust-duzey-atama--7928/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ceva-hayvan-sagliginda-ust-duzey-atama--7928/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_15C117-C34063-DF8037-1FF488-89CBFE-C925DF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Hayvan sağlığı alanında geliştirdiği aşı, ilaç ve biyolojik çözümlerle global ölçekte güçlü bir konuma sahip CEVA Hayvan Sağlığı, Türkiye organizasyonunun yeni Ülke Müdürü olarak Mustafa Söylemez'in atandığını açıkladı. İnsan sağlığı ve hayvan sağlığı alanlarında&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_15C117-C34063-DF8037-1FF488-89CBFE-C925DF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Hayvan sağlığı alanında geliştirdiği aşı, ilaç ve biyolojik çözümlerle global ölçekte güçlü bir konuma sahip CEVA Hayvan Sağlığı, Türkiye organizasyonunun yeni Ülke Müdürü olarak Mustafa Söylemez'in atandığını açıkladı. İnsan sağlığı ve hayvan sağlığı alanlarında 30 yılı aşkın deneyime sahip olan Söylemez, yeni görevinde şirketin büyüme stratejileri, müşteri deneyimi, inovasyon ve operasyonel mükemmeliyet alanlarına odaklanacak.Kariyerinin yaklaşık son 15 yılında MSD Hayvan Sağlığı bünyesinde önemli liderlik görevleri üstlenen Mustafa Söylemez; ruminant, evcil hayvanlar, kanatlı ve aqua iş birimlerine liderlik etti. Söylemez, farklı tür ve iş alanlarını kapsayan geniş ölçekli ticari ve stratejik operasyonların yönetiminde aktif rol alırken; ticari büyüme, ekip gelişimi, müşteri deneyimi ve organizasyonel dönüşüm alanlarında birçok projeye liderlik etti.İşletme Bölümü'nden mezun olan Söylemez, evli ve 2 çocuk babasıdır.&nbsp;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 19 Jun 2026 12:47:57 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kızılay 5 ayda 1,2 milyon ünite kan bağışı aldı]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kizilay-5-ayda-12-milyon-unite-kan-bagisi-aldi-351/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kizilay-5-ayda-12-milyon-unite-kan-bagisi-aldi-351/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_4DE5EE-C94DA6-0F14E4-924155-92C307-7CC94F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Türk Kızılay, gönüllü ve düzenli kan bağışçılarının desteğiyle bu yılın ilk beş ayında 1 milyon 197 bin 512 düzenli bağışçının katkısıyla 1 milyon 246 bin 400 ünite kan bağışı aldı. Türk Kızılay&#39;a kan bağışında bulunanların yüzde 21&#39;ini 18-24 yaş aralığındaki&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_4DE5EE-C94DA6-0F14E4-924155-92C307-7CC94F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Türk Kızılay, gönüllü ve düzenli kan bağışçılarının desteğiyle bu yılın ilk beş ayında 1 milyon 197 bin 512 düzenli bağışçının katkısıyla 1 milyon 246 bin 400 ünite kan bağışı aldı. Türk Kızılay&#39;a kan bağışında bulunanların yüzde 21&#39;ini 18-24 yaş aralığındaki gençler oluştururken, bağışçı profilinde erkeklerin oranı yüzde 85, kadınların oranı ise yüzde 15 olarak kaydedildi.A-B-0 kan grubu sistemini keşfederek tıp dünyasında çığır açan Nobel Ödüllü bilim insanı Karl Landsteiner&#39;in doğum gününe atfen her yıl 14 Haziran&#39;da kutlanan ve bu yıl 22&#39;ncisi gerçekleştirilen Dünya Gönüllü Kan Bağışçıları Günü dolayısıyla verilerini paylaşan Türk Kızılay, gönüllü kan bağışının güçlenmesi için yürüttüğü çalışmaların sonuçlarını da açıkladı.&nbsp;Eğitim faaliyetleriyle milyonlara ulaşıldıTürk Kızılay, gönüllü kan bağışı kültürünü yaygınlaştırmak amacıyla saha çalışmaları ve farkındalık faaliyetlerine aralıksız devam ediyor. Geçtiğimiz yıl 3 milyon 41 bin 278 ünite kan bağışı alarak kuruluş tarihinin en yüksek yıllık bağış rakamına ulaşan Kızılay, bu yılın ilk beş ayında gerçekleştirdiği 2 bin 197 eğitim faaliyeti kapsamında 1 milyon 225 bin 50 kişiye kan bağışı konusunda farkındalık eğitimi verdi.Kan bağışını güçlendiren projelerTürk Kızılay, farklı kurum ve kuruluşlarla geliştirdiği iş birlikleriyle ulusal kan temin sistemini desteklemeyi sürdürüyor. Talasemi Federasyonu ve Kan Hastalıkları Federasyonu iş birliğiyle yürütülen "Biz İyilik Severiz" Projesi kapsamında 40 bin 783 kişilik bağışçı havuzu oluşturulurken, 4 bin 63 düzenli bağışçı sisteme kazandırıldı ve 247 hasta-bağışçı eşleşmesi gerçekleştirildi. Gönüllü kan bağışının yaygınlaştırılması amacıyla 82 kurum ve kuruluşla iş birliği yürüten Türk Kızılay, yaz dönemlerinde bağış sürekliliğini desteklemek için "Mahallenin Gücü İyilikle Büyür" projesini hayata geçirdi. "Hastaya Kan, Ormana Can" projesi kapsamında ise 1 milyon 579 bin 400 bağışçının desteğiyle 4 milyon 738 bin 200 fidan toprakla buluşturuldu.TÜRKÖK&#39;ün umut havuzu 1,2 milyon bağışçı adayını aştıTürk Kızılay ve Sağlık Bakanlığı iş birliğiyle yürütülen Türkiye Kök Hücre Koordinasyon Merkezi (TÜRKÖK), kök hücre nakli bekleyen hastalar için umut olmaya devam ediyor. 2014 yılında başlayan çalışmalar sonucunda aktif kök hücre adayı sayısı 1 milyon 231 bin 392&#39;ye yükseldi. TÜRKÖK kapsamında bugüne kadar 36 bin 905 hasta-bağışçı eşleşmesi gerçekleştirilirken, 8 bin 500 kişiden kök hücre toplama süreci başarıyla tamamlandı.&nbsp;Protürk Plazma İlaç Tesisi'nin temeli atıldı&nbsp;Türk Kızılay, gönüllü bağışçılarının desteğiyle temin ettiği kanın plazma bileşenini yüksek katma değerli ilaçlara dönüştürmek amacıyla yürüttüğü Protürk Projesi kapsamında önemli bir adım attı. Ankara'nın Çubuk ilçesinde, Türk Kızılay ile Güney Koreli SK Plasma iş birliğinde hayata geçirilecek Türk Kızılay Protürk Plazma İlaç Tesisi'nin temeli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın canlı yayın bağlantısıyla katıldığı törenle atıldı. Faaliyete geçtiğinde Albümin, İmmünoglobulin ve pıhtılaşma faktörleri gibi kritik plazma ürünlerinin yurt içinde üretilmesi hedeflenen tesis, Türkiye'nin bu alandaki dışa bağımlılığının azaltılmasına ve sağlık ekosistemine stratejik katkı sağlayacak.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sun, 14 Jun 2026 15:00:07 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Pfizer ve TÜSEB'den klinik araştırmalar alanında stratejik iş birliği]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/pfizer-ve-tusebden-klinik-arastirmalar-alaninda-stratejik-is-birligi-9845/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/pfizer-ve-tusebden-klinik-arastirmalar-alaninda-stratejik-is-birligi-9845/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_6697B3-F5DC21-49AB04-0E6AB1-8E6700-B12371.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />&#34;Bilim Kazanacak&#34; anlayışıyla faaliyetlerini sürdüren Pfizer Türkiye, 1957'den bu yana küresel bilim birikimi ile Türkiye'nin araştırma ekosistemi arasında köprü kuruyor. Klinik araştırmalar alanında hayata geçirdiği projelerle kapasite gelişimine ivme kazandıran Pfizer Türkiye;&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_6697B3-F5DC21-49AB04-0E6AB1-8E6700-B12371.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />&#34;Bilim Kazanacak&#34; anlayışıyla faaliyetlerini sürdüren Pfizer Türkiye, 1957'den bu yana küresel bilim birikimi ile Türkiye'nin araştırma ekosistemi arasında köprü kuruyor. Klinik araştırmalar alanında hayata geçirdiği projelerle kapasite gelişimine ivme kazandıran Pfizer Türkiye; yakın zamanda Ankara Bilkent Şehir Hastanesi ile gerçekleştirdiği protokolün ardından, şimdi de TÜSEB ile güçlerini birleştirerek ülkemizin araştırma ekosistemine sunduğu katkıyı büyütmeye devam ediyor.Ankara'da gerçekleştirilen imza törenine TÜSEB Başkanı Prof. Dr. Ümit Kervan ve Pfizer Türkiye Ülke Başkanı Metin Hullu katıldı.Pfizer Türkiye bilimsel gelişime desteğini sürdürüyorPfizer Türkiye Ülke Başkanı Metin Hullu, iş birliğine ilişkin şunları söyledi: &#34;Bilim Kazanacak&#34; anlayışımız ve hastaların hayatını değiştiren çığır açan yenilikler misyonumuz doğrultusunda, 1957'den bu yana küresel bilimsel uzmanlığımızı Türkiye'nin araştırma ekosistemiyle buluşturuyoruz. Klinik araştırmalar, hastaların yenilikçi tedavilere erken erişimini sağlamanın yanı sıra ülkelerin bilimsel araştırma kapasitesini geliştiren stratejik bir alan olarak öne çıkıyor. Türkiye; güçlü sağlık altyapısı, nitelikli araştırmacıları ve deneyimli araştırma merkezleriyle küresel klinik araştırmalar için çok önemli bir potansiyele sahip.Bu doğrultuda, ülkemizin klinik araştırmalar alanındaki yetkinliğini artırmanın, bilimsel üretimini güçlendirmenin ve uluslararası araştırma alanlardaki görünürlüğünü artırmanın büyük önem taşıdığına inanıyoruz. Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) ile hayata geçirdiğimiz bu iş birliğini; bilgi paylaşımının artırılmasına, araştırma kapasitesinin güçlendirilmesine ve ülkemizin uluslararası klinik araştırmalardaki konumunun daha da ileri taşınmasına katkı sağlayacak bir adım olarak görüyoruz.Kamu, akademi ve özel sektör arasındaki iş birliklerinin güçlenmesinin, Türkiye'nin sağlık alanındaki rekabetçiliğini artıracağına ve daha fazla uluslararası araştırma yatırımını ülkemize çekmeye yardımcı olacağına inanıyoruz. Pfizer Türkiye olarak, uzun yıllardır sürdürdüğümüz klinik araştırma yatırımlarımız ve eğitim programlarımızla bilimsel araştırma ekosistemini desteklemeyi sürdürecek; önümüzdeki dönemde de sağlık ekosisteminin tüm paydaşlarıyla birlikte çalışarak Türkiye'nin bu alandaki potansiyelini daha da ileriye taşımak için kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz.""Üreten Sağlık" vizyonuyla klinik araştırmalara stratejik katkıTÜSEB Başkanı Prof. Dr. Ümit Kervan: "TÜSEB olarak önceliğimiz, Türkiye'nin sağlık araştırmalarındaki kapasitesini geliştirmek, bilimsel üretimi teşvik etmek ve ülkemizi küresel araştırma ekosisteminde daha güçlü bir noktaya taşımaktır. 'Üreten Sağlık' yaklaşımımız çerçevesinde hayata geçirilen bu iş birliğinin, klinik araştırma altyapısının güçlenmesine ve Türkiye'nin bu alandaki görünürlüğünün artmasına katkı sağlayacağına inanıyoruz. Sağlık araştırma ekosistemini ileri taşıyacak her girişimi, ülkemizin uluslararası alandaki rekabet gücünü destekleyen stratejik bir adım olarak görüyoruz" dedi.&nbsp;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sat, 13 Jun 2026 14:13:03 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Uzmanlardan kaygı ve beslenme rehberi]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/uzmanlardan-kaygi-ve-beslenme-rehberi-1294/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/uzmanlardan-kaygi-ve-beslenme-rehberi-1294/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_A73F01-AA9770-EC982A-45B7D8-13B205-09BA9C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />LGS ve YKS tarihi yaklaştıkça öğrencilerde kaygı ve stresin farklı şekillerde ortaya çıkabildiğini söyleyen DoktorTakvimi uzmanlarından Klinik Psikolog Yulet Pamir, "Her öğrencinin bu süreci yaşama biçimi farklı olsa da bazı ortak belirtilerden söz etmek mümkün. Fiziksel olarak&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_A73F01-AA9770-EC982A-45B7D8-13B205-09BA9C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />LGS ve YKS tarihi yaklaştıkça öğrencilerde kaygı ve stresin farklı şekillerde ortaya çıkabildiğini söyleyen DoktorTakvimi uzmanlarından Klinik Psikolog Yulet Pamir, "Her öğrencinin bu süreci yaşama biçimi farklı olsa da bazı ortak belirtilerden söz etmek mümkün. Fiziksel olarak çarpıntı hissi, mide ve bağırsak rahatsızlıkları, iştah değişiklikleri, baş ağrıları, kas gerginliği, uykuya dalmakta zorlanma ya da sık uyanma gibi belirtiler görülebilir. Bazı öğrenciler kendilerini sürekli yorgun hissederken, bazıları da yerinde durmakta zorlanacak kadar huzursuz hissedebilir. Zihinsel düzeyde ise dikkatini toplamakta güçlük çekme, çalışılan konulara rağmen yetersiz hissetme, sık sık sınav sonucunu düşünme veya olumsuz senaryolara odaklanma görülebilir. Özellikle 'Ya istediğim sonucu alamazsam?', 'Ya sınav anında bildiklerimi unutursam?' ya da 'Benden beklenen performansı gösteremezsem ne olur?' gibi düşünceler öğrencilerin zihnini meşgul edebilir. Bu düşüncelere çoğu zaman endişe, belirsizlik hissi, hayal kırıklığı yaşama korkusu, başarısızlık kaygısı ve zaman zaman da umutsuzluk eşlik edebilir. Bununla birlikte belirli bir düzeyde kaygının doğal olduğunu hatırlatmak gerekir. Kaygı çoğu zaman kişinin önem verdiği bir hedefe yönelik duyarlılığının göstergesidir. Ancak kaygı yoğunlaştığında öğrencinin dikkatini çalışmaktan çok olası olumsuz sonuçlara yöneltmeye başlayabilir ve bu durum hem duygusal iyi oluşunu hem de performansını etkileyebilir" diyor.&nbsp;Heyecan mı kaygı mı, farkı performansı belirliyorSınav kaygısı ile normal düzeyde heyecanı birbirinden ayırt etmenin mümkün olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Yulet Pamir, "Her ikisi de sınav gibi önemli yaşam olayları öncesinde ortaya çıkabilir ve benzer bedensel belirtiler gösterebilir. Örneğin kalp atışlarının hızlanması, terleme ya da gerginlik hissi hem heyecanda hem de kaygıda görülebilir. Ancak bu iki deneyimi birbirinden ayıran önemli noktalar vardır. Heyecan, çoğu zaman kişinin önem verdiği bir durumla doğrudan karşı karşıya kaldığında hissettiği doğal bir duygudur. Öğrenci yaklaşan sınavın farkındadır, sonucu önemser ve bu nedenle heyecanlanması oldukça olağandır. Hatta belirli bir düzeyde heyecan dikkati artırabilir, motivasyonu destekleyebilir ve performansa olumlu katkı sağlayabilir. Kaygı ise çoğu zaman gelecekte yaşanabilecek olası tehditlere ve belirsizliklere odaklanır. Öğrenci sadece sınava değil, sınavın anlamına ve sonuçlarına da yoğunlaşmaya başlar. Kimi öğrenciler sürekli eksiklerini fark edip yeterince hazır olmadığını düşünebilir, kimileri küçük hatalarını büyüterek performansını sorgulayabilir. Bazıları ise kontrol edemediği ihtimallere odaklanıp zihinsel olarak sürekli tetikte kalabilir. Bu durum zamanla endişe, baskı altında hissetme, huzursuzluk, gerginlik ve kendinden şüphe duyma gibi duygulara eşlik edebilir" ifadelerini kullanıyor.Son günlerde amaç kaygıyı yönetmek olmalıSınav öncesi son günlerin öğrencilerin en çok zihinsel yük hissettiği dönemlerden biri olduğunu söyleyen Klinik Psikolog Yulet Pamir, "Bu süreçte amaç genellikle 'kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak' değil, onu daha yönetilebilir bir düzeye çekmek ve öğrencinin kendi ritmini korumasını sağlamaktır. Öncelikle son günlerde çalışma düzeni açısından büyük değişiklikler yapmak yerine, mevcut düzeni sadeleştirmek daha işlevsel olur. Yeni konu öğrenmeye çalışmak yerine kısa tekrarlar yapmak, daha önce öğrenilmiş bilgileri gözden geçirmek ve deneme sınavları üzerinden genel bir bakış sağlamak zihni daha güvende hissettirebilir. Günlük yaşamda ise ritmin korunması oldukça önemlidir. Uyku saatlerinin mümkün olduğunca sabit kalması, özellikle sınav gününe yakın gecelerde uyku kalitesine dikkat edilmesi zihinsel performansı doğrudan etkiler. Aynı şekilde beslenme düzeninin çok değiştirilmemesi ve aşırı kafein gibi uyarıcılardan kaçınılması da bedenin dengede kalmasına yardımcı olur. Bu dönemde öğrenciler için en önemli noktalardan biri de şudur: Performansı belirleyen şey sadece son günlerde yapılan ekstra çalışmalar değil, sürecin tamamında edinilen birikimdir. Son günler daha çok bu birikimi koruma ve zihinsel dengeyi sürdürme dönemidir" diyor.Aile tutumu sınav başarısını doğrudan etkiliyorSınav sürecinde aile tutumunun sürecin en belirleyici parçalarından biri olduğunu vurgulayan DoktorTakvimi uzmanlarından Klinik Psikolog Yulet Pamir, "Çünkü çocuklar çoğu zaman söylenen sözler kadar, ebeveynlerinin duygusal tonunu ve davranışlarını da oldukça hızlı algılarlar. Ailelerin iyi niyetle kurduğu 'çok çalışmalısın', 'bu sınav çok önemli' ya da 'sana güveniyoruz' gibi cümleler, eğer yoğun bir beklenti atmosferi içinde söyleniyorsa, öğrenci tarafından baskı olarak algılanabilir. Bu durum zamanla öğrencinin kendi performansını değil, ailesinin beklentisini karşılamaya odaklanmasına yol açabilir. Bu noktada en önemli konulardan biri, ebeveynlerin kendi kaygılarını fark edebilmesi ve düzenleyebilmesidir. Çünkü sınav sürecinde çocuklar yalnızca kendi streslerini değil, ebeveynlerinin endişelerini de 'duygusal bulaşma' yoluyla hissedebilirler. Aile ne kadar sakin, dengeli ve güven verici bir tutum içindeyse, çocuk da bu duygusal zeminden o kadar beslenir. Ebeveynlerin bu süreçteki en güçlü katkısı, sonucu kontrol etmeye çalışmak yerine süreci desteklemektir. Sürekli performans takibi yapmak, karşılaştırmalar yapmak ya da olası sonuçlar üzerinden konuşmak yerine, çocuğun çabasını görmek ve bunu görünür kılmak daha sağlıklı bir zemin oluşturur" ifadelerini kullanıyor.Sınav anında panik yaşanırsa ne yapılmalı?Sınav sırasında yoğun kaygı, panik hissi ya da zihinsel blokaj yaşanmasının geçici bir stres tepkisi olduğunu belirten Klinik Psikolog Yulet Pamir, "Böyle anlarda amaç kaygıyı tamamen yok etmek değil, kontrolü yeniden küçük adımlarla geri kazanmaktır. İlk adım bedeni regüle etmektir. Bunun için birkaç saniyelik yavaş ve derin nefes almak, bedene 'şu an güvendeyim' mesajı verir. Nefesi düzenlemek, zihnin de yavaşlamasına yardımcı olur. İkinci adım dikkati yeniden 'şu ana' getirmektir. Zihin genellikle panik anında geleceğe ya da olumsuz sonuçlara kayar. Bu durumda öğrencinin bilinçli olarak sadece önündeki soruya, sorunun tek bir kısmına odaklanması gerekir. 'Şu an sadece bu soruyla ilgileniyorum' yaklaşımı zihinsel yükü azaltır. Üçüncü adım, kontrol alanını daraltmaktır. Öğrenci o anda çözemediği bir soruya takıldığında, bunu bir tehdit olarak değil, geçici bir tıkanma olarak görüp soruya işaret koyarak geçebileceğini ve tekrar dönme hakkının olduğunu kendine hatırlatması rahatlama getirebilir" diyor.Son günlerde rutini korumak kritik önem taşıyorSınava sayılı günler kala günlük rutinlerde en önemli konunun mevcut düzeni stabil ve öngörülebilir hale getirmek olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Yulet Pamir, "Bu dönemde öğrencinin zihni zaten belirsizliğe daha hassas olduğu için, yaşam ritmindeki küçük dalgalanmalar bile kaygıyı artırabilir. Uyku konusunda kritik nokta sadece kaç saat uyunduğu değil, uyku-uyanıklık saatlerinin mümkün olduğunca sabit kalmasıdır. Öğrenci için en faydalı olan, sınav sabahını taklit eden bir düzenin önceden oturmuş olmasıdır. Ekran kullanımı ise yalnızca süreyle ilgili değildir; içerik yükü de önemlidir. Özellikle sınava yakın dönemde sosyal karşılaştırmayı tetikleyen içerikler öğrencinin kendi sürecini objektif değerlendirmesini zorlaştırabilir. Çalışma düzeninde ise sık yapılan hata, son günleri 'eksik kapatma maratonuna' çevirmektir. Daha işlevsel olan, bilginin yoğunluğunu artırmak değil, bilinenleri daha hızlı hatırlamayı destekleyen kısa tekrarlar ve deneme üzerinden genel bakıştır. Bu dönemde öğrencinin aslında ihtiyaç duyduğu şey 'daha fazla çalışma' değil, daha öngörülebilir bir zihin halidir" ifadelerini kullanıyor.Sınav bir sonuç değil, bir deneyimdirToplum olarak sınavların çoğu zaman bir sonuç olarak görüldüğünü söyleyen DoktorTakvimi uzmanlarından Klinik Psikolog Yulet Pamir, "Oysa psikolojik açıdan bakıldığında sınavlar aynı zamanda bir deneyimdir. Bu süreçte gençlerin yalnızca akademik performanslarını değil, stresle baş etme becerilerini, duygularını düzenleme kapasitelerini ve dayanıklılıklarını da geliştiriyoruz. Bu nedenle gençlere şunu hatırlatmak isterim: Sınav önemli bir duraktır, ancak kim olduğunuzu ve gelecekte neler başarabileceğinizi belirleyen tek ölçüt değildir. Bir sınav sonucu hayat hikâyesinin tamamını yazmaz" diyor.YKS ve LGS öncesinde beslenme dikkat ve odaklanmayı doğrudan etkiliyorSınav dönemlerinde beslenmenin dikkat, hafıza ve öğrenme süreçlerinde önemli rol oynadığını söyleyen DoktorTakvimi uzmanlarından Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, "Beslenme, beynin temel enerji kaynağını sağlayarak dikkat, hafıza ve öğrenme süreçlerinde önemli rol oynar. Özellikle sınav döneminde düzensiz öğünler, uzun süre aç kalmak veya aşırı şekerli besin tüketmek kan şekerinde dalgalanmalara neden olarak odaklanmayı zorlaştırabilir. Dengeli bir beslenme düzeni ise öğrencilerin zihinsel performansını destekler, enerjilerini daha stabil tutar ve öğrenme verimliliğini artırabilir" diyor.Sınav döneminde en sık yapılan beslenme hatalarıSınav döneminde öğrencilerin sık yaptığı beslenme hatalarına değinen Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, "Kahvaltıyı atlamak, uzun süre aç kalmak, aşırı kafein tüketmek, öğün yerine paketli atıştırmalıklara yönelmek ve son günlerde yeni besin veya takviyeler denemek en sık görülen hatalardır. Ayrıca yoğun ders çalışma nedeniyle su tüketiminin ihmal edilmesi dikkat performansını olumsuz etkileyebilir" ifadelerini kullanıyor.Stres beslenme düzenini de bozabiliyorSınav stresinin beslenme düzeni üzerinde de etkili olabileceğini belirten Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, "Stres bazı öğrencilerde iştah kaybına, bazılarında ise duygusal yemeye neden olabilir. Özellikle şekerli ve yüksek kalorili yiyeceklere yönelim artabilir. Bunun yanında stres hormonlarının yükselmesi uyku kalitesini bozabilir ve dolaylı olarak beslenme düzenini etkiler. Bu dönemde düzenli öğün saatlerinin korunması önemli olacaktır" diyor.Zihinsel performansı destekleyen besinlerZihinsel performansı destekleyen besinlere ilişkin bilgi veren DoktorTakvimi uzmanlarından Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, "Omega-3 açısından zengin balıklar, ceviz, badem, yumurta, süt ve süt ürünleri, tam tahıllar, yeşil yapraklı sebzeler ve mevsim meyveleri zihinsel performansı destekleyen besinler arasında yer alır" ifadelerini kullanıyor.Sınavdan bir gün önce beslenme düzeni korunmalıSınavdan bir gün önce rutin beslenme düzeninin korunması gerektiğini söyleyen Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, "Aşırı yağlı, baharatlı ve sindirimi zor yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Dışarıda tüketilen ve güvenilir olmayan gıdalar yerine evde hazırlanmış besinler tercih edilmelidir. Ayrıca yeni bir besin ya da takviye denemek doğru değildir. Amaç mide ve bağırsak sistemini zorlamadan dengeli beslenmektir" diyor.Sınav sabahı kahvaltı performansı doğrudan etkilerSınav sabahında yapılan beslenme hatalarının performansı olumsuz etkileyebileceğini belirten Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, "Sınav sabahı kahvaltıyı atlamak, aşırı şekerli besinler tüketmek veya çok ağır bir kahvaltı yapmak performansı olumsuz etkileyebilir. İdeal kahvaltıda kaliteli protein, kompleks karbonhidrat ve sağlıklı yağlar bir arada bulunmalıdır. Örneğin; haşlanmış yumurta veya omlet, peynir, tam tahıllı ekmek, domates ve salatalık gibi sebzeler, birkaç adet ceviz veya badem ile isteğe bağlı olarak kefir veya süt iyi bir seçenek olabilir" ifadelerini kullanıyor.Sınav döneminde en önemli tavsiye: dengeSınav dönemindeki öğrencilere düzenli ve dengeli beslenme çağrısında bulunan Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, "Kahvaltıyı ihmal etmeyin, düzenli öğün tüketin, yeterli su için, uyku düzeninizi koruyun ve aşırı kafein tüketiminden kaçının" diyor.Başarı sadece beslenme değil, yaşam tarzıdırSınav başarısının yalnızca akademik bilgiyle sınırlı olmadığını vurgulayan DoktorTakvimi uzmanlarından Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, "Sınav başarısı yalnızca akademik bilgiyle değil; uyku, fiziksel aktivite, stres yönetimi ve beslenmenin birlikte oluşturduğu yaşam tarzıyla desteklenir. Öğrenciler bu dönemde mükemmel beslenmeye değil, sürdürülebilir ve dengeli bir düzene odaklanmalıdır. Sınavdan önce yapılan küçük ama doğru beslenme alışkanlıkları öğrencilerin kendilerini daha enerjik, daha odaklanmış ve daha iyi hissetmelerine katkı sağlayabilir" diyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sat, 13 Jun 2026 13:28:29 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Abdi İbrahim saha organizasyonunu genç yeteneklerle güçlendiriyor]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahim-saha-organizasyonunu-genc-yeteneklerle-guclendiriyor-323/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahim-saha-organizasyonunu-genc-yeteneklerle-guclendiriyor-323/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_770880-8F5795-269211-951653-BDA736-8BC295.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Türkiye&#39;nin 24 yıldır kesintisiz lider ilaç şirketi Abdi İbrahim, insan odaklı büyüme yaklaşımı doğrultusunda yeni işe alım programını hayata geçirdi. 200 kişilik yeni istihdam planı kapsamında, farklı deneyim seviyelerinden adaylar Abdi İbrahim&#39;in saha organizasyonuna&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_770880-8F5795-269211-951653-BDA736-8BC295.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Türkiye&#39;nin 24 yıldır kesintisiz lider ilaç şirketi Abdi İbrahim, insan odaklı büyüme yaklaşımı doğrultusunda yeni işe alım programını hayata geçirdi. 200 kişilik yeni istihdam planı kapsamında, farklı deneyim seviyelerinden adaylar Abdi İbrahim&#39;in saha organizasyonuna katılacak. Toplam 6.000 çalışanı ve 2.400 kişilik satış ve pazarlama kadrosuyla sektörün en geniş saha organizasyonunu oluşturan şirket, insan kaynağını sürdürülebilir ve uzun vadeli başarının en önemli unsurlarından biri olarak görüyor.&nbsp;Gelişim odaklı kariyer yolculuğuAbdi İbrahim, öğrenmeye açık, güçlü iletişim ve temsil becerilerine sahip, ekip çalışmasına yatkın, aktif araç kullanabilen ve seyahat engeli bulunmayan üniversite mezunu adayları saha organizasyonunda kariyer yolculuğuna davet ediyor.Tıbbi Tanıtım Temsilcisi olarak görev alacak adaylar, kapsamlı eğitim programları, mentorluk uygulamaları ve performans odaklı gelişim fırsatlarıyla desteklenecek. Rekabetçi ücretlendirme politikası, özel sağlık sigortası, prim sistemi, şirket aracı ve tablet gibi yan hakların yanı sıra çalışanlar, sektörün lider kurumlarından birinde sürekli öğrenmeyi teşvik eden bir çalışma kültürünün parçası olacak.Abdi İbrahim Reçeteli Ürünler Pazarlama ve Satış Grup Başkanı Figen Bilgen, sürece ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: "Abdi İbrahim'in 114 yıllık iyileştirme yolculuğundaki en büyük gücü her zaman insan olmuştur. Saha ekiplerimiz, sağlık profesyonelleriyle kurduğumuz güçlü bağın ve hastalara değer sunma yaklaşımımızın en önemli temsilcileri arasında yer alıyor. Bu işe alım programıyla, deneyimli profesyonellerin bilgi ve birikimini genç yeteneklerin potansiyeliyle buluşturmayı hedefliyoruz. Aramıza katılacak yeni çalışma arkadaşlarımızın, saha organizasyonumuzun çevikliğini ve etki gücünü daha da artırarak Türkiye'deki liderliğimizi pekiştireceğine ve uluslararası pazarlardaki büyüme hedeflerimize katkı sağlayacağına inanıyoruz."&nbsp;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sat, 13 Jun 2026 10:43:43 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bayer'de üst düzey atama]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bayerde-ust-duzey-atama-3267/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bayerde-ust-duzey-atama-3267/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_415905-2BB7AD-C8D6D1-72701B-FC2429-2D00C1.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Kurumsal ilişkiler, kamu politikaları ve paydaş katılımı ile çevre, sosyal ve yönetişim uygulamaları alanında (ESG) güçlü bir deneyime sahip olan Senem Görel, 1 Haziran tarihi itibarıyla Bayer Türkiye'ye Kurumsal İlişkiler Direktörü olarak katıldı. Görel; Bayer Türkiye'nin kurumsal&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_415905-2BB7AD-C8D6D1-72701B-FC2429-2D00C1.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Kurumsal ilişkiler, kamu politikaları ve paydaş katılımı ile çevre, sosyal ve yönetişim uygulamaları alanında (ESG) güçlü bir deneyime sahip olan Senem Görel, 1 Haziran tarihi itibarıyla Bayer Türkiye'ye Kurumsal İlişkiler Direktörü olarak katıldı. Görel; Bayer Türkiye'nin kurumsal ilişkiler, kamu politikaları ve paydaş katılımı süreçlerinin yönetim stratejilerine yön verecek.&nbsp;Kariyeri boyunca Opella, Vodafone ve Coca-Cola gibi küresel şirketlerde üst düzey liderlik pozisyonlarında bulunan Görel, son olarak Opella bünyesinde Afrika, Orta Doğu ve Türkiye Bölgesi Kamu ve Kurumsal İşler Lideri olarak görev yaptı.&nbsp;Orta Doğu Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü mezunu olan Senem Görel'in, yine aynı üniversiteden Endüstri Mühendisliği alanında yüksek lisans derecesi bulunuyor.&nbsp;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 09 Jun 2026 11:04:06 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sanovel'de yeni CFO Gökdeniz Gür oldu]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/-sanovelde-yeni-cfo-gokdeniz-gur-oldu-4141/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/-sanovelde-yeni-cfo-gokdeniz-gur-oldu-4141/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_94154A-CB4888-6B9F92-195328-66C620-324770.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Bu doğrultuda; yaklaşık 30 yıllık kariyeri boyunca sağlık, üretim, inşaat, turizm ve profesyonel hizmetler sektörlerinde finans, stratejik planlama, kurumsal verimlilik ve iç denetim alanlarında çok yönlü deneyime sahip olan Gökdeniz Gür, Haziran 2026 tarihi&nbsp; Sanovel'de CFO olarak&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_94154A-CB4888-6B9F92-195328-66C620-324770.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Bu doğrultuda; yaklaşık 30 yıllık kariyeri boyunca sağlık, üretim, inşaat, turizm ve profesyonel hizmetler sektörlerinde finans, stratejik planlama, kurumsal verimlilik ve iç denetim alanlarında çok yönlü deneyime sahip olan Gökdeniz Gür, Haziran 2026 tarihi&nbsp; Sanovel'de CFO olarak göreve başladı.Lisans eğitimini Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü'nde tamamlayan Gökdeniz Gür, kariyer yolculuğuna 1995 yılında Garanti Bankası'nda adım attı. Ardından PwC bünyesinde denetim ve danışmanlık alanlarında çeşitli görevler üstlenerek stratejik finans ve dönüşüm projelerini başarıyla yönetti.Kariyeri boyunca TUI AG iştiraki Turcotel ve Akfen GYO'da CFO, Hidromek'te Finans Stratejisi Danışmanı ve Beyçelik Holding'de Stratejik Planlama Direktörü olarak üst düzey sorumluluklar üstlenen Gökdeniz Gür, son olarak 2019-2025 yılları arasında Florence Nightingale Hastaneleri'nde Kurumsal Verimlilik ve İç Denetimden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı. Gür, bu süreçte finansal performans, süreç iyileştirme, raporlama sistemleri ve iç denetim alanlarında pek çok önemli projeye liderlik etti.&nbsp;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 09 Jun 2026 02:41:29 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Memorial'dan sağlığın geleceğine sürdürülebilir katkı]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/memorialdan-sagligin-gelecegine-surdurulebilir-katki-2809/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/memorialdan-sagligin-gelecegine-surdurulebilir-katki-2809/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_D8C384-7B8D66-6EE942-560568-159F9B-A0E60C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />GRI Standartları doğrultusunda hazırlanan rapor; Memorial'ın 2025 yılı boyunca sağlıkta sürdürülebilir büyüme, çevresel etki yönetimi, dijitalleşme, klinik araştırmalar, çalışan deneyimi, toplumsal fayda ve uluslararası sağlık hizmetleri alanlarında yarattığı değeri kapsamlı&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_D8C384-7B8D66-6EE942-560568-159F9B-A0E60C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />GRI Standartları doğrultusunda hazırlanan rapor; Memorial'ın 2025 yılı boyunca sağlıkta sürdürülebilir büyüme, çevresel etki yönetimi, dijitalleşme, klinik araştırmalar, çalışan deneyimi, toplumsal fayda ve uluslararası sağlık hizmetleri alanlarında yarattığı değeri kapsamlı biçimde ortaya koyuyor.Memorial, raporda sürdürülebilirliği sağlık hizmetinin tamamlayıcı bir unsuru değil; daha güvenli, daha erişilebilir, daha nitelikli ve geleceğe hazır sağlık hizmeti sunmanın temel bileşeni olarak konumlandırıyor.Sağlıkta büyüme, yalnızca kapasite artışı değil; daha fazla hayata erişim2025 yılı, Memorial Sağlık Grubu için büyüme vizyonunun güçlü yatırımlarla hayata geçtiği önemli bir dönem oldu. Grup; Bodrum ve Göztepe'de açtığı yeni nesil hastaneler ve Romanya'da hizmete aldığı Memorial City Gate Kliniği ile sağlık hizmet ağını genişletti.Memorial Bodrum Hastanesi bölgenin sağlık altyapısına stratejik katkı sunarken, Memorial Göztepe Hastanesi ileri teknoloji altyapısı, multidisipliner yapısı ve yüksek kapasitesiyle grubun sağlıkta ulaştığı yeni seviyeyi temsil eden yatırımlardan biri oldu.Memorial, bu yatırımları yalnızca fiziksel büyüme olarak değil; daha fazla insana, doğru zamanda, doğru tedaviye ve yüksek standartlı sağlık hizmetine erişim sağlama sorumluluğunun bir parçası olarak ele alıyor."Yeni nesil sağlık merkezleri kurma kararlılığımızın güçlü bir yansıması"Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Memorial Sağlık Grubu CEO'su Bora Uludüz, şunları söyledi:"2025 yılı, Memorial Sağlık Grubu'nun stratejik büyüme vizyonunu önemli yatırımlarla sahaya yansıttığı ve sağlıkta etki alanını belirgin şekilde genişlettiği bir yıl oldu. Sağlıkta sürdürülebilir büyümenin; doğru lokasyonlarda, doğru ihtiyaçlara, doğru altyapı ve kalite standartlarıyla cevap verebilmek anlamına geldiğine inanıyoruz.Bu anlayışla biri Bodrum'da, diğeri İstanbul'da olmak üzere iki büyük yatırımı hayata geçirerek hizmet ağımızı genişlettik, sağlık hizmetlerine erişimi artırdık ve ileri tıp teknolojileriyle donatılmış yeni merkezlerimizi sağlık ekosistemine kazandırdık. Memorial Bodrum Hastanemizle bölgenin sağlık altyapısına stratejik katkı sunarken, Memorial Göztepe Hastanemizle ülkemizin sağlıkta kalite, verimlilik ve sürdürülebilirlik hedeflerine de güçlü bir ivme kazandırdık.Bu yatırımlar bizim için yalnızca fiziksel kapasite artışı anlamına gelmiyor. Aynı zamanda hasta güvenliğini, klinik mükemmeliyeti, dijitalleşmeyi, sürdürülebilir altyapıyı ve nitelikli insan kaynağını bir araya getiren yeni nesil sağlık merkezleri kurma kararlılığımızın güçlü bir yansımasını oluşturuyor.Önümüzdeki dönemde de sağlıkta sürdürülebilir büyüme vizyonumuz doğrultusunda; insanı merkeze alan, teknolojiyle güçlenen, bilim üreten ve toplum için uzun vadeli değer oluşturan bir sağlık modeli geliştirmeye devam edeceğiz."Çevresel sürdürülebilirlikte ölçülebilir hedeflerMemorial Sağlık Grubu, çevresel sürdürülebilirlik çalışmalarını daha sistematik, ölçülebilir ve hedef odaklı bir yapıya taşıyor. Enerji verimliliği, su yönetimi, atık yönetimi ve emisyon azaltımı alanlarında yürütülen çalışmalarla çevre dostu hastane yaklaşımı tüm operasyonlara entegre ediliyor.2025 yılında yapılan iyileştirmelerle metrekare başına düşen karbon ayak izinde %4,2 oranında iyileşme sağlandı. İlk kez gerçekleştirilen su ayak izi analiziyle su yönetiminde verimlilik odağını güçlendiren Memorial, 2027 yılına kadar metrekare başına karbon ayak izini %10 azaltmayı hedefliyor.Teknoloji, veri ve bilimle geleceğin tıbbına katkıMemorial Sağlık Grubu, teknolojiyi sağlık hizmetinin ayrılmaz bir parçası olarak konumlandırıyor. Yapay zekâ, veri analitiği, dijital sağlık çözümleri ve uzaktan sağlık uygulamaları; tanıdan tedaviye tüm süreçlerde daha hızlı, etkin ve erişilebilir bir hizmet modeli oluşturmanın temel unsurları arasında yer alıyor.Klinik araştırma merkezi altyapısına yapılan yatırımlar ise Memorial'ın yalnızca sağlık hizmeti sunan değil, aynı zamanda bilim üreten, yeni tedavi yöntemlerinin gelişimine katkı sağlayan ve geleceğin tıbbını destekleyen bir sağlık grubu olma hedefini güçlendiriyor.Memorial Talks platformu kapsamında gerçekleştirilen akademik buluşmalar ve bilgi paylaşımı çalışmaları da sağlık alanındaki bilimsel birikimin yeni nesillere aktarılmasına katkı sağlıyor.Uluslararası sağlık hizmetlerinde güçlü konumMemorial, Türkiye'deki hastaneleri, Romanya'daki sağlık yatırımları ve yurt dışı ofisleriyle uluslararası sağlık hizmetleri alanındaki güçlü konumunu sürdürüyor.2025 yılında Romanya'da hizmete açılan Memorial City Gate Kliniği; modern altyapısı, uzman kadrosu ve çok branşlı yapısıyla Memorial'ın uluslararası ölçekte erişilebilir ve yüksek standartlı sağlık hizmeti sunma vizyonunun önemli bir parçası oldu.Memorial Sağlık Grubu, bugün 190'dan fazla ülkeden gelen 50 binin üzerinde uluslararası hastaya hizmet sunarken; onkoloji, hematoloji, organ nakli, genel cerrahi, gastroenteroloji ve ortopedi gibi yüksek uzmanlık gerektiren alanlarda uluslararası ölçekte güçlü bir konumlanma sergiliyor.İnsan odaklı kurum kültürü ve toplumsal faydaMemorial, sürdürülebilir sağlık hizmetinin güçlü bir insan kaynağı, kapsayıcı kurum kültürü ve toplumsal sorumluluk anlayışıyla mümkün olduğuna inanıyor.8 bini aşkın çalışanıyla kapsayıcılığı, fırsat eşitliğini, çalışan gelişimini ve iş sağlığı güvenliğini destekleyen Memorial; kadınların güçlenmesini merkeze alan projeleriyle de toplumsal fayda alanındaki etkisini büyütüyor."Kadınlar Omuz Omuza" projesinin yanı sıra "Sağlığa Kulaç At" ve "Pembe Yürüyüş" gibi sosyal sorumluluk projeleriyle aktif yaşam, koruyucu sağlık, erken teşhis ve sağlıklı yaşam farkındalığının toplumun daha geniş kesimlerine ulaşması hedefleniyor.Sağlıkta öncü uygulamalarla güçlenen sürdürülebilirlik yaklaşımıMemorial Sağlık Grubu, sağlık sektöründeki öncü konumunu yatırımlarının yanı sıra tıbbi başarıları, ileri teknoloji altyapısı ve uluslararası standartlardaki uygulamalarıyla da sürdürüyor.Türkiye'de JCI akreditasyonu alan ilk hastane olan Memorial Şişli Hastanesi ile başlayan kalite yolculuğu; robotik cerrahi, organ nakli, tüp bebek, ileri tanı teknolojileri ve sürdürülebilir hastane uygulamaları alanlarındaki öncü çalışmalarla devam ediyor.Memorial Sağlık Grubu'nun 2025 Sürdürülebilirlik Raporu'na kurumun web sitesi üzerinden erişilebiliyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sat, 06 Jun 2026 14:14:31 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yaz aylarında enerji dengesine dikkat edilmeli]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yaz-aylarinda-enerji-dengesine-dikkat-edilmeli-6248/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yaz-aylarinda-enerji-dengesine-dikkat-edilmeli-6248/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_968D1F-4803F2-CAFDA2-F370AE-7D156C-75677B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Sarıalioğlu, yaz mevsiminde vücudun enerji dengesinin korunmasının hem fiziksel hem de zihinsel açıdan büyük önem taşıdığını belirterek, 'Yüksek sıcaklıklar, nem oranındaki artış ve günlük yaşamın yoğun temposu kişilerde yorgunluk, stres ve uyku problemlerine neden olabiliyor.&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_968D1F-4803F2-CAFDA2-F370AE-7D156C-75677B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Sarıalioğlu, yaz mevsiminde vücudun enerji dengesinin korunmasının hem fiziksel hem de zihinsel açıdan büyük önem taşıdığını belirterek, 'Yüksek sıcaklıklar, nem oranındaki artış ve günlük yaşamın yoğun temposu kişilerde yorgunluk, stres ve uyku problemlerine neden olabiliyor. Enerji dengesinin korunması kişinin kendini daha dinç ve huzurlu hissetmesine katkı sağlayabilir' dedi.Özellikle yaz aylarında kaliteli uykunun önemine dikkat çeken Sarıalioğlu, düzenli dinlenmenin ve stres yönetiminin yaşam kalitesini artırdığını ifade etti. Yaz döneminde bol su tüketimi, dengeli beslenme ve zihinsel rahatlamaya yönelik aktivitelerin destekleyici olabileceğini vurgulayan Sarıalioğlu, enerji dengesinin korunmasının günlük yaşam performansına olumlu yansıyabileceğini söyledi.Sarıalioğlu, 'Yaz mevsimini daha enerjik ve verimli geçirmek isteyenlerin bedenlerini dinlemeleri, stres faktörlerini azaltmaları ve yaşam kalitelerini artıracak alışkanlıklar edinmeleri önemli' ifadelerini kullandı.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sat, 06 Jun 2026 13:24:48 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Abdi İbrahim'den ilaçta dijital ve yeşil dönüşüm]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahimden-ilacta-dijital-ve-yesil-donusum-1214/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahimden-ilacta-dijital-ve-yesil-donusum-1214/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_E990AB-BBEE19-7D4712-20484A-746256-C94CA8.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Türk ilaç sektörünün lideri Abdi İbrahim, dijital dönüşümün önemli adımlarından biri olan Karekod Projesi'ni hayata geçirdi. e-KT'ye sahip ilk seri ilaçlarını piyasaya sunan şirket, ilaç kullanımında yeni bir dönemin kapısını araladı.Sağlık hizmetlerinde bilgiye erişimi&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_E990AB-BBEE19-7D4712-20484A-746256-C94CA8.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Türk ilaç sektörünün lideri Abdi İbrahim, dijital dönüşümün önemli adımlarından biri olan Karekod Projesi'ni hayata geçirdi. e-KT'ye sahip ilk seri ilaçlarını piyasaya sunan şirket, ilaç kullanımında yeni bir dönemin kapısını araladı.Sağlık hizmetlerinde bilgiye erişimi yeniden tanımlayan bu uygulama sayesinde ilaç kutuları üzerindeki karekodlar aracılığıyla elektronik kullanma talimatlarına erişim sağlanıyor. Abdi İbrahim, bu dönüşüm kapsamında basılı kullanma talimatlarını da kademeli olarak kaldırarak kâğıt tüketimini azaltmayı, karbon ayak izini düşürmeyi ve dijitalleşmeyi çevresel sürdürülebilirlik hedefleriyle buluşturmayı amaçlıyor.T.C. Sağlık Bakanlığı'na bağlı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu'nun (TİTCK), ilaç kutuları üzerinden kullanma talimatlarının elektronik ortamda erişilebilir olmasına yönelik düzenlemesi&nbsp; doğrultusunda harekete geçen Abdi İbrahim, bu dönüşümün ilk uygulayıcılarından biri oldu.İlgili regülasyonlar kapsamında muaf tutulan ürünler hariç olmak üzere şirket, Haziran 2026 itibarıyla uygun ürünlerinde kademeli olarak yalnızca elektronik kullanma talimatı (e-KT) içeren karekodlu ambalaj uygulamasına geçiş sürecini başlatıyor.1 Ocak 2027 itibarıyla zorunlu hale gelecek e-KT uygulamasına erken uyum sağlayan Abdi İbrahim, dönüşüm sürecini ürün portföyüne yaygınlaştırmaya devam ediyor. Yeni uygulama sayesinde kullanıcılar, ilaç kutuları üzerinde yer alan karekodları akıllı cihazlarıyla okutarak güncel e-KT'lere dijital ortamda erişebilecek.Dr. M. Oğuzcan Bülbül: "İkiz dönüşümü tek kutuya sığdırdığımız için gururluyuz"Projenin Abdi İbrahim'in HEAL2050 sürdürülebilirlik stratejisiyle doğrudan uyumuna dikkat çeken Abdi İbrahim İnsan Kaynakları, Kurumsal İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Dr. M. Oğuzcan Bülbül, şu açıklamalarda bulundu: "Sürdürülebilirlik iş yapış biçimimizin ayrılmaz bir parçası. Hayata geçirdiğimiz her projede ortak faydaya hizmet eden, çok yönlü bakış açımızın izleri var. Bu proje, bir yandan dijitalleşmeyle sağlık hizmetlerinde erişilebilirliği artırırken ve kullanıcıların bilgiye erişimini kolaylaştırırken; diğer yandan da kâğıt tüketimimizi ve buna bağlı karbon emisyonlarımızı azaltarak düşük karbonlu dönüşüm yolculuğumuza katkı sağlıyor. İkiz dönüşümü tek bir kutuya sığdırdığımız için gururluyuz."Yıllık Yaklaşık 2.500 Ton CO2e Emisyon AzaltımıDijitalleşme ve çevresel sürdürülebilirliği odağına alan Karekod Projesi, Abdi İbrahim'in HEAL2050 Sürdürülebilirlik Stratejisi kapsamında düşük karbonlu bir şirkete dönüşme hedefiyle de uyumlu bir proje olarak öne çıkıyor. Basılı kullanma talimatlarının kaldırılmasıyla Abdi İbrahim&#39;in yıllık yaklaşık 2.500 ton CO2e sera gazı emisyon azaltımı sağlaması hedefleniyor. Bu dönüşüm, kâğıt tüketiminin ve karbon ayak izinin azaltılmasına katkı sağlarken Türkiye&#39;nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefleriyle de uyumlu bir yaklaşım ortaya koyuyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 05 Jun 2026 11:53:39 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Roche İlaç Türkiye ve TÜSEB'den işbirliği]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/roche-ilac-turkiye-ve-tusebden-isbirligi-1292/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/roche-ilac-turkiye-ve-tusebden-isbirligi-1292/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_4422F4-DED7FF-B271DF-8BDB59-40DE9E-41B943.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Roche İlaç Türkiye&#39;den yapılan açıklamaya göre, Ankara&#39;da Sağlık Bakanlığında düzenlenen imza törenine, TÜSEB Başkanı Prof. Dr. Ümit Kervan, Roche İlaç Türkiye Genel Müdürü Farid Bidgoli, Roche İlaç Türkiye Klinik Operasyonlar Ülke Direktörü Mina Nejadamin, Ülke&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_4422F4-DED7FF-B271DF-8BDB59-40DE9E-41B943.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Roche İlaç Türkiye&#39;den yapılan açıklamaya göre, Ankara&#39;da Sağlık Bakanlığında düzenlenen imza törenine, TÜSEB Başkanı Prof. Dr. Ümit Kervan, Roche İlaç Türkiye Genel Müdürü Farid Bidgoli, Roche İlaç Türkiye Klinik Operasyonlar Ülke Direktörü Mina Nejadamin, Ülke Terapötik Alan Lideri İrem Akat Kul ve İletişim Ortağı Hande Hazinedaroğlu Hatırnaz katıldı.Protokol kapsamında, Roche İlaç Türkiye tarafından Türkiye&#39;de yürütülmesi planlanan klinik araştırmalar için ülke ve merkez fizibilite süreçlerinin desteklenmesi, uygun araştırma merkezlerinin belirlenmesine yönelik içgörü paylaşılması ve şehir hastaneleriyle yürütülecek araştırma işbirliklerinin desteklenmesi hedefleniyor.İşbirliği ayrıca Roche İlaç Türkiye&#39;nin 20 yılı aşkın süredir sürdürdüğü Roche Klinik Çalışmalar Okulu kapsamında verilen temel ve ileri düzey İyi Klinik Uygulamalar eğitimlerinin TÜSEB işbirliğiyle düzenlenmesini ve araştırma ekosistemini güçlendirmeye yönelik ortak projelerin hayata geçirilmesini kapsıyor.İşbirliğiyle Türkiye&#39;nin uluslararası klinik araştırmalardaki rekabet gücünün artırılması, araştırma kapasitesinin geliştirilmesi ve yenilikçi tedavilere erişimin desteklenmesi amaçlanıyor.- &#34;İşbirliği Türkiye&#39;nin klinik araştırma altyapısının gelişmesine katkı sağlayacak&#34;Açıklamada görüşlerine yer verilen TÜSEB Başkanı Prof. Dr. Ümit Kervan, Türkiye&#39;nin sağlık alanındaki araştırma kapasitesini güçlendirmenin, bilimsel üretimi artırmanın ve ülkeyi uluslararası araştırma ekosisteminde daha güçlü konuma taşımanın TÜSEB&#39;in temel öncelikleri arasında bulunduğunu belirtti.&#34;Üreten Sağlık&#34; vizyonu doğrultusunda kurulan işbirliğinin klinik araştırma altyapısının gelişmesine ve Türkiye&#39;nin bu alandaki potansiyelinin daha görünür hale gelmesine katkı sağlayacağına inandıklarını aktaran Kervan, &#34;Araştırma ekosistemini güçlendirecek her adımı, Türkiye&#39;nin sağlıkta küresel rekabet gücünü artıran stratejik bir yatırım olarak görüyoruz.&#34; ifadesi kullandı.Roche İlaç Türkiye Genel Müdürü Farid Bidgoli de bilimsel araştırmaları sağlık hizmetlerinin geleceğini şekillendiren en önemli unsurlardan biri olarak gördüklerini kaydetti.Türkiye&#39;nin güçlü sağlık altyapısı ve deneyimli araştırmacılarıyla klinik araştırmalar açısından önemli potansiyele sahip olduğunu vurgulayan Bidgoli, &#34;TÜSEB ile gerçekleştirdiğimiz bu işbirliğiyle Türkiye&#39;nin uluslararası klinik araştırmalardaki rekabet gücünü artırmaya, araştırma süreçlerini daha etkin hale getirmeye ve yenilikçi tedavilere erişimi desteklemeye katkı sunmayı hedefliyoruz.&#34; değerlendirmesinde bulundu.Roche İlaç Türkiye Klinik Operasyonlar Ülke Direktörü Mina Nejadamin, klinik araştırmaların sürdürülebilir şekilde gelişmesinin güçlü araştırma merkezleri, nitelikli insan kaynağı ve paydaşlar arasında etkin işbirlikleriyle mümkün olduğunu belirtti.Nejadamin, TÜSEB ile hayata geçirilen işbirliği kapsamında araştırmacıların yetkinliklerinin geliştirilmesine, araştırma merkezlerinin görünürlüğünün artırılmasına ve uluslararası standartlarda klinik araştırmaların Türkiye&#39;de daha yaygın hale gelmesine katkı sağlamayı amaçladıklarını ifade etti.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 03 Jun 2026 13:38:25 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Tütün kontrolünün yol haritası Elazığ'da ele alınacak]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/tutun-kontrolunun-yol-haritasi-elazigda-ele-alinacak--3399/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/tutun-kontrolunun-yol-haritasi-elazigda-ele-alinacak--3399/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_8BABAE-EA0CB2-A8B3B1-E4EE66-ED204D-B8E4DD.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Türkiye'de tütün kontrolü alanındaki en kapsamlı bilimsel buluşmalardan biri, 3-7 Haziran tarihlerinde Elazığ'da gerçekleştirilecek. Sağlığı Geliştirme ve Sigara ile Mücadele Derneği tarafından düzenlenen Uluslararası Katılımlı Ulusal Tütün Kontrolü Kongresi, 'Tütünsüz&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_8BABAE-EA0CB2-A8B3B1-E4EE66-ED204D-B8E4DD.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Türkiye'de tütün kontrolü alanındaki en kapsamlı bilimsel buluşmalardan biri, 3-7 Haziran tarihlerinde Elazığ'da gerçekleştirilecek. Sağlığı Geliştirme ve Sigara ile Mücadele Derneği tarafından düzenlenen Uluslararası Katılımlı Ulusal Tütün Kontrolü Kongresi, 'Tütünsüz ve Nikotinsiz Gelecek İçin 30 Yıl: Kanıt, Politika ve Eylem' temasıyla yapılacak. Tütün kontrolü alanında çalışan bilim insanlarını, halk sağlığı uzmanlarını, sağlık profesyonellerini, kamu temsilcilerini, sivil toplum kuruluşlarını ve politika yapıcıları bir araya getirecek kongrede 200'ü aşkın katılımcının yer alması bekleniyor.Kongrede; tütün ve nikotin ürünlerine ilişkin güncel epidemiyolojik veriler, elektronik sigara, ısıtılmış tütün ürünleri, puf ürünler ve nikotin poşetleri gibi yeni nesil ürünlerin halk sağlığına etkileri, ulusal mevzuat ihtiyacı, uygulama güçlükleri, politika seçenekleri, tütün endüstrisinin taktiklerine karşı kanıta dayalı savunuculuk stratejileri, çocukları ve gençleri korumaya yönelik yaklaşımlar, sigara bırakma hizmetlerinde yeni modeller, dijital ve geleneksel medyanın rolü, tütün kullanımının sağlık, ekonomik, sosyal ve çevresel sonuçları gibi konular çok boyutlu biçimde ele alınacak.&nbsp;"Elazığ, tütün kontrolü mücadelesinin hafızasında özel bir yere sahip"Kongre öncesinde Johns Hopkins Institute for Global Tobacco Control iş birliğiyle Tütün Kontrolünde Liderlik Gelişim Programı düzenlediklerini anlatan Sağlığı Geliştirme ve Sigara ile Mücadele Derneği Başkanı ve Kongre Eş Başkanı Prof. Dr. Yasemin Açık, bu kongrenin Elazığ'da düzenlenmesinin kendisi için ayrı bir anlam taşıdığını belirterek, "Çünkü ülkemizde tütün kontrolü mücadelesi kapsamında Elazığ'da çok önemli adımlar atıldı. Derneğimizi 1993 yılında, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı bünyesinde kurduk. Bilimsel yayıncılık, savunuculuk, eğitim ve politika geliştirme alanlarında ülkemizin ilk tütün kontrolü girişimlerine öncülük ettik. Bu nedenle Elazığ'da düzenlediğimiz kongre, geçmişi hatırlayan ama esas olarak geleceğe bakan bir buluşma olacak. Amacımız, 4207 Sayılı Kanun'un 30. yılı yaklaşırken ülkemizin bu alandaki birikimini yeni ihtiyaçlarla birlikte değerlendirmek ve tütünsüz, nikotinsiz bir gelecek için ortak bir yol haritası oluşturmak" dedi.&nbsp;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 03 Jun 2026 10:53:57 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Humanis'ten pulmoner hipertansiyon için dijital vaka platformu]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/humanisten-pulmoner-hipertansiyon-icin-dijital-vaka-platformu-5201/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/humanisten-pulmoner-hipertansiyon-icin-dijital-vaka-platformu-5201/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_448F54-212680-861829-CD05C4-2EE1AC-20DC94.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Humanis, pulmoner vasküler hastalıklar alanında çalışan hekimler için geliştirilen PAHCase dijital platformunu 8. Pulmoner Vasküler Hastalıklar Toplantısı'nda tanıttı. Platform, gerçek klinik pratiğe yakın vaka örnekleri üzerinden bilgi paylaşımını destekleyerek hekimlerin bilimsel&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_448F54-212680-861829-CD05C4-2EE1AC-20DC94.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Humanis, pulmoner vasküler hastalıklar alanında çalışan hekimler için geliştirilen PAHCase dijital platformunu 8. Pulmoner Vasküler Hastalıklar Toplantısı'nda tanıttı. Platform, gerçek klinik pratiğe yakın vaka örnekleri üzerinden bilgi paylaşımını destekleyerek hekimlerin bilimsel içeriğe daha hızlı ve sürdürülebilir şekilde erişmesine katkı sağlamayı amaçlıyor. Vaka bazlı değerlendirme süreçlerini güçlendiren platform, pulmoner hipertansiyon alanında multidisipliner iletişimi de destekliyor."PAHCase ile hekimlerimize interaktif bir uzman ağı sunuyoruz"Humanis PAHCase'in hekim iletişimi ve bilimsel etkileşim açısından yeni bir yaklaşım sunduğunu söyleyen Humanis Ticari Operasyonlar Genel Müdürü Dr. Yalçın Yaşin, "Pulmoner vasküler hastalıklar, tanı ve tedavi süreçlerinde multidisipliner değerlendirme ihtiyacının öne çıktığı alanlardan biri. Humanis PAHCase ile hekimlerimize bilimsel paylaşımı, deneyim aktarımını ve ortak değerlendirme kültürünü destekleyen interaktif bir uzman ağı sunuyoruz. Saha uygulamaları ve hekim iletişimi alanında benzeri bulunmayan bu projeyi bilimsel etkileşimi artıran, vaka bazlı değerlendirmeyi destekleyen ve sürdürülebilir bilgi paylaşımına katkı sağlayan yenilikçi bir adım olarak görüyoruz. Humanis PAHCase'in pulmoner hipertansiyon alanında dijitalleşme ve bilimsel iletişim açısından yenilikçi bir yaklaşım sunacağına inanıyoruz" dedi.Klinik pratiğe yön veren dijital platformHekimler PAHCase platformunda gerçek klinik pratiği yansıtan vaka simülasyonlarına erişebilecek, tanı ve tedavi süreçlerine yönelik interaktif içerikleri inceleyebilecek. Bunun yanı sıra alanında uzman hekimlerin değerlendirmelerinden yararlanabilecek, dilerlerse kendi vakalarını kapalı konsey grubuna taşıyarak uzman görüşü alabilecek. PAHCase platformunda, Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon, Kronik Tromboembolik Pulmoner Hipertansiyon, ayırıcı tanı süreçleri, multidisipliner hasta yönetimi, güncel yaklaşımlar ve vaka tartışmaları odağında bilimsel içerik paylaşımı yapılması hedefleniyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 03 Jun 2026 10:27:04 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA["Günde en az üç kez sarılın!"]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/gunde-en-az-uc-kez-sarilin-93/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/gunde-en-az-uc-kez-sarilin-93/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_401114-FC238B-FD6123-93A460-53EB48-8A10F5.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen "Toplum İçin Bilim Eğitim Seminerleri" kapsamında Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Doğan katılımcılarla buluştu.&nbsp;"İnsan İlişkilerinin Nörobilimi: Sosyal&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_401114-FC238B-FD6123-93A460-53EB48-8A10F5.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen "Toplum İçin Bilim Eğitim Seminerleri" kapsamında Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Doğan katılımcılarla buluştu.&nbsp;"İnsan İlişkilerinin Nörobilimi: Sosyal Beyin&#34; başlıklı seminerde konuşan Prof. Dr. Tayfun Doğan, insanın en temel özelliğinin sosyal bir canlı olması olduğunu vurguladı.Konuşmasında uzun yıllardır pozitif psikoloji alanında mutluluk, umut ve iyi oluş üzerine çalışmalar yürüttüğünü belirten Prof. Dr. Tayfun Doğan, son dönemde insan ilişkileri ve sosyal zekâ konularına yeniden yoğunlaştığını söyledi.Prof. Dr. Tayfun Doğan, "İnsanı tek bir sıfatla tanımlayacak olsak, en doğru ifade 'sosyal bir canlı' olur. Gerçekten beynimiz buna göre şekillenmiş durumda. Doğduğumuz andan hayatımızın sonuna kadar bizi arayan, merak eden, güvende hissettiren ve önemseyen insanlara ihtiyaç duyarız. İnsan ilişkileri bizim doğal yaşam alanımızdır" dedi.Eş zamanlılık ilişkileri güçlendiriyorSeminerde özellikle eş zamanlılık, ahenk ve senkronizasyon kavramları üzerinde duran Prof. Dr. Doğan, iki ya da daha fazla kişinin birlikte hareket etmesinin beyin üzerinde güçlü etkiler oluşturduğunu ifade etti.Prof. Dr. Doğan, "Birlikte nefes alıp vermek, jest ve mimiklerin benzemesi, konuşma ritimlerinin ve hatta kalp atışlarının birbirine yaklaşması kişiler arasında güçlü bir bağ oluşturur. Bu durum, adeta iki insanın birbirine bağlanması gibidir. Beyin de bu bağı ödüllendirir." diye konuştu.Bu ödül mekanizmasının temelinde oksitosin hormonu bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Doğan, oksitosinin halk arasında sevgi, bağlanma ve güven hormonu olarak bilindiğini belirtti.Prof. Dr. Doğan, "Eş zamanlılık sağlandığında oksitosin salgılanır. Oksitosin de stres hormonu olarak bilinen kortizolün salınımını azaltır. Böylece stres düşer, güven artar, çatışmalar azalır. Eşler arasındaki tartışmaların, çocuklar arasındaki kavgaların azalmasında da bu mekanizma önemli rol oynar." ifadelerini kullandı.Sarılmak, birlikte yürümek, şarkı söylemek bile etkiliOksitosin salgısını artırmanın gündelik yaşamda oldukça basit yolları olduğunu belirten Prof. Dr. Doğan, birlikte yapılan etkinliklerin ilişkileri güçlendirdiğini söyledi."Beraber yemek yapmak, birlikte şarkı söylemek, ritmik hareketler yapmak, dans etmek, aynı tempoda yürümek, hatta uzun süre sarılmak bile oksitosin salgısını artırır." diyen Prof. Dr. Doğan, özellikle 20 saniyeyi aşan sarılmaların kişiler üzerinde rahatlatıcı etkiler oluşturduğunu vurguladı.Prof. Dr. Doğan, toplu ibadetlerin, iftar sofralarının, birlikte film ya da maç izlemenin de aynı mekanizmayı desteklediğini belirterek, "İnsanlar ortak bir ritimde buluştuğunda psikolojik olarak birbirlerine daha çok bağlanıyorlar." dedi.Oksitosin beynin alarm sistemini sakinleştiriyorSeminerde beynin işleyişine ilişkin nörobilimsel açıklamalarda da bulunan Prof. Dr. Doğan, oksitosinin beynin hipotalamus bölgesinde salgılandığını ve doğrudan amigdala üzerinde etkili olduğunu söyledi.Amigdalanın beynin erken uyarı ve alarm sistemi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Doğan, "Amigdala tehlike sezdiğinde bizi kaygılandırır ve stres hormonlarını harekete geçirir. Ancak oksitosin amigdalaya 'her şey yolunda, güvendesin' mesajı verir. Böylece kaygı ve stres daha ortaya çıkmadan önlenmiş olur." diye konuştu.İş görüşmelerinden aile ilişkilerine kadar etkiliEş zamanlılığın sadece aile ilişkilerinde değil, iş ve eğitim yaşamında da önemli sonuçlar doğurduğunu belirten Prof. Dr. Doğan, özellikle beden dili uyumunun kişiler arasındaki güveni artırdığını ifade etti."İş görüşmelerinde, öğretmen-öğrenci ilişkisinde, terapist-danışan ilişkisinde senkronizasyon çok önemlidir. Karşı tarafla uyumlu beden dili geliştirmek kabul görme ihtimalini artırır." diyen Prof. Dr. Doğan, terapi süreçlerinde başarının en önemli unsurlarından birinin danışanla kurulan uyum olduğunu söyledi.Öğrenmeyi de güçlendiriyorÖğretmen ve öğrenci arasındaki uyumun öğrenme üzerinde doğrudan etkili olduğunu ifade eden Prof. Dr. Doğan, sevilen öğretmenlerin derslerinin daha verimli geçmesinin temel nedenlerinden birinin bu olduğunu belirtti.Prof. Dr. Doğan, "Öğretmen ile sınıf arasında ahenk sağlandığında öğrenciler dersi daha iyi kavrıyor. Aslında hepimizin hayatında sevdiği bir öğretmenin dersini daha iyi anladığı dönemler olmuştur. Bunun altında yatan neden senkronizasyondur." ifadesinde bulundu.&nbsp;Yalnızlık doğamıza uygun değilİnsanın sosyal bir varlık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Doğan, yalnızlığın biyolojik düzeyde ciddi sonuçlar doğurduğunu belirtti ve "Yalnızlık doğamıza uygun değil. Peki ne yapıyor yalnızlık? Neden bizi strese sokuyor? Bu konuda yapılan araştırmalar var. Cacioppo'nun çalışmasında katılımcılara gün içinde yalnızlık düzeylerini ve fizyolojik tepkilerini ölçmeleri istendi. Sonuçta şunu gördük: Yalnızlık hisseden insanlar, adeta fiziksel bir saldırıya uğramış gibi kortizol salgılıyor." şeklinde konuştu.Yalnızlığın vücutta "savaş ya da kaç" tepkisini tetiklediğini ifade eden Prof. Dr. Doğan, bunun bağışıklık sistemi ve uyku üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu söyledi. Prof. Dr. Doğan, "Yalnızlık durumunda vücudumuz alarm moduna geçiyor. Kortizol yükseliyor. Bu da bağışıklık sistemimizi zayıflatıyor, uyku düzenimizi bozuyor. Gece uyanmalarının önemli nedenlerinden biri de yüksek stres hormonudur. Beyin sürekli tehlike varmış gibi çalışır." dedi.Sosyal bağ kimyasal bir ilaçtırSeminerde hayvan deneylerinden örnekler de paylaşan Prof. Dr. Tayfun Doğan, "Felç edilen fareler üzerinde yapılan deneylerde, sosyal ortamda bulunan farelerin çok daha hızlı iyileştiği görülüyor. İzole edilen farelerde ise iyileşme neredeyse yok. Bunun nedeni oksitosin hormonu. Sosyal bağ aslında kimyasal bir ilaçtır." diye konuştu.Yapay oksitosin verilmesi durumunda bile iyileşmenin hızlandığını belirten Prof. Dr. Doğan, ancak bunun doğal yollarla sağlanması gerektiğini vurguladı ve "Buradan 'gidip oksitosin alın' sonucu çıkarmıyoruz. Oksitosini doğal yollarla artırmalıyız. Sarılmak, birlikte yemek yemek, yürüyüş yapmak, şarkı söylemek&hellip; Bunların hepsi oksitosin salgılatır." ifadesinde bulundu.Bağımlılık, eksik sosyal bağın telafisidir"Bağımlılık sosyal ilişkilerden almamız gereken kimyasalları alamadığımızda bunları yapay yollarla telafi etme çabasıdır." diyen Prof. Dr. Doğan, bu durumun yalnızca madde bağımlılığıyla sınırlı olmadığını belirterek, şunları söyledi:"Yeterli sosyal bağ kuramayan bireyler bu eksikliği yemekle, internetle, kumarla ya da başka bağımlılıklarla doldurmaya çalışır. Yalnızlık acı vericidir ve bu acıyı azaltmak için insanlar farklı yollar arar."Yalnızlık bir uyarı sinyaliYalnızlığın evrimsel bir anlamı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Doğan, "Eğer yalnızlık keyifli bir şey olsaydı insan türü yok olurdu. Yalnızlık bize 'git ve sosyalleş' mesajı verir. Tıpkı açlık gibi&hellip; Açlık nasıl bize 'yemek bul' diyorsa, yalnızlık da 'insan bul' der." şeklinde konuştu.Modern şehir yaşamı 'insanat bahçesi'ne dönüşüyorModern yaşamın yalnızlığı artırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Doğan, "Apartman yaşamı, yalnız bireyler&hellip; Aslında hepimiz izole fareler gibiyiz. Depresyon, bağımlılık, aşırı yeme davranışları bu yüzden artıyor. Desmond Morris modern şehirler için 'insanat bahçesi' ifadesini kullanıyor. Hayvanat bahçesi hayvanların doğasına uygun değilse, bu yaşam da insanın doğasına uygun değil." dedi.Sosyalleşme beyni fiziksel olarak değiştiriyorSosyal etkileşimin beyin yapısı üzerindeki etkilerine de değinen Prof. Dr. Doğan, bilimsel bulguları şöyle aktardı:"Sosyal ortamda yaşayan bireylerin beyin kabuğu daha kalın oluyor. BDNF dediğimiz, beynin gelişimi için çok önemli olan madde artıyor. Nöronlar arası bağlantılar güçleniyor. Yani sosyalleşmek sadece psikolojik değil, fizyolojik olarak da beyni geliştiriyor."Prof. Dr. Tayfun Doğan, uzun yıllara yayılan bilimsel araştırmaların insan ilişkilerinin yaşam kalitesi üzerindeki belirleyici rolünü ortaya koyduğunu söyledi.İnsan ilişkilerinin sağlık ve mutluluk üzerindeki etkileri neler?Konuşmasında dünyaca ünlü Harvard çalışmasına dikkat çeken Prof. Dr. Doğan, insan ilişkilerinin sağlık ve mutluluk üzerindeki etkisini şu sözlerle anlattı:"Meşhur bir araştırma var. Medyada genellikle Harvard mutluluk araştırması diye geçer ama asıl adı Harvard Yetişkin Gelişimi Araştırması. 1938'de başlıyor ve bugün 88 yılı geride bıraktı. Katılımcıların her yıl kan değerlerine bakılıyor, beyin görüntülemeleri yapılıyor, psikolojik testler uygulanıyor, birebir görüşmeler gerçekleştiriliyor. Kariyer, para, statü gibi birçok değişken inceleniyor. Ama sonuç çok net: Mutluluk ve sağlıkta bir numaralı faktör insan ilişkileri."İyi ilişkilerin yaşam süresi ve hastalıklar üzerindeki etkisine de değinen Prof. Dr. Doğan, "İnsan ilişkileri iyiyse, kişi memnuniyeti yüksekse, yalnızlık azsa; daha az Alzheimer görülüyor, daha sağlıklı ve daha uzun yaşanıyor. Ama yalnızlık varsa erken ölüm, kalp krizi ve demans gibi hastalıklar daha sık görülüyor. O yüzden iyi yaşam, iyi ilişkilerle inşa edilir." dedi.Yalnızlık erken ölüm riskini artırıyorYalnızlığın sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin geniş çaplı araştırmalara da değinen Prof. Dr. Doğan, "3 milyon kişi üzerinde yapılan meta-analizler, kronik yalnızlığın erken ölüm riskini yüzde 20-30 artırdığını gösteriyor. Ayrıca demans ve kalp hastalıkları riskini de yükseltiyor. Hatta kronik yalnızlık, günde 15 sigara içmek kadar zararlı." ifadesinde bulundu.Kötü ilişki, yalnızlıktan daha zararlı olabilirSağlıklı ilişkilerin önemine vurgu yapan Prof. Dr. Doğan, her sosyal bağın olumlu olmadığını belirterek, "Yalnız kalmamak adına her ilişkiye tutunmak doğru değil. Hayatımıza giren insanlara şu soruyu sormalıyız: 'Bana yalnızlıktan daha mı iyi geleceksin, yoksa yalnızlığın güzelliğini mi hatırlatacaksın?' Çünkü kötü ilişkiler bazen yalnızlıktan daha fazla zarar verir." diye konuştu.Ayrılık acısının biyolojik temeli varİnsanların sevdiklerinden ayrıldıklarında yaşadıkları duygusal acının biyolojik bir karşılığı olduğunu belirten Prof. Dr. Doğan, "Sevdiğimiz kişilerle birlikteyken beynimiz belirli kimyasallara alışır. Ayrılık, kayıp ya da uzaklaşma durumunda bu kimyasallar kesilir ve bir tür yoksunluk yaşarız. Bu yüzden acı çekeriz. Zamanla beyin bu durumu kabullenir ve iyileşme başlar." ifadesinde bulundu.Besleyici ilişki oksitosin üretir, zehirleyici ilişki stres artırırSeminerde "besleyici" ve "zehirleyici" ilişki kavramlarına da değinen Prof. Dr. Doğan, "Doğuştan bir ilişki tarzımız yoktur. Sonradan öğreniriz. Besleyici ilişkiler; saygılı, samimi, destekleyici ve karşı tarafın değerli hissetmesini sağlayan ilişkilerdir. Bu tarz ilişkiler oksitosin üretir. Zehirleyici ilişkiler ise eleştiren, küçümseyen, öfke yüklü ve karşı tarafın özsaygısını zedeleyen ilişkilerdir. Bunlar da kortizol üretir." dedi.Sosyal destek iyileşmeyi hızlandırıyorSosyal bağların fiziksel sağlık üzerindeki etkisine de dikkat çeken Prof. Dr. Doğan, "Oksitosin salgılandığında hücresel onarım artar, doğal ağrı kesici etki oluşur. Ameliyat sonrası yanında destek olan kişiler varsa iyileşmenin daha hızlı olması tesadüf değildir. Sosyal destek bir şifadır." şeklinde konuştu.&nbsp;Günde en az üç kez sarılınGünlük yaşamda uygulanabilecek basit öneriler de paylaşan Prof. Dr. Doğan, özellikle fiziksel temas ve iletişimin önemine dikkat çekti ve "Minimum 20 saniyelik sarılmalar oksitosin salgılar. Günde en az üç kez sarılın. Göz teması kurun, yemek masasında telefonu bırakın, birlikte vakit geçirin. Küçük iyilikler bile büyük etkiler oluşturur. İyilik yapan kişi, iyilik görenden daha mutlu olur. Çünkü en büyük kazancı o elde eder. Küçük bir yardım, kısa bir sohbet bile insanın oksitosin düzeyini artırır." dedi.Sosyalleşmek yaşlanmayı geciktiriyorSosyalleşmenin biyolojik etkilerine de değinen Prof. Dr. Doğan, hücre yaşlanmasıyla ilgili önemli bir noktaya dikkat çekti ve "Telomer dediğimiz yapılar hücrelerin yaşlanmasını belirler. Sosyalleşme bu yapıların kısalmasını yavaşlatır. Yani sosyal ilişkiler daha uzun ve sağlıklı yaşam sağlar." diye konuştu.Konuşmasında katılımcılara çağrıda bulunan Prof. Dr. Doğan, "Kalbinizi ısıtın. Size iyi gelen şeyleri hayatınıza dahil edin. Derin bağlar kurun, iyilik yapın, sevdiklerinizi arayın. Her insan günde en az bir kez 'iyi ki varsın' sözünü duymalı. Eğer bunu duymuyorsanız, siz başkalarına söyleyin." ifadesinde bulundu.Seminerin sonunda katılımcıların sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Doğan, insanın sosyal bir varlık olduğunu hatırlatarak, "Birbirimize ihtiyacımız var. Bu bir lüks değil, temel bir ihtiyaç." şeklinde sözlerini tamamladı.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sun, 31 May 2026 10:52:42 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sağduyu, dengeyi ve uyumu güçlendiren pusula görevi görüyor]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/sagduyu-dengeyi-ve-uyumu-guclendiren-pusula-gorevi-goruyor-881/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/sagduyu-dengeyi-ve-uyumu-guclendiren-pusula-gorevi-goruyor-881/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B40500-FFB537-BC0687-92C168-354EF3-8E48C2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, sağduyulu karar vermenin duygular, mantık, değerler ve duygusal zekâ arasındaki dengeyle ilişkisi hakkında açıklamalarda bulundu.Sağduyu, duyguların, değerlerin ve mantığın dengede çalıştığı andır!Sağduyulu&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B40500-FFB537-BC0687-92C168-354EF3-8E48C2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, sağduyulu karar vermenin duygular, mantık, değerler ve duygusal zekâ arasındaki dengeyle ilişkisi hakkında açıklamalarda bulundu.Sağduyu, duyguların, değerlerin ve mantığın dengede çalıştığı andır!Sağduyulu karar vermenin, duygularımızın, değerlerimizin ve mantığımızın bir denge içinde çalıştığı an olduğunu ifade eden Cumali Aydın, "Günlük hayatın hızında çoğu zaman 'anlık dürtülerle' hareket ederiz; oysa sağduyu, bizi kısa vadeli rahatlamalar yerine uzun vadeli faydaya yönlendirir." dedi.Psikolojide bu durumun 'soğukkanlı bilişsel işlem' olarak adlandırıldığını kaydeden Aydın, "Daniel Kahneman'ın çalışmalarında da vurguladığı gibi, hızlı ve sezgisel düşünme ile yavaş ve değerlendirmeli düşünme arasındaki denge, sağduyulu kararların temelidir. Basit bir örnekle; trafikte bir sürücü sizi sıkıştırdığında hemen tepki vermek kolaydır. Ancak bir nefes alıp 'bu tepki bana ne kazandırır?' diye düşünmek, sağduyulu davranıştır. Bu tür farkındalık, hem ruhsal dengeyi hem de ilişkisel barışı korur." şeklinde konuştu.Duygusal zekâ, sağduyunun en yakın yol arkadaşı!Sağduyu ile duygusal zekanın birbirini besleyen iki kapasite olduğuna değinen Cumali Aydın, "Duygusal zeka, kişinin kendi duygularını tanıma, düzenleme ve başkalarının duygularını anlama becerisidir. Bu beceri olmadan sağduyulu karar almak neredeyse imkânsızdır." dedi.Duyguların bastırıldığında değil, tanındığında yönetilebilir olduğunu aktaran Aydın, "Öfkeliyken öfkeyi bastırmak yerine 'şu an kırıldım, bu tepki aslında savunma' diyebilmek, duygusal zekanın göstergesidir. Bu farkındalık, sağduyulu bir kararın kapısını açar. Bilimsel araştırmalar da bunu doğrular. Yapılan bir çalışmada duygusal zekâ eğitimi alan bireylerin, stresli durumlarda daha bilgece ve tutarlı kararlar aldıkları görülmüştür. Yani duygusal zekâ, sağduyunun en yakın yol arkadaşıdır." açıklamasını yaptı.Sağduyulu ilişkiler, duygusal tepkisellik yerine duygusal olgunluğu besler!Sağduyulu kararların, ilişkilerde 'anlamaya çalışmak' ile 'haklı çıkmak istemek' arasındaki farkı belirlediğini dile getiren Cumali Aydın, şunları söyledi:"Aile içinde, arkadaşlıkta ya da iş ortamında çoğu çatışma, karşı tarafı duymadan tepki vermekten kaynaklanır. Sağduyulu bir tutum ise, önce duyguların yatışmasını beklemek, sonra iletişimi sürdürmektir. Bir iş yerinde fikirleriniz reddedildiğinde hemen savunmaya geçmek yerine, 'belki de bu öneriyi geliştirebiliriz' demek hem sizin hem de grubun ilerlemesini sağlar. Aynı şey ev içinde de geçerli. 'Benim dediğim olsun' yerine 'bizim için en doğrusu ne olur?' sorusunu sormak, sağduyunun dilidir. Sağduyulu ilişkiler, duygusal tepkiselliği değil, duygusal olgunluğu besler. Bu da uzun vadede güveni artırır."Sağduyulu kararlar, duyguları bastırmakla değil duygusal dengeyi korumakla mümkün olur!Stresli ya da kaygılı olduğumuzda beynimizin ön lobunun karar verme görevini ikinci plana attığını, duygusal merkez olan amigdalanın yönetimi ele geçirdiğini vurgulayan Aydın, "Bu nedenle yoğun kaygı altındayken alınan kararlar genellikle kısa vadeli rahatlama odaklıdır, sağduyulu değil." dedi."Kaygılandığımızda düşünmeden mesaj atar, aceleyle karar verir, sonrasında 'keşke bekleseydim' deriz." diyen Aydın, "Bu yüzden sağduyulu karar verebilmek, duyguları bastırmakla değil duygusal dengeyi korumakla mümkündür. Bunun için de bazı etkili yollar var. Düzenli nefes egzersizleri ve kısa meditasyonlar beynin karar merkezini aktive eder. Duyguları bastırmak yerine yazmak veya paylaşmak duygusal regülasyonu artırır. Uyku ve beslenme düzeni özdenetimi doğrudan etkiler. Bir çalışmaya göre, uyku yoksunluğu sadece 24 saatte karar kalitesini yüzde 20 düşürüyor. Yani, sağduyu bazen en çok bir gece uykusuyla başlar." ifadelerini kullandı.Sağduyu, sadece mantıksal değil, aynı zamanda ahlaki ve duygusal bir pusula!Sağduyulu kararların, yalnızca 'akıllı' değil, değerlerle uyumlu kararlar olduğuna işaret eden Cumali Aydın, "Bir kişi kendi değerlerini bilmeden doğru karar veremez. Çünkü sağduyu, sadece mantıksal değil, aynı zamanda ahlaki ve duygusal bir pusuladır." dedi.Pozitif psikolojide buna 'otantik yaşam' dendiğini aktaran Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:"Yani kişinin kararlarının kendi içsel değerleriyle tutarlı olması. Dürüstlüğü değer olarak benimseyen biri, kısa vadede avantaj sağlayacak bir yalanı reddediyorsa bu sağduyunun ürünüdür. Sağduyulu kararlar, hedeflerle değerlerin kesişim noktasında doğar. Yani 'bunu istiyorum' demek kadar 'bu benim kim olmak istediğimle uyumlu mu?' diye de sormak gerekir. Bu soruyu kendine düzenli soran bireyler, hem daha az pişmanlık yaşar hem de yaşam doyumları artar."]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sun, 31 May 2026 10:51:25 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[MS, kadınlarda daha erken yaşta başlıyor]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ms-kadinlarda-daha-erken-yasta-basliyor-4657/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/ms-kadinlarda-daha-erken-yasta-basliyor-4657/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_3547D3-A7D1D0-BDE74F-621368-2ECAF8-4108D1.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, 30 Mayıs Dünya MS Günü kapsamında MS hastalığının nedenleri, belirtileri, risk faktörleri, genetik ve çevresel etkileri ile tedavi yaklaşımları hakkında açıklamalarda bulundu.MS, bağışıklık&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_3547D3-A7D1D0-BDE74F-621368-2ECAF8-4108D1.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, 30 Mayıs Dünya MS Günü kapsamında MS hastalığının nedenleri, belirtileri, risk faktörleri, genetik ve çevresel etkileri ile tedavi yaklaşımları hakkında açıklamalarda bulundu.MS, bağışıklık sisteminin sinir sistemine saldırmasıyla oluşuyor!Multiple Skleroz'un (MS), bağışıklık ya da bedenimizin savunma sisteminin sinir sistemini (beyin, omurilik) zedelemesi ve onu yabancı kabul ederek saldırması ile ortaya çıkan bir hastalık olduğunu dile getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, "Normalde sinir sitemimiz, bağışıklık sisteminden uzakta, adeta saklı bir ortamdadır. Ancak, sebebini tam olarak anlayamadığımız nedenlerle, baştan ve kontrolden çıkan bağışıklık sistemimiz, kendi sinir sistemine saldırır ve hasarlar oluşturur." dedi.Hasarların yerleşimine göre şikâyet ve bulguların da değişken olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarlacı, "Hastalığın en sık başlangıç belirtisi duyusal-hisle ilgili şikâyetlerdir. Genellikle, eli ayağı hissetmeme şeklinde değil de uyuşma-karıncalanma-keçelenme tarzında olur. Duyusal belirtiler, anlık izlenen belirtiler olarak hastaların yüzde 50-70'inde ortaya çıkar." şeklinde konuştu.MS'te görülen en sık belirtiler duyusal şikâyetler, güç kaybı ve görme sorunları!Duyusal belirtilere açıklık getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şunları söyledi:"Uyuşma, karıncalanma, iğnelenme, his azalması, gerilme, uyuşturulmuşluk hissi, kum üzerinde yürüme hissi, kaşınma, yanma, elektriklenme, yüze ani vuran elektrik çarpması, boyundan sırta ve ayaklara ani elektrik çarpması şeklinde olabilir.Duyusal şikâyetlerin ardından en sık, güç (motor) kayıpları ile kendini gösterir. Kuvvet ya da güç sorunları ile ilgili belirtiler, başlangıçta hastaların yüzde 32-40'ında görülmesine karşın, yıllar içerisinde hastaların yüzde 60 kadarı değişik ağırlıklarda güç kayıplarına maruz kalır. Bu doğrudan bir uzuvda kuvvet kaybı şeklinde olabileceği gibi, 'ağırlaşma', 'sertleşme', 'direnç gösterme' veya 'ağrı' şeklinde de olabilir. Bu tür belirtiler sıklıkla bacaklarda başlar.&nbsp; Üçüncü sırada ise, görme kayıpları ya da bozuklukları gelir. Bu durum, hastaların yüzde 15-20'sinde başlangıç belirtisidir."MS genellikle 29–32 yaşlarında başlar ve kadınlarda daha sık görülür!Pek çok çalışmada MS'in başlangıç yaşının 29-32 arası olduğunun görüldüğüne işaret eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, "Kadınlarda, en sık ortaya çıktığı yaş erkeklere göre 5 yıl daha erkendir." dedi.Birincil ilerleyen tipte ise başlangıç yaşının 35-39 yaş aralığı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarlacı, "Hastaların yüzde 5'inde ise başlangıç yaşı 8 yaşın altında ve 70 yaş üzerindedir. Genelde, bağışıklık sisteminden kaynaklanan tüm hastalıklar kadınlarda daha sık izlenir. MS'de de aynı durum söz konusudur. Kadın erkek oranı 1.77/1.00 kadardır. Yaklaşık kadınlarda 2 kat daha yüksek izlenir. MS köylü kadın ve erkeklerde daha nadirken, sosyo-ekonomik düzeyi yüksek kişilerde daha sıklıkla izlenir. Bu hem yerel olarak şehirlerde hem de dünya coğrafyasına bakıldığında aynı şekildedir." açıklamasını yaptı.MS ile virüsler arasında kesin bir neden-sonuç ilişkisi kanıtlanamadı!Bir çok virüs enfeksiyonunun MS'e neden olduğu öne sürülmesine karşın, doğrudan bir enfeksiyon ardından ortaya çıkacağının kesinliği olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Sultan Tarlacı, "Uzun yıllardır bu tartışma var ve devam da edecek. Enfeksiyon, taramalar, otopsi sonuçları ve diğer araştırmalar birbiri ile çelişkili sonuçlar vermekte. Virüslerin bağışıklık sistemini baştan çıkarıp, yanlış hedefe saldırıya neden oldukları kabul edilir." dedi.Söz konusu virüslerin neler olabileceğini açıklayan Prof. Dr. Tarlacı, şöyle devam etti:"Virüsler içerisinde, kuduz, uçuk virüsü olan herpes simpleks, Epstein Barr virüsü sayılabilir. Son zamanlarda, insan herpes virüs-6, Epstein Barr virüsü ve Chlamidya pnömonia MS'e neden olabilecek olası tetikleyiciler olarak ilgi çeker oldu. Ancak, MS ile ilgili mikrop enfeksiyonu etkisi konusunda son söz henüz söylenmedi. Bir araştırma sonucuna göre, 17 yaşından önce sigaraya başlamak MS gelişim riskini arttırıyor."Tek yumurta ikizlerinde MS'in daha sık görülmesi bir kanıt, ancak MS yalnızca genetik değil!&nbsp;Tek yumurta ikizlerinde belirgin olarak yüksek oranda MS ortaya çıkmasının genetik etkinin en açık kanıtı olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, "Tek yumurta ikizlerinin 100'ünün 24 eş ikizde MS ortaya çıkarken, farklı yumurtalardan doğan ikizlerin ise yüzde 2,4'ünde MS tespit edilmiştir. Bu şu anlama gelir, tek yumurta ikizlerinde MS, 10 kat daha yüksek sıklıkta ortaya çıkar. Hiçbir yakınması olmayan ikiz kardeşlerde yapılan beyin görüntülemelerinde ya da diğer inceleme yöntemlerinde, MS'de ortaya çıkabilecek bozukluklar tespit edilebilir. Genel olarak bakıldığında, MS hastalarının birinci derece akrabalarının birinde MS tespit edilmesi ya da ortaya çıkma olasılığı yüzde 20'dir. Ancak, MS sadece genetik bir hastalık değildir." ifadelerini kullandı.MS, genetik ve çevresel faktörlerin etkisiyle merkezi sinir sisteminde bozulmaya yol açıyor!&nbsp;MS sıklığının Dünya üzerinde, yaşanılan bölgeye göre değişmekle birlikte 100 binde 2 ile 150 kişide ortaya çıktığı bilgisini veren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, "Yüksek sıklıkta ortaya çıktığı bölgeler (100 bin kişide 100'ün üzerinde) Avrupa (Rusya dâhil), güney Kanada, Kuzey Amerika, Yeni Zelanda ve Güney Avustralya'dır. Orta sıklıkta görüldüğü yerler ise Avustralya'nın büyük bölümü, Amerika'nın güneyi, Akdeniz kıyısı (İtalya hariç), Sovyetler Birliğinin Asya kesimi, güney Amerika'nın bazı bölgeleridir. Düşük riskli alanlar Güney Amerika, Meksika, Asya'nın çoğu bölgeleri ve tüm Afrika'dır. Bu tabloya bakıldığında, muhtemel bir enlem ve boylamla hastalık sıklığı ilişkisi dikkat çekici şekilde göze çarpmaktadır. Ancak, bunun bazı istisnaları da vardır. Japonya, hastalığın sık izlendiği Avrupa ile aynı enlemde olmasına rağmen sıklığı azdır." dedi.MS'de genetik yatkınlığın yanı sıra çevresel faktörlerin de etkisi olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, "Bu hastalıkta merkezi sinir sistemi, yani beyin ve omurilik etkilenir. Sinir hücrelerinin uzantılarını, adeta bir kablo telinin etrafındaki plastik gibi saran miyelin (yağ kılıfı) yapısında bozulma ve zedelenme oluşur. Bunun ardından da şikâyetler ortaya çıkar." diye konuştu.Yeni oluşan atakların tek tedavisi kortizon!&nbsp;MS'in tedavi edilebilir olup olmadığına açıklık getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı:"Daha önce de tanımladığı üzere, atak geçirdiği anlaşılan bir hastada uygulanan en etkili tedavi şekli kortizon'dur. Kortizon tedavisi MS ataklarında 1970 yıllarında kullanılmaya başlanmıştır ve atakların kutsal ilacıdır. Atakların bir kısmı kortizona çok iyi yanıt verip, atak öncesi duruma dönmeyi sağlayabilir. Yararlı etkisi ilk bir kaç günde ve haftada ortaya çıkar.&nbsp;Belli tipte MS tanısı almış hastaların, ataklarının sıklığını, şiddetini ya da atak olduğunda bıraktığı hasarları azaltmak için kullanılan tedavilerdir. 1993 yılında, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), MS'in seyrini değiştirebilecek ilk ilaç olan interferon beta-1b'ye onay verdi. Bunun ardından 'koruyucu ilaç' dönemi başladı. Bu ilaçların özelliği, sadece atak olduğunda değil, atak olsun olmasın sürekli kullanımlarıdır. Bu ilaçların önemli bir kısmı bedendeki savunma/bağışıklık sistemi üzerinden düzenleyici etki ederek hastalığın saldırganlığını ve de atakları engeller. Bahsedilen tedavilere 'tamamlayıcı tedavi' denilebilecek bir tedaviyi daha ekleyebiliriz. Bu tedavi diyet, bitkisel tedaviler, günlük yaşam düzeninde değişiklikler, egzersizler (yoga, gevşeme egzersizleri) olarak belirtilebilir.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sat, 30 May 2026 10:01:34 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Royal Canin'den kedi ve köpek bakımında bilimsel rehberlik]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/royal-caninden-kedi-ve-kopek-bakiminda-bilimsel-rehberlik-7688/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/royal-caninden-kedi-ve-kopek-bakiminda-bilimsel-rehberlik-7688/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_2CD9A8-154F77-5624D6-B8C056-AF4ED3-7B7F8F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Royal Canin, hayvan sağlığı ve refahı alanındaki 55 yılı aşkın bilimsel birikimini paylaşmak amacıyla, en çok merak edilen sorulara yanıt veren "Uzmana Sor" serisini geliştirdi.Kedi ve köpek sahiplerinden bakım hizmeti sunan profesyonellere, pet shop çalışanlarından sektördeki&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_2CD9A8-154F77-5624D6-B8C056-AF4ED3-7B7F8F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Royal Canin, hayvan sağlığı ve refahı alanındaki 55 yılı aşkın bilimsel birikimini paylaşmak amacıyla, en çok merak edilen sorulara yanıt veren "Uzmana Sor" serisini geliştirdi.Kedi ve köpek sahiplerinden bakım hizmeti sunan profesyonellere, pet shop çalışanlarından sektördeki diğer paydaşlara kadar geniş bir kitleye hitap eden bu seri; yavruluk döneminden sağlıklı gelişime kadar pek çok kritik konuyu ele alıyor. İçerikler, Royal Canin bünyesinde görev yapan veteriner hekimlerin uzman görüşleriyle hazırlanarak bilimsel ve güvenilir bir kaynak sunuyor.Doğru bakım, beslenme ve günlük yaşam pratiklerine dair rehberlik sağlayan "Uzmana Sor" serisi; YouTube, Spotify, Apple Music ve Podbee platformlarında her an erişilebilir durumda. Seri, hayvan sahipliğini daha bilinçli ve keyifli hale getirmeyi, aynı zamanda hayvanların yaşam kalitesini artırmayı amaçlıyor."Uzmana Sor" serisi ile güvenilir bilgiProgram kapsamında geliştirilen "Uzmana Sor" podcast ve videocast serisi, kedi ve köpek sahiplerinin en çok merak ettiği sorulara, Royal Canin bünyesinde görev yapan veteriner hekimlerin uzmanlığıyla yanıt veriyor. Seri; bakım, beslenme ve eğitim süreçlerine dair konuları bilimsel ve anlaşılır bir dille ele alarak, hayvan sahiplerinin doğru bilgiye kolayca ulaşmasını sağlıyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 29 May 2026 14:15:06 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[20 dakikalık sauna kalp krizine sürükleyebilir]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/20-dakikalik-sauna-kalp-krizine-surukleyebilir-2604/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/20-dakikalik-sauna-kalp-krizine-surukleyebilir-2604/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_0E1B27-B15D64-A30EA9-0C610B-10177D-C7130D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte termal havuzlar, spa merkezleri, hamam ve saunalar yeniden yoğun ilgi görmeye başladı. Ancak uzmanlar, özellikle kalp ve damar hastalıkları açısından risk taşıyan bireyler için yüksek ısılı ortamların ciddi sağlık tehditleri oluşturabileceğine&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_0E1B27-B15D64-A30EA9-0C610B-10177D-C7130D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte termal havuzlar, spa merkezleri, hamam ve saunalar yeniden yoğun ilgi görmeye başladı. Ancak uzmanlar, özellikle kalp ve damar hastalıkları açısından risk taşıyan bireyler için yüksek ısılı ortamların ciddi sağlık tehditleri oluşturabileceğine dikkat çekiyor.Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr.&nbsp; Cengiz Köksal, yüksek sıcaklığa uzun süre maruz kalmanın kalbin çalışma yükünü dramatik biçimde artırdığını belirterek özellikle ileri yaş grubunda kalp krizi riskinin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi..Dr. Köksal; hamam, sauna ve yüksek sıcaklıktaki termal havuzlarda tüm vücuttaki damarlar genişliyor ve buna bağlı olarak tansiyon düşüyor. Terleme ile kaybedilen sıvı da tabloyu daha riskli hale getiriyor.Düşen tansiyonu dengelemek için kalbin çok daha hızlı ve güçlü çalışmak zorunda kaldığını belirten Köksal, bu durumu "aşırı eforla koşmaya" benzetiyor. Özellikle, 50 yaş üstü kişiler, yüksek tansiyon hastaları, aşırı kilolu bireyler, kolesterol ve kan yağları yüksek olanlar, ailesinde kalp krizi öyküsü bulunanlar, sigara ve tütün kullananlar için sauna ve hamam kullanımının ciddi risk taşıdığını vurguluyor.&nbsp;Prof. Dr. Köksal, kalp hastalığı açısından risk grubunda yer alan kişilere yüksek ısıdaki sauna, hamam ve banyoları kesinlikle önermediklerini ifade ederek şu uyarıda bulundu:"Kalp, hayati organlara yeterli kanı ulaştırabilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalıyor. Eğer kişi yaşlıysa ve kalp hastalığı riski taşıyorsa bu aşırı yük uzun süre tolere edilemeyebilir ve kalp krizi kaçınılmaz hale gelebilir."Uzmanlara göre risk grubunda olmayan bireylerin bile sauna ve hamamda 10-20 dakikadan fazla kalmaması gerekiyor. Ayrıca terleme ile kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin bol su tüketilerek yerine konması büyük önem taşıyor.Termal Havuzlardaki gizli tehlike: Astım ve Akciğer Ödemi&nbsp;Yüksek sıcaklığın yalnızca kalbi değil solunum sistemini de tehdit ettiğini belirten Prof. Dr. Köksal, özellikle klorlu havuzlar ve yoğun su buharının astım hastaları için ciddi risk oluşturduğunu söyledi.Termal havuzlarda oluşan yoğun buharın akciğerlerdeki hava keseciklerinde birikerek nefes almayı zorlaştırabileceğini ifade eden Köksal, bu durumun ani astım ataklarını ve akciğer ödemini tetikleyebileceğini belirtti.Özellikle; astım hastaları, KOAH hastaları ve kalp yetmezliği bulunan kişiler ani nefes darlığı ve solunum sıkıntısı yaşayabiliyor. Dr. Köksal, bu belirtilerin ciddiye alınmaması halinde ölümcül sonuçların ortaya çıkabileceği konusunda uyarıyor.Havuz ve Saunada Kalp Krizini tetikleyen 3 kritik risk&nbsp;Prof. Dr. Cengiz Köksal, yaz aylarında özellikle dikkat edilmesi gereken risk faktörlerini şöyle sıraladı:39-40 dereceyi aşan sıcak sularda uzun süre kalmak&nbsp;Kalp hastalığı bulunan veya risk grubunda yer alan ileri yaş bireylerin sıcak havuz kullanması&nbsp;Terleme ile kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin yeterince yerine konmamasıYaz aylarında sauna, hamam ve termal havuz kullanacak kişilere öneriler ise şöyle:•	Sauna ve hamam süresini 10-15 dakikayla sınırlayın&nbsp;•	İşlem öncesi ve sonrası bol su tüketin&nbsp;•	Aç ya da aşırı tok şekilde sıcak ortama girmeyin&nbsp;•	Kalp, tansiyon ve solunum hastalığınız varsa doktora danışmadan termal havuz kullanmayın&nbsp;•	Baş dönmesi, çarpıntı, nefes darlığı veya göğüs ağrısı hissederseniz ortamı hemen terk edin&nbsp;Prof. Dr. Cengiz Köksal, özellikle sıcak havaların etkisini artırdığı yaz döneminde kontrolsüz sauna ve termal havuz kullanımının "masum bir rahatlama yöntemi" değil, ciddi sağlık sorunlarını tetikleyebilecek önemli bir risk faktörü olduğunun altını çiziyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 29 May 2026 14:12:54 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Nobel İlaç'ta üst düzey atama]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/nobel-ilacta-ust-duzey-atama-3003/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/nobel-ilacta-ust-duzey-atama-3003/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_3C7601-6E3C10-88716B-54CBB9-3CEFD9-3D7781.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Farklı sektörlerde kazandığı deneyimiyle İlker Özer, Nobel İlaç'ın teknoloji temelli inovasyon yaklaşımına paralel olarak dijital dönüşüm stratejilerinin geliştirilmesi ve uygulanmasına liderlik edecek.Dijital dönüşüm ve veri odaklı organizasyon yapılarının kurulması ve yönetilmesi&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_3C7601-6E3C10-88716B-54CBB9-3CEFD9-3D7781.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Farklı sektörlerde kazandığı deneyimiyle İlker Özer, Nobel İlaç'ın teknoloji temelli inovasyon yaklaşımına paralel olarak dijital dönüşüm stratejilerinin geliştirilmesi ve uygulanmasına liderlik edecek.Dijital dönüşüm ve veri odaklı organizasyon yapılarının kurulması ve yönetilmesi konusunda 20 yılı aşkın deneyime sahip olan İlker Özer; teknolojiyi iş hedeflerine entegre eden yaklaşımı sayesinde kurumların sürdürülebilir büyüme yolculuklarına katkı sağlamış, Pulcra Chemicals Group, Tadım Gıda, DB Schenker-Arkas, Samsung Electronics, BSH Ev Aletleri ve Veripark gibi ulusal ve uluslararası ölçekte faaliyet gösteren şirketlerde üst düzey görevler üstlenmiştir.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 29 May 2026 14:10:33 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Novartis, 16 yıldır MS yolculuğunda hastaların yanında]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/novartis-16-yildir-ms-yolculugunda-hastalarin-yaninda-2433/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/novartis-16-yildir-ms-yolculugunda-hastalarin-yaninda-2433/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_75FE1A-96E09A-AAC47F-27221D-A12084-B7F16F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Novartis'in MS alanındaki mirası, hastaların karşılanmamış ihtiyaçlarına yönelik geliştirilen yenilikçi çözümlerle şekilleniyor. Son 16 yılda tanı ve tedavi süreçlerinde yaşanan dönüşüme öncülük eden şirket, hastalığın yönetimi konusunda toplumsal farkındalığı artırmayı&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_75FE1A-96E09A-AAC47F-27221D-A12084-B7F16F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Novartis'in MS alanındaki mirası, hastaların karşılanmamış ihtiyaçlarına yönelik geliştirilen yenilikçi çözümlerle şekilleniyor. Son 16 yılda tanı ve tedavi süreçlerinde yaşanan dönüşüme öncülük eden şirket, hastalığın yönetimi konusunda toplumsal farkındalığı artırmayı önceliklendiriyor. Bu kapsamda hayata geçirilen projeler arasında en güncel ve aktif olan "Yol Arkadaşımsın" platformu, MS hastalarına yol gösteren dijital bir rehber ve destek mekanizması olarak öne çıkıyor.Veriler Erken Teşhisin ve Destek Mekanizmalarının Önemini GösteriyorTürkiye MS Derneği iş birliğiyle gerçekleştirilen kapsamlı hasta anketi sonuçları, MS ile yaşamın dinamiklerine ışık tutuyor. Türkiye genelinde geniş bir katılımla tamamlanan araştırma verilerine göre;•	MS tanısından önce en sık görüntülenen belirtilerin, kollarda ve bacaklarda güçsüzlük, yorgunluk ve görme bozukluğu olduğu ortaya çıkıyor. 1•	Doğru tedavi yönetimiyle MS hastalarının %60'ı aktif çalışma hayatına devam edebiliyor. 1•	Hastaların büyük bir çoğunluğu, dijital takip araçlarının ve &#34;Yol Arkadaşımsın&#34; gibi platformların hastalık bilincini artırmada kilit rol oynadığını belirtiyor. 1•	Erken teşhis ve yenilikçi tedavilere erişim, hastaların uzun vadeli fiziksel engellilik riskini minimize etmede en güçlü faktör olarak görülüyor. 1Stratejik İş Birlikleriyle Güçlenen GelecekNovartis Türkiye, alandaki liderliğini akademik ve sektörel paydaşlarla kurduğu köprülerle de destekliyor. Bu kapsamda Türk Nöroloji Derneği (TND) bünyesindeki MS Çalışma Grubu ile Novartis türkiye arasında 19 Mart 2025'te imzalanan iyi niyet anlaşması (MoU) çerçevesinde; hekim eğitimleri ve yapay zeka destekli tanı süreçleri üzerine çalışmalar sürdürülüyor. Bu akademik vizyonun en güncel örneği olarak; İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi iş birliğiyle yürütülen "MS'te Yapay Zeka Çalışması" öne çıkıyor. Çok merkezli bir validasyon çalışması olan bu proje kapsamında; MS hastalarının omurilik kesitleri makine öğrenmesi algoritmalarıyla analiz edilerek, hastalığın henüz erken evrelerindeyken ilerleyici seyri öngörebilen yenilikçi modellemeler üzerinde çalışılıyor. Yapay zeka destekli bu bilimsel yaklaşımlar, MS tanısında ve tedavi yönetiminde yeni bir dönemin kapılarını aralıyor. Novartis Türkiye'nin bilimsel zeminde yükselen bu iş birlikleri, MS hastalarının yarınlarına daha umutla bakmasını hedefliyor.Novartis Türkiye Ülke Başkanı Serkan Barış, "Novartis Türkiye olarak, tıbbı yeniden tasarlama vizyonumuzun en somut karşılıklarından birini son 16 yıldır MS alanındaki çalışmalarımızla ortaya koyuyoruz. Bu süreçte sadece yenilikçi tedaviler sunmakla kalmadık; aynı zamanda MS ile yaşayan bireylerin hayatlarını bütünsel bir yaklaşımla desteklemeyi önceliğimiz haline getirdik. Türkiye'nin en uzun soluklu ve aktif hasta destek projelerinden biri olan 'Yol Arkadaşımsın' platformu, bu taahhüdümüzün en güncel ve yaşayan örneğidir. Amacımız, sahip olduğumuz bu köklü mirası dijital çözümler ve güçlü veri analizleriyle birleştirerek, MS hastalarının yaşam kalitesini artırmak ve gelecek yolculuklarında onlara gerçek birer yol arkadaşı olmaya devam etmektir" dedi.Novartis Türkiye, MS alanındaki taahhüdünü sadece bir tedavi süreci olarak değil, hastanın yaşamının her anında yanında olan bir &#34;yol arkadaşlığı&#34; olarak tanımlıyor. Şirket, önümüzdeki dönemde de dijital sağlık çözümlerini ve hasta odaklı projelerini geliştirerek MS topluluğuna değer katmaya devam edecek.10 Yılı Aşkın Güçlü Rehber: Yol ArkadaşıMSınNovartis'in hasta odaklı projelerinin başında gelen ve 10 yılı aşkın süredir aktif iletişimini sürdüren Yol ArkadaşıMSın platformu, MS hastaları için en güvenilir bilgi kaynağı olmaya devam ediyor. Türkiye MS Derneği iş birliğiyle hayata geçirilen ve 230 binden fazla dinlenmeye ulaşan "beniMSesim" podcast serisi gibi yenilikçi projeleri de bünyesinde barındıran platform; hastalıkla ilgili güncel bilgilerden hasta hikayelerine kadar geniş bir yelpazede destek sunuyor. MS yolculuğunda kimsenin yalnız olmadığını hatırlatan Yol ArkadaşıMSın, 30 Mayıs Dünya MS Günü'nde de tüm hastaların en yakın dijital destekçisi olarak konumlanıyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 29 May 2026 13:10:19 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Roche MS hastalarına desteğini sürdürüyor]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/roche-ms-hastalarina-destegini-surduruyor-2511/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/roche-ms-hastalarina-destegini-surduruyor-2511/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_553F58-752814-0E8579-4D0FDB-3C7D1C-7D3E40.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Roche İlaç Türkiye&#39;den yapılan açıklamaya göre, MS merkezi sinir sistemini etkileyen kronik ve ilerleyici bir hastalık olarak dünya genelinde milyonlarca insanın yaşamını etkiliyor.Uluslararası MS Federasyonu&#39;nun (MSIF) güncel verilerine göre, dünya genelinde yaklaşık 2,9&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_553F58-752814-0E8579-4D0FDB-3C7D1C-7D3E40.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Roche İlaç Türkiye&#39;den yapılan açıklamaya göre, MS merkezi sinir sistemini etkileyen kronik ve ilerleyici bir hastalık olarak dünya genelinde milyonlarca insanın yaşamını etkiliyor.Uluslararası MS Federasyonu&#39;nun (MSIF) güncel verilerine göre, dünya genelinde yaklaşık 2,9 milyon kişi MS ile yaşıyor ve her 5 dakikada bir kişiye MS tanısı konuluyor.Ortalama tanı yaşının 32 olduğu MS, özellikle genç erişkinleri etkileyen en yaygın nörolojik hastalıklardan biri olarak öne çıkarken, kadınlarda erkeklere kıyasla yaklaşık iki kat daha sık görülüyor. Türkiye&#39;de ise 2024 itibarıyla yaklaşık 82 bin MS hastası bulunduğu tahmin ediliyor.- Hastalar için dijital takip ve kişisel gelişim araçları sunuluyorRoche İlaç Türkiye sponsorluğu ile 2022&#39;de kullanıma sunulan MS+ dijital sağlık uygulaması ise yenilenen özellikleriyle hastalık yönetimini desteklemeyi sürdürüyor.Bugüne kadar yaklaşık 3 bin 500 kullanıcıya ve 100&#39;e yakın sağlık profesyoneline ulaşan MS+ uygulaması, hasta ve hekimlerin ihtiyaçları doğrultusunda geliştirilen yeni özellikleriyle daha kapsamlı bir dijital deneyim sunuyor.MS+ uygulaması, ilaç hatırlatıcıları ve semptom takibinden yürüme günlüğüne, MS hakkında bilgilendirici içeriklerden fizyoterapi videolarına kadar geniş bir özellik yelpazesi sunuyor.Uygulama ayrıca zihin egzersizlerinden, sağlıklı beslenme alışkanlıklarına ve duygusal esenliğe kadar, kullanıcıların günlük hayat kalitesini artırmaya destek olmak üzere çeşitli kişisel gelişim araçlarını da ücretsiz olarak bünyesinde barındırıyor.Güncelleme kapsamında uygulama artık hem hasta hem de hekim tarafında yeni özellikler sunuyor. MS ile yaşayan bireyler için dijital bilişsel değerlendirme araçlarının entegrasyonu ile bilişsel süreçlerin dijital olarak takip edilmesine olanak sağlanırken, yenilenen ekran tasarımları ve oyunlaştırılmış kullanıcı deneyimi sayesinde uygulama etkileşiminin artırılması hedefleniyor.Hekim paneline ise progresyon grafikleri ve anket sonuçlarının görüntülenebildiği yeni ekranlar eklenerek hekim tarafından hasta takibinin daha kapsamlı şekilde yürütülmesi amaçlanıyor.- MS+ uygulamasında bütüncül hasta deneyimi hedefleniyorAçıklamada görüşlerine yer verilen Roche İlaç Türkiye Genel Müdürü Farid Bidgoli, MS gibi kronik ve yaşam boyu takip gerektiren hastalıklarda, bireylerin günlük yaşamlarını destekleyen dijital çözümlerin giderek daha da önemli hale geldiğine belirtti.Bidgoli, MS+ dijital sağlık uygulamasının yenilenen özellikleriyle bireylerin günlük yaşamlarına çok yönlü katkı sunduğunu aktardı.Uygulamanın MS ile yaşayan bireylerin hastalık yönetimine aktif katılımını destekleyen, hekim-hasta iletişimini güçlendiren ve bütüncül hasta deneyimine katkı sağlayan bir platform olmayı sürdürmesini hedeflediklerinin altını çizen Bidgoli, &#34;Bireylerin yaşam kalitesini odağına alan bütünsel yaklaşımları ve sürdürülebilir ekosistemleri desteklemeye kararlılıkla devam edeceğiz.&#34; ifadesini kullandı.- Dijital sağlık çözümleri MS hastalarına destek oluyorTürkiye MS Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Doç. Dr. Melih Tütüncü de MS&#39;in, kişiden kişiye farklı seyredebildiği için düzenli takibin, doğru bilgiye erişimin ve sürdürülebilir hasta-hekim iletişiminin hastalık yönetiminde büyük önem taşıdığını aktardı.Dijital sağlık çözümlerinin hastaların, kendi sağlık süreçlerini daha yakından takip edebilmesine, ihtiyaç duydukları destek mekanizmalarına daha kolay ulaşabilmesine ve günlük yaşamlarını daha etkin yönetebilmelerine katkı sağladığını belirten Tütüncü, yenilenen MS+ uygulamasının da sunduğu özelliklerle, MS topluluğu için değer yaratan önemli bir destek platformu olmaya devam edeceğini anlattı.Albert Health Genel Müdürü Recai Serdar Gemici ise dijital sağlık teknolojilerinin kronik hastalıkların yönetiminde hastaların günlük yaşamını destekleyen önemli araçlar arasında yer aldığını aktardı.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 29 May 2026 11:17:51 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Çocuklar değerleri gözlem ve deneyim yoluyla öğreniyor]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/cocuklar-degerleri-gozlem-ve-deneyim-yoluyla-ogreniyor-2907/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/cocuklar-degerleri-gozlem-ve-deneyim-yoluyla-ogreniyor-2907/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_D86005-3325BF-05BC28-14B935-12AB61-1F0192.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, bayramlarda çocuklara kültürel değerlerin, sosyal becerilerin ve aidiyet duygusunun nasıl aktarıldığı hakkında açıklamalarda bulundu.Bayramlar, değerlerin somutlaştığı sosyal alanlar!Bayramların, bireyleri&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_D86005-3325BF-05BC28-14B935-12AB61-1F0192.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, bayramlarda çocuklara kültürel değerlerin, sosyal becerilerin ve aidiyet duygusunun nasıl aktarıldığı hakkında açıklamalarda bulundu.Bayramlar, değerlerin somutlaştığı sosyal alanlar!Bayramların, bireyleri ortak değerler etrafında bir araya getirerek toplumsal bağları güçlendiren ve kültürel mirasın nesilden nesile aktarılmasına katkı sağlayan özel zamanlar olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, "Çocuk gelişimi açısından değerlendirildiğinde, çocuklar özellikle erken yaşlarda gözlem ve model alma yoluyla öğrenirler. Bu noktada bayramlar; sevgi, saygı, empati, paylaşma, dayanışma ve yardımlaşma temelli ilişkilerin somut hale geldiği önemli sosyal alanlardır." dedi.Bayram öncesinde yapılan hazırlıklara değinen Aytop, "Aile bireylerinin bayramlaşması, çocukların büyüklerinin elini öpüp bayram harçlığı alması, ailece yapılan kahvaltılar ve akraba ziyaretleri; çocuğun kendisini ailesine ve kültürüne ait hissetmesini destekleyen önemli sosyal yaşantılar arasında yer alır." şeklinde konuştu.Gelenekler bireylere kimlik ve aidiyet duygusu kazandırıyor!&nbsp;Geleneklerin çocukluk döneminde öğrenilmesinin önemli olduğunu aktaran Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, "Gelenek, bir toplumda kuşaktan kuşağa aktarılan değerler, alışkanlıklar ve davranış kalıpları bütünüdür. Gelenekler bireylere kimlik ve aidiyet duygusu kazandırır, toplumsal düzenin sürdürülmesine katkı sağlar." dedi.Çocukluk döneminin, kimlik gelişiminin ve sosyal öğrenmenin yoğun olduğu dönemlerden biri olduğunu hatırlatan Aytop, "Tekrarlayan aile ritüelleri ve kültürel uygulamalar; çocuğun yaşamı daha düzenli ve öngörülebilir algılamasına katkı sağlar. Bu öngörülebilirlik, çocuğun duygusal güvenlik geliştirmesini destekler. Ayrıca gelenekler; çocukların sevgi, saygı, empati, paylaşma, dayanışma ve iletişim gibi sosyal becerileri gözlem ve deneyim yoluyla içselleştirmesine katkı sağlar. Geleneklerin hiç ya da yetersiz aktarılması durumunda çocukta sosyal kimlik gelişimi ve duygusal güven gibi alanlarda sınırlılıklar görülebileceği dikkate alınmalıdır." ifadelerini kullandı.Çocuklar sosyal davranışları gözlem ve ilişkisel etkileşim yoluyla öğreniyor!Büyüklerle geçirilen zamanın, çocukların sosyal becerilerinin gelişiminde önemli bir rol oynadığına işaret eden Aytop, şöyle devam etti:"Çocuklar sosyal davranışları gözlem ve ilişkisel etkileşim yoluyla öğrenirler. Bu süreçte ebeveynler ve aile büyükleri güçlü sosyal modeller olarak işlev görür. Çocuğun gelişim düzeyine uygun şekilde ev içi sorumluluklara katılması da önemlidir. Sofra hazırlığına yardım etme ve günlük rutinleri birlikte yürütme gibi deneyimler; sorumluluk bilincinin gelişmesini destekler. Aynı zamanda iş birliği yapma ve aidiyet geliştirme becerilerine katkı sağlar. Büyüklerle kurulan sağlıklı ilişkiler, iletişim becerilerinin gelişimini destekler. Yüz yüze etkileşimler kelime dağarcığını genişletir, kendini ifade etme becerisini güçlendirir ve sosyal iletişim kurallarının öğrenilmesine katkı sağlar.Kuşaklararası etkileşimler empati ve duygu düzenleme açısından da önem taşır. Farklı yaş gruplarındaki bireylerin yaşam deneyimlerini gözlemlemek, çocuğun bakış açısı geliştirmesine yardımcı olur. Aile büyüklerinden dinlenen yaşam deneyimleri ve gelenekler çocuğun aidiyet duygusunu ve kimlik gelişimini destekler."Bayramlar, doğrudan insan temasıyla kurulan etkileşimlerin öne çıktığı kıymetli zaman dilimleri!Dijitalleşmenin arttığı günümüzde, çocukların etkileşimlerinin giderek daha fazla ekranlar üzerinden gerçekleştiğini dile getiren Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, "Bu durum, yüz yüze etkileşimlerin azalmasına yol açabiliyor." dedi.Kuşaklararası temasın azalmasının sosyal bağların çeşitliliğini sınırlayabileceği uyarısını yapan Aytop, "Bu noktada bayramlar, doğrudan insan temasıyla kurulan etkileşimlerin öne çıktığı kıymetli zaman dilimlerinden biri olarak değerlendirilebilir. Aile bireyleriyle fiziksel bir araya gelme, ziyaretleşme ve birlikte zaman geçirme; çocukların sosyal etkileşim repertuvarını zenginleştiren özel bir alan sunar. Bu deneyimlerin sınırlı kalması ise aidiyet hissi açısından bazı gelişimsel alanların daha zayıf deneyimlenmesine yol açabilir." açıklamasını yaptı.Anlatımlar, çocuğun deneyimi anlamlandırmasına yardımcı olur ancak tek başına yeterli değil!Ebeveynlerin bayram kültürünü çocuklara aktarırken en etkili yaklaşımın, yaşantısal deneyimi merkeze alan bir tutum olduğunu vurgulayan Emine Akın Aytop, "Çocuklar değerleri ve kültürel ritüelleri çoğunlukla gözlem ve tekrar eden deneyimler yoluyla öğrenirler. Bu noktada bayramın; ziyaretleşme, bayramlaşma, paylaşma ve aile büyükleriyle bir araya gelme gibi boyutlarına çocuğun dahil edilmesi önem taşır." dedi.Anlatımın ise bu yaşantıyı anlamlandıran tamamlayıcı bir unsur olduğu bilgisini veren Aytop, "Ebeveynin bayramın anlamını açıklaması ve geleneklerin neden önemli olduğunu sade bir dille ifade etmesi, çocuğun deneyimi anlamlandırmasına yardımcı olur. Ancak tek başına anlatım genellikle sınırlı kalır. Aile içi bağlar açısından bayram deneyimleri, kaliteli ortak zaman geçirme ve yüz yüze etkileşim yoluyla ilişkisel yakınlığın güçlenmesine katkı sağlar. Birlikte geçirilen bu zamanlar, aile bireyleri arasında aidiyet hissinin pekişmesine olanak tanır." diye konuştu.Yüz yüze etkileşimin azalması, geleneksel değerlerin deneyim yoluyla öğrenilmesini sınırlandırabilir!Bayramların 'tatile dönüşmesi'nin kültürel açıdan modern yaşamın getirdiği bir dönüşüm olarak ele alınabileceğini ifade eden Aytop, "Bu süreç, bir yandan bayramların geleneksel ritüellerinden uzaklaşma eğilimini beraberinde getirirken, diğer yandan aileyle bir araya gelme ve dinlenme ihtiyacına da karşılık verebilir." dedi.Kültürel açıdan en belirgin sınırlılığın, bayramın yalnızca bir tatil zamanına indirgenmesiyle birlikte yüz yüze etkileşim boyutunun zayıflaması olduğunu aktaran Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:"Özellikle çocuklar açısından bu durum, geleneksel değerlerin deneyim yoluyla öğrenilmesini sınırlandırabilir. Bayram vesilesiyle çocuklara aktarılması gereken en önemli gelenekler, bayramlaşma, akraba ziyaretleri ve paylaşma kültürüdür. Çocuğun büyüklerle yüz yüze iletişim kurması; nezaket, saygı ve sosyal iletişim becerilerinin gelişmesine katkı sağlar. Paylaşma ve ikram kültürü ise çocukta cömertlik, empati ve sosyal karşılıklılık duygusunun gelişmesini destekler. Aile içi birlikte zaman geçirme ve ritüeller de çocuğun aidiyet duygusunu güçlendirir. Bu geleneklerin korunmasının temel nedeni, çocukların bu değerleri çoğunlukla yaşantı içinden öğreniyor olmasıdır. Bayramlar bu açıdan, kültürel değerlerin davranışa dönüştüğü doğal sosyal öğrenme alanlarından biridir."]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 28 May 2026 10:00:07 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türk göz hekimleri canlı cerrahide  dünyaya öncülük ediyor]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turk-goz-hekimleri-canli-cerrahide-dunyaya-onculuk-ediyor-9086/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turk-goz-hekimleri-canli-cerrahide-dunyaya-onculuk-ediyor-9086/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_797730-ED4024-912793-EEFE53-063C3E-319896.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Türkiye'deki göz doktorlarını temsil eden tek dernek olan Türk Oftalmoloji Derneği, Türkiye'deki göz hekimlerinin mesleki gelişimlerini sağlamak amacıyla dünya standartları kalitesinde etkinlik ve eğitim organizasyonları düzenlemeyi sürdürüyor. Canlı Cerrahi Sempozyumu, Türk Oftalmoloji&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_797730-ED4024-912793-EEFE53-063C3E-319896.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Türkiye'deki göz doktorlarını temsil eden tek dernek olan Türk Oftalmoloji Derneği, Türkiye'deki göz hekimlerinin mesleki gelişimlerini sağlamak amacıyla dünya standartları kalitesinde etkinlik ve eğitim organizasyonları düzenlemeyi sürdürüyor. Canlı Cerrahi Sempozyumu, Türk Oftalmoloji Derneği'nin her yıl düzenlediği Ulusal Kongre'den sonra en önemli ve en çok ilgi gören toplantısı haline geldi. Göz doktorlarının bilgi birikimi ve tecrübelerini paylaşmalarına imkan sağlayan sempozyum kapsamında 70 farklı göz ameliyatı yapılacak ve ameliyatlar yüksek çözünürlükte canlı yayınla konferans salonundaki dev ekrana yansıtılarak salondaki hekimlerin izlemesi sağlanacak.&nbsp;&nbsp;Türk Oftalmoloji Derneği'nden dünya çapında canlı cerrahi organizasyonuTürk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Kıvanç Güngör, "Bu yıl 10'uncusunu düzenlediğimiz ve taşıdığı özellikler nedeniyle dünya çapında tek olan TOD Canlı Cerrahi Sempoyumu 11-14 Haziran tarihleri arasında gerçekleşecek. Farklı dallarda 4 gün süren bir Canlı Cerrahi Sempozyumu göz hastalıkları alanında başka bir ülkede yok. Glokom, Katarakt ve Refraksiyon, Kornea ve Oküler Yüzey, Okülofasyal, Pediyatrik Oftalmoloji ve Şaşılık, Vitreoretinal cerrahi birimlerinin katkılarıyla T.C. Sağlık Bakanlığı Ankara Bilkent Şehir Hastanesi ameliyathanelerinde gerçekleştirilecek canlı cerrahi uygulamaları internet üzerinden JW Marriott Otel ve Kongre Merkezi toplantı salonuna&nbsp; aktarılacak. Bu yıl canlı cerrahi sempozyumu kapsamında ilk kez uygulanacak olan programın 1. gününde, tek bir gün içerisinde üç ayrı birimin eş zamanlı olarak ameliyat gerçekleştireceği akışın katılımcılara farklı cerrahi yaklaşımları karşılaştırmalı olarak izleme ve değerlendirme fırsatı sunacak" dedi.&nbsp;Sempozyumu dünyanın dört bir yanından göz hekimi takip ediyorProf. Dr. Kıvanç Güngör , sempozyuma 4 gün boyunca ülkemizden ve dünyanın dört bir yanından fiziksel ve çevrimiçi olarak 2000'den fazla göz hekiminin takip edeceğini belirterek şöyle devam etti. "Deneyimli ve alanında uzman cerrahlar tarafından gerçekleştirilecek canlı cerrahi uygulamaları, katılımcılara farklı tekniklerin ve güncel yaklaşımların doğrudan izlenebileceği nitelikli bir eğitim ortamı sağlayacak. Bu süreçte eş zamanlı olarak oteldeki sempozyum salonunda düzenlenecek tartışma oturumlarında, deneyimli meslektaşlarımızın katkılarıyla olgular kapsamlı şekilde değerlendirilecek; katılımcılar da aktif katılım göstererek soru, yorum ve deneyimlerini paylaşma fırsatı elde edeceklerdir. Bilimsel programın bir diğer önemli bileşeni olarak, endüstri destekli cerrahiler ve uydu sempozyumlarda güncel teknolojiler, yenilikçi uygulamalar ve klinik pratiğe yansıyan gelişmeler ele alınacak; böylece katılımcılara hem teorik hem de uygulamaya dönük bütüncül bir bakış açısı sunulacak.Geçtiğimiz yılda yine Ankara'da düzenlediğimiz sempozyum büyük ilgi gördü. Sempozyumda 4 gün boyunca 70 göz cerrah canlı ameliyat gerçekleştirdi. Yurt içinden bin, yurtdışında 42 ülkeden binin üzerinde yabancı göz hekimi tarafından takip edilen&nbsp; ameliyatlarda 250 sağlık personeli görev aldı. Bu ameliyatların içinde oldukça zor ve nadir yapılan ameliyatlar vardı ve hastalarımız sağlıklarına kavuştular. Bu yıl yine TC. Sağlık Bakanlığı Ankara Bilkent Şehir Hastanesi'nde yaklaşık 70 hastamızı ameliyat etmeyi planlıyoruz. Ameliyatlarla ilgili planlamalarımız ve hasta seçimlerimiz yoğun bir şekilde devam ediyor." diye konuştu.Dünyaya örnek oluyoruz&nbsp;Prof. Dr. Kıvanç Güngör hem teknik özellikleri, hem canlı yayın kalitesi, hem de yapılan ameliyatların zorluk ve çeşitlilik derecesi gibi pek çok öne çıkan özellikleriyle dünya standartlarında bir Canlı Cerrahi Sempozyumu düzenlemeyi planladıklarını sözlerine ekleyerek şöyle konuştu: "TOD Canlı Cerrahi Sempozyumu yoğun emek harcayarak düzenlediğimiz bir etkinlik. Canlı cerrahi uygulamaları için hastanelerini tahsis eden T.C. Sağlık Bakanlığı Ankara Bilkent Şehir Hastanesi idarecilerine, hocalarımıza, meslektaşlarımıza, hemşire, teknisyen ve personeline; TOD birimleri aktif üyesi olarak cerrahi yapan ve katılan tüm göz hekimi meslektaşlarımın her birine teşekkür ediyorum. Baştan sona dünya standartlarında bir sempozyum olması için çalışıyoruz. Etkinliğimiz hem yurtiçinden hem de yurtdışından her yıl büyük ilgi görüyor. Her geçen yıl yurtdışı katılımın arttığı sempozyumumuzda simültane tercümede yer alıyor. Katılımcılar sadece cerrahi seyretmekle kalmayıp alanında uzman hocaların katıldığı tartışmaları da izleyip sorularına yanıt alabiliyorlar. "]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 28 May 2026 09:45:03 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hoya'dan miyopiyle mücadelede devrim niteliğinde teknoloji...]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/hoyadan-miyopiyle-mucadelede-devrim-niteliginde-teknoloji--5009/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/hoyadan-miyopiyle-mucadelede-devrim-niteliginde-teknoloji--5009/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_382F75-9C2D83-BFDE04-6ED5DE-C5BA80-F9758F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Günümüzde giderek büyüyen bir küresel sorun olarak değerlendirilen miyopinin, 2050 yılına kadar dünya nüfusunun yaklaşık yarısını etkilemesi bekleniyor. Uzmanlar, özellikle çocuk yaşta başlayan miyopinin erken dönemde kontrol altına alınmasının, ilerleyen yıllarda oluşabilecek&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_382F75-9C2D83-BFDE04-6ED5DE-C5BA80-F9758F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Günümüzde giderek büyüyen bir küresel sorun olarak değerlendirilen miyopinin, 2050 yılına kadar dünya nüfusunun yaklaşık yarısını etkilemesi bekleniyor. Uzmanlar, özellikle çocuk yaşta başlayan miyopinin erken dönemde kontrol altına alınmasının, ilerleyen yıllarda oluşabilecek görme kaybı risklerinin azaltılmasında kritik rol oynadığına dikkat çekiyor. Bu noktada HOYA Vision Care, geliştirdiği yeni nesil D.I.M.S TED teknolojisiyle çocuklarda miyopi kontrolüne yönelik yenilikçi bir yaklaşım sunuyor.&nbsp;Miyosmart iQ, 100'den fazla hakemli bilimsel yayına dayanan Miyosmart D.I.M.S. teknolojisinin en gelişmiş versiyonu olarak öne çıkıyor. Yeni nesil cam tasarımı, Triple Enhanced Design (TED) adı verilen üç temel geliştirmeyle D.I.M.S. teknolojisini bir adım ileri taşıyan Miyosmart İQ, miyopi ilerlemesini yavaşlatmanın ötesine geçerek, çocuklarda klinik olarak miyopi ilerlemesini durdurmaya yönelik dikkat çekici sonuçlar ortaya koyuyor. Defokus segmentlerinin gözlük camının geometrik merkezine daha yakın konumlandırılması sayesinde, miyopi kontrolünde kritik rol oynayan yakın periferik retina bölgesinin sürekli uyarılması hedefleniyor. Daha yüksek defokus gücüne sahip segmentler sayesinde daha güçlü bir defokus sinyali iletimi sağlanırken, genişletilmiş tedavi alanı sayesinde çocuğun periferik görme alanı miyopik defokus sinyali ile kapsamlı bir şekilde korunuyor.Miyosmart İQ klinik çalışması miyopi kontrolünde dikkat çeken sonuçlar ortaya koyuyorHOYA Vision Care ve The Hong Kong Polytechnic University iş birliğiyle gerçekleştirilen yeni klinik araştırma sonuçları, miyopi kontrolünde önemli bir dönüm noktasına işaret ediyor. Denver'da düzenlenen ARVO 2026 Annual Meeting kapsamında paylaşılan araştırma sonuçlarına göre, 12 aylık kullanım sonunda Miyosmart iQ gözlük camı kullanan 7–12 yaş grubundaki çocuklarda ortalama yüzde 100'ün üzerinde miyopi kontrol etkinliği sağlandığı gözlemlendi.&nbsp; Aksiyel uzunlukta ise yüzde 94 oranında azalma elde edilerek, ilerleyici miyopiyle mücadelede yeni bir standart ortaya konuldu. 4-6 yaş aralığındaki çocuklarda ise kırma kusurunda (SER) yüzde 65, aksiyel uzunlukta ise yüzde 44 oranında miyopi kontrol başarısı sağlandı. Bu sonuçlar, D.I.M.S. teknolojisi tabanlı gözlük camları arasında bugüne kadar bildirilen en yüksek miyopi kontrol etkinliği olarak kaydediliyor. Araştırmaya katılan tüm yaş gruplarındaki çocukların Miyosmart iQ gözlük camlarını gün boyu düzenli kullanmaları sayesinde yüksek uyum gösterdiği ve bunun etkili miyopi kontrolüne katkı sağladığı belirtildi.Miyosmart iQ, Çocuklarda Erken Dönem Miyopi Kontrolünde Güçlü Etki GösteriyorRandomize kontrollü klinik çalışmada (RCT), Hong Kong'da yaşayan ve araştırmayı tamamlayan 4–12 yaş arası miyop 202 çocuk incelendi. Araştırma sonuçlarına göre, Miyosmart iQ gözlük camı kullanan çocuklarda 12 ay sonunda ortalama miyopi ilerlemesi gözlenmedi. Miyopi ilerlemesinin temel nedenlerinden biri olan ve gözün normalden fazla uzamasıyla ilişkili aksiyel uzama ise, miyop olmayan çocuklarla benzer veya daha düşük seviyelerde gerçekleşti. Böylelikle D.I.M.S. teknolojisi tabanlı gözlük&nbsp; camlarında ilk kez 4 yaşındaki çocuklarda da miyopi kontrol etkinliği gösterildi. Bu sonuç, erken yaşta başlayan miyopiyle mücadelede önemli bir gelişme olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, miyopinin en hızlı ilerlediği erken yaş döneminde kontrol altına alınmasının, ilerleyen yaşlarda yüksek miyopi ve buna bağlı ciddi görme problemleri riskini önemli ölçüde azaltabileceğini vurguluyor.&nbsp;Erken müdahale çocuklarda görme sağlığının geleceğini belirliyorAraştırma sonuçlarına ilişkin yaptığı açıklamada, miyopi kontrolünde yeni bir dönemin kapısını araladıklarını belirten HOYA Vision Care CEO'su John Goltermann Lassen, "Bugüne kadar hiçbir miyopi kontrol gözlük camı çalışması bu seviyede bir etkinlik ortaya koymamıştı. Bu gelişme, miyopi kontrolünde nesiller boyu etkisi hissedilecek önemli bir sıçrama anlamına geliyor ve dünya genelindeki çocuklar için şekillendirmeyi hedeflediğimiz vizyonun önemli bir parçasını oluşturuyor. Çocukların yaşam kalitesini artıracak çözümler geliştirmeye ve göz sağlığı profesyonellerini yenilikçi teknolojilerle desteklemeye devam edeceğiz" dedi. Uluslararası Miyopi Enstitüsü Başkanı Serge Resnikoff ise konuya ilişkin değerlendirmesinde, "Bugün kontrol altına alınmayan miyopi, gelecekte geri dönüşü olmayan görme kayıplarına neden olabilir. Bu nedenle erken müdahale her zamankinden daha büyük önem taşıyor." ifadelerini kullandı. HOYA Vision Care Global Medikal ve Bilimsel İlişkiler Başkanı Natalia Vlasak, "Bu bulgular yalnızca çocukluk döneminde ortalama miyopi ilerlemesini durdurmakla kalmıyor, aynı zamanda miyopi kontrol gözlük camlarıyla ilk kez 4 yaşından itibaren etkinlik gösteriyor. Böylece miyopinin en hızlı ilerlediği ve uzun vadeli etkilerinin en yüksek olduğu kritik dönemde müdahale etme imkanı sağlıyor." dedi.The Hong Kong Polytechnic University Deneysel Optometri Bölümü Misafir Kürsü Profesörü Chi-ho To ise "Miyosmart iQ; bilim insanları, klinisyenler ve optik mühendislerinin yıllar süren araştırma ve iş birliğinin sonucu olarak geliştirildi. Triple Enhanced Design (TED), gözün miyopik defokus sinyaline verdiği yanıtın derinlemesine anlaşılmasıyla şekillendi. Yıllar süren çalışmaların bu denli güçlü sonuçlara dönüşmesini görmek son derece gurur verici." dedi.HOYA Miyosmart Hakkında2018 yılında piyasaya sunulmasından bu yana, dünya genelinde 50'yi aşkın ülkede 13 milyondan fazla Miyosmart gözlük camı ebeveynler tarafından tercih edildi. HOYA Vision Care, Miyosmart iQ ile optimize edilmiş dizayn ve daha güçlü etkinlikle hızlı ilerleyen miyopiye karşı çıtayı yükselterek, miyopi kontrolünde yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Şirket, ilerleyici miyopiye sahip çocuklara yönelik yenilikçi ve etkili çözümlerin erişilebilirliğini artırmak amacıyla göz sağlığı profesyonelleri ve ebeveynlerle iş birliğini sürdürmeye devam ediyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 26 May 2026 12:43:34 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Küçük yaşta başlayan büyük sorun]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kucuk-yasta-baslayan-buyuk-sorun-8354/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/kucuk-yasta-baslayan-buyuk-sorun-8354/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_6AFFFA-80A044-90B63E-31176D-1EF5FB-FD0204.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Dt. Nurgül Demir, çocukların diş hekimi ile ilk tanışmasının çoğu zaman diş ağrısı nedeniyle gerçekleştiğini belirterek, "Birçok çocuk geçmişte yaşadığı olumsuz deneyimler, çevreden duyduğu hikâyeler ya da korku nedeniyle tedaviye kaygılı şekilde geliyor" dedi.Diş tedavisinde&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_6AFFFA-80A044-90B63E-31176D-1EF5FB-FD0204.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Dt. Nurgül Demir, çocukların diş hekimi ile ilk tanışmasının çoğu zaman diş ağrısı nedeniyle gerçekleştiğini belirterek, "Birçok çocuk geçmişte yaşadığı olumsuz deneyimler, çevreden duyduğu hikâyeler ya da korku nedeniyle tedaviye kaygılı şekilde geliyor" dedi.Diş tedavisinde korku ve kaygı yönetimiÇocuklarda diş tedavisi sürecinde korku ve kaygının önemli bir sorun oluşturduğunu ifade eden Demir, bazı durumlarda tedavilerin klinik ortamda standart yöntemlerle tamamlanamadığını söyledi. Bu gibi durumlarda sedasyon veya genel anestezi yöntemlerinin tercih edilebildiğini belirten Demir, özellikle diş hekimi fobisi, yüksek kaygı düzeyi, kontrol edilemeyen bulantı refleksi, sistemik hastalıklar ve özel gereksinimli hastalarda bu yöntemlerin uygulandığını aktardı.Ağız ve diş sağlığı genel sağlığı doğrudan etkiliyorAğız ve diş sağlığının genel sağlığın ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan Demir, diş çürüklerinin çocukluk döneminde en yaygın enfeksiyon hastalıklarından biri olduğuna dikkat çekti.Kalp hastalığı olan çocuklarda risk daha yüksekKonjenital kalp hastalığı bulunan çocuklarda ağız ve diş sağlığının çok daha büyük önem taşıdığını ifade eden Demir, bu çocuklarda diş minesinde yapısal bozukluklar görülebildiğini söyledi. Düzenli ilaç kullanımı, gece beslenmeleri ve beslenme alışkanlıklarının çürük riskini artırdığını belirten Demir, enfektif endokardit riskine de dikkat çekti. "Doğan her 1000 bebekten 7–10'u konjenital kalp hastalığı ile dünyaya geliyor. Bu nedenle ağız hijyeninin en üst seviyede tutulması hayati önem taşıyor," dedi.Erken diş hekimi takibi ve koruyucu tedavilerKalp hastalığı olan çocuklarda ilk süt dişlerinin çıkmasıyla birlikte diş hekimi kontrolünün başlaması gerektiğini belirten Demir, doğru fırçalama alışkanlığının ebeveyn kontrolünde kazandırılması gerektiğini ifade etti. Gerekli durumlarda flor uygulamaları gibi koruyucu tedavilerin planlanabileceğini, ileri vakalarda ise kardiyoloji ile birlikte tedavi sürecinin yürütülmesi gerektiğini söyledi.Sakız tüketimi ve xylitol etkisiSakız çiğnemenin çocuklarda çürük riski üzerinde etkili olabileceğini belirten Demir, şekerli sakızların risk oluşturduğunu, ancak xylitol içeren sakızların koruyucu etki gösterebildiğini ifade etti. Xylitolün "çürük yapmayan şeker" olarak bilindiğini belirten Demir, ağızdaki bakteriler tarafından kolay parçalanmadığını ve çürük oluşumunu azaltmaya yardımcı olabildiğini söyledi.Çocukluk çağı obezitesi diş sağlığını da etkiliyorÇocukluk çağı obezitesinin yalnızca kilo ile ilgili bir sorun olmadığını vurgulayan Demir, bu durumun ağız ve diş sağlığını da doğrudan etkilediğini ifade etti.Paketli gıdalar, şekerli içecekler ve karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin hem obeziteyi hem de diş çürüklerini artırdığını belirtti. Obez çocuklarda tükürük yapısının değişebileceğini, bunun da dişlerin doğal koruyucu mekanizmasını zayıflattığını ve dişlerin erken sürmesiyle birlikte çürük riskinin arttığını söyledi.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Mon, 25 May 2026 13:24:50 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Menopoz sonrası yeni dil edinmek]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/menopoz-sonrasi-yeni-dil-edinmek-9947/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/menopoz-sonrasi-yeni-dil-edinmek-9947/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_A1640C-E5A5CB-71D3C5-E0ADF3-C7EF3A-AED0E9.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Son yıllarda nörobilim alanında yapılan çalışmalar, ''Menopozdan sonra dil öğrenmek çok zor'' yaklaşımın büyük ölçüde eksik ve eski bilgiler üzerine kurulu olduğunu gösteriyor. Dil bilimci, yazar ve eğitimci Seda Yekeler, menopoz dönemi sonrası kadınların değişimle birlikte&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_A1640C-E5A5CB-71D3C5-E0ADF3-C7EF3A-AED0E9.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Son yıllarda nörobilim alanında yapılan çalışmalar, ''Menopozdan sonra dil öğrenmek çok zor'' yaklaşımın büyük ölçüde eksik ve eski bilgiler üzerine kurulu olduğunu gösteriyor. Dil bilimci, yazar ve eğitimci Seda Yekeler, menopoz dönemi sonrası kadınların değişimle birlikte yaşadıkları sorunlara dikkat çekti: "Menopoz yalnızca hormonal bir geçiş dönemi değil, aynı zamanda beynin nörokimyasal sistemlerinde yeniden yapılanmaların yaşandığı önemli bir nörobiyolojik süreçtir. Özellikle östrojen seviyelerindeki düşüş, beyindeki nörotransmitter sistemlerini doğrudan etkileyebilir. Bu dönemde asetilkolin üretimi ve sinaptik iletimde meydana gelen değişimler; kelime bulmada zorlanma, kısa süreli unutkanlık, dikkat dağınıklığı, zihinsel yorgunluk ve bilişsel hızda yavaşlama hissi gibi etkilerle kendini gösterebilir."Menopoz Sonrası Yeni Dil Edinme Beyni Aktive EdiyorYekeler, bu değişimlere rağmen dil edinmenin gerçekleşeceğine dair kritik bir noktanın altını çiziyor:&nbsp; "Bu değişimler, beynin artık yeni bilgiler öğrenemediği anlamına gelmiyor. Aksine modern nörobilim, beynin yaşam boyu kendini yeniden yapılandırabilen dinamik bir organ olduğunu ortaya koyuyor. 'Nöroplastisite' olarak tanımlanan bu özellik sayesinde beyin, her yaşta yeni sinaptik bağlantılar kurabiliyor, yeni deneyimlere uyum sağlayabiliyor ve yeni bilişsel ağlar geliştirebiliyor. Özellikle yabancı dil edinimi, nöroplastisiteyi harekete geçiren en güçlü bilişsel süreçlerden biri olarak öne çıkıyor. Çünkü ikinci bir dil edinimi sırasında beyin; dikkat, işitsel işlemleme, hafıza, karar verme, motor planlama ve duygusal anlamlandırma gibi birçok mekanizmayı aynı anda devreye sokuyor. Bu çok yönlü zihinsel aktivasyon ise beynin farklı bölgeleri arasında yeni bağlantılar kurulmasını destekleyerek bilişsel rezervin korunmasına katkı sağlayabiliyor.''Araştırmalar Onaylıyor: İkinci Dil Edinenlerde Dikkat Kontrolü ArtıyorSon yıllarda yapılan araştırmalar, aktif şekilde ikinci bir dil edinen bireylerde dikkat kontrolünün güçlenebildiğini, bilişsel esnekliğin artabildiğini ve ileri yaşlarda görülen bazı bilişsel gerileme süreçlerinin daha yavaş ilerleyebildiğini gösteriyor. Özellikle zihinsel olarak aktif kalan bireylerde sinaptik esnekliğin daha güçlü kaldığı biliniyor. Seda Yekeler, dikkat edilmesi gerekenler hakkında şöyle konuştu: ''Temel unsur, dil edinim sürecinin beynin yaşa bağlı ihtiyaçlarına uygun şekilde yapılandırılmasıdır. Yetişkin beyni çocuk beyninden farklı çalışır. Çocuklar yoğun tekrar ve maruziyet yoluyla ilerlerken, yetişkin beyni anlam, bağlam ve duygusal ilişki arar. Bu nedenle ezber odaklı klasik sistemler yetişkin bireylerde yüksek bilişsel yük oluşturarak stres hormonlarının artmasına neden olabiliyor. Özellikle kortizol seviyesindeki yükselme, dikkat ve hafıza süreçlerini olumsuz etkileyebiliyor. Buna karşılık sosyal etkileşim içeren, konuşma merkezli, hata yapmayı doğal kabul eden ve düşük stres ortamı sunan edinim modelleri yetişkin beyninde çok daha güçlü sonuçlar oluşturmaktadır. Çünkü güven hissi oluştuğunda beyin savunma modundan çıkar ve yeni bağlantılar oluşturmaya daha açık hale gelir.''Seda Yekeler, beynin çalışma disiplinini hatırlatarak menopoz sonrası dil edinmenin nasıl mümkün olacağını şöyle anlattı: ''Beynin en önemli özelliği, kullanıldıkça gelişmesidir. Yeni bir dil edinmek yalnızca iletişim becerisi kazanmak değil; aynı zamanda beynin aktif kalmasını sağlamak, bilişsel dayanıklılığı artırmak ve zihinsel esnekliği korumak anlamına gelir. Bu nedenle menopoz sonrası dönemde yabancı dil edinmeye başlayan bir kadın aslında yalnızca yeni kelimeler edinmiyordur. Aynı zamanda beynine hala değişebildiğini, hala gelişebildiğini ve hala yeni bağlantılar kurabildiğini gösteriyor.''Menopoz Sonrası Dil Edinmek İsteyenlere Bilimsel Tavsiyeler•	Ezber yerine günlük yaşam temelli dil edinim yöntemleri tercih edilmeli•	Düşük stresli ve sosyal etkileşim içeren ortamlar oluşturulmalıdır.•	Beyni aynı anda hem duygusal hem bilişsel aktive eden konuşma çalışmaları yapılmalı•	Düzenli uyku, fiziksel hareket ve kaliteli beslenme asetilkolin sistemini desteklediği için önemsenmeli•	Kısa ama sürdürülebilir tekrarlar tercih edilmeli, yoğun bilgi yüklemesinden kaçınılmalı•	Birey kendi beynine "Artık geç" mesajı değil, "Beynim hala dönüşebilir" mesajı vermeli]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sat, 23 May 2026 08:27:28 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Biogen Türkiye'de üst düzey atama]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/biogen-turkiyede-ust-duzey-atama-7967/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/biogen-turkiyede-ust-duzey-atama-7967/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_0154B1-7283E6-766F31-B0B217-DA34C5-7E96F6.png&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Mayıs 2026 itibarıyla&nbsp;Biogen&nbsp;Türkiye&nbsp;Ülke&nbsp;Müdürlüğü görevini üstlenen Ömer Faruk Arslan, yeni sorumluluğuyla ilgili&nbsp;olarak&nbsp;şunları söyledi: "Bilimsel inovasyonu ve hasta odaklı&nbsp;yaklaşımıfaaliyetlerinin&nbsp;merkezine&nbsp;alan&nbsp;ve nadir hastalıklar&nbsp;konusundadünya&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_0154B1-7283E6-766F31-B0B217-DA34C5-7E96F6.png&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Mayıs 2026 itibarıyla&nbsp;Biogen&nbsp;Türkiye&nbsp;Ülke&nbsp;Müdürlüğü görevini üstlenen Ömer Faruk Arslan, yeni sorumluluğuyla ilgili&nbsp;olarak&nbsp;şunları söyledi: "Bilimsel inovasyonu ve hasta odaklı&nbsp;yaklaşımıfaaliyetlerinin&nbsp;merkezine&nbsp;alan&nbsp;ve nadir hastalıklar&nbsp;konusundadünya çapındaki&nbsp;çalışmalara&nbsp;öncülük eden&nbsp;Biogen'in Türkiye organizasyonuna liderlik edeceğim için&nbsp;mutluyum. Biogen;&nbsp;yenilikçi sağlık çözümleriyle nadir hastalıklarla yaşayan bireylerin hayatına değer&nbsp;katmayı&nbsp;hedefleyen güçlü bir bilim ve sağlıkorganizasyonudur.&nbsp;Biogen olarak;&nbsp;Türkiye'de uzun yıllardır sağlık ekosistemine sunduğumuz katkıları, artık&nbsp;Türkiye yapılanmasıyla daha güçlü ve sürdürülebilir bir yapıya taşımayı hedefliyoruz. Abdi İbrahim ile&nbsp;hayata geçirdiğimiz stratejik iş birliğinin de bu vizyonu daha hızlı ve etkili şekilde destekleyeceğine inanıyorum" dedi.&nbsp;İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği Fakültesi'nden mezun olan Ömer Faruk Arslan, ardından İstanbul Üniversitesi'nde MBA yüksek lisans programını tamamladı. Kariyerine Roche bünyesinde başlayan Arslan; satış, pazarlama ve ürün yönetimi alanlarında çeşitli görevler üstlendi. 2001 yılında Lundbeck'e katılan Arslan, şirketin Türkiye yapılanmasında vebüyüme süreçlerinde&nbsp;aktif rol aldı. Satış organizasyonunun büyütülmesi, yeni ürün lansmanları, ticari operasyonlar ve pazar erişimi alanlarında önemli sorumluluklar üstlenen Arslan, 2005 yılında Pazarlama ve Ticari Operasyonlar Direktörü görevine getirildi.&nbsp;2008 yılında GlaxoSmithKline'a katılan Arslan, farklı iş birimlerinin yönetiminden sorumlu direktörlük görevleri yürüttü.Kariyeri boyunca temel bakım, merkezi sinir sistemi ve nöroloji alanlarında önemli deneyimler edinen Arslan; ticari operasyon yönetimi başta olmak üzere birçok farklı alanda liderlik görevleri üstlenmiştir. Markalı jenerik ürün süreçleri, yeni iş modellerinin geliştirilmesi, omnichannel dönüşüm projeleri ve iş mükemmeliyeti operasyonlarında aktif rol almıştır.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 22 May 2026 03:54:07 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[AstraZeneca'nın "Yeni Nesil Sağlık Hareketi" büyüyor]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/astrazenecanin-yeni-nesil-saglik-hareketi-buyuyor-5627/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/astrazenecanin-yeni-nesil-saglik-hareketi-buyuyor-5627/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_963058-C209E8-EBC563-7054CC-FC10BB-F991C0.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, Cumhuriyetimizin gençlere duyduğu güvenin ve gençlerin Türkiye'nin geleceğindeki önemli rolünün en güçlü simgelerinden biri. Gençlerin bilgiye erişen, öğrendiklerini paylaşan ve içinde bulundukları topluluklarda farkındalık&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_963058-C209E8-EBC563-7054CC-FC10BB-F991C0.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, Cumhuriyetimizin gençlere duyduğu güvenin ve gençlerin Türkiye'nin geleceğindeki önemli rolünün en güçlü simgelerinden biri. Gençlerin bilgiye erişen, öğrendiklerini paylaşan ve içinde bulundukları topluluklarda farkındalık yaratan bireyler olarak güçlenmesi, sağlıklı bir toplumun önemli yapı taşlarından biri. Bu yaklaşımdan hareketle AstraZeneca Türkiye de İhtiyaç Haritası ve Sağlık Hakkı Derneği iş birliğiyle yürüttüğü "Yeni Nesil Sağlık Hareketi" projesi kapsamında gençlerin sağlık okuryazarlığını artırıyor.&nbsp;AstraZeneca'nın herkes için ulaşılabilir ve kaliteli sağlık hizmetlerini teşvik eden sağlıkta eşitlik vizyonuyla ülkemizde başlatılan proje, üç yıl boyunca sürecek. Projede, 18-24 yaş arası gençlerin güvenilir sağlık bilgilerine kolayca erişebilmeleri, böylece kronik hastalıklar, zararlı alışkanlıklar, beslenme, cinsel sağlık, üreme sağlığı, iklim krizi kaynaklı sağlık sorunları ve sağlık hakları gibi konularda farkındalık kazanmaları ve kendilerini geliştirmeleri hedefleniyor.&nbsp;İlk fiziksel akran eğitimlerini İstanbul'da gerçekleştirdi&nbsp;Proje kapsamında 55 gencin ilk eğitmen eğitimleri de başarıyla gerçekleştirildi. Sağlık okuryazarlığı ve farkındalık konularında ortak bir zemin oluşturan üç günlük eğitimlerde, sağlık savunuculuğu odağında vaka çalışmaları gerçekleştirildi ve rol canlandırmalarıyla öğrenimler pekiştirildi. Ayrıca eğitimlerin etkisini artırmak için savunuculuk ve etkili mesaj oluşturma üzerine uygulamalar yapılıp gönüllü AstraZeneca çalışanlarından geri bildirimler paylaşıldı. Eğitimlerini tamamlayan elçiler, öğrendikleri bilgileri akranlarına aktarmak üzere sahaya inerek ilk fiziksel akran eğitimlerini İstanbul'da gerçekleştirdi.&nbsp;Gençleri buluşturan interaktif web sitesi açıldıYeni Nesil Sağlık Hareketi kapsamında, gençlerin akranlarını sağlık konularında güçlendirmesine destek olmak amacıyla interaktif bir web sitesi de hayata geçirildi. elci.saglikhakki.net adresi üzerinden erişilebilen platformda proje içeriğine, akran eğitimlerine ve eğitimlerin şehir dağılımlarına ilişkin bilgilere ulaşılabiliyor. Site aynı zamanda gençlerin ve ilgili paydaşların eğitim talebinde bulunmasına olanak tanıyarak projenin farklı şehirlerde daha fazla gence ulaşmasına katkı sağlamayı hedefliyor. Şu an 16 farklı şehirde yüz yüze eğitimler veren elçilere bu sayfa üzerinden ulaşılabiliyor. Aktif bir elçinin olmadığı illerde ise hemen bir online eğitim organize edilebiliyor."Güvenilir bilgiye erişim ve farkındalığın artırılması sağlıkta eşitliğin bir parçası"&nbsp;AstraZeneca Türkiye Kurumsal İlişkiler Direktörü Erdal Kiraz yaptığı açıklamada, "19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, gençlerin potansiyelini ve toplumsal dönüşümdeki öncü rolünü hepimize bir kez daha hatırlatan çok özel bir gün. AstraZeneca Türkiye olarak, bireylerin güvenilir sağlık bilgisine erişimini ve farkındalığın artmasını sağlıkta eşitlik vizyonumuzun ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Yeni Nesil Sağlık Hareketi ile gençlerin kendi sağlık haklarını bilen, doğru bilgiye ulaşan ve bu bilgiyi akranlarıyla paylaşarak etkisini artıran sağlık elçileri olmalarını sağlıyoruz. Bugüne kadar gerçekleştirilen eğitimlerle 50'yi aşkın gencin sağlık okuryazarlığı ve sağlık hakkı alanlarında bilgi sahibi olması bizim için çok değerli. İhtiyaç Haritası ve Sağlık Hakkı Derneği ile yürüttüğümüz bu iş birliği sayesinde gençleri yalnızca bilgilendirmekle kalmıyor; onları toplumlarında çözüm üreten, farkındalık yaratan ve daha sağlıklı bir geleceğin inşasına katkı sunan liderler olarak yetişmelerine destek oluyoruz." dedi."Gençleri daha adil, daha bilinçli ve daha sağlıklı bir toplumun yapı taşları"İhtiyaç Haritası Yönetim Kurulu Üyesi Esra Arslan Seyithanoğlu ise açıklamasında şunları söyledi: "Yeni Nesil Sağlık Hareketi, gençlerin öğrendiklerini sahaya taşıdığı ve akranlarıyla paylaşarak etkilerini daha da artırdıkları güçlü bir proje. İstanbul'da tamamlanan fiziksel akran eğitimleri, gençlerin doğru bilgiyle buluştuğunda çevrelerinde nasıl hızlı ve anlamlı bir farkındalık yaratabildiğini bize gösterdi. İhtiyaç Haritası olarak gençleri daha adil, daha bilinçli ve daha sağlıklı bir toplumun yapı taşları olarak görüyor; bu projenin farklı şehirlerde daha fazla gence ulaşmasını desteklemekten mutluluk duyuyoruz." ifadelerine yer verildi."Gençlerin kendi yaşıtlarıyla konuşması, projenin en güçlü taraflarından biri"Sağlık Hakkı Derneği Başkan Yardımcısı Dr. Eşref Bilge Uğurlu da "Sağlık okuryazarlığı ve sağlık hakkı bilinci, gençlerin hem kendi sağlıklarını koruyabilmeleri hem de çevrelerinde doğru bilgiye dayalı bir farkındalık oluşturabilmeleri açısından büyük önem taşıyor. Yeni Nesil Sağlık Hareketi'nde gençlerin sağlıkla ilgili konuları kendi yaşıtlarıyla konuşması, bizim açımızdan projenin en güçlü taraflarından biri. Çünkü gençler birbirlerini daha iyi anlıyor, aynı dili konuşuyor ve kimi zaman yetişkinlerden duymakta zorlandıkları bilgileri akranlarından daha kolay alabiliyor. Sağlık Hakkı Derneği olarak gençlerin kendi sağlıkları konusunda bilinçlenmesini ve bu bilinci çevreleriyle paylaşmasını desteklemeye devam edeceğiz." şeklinde konuştu.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 21 May 2026 07:16:29 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Gökhan Özkan, AIFD Sağlık Politikaları Müdürü oldu]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/gokhan-ozkan-aifd-saglik-politikalari-muduru-oldu-1095/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/gokhan-ozkan-aifd-saglik-politikalari-muduru-oldu-1095/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_8D6742-906170-E48467-8CF59C-F8B76F-1BB871.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Türkiye'de yenilikçi ilaçlara ve tedavilere erişimi hızlandırmak ve Türkiye'nin ilaç araştırma ve geliştirme alanındaki küresel rekabet gücünü artırmak için faaliyet gösteren Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği, sağlık politikaları alanındaki kadrosunu güçlendirmeye devam&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_8D6742-906170-E48467-8CF59C-F8B76F-1BB871.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Türkiye'de yenilikçi ilaçlara ve tedavilere erişimi hızlandırmak ve Türkiye'nin ilaç araştırma ve geliştirme alanındaki küresel rekabet gücünü artırmak için faaliyet gösteren Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği, sağlık politikaları alanındaki kadrosunu güçlendirmeye devam ediyor. Nisan ayı itibarıyla AIFD Sağlık Politikaları Müdürlüğü görevine atanan Mol. Bio. Gökhan Özkan, yeni görevinde çalışmalarını AIFD Sağlık Bilim Politikaları Stratejik Yönetim Komitesi kapsamında yürütecek ve AIFD Genel Sekreter Yardımcısı'na rapor verecek. Klinik araştırmalar, ileri tedavi tıbbi ürünleri (ATMP), ilaç-tıbbi cihaz kombinasyon ürünleri, doku-hücre ürünleri ve tıbbi cihazlara ilişkin düzenleyici çerçevelerdeki güçlü deneyimiyle Gökhan Özkan, derneğin sağlık politikaları öncelikleri ekseninde yürüttüğü savunuculuk çalışmalarının bilimsel ve düzenleyici temelini güçlendirecek; AIFD'nin uluslararası standartlarla uyumlu politika önerilerine katkı sağlayacak.&nbsp;&nbsp;Gökhan Özkan, 2009 yılında Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü'nden mezun olmasının ardından 2012 yılında Moleküler Tıp alanında yüksek lisansını tamamladı. 2009-2013 yılları arasında çeşitli araştırma projelerinde görev alan Özkan, 2013 yılında Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu'na katıldı.&nbsp; 2013-2021 yılları arasında Klinik Araştırmalar Daire Başkanlığı'nda; 2021-2026 yılları arasında ise Tıbbi Cihaz Onaylanmış Kuruluş ve Klinik Araştırmalar Dairesi Başkanlığında giderek artan sorumluluklar üstlendi. Klinik araştırma düzenlemeleri başta olmak üzere ilaç geliştirme-ruhsatlandırma düzenleyici çerçevesi konusundaki uzmanlığıyla, Türkiye'de klinik araştırma ve ATMP mevzuatının geliştirilmesi ile COVID-19 aşı geliştirme süreçlerinin operasyonel gereksinimlerine etkin şekilde katkı sağlayan Özkan, Kurumun klinik araştırmalara yönelik elektronik başvuru sistemlerinin analiz, planlama ve hayata geçirilmesinde belirleyici bir rol üstlendi. Özkan, ATMP ve Klinik Araştırmalar Değerlendirme Komisyonlarında Bilimsel Danışman olarak görev aldı.&nbsp;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 19 May 2026 02:41:24 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA["Eviniz sandığınız kadar temiz olmayabilir!"]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/eviniz-sandiginiz-kadar-temiz-olmayabilir-7781/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/eviniz-sandiginiz-kadar-temiz-olmayabilir-7781/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_C6613D-C3A910-503EF4-63AF34-A11E15-5BBB4E.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Bahar aylarında artan polenler ve ev içi alerjenlerin etkileri yeniden gündeme gelirken, Liv Hospital, Happ Health ve Alman temizlik teknolojileri lideri Kärcher, yaşam alanlarındaki görünmeyen risklere dikkat çekmek üzere uzman doktorları bir araya getirdi. &#34;Görünmeyen Riskler, Gerçek&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_C6613D-C3A910-503EF4-63AF34-A11E15-5BBB4E.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Bahar aylarında artan polenler ve ev içi alerjenlerin etkileri yeniden gündeme gelirken, Liv Hospital, Happ Health ve Alman temizlik teknolojileri lideri Kärcher, yaşam alanlarındaki görünmeyen risklere dikkat çekmek üzere uzman doktorları bir araya getirdi. &#34;Görünmeyen Riskler, Gerçek Etkiler&#34; konulu sempozyumda, yaşam alanlarındaki gizli riskler ve bu risklerin alerjiden kansere kadar uzanan etkileri masaya yatırıldı. Yağmur Kalyoncu ev sahipliği ve moderatörlüğünde gerçekleşen organizasyona; Türk Kanser Derneği Başkanı Burak Duman, Dr. Ender Saraç, Liv Hospital Vadistanbul Genel Müdürü Dr. Mehmet Akif Benk ile kulak-burun-boğaz, dermatoloji, göğüs hastalıkları ve çocuk sağlığı alanlarında uzman hekimler de katıldı.Uzman doktorlardan "Görünmeyen" tehlike uyarılarıSempozyumda konuşan Liv Hospital Vadistanbul'dan Kulak-Burun-Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Güneş, Dermatoloji Uzmanı Dr. Meryem Ayşit, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ömer Ayten ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Adem Dursun, alerjilerin yalnızca mevsimsel bir sorun olmadığını; yaşam alanlarındaki nem, toz akarları, bakteriler ve yetersiz hijyen koşullarının kulak-burun-boğaz hastalıklarından cilt problemlerine, solunum yolu rahatsızlıklarından çocuk sağlığına kadar pek çok alanda önemli etkiler yaratabildiğini vurguladı.Uzmanlara göre evde çamaşır kurutmak gibi günlük alışkanlıklar nem oranını artırarak toz akarlarının çoğalmasına neden olurken, düşük sıcaklıklarda yapılan yıkamalar mite'ların yaşamaya devam etmesine yol açabiliyor. Özellikle yatak, halı ve koltuklarda biriken alerjenler gece öksürüklerini, egzama ve kaşıntı gibi cilt reaksiyonlarını tetikleyebiliyor. Çocukların gelişim sürecindeki hassas bağışıklık sistemi düşünüldüğünde ise temiz hava ve hijyenik yaşam alanlarının bir tercih değil, temel bir ihtiyaç olduğu ifade edildi."Alerji sadece bir semptom değil, sistemik bir sorundur"Pandemi sonrası değişen sağlık algısına ve koruyucu tıbbın önemine dikkat çeken Liv Hospital Vadistanbul Genel Müdürü Dr. Mehmet Akif Benk, "Pandemi dönemi bize görülmeyen risklerin hayatımızı nasıl felç edebileceğini öğretti. Alerjiler sadece küçük belirtiler değil, zamanla vücudun tüm organlarını etkileyen sistemik rahatsızlıklardır. Koruyucu tıp açısından kişilerin daha hastaneye gelmeden evlerindeki sağlık sorunlarını çözebilmeleri kritik önem taşıyor" açıklamalarında bulundu.Ender Saraç'tan sağlıklı yaşama bütünsel yaklaşımDr. Ender Saraç ise alerji ve bağışıklık arasındaki kopmaz bağa dikkat çekti: "Alerji sadece bir hapşırık değildir; vücudun bir savunma feryadıdır. Bağırsak sağlığı ve beslenme, alerjik reaksiyonların yönetiminde temel taşıdır. Kimyasal antihistaminikler yerine kuersetin kompleksi (elma ve ayva kabuğu gibi doğal kaynaklar) ve meyan kökü gibi fitoterapi yöntemleriyle vücudu desteklemek mümkündür. Bağırsak sağlığımızı probiyotiklerle korurken, yaşadığımız ortamdaki havayı ve yüzeyleri de toz akarlarından temizlemeliyiz. Kimyasal temizleyiciler yerine doğal yöntemleri ve yüksek ısıdaki buharın gücünü kullanmak, bağışıklık sistemimizi yormadan korumamızı sağlar."Yaşam alanları için 5 önemli öneriSempozyumda konuşan uzmanlar, alerjenler ve görünmeyen mikroorganizmalara karşı korunmak için yaşam alanlarında uygulanabilecek temel önlemleri şöyle sıraladı:1.	Yatak, koltuk ve halılar belirli aralıklarla derinlemesine temizlenmeli.&nbsp;2.	Nevresim, yastık kılıfı ve yatak koruyucuları haftada en az bir kez 60 derecede yıkanmalı.&nbsp;3.	Yatak odaları düzenli olarak havalandırılmalı, nem oluşumunun önüne geçilmeli.&nbsp;4.	Yaşam alanlarında yüksek filtrasyonlu hava temizleme cihazları kullanılmalı.&nbsp;5.	Temizlikte mümkün olduğunca kimyasal yerine buharlı temizlik teknolojilerinden yararlanılmalı."Bir yastık kılıfı klozetten 17 bin kat daha fazla bakteri barındırabiliyor"Kärcher Türkiye Pazarlama Direktörü Pelin Gülbay Özdemir, temizlik ile hijyen arasındaki farkın çoğu zaman göz ardı edildiğine dikkat çekerek şunları söyledi: "Temizlik, gözle görülen kiri ortadan kaldırır; hijyen ise gözle görülmeyen bakteri, virüs ve alerjenleri kontrol altına alır. Bir insan yaşamının yaklaşık üçte birini yatakta geçiriyor. Ancak birçok kişi yatakların milyonlarca bakteri ve toz akarına ev sahipliği yapabileceğinin farkında değil. Bir hafta değiştirilmemiş bir yastık kılıfı klozetten 17 bin kat daha fazla bakteri barındırabiliyor. Ortalama bir halının yalnızca 1 gram tozunda 100 bin adede kadar bakteri bulunabiliyor. Koltuklar ise deri döküntüleri, evcil hayvan tüyleri ve nem nedeniyle mikroorganizmalar için ideal bir yaşam alanı oluşturuyor. Biz Kärcher olarak; kimyasal kullanmadan yüksek hijyen sağlayan, zeminler ve tüm yüzeylerde bakteri ve virüslerin %99,9 oranında azaltılmasında etkili buharlı temizleyicilerimiz, ECARF sertifikalı halı-koltuk yıkama makinelerimiz, HEPA filtreli hava temizleyicilerimiz ve UV ışınlı yatak temizleyici süpürgelerimizle yaşam alanlarında yeni bir hijyen standardı sunuyoruz. Hedefimiz, 'Ev temiz mi?' sorusundan çok, 'Bu ortam gerçekten güvenli mi?' sorusuna yanıt verebilmek."]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 19 May 2026 02:36:06 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA["Evde görünmeyen misafirlerden korunun"]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/evde-gorunmeyen-misafirlerden-korunun-2147/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/evde-gorunmeyen-misafirlerden-korunun-2147/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_CE9F9B-D31FDC-DC643D-D7DEF3-D80F13-C1517D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Evlerde kullanılan yatak, koltuk ve halı gibi kumaş yüzeyler, zamanla gözle görülmeyen mikroskobik canlılar ve toz birikimi için uygun bir ortam oluşturuyor. Araştırmalar, özellikle uzun süre kullanılan yataklarda ve sık temizlenmeyen kumaş yüzeylerde ev tozu akarlarının bulunduğunu,&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_CE9F9B-D31FDC-DC643D-D7DEF3-D80F13-C1517D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Evlerde kullanılan yatak, koltuk ve halı gibi kumaş yüzeyler, zamanla gözle görülmeyen mikroskobik canlılar ve toz birikimi için uygun bir ortam oluşturuyor. Araştırmalar, özellikle uzun süre kullanılan yataklarda ve sık temizlenmeyen kumaş yüzeylerde ev tozu akarlarının bulunduğunu, bu canlıların da sıcak ve nemli ortamlarda daha kolay çoğalabildiği ifade ediyor. Mr Usta, koltuk, yatak ve halı yıkama hizmetiyle bu tür yüzeylerde biriken kir, toz ve kalıntıların temizlenmesine yönelik profesyonel temizlik hizmeti sunuyor.&nbsp;Derinlemesine ve profesyonel müdahale önem taşıyorAraştırmalar, ev tozu akarlarının sadece mikroskobik canlılar olmadığını, aynı zamanda ev içi hijyenin sürdürülebilirliğini ve sağlığı doğrudan etkileyen bir ekosistem oluşturduğunu gösteriyor. Bu nedenle, sadece yüzey temizliği değil, derinlemesine ve profesyonel müdahaleler kritik önem taşıyor. Mr Usta'nın uzman ekipleri tarafından özel temizlik malzemeleri ve makineleriyle yapılan koltuk, yatak ve halı temizliği, bu mikroskobik canlıların ve bakterilerin ev içinde birikmesini engelleyerek hem alerjenleri azaltıyor hem de uzun vadede sağlıklı yaşam alanları yaratıyor. Böylece araştırmaların işaret ettiği riskler, profesyonel temizlikle etkin biçimde kontrol altına alınabiliyor.&nbsp;Mr Usta'da koltuk, halı ve yatak yıkama hizmetine talep, geçen seneden bu yana yüzde 25 arttıÖzellikle toz tutan ortamlarda ve kumaş yüzeylerde yoğun olarak bulunan ve gözle görülmeyen bu canlıların titizlikle temizlenmesi, oluşabilecek sağlık risklerini azaltmak açısından önem taşıyor. Son bir yıl içerisinde koltuk, yatak ve halı yıkama hizmetlerine olan talepte yüzde 25 oranında artış gözlemlendiği ifade ediliyor. Bu artış, kullanıcıların hijyen konusunda daha bilinçli hale geldiğini ve profesyonel temizlik çözümlerine olan ilginin giderek arttığını gösteriyor. Mr Usta'nın koltuk, yatak ve halı temizliği hizmetine, mobil uygulama ve web sitesi üzerinden, güvenilir biçimde erişimi sağlanabiliyor.&nbsp;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 19 May 2026 02:32:20 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA["Bisiklet ile Psikolojik Güçlenme Atölyesi"]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bisiklet-ile-psikolojik-guclenme-atolyesi-6793/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/bisiklet-ile-psikolojik-guclenme-atolyesi-6793/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_2093E8-10D7EA-008433-44D9B5-32DF74-07CE3F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Doğada ve deniz kıyısında gerçekleştirilecek olan "Bisiklet ile Psikolojik Güçlenme Atölyesi", katılımcılara yalnızca fiziksel bir aktivite değil; aynı zamanda zihinsel ve duygusal farkındalık deneyimi sunmayı hedefliyor.Modern yaşamın yoğun temposu, stres, kaygı ve tükenmişlik&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_2093E8-10D7EA-008433-44D9B5-32DF74-07CE3F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Doğada ve deniz kıyısında gerçekleştirilecek olan "Bisiklet ile Psikolojik Güçlenme Atölyesi", katılımcılara yalnızca fiziksel bir aktivite değil; aynı zamanda zihinsel ve duygusal farkındalık deneyimi sunmayı hedefliyor.Modern yaşamın yoğun temposu, stres, kaygı ve tükenmişlik duygularının giderek arttığını belirten Tanrıverdi, bu atölyenin temel amacının bireyin beden–zihin bağlantısını yeniden kurmasına yardımcı olmak olduğunu ifade etti.Atölye kapsamında katılımcılar doğa içerisinde bisiklet sürerken;•	kaygı yönetimi,&nbsp;•	psikolojik dayanıklılık,&nbsp;•	duygu regülasyonu,&nbsp;•	öz güven geliştirme,&nbsp;•	beden farkındalığıgibi başlıklarda deneyimsel çalışmalar gerçekleştirecek.&nbsp;Uzman Psikolog Esra Tanrıverdi, çalışmanın çıkış noktasını şu sözlerle anlattı:"Bu çalışma bir bisiklet turu değil. İnsanların kendileriyle yeniden temas kurabilecekleri, zihinsel yüklerinden uzaklaşabilecekleri ve hareketin iyileştirici gücünü deneyimleyebilecekleri psikolojik bir farkındalık alanı oluşturmak istedim. Bazen insan yalnızca konuşarak değil, hareket ederek de iyileşir."Atölyede klasik eğitim anlayışından farklı olarak, katılımcılar sürüş sırasında kendi iç dünyalarını gözlemleme fırsatı bulacak. Sessiz sürüş deneyimleri, nefes farkındalığı çalışmaları, duygu odaklı duraklamalar ve grup paylaşımlarıyla desteklenen program; terapi, mindfulness ve doğa temelli psikolojik yaklaşımın birleşiminden oluşuyor.Bisikletin ritmik hareketinin sinir sistemi üzerindeki düzenleyici etkisine dikkat çeken Tanrıverdi, özellikle şehir yaşamında bedenden uzaklaşan bireylerin hareket aracılığıyla yeniden denge hissi geliştirebildiğini belirtti.Katılımcıların herhangi bir profesyonel sporcu olmasına gerek olmadığını vurgulayan Tanrıverdi, atölyenin performans odaklı değil, tamamen deneyim ve farkındalık odaklı olduğunu söyledi.Atölye BilgileriBaşlangıç Tarihi: 13 HaziranSaat: 08.30Buluşma Noktası: Stride Bike N Coffee, Çiftehavuzlar sahilBisikleti olmayan katılımcılar, buluşma noktasındaki bisiklet kafeden kiralık bisiklet temin edebileceklerdir.Doğa, hareket ve psikolojiyi bir araya getiren bu özgün çalışma; özellikle yoğun stres altında yaşayan, zihinsel yorgunluk hisseden ve kendine yeniden yaklaşmak isteyen bireylere hitap ediyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sun, 17 May 2026 12:53:55 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türk ilaç sanayisinde yerli tedarik hamlesi]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turk-ilac-sanayisinde-yerli-tedarik-hamlesi-3451/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/turk-ilac-sanayisinde-yerli-tedarik-hamlesi-3451/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_1857CA-263343-B2763E-2425E6-3493F3-EC5A70.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Osmanlı döneminde eczacılık faaliyetlerine ev sahipliği yapan Rumeli Han'da gerçekleştirilen etkinlikte; ilaç üreticileri, ham madde ve etken madde tedarikçileri, makine üreticileri, otomasyon ve yazılım firmaları ile sektör profesyonelleri doğrudan temas kurdu. Yerli üretim kapasitesinin&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_1857CA-263343-B2763E-2425E6-3493F3-EC5A70.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Osmanlı döneminde eczacılık faaliyetlerine ev sahipliği yapan Rumeli Han'da gerçekleştirilen etkinlikte; ilaç üreticileri, ham madde ve etken madde tedarikçileri, makine üreticileri, otomasyon ve yazılım firmaları ile sektör profesyonelleri doğrudan temas kurdu. Yerli üretim kapasitesinin artırılması, sürdürülebilir üretim altyapısının güçlendirilmesi ve küresel rekabette daha güçlü bir konum elde edilmesine yönelik stratejik başlıklar öne çıktı.HÜRMÜZ'ÜN KAPATILMASI İLAÇ YAN SANAYİNİN ÖNEMİNİ HATIRLATTIİlaç yan sanayisinin stratejik önemi ve yerli üretim vizyonuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan TİYSAT Yönetim Kurulu Başkanı Erdinç Yaşrin: "Ortadoğu'da yaşanan sorunlar ve Hürmüz Boğazı'nın kapatılması hepimize açıkça göstermiştir ki; üretim kadar süreklilik ve erişim de hayati öneme sahip. Güçlü bir yan sanayi bizi ayakta tutar, güçlü bir satış ve iş birliği yaklaşımı ise bizi büyütür. İlaç yan sanayisi yalnızca üretimi destekleyen bir yapı değil; sağlıkta bağımsızlığın, sürdürülebilir üretimin ve güçlü ekonominin temelini oluşturan stratejik bir ekosistemdir. Pandemi süreci ve küresel gelişmeler, üretim kadar erişim ve sürekliliğin de kritik olduğunu gösterdi. Güçlü bir yan sanayi bizi ayakta tutarken, güçlü iş birlikleri ve doğru anlatım bizi büyütecektir. İlaç sektörü dünyanın en rekabetçi alanlarından biri. Bu nedenle güçlü bir üretim kadar, güçlü bir anlatım, markalaşma ve pazarlama anlayışı da gerekli. Yerli üretim kapasitesinin güçlenmesiyle birlikte sektörümüzün küresel rekabet gücünün de artacağına inanıyoruz. Üretmek çok kıymetlidir ancak ortaya koyduğunuz değeri dünyaya ulaştırabildiğiniz ölçüde gerçek başarıya dönüşür" ifadelerinde bulundu.&nbsp;KÜRESEL KRİZLERE KARŞI YERLİ ENTEGRE ÜRETİM EKOSİSTEMİ KURULMALIYerli üretim, güçlü tedarik zinciri ve ilaç sanayisinde değişen küresel rekabet dinamiklerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Artkim Group Kurucusu ve CEO'su Ahmet Güler; "Bugün ilaç sanayisinde rekabet yalnızca üretim kapasitesiyle değil; teknoloji kullanımından tedarik zinciri yönetimine, inovasyon gücünden kurulan stratejik iş birliklerine kadar çok boyutlu bir yapıyla şekilleniyor. Bu nedenle yerli ve entegre bir üretim ekosistemi oluşturmak, sektörümüz açısından artık bir tercih değil; sürdürülebilir büyümenin temel gerekliliklerinden biri haline geliyor. Artkim Group olarak gerçekleştirdiğimiz bu organizasyonun yalnızca bir B2B etkinliği değil; Türk ilaç sanayisinin yerli üretim ekseninde güçlenmesine katkı sağlayacak stratejik bir iş birliği platformu olduğuna inanıyoruz. Yerli üreticilerimizi doğrudan karar vericilerle buluşturarak uzun vadeli, sürdürülebilir ve yüksek katma değerli iş birliklerinin önünü açmayı hedefliyoruz" dedi.Sadece TİYSAT üyelerine özel masa katılımıyla gerçekleştirilen organizasyonda, ilaç üretim zincirinin tüm halkaları birebir görüşmeler gerçekleştirdi. Etkinlik boyunca özellikle son yıllarda yaşanan küresel lojistik problemleri, ham maddeye erişim süreçleri, üretim sürekliliği ve bölgesel krizlerin ilaç sanayisine etkileri gündeme taşındı. Sektör temsilcileri, yerli üretim altyapısının güçlendirilmesinin yalnızca ekonomik değil; sağlık güvenliği açısından da kritik bir gereklilik olduğuna dikkat çekti.SEKTÖRÜN YENİ DÖNEM AJANDASI DA PAYLAŞILDIEtkinlik kapsamında ayrıca hazırlıkları devam eden TİYSAT e-dergisine ilişkin bilgiler sektör temsilcileriyle paylaşılırken, 29-30 Haziran tarihlerinde TÜSEB-TİYSAT iş birliğiyle düzenlenecek Arama Konferansı için çalışmaların sürdüğü aktarıldı. Programa katılım sağlayan TÜSEB Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Murat Sarğın da sektör temsilcileriyle bir araya gelerek yürütülen çalışmalar hakkında değerlendirmelerde bulundu. Gerçekleştirilen birebir görüşmelerin; yeni yatırım süreçlerine, yerli üretim odaklı projelere ve sektörler arası uzun vadeli iş birliklerine katkı sağlaması hedefleniyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sun, 17 May 2026 10:08:55 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Dünyada lösemi ve kanser artıyor, çocuklarımızı korumalıyız]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/dunyada-losemi-ve-kanser-artiyor-cocuklarimizi-korumaliyiz-1457/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/dunyada-losemi-ve-kanser-artiyor-cocuklarimizi-korumaliyiz-1457/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_CB6D80-A7F2F3-79C850-E6D01E-F021A0-73C4D2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Her yıl Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı LÖSEV tarafından dünyadaki lösemi vakalarına dikkat çekmek ve lösemili çocuklara moral olmak amacıyla Uluslararası Lösemili Çocuklar Haftası düzenleniyor. Bu yıl 25.'si düzenlenecek olan hafta, farklı ülkelerden gelecek lösemiyi&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_CB6D80-A7F2F3-79C850-E6D01E-F021A0-73C4D2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Her yıl Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı LÖSEV tarafından dünyadaki lösemi vakalarına dikkat çekmek ve lösemili çocuklara moral olmak amacıyla Uluslararası Lösemili Çocuklar Haftası düzenleniyor. Bu yıl 25.'si düzenlenecek olan hafta, farklı ülkelerden gelecek lösemiyi yenmiş çocukları, Türkiye'de aynı kaderi paylaşan çocuklarla buluşturacak. 11-16 Mayıs haftası gerçekleştirilecek etkinliklerin ilk durağı Bursa olacak. Bursa'da bulunan LÖSEV Lösemili Çocuklar Bilim ve Doğa Köy Enstitüsü'nde düzenlenecek hoş geldiniz resepsiyonu ile farklı ülkelerden gelen çocuklar ilk kez bir araya gelecek. Ardından Bursa'nın önemli tarihi ve kültürel noktaları gezilecek, program Mudanya ziyareti ile devam edecek.Etkinlikler daha sonra İstanbul'da Millet Bahçesi ve Kız Kulesi gibi şehrin simge noktalarına yapılacak ziyaretlerle sürecek. İstanbul'da gerçekleştirilecek açık hava şenliklerinde çocukların, ailelerin ve gönüllülerin katılımıyla düzenlenecek bando yürüyüşü ile farkındalık oluşturulacak.Hafta, İstanbul'da düzenlenecek kapanış resepsiyonu ve geleneksel Bağdat Caddesi Farkındalık Korteji ile sona erecek.LÖSEV Uluslararası İlişkiler Koordinatörü Celalifer : "Amacımız Lösemiye Dikkat Çekmek" Diyerek Şunları Söyledi:&nbsp;"Dünya genelinde her yıl yaklaşık 400 bin çocuk ve genç kansere yakalanıyor. Lösemi ise çocukluk çağı kanserleri arasında en yaygın türlerden biri olarak öne çıkıyor. Biz, LÖSEV olarak löseminin sınır tanımayan bir hastalık olduğu gerçeğinden hareketle dünyada ses getirebilecek farkındalık çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Her yıl mayıs ayında, Türkiye'nin ev sahipliğinde düzenlediğimiz Uluslararası Lösemili Çocuklar Haftası ile dünya genelinde farkındalık oluşturmayı hedefliyoruz. Bu yılki temamız ise 'Dünyada Lösemi ve Kanser Artıyor, Çocuklarımızı Korumalıyız.' Çünkü biliyoruz ki erken tanı, doğru tedaviye erişim ve güçlü bir toplumsal destek ile çocuklarımızı korumak mümkün. Tüm çocukların sağlıklı, kansersiz bir geleceğe ulaşabilmesi için gerekli adımların atılması ve toplumun bu konuda daha duyarlı olması büyük önem taşıyor."]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 14 May 2026 02:36:23 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Pfizer ile Ankara Bilkent Şehir Hastanesi iş birliği]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/pfizer-ile-ankara-bilkent-sehir-hastanesi-is-birligi-5390/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/pfizer-ile-ankara-bilkent-sehir-hastanesi-is-birligi-5390/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_ABD888-E2742E-52C39F-15BB78-E47229-248085.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Pfizer Türkiye ile Ankara Bilkent Şehir Hastanesi arasında imzalanan iş birliği protokolü, Türkiye'nin klinik araştırmalar alanındaki uluslararası görünürlüğünü artırmayı ve küresel araştırma ekosistemindeki konumunu güçlendirmeyi hedefliyor. Bu iş birliği kapsamında, yürürlükteki&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_ABD888-E2742E-52C39F-15BB78-E47229-248085.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Pfizer Türkiye ile Ankara Bilkent Şehir Hastanesi arasında imzalanan iş birliği protokolü, Türkiye'nin klinik araştırmalar alanındaki uluslararası görünürlüğünü artırmayı ve küresel araştırma ekosistemindeki konumunu güçlendirmeyi hedefliyor. Bu iş birliği kapsamında, yürürlükteki mevzuat çerçevesinde, farklı terapötik alanlarda bilimsel paylaşım, eğitim ve ortak çalışmalar desteklenerek klinik araştırma süreçlerinin daha etkin, kaliteli ve sürdürülebilir şekilde yürütülmesine katkı sağlanması amaçlanıyor. Aynı zamanda hasta erişimini artırmaya ve toplum sağlığının geliştirilmesine katkı sunacak ortak bilimsel projelerin desteklenmesi de iş birliğinin hedefleri arasında yer alıyor.Klinik araştırmalar ve yerel üretimle küresel hedeflere katkıPfizer Türkiye Ülke Başkanı Metin Hullu, iş birliğine ilişkin:&nbsp;"Hastaların hayatını değiştiren çığır açan yenilikler misyonu ve 'bilim kazanacak' anlayışımızla, 1957'den bu yana küresel bilimsel birikimimiz ile Türkiye'nin araştırma ekosistemi arasında güçlü bir köprü kuruyoruz. Sadece 2025 yılında ilaçlarımız ve aşılarımızla dünya genelinde 448 milyondan fazla hastaya ulaşarak bu misyonumuz doğrultusunda önemli bir ilerleme kaydettik. Türkiye'de toplam hacmimizin yaklaşık yüzde 77'sini yerel olarak üreterek hem yerli üretimi destekliyor hem de ülkemizin ileri teknoloji üretim kapasitesine katkı sağlıyoruz. Amacımız, Türkiye'nin küresel bilim ve bilgi ekosistemiyle bağlarını güçlendirmek ve bilimsel birikimini uluslararası alanda daha görünür kılmak. Sağlığın ekonomik kalkınma ve sürdürülebilir bir gelecek için temel bir unsur olduğuna inanıyoruz. Yenilikçi ve bilim temelli çözümlerin ekonomik, sosyal ve çevresel alanlarda önemli katkılar sağlayacağına inanıyor, bu alandaki çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Klinik araştırmaların ülkeler için stratejik bir alan olduğunu ve çok uluslu çalışmalara katılımın önemli fırsatlar sunduğunu düşünüyoruz. Sağlık alanında kamu paydaşlarıyla iş birliği içinde çalışmaya devam edeceğiz. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi ile hayata geçirilen bu iş birliğini son derece değerli buluyor, katkıları ve iş birliği için Ankara Bilkent Şehir Hastanesi'ne teşekkür ediyoruz" dedi.&nbsp;Klinik araştırmalarda güçlü deneyim, yatırım ve Türkiye'nin potansiyeliPfizer Klinik Araştırmalar Türkiye, Rusya, Kuzey Afrika ve Orta Doğu Klinik Araştırmalar Bölge Kıdemli Direktörü Dr. Gökhan Duman:&nbsp;"Klinik araştırmalar, hastaların yenilikçi tedavilere erişimini sağlarken aynı zamanda Türkiye'de bilimsel araştırma ortamının gelişmesine ve araştırmacıların küresel Ar-Ge süreçlerinde daha etkin rol almasına önemli katkı sunuyor. Küresel ilaç Ar-Ge yatırımlarının ağırlıklı olarak ABD ve Avrupa'da yoğunlaştığı bir ortamda, Türkiye'nin endüstri sponsorlu aktif klinik araştırma sayısında dünyada ilk 20 ülke arasında yer alması ve son yıllarda kaydettiği hızlı yükseliş, ülkemizin bu alandaki güçlü potansiyelini açıkça ortaya koyuyor. Pfizer Türkiye olarak 2025 yılında klinik araştırmalara yönelik yatırımlarımız 1,7 milyar TL seviyesine ulaştı. Türkiye'de ilaç Ar Ge'sinin gelişimini ve yüksek kalite standartlarında klinik araştırmalar yürütülmesini desteklemek amacıyla, 2000 yılından bu yana farklı illerde üniversiteler ve akademisyenlerle iş birliği içinde, T.C. Sağlık Bakanlığı onayıyla 39 eğitim programı hayata geçirdik ve 3.500'ün üzerinde araştırmacıya klinik araştırma eğitimi sunduk. Önümüzdeki dönemde de Türkiye'de bilimsel araştırma ortamının güçlenmesine ve yüksek nitelikli klinik araştırmaların sürdürülmesine katkı sağlamaya devam edeceğiz.&nbsp;Ankara Bilkent Şehir Hastanesi ile hayata geçirdiğimiz bu iş birliğini son derece değerli buluyor; yenilikçi yaklaşımları ve uluslararası ölçekte değer yaratan çalışmalarıyla öne çıkan bu güçlü kurumla birlikte, bilimsel gelişime katkı sunmayı ve hastalar için daha iyi çözümler üretmeyi kararlılıkla sürdürüyoruz" diye belirtti.Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Koordinatör Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Köş: "Türkiye, sahip olduğu güçlü sağlık altyapısı, geniş hasta erişimi ve klinik araştırmalardaki artan başarısıyla önemli bir potansiyele sahip. Özellikle pandemi döneminde ortaya koyduğumuz başarı hem sağlık sistemimizin kapasitesini hem de insan kaynağımızın özverisini net şekilde gösterdi. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi olarak yaklaşık 1,2 milyon metrekarelik alanımız, 4.100 yatak kapasitemiz, 20 bine yakın çalışanımız ve günlük on binlerce hasta başvurumuzla Türkiye'nin en büyük sağlık merkezlerinden biri olarak hizmet veriyoruz. Bu güçlü altyapının, klinik araştırmalar alanında da önemli fırsatlar sunduğuna inanıyoruz. Hastalarımızın yenilikçi tedavilere erişimini desteklemek, araştırma süreçlerini kolaylaştırmak ve bu alanda çalışmak isteyen tüm paydaşlara gerekli desteği sağlamak önceliklerimiz arasında yer alıyor. Bu iş birliğinin hem ülkemiz hem de hastalarımız adına değerli sonuçlar doğuracağına inanıyor, emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz" dedi.Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji İdari ve Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Mehmet Ali Nahit Şendur: "Bu iş birliği toplantısıyla bir kez daha gördük ki klinik araştırmalarda güçlü iş birlikleri, hastalar için önemli fırsatlar yaratıyor. Türkiye, son yıllarda klinik araştırmalar alanında artan başarısıyla öne çıkarken, Ankara Bilkent Şehir Hastanesi de açıldığı ilk günden bu yana hem altyapısı hem de süreçlerde sağladığı kolaylıklarla bu alanda öncü bir rol üstleniyor. Pfizer Türkiye ve Ankara Bilkent Şehir Hastanesi arasındaki bu iş birliği sayesinde hastaların yenilikçi tedavilere daha erken erişebilmesi adına önemli bir adım atıyoruz. Özellikle onkoloji başta olmak üzere birçok terapötik alanda klinik araştırmaların, hastalara daha konforlu ve yenilikçi tedavi seçenekleri sunduğunu görüyoruz. Çünkü biliyoruz ki bir ilacın ruhsat almasının ardından hastaların o tedaviye erişmesi yıllar sürebiliyor. Klinik araştırmalar ise hastalara bu fırsatlara çok daha erken ulaşabilme imkânı sağlıyor. Amacımız, hekimlerle birlikte hastaların en yeni tedavi seçeneklerine daha hızlı erişebilmesine katkı sunmak" dedi.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 14 May 2026 02:00:23 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Abdi İbrahim'de üst düzey atama]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahimde-ust-duzey-atama-2270/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahimde-ust-duzey-atama-2270/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_708BEA-0ACCBB-0BF54F-3EFB2B-65CE1F-507F84.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />114 yıldır hayatı iyileştirme vizyonuyla faaliyet gösteren Abdi İbrahim, uluslararası pazarlardaki varlığını güçlendirme ve büyüme fırsatlarını değerlendirme hedefleri doğrultusunda organizasyon yapısını deneyimli liderlerle güçlendirmeye devam ediyor. Bu kapsamda Burak Şen,&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_708BEA-0ACCBB-0BF54F-3EFB2B-65CE1F-507F84.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />114 yıldır hayatı iyileştirme vizyonuyla faaliyet gösteren Abdi İbrahim, uluslararası pazarlardaki varlığını güçlendirme ve büyüme fırsatlarını değerlendirme hedefleri doğrultusunda organizasyon yapısını deneyimli liderlerle güçlendirmeye devam ediyor. Bu kapsamda Burak Şen, Abdi İbrahim Uluslararası Pazarlar Pazarlama Direktörü olarak göreve başladı.İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği Bölümü'nden mezun olan Burak Şen, yüksek lisans eğitimini Almanya'da Erlangen-Nürnberg Üniversitesi'nde Uluslararası İşletme alanında tamamladı. Kariyerine Abdi İbrahim'de Ürün Yönetici Adayı olarak başlayan Şen, son olarak Kıdemli Ürün Müdürü olarak görev yaptı. Yaklaşık 7 yıl boyunca Abdi İbrahim'de görev aldıktan sonra Burak Şen, Eli Lilly and Company'de 10 yıl süresince sırasıyla Kıdemli Marka Müdürü, Satış Müdürü, Satış ve Pazarlama Müdürü, Güney Afrika Pazarlama Müdürü ve Türkiye Kıdemli Pazarlama Müdürü görevlerinde bulundu. Son olarak aynı şirketin Yukarı Körfez Bölgesi (Kuveyt ve Katar) operasyonlarına ülke müdürü olarak liderlik ediyordu.Pazarlama, satış ve pazar erişimi alanlarında 17 yılı aşkın deneyime sahip olan Şen, kariyeri boyunca ticari operasyonlar, iş stratejisi ve fonksiyonlar arası iş birliklerinin yönetiminde aktif rol aldı. Farklı pazarlarda ekip yönetimi, operasyonel mükemmeliyet ve sürdürülebilir büyüme alanlarında deneyim kazanan Şen, Abdi İbrahim Uluslararası Pazarlar Pazarlama Direktörü olarak yeni görevinde şirketin yurt dışındaki pazarlama stratejilerinin geliştirilmesi, ticari büyüme hedeflerinin desteklenmesi ve organizasyon yapısının güçlendirilmesinden sorumlu olacak.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 13 May 2026 11:10:38 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hantavirüslü gemideki 3 Türk ülkeye getirilecek]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/hantaviruslu-gemideki-3-turk-ulkeye-getirilecek-4680/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/hantaviruslu-gemideki-3-turk-ulkeye-getirilecek-4680/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_4043CD-6CE2CE-ED5652-046F7A-223EAA-0F56E5.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Hantavirüs vakası görülen gemideki 3 Türk vatandaşı yarın Türkiye&#39;ye getirilecek.Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:Uluslararası bir seyahat gemisinde bulunan ve sağlık durumları yakından takip edilen 3 vatandaşımız yarın ülkemize getirilecektir.&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_4043CD-6CE2CE-ED5652-046F7A-223EAA-0F56E5.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Hantavirüs vakası görülen gemideki 3 Türk vatandaşı yarın Türkiye&#39;ye getirilecek.Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:Uluslararası bir seyahat gemisinde bulunan ve sağlık durumları yakından takip edilen 3 vatandaşımız yarın ülkemize getirilecektir. İlgili uluslararası otoritelerle koordinasyon içinde yürütülen takip sürecinde, vatandaşlarımızda herhangi bir semptom ve hastalık bulgusu olmadığı bildirilmiştir. Ülkemize ulaştıkları andan itibaren, karantinaya alınacak ve sağlık süreçleri Bakanlığımızca titizlikle yürütülecektir.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sun, 10 May 2026 11:21:47 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Nobel İlaçta üst düzey atama]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/nobel-ilacta-ust-duzey-atama-4213/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/nobel-ilacta-ust-duzey-atama-4213/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_399D53-38BE7C-169056-D79978-2AFC82-B9AFAB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Farklı sektörlerde kazandığı deneyimiyle İlker Özer, Nobel İlaç'ın teknoloji temelli inovasyon yaklaşımına paralel olarak dijital dönüşüm stratejilerinin geliştirilmesi ve uygulanmasına liderlik edecek.Dijital dönüşüm ve veri odaklı organizasyon yapılarının kurulması ve yönetilmesi&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_399D53-38BE7C-169056-D79978-2AFC82-B9AFAB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Farklı sektörlerde kazandığı deneyimiyle İlker Özer, Nobel İlaç'ın teknoloji temelli inovasyon yaklaşımına paralel olarak dijital dönüşüm stratejilerinin geliştirilmesi ve uygulanmasına liderlik edecek.Dijital dönüşüm ve veri odaklı organizasyon yapılarının kurulması ve yönetilmesi konusunda 20 yılı aşkın deneyime sahip olan İlker Özer; teknolojiyi iş hedeflerine entegre eden yaklaşımı sayesinde kurumların sürdürülebilir büyüme yolculuklarına katkı sağlamış, Pulcra Chemicals Group, Tadım Gıda, DB Schenker-Arkas, Samsung Electronics, BSH Ev Aletleri ve Veripark gibi ulusal ve uluslararası ölçekte faaliyet gösteren şirketlerde üst düzey görevler üstlenmiştir.&nbsp;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Sat, 09 May 2026 10:26:24 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Abdi İbrahim'de üst düzey atama]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahimde-ust-duzey-atama-2356/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahimde-ust-duzey-atama-2356/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5EA488-D32AB1-632BD2-370181-DF1E49-AFDAC9.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Türk ilaç sektöründe 24 yıldır kesintisiz liderliğini sürdüren Abdi İbrahim, bu güçlü konumunu uluslararası pazarlarda da istikrarlı şekilde devam ettiriyor. Türkiye dışında 19 ülkede kendi organizasyonel yapılanmasıyla faaliyet gösteren şirket, Avrupa Birliği ülkelerinden&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5EA488-D32AB1-632BD2-370181-DF1E49-AFDAC9.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Türk ilaç sektöründe 24 yıldır kesintisiz liderliğini sürdüren Abdi İbrahim, bu güçlü konumunu uluslararası pazarlarda da istikrarlı şekilde devam ettiriyor. Türkiye dışında 19 ülkede kendi organizasyonel yapılanmasıyla faaliyet gösteren şirket, Avrupa Birliği ülkelerinden Kanada'ya, Kuzey Afrika'dan Asya ve Orta Doğu'ya uzanan geniş bir coğrafyada 70'ten fazla ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. Bu doğrultuda şirket, uluslararası pazarlardaki büyümesini destekleyecek iki üst düzey atama gerçekleştirdi.Natasha Poposka: Abdi İbrahim Kuzey Makedonya Ülke MüdürüEczacılık lisans eğitimini Ss. Cyril ve Methodius Üniversitesi'nde tamamlayan Poposka, işletme alanında yüksek lisans derecesine sahip. Kariyerine GlaxoSmithKline'da başlayan Poposka, burada Satış Müdürü ve Terapötik Alan Lideri olarak görev aldı. Ardından Sandoz'da Reçeteli Ürünler İş Birimi Başkanı, Pazarlama &amp; Portföy Müdürü ve İş Geliştirme Müdürü olarak; Makedonya, Arnavutluk ve Kosova'dan sorumlu rollerde yer aldı. Daha sonra Jaka Nova'da Makedonya Pazarlama ve Satış Direktörü olarak görev yapan Poposka, son olarak Septima Skopje'de Ticaret Direktörü olarak çalışıyordu. Natasha Poposka, Nisan itibarıyla Abdi İbrahim Kuzey Makedonya organizasyonunda Ülke Müdürü olarak göreve başladı. Bu atamayla Abdi İbrahim, yeni operasyonel yapılanmasını hayata geçirdiği Kuzey Makedonya pazarında faaliyetlerine başlarken, Balkanlar'daki varlığını ve etkinliğini daha da güçlendirmeyi hedefliyor.Wael Okasha: Birleşik Arap Emirlikleri Ülke MüdürüHelwan Üniversitesi Ticaret Bilimleri Bölümü mezunu olan Okasha, kariyerine iş geliştirme ve finans alanlarında başladı. Route, Acuman ve General Motors'taki deneyimlerinin ardından Sandoz'a geçti. Sandoz bünyesinde sırasıyla Mısır İş Planlama ve Analiz Müdürü, MENA Bölgesi İş Planlama ve Analiz Müdürü, Orta Doğu Mali İşler Direktörü (CFO) ve BAE &amp; Kuveyt İş Birimi Başkanı olarak çalıştı. Son olarak PromoPharma'da Dubai &amp; BAE Genel Müdürü olarak çalışan Okasha, Abdi İbrahim BAE organizasyonunda Ülke Müdürü olarak görevine başladı.Her iki ülke müdürü de sorumlu oldukları pazarlarda Abdi İbrahim'in büyüme hedefleri doğrultusunda ticari faaliyetlerin geliştirilmesi ve organizasyonun güçlendirilmesinden sorumlu olacak.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 29 Apr 2026 08:59:42 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hashimoto hastalığından korunmanın 9 önemli kuralı]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/hashimoto-hastaligindan-korunmanin-9-onemli-kurali-913/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/hashimoto-hastaligindan-korunmanin-9-onemli-kurali-913/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_E60350-58E3B5-AA2795-04CD3B-DF23E8-9D20B1.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Hashimoto tiroiditi, uzun süre belirti vermeden ilerlediği için hastalar yaşamlarının uzun bölümünde bu hastalıkla yaşamak zorunda kalabiliyor. Sinsi bir şekilde ilerlediği için genellikle tiroid tembelliği olarak bilinen hipotiroidiye yol açabiliyor. Toplumda oldukça yaygın görülen&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_E60350-58E3B5-AA2795-04CD3B-DF23E8-9D20B1.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Hashimoto tiroiditi, uzun süre belirti vermeden ilerlediği için hastalar yaşamlarının uzun bölümünde bu hastalıkla yaşamak zorunda kalabiliyor. Sinsi bir şekilde ilerlediği için genellikle tiroid tembelliği olarak bilinen hipotiroidiye yol açabiliyor. Toplumda oldukça yaygın görülen ve tiroid hastalıklarının başında gelen Hashimoto tiroiti (kronik otoimmün tiroidit) farkındalık eksikliği nedeniyle geç tanı alan hastalıkların başında geliyor. Bu nedenle erken tanı için farkındalık büyük önem taşıyor. Memorial Bodrum Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü'nden Prof. Dr. İbrahim Şahin, Hashimoto hastalığı hakkında önemli bilgiler verdi.Halsizlik, yorgunluk ve üşüme bu hastalığın belirtisi olabilirBağışıklık sistemi tarafından üretilen ve en önemlisi Anti-TPO olan antikorlar, tiroid bezini yabancı olarak algılar ve hasara uğratır. Bu süreçte tiroid hücreleri zamanla zarar görür, bez küçülür ve fonksiyon kaybı gelişir. Hastalık genellikle yavaş ve sinsi ilerler. Erken dönemde belirtiler hafif olabilir ve başka hastalıklarla karıştırılabilen hastalığın en sık görülen belirtileri şunlardır:&nbsp;•	Halsizlik ve yorgunluk•	Üşüme•	Kilo alma•	Kabızlık•	Saç dökülmesi•	Cilt kuruluğu•	Konsantrasyon güçlüğü&nbsp;•	Motivasyon düşüklüğüHashimoto tiroiditi, ilerleyen dönemlerde şu belirtilerle kendisini gösterebilir:&nbsp;•	Ses kalınlaşması•	Yüzde şişlik•	Adet düzensizliği•	Nabızda yavaşlama•	Kaş dökülmesi•	Nedensiz kilo artışı ve halsizlik•	Depresif ruh hali•	Adet düzensizliği veya kısırlık•	Ailede tiroid hastalığı öyküsüErken teşhis kalp damar hastalığı riskini de azaltabiliyorErken teşhis, Hashimoto hastalığının yönetiminde kritik bir rol oynar. Zamanında tanı konulduğunda hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir ve hipotiroidi gelişmeden hasta düzenli olarak izlenebilir. Ayrıca erken müdahale ile kalp ve damar hastalıkları riski azaltılabilir, metabolizma ve üreme sağlığı korunabilir. Özellikle gebelik planlayan ya da gebe olan kadınlarda erken teşhis, hem anne hem de bebek sağlığı açısından önemli avantajlar sağlarHastaya özel tedavi ömür boyu sürebilirHashimoto hastalığında tedavisi eksik olan tiroid hormonunun yerine konmasına dayanır. Bu tedavi kişiye özel olarak planlanır ve çoğu hastada uzun süreli, genellikle ömür boyu devam eder. Vitamin ve mineral kullanımı ise her hasta için rutin olarak önerilmez. Ancak eksiklik saptanması durumunda D vitamini, B12, selenyum, çinko ve demir gibi destekler mutlaka doktor kontrolünde kullanılmalıdır. Genel olarak Hashimoto hastalığı, erken tanı ve düzenli takip ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Uygun tedavi ve sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde hastaların yaşam kalitesi korunabilir.Sebze ağırlıklı beslenmek Hashimoto tiroidi riskini azaltırHashimoto tiroiditi hastalığı uzman doktor kontrolünde yaşam değişikleriyle kontrol altına alınabilir. Glutensiz diyet yaklaşımı her hastada gerekli olmayabilir. Çölyak hastalığı varsa uygulanmalıdır. Bazı hastalarda gluten duyarlılığı bulunabilir. Hastalıktan korunmak için bu öneriler etkili olabilmektedir:&nbsp;1.	Sebze ağırlıklı beslenmek2.	Yeterli protein ve sağlıklı yağ tüketmek3.	İşlenmiş gıdalardan kaçınmak4.	Aşırı iyot tüketiminden uzak durmak5.	Şeker ve rafine karbonhidratları azaltmak6.	Tütün ve ürünlerini kullanmamak7.	Stres yönetimine dikkat etmek&nbsp;8.	Düzenli uyku alışkanlığı oluşturmak9.	Gereksiz takviyelerden kaçınılmak]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 28 Apr 2026 09:04:17 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[65 yaş üstü için aşılar hayati önem taşıyor]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/65-yas-ustu-icin-asilar-hayati-onem-tasiyor-9335/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/65-yas-ustu-icin-asilar-hayati-onem-tasiyor-9335/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B63A73-A6244E-D57005-E72681-FBDE55-F540E2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Yaşamın bazı dönemleri enfeksiyonlar açısından daha yüksek risk taşır. Özellikle ileri yaşta, "kırılgan" olarak tanımlanan; yani çoklu hastalıkları bulunan ve genel sağlık durumu daha hassas olan bireylerin bağışıklık sistemi daha zayıf çalışır. Yaşlanma süreciyle birlikte&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B63A73-A6244E-D57005-E72681-FBDE55-F540E2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Yaşamın bazı dönemleri enfeksiyonlar açısından daha yüksek risk taşır. Özellikle ileri yaşta, "kırılgan" olarak tanımlanan; yani çoklu hastalıkları bulunan ve genel sağlık durumu daha hassas olan bireylerin bağışıklık sistemi daha zayıf çalışır. Yaşlanma süreciyle birlikte ortaya çıkan bu durum, diyabet, kalp hastalıkları, KOAH ve kalp yetmezliği gibi kronik hastalıkların da etkisiyle enfeksiyonların daha sık ve ağır seyretmesine de neden olur.&nbsp;&nbsp;Aşıların bir kısmı ömür boyu koruyuculuk sağlamadığı için, özellikle 65 yaş sonrasında belirli aşıların düzenli aralıklarla tekrarlanması büyük önem taşır.65 yaş sonrasında yılda en az bir kez geriatri değerlendirmesi öneriliyor&nbsp;&nbsp;Akademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, geriatrinin yalnızca hastalıkları değil, bireyin genel sağlık durumu ve yaşam kalitesini bütüncül olarak ele aldığını belirterek şunları söyledi: "65 yaş sonrasında demans (bunama), depresyon, osteoporoz (kemik erimesi), idrar kaçırma, malnütrisyon (yetersiz beslenme) ve sarkopeni (kas kaybı) gibi sağlık sorunlarının görülme sıklığı artmaktadır. Bu sorunlar yaşlanmanın doğal bir parçası olarak kabul edildiği için dile getirilemeyebilir. Bu nedenle hiçbir şikâyeti olmasa bile her yaşlı bireyin yılda en az bir kez geriatri değerlendirmesinden geçmesini öneriyoruz. Bu yaklaşım hem geriatrik sendromların erken dönemde fark edilmesini hem de koruyucu hekimlik uygulamalarının hayata geçirilmesini sağlar. Örneğin kemik erimesi (osteoporoz) taraması 65 yaş üzerindeki tüm kadınlara, 70 yaş üzerindeki tüm erkeklere önerilmektedir. Bunun yanında aşılar ve kanser taramaları gibi koruyucu sağlık uygulamaları da sağlıklı yaşlanmanın vazgeçilmez bir parçasıdır" diye konuştu.&nbsp;Yaşlanan nüfusta aşılamanın önemi artıyor"Aşılar, hastalıkları ortaya çıkmadan önleyerek bireysel ve toplumsal sağlığın korunmasında hayati bir rol oynar. Türkiye, aşılama alanında önemli başarılar elde etmiş bir ülke olup, toplumsal bağışıklama sayesinde birçok hastalığın görülme sıklığı da belirgin şekilde azalmıştır. Ayrıca aşılar, tedavi maliyetlerini önleyerek sağlık sistemine ekonomik katkı sağlar" diye belirten Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, sözlerine şöyle devam etti: "Ben bir geriatri uzmanı olarak özellikle yaşlı nüfusa vurgu yapmak isterim. Aşılar çoğunlukla çocukluk dönemiyle ilişkilendirilse de aslında her yaş grubunda koruyucu sağlık açısından son derece önemli bir yere sahiptir. Özellikle yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte geriatrik grupta aşılama çok daha kritik hale gelmiştir."Aşılar yaşlılıkta sadece enfeksiyonu değil, komplikasyonları da önlerYaşla birlikte bağışıklık sisteminde doğal bir zayıflama meydana geldiğini belirten Halil, diyabet, kalp hastalıkları ve KOAH gibi kronik hastalıkların da enfeksiyon riskini artırdığını ifade etti. Aşılar, hastalıkları tamamen engellemese bile çok daha hafif geçirilmesini sağlar. Örneğin zatürre aşısı yapılmamış bir yaşlı bireyde enfeksiyon ağır seyredebilir, hastaneye yatış ve yoğun bakım ihtiyacı doğabilir. Aşılanan bireylerde ise hastalık çoğu zaman daha hafif klinik tabloyla atlatılabilmektedir. Ayrıca enfeksiyonlara bağlı hastane yatışlarının yalnızca akut hastalıkla sınırlı kalmadığını belirten Akademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Meltem Gülhan, uzun süreli hareketsizliğin kas kaybı, düşme ve bağımlılık riskini artırdığına dikkat çekti.Solunum yolu enfeksiyonları ileri yaşta daha ağır seyrediyorBazı aşıların yılın her döneminde yapılabildiğini, ancak özellikle solunum yolu viral enfeksiyonları açısından belirli riskli dönemler bulunduğunu belirten Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, aşılama zamanlamasının önemine dikkat çekti: "İleri yaş grubunda influenza (grip), RSV ve pnömokok gibi etkenler ciddi solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabilir. İnfluenza ve RSV enfeksiyonları özellikle sonbahar aylarından itibaren artar, kış mevsiminde ise en yüksek seviyeye ulaşır. Bu nedenle bu dönemler, özellikle riskli gruplarda aşılama açısından kritik önem taşır. Buna karşılık tetanos, zona, hepatit ve pnömokok gibi bazı aşılar mevsimden bağımsız olarak yılın herhangi bir döneminde uygulanabilmektedir."&nbsp;İleri yaş grubunda solunum yolu enfeksiyonlarının viral ve bakteriyel olarak iki ana grupta değerlendirilebileceğini ifade eden Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, "Viral enfeksiyonlar arasında influenza, RSV ve kısmen devam eden COVID-19 enfeksiyonlarını sayabiliriz. Ancak özellikle influenza ve RSV, ileri yaşta en sık ve en önemli solunum yolu viral enfeksiyonları olarak öne çıkmaktadır" dedi.Bakteriyel enfeksiyonlar açısından en önemli etkenin pnömokok bakterisi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, "Pnömokok, yaşlı bireylerde zatürreye en sık neden olan bakterilerden biridir. Bazı durumlarda enfeksiyon akciğerle sınırlı kalmayıp kana karışarak tüm vücuda yayılabilir. Bu durum 'invaziv pnömokok hastalığı' olarak tanımlanır ve ileri yaşta daha sık görülür. Özellikle kırılgan yaşlı olarak tanımladığımız; çoklu hastalığı olan, beslenme durumu bozulmuş, kas kaybı gelişmiş ve bakım ihtiyacı artmış bireylerde bu enfeksiyonlar çok daha ağır seyretmektedir" ifadelerini kullandı.Bu hasta grubunda enfeksiyonların yalnızca daha ağır seyretmediğini; hastane yatış, yoğun bakım ihtiyacı ve solunum desteği gereksiniminin de belirgin şekilde arttığını söyleyen Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, yaşlanmayla birlikte bağışıklık sisteminde doğal bir zayıflama olduğunu hatırlatarak diyabet, KOAH, astım ve kalp yetmezliği gibi kronik hastalıkların tabloyu daha da ağırlaştırdığını vurguladı.RSV ve pnömokok ileri yaşta ciddi risk oluşturuyorProf. Dr. Meltem Gülhan Halil, solunum yolu enfeksiyonlarına ilişkin verileri de paylaşarak RSV enfeksiyonlarında ileri yaş yetişkinlerde semptomatik hastalık oranının yüzde 3–7 arasında değiştiğini, bu hastaların yaklaşık üçte birinin tıbbi tedavi gerektirdiğini ifade etti ve ekledi: "Tedavi edilenlerin yaklaşık yüzde 10'u hastaneye yatırılıyor, hastaneye yatan hastalarda ise yüzde 10–15 oranında yoğun bakım ihtiyacı gelişiyor, mortalite (ölüm oranı) ise yaklaşık yüzde 5 düzeyinde seyrediyor."&nbsp;Pnömokok enfeksiyonlarının da benzer şekilde ağır seyredebileceğini belirten Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, TÜİK 2024 verilerine göre solunum sistemi hastalıklarının ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer aldığını, pnömoninin ise tek başına yaklaşık 40 bin ölümle önemli bir yük oluşturduğunu söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü: "Viral enfeksiyonlar zaman zaman bakteriyel enfeksiyonlarla komplike hale gelebiliyor. Bu durum yaşlı hastalarda daha sık görülüyor. Özellikle diyabet, KOAH ve kalp hastalıkları gibi kronik hastalıklar bağışıklık sistemini farklı mekanizmalarla etkilediği için enfeksiyon riskini artırıyor. Bu hastalıkların yaşlılıkla birlikte daha sık görülmesi, enfeksiyonlara karşı en önemli risk üçlüsünü oluşturuyor."Kafa karışıklığı, ani davranış değişiklikleri veya düşme gibi durumlara dikkat&nbsp;Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil: "İleri yaş grubunda enfeksiyonların her zaman klasik belirtilerle ortaya çıkmadığını, ateş, öksürük ve balgam gibi tipik bulguların her zaman görülmeyebildiğini vurgulayarak, bunun yerine deliryum (kafa karışıklığı), dikkat ve oryantasyon bozukluğu, bilinçte dalgalanmalar ve hatta halüsinasyonlar gibi atipik bulguların ön planda olabileceğini söyledi. Bunun yanı sıra ani düşmelerin de enfeksiyonun ilk işareti olabileceğine dikkat çekti. Bu atipik tablo nedeniyle tanı ve tedavide gecikmeler yaşanabildiğini belirten Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, hastaların sağlık kuruluşlarına başvurduğunda daha ağır klinik durumlarla karşılaşılabildiğini ifade etti. Özellikle COVID-19 döneminde yaşlı bireylerin klasik solunum yolu bulguları yerine düşme veya bilinç değişikliği gibi şikâyetlerle başvurduğunun sıkça gözlemlendiğini hatırlattı.Bu nedenle yaşlı bireylerin yakınlarının, genel durumdaki en küçük değişiklikleri bile dikkatle takip etmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Halil, kafa karışıklığı, ani davranış değişiklikleri veya düşme gibi durumların mutlaka ciddiye alınması ve tıbbi değerlendirme gerektirdiğini belirtti.Aşılama, yaşlı bireylerde ağır hastalık riskini azaltıyor"Bazen viral enfeksiyonlar tabloya tek başına başlamıyor; üzerine bakteriyel enfeksiyonlar eklenerek hastalığın seyri ağırlaşabiliyor. Bunu özellikle yaşlı hastalarda sık görüyoruz. Örneğin RSV ya da influenza (grip) geçiren bir bireyde, sonrasında ikincil bakteriyel enfeksiyon gelişmesi klinikte karşılaştığımız önemli durumlardan biridir" diye belirten Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, sözlerine şöyle devam etti: "Yaşlı hastalarda diyabet sıklığının yaklaşık yüzde 45'e ulaştığını görüyoruz. Yaklaşık her iki yaşlı bireyden birinde diyabet olduğu anlamına geliyor ve diyabet bağışıklık sistemini en çok etkileyen kronik hastalıkların başında geliyor. Bunun yanında KOAH akciğer yapısını bozarak, kalp hastalıkları ise genel sağlık durumunu etkileyerek enfeksiyonlara karşı direnci azaltıyor. Diyabet, KOAH ve kalp hastalıklarının yaşlılıkla birlikte sık görülmesi, enfeksiyonlar açısından önemli bir risk üçlüsünü oluşturuyor."Aşılamanın bu noktadaki rolüne dikkat çeken Prof. Dr. Halil, "Aşılar, bu hastalıkların ortaya çıkmasını tamamen engellemese de hastalığın çok daha hafif geçirilmesini sağlayabilir. Örneğin zatürre aşısı yapılmamış bir yaşlı bireyde enfeksiyon ağır seyrederek hastaneye yatış, hatta yoğun bakım ihtiyacı doğurabilirken; aşılı bireylerde hastalık çoğu zaman daha hafif klinik tabloyla atlatılabilmektedir" dedi.Aşılanma, 65 yaş üstünde enfeksiyonlardan korunma ve hastalığın hafif seyri açısından kritik"65 yaş üstü bireyler, tıpkı çocukluk çağındaki gibi özel bir grup olarak değerlendirilmelidir" diyen Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, bu yaş grubunda bağışıklık sisteminin zayıfladığını ve eşlik eden kronik hastalıkların arttığını belirtti. Bu nedenle enfeksiyonların daha ağır ve atipik seyredebileceğine dikkat çekerek,&nbsp; 65 yaş üstü bireylerin hem enfeksiyonlardan korunmak hem de hastalığı daha hafif atlatabilmek için düzenli olarak aşılanması gerektiğini vurguladı."Hayatın belirli dönemlerinde belirli aşıların yapılması büyük önem taşıyor. Bu nedenle bireylerin doktora başvurduklarında aşı önerilerini özellikle sormaları gerekir" diyen Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, yoğun klinik tempo nedeniyle hekimlerin zaman zaman aşılamayı gözden kaçırabileceğini, bu noktada hastanın 'Hangi aşıları yaptırmalıyım?' sorusunu sormasının önemli bir hatırlatıcı olacağını ifade etti. Özellikle huzurevi ve bakım evi gibi toplu yaşam alanlarında enfeksiyon riskinin çok daha yüksek olduğuna dikkat çekti.&nbsp;Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil sözlerini şöyle tamamladı: "65 yaş üstü bireylerin, hekimlerine başvurduklarında mutlaka aşılanma programı hakkında bilgi almaları ve önerilen aşıları zamanında yaptırmaları büyük önem taşımaktadır."]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 23 Apr 2026 12:06:51 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Wellcare, 'yaşamayı sevicen' yaklaşımını bir adım daha ileri taşıdı]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/wellcare-yasamayi-sevicen-yaklasimini-bir-adim-daha-ileri-tasidi-8227/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/wellcare-yasamayi-sevicen-yaklasimini-bir-adim-daha-ileri-tasidi-8227/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_98316D-71DECC-F88BAB-B0EDA9-FBDC80-5658BE.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Sağlık anlayışının hızla dönüşüm geçirdiği bir dönemde, iyi yaşam kavramı da yeniden tanımlanıyor. Artık yalnızca hastalık anında devreye giren çözümler değil; yaşam kalitesini sürekli destekleyen, günlük rutine uyum sağlayan ve bireyin kendini iyi hissetmesine katkı&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_98316D-71DECC-F88BAB-B0EDA9-FBDC80-5658BE.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Sağlık anlayışının hızla dönüşüm geçirdiği bir dönemde, iyi yaşam kavramı da yeniden tanımlanıyor. Artık yalnızca hastalık anında devreye giren çözümler değil; yaşam kalitesini sürekli destekleyen, günlük rutine uyum sağlayan ve bireyin kendini iyi hissetmesine katkı sunan yaklaşımlar öne çıkıyor. Bu dönüşümün merkezinde yer alan Wellcare, yeni bakış açısını üç farklı ve inovatif ürünü olan Wellcare Seramid Kompleks, Wellcare Bromelain Trio ve Wellcare NeuroGo üzerinden somutlaştırdı.Sağlıkta odak değişiyor: Tedaviden yaşam yönetimineSwissotel The Bosphorus İstanbul'da gerçekleştirilen lansmanda Wellcare'in üç yeni inovatif ürünü olan Wellcare Seramid Kompleks, Wellcare Bromelain Trio ve Wellcare NeuroGo tanıtılırken yapılan değerlendirmelerde, sağlık sistemlerinin giderek daha proaktif bir yapıya evrildiği vurgulandı. Koruyucu sağlık yaklaşımı, erken müdahale ve yaşam kalitesinin sürdürülebilir şekilde desteklenmesi, sektörün temel başlıkları arasında yer alıyor.İLKO İlaç Genel Müdürü Hatice Öncel, bu dönüşümün yalnızca bir trend değil, sağlık ekosisteminin yeni normali olduğunu belirterek, şirketin faaliyetlerini konvansiyonel ilaç, biyoteknoloji ve tüketici sağlığı olmak üzere üç ana eksende yapılandırdığını ifade etti. Lansmanın açılış konuşmasını yapan Öncel, sözlerini şöyle sürdürdü:"Wellcare markamız altındaki çalışmalarımızı farklı kılan en önemli unsur arkasındaki güçlü ilaç kültürü ve farmasötik bilgi birikimidir. Biz ürünlerimizi yalnızca bir tüketici ürünü yaklaşımıyla değil, farmasötik teknoloji, bilimsel veri ve ilaç Ar-Ge perspektifiyle geliştiriyoruz. Bugün lansmanını gerçekleştirdiğimiz üç yeni ürünümüz tam olarak bu yaklaşımın bir sonucu olarak ortaya çıktı. Bilimsel temele dayanan, sağlıklı yaşamı destekleyen ve gerçekten fark yaratmayı hedefleyen ürünler. Önümüzdeki dönemde de sağlıklı yaşam ve longevity alanındaki çalışmalarımızı daha ileri taşıyarak katma değerli ve yenilikçi ürünleri kullanıma sunmaya devam edeceğiz. Bu alanda çok daha iddialı olacağımızı özellikle ifade etmek isterim."İyi yaşam artık gündelik hayatın bir parçasıLansmanın moderatörlüğünü üstlenen Oylum Talu ise konuşmasında, sağlığın artık "ihtiyaç anına" sıkışan bir kavram olmadığını, günlük hayatın akışı içinde sürekli desteklenmesi gereken bir denge haline geldiğini vurguladı. Tüketici davranışlarının da bu yönde değiştiğini belirten Talu,&nbsp;'Kullanıcılar artık yalnızca ürünün ne işe yaradığını değil, yaşamlarına nasıl dokunduğunu ve kendilerinde nasıl bir karşılık bulduğunu sorguluyor' dedi.&nbsp;Güzellik anlayışı içeriden destekleniyorEtkinliğin ilk bölümünde tanıtılan Wellcare Seramid Kompleks; saç, cilt ve tırnak sağlığını tek bir yapı altında ele alan formülüyle öne çıktı. Seramid, silisyum, resveratrol, çinko, bakır, biyotin gibi çeşitli vitamin-mineral bileşenlerini bir araya getiren ürün, normal saç, tırnak ve cilt fonksiyonlarını destekleyen yaklaşımıyla dikkat çekti. Ecz. Ece Bayram Çayırlı, son dönemde kombine ve bilimsel olarak desteklenmiş formüllere sahip ürünlerin daha fazla tercih edildiğini belirtti.Metabolizma ve yaşam temposu arasındaki dengeGünümüz yaşam tarzının getirdiği yoğunluk, beslenme alışkanlıkları ve stres faktörleri, metabolizma üzerinde doğrudan etkili oluyor. Bu noktada tanıtılan Wellcare Bromelain Trio, fonksiyonel içerik yaklaşımıyla öne çıkan ürünlerden biri olarak konumlandı. Metabolizma ve hücresel dengeye yönelik değerlendirmelerde bulunan Dr. Dyt. Çağatay Demir, bu tür içeriklerin günlük yaşam temposuna uyum sağlayan destekler sunduğunu ifade etti. Bromelain, kuersetin ve krom içeriğiyle dikkat çeken ürünün, pratik bir kullanım avantajı sağladığı aktarıldı.Dikkate değer yeni ürün: NeuroGoEtkinliğin son bölümünde tanıtılan Wellcare NeuroGo ise sinir sisteminin normal işleyişine destek olmayı hedefliyor.&nbsp; Sitikolin, Fosfatidilserin, Magnezyum L- Treonat, Gingko Biloba Ekstresi, Vitamin B6, Vitamin B12 içeren ve tablet form olarak sunulan ürünün farklı kullanım alışkanlıklarına hitap ettiği aktarıldı. Dr. Melek Vuslat Özdoğan, günümüzde dikkat süresinin kısalması ve zihinsel yükün artmasının, bu alandaki destekleri daha görünür hale getirdiğini ifade etti.Tek başına değil, bütün olarak sağlıkLansman boyunca yapılan sunumlar, sağlığın artık parçalı değil bütünsel bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini ortaya koydu. Cilt sağlığı, metabolizma, enerji ve sinir sistemi gibi farklı başlıkların aslında aynı bütünün parçaları olduğu vurgulandı. Wellcare'in yeni ürünlerinin de bu bütünsel bakış açısıyla geliştirildiği belirtilirken, markanın önümüzdeki dönemde günlük yaşamla uyumlu, bilimsel temelli çözümler sunmaya devam edeceği ifade edildi.&nbsp;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 21 Apr 2026 02:38:11 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sandoz İhracat Şampiyonları Listesinde üçüncü sırada]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/sandoz-ihracat-sampiyonlari-listesinde-ucuncu-sirada-7643/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/sandoz-ihracat-sampiyonlari-listesinde-ucuncu-sirada-7643/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_F531EA-9E12E0-D1A216-6C5C16-57D06B-40F1EC.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği'nin (İKMİB) 2025 yılı İKMİB İhracatın Yıldızları Ödül Töreni, Hilton Mall of İstanbul Convention Center'da gerçekleşti. 2025 yılı rakamlarına göre ilaç kategorisinde Sandoz Türkiye bu yıl 110 milyon doların üzerindeki&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_F531EA-9E12E0-D1A216-6C5C16-57D06B-40F1EC.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği'nin (İKMİB) 2025 yılı İKMİB İhracatın Yıldızları Ödül Töreni, Hilton Mall of İstanbul Convention Center'da gerçekleşti. 2025 yılı rakamlarına göre ilaç kategorisinde Sandoz Türkiye bu yıl 110 milyon doların üzerindeki ihracat rakamıyla üçüncü sırada yer aldı.&nbsp; &nbsp;Sandoz META Bölgesi ve Türkiye Ülke Başkanı Cengiz Zaim, yaptığı açıklamada şunları söyledi: "70. yılımızı kutladığımız 2025'te Türkiye'ye bağlılığımızı bu ödül ile ayrıca taçlandırmaktan mutluluk duyuyoruz" diyerek şöyle devam etti: "Uzun yıllardır yer aldığımız bu listedeki yerimizi her sene pekiştiriyoruz. Zorlu pazar koşullarına rağmen 2025 sonu ihracat rakamımız 110 milyon doların üzerine çıktı. Bu kesintisiz başarıda emeği olan tüm çalışanlarımıza teşekkür ederiz. Dünya genelindeki 18 üretim merkezi en büyük üç tesisimizden biri olarak yer alan Gebze fabrikamızda üretilen ilaçlarımız, Kanada ve İngiltere'nin de aralarında bulunduğu 60'tan fazla ülkede hastalara ulaşıyor.Şirketin yakın dönemde gerçekleştirilen son yatırımının da ABD pazarına giriş açısından kritik öneme sahip FDA onay süreciyle paralel ilerlemesi bekleniyor.Sandoz Gebze Üretim Tesisi Başkanı Didem Gelen yaptığı açıklamada, 'Gebze tesisimiz, Sandoz'un global üretim ağı içinde stratejik konumuyla ilk üç tesis içinde yer alıyor ve milyonlarca hastanın tedaviye erişimini destekliyor. Son dönemdeki 80 milyon dolarlık yatırımımızla kapasitemizi 15 milyar tablete çıkarma yolunda ilerlerken hem Türkiye'nin ihracat gücünü artırıyor hem de dünya genelinde daha fazla hastaya ulaşmayı hedefliyoruz" dedi.Küresel ölçekte erişilebilir sağlık ve sosyal etki&nbsp;Sandoz, eşdeğer ve biyobenzer ilaç alanında küresel ölçekte faaliyet gösteren öncü şirketler arasında yer alıyor. 1886 yılında İsviçre'de kurulan şirket, 2026 yılında 140. yılını kutluyor. Her yıl yaklaşık 900 milyon hastaya ulaşan Sandoz, mevcut 11 biyobenzer ürünü ve önümüzdeki yıllarda pazara vereceği 27 yeni biyobenzer ilaç adayı ile bu alanda dünyada en fazla yatırım yapan şirketi konumunda bulunuyor. 2027'yi Altın Çağının başlangıcı olarak nitelendirirken, dünyada ve Türkiye'deki etkisini 2 katına çıkartmayı hedefliyor.Şirket, küresel vizyonunu "hastaların tedaviye erişimini artırmak" mottosu etrafında şekillendirirken, sürdürülebilir sağlık sistemlerinin anahtarı olarak nitelendirdiği biyobenzer ilaçları yatırım stratejisinin odak noktasında konumluyor.&nbsp;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 21 Apr 2026 02:19:09 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Zade Vital,  DİJİSAG 2026'nın ilgi odağı oldu]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/zade-vital-dijisag-2026nin-ilgi-odagi-oldu-4183/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/zade-vital-dijisag-2026nin-ilgi-odagi-oldu-4183/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_DF38B7-B1DA43-1A70B1-634F8F-89BDE3-D6B380.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />"Geleceğe değer üretmek" mottosu ile 9 farklı sektörde faaliyet gösteren ve Halil İbrahim Bacacı'nın Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Bacacı Yatırım Holding şirketlerinden Zade Vital, İstanbul'da düzenlenen ve eczacı ile hekimlerin katıldığı DİJİSAG Kongresi'nde, Bacacı Yatırım&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_DF38B7-B1DA43-1A70B1-634F8F-89BDE3-D6B380.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />"Geleceğe değer üretmek" mottosu ile 9 farklı sektörde faaliyet gösteren ve Halil İbrahim Bacacı'nın Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Bacacı Yatırım Holding şirketlerinden Zade Vital, İstanbul'da düzenlenen ve eczacı ile hekimlerin katıldığı DİJİSAG Kongresi'nde, Bacacı Yatırım Holding Pazarlama İcra Kurulu Üyesi Pelin Erkıralp ve Zade Vital Genel Müdürü Hakan Keleş'in de katılımıyla yer aldı. Sağlık sektörüne ışık tutan bu önemli platformda Zade Vital, bilimsel yaklaşımı ve yenilikçi ürün portföyü ile dikkatleri üzerine çekti.Bilimsel yaklaşım ve kalite odağında portföyünü geliştirmeye devam ediyorZade Vital'in kongredeki standında sektör profesyonelleri ile tanıştırdığı yenilikçi ürünlerinin özellikle fonksiyonel faydaya ve Zade Vital kalite güvencesine odaklanan bilinçli bir kitleye yönelik olduğunu aktaran Bacacı Yatırım Holding Pazarlama İcra Kurulu Üyesi Pelin Erkıralp, çörek otu yağı, omega 3, koenzim Q10 ve selenyum içeren yenilikçi ürünleri Lipero'nun, portföylerinde öne çıktığını belirtirken; son dönemin trend etken maddesi Bromelain ve farklılaşan kapsül yapısıyla Ceramides'in de içerikleriyle dikkat çeken diğer lansman ürünleri arasında yer aldığını aktardı.Kongrenin bulundukları sektör açısından önemine değinen Zade Vital Genel Müdürü Hakan Keleş ise şu bilgileri verdi: "Dijisag kongresi, sağlık profesyonelleri ile doğrudan temas kurduğumuz ve sahadan güçlü içgörüler aldığımız önemli bir platform. Zade Vital olarak bilimsel yaklaşımımız ve kalite odağımızla portföyümüzü sürekli geliştirmeye, yenilikçi ürünlerle zenginleştirmeye ve bütüncül bir değer sunmaya devam edeceğiz."]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 16 Apr 2026 09:00:11 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sağlık sektöründe güç birliği]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/saglik-sektorunde-guc-birligi-2801/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/saglik-sektorunde-guc-birligi-2801/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_1EF47F-3F3F63-5C4F48-3C847D-629484-7C7ABB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Kupix Pharma olarak Es Health Pharma Kurucusu olan Eray Sonat ile el sıkışan Sayın Mutaf büyük hedeflerle yola çıktıklarını açıkladı.&nbsp;Bu güçlü iş birliği ile birlikte; sağlık ve iyi yaşam alanında yenilikçi ve iddialı ürünlerin hayata geçirilmesi planlanıyor. Sağlık&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_1EF47F-3F3F63-5C4F48-3C847D-629484-7C7ABB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Kupix Pharma olarak Es Health Pharma Kurucusu olan Eray Sonat ile el sıkışan Sayın Mutaf büyük hedeflerle yola çıktıklarını açıkladı.&nbsp;Bu güçlü iş birliği ile birlikte; sağlık ve iyi yaşam alanında yenilikçi ve iddialı ürünlerin hayata geçirilmesi planlanıyor. Sağlık sektöründe kalite ve güveni ön planda tutan ikili önümüzdeki günlerde hem Türkiye'de hem de uluslararası pazarda söz sahibi olmayı hedefliyor.&nbsp;Yeni prolejeler ile adlarından çokça söz ettirecek olan ortaklığı takviye ilaç dünyasında dengeleri değiştirmeye hazırlanıyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 14 Apr 2026 09:43:07 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Genç yetenekleri iş hayatına hazırlıyor]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/genc-yetenekleri-is-hayatina-hazirliyor-2821/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/genc-yetenekleri-is-hayatina-hazirliyor-2821/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5667D0-95AC7B-8001A2-BE5428-CB8B67-AEB9D6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Şirketten yapılan açıklamaya göre, Roche İlaç Türkiye, lisans öğrencilerine yönelik yapılandırılmış erken kariyer programı Roche Ready ile genç yeteneklerin profesyonel hayata güçlü bir başlangıç yapmasını hedefliyor.Bir yıl sürecek kapsamlı staj programı, katılımcılara&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5667D0-95AC7B-8001A2-BE5428-CB8B67-AEB9D6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Şirketten yapılan açıklamaya göre, Roche İlaç Türkiye, lisans öğrencilerine yönelik yapılandırılmış erken kariyer programı Roche Ready ile genç yeteneklerin profesyonel hayata güçlü bir başlangıç yapmasını hedefliyor.Bir yıl sürecek kapsamlı staj programı, katılımcılara gerçek iş deneyimi kazanma, öğrenme odaklı projelerde yer alma ve mentörlük desteğiyle gelişim imkanı sunuyor. Programı başarıyla tamamlayanlar ise Roche&#39;ta kariyerlerine devam etme fırsatı elde edebiliyor.&#34;Kariyer yolculuğuna Roche Ready ile başla!&#34; mottosuyla hayata geçirilen program, şirketin erken dönem yetenek yaklaşımının ilk adımını oluşturuyor.Söz konusu yapı, staj programını kapsayan Ready, yeni başlayanlara yönelik oryantasyon süreci &#34;Rise&#34; ve liderlik gelişimine odaklanan &#34;Shine&#34; programlarıyla genç yeteneklerin kariyer yolculuğunu uçtan uca destekleyen bütüncül bir gelişim modeli sunuyor.Başvuruların ardından kısa listeye kalan adaylar, Maslak Uniq ofisinde düzenlenen etkinlikte Roche kültürünü yakından tanıma ve farklı ekiplerle buluşma fırsatı bulurken, kariyer yolculuklarına yön verecek ilham verici bir deneyim yaşadı.Açıklamada görüşlerine yer verilen Roche İlaç Türkiye İnsan ve Kültür Lideri Banu Gülsün, Roche&#39;ta insan odaklı bir kültürle hareket ettiklerini ve genç yetenekleri yalnızca geleceğin profesyonelleri olarak değil, aynı zamanda geleceğin liderleri olarak konumlandırdıklarını belirtti.Gülsün, erken kariyer dönemini kişilerin potansiyelinin ortaya çıktığı ve yönünü bulduğu kritik bir eşik olarak değerlendirdiklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:&#34;Roche Ready ile öğrencilerin iş hayatıyla erken dönemde gerçek bir bağ kurmasını hedefliyoruz. Program, gerçek proje deneyimi, mentörlük ve öğrenme fırsatlarıyla gençlerin sorumluluk alabilecekleri bir gelişim alanı sunuyor. Bu süreçte adaylar, kendilerini deneyimleyebilecekleri bir ortam bulurken, program sonunda gösterdikleri performans doğrultusunda Roche&#39;ta kariyerlerine devam etme şansı yakalıyorlar. Bu deneyimin, gençlerin kendi potansiyellerini daha net görmelerine ve kariyerlerini daha bilinçli şekilde şekillendirmelerine katkı sağladığına inanıyoruz. Aynı zamanda bu yaklaşımın, sağlık ekosistemine değer katacak güçlü bir insan kaynağının yetişmesine olanak tanıyacağını düşünüyoruz.&#34;]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 14 Apr 2026 02:21:55 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Modern erkek bakımının yeni yüzü Stmnt Türkiye'de…]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/modern-erkek-bakiminin-yeni-yuzu-stmnt-turkiyede-8327/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/modern-erkek-bakiminin-yeni-yuzu-stmnt-turkiyede-8327/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_333E79-6F5C62-F8BE04-091697-E6083C-F1D644.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Marka, güçlü formülleri ve stil odaklı yaklaşımıyla erkek bakım dünyasına yeni bir yorum getiriyor. Modern berber kültürünün estetiğinden ilham alan marka, yüksek performanslı içerikleri rafine tasarım anlayışıyla buluşturarak lüks bakım ve şekillendirme deneyimini yeniden&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_333E79-6F5C62-F8BE04-091697-E6083C-F1D644.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Marka, güçlü formülleri ve stil odaklı yaklaşımıyla erkek bakım dünyasına yeni bir yorum getiriyor. Modern berber kültürünün estetiğinden ilham alan marka, yüksek performanslı içerikleri rafine tasarım anlayışıyla buluşturarak lüks bakım ve şekillendirme deneyimini yeniden tanımlıyor. Profesyonel dokunuşu günlük bakım rutinine taşıyan STMNT, stil sahibi erkekler için geliştirilen üst segment ürünleriyle dikkat çekiyor.&nbsp;Bir Üründen Fazlası: Bir Duruş&hellip;Profesyonel berberler ve stiline önem veren kullanıcılar için geliştirilen STMNT, Julius Cvesar, Staygold ve Nomad Barber gibi sektörün önde gelen üç isminin bir araya gelerek oluşturduğu yaratıcı iş birliğinin ürünü olarak dikkat çekiyor. Her biri kendi stil anlayışını yansıtan üç farklı şekillendirme koleksiyonu geliştiren bu isimler, berberlik sanatını yalnızca bir meslek değil, güçlü bir ifade biçimi olarak ele alıyor. Böylece STMNT, modern erkek stilini belirleyen trendleri ürün geliştirme sürecinin merkezine taşıyarak profesyonel bakım dünyasına özgün ve premium bir bakış kazandırıyor.&nbsp;STMNT Türkiye'de: Erkek Bakımının Standartları Yeniden Yazılıyor.STMNT, yalnızca ürün performansına değil, aynı zamanda modern erkek bakım anlayışına da odaklanıyor. Günümüzde erkek bakım rutini; stil, kişisel ifade ve yaşam tarzının bir parçası olarak öne çıkarken, profesyonel kalitede ürünlere olan talep de artıyor. Marka, bu ihtiyaca yönelik olarak geliştirilen bakım ve şekillendirme ürünleriyle erkek bakım dünyasına yeni bir alternatif sunuyor. STMNT, toplamda 12 farklı saç şekillendirme ürünü, 5 saç ve sakal bakım ürününden oluşan ürün serileri ile Nisan ayı itibarıyla Türkiye'de ilk kez, tarzına özen gösterenlerin beğenisine sunuluyor.İki Farklı Seri: Bakım ve ŞekillendirmeSTMNT ürün gamı iki ana kategoriden oluşuyor: STMNT Bakım ve STMNT Şekillendirme.Günlük Bakım Rutini İçin STMNT Bakım&hellip;Saç ve sakal bakımına yönelik geliştirilen STMNT Bakım serisi, günlük bakım rutinini destekleyen yüksek performanslı formüller içeriyor. Seri, tüm saç ve sakal tiplerine uygun olarak geliştirilen 2 farklı şampuan, saç kremi, sakal ve saç bakım yağından oluşuyor. Formüllerde kullanılan aktif kömür saç ve saç derisinin arındırılmasına yardımcı olurken, mentol içeriği ferah ve temiz bir his sunuyor.STMNT Şekillendirme Serisi İçin Dünyaca Ünlü Üç Tasarımcıdan Üç Farklı Koleksiyon&hellip;STMNT Şekillendirme serisi, modern berberliğin önde gelen üç ismi tarafından geliştirilen üç farklı şekillendirme koleksiyonundan oluşuyor. Her koleksiyon farklı stil ihtiyaçlarına yönelik ürünler içeriyor.&nbsp;Julius Cvesar Koleksiyonu, saç şekillendirmede esnek kullanım ve kişiselleştirilebilir stil yaratmaya odaklanıyor. Kremsi Hindistan cevizi ve sandal ağacı notalarının öne çıktığı kendine özgü bir kokuya sahip koleksiyon; Curl Cream, Hairspray, Matte Paste ve Shine Paste isimli şekillendirici ürünlerinden oluşuyor.Staygold Koleksiyonu, güçlü doku ve hacim yaratmaya odaklanan ürünleriyle öne çıkıyor. Narenciye ve nane notalarıyla ferah bir koku profili sunan koleksiyon; Fiber Pomad, Wax Powder, Spray Powder, Definiton Spray ürünlerini içeriyor.Nomad Barber Koleksiyonu ise dünya genelindeki berber kültürlerinden ilham alan klasik ve güçlü şekillendirme ürünlerini bir araya getiriyor. Baharat, lavanta ve odunsu notalar içeren özgün kokusuyla dikkat çeken koleksiyon; Classic Pomade, Dry Clay, Grooming Spray ve Gel ürünleriyle Türkiye'de yerini alıyor.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Thu, 09 Apr 2026 10:40:44 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yerli sağlık teknolojisi acil servislerde yoğunluğu azaltmayı hedefliyor]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yerli-saglik-teknolojisi-acil-servislerde-yogunlugu-azaltmayi-hedefliyor-5128/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/yerli-saglik-teknolojisi-acil-servislerde-yogunlugu-azaltmayi-hedefliyor-5128/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B2217C-513747-CAB018-0FF8A1-C36236-CC4DED.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />eCliniq Danışma Kurulu Üyesi ve Sabancı Üniversitesi Girişimcilik ve İş Geliştirme Müdürü Evren Değerlier, AA muhabirine yaptığı açıklamada, eCliniq&#39;le ilgili çalışmaların 2022 yılında başladığını belirterek, &#34;TÜBİTAK projesi olarak doğmuş, sonrasında yine TÜBİTAK&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B2217C-513747-CAB018-0FF8A1-C36236-CC4DED.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />eCliniq Danışma Kurulu Üyesi ve Sabancı Üniversitesi Girişimcilik ve İş Geliştirme Müdürü Evren Değerlier, AA muhabirine yaptığı açıklamada, eCliniq&#39;le ilgili çalışmaların 2022 yılında başladığını belirterek, &#34;TÜBİTAK projesi olarak doğmuş, sonrasında yine TÜBİTAK tarafından desteklenmiş bir proje. eCliniq, 3AGE Sağlık Ürünleri ve Bilişim Teknolojileri AŞ ile İstanbul Atlas Üniversitesi ve Atlas Üniversitesi Hastanesi tarafından ortak geliştirildi.&#34; diye konuştu.Platformu geliştiren ekibin içerisinde araştırmacıların, akademisyenlerin, doktorların ve mühendislerin yer aldığını anlatan Değerlier, şunları kaydetti:&#34;Platform, özellikle hastanelerde çok yoğun olan acil bölümündeki yoğunluğu almak, insanların sağlık hizmetlerine daha rahat ve daha hızlı bir şekilde ulaşabilmesi için geliştirildi. Platformda ilk etapta sizi bir yapay zeka doktor karşılıyor ve doktora temel triyaj sorularına cevap vererek probleminizi anlatıyorsunuz. Sonra yapay zeka doktor asıl doktora iletmek için kısa bir özet çıkarıyor. Ardından temel yaşamsal bulgularınız alınıyor ve tansiyon, kalp atış oranı, ateş, oksijen satürasyonu, ağırlık, BMI ölçülüyor. Bu bulgulara ve sorulara verdiğiniz cevaplara göre sizi en uygun bulduğu doktora ya cihaz üzerinden bir eşleme ile telesağlık sistemimiz çalışmaya başlıyor ya da o gün içerisinde uygun bir zamana randevunuz verilmiş oluyor.&#34;- &#34;Projenin Finlandiya açılımını da yaptık&#34;Değerlier, eCliniq ile birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yoğunluğun önüne geçilmesinin planlandığına işaret ederek, &#34;Acillerdeki yoğunluk çok ciddi. Temel triyajda dünya ortalamasına bakıldığında yüzde 65 civarında bir doğruluk payı var. Özellikle sağlık profesyonelleri birçok soru olduğu ve birçok ölçüm yapılması gerektiği için hastaların çok fazla sayıda olmasından dolayı bu işlemi çok iyi bir şekilde gerçekleştiremiyor. Yapay zeka destekli platformumuz ile bu süreci iyileştiriyoruz.&#34; dedi.Platformun hizmete girdiği İstanbul Atlas Üniversitesi&#39;nde olumlu geri bildirimler aldığını vurgulayan Değerlier, insan yoğunluğunun olduğu ve bir revire ihtiyaç duyulan her yerde bu platformun kullanılabileceğini söyledi.Değerlier, eCliniq&#39;in yurt dışında kullanımına yönelik çalışmaların da sürdüğünü belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:&#34;Finlandiya&#39;nın nüfusu yüzölçümüne göre çok düşük. Dolayısıyla doktorların her bölgeye ulaşabilmesi kolay değil. Bunu sağlayabilmek için de büyük eczaneler kurmuşlar. Eczanelerin içerisine kiosklar koyarak doktorların uzaktan eczaneler vasıtasıyla halka ulaşması sağlanacak. Projenin Finlandiya açılımını yaptık. Sonrasında Hollanda, tüm Avrupa çalışmalarımız arasında yer alıyor.&#34;- &#34;Hem hekimlerimize hem de hastalarımıza fayda sağlayan bir proje&#34;eCliniq Yapay Zeka Lideri ve İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Leyla Türker Şener de Türkiye&#39;de sağlıkta yapay zeka çalışmalarının geçmişi olduğunu belirterek, 2018&#39;den bu yana konuyla ilgili olarak birçok çalışmanın yapıldığını söyledi.Bu yıl 9 ülkeden 41 yazarla konuyla ilgili &#34;Sağlıkta Yapay Zeka&#34; isimli bir eser çıkardıklarını anlatan Şener, eserde dünyadaki çalışmaların yanı sıra aralarında eCliniq&#39;in de bulunduğu yerli girişimcilerin ürünlerine yer verildiğini ifade etti.Şener, sağlıkta yapay zekanın tüm dünyada kullanılabilir bir alan olduğu için üretilen ürünün sadece Türkiye için değil, dünya için üretilmiş insanlığa hizmet eden ürünler olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:&#34;eCliniq, fikrin kağıda döküldüğü, kağıttan prototipe evrildiği, prototipten de son ürüne geçmiş olan bir ürün. Şu anda İstanbul Atlas Üniversitesi&#39;ndeki öğrenciler bu platformu kullanıyorlar. eCliniq, insanların bulunduğu alanlarda kullanıma geçebilecek, insanlığa artı değer sağlayabilecek bir ürün.&#34;İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Ahmet Kayhan Şen ise eCliniq&#39;i üniversitelerinde kullanmaya başladıklarını belirterek, &#34;eCliniq hem hekimlerimize hem de hastalarımıza fayda sağlayan bir proje. Hastalarımız bu platformu tek başına kullanabiliyor ve tansiyon, ateş, oksijen satürasyonu gibi birçok parametreyi öğrenebiliyor. Kullanıcı dostu bir platform.&#34; diye konuştu.Hastaların platform üzerinden şikayetleriyle ilgili ön görüşme de yapabildiğini anlatan Şen, &#34;Hekimle görüşmeye başlandığı zaman durum detaylandırılıyor ve bir tanıya ulaşmak kolaylaşıyor. Üniversitemizde 2 binin üzerinde öğrencimiz, 500&#39;e yakın çalışanımız var. Platform 2 bin 500 kişiye hizmet verecek.&#34; ifadesini kullandı.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Wed, 08 Apr 2026 14:08:57 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sanofi'de üst düzey atama]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/sanofide-ust-duzey-atama-34/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/sanofide-ust-duzey-atama-34/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_6D61C5-EDA466-315A96-3984C0-12211F-04470B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Şirketten yapılan açıklamaya göre, Sanofi&#39;de kariyeri boyunca farklı alanlarda önemli sorumluluklar üstlenen Sayıt, özellikle nadir hastalıklar alanında sağlık ekosistemini güçlendiren çalışmalara liderlik etti.Bu kapsamda sağlık otoriteleri ve bilimsel paydaşlarla güçlü&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_6D61C5-EDA466-315A96-3984C0-12211F-04470B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Şirketten yapılan açıklamaya göre, Sanofi&#39;de kariyeri boyunca farklı alanlarda önemli sorumluluklar üstlenen Sayıt, özellikle nadir hastalıklar alanında sağlık ekosistemini güçlendiren çalışmalara liderlik etti.Bu kapsamda sağlık otoriteleri ve bilimsel paydaşlarla güçlü ve sürdürülebilir işbirlikleri kurulmasına öncülük eden Sayıt, portföy önceliklendirme stratejilerinin hayata geçirilmesi, yeni ülkeler ve bölgelerde büyüme fırsatlarının değerlendirilmesi ile Avrasya genelinde iyi uygulamaların paylaşılmasını sağlayan işbirliği platformlarının oluşturulmasına katkı sağladı.Sanofi Avrasya Bölgesi Nadir Hastalıklar Direktörü olarak görev yapan Sayıt, şirketin Uluslararası Pazarlardan Sorumlu İnsülin Global Marka Lideri görevine atandı. Sayıt, yeni görevini Paris&#39;te sürdürecek.Yeni görevinde Sayıt, insülin portföyünün küresel ölçekte güçlendirilmesine katkı sunarken, farklı ülkeler ile küresel ekipler arasındaki stratejik koordinasyonun geliştirilmesine ve uluslararası iş birliklerinin ilerletilmesine odaklanacak.Notre Dame de Sion Fransız Lisesi&#39;nden mezun olan Sayıt, lisans eğitimini 2004&#39;te Galatasaray Üniversitesi İktisat Fakültesi&#39;nde tamamladı. IAE de Toulouse&#39;da 2005&#39;te Stratejik Pazarlama alanında yüksek lisans eğitimini bitirdi. Sanofi&#39;ye 2006&#39;da Pazarlama Mükemmelliği Uzmanı olarak katılan Sayıt, kariyeri boyunca farklı görevler üstlendi.Son olarak Sanofi Avrasya Bölgesi Nadir Hastalıklar Direktörü olarak görev yapan Sayıt, Care4Rare ve Ankara Üniversitesi NADİR Merkezi gibi sağlık ekosistemine katkı sağlayan projelerin liderliğini yürüttü.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 07 Apr 2026 10:46:28 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Diş ağrısı sanılıyor sinir hastalığı çıkabiliyor]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/dis-agrisi-saniliyor-sinir-hastaligi-cikabiliyor-1419/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/dis-agrisi-saniliyor-sinir-hastaligi-cikabiliyor-1419/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_1C896A-0AA162-5FB92E-E0A48F-2511B8-7E3EAF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Oysa bu tablo, ciddi bir sinir hastalığı olan trigeminal nevraljinin habercisi olabiliyor. Uzmanlar, özellikle tek taraflı ve yüz kaslarının kullanıldığı hareketlerle tetiklenebilen yüz ağrılarında vakit kaybetmeden değerlendirme yapılması gerektiğini vurguluyor. Memorial Göztepe&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_1C896A-0AA162-5FB92E-E0A48F-2511B8-7E3EAF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />Oysa bu tablo, ciddi bir sinir hastalığı olan trigeminal nevraljinin habercisi olabiliyor. Uzmanlar, özellikle tek taraflı ve yüz kaslarının kullanıldığı hareketlerle tetiklenebilen yüz ağrılarında vakit kaybetmeden değerlendirme yapılması gerektiğini vurguluyor. Memorial Göztepe Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü'nden Doç. Dr. Mustafa Sakar, halk arasında "yüzde ağrı sendromu" olarak bilinen trigeminal nevralji hakkında önemli bilgiler verdi.Yüzde ağrı ani başlıyor gün içinde tekrarlayabiliyorTrigeminal nevralji, yüzün duyusunu taşıyan beşinci kranial sinirin etkilenmesiyle ortaya çıkan bir ağrı sendromudur. Sinirin bir noktada sıkışması ya da tahriş olması, ani ve çok şiddetli ağrı ataklarına yol açabilir. Ağrı çoğu zaman yüzün tek tarafında hissedilir. Elektrik çarpması ya da bıçak saplanması şeklinde tarif edilir. Saniyeler sürer ancak gün içinde defalarca tekrar edebilir. Diş fırçalama, konuşma, yüz yıkama hatta hafif rüzgârla bile tetiklenebilir. En sık neden, sinire temas eden bir damar baskısıdır. Daha nadir durumlarda yapısal sorunlar ya da nörolojik hastalıklar da tabloya yol açabilir.Yüzünüzde bu sorunları yaşıyor musunuz?Genellikle yüzün bir tarafında, saniyeler süren ama çok keskin bir ağrı şeklinde hissedilir. Elektrik çarpması, bıçak saplanması ya da yanma gibi tarif edilir. Diş fırçalama, yüz yıkama, konuşma, hatta hafif bir esinti bile ağrıyı tetikleyebilir. Ağrılar genellikle birden başlar ve kısa sürer, ancak gün içinde defalarca tekrar edebilir. Ağrı sırasında istemsiz yüz kasılmaları veya göz kırpma görülebilir. Ağrının olduğu bölgede dokunmaya karşı aşırı hassasiyet gelişebilir.&nbsp;En çok diş ağrısı ve sinüzit ile karıştırılıyorYaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilen bu hastalık doğru yaklaşımla kontrol altına alınabilir. Trigeminal nevralji bir diş ağrısı değildir. Sinir kaynaklı bir ağrı sendromu olduğu için diş ağrısıyla karışabilir ama mekanizması farklıdır. Ağrı yüzde tek taraflıdır. Çünkü trigeminal sinir, her iki tarafta birer tanedir. Hangi taraftaki sinir etkilenmişse, ağrı genellikle o yüz yarısında hissedilir.Bu nedenle bu tarz tek taraflı, ani başlayan ve elektrik çarpması şeklinde tarif edilen yüz ağrıları sıradan bir diş ağrısı ya da sinüzit olarak değerlendirilmemelidir. Yanlış tanı sonucu gereksiz diş çekimleri yapılması olasıdır ve bu durum tanı sürecini geciktirebilir. Ağrının tek taraflı, kısa süreli ve tetiklenebilir olması önemli ipuçlarıdır. Gerekli durumlarda beyin MR görüntülemesi yapılarak sinir çevresinde damar teması ya da başka bir neden olup olmadığı değerlendirilir. Böylece doğru tanı konularak uygun tedavi planlanır.&nbsp;Konuşmayı bile engelleyebiliyorHastalık ilerledikçe ataklar sıklaşabilir ve şiddetlenebilir. Bazı hastalar ağrıyı tetiklediği için konuşmaktan kaçınacak kadar etkilenebilir. Yıllarca çevreleri ile yazı tahtası aracılığıyoa iletişim kurmak zorunda kalan hastaların cerrahi tedavi sonrasında ağrısız konuşmanın rahatlığını yaşadığı görülmektedir. Trigeminal nevralji, doğru tanı konulduğunda etkili şekilde tedavi edilebilen bir hastalıktır. Tedavi planı, ağrıların sıklığına, şiddetine ve yaşam kalitesine etkisine göre belirlenir. Tedavi kişiye özeldir; her hastada farklı bir yol izlenebilir. Önemli olan, ağrının kontrol altına alınması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesidir.&nbsp;Tedavi mümkün mü?Tedavinin ilk basamağında sinir üzerindeki hassasiyeti azaltan bazı özel ilaçlar kullanılabilir. Sinir bloğu, radyofrekans ablasyon gibi girişimsel işlemlerle de ağrı kontrol altına alınabilir. Son aşamada ise cerrahi müdahale planlanabilir. Mikrocerrahiyle sinir üzerindeki baskının kaldırılması (mikrovaskülerde kompresyon) pek çok hastada yüksek başarı oranına sahiptir ve kalıcı çözüm sağlayabilir. Tedavide cerrahi şart değildir ve çoğunlukla ilaçlarla rahatlama sağlanabilir; ancak cerrahi uygun seçilmiş vakalarda çok yüksek başarı oranına sahiptir.&nbsp;&nbsp;Yüzde ağrı sendromundan korunmak için öneriler1.	Yüzünüzü sert bir şekilde ovmayın.2.	Yüzünüzü ılık suyla yıkayın.3.	Yumuşak diş fırçası kullanın.4.	Rüzgarlı havada atkı ya da şal ile yüzünüzü koruyun.5.	Çok sıcak ya da soğuk içeceklerden kaçının.6.	Stresli ve yoğun günlerde kısa molalar verin, nefes egzersizleri yapın.7.	Atakların sıklığını ve tetikleyicilerini not alın ve doktorunuzla paylaşın.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Tue, 07 Apr 2026 02:08:13 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İstanbul dünyanın en büyük ikinci dental fuarına hazırlanıyor]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/istanbul-dunyanin-en-buyuk-ikinci-dental-fuarina-hazirlaniyor-6934/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/istanbul-dunyanin-en-buyuk-ikinci-dental-fuarina-hazirlaniyor-6934/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_34F310-A02C6C-C5A105-ADC2C5-D01F38-D46AF6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />100'ün üzerinde ülkeden 30 binin üzerinde yabancı ziyaretçi, dünyanın en büyük ikinci dental buluşması olarak kabul gören IDEX Uluslararası Dental Fuar ve Konferansı'nda biraraya gelecek. 15 - 18 Nisan tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi'nde düzenlenecek olan fuarda yaklaşık&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_34F310-A02C6C-C5A105-ADC2C5-D01F38-D46AF6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />100'ün üzerinde ülkeden 30 binin üzerinde yabancı ziyaretçi, dünyanın en büyük ikinci dental buluşması olarak kabul gören IDEX Uluslararası Dental Fuar ve Konferansı'nda biraraya gelecek. 15 - 18 Nisan tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi'nde düzenlenecek olan fuarda yaklaşık 500 milyon dolarlık ticaret hacmi yaratılması bekleniyor. Fuarın, sağlık turizmi açısından da ülke ekonomisine ciddi katkı sunması hedefleniyor.EN FAZLA DÖVİZ GİRDİSİ SAĞLAYAN FUARGeçen yıl 60 bin metrekare alanda gerçekleşen IDEX İstanbul, bir önceki organizasyonunda 100'ü aşkın ülkeden gelen 33.726&#39;sı yabancı olmak üzere toplamda 98 bin 595 ziyaretçiyi ağırlamış ve Türkiye ekonomisine 400 milyon dolarlık döviz girdisi sağlamıştı. IDEX İstanbul, yabancı ziyaretçi ve ticaret hacmi rakamları baz alındığında Türkiye'de düzenlenen uluslararası fuarlar kapsamında ilk sırada yer alıyor. Bu yıl yepyeni bir vizyonla kurgulanan fuar, gerek katılımcılar gerek ziyaretçiler tarafından bugüne kadar ağız ve diş sağlığı sektörüne yönelik yapılmış en büyük organizasyon olacak.&nbsp;SAĞLIK TURİZMİNE DİREKT KATKIDiğer yandan uzun yıllardır bölgenin sağlık turizmi merkezlerinden biri olan Dubai'de yaşanan belirsizlikler, hastaların güvenli, ulaşılabilir ve yüksek kaliteli sağlık hizmeti sunan alternatif destinasyonlara yönelmesine neden oldu. Bu süreçte Türkiye, gelişmiş sağlık altyapısı, uluslararası standartlardaki klinikleri, deneyimli diş hekimleri ve rekabetçi fiyat avantajıyla dental turizmde öne çıkan ülkelerin başında geliyor. Türkiye'de faaliyet gösteren birçok diş kliniği ve sağlık turizmi kuruluşu, özellikle Avrupa, Orta Doğu ve Körfez ülkelerinden gelen hasta taleplerinde ciddi bir artış yaşandığını bildiriyor. Sektör temsilcileri, Dubai merkezli sağlık turizmi trafiğinin önemli bir bölümünün Türkiye'ye yöneldiğini ifade ediyor."İHRACAT ODAKLI ÇALIŞIYORUZ"Diş Malzemeleri Sanayici ve İş Adamları Derneği (DİŞSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Erkan Uçar, bundan 10 yıl öncesine kadar ithalat ağırlıklı bir sektör olduklarını, şimdi ise Türkiye'nin toplam ihracatına sürdürülebilir katkı sunduklarını söyledi. Uçar, " Geçen yılı 400 milyon dolar ihracatla kapattık. Yerlilik oranımız yine son 10 yıllık süreçte yüzde 5 seviyelerinden yüzde 20'li rakamlara yaklaştı. 1 milyar dolarlık ekonomik bir hacme ulaştık. Bunda Türkiye'nin sağlık alanında yerlileşme özelinde attığı adımlar başta olmak üzere üretici firmalarımızın TÜBİTAK destekli yüksek teknolojili ürünler geliştirmesinde&nbsp; ve dünya pazarlarına sunmalarında ciddi rolü var. IDEX İstanbul 2026, yıl sonu ihracat hedeflerimize ulaşma noktasında adeta küresel bir buluşma noktası olacak" ifadelerini kullandı.DİŞSİAD KONGRE ve WINNOW Fuarcılık organizasyonunda düzenlenecek olan dev etkinlikte&nbsp; 150&#39;nin üzerinde SDE Kredili konferans ve kurs organize edilecek. Fakülteler, ADSM'ler, klinikler, laboratuvarlar, diş hekimleri, diş teknisyenleri, diş hekimliği öğrencileri ve dental ticaret firmalarının ziyaret edeceği IDEX 2026, Ticaret Bakanlığı desteğiyle düzenleniyor olacak.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Mon, 06 Apr 2026 02:36:56 +0300]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[TAB İlaç, yeni nesil vitamin markası Tabvitamins'i tanıttı]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/tab-ilac-yeni-nesil-vitamin-markasi-tabvitaminsi-tanitti-3956/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/haber/tab-ilac-yeni-nesil-vitamin-markasi-tabvitaminsi-tanitti-3956/]]></guid>
<description><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_F76859-9B5632-8EC2FA-58C0B3-190EFB-2953E2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />13 bin metrekarelik üretim tesisi ve yaklaşık 350 çalışanıyla faaliyetlerini sürdüren TAB İlaç, 15 yıllık üretim deneyimini yeni ürün grubuna taşıyor. Patentli ve yüksek kaliteli ham maddelerle geliştirilen Tabvitamins ürünleri, şirketin ileri teknolojiyle donatılmış üretim&#8230;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://www.analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_F76859-9B5632-8EC2FA-58C0B3-190EFB-2953E2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" />13 bin metrekarelik üretim tesisi ve yaklaşık 350 çalışanıyla faaliyetlerini sürdüren TAB İlaç, 15 yıllık üretim deneyimini yeni ürün grubuna taşıyor. Patentli ve yüksek kaliteli ham maddelerle geliştirilen Tabvitamins ürünleri, şirketin ileri teknolojiyle donatılmış üretim altyapısında, el değmeden üretim ve paketleme süreçlerinden geçerek tüketiciyle buluşuyor.Etkinlikte konuşan TAB İlaç Genel Müdürü Aytekin Pahsa, iyi yaşamı destekleyen çözümler geliştirirken insanı yalnızca fiziksel değil, bütünsel olarak ele aldıklarını belirterek şunları söyledi: "Sağlık Bakanlığı ve uluslararası otoritelerin standartlarına göre tasarlanmış, son teknolojiyle donatılmış üretim altyapımız ile 15'inci yılımıza ulaştık. Patentli ve yüksek kaliteli ham maddelerle geliştirilen güvenli ürünlere yatırım yapmayı sürdüreceğiz. Bu yolda yürüyecek çok yolumuz, hevesimiz ve azmimiz var."Tabvitamins ile modern yaşamın temposuna uyum sağlayan ve farklı ihtiyaçlara yönelik çözümler sunmayı hedeflediklerini belirten TAB İlaç Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Elif Pahsa, "200'den fazla üründen oluşan portföyümüzü 15. yılımızda daha da genişletiyoruz. Yakın zamanda portföyümüze katılacak yeni ürünlerle takviye edici gıda sektöründeki konumumuzu güçlendirmeyi sürdüreceğiz." dedi.İyi Yaşamın Farklı Boyutları Ele AlındıLansman kapsamında düzenlenen oturumlarda sağlıklı ve dengeli yaşamın temel dinamikleri konuşuldu. Alanında uzman isimlerin katıldığı panellerde, sağlıklı yaşam alışkanlıkları, uzun ve kaliteli yaşamın temel unsurları ile ruhsal ve fiziksel denge arasındaki ilişki değerlendirildi. Bilimsel veriler ışığında gerçekleştirilen paylaşımlar, katılımcılara günlük yaşama kolayca adapte edilebilecek öneriler sunarken iyi yaşamın sürdürülebilirliği konusunda da ilham verdi. Etkinlik, söyleşi ve sahne performanslarıyla tamamlandı.]]></content:encoded>
<pubDate><![CDATA[Fri, 03 Apr 2026 14:26:22 +0300]]></pubDate>
</item>
</channel>
</rss>