<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">

<channel>
<title><![CDATA[Analiz Gazetesi]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr]]></link>
<description><![CDATA[Son 25 Rss Beslemesi - Analiz Gazetesi]]></description>
<generator>Analiz Gazetesi</generator>
<item>
<title><![CDATA[Asıl kahraman Penelope'nin sessiz direnişi]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/yazarlar/asil-kahraman-penelopenin-sessiz-direnisi/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/yazarlar/asil-kahraman-penelopenin-sessiz-direnisi/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Odyssey Destanın görünmeyen kahramanı: Penelope&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Odyssey filmi ile ilgili birçok eleştiri yapıldı: Çekimler, oyunculuklar, kostümler, filmin uyarlama olması ama buna rağmen farklı anlatımlar nedeniyle belgesel tadı taşıması gerektiğine dair görüşler&amp;hellip; Bunlar gibi pek çok eleştiriden ziyade daha farklı bir konuya değinmek istiyorum: Ben bu filmi izlerden asıl kahramanın Odysseus’un değil, Penelope’nin sessiz direnişi olduğunu düşündüm.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Beklemek gerçekten pasif bir eylem miydi? Penelope, sarayını ve iradesini koruyarak kendi mücadelesini de vermiyor muydu? Çünkü bazen en büyük mücadele, bir savaş meydanında değil de beklemeye zorlandığın bir hayatta, kendi iradeni koruyabilmekti ve sadakat hem teslimiyet hem de bilinçli bir tercih, değil miydi?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Açıkçası filmi izlerken bu sorular kafamda dönüp duruyordu ve Nolan’ın, destanda yer alan kültürün cinsiyet mantığını nasıl ele alacağını merak ediyordum. Gündüz dokunan ve gece sökülen bir kefenin ona zaman kazandırması, lâkin, yine de 20 yıl boyunca kralsız da olsa, o tahtta onun oturmasına rağmen ülkenin yönetiminde söz sahibi olamaması ve evliliğe zorlanması da eril düzenin bir göstergesiydi. Filmde bu isyanı Penelope’nin ağzından duyuyoruz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu pasif(!) direniş, her ne kadar erteleme ya da zaman kazanma ile tanımlanmış olsa da kesinlikle bir ayakta kalma mücadelesiydi. Penelope pasif değildi; destanın üzerine kurulduğu, tüm yapıyı ayakta tutan kişiydi. Penelope olmasaydı, Odysseus’un eve dönüşünü önemli kılan hiçbir anlam ve neden de olmayacaktı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;NordArt 2027 başvuruları açıldı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sanatın sınır tanımadığı buluşmalardan biri olan NordArt, yeni başvuru çağrısıyla bir kez daha dünyanın dört bir yanından sanatçılara kapılarını açıyor. Avrupa&#039;nın en büyük çağdaş sanat organizasyonlarından biri olan NordArt, 2027 sergisi için uluslararası sanatçı başvurularını kabul etmeye başladı. Sanat üretimini uluslararası platforma taşımak isteyen sanatçılar için önemli bir fırsat sunan organizasyona başvurular 31 Ekim 2026 tarihine kadar devam edecek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugüne kadar birçok Türk sanatçının da yer aldığı NordArt, Deniz Gökduman, Şahin Çelikten, Hatice Barbaros, Kemal Tufan, Ayla Turan, Zuhal Baysar, Erdil Yaşaroğlu, Server Demirtaş, Aynur Önürmen ve Nur Aydın Evrensel gibi isimleri uluslararası sanat kamuoyuyla buluşturdu. Kim bilir, belki gelecek yıl bu listeye yeni bir Türk sanatçının adı daha eklenir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çocukların dünyasına açılan üç güçlü pencere&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kronik Yayınları’nın temmuz ayı seçkisinde yer alan bu üç kitap, birbirinden tamamen farklı hikâyeler anlatsa da ortak bir noktada buluşuyor: Çocukların duygularını ciddiye alıyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“İskelet Zeytin&#039;in Muhteşem Planı”, dostluk, empati ve haksızlığa karşı durma gibi temaları mizahi bir dille işlerken iyi ve kötü ayrımını ve doğru olanın yanında durmayı anlatıyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pervin Atamert’in kaleme aldığı “Kim Tutuyor Şu Makası?” adlı çocuk kitabı ise bağ kurmak üzerine düşündüren, empati, dayanışma ve doğaya saygı temaları ile çocuklara duygusal farkındalık kazandırıyor. Berk Öztürk’ün çizimleri ile de metnin duygusu güçleniyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Porsuk ve Büyük Yardım”, özellikle okul öncesi ve ilk okul yıllarındaki çocuklar için dostluk, dayanışma ve iş birliğinin önemini anlatan zarif bir hikâye.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Arhavi, 52. kez kültür ve sanatla buluşuyor&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu satırları da tam Arhavi&#039;den yazıyorum. Festival hazırlıklarının başladığı sokaklarda dolaşırken, yaz aylarının en güzel anılarından biri olan Uluslararası Arhavi Kültür ve Sanat Festivali&#039;nin getirdiği heyecanı görmek ayrı bir mutluluk. Çocukluğumun anılarıyla iç içe geçen bu festival, bu yıl yine müzikle, sanatla ve binlerce insanın buluşmasıyla bu şirin sahil ilçesine 52. kez hayat verecek. Uluslararası Arhavi Kültür ve Sanat Festivali, 20-23 Ağustos tarihleri arasında düzenlenecek.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Kazım Koyuncu: Yarım Kalan” beyazperdeye taşınıyor&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Karadeniz&#039;in unutulmaz sesi Kazım Koyuncu&#039;nun yaşamı ilk kez beyazperdeye taşınıyor. Özcan Alper&#039;in yönetmenliğini üstlendiği, Cem Yiğit Üzümoğlu&#039;nun başrolde yer aldığı ve güçlü oyuncu kadrosuyla dikkat çeken “Kazım Koyuncu: Yarım Kalan”, 1 Ocak&#039;ta vizyona girecek. Ağustos ayında İstanbul ve Doğu Karadeniz&#039;in farklı bölgelerinde gerçekleştirilecek çekimler için hazırlıklar sürüyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Karadeniz&#039;in sesi “Şair Ceketli Çocuk”, bu kez sadece şarkılarıyla değil, hikâyesiyle de yeni kuşaklara ulaşacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Tue, 28 Jul 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bir yanımız sanat, bir yanımız yayla]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/yazarlar/bir-yanimiz-sanat-bir-yanimiz-yayla/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/yazarlar/bir-yanimiz-sanat-bir-yanimiz-yayla/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Program boyunca resimden müziğe, edebiyattan yayla kültürüne kadar bölgenin farklı yönlerini görme, yeni ve güzel insanlar tanıma fırsatı buldum.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;FINDIKLI’DA SANAT, MÜZİK VE HORON&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlk gün Fındıklı’da Yüksel Şişman’ın “Doğa ve İnsan” adlı resim sergisini ziyaret ettim. Fındıklı Belediyesi Turan Bulak Kültür ve Sanat Merkezi’nde açılan sergide, doğayı ve insanı konu alan eserleri görme fırsatım oldu.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İkinci gün kültürüne yabancı olmadığım Fındıklı’yı gezerek ilçeyi, sokaklarını ve çevresini daha yakıdan tanıma fırsatı buldum. Akşam ise Türk halk müziğinin güçlü yorumcularından Tolga Sağ’ın türküleriyle devam eden gece, konser sonrasında Hayati Aykut Parkı’nda, hayatını kaybeden Alihan Şengül anısına kurulan “Alihan Horonu” halkasıyla kültürün birliktelik duygusunu yakından hissettirdi.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;SİSİN VE YAĞMURUN ARASINDA: ELEVİT YAYLASI&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde, dağların arasına saklanmış Elevit Yaylası, yalnızca güzel bir manzaranın adı değil, kuşaktan kuşağa taşınan bir yaşam biçiminin de hafızası. Burada taşın, ahşabın, derenin ve sisin ayrı bir dili var. Yıllarca insanların hayvancılıkla, toprakla ve doğayla iç içe sürdürdüğü yayla hayatı, Elevit’e bugün hâlâ hissedilen güçlü bir kimlik kazandırmış. Eski evleri, patikaları ve çevresini kuşatan heybetli dağlarıyla Elevit, Karadeniz’in geçmişten bugüne taşıdığı kültürün canlı örneklerinden biri. Ancak zaman değişiyor; yaylalar da bu değişimden payını alıyor. Yeni yapılar, yollar ve artan ilgi, bir taraftan bölgeyi daha ulaşılır hâle getirirken diğer taraftan Elevit’in özgün dokusunu koruma sorumluluğunu büyütüyor. Çünkü Elevit’i değerli kılan yalnızca yeşili ya da sisler arasındaki manzarası değil. Orada yıllardır biriken hatıralar, komşuluklar, gelenekler ve doğayla kurulmuş o eski bağ var. Elevit’e yapılabilecek en büyük iyilik, onu değiştirmeye çalışmaktan ziyade, onu Elevit yapan değerleri gelecek kuşaklara taşıyabilmek...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yaylada bizi yöre hakkında bilgilendiren Hızır Bey’in anlattığı doğaçlama dörtlüklerden biri de hafızamda kaldı:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Geldi duman kapatti&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Göremedim yar seni&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İki sene içinde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ne tez unuttin beni&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gezinin son gününde Pazar Kültür Sanat Evi’nin şenliği kapsamındaki etkinliklerde Haydar Ergülen ve L. Doğan Kılıç’ın yer aldığı şiir ve dostluk üzerine söyleşi; programın devamında ise “Bizum Rize” kitap etkinliği gerçekleştirildi.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“HANGİ RİZE? BİZUM RİZE Mİ?”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pazar Kültür Sanat Evi’ndeki etkinliğin dikkat çekici bölümlerinden biri de Alper Taş’ın “Bizum Rize” kitabının ortaya çıkış hikâyesini anlatmasıydı. Taş, kitap projesini Rizeli olan diğer yazarlara anlattığında aldığı karşılıkların “Hangi Rize, bizum Rize mi?” olduğunu söyledi. Bu samimi ve yöreye özgü ifade, daha sonra kitabın adına dönüşmüş. Aslında bu isim kitabın ruhunu da güzel özetliyor. “Bizum Rize” dışarıdan bakılan bir Rize’den çok, o coğrafyanın insanlarının yaşadığı, hatırladığı ve anlattığı Rize’ye işaret ediyor. Kitabın adının böylesine doğal bir sohbetten çıkmış olması da esere ayrı bir sıcaklık katıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;PAZAR KÜLTÜR EVİ YAYINLARI&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pazar’da kültür ve sanatla geçen günlerden geriye kalan güzel hatıralardan biri de yöre insanının hikâyelerini ve belleğini yaşatan bu kitaplarla tanışmak oldu. Pazar Kültür Evi Yayınları’ndan çıkan, Karadeniz insanını, dilini, kültürünü ve hafızasını yaşatan kitaplardan bazılarını sizin için paylaşmak isterim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Fındıklı’dan Elevit’e, Pazar’a uzanan bu birkaç günün sonunda yine horonun, türkünün ve sohbetin iç içe geçtiği Karadeniz’in tanıdık sıcaklığı kaldı aklımda. Arhavili olarak aşina olduğum bu kültürü komşu ilçelerde başka renkleriyle yaşamak, yolculuğumun en güzel yanıydı. Bu güzel günlerde gösterdikleri içten konukseverlik için Fındıklı Belediye Başkanı Ercüment Şahin Çervatoğlu’na, eşi Nilgün Çervatoğlu’na, Pazar Belediye Başkanı Neşet Çakır ve her iki belediye çalışanlarına; ayrıca Laz Evi Pansiyon’dan Yaşar Çiçekoğlu’na; son olarak bu güzel davet için Sayım Çınar’a ve Alper Taş’a gönülden teşekkür ederim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ETKİNLİK DEVAM EDİYOR&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Fındıklı’da ziyaret ettiğim ressam Yüksel Şişman’ın “Doğa ve İnsan” adlı resim sergisi 27 Ağustos’a kadar Fındıklı Belediyesi Turan Bulak Kültür ve Sanat Merkezi’nde gezilebilir.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Tue, 25 Aug 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Gece, Işık ve Hikâyeler]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/yazarlar/gece-isik-ve-hikayeler/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/yazarlar/gece-isik-ve-hikayeler/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Müzeler ışıklarıyla yeniden hayat bulacak, yıldızlar parlayacak, sinema salonları karanlığın içinde yeni dünyalar sunarken, kitaplar ise dönüş yolunda ya da belki de evinizde size eşlik edecek&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hazır mısınız? Bu hafta rotamızı gecenin kültürüne çeviriyoruz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Güneş battığında müzeler yeniden canlanıyor&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yaz akşamlarını kültürle buluşturmak, müzeleri bambaşka bir atmosferde deneyimlemek isteyenler için Gece Müzeciliği, kültür rotası adına farklı bir alternatif sunuyor. 1 Ekim 2026 tarihine dek birçok müze ve örenyeri standart ziyaret saatlerinin ardından kapılarını tekrar açıyor. Sadece İstanbul değil; Antalya, Aydın, Adıyaman, Gaziantep ve Bitlis gibi Türkiye’nin farklı şehirlerinde yer alan 20 müze ve örenyeri akşam saatlerinde de ziyaretçilerini ağırlıyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İstanbul durakları arasında İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Galata Kulesi ve İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi öne çıkıyor. Topkapı Sarayı ise Milli Saraylar bünyesinde yer aldığı için belirli dönemlerde düzenlenen gece ziyaretleri kapsamında misafirlerini ağırlayabiliyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müze ve örenyerlerine ilişkin güncel ziyaret bilgileri Kültür ve Turizm Bakanlığı&#039;nın resmî internet sitesi muze.gov.tr üzerinden takip edilebiliyor. Eğer ilk kez gece müzesi gezecekseniz, İstanbul Arkeoloji Müzeleri ya da Galata Kulesi iyi bir başlangıç olabilir. Belki aynı eser, gece ışığında size bambaşka bir hikâye anlatır.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Işıkla anlatılan bir hikâye&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bazı hikâyeler perde açıldığında başlar, bazıları ise hava karardıktan sonra&amp;hellip; Astra Lumina, ikinci sezonuyla ziyaretçilerini yıldızların peşinden ilerleyen görsel bir anlatının içine, masalsı bir geceye davet ediyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ziyaretçilerinin yürüyerek parçası olduğu bu gece yürüyüşü, dijital sanat, ışık tasarımı ve doğayı bir araya getiren deneyim odaklı büyüleyici bir atmosfer sunuyor. 1,1 kilometrelik orman parkurunda ışık, ses, projeksiyon ve hikâye anlatımıyla ilerleyen dokuz tematik bölümden oluşuyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İzlenen değil; adım adım deneyimlenen bu hikâye, yıldızların peşinden ilerleyen görsel bir anlatının parçası olmamı sağladı. Yıldızların gizemini keşfetmek bu haftanın en etkileyici ve unutulmaz deneyimlerden biriydi. Bu arada yıldızların altında bol bol dilek dilemeyi ihmal etmedim. Siz de yolunuzu Astra Lumina’ya düşürürseniz, bu fırsatı değerlendirmeyi unutmayın!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İfşa Günü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bazen bir filmden etkilenirsiniz ama neden etkilendiğinizi tam olarak anlatamazsınız. Benim için Disclosure Day (İfşa Günü) filmi de böyle bir filmdi. Yalnızca uzaylı yaşamı üzerine değil; insanlık, inanç, teknoloji ve gerçeği arayış üzerine düşündüren bu katmanlı anlatıyı izledikten sonra benim gibi bir süre daha düşünmeye devam etmek isteyen okurlar için bir önerim var: Mehmet Erduğan’ın “Dinleyin: Bilimkurgunun Yeni Vahiyleri” başlıklı yazısını okuduğumda, zihnimde dolaşan birçok düşüncenin satırlara döküldüğünü hissettim. Elbette aynı fikirde olmak zorunda değilsiniz ama filmi farklı bir perspektiften değerlendirmek isterseniz bu yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Ancak dikkat (!) içerik fazlasıyla spoiler içermektedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oyuncak Hikâyesi 5&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yıllardır dostluk, büyümek ve vedalaşmak üzerine unutulmaz hikâyeler anlatan Oyuncak Hikâyesi serisi, beşinci filminde bu kez dijital çağın çocukluğunu odağına alıyor.&amp;nbsp; Hem çocuklara keyifli bir macera sunuyor hem de yetişkinlere nostaljik bir yolculuk vadediyor. Özellikle seriyi yıllardır takip edenler için, değişen dünyada dostluk ve aidiyet üzerine sıcak bir hikâye izlemek isteyenlere önerilebilir. Oyuncak Hikâyesi 5&#039;in en güçlü yanı ise teknolojiyi suçlamak yerine bize şu soruyu sordurması: Çocukluğun büyüsü gerçekten kayboluyor mu, yoksa sadece şekil mi değiştiriyor? Siz ne dersiniz?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Can Yayınları temmuz seçkisini duyurdu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Can Yayınları temmuz ayı yayın programında Türk edebiyatının önemli isimlerinden Sait Faik Abasıyanık ve dünya edebiyatının güçlü kalemlerinden George Orwell, bu ay okurla buluşturacağı eserler arasında yer alıyor. Modern Türk öykücülüğünün öncü isimlerinden Sait Faik Abasıyanık&#039;ın Kumpanya ve Az Şekerli adlı eserleri ile George Orwell&#039;in Bir Fili Vurmak adlı deneme kitabı, Celâl Üster çevirisiyle okurla buluşuyor. Kitapta Orwell&#039;in 1920&#039;lerin sonundan 1940&#039;lara uzanan dönemde kaleme aldığı otuz seçilmiş deneme yer alıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Tue, 21 Jul 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bir filme geç kalınır mı?]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/yazarlar/bir-filme-gec-kalinir-mi/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/yazarlar/bir-filme-gec-kalinir-mi/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Bence hiçbir şeye geç kalınmaz. Her şey doğru zamanda ve doğru yerde, olması gerektiği gibi olur. Hayatın akışında çıktığımız her basamak, sonunda bizi ulaşmamız gereken o kapıya götürür. Belki de bu yüzden Transylvania ile yolum 2006 yerine 2026 yılında kesişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Belki vizyona girdiği yıllarda izleseydim, filmde sadece bir aşk acısı görecektim. Bir kadının sevdiği adamın peşinden çıktığı yolculuğu izleyecek ve film bittiğinde hikâyeyi orada bırakacaktım. Oysa bugün, film beni bambaşka yerlerden besledi. Müzikleri, yolculukları, karakterleri, onların arayışları ve dahası o özgürlük hissiyle içimde durmaksızın bir yola çıkma isteği uyandırdı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir kadının aşkını aramak için çıktığı yolun, kendini aradığı bir yolculuğa dönüşmesi&amp;hellip; Hayatın kendisi de biraz böyle. Bir yere varacağımızı düşünerek yola çıkıyor, yeni yollar seçiyor, bazen kayboluyor ve kimi zaman hiç hesapta olmayan insanlarla karşılaşıyoruz. Sonra dönüp baktığımızda attığımız tüm o adımların bizi bugünkü hâlimize getirdiğini fark ediyoruz. Ve bence bu sadece filmler için geçerli değil. Bir süredir bir köşede okunmayı bekleyen o kitap, vaktiyle sürekli dinlediğiniz o şarkı ya da şu an bambaşka yerlerden yakaladığınız o oyun... Çünkü eserler değişmiyor; değişen biz oluyoruz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdi karşıma otursa 20 yaşındaki hâlim, ona ne söylerdim, diye düşünüyorum. Muhtemelen nasihat vermezdim. Sadece, “Yaşa!” derdim. Çünkü bugün bildiklerimi ona anlatsam bile, bazı şeyleri yaşayarak öğrenmesi gerekecekti ki kendimi biliyorum; yaşayarak öğrenmeyi tercih edecektim. Belki sanatla ilişkimiz de böyledir. Bazı filmleri görmek, bazı kitapları anlamak, bazı şarkıların neden can acıttığını fark etmek için önce biraz yaşamamız gerekiyor. Ne dersiniz?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O hâlde bir filme, kitaba ya da şarkıya geç kalabilir miyiz? Bence cevap çok net: Hayır. Ona ancak hazır olduğumuzda varıyoruz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu nedenle Transylvania’ya geç kaldığımı düşünmüyorum. Belki tam doğru zamanda bu filmle karşılaştık.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İyi ki karşılaştık.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hissettirdiği özgür ruhla birlikte izlemesi keyifli bir Tony Gatlif filmi.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir de Birol Ünel var tabii...&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Huzurla uyu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ben geçmişten bir filmi yeni keşfederken, kültür sanat gündeminden de listeme eklediğim birkaç durak var. Henüz deneyimlemediğim için şimdilik not düşüyor, izledikten ve gezdikten sonraki yorum hakkımı saklı tutuyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gidilecekler listemde: Yüzyılın İzleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Geçmişten bugüne uzanan bir başka yolculuk ise Yapı Kredi Galeri’de. “Yüzyılın İzleri – Koç Topluluğu ve Sanat” sergisi bir süredir radarımda. Koç Topluluğu’nun 100 yıllık yolculuğunu sanat eserleri, objeler, fotoğraflar ve arşiv belgeleri üzerinden ele alan sergide benim en çok merak ettiğim farklı disiplinlerin nasıl bir araya getirildiği. Henüz gezmedim; o nedenle yorumumu ziyaret sonrasına saklıyorum. Şimdilik gidilecekler listeme ekledim. Not: Sergi, 29 Kasım’a kadar ziyaret edilebilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Radarımda: “Oak Caddesi’nin Sonu”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;20 yıl sonra keşfettiğim bir filmden, vizyonun yenilerinden birine geçelim. 14 Ağustos’ta vizyona giren “Oak Caddesi’nin Sonu” bu hafta radarımda. David Robert Mitchell’in yönetmen koltuğunda oturduğu, Anne Hathaway ve Ewan McGregor’ın başrollerini paylaştığı film, kozmik bir olayın ardından Platt ailesinin hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Bilimkurgu ve gerilim sever biri olarak izlenecekler listeme eklendi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Tue, 18 Aug 2026 08:05:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Merhaba sanat, merhaba Salı!]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/yazarlar/merhaba-sanat-merhaba-sali/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/yazarlar/merhaba-sanat-merhaba-sali/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Pazartesi sendromu geride kalmış, hafta ortasının biraz gerisinde ve hafta sonuna hâlâ vakit varken ruhumuza nefes aldıracak, belki biraz da olsa bizi günlük kaygılardan uzaklaştıracak bir durak aramaktaydım. İşte bu köşe, o aradığımız durak olmak için bugün kapılarını açıyor. Bundan böyle her Salı, hayatın karmaşasından biraz uzaklaşmak ve paralel evrenlerde huzur bulmak için burada buluşuyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ben İpek Kocaman. Sanatın iyileştirici gücüne, hatta kendi adıma yazmanın iyileştirici gücüne, başkalarının hayatlarına dokunmanın mucizesine inanan biriyim. Bu tutkum beni bugüne kadar dört roman yazmaya götürdü. Bu köşede ise amacım, sanatın birleştirici bağını kelimelerle aktararak sizinle ortak bir his paylaşmak.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Umarım bu köşe, edebiyattan sinemaya, tiyatrodan sergilere uzanan bir yolculukta, kültür ve sanatın hayatımıza kattığı zenginliği birlikte paylaşacağımız keyifli bir buluşma noktası olur.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;+++++++&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Backrooms, tekinsiz sarı odalar labirenti&amp;hellip;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kane Parsons’ın YouTube evreninden yarattığı viral, sinemaya uyarlandı. Sosyal medyanın da etkisiyle fazlasıyla dikkat çeken bu film, psikoloji, gizem ve korku sevenler için ilgi çekici olabilir ancak aksiyon seviyorsanız sıkıcı gelebilir.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Filmi, “Bu hikâye nereye bağlanacak?” sorusuyla dikkatle izledim. Psikolojik yönüyle beni etkiledi ancak ilk yarının ağır ilerleyen temposu sabır gerektiriyor. Psikolojik atmosferin yarattığı tekinsizlik hissini seviyorsanız Backrooms farklı bir deneyim sunabilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;++++++&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Duygu Asena Roman Ödülü sahibini buldu&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Geçtiğimiz hafta öne çıkan gelişmelerden biri, Duygu Asena Roman Ödülü&#039;nün Nazlı Doğan Özsöz&#039;ün Yüreğin Kabarmış romanına verilmesi oldu. Kadınlık deneyimini ve kuşaklar arası travmaları merkeze alan bu eser, şimdiden merak uyandırıyor. Okuma listeme eklediğim kitaplardan biri oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;++++++&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;İtalyan Ulusal Sineması&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;VBKY’nin sanat kitaplığı, Pierre Sorlin imzasını taşıyan “İtalyan Ulusal Sineması” ile genişlemeye devam ediyor. Kitapta, İtalyan sinemasına ilişkin kapsamlı bir filmografinin yanı sıra zengin bir kaynakçaya da yer verilerek, konuyla ilgilenen araştırmacılar ve sinema meraklıları için&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;başvurulabilecek nitelikli bir referans kaynağı oluşturuluyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;+++++++++&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Don Quixote Müzikali&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çolpan İlhan &amp;amp; Sadri Alışık Tiyatrosu ve Piu Entertainment ortak yapımı Don Quixote Müzikali, 16 Temmuz&#039;da ilk kez Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu&#039;nda sahnelenecek. Selçuk Yöntem ve Zuhal Olcay&#039;ın başrollerini paylaştığı yapım, güçlü rejisi, canlı orkestrası ve görkemli sahne diliyle Harbiye Açıkhava&#039;nın bu yaz dikkat çeken tiyatro buluşmalarından biri olacak.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;+++++&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Yitik Bir Kadın&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Willa Cather&#039;ın ilk kez 1923&#039;te yayımlanan ünlü romanı Yitik Bir Kadın, Batı Amerika’daki bir kasabada, kendisinden yaşça büyük emekli bir demiryolu müteahhidiyle evli olan Marian Forrester’ın hayatını odağına alıyor. Roman, kocasının ölümünün ardından yalnız kalan bu yaşama bağlı kadının saygınlığını kaybedip giderek gözden düşüşünü çarpıcı bir dille aktarıyor. Bu kitap, önümüzdeki ay “Can Yayınları” tarafından yayımlanacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Tue, 14 Jul 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bir şarkıyı unutulmaz yapan nedir?]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/yazarlar/bir-sarkiyi-unutulmaz-yapan-nedir/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/yazarlar/bir-sarkiyi-unutulmaz-yapan-nedir/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Geçtiğimiz günlerde beynimin saklı kalmış köşelerinden fırlayan bir şarkının melodisinin beni ilkokul yıllarına götürmesiyle onu ilk kez duyduğum zamanda buldum kendimi.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonra düşündüm; bir şarkıyı unutulmaz yapan neydi? Neden bazı melodiler hafızamızda yaşamaya devam ediyordu?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir şarkıyı unutulmaz yapan sözleri miydi? Öyle olsa dilini bilmediğimiz, ne anlattığından bi’ haber olduğumuz bir şarkı bizi nasıl büyüleyebilirdi? Birkaç nota, bir insanın hafızasına nasıl bu denli sıkıca tutunabilir, yıllarca saklı kalmış bir kilidi tek bir hamlede açabilirdi? Bir beste nasıl yaşadığımız anılara dönüşebilir ve bir film izler gibi geçmişe yolculuk yapmamızı sağlayabilirdi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Film ve dizi müziklerinde de değişen bir durum yoktu. Hepimizin zihnine kazınan bazı sahneler vardır. O sahneleri unutulmaz kılan ise ne sadece oyunculuklar ne de diyaloglardır. O sahneyi unutulmaz kılan hikâyenin görünmeyen anlatıcısı müziktir. Çıkarılırsa görüntü yerinde kalır ama bıraktığı duygu eksilir. Belki de bu yüzden bazı melodiler hiç eskimez; zaman geçtikçe bizimle büyürler.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müziğin hafızamızdaki bu yerini düşünürken ben, bu duyguyu milyonlarca izleyiciye yaşatan isimlerden biri olan Toygar Işıklı’nın sevindirici haberini okudum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Toygar Işıklı Recording Academy’nin oy veren üyeleri arasında&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ezel, Karadayı, İçerde, Kara Sevda ve Çukur gibi hafızalara kazınan yapımların müziklerine imza atan Toygar Işıklı, Grammy Ödülleri’ni düzenleyen Recording Academy’nin oy veren üyeleri arasına kabul edildi. Böylece Işıklı, Grammy adaylarının ve kazananlarının belirlenmesinde oy kullanma hakkına sahip olacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Perdeler yeniden açılıyor&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yaz mevsiminin son günleri yaklaşırken tiyatro sahneleri de yeni sezon için hazırlıklarını hızlandırdı. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) 30. İstanbul Tiyatro Festivali’nin programı da yavaş yavaş şekillenmeye başladı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ben de yeni sezon için ilk biletimi şimdiden aldım; festival programının “Bu İşte Bir Kadın Var” seçkisinde yer alan oyun “Bir Bebek Evi” ilk tercihim oldu. Görünen o ki bu sonbahar tiyatro salonları da dolu dolu geçecek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Can Yayınları ağustos kitaplarını duyurdu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Can Yayınları, ağustos ayında İtalyan edebiyatının usta ismi Elsa Morante’nin Çocukluk Anıları ile 1938 Günlüğü isimli kitaplarını okurla buluşturuyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tomris Uyar’ın ilişkilerdeki arzu ve kırılmaları çok katmanlı bir dille aktardığı Güzel Yazı Defteri ile Cemal Süreya’nın anı, otobiyografi ve denemeyi iç içe geçirdiği Günler yapıtı da bu ayın öne çıkan eserleri arasında.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Programda ayrıca Nobel Edebiyat Ödüllü Patrick Modiano’nun belleğin sisli sokaklarında bir kayıp zaman arayışına çıktığı Uyuyan Hatıralar ile Isabel Allende’nin Nazi Avrupa’sından günümüze uzanan savaş, göç ve aidiyet hikâyesi Rüzgâr Adımı Biliyor raflarda yerini alıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu ayın klasiklerinde ise Willa Cather’ın değişen Amerika’ya sarsıcı bir bakış sunduğu zamansız yapıtı Yitik Bir Kadın var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Tue, 11 Aug 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kitap kafenin rafları arasında…]]></title>
<link><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/yazarlar/kitap-kafenin-raflari-arasinda/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://www.analizgazetesi.com.tr/yazarlar/kitap-kafenin-raflari-arasinda/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Bir Kitap Kafe Gerçekten Ne Satar?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kahve mi, Kitap mı, Zaman mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir şehri, bir ilçeyi, bir semti tanımak için nelere bakılır? Eminim, hepinizin aklında pek çok şey sıralanacaktır. Ancak ben sizin sıralamalarınıza naçizane bir öneri ile geliyorum: Kitaplığına. Çünkü kitapların bulunduğu her mekân, o şehrin hafızasına açılan bir kapıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Büyük şehirlerde yer alan kitap kafeler artık alışıldık bir görüntü. Küçük illerde karşılaşmak şaşırtıcı olabilir. Ancak, Artvin Türkiye’nin okuma oranı en yüksek şehirlerin biri olarak anılıyor. Bu nedenle Arhavi’de karşıma çıkan bir kitap kafenin varlığı bana hiç de şaşırtıcı gelmedi. Bu satırları da burada kahvemi yudumlarken yazıyorum, belli olduğu üzere bir yandan da çalışıyorum.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kitaplarla aynı ortamda bulunmak bile terapötik etkisiyle bir şifa kaynağı oluyor. Kitap okuyabilir, içeceğinizi yudumlayabilir, bir yandan çalışabilir veya arkadaşlarınızla vakit geçirebilirsiniz. Kültürel etkinliklere de ev sahipliği yapan kitap kafeler, düşünme, dinlenme, okuma ve kültürel bir paylaşım alanı. Dijital dünyaya karşı bir başkaldırış olarak nitelendirdiğim ve sonuna kadar da savunduğum kitap kafeler, hızlı tüketim çağında insanları biraz da olsa durdurup sakinleştirmeyi başarıyor. Ve kendime soruyorum: Bir kitap kafe gerçekten ne satar? Kahve mi, kitap mı, zaman mı? Bence üçü ve hatta daha fazlası! Sizce?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Okudum, bitti:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kitap: Erkek Nedir Bilmeyen Ben, Jacqueline Harpman, Can Yayınları. Çevirmen, İpek Ortaer Montanari.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bende bıraktığı iz: Distopik atmosferi, kadın dünyasını ve hayatta kalma mücadelesini büyük bir merakla okudum. Sayfalar hızla akıp gitti. Kitabın akıcılığında çevirmenin emeği büyük. Türkçede yazarın sesini bu denli akıcı ve doğal hissettiren çeviri, kitabın tek solukta okunmasının en önemli pay sahibi. Fakat kitap, cevaplardan çok sorular bıraktı. Tüm belirsizlikler sinir bozucu olsa da hepsi hikâyenin birer parçasıydı. Hayatın kendisi de öyle değil miydi? Her sorunun bir yanıtı oluyor muydu? Soruların peşinde iz sürerken zaman akıp gidiyor ve biz büyümüyor muyduk?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kimler okumalı?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Distopyayı, okuru düşünmeye davet eden, kesin yanıtlar yerine sorgulatan, merak uyandıran ve düşündüren romanları sevenler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Moana: Denizin çağırdığı kız&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Moana, 2016 yapımı Disney animasyon macerasının müzikal anlatımıyla canlı aksiyon uyarlaması olarak karşımıza çıkıyor. Animasyon hâlinin ruhunu büyük ölçüde koruyan yapım, yeni bir yorum getirmekten çok sevilen bir hikâyeyi gerçek oyuncularla yeniden anlatmayı tercih ediyor. İlk kez izleyecek çocuklar için eğlenceli, animasyon hâlini sevenler için ise nostaljik bir deneyim sunuyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Batum notları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Karadeniz’in kıyısında yer alan Batum, sadece modern mimarisiyle değil, enerjisiyle de dikkat çeken bir şehir. Şehirde gün boyunca sokakları adımlarken eski ile yeninin harmanlandığı bir atmosfer hissetmek mümkün. Yaklaşık 18 bin adım boyunca merkezin neredeyse tüm önemli noktalarını gezdim; Ali ve Nino Heykeli’nden Avrupa Meydanı’na, Batum Bulvarı’ndan tarihi sokaklara kadar şehrin ruhunu yakından gözlemleme fırsatı buldum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Batum’un en etkileyici yanı ise eski ile yeniyi aynı caddede buluşturabilmesi. Bir yanda tarihi yapılar, diğer yanda gökyüzüne uzanan modern binalar&amp;hellip; Her köşede farklı bir manzara ve farklı bir hikâye var. Kısa bir gezi için bile ziyaretçisine dolu dolu bir deneyim sunan Batum, yürüyerek keşfedildiğinde gerçek kimliğini gösteren şehirlerden biri.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Tue, 04 Aug 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
</channel>
</rss>