SON DAKİKA
Turizm Pazar 22 Mart 2026 02:07

BİLİMİN BEŞİĞİ OXFORD

İngiltere deyince genelde aklımıza hepimizin neredeyse sadece Londra gelir. Ancak, bu son zamanlarda yapmış olduğum İngiltere gezilerinde bu ülkeyi çok daha detaylı yakından tanıma fırsatım oldu ve ülkenin iç kesimlerinin de ne kadar görülmesi değer orta çağ döneminden kalma kentlere kasabalara sahip olduğunu gördüm ve sizinle de paylaşmak isterim

Bilimin beşiği Oxford

Deniz DİKMEN

İngiltere’de Londra’dan kuzeye doğru bir roadtrip yapmayı planlıyoruz ve bu roadtrip boyunca da karşımıza çıkan destinasyonlara da biraz zaman ayırıp onları keşfetmek istiyoruz. Hava soğuk. Termometreler 8 ya da 9 dereceyi gösteriyor. Oysa hava açık, gökyüzü pırıl pırıl ve güneş var. Bir roadtrip için gayet güzel hava koşulu.

Aracımıza yolculukta hoşumuza gidecek nevalelerimizi de doldurduk. Gayet keyifli bir şekilde Londra’dan sabah erken saatlerde yola çıkıyoruz. Rotamızda gezip görmek istediğimiz bir çok yer var. Karşımıza çıkan ilk destinasyon merak ettiğim şehirlerden biri. Üniversite ve katedral kenti olarak bilinen dünyaca meşhur Oxford.

Oxford Londra’nın yaklaşık 90 km kuzeybatısında bulunuyor ve dolayısı ile bizim için ulaşımı çok rahat oldu. Yola çıktıktan yaklaşık 1.5 saat sonra bu güzel kente varıyoruz. Günümüzde kentin hala sadece 170 bin nüfusu var ve bunun birçoğu da öğrenci. Kentin kuruluşu Saxon dönemine kadar uzanıyor ve kentin ismi eski İngilizce dilinde kullanılan ‘oxenaforda’ kelimesine dayanıyor. ‘Oxenaforda’ aslında bir nevi öküzler geçidi anlamına geliyor. Zira burada nehirin üstündeki bir yükseltiden öküz sürüleri yılın belirli zamanlarında geçişlerini yaparlarmış. Zaman için de ‘Oxenaforda’ olmuş size ‘Oxford’. Kent Thames Nehiri’nin üst kısmında konumlanmasından dolayı her zaman çok stratejik bir öneme sahip olmuş. 

1066 yılında Normanyalılar burayı fethedip, bir de Oxford Kalesini inşa etmişler. 11’inci yüzyıldan itibaren ise, kent eğitim alanında gelişmeye ve önem kazanmaya başlamış. Asırlar boyu burası devletler ya da topluluklar arasında hep bir çekişmeye sahne olmuş. Hatta 1209 yılında okulda cereyan den olaylardan dolayı öğretim görevlilerin bir kısmı Oxford’u terk ederek Cambridge Üniversitesi’ni kurmuşlar. Asırlar boyu bu çekişme devam etmiş ve günümüzde bile iki üniversite arasındaki rekabeti her alanda var. Meşhur kürek yarışları pek meşhurdur. Belki siz de takip ediyorsunuz.

oxford-1

Dünyanın en iyileri arasında

Günümüzde Oxford Üniversitesi hem de Cambridge Üniversitesi dünyanın en eski ve en iyi üniversiteleri arasında tanınıyor.

Aracımızla kente girdiğimizde kentin temizliği, binaların mimarisi dikkatimizi çekiyor. İlkbaharın ilk günleri olduğundan her yerde ağaçlar beyaz çiçek açmış ve kente de çok zarif, çok tatlı bir ambiyans veriyor. Çevredeki parklarda ise sap sarı nergisler, mavi mineler ve beyaz kardelenler öyle hoş bir hava oluşturmuş ki, aynı zamanda kente de çok güzel renk katmış.

Yine tarihe dönecek olursak, 1542 yılında Oxford kent statüsüne yükselmiş. İşte böylesine değerli, gelişmiş ve bilim kokan Kenti gezdiğiniz zaman birçok görülecek esere denk geleceksiniz. Örnekleyecek olursak, St Mary the Virgin Church (Meryem Ana Kilisesi), Sheldonian Theatre (Sheldonya Tiyatrosu), Christ Church Cathedral (İsa Kilisesi), Oxford Botanik Bahçeleri, Oxford Castle (Oxford Kalesi). Kalenin içinde eskiden bir hapishane olan ama daha sonra bir otele dönüştürülen Malmaison Oteli’ni gezebilirsiniz. Oxford’u keşfettiğinizde kentin ne kadar yeşil olduğunu fark edeceksiniz. Üniversitenin parkları, South Park, Lye Valley, Port Meadow bunlardan sadece bazıları.

Oxford aynı zamanda elbette bir kültür sanat ve müze kenti ve işin güzel tarafı İngiltere’nin birçok yerinde olduğu gibi bu müzelerin birçoğu da ziyaretçiler için ücretsiz.

Bu nedenle kent genelinde birçok müzeye, sanat galerisine, kütüphanelere ve tiyatrolara denk gelebilirsiniz.

Müzelerin bir kısmını Oxford Üniversitesi’nin bünyesinde bulunuyor. Örneğin dünyanın ilk üniversite müzesi olarak kurulan Ashmolean Müzesi burada bulunuyor. Bu müzenin kuruluş yılı 17’nci yüzyıla kadar uzanıyor.

Günümüzde bu müzede arkeoloji ve sanat dünyasına ait çok güzide eserleri görebilirsiniz. Örneğin Michelangelo, Leonardo Da Vinci ve Pablo Picasso’ya ait eserler burada sergilenmekte. Stradivarius’a ait dünyanın en pahalı ve çok özel kemanı da bu sergide yer almaktadır.

oxford-2

Birçok etkileyici eser var

Üniversite’nin bünyesinde bulunan ve çok enteresan objeler barındıran bir diğer müze ise Ulusal Doğa Müzesi (Natural History Museum.) Ben bu müzeyi çok sevmiştim zira öncelikle bulunduğu binası çok güzel. Müze Parks Road’da konumlanıyor ve eserler buradaki Neo-gothik dev bir bina da sergileniyor. Ulusal Doğa Müzesi’nde birtakım dinozorlara ait iskeletler görebilirsiniz, bir balinanın çene kemiğini keşfedebilirsiniz. 

Her yerde hem zoolojik hem jeolojik birçok etkileyici eser var. Örneğin nesli tükenmiş DoDo Kuşu’nun (Mauritius) en iyi korunmuş kalıntılarını da burada görebilirsiniz. Binanın güzelliği ile eserler birleşince ortaya harika bir sentez çıkıyor. Müzenin bir kısmında da harika tematik birbirinden çok farklı ve tatlı dükkanlar var. Başka yerde belki pek de denk gelemeyeceğiniz eserler burada satılıyor. Özellikle çocuklarınız varsa bu müzeye gelmenizi tavsiye ederim. Burayı çok sevecekler.

Ulusal Doğa Müzesi’ne çok yakın mesafede, yaklaşık 500 bin arkeolojik ve anthropolojik esere sahip 1884 yapımı Pitts Rivers Müzesi de var. Museum of the History of Science, Christ Church Picture Gallery, Modern Art Oxford, Museum of Oxford, Science Oxford gibi kendi zevkinize uygun müze ve galerileri ziyaret edebilirsiniz. Kuşkusuz önemli mekanlar arasında dünyanın en eski kütüphanesi Bodleian Kütüphanesi ve Radcliffe Camera Binası birer özel yer tutmaktadır. Kitapseverler için Bodleian Kütüphanesi bir vaha gibidir. Burayı karış karış gezmenizi tavsiye ederim çok seveceksiniz. Kütüphanede ayrıca İngiltere’nin 800 yıllık tarihi   haritası olan Gough Map de bulunmaktadır. Oxford Üniversite binası bazı film çekimleri için de lokasyon olarak kullanılmış. Örneğin Duke Humphrey Kütüphanesi Harry Potter sinema filmlerinde bu müze tüm haşmetiyle yer almış.

Bu eski kent sadece bilim alanında değil aynı zamanda müzik, tiyatro ve sinema alanında da yeri olmuştur. Örneğin Avrupa’nın ve İngiltere’nin en eski konser salonu Holywell Oxford’da bulunmaktadır. Holywell Music Room olarak adlandırılmış. Üniversite kentin sokaklarını gezdiğinizde bir çok eski sinema salonuna denk geleceksiniz.

Oxford’u gezerken kentin çok hareketli, cıvıl cıvıl olduğunu fark edeceksiniz. Tabi ki şehre okumaya gelen öğrencilerin mutlu, neşeli, enerjileri yansıyor şehre. Oxford’da üniversitenin yanı sıra 39 kolej bulunmaktadır.

Kent merkezinde tatlı dükkanları, restoranlar, kafeler göreceksiniz. Kentin en eski kafesini ziyaret etmek isterseniz High Street’te bulunan Grand Cafe’ye gidebilirsiniz. Bu kafenin yapımı 1650 yılına aittir. Bu güzel kafede yanında tereyağ ve reçel ile sıcacık bir Scone ısmarlamanızı ve beş çayını bu tatlı mekanda geçirmenizi ve bu kentin yıllar yıllar önceki ambiyansını özümsemenizi önerebilirim.

Bu güzel kenti gezerken bazen de kenti rotanızı oluşturmanız ve içgüdüsel olarak belki de orada burada gizli kalmış tarihi köşeleri keşfetmeniz çok keyifli olur.

Oxford’da çok yakın mesafede ayrıca bir UNESCO Dünya Mirası olan Blenheim Sarayı’nı da ziyaret edin. Bu Barok tarzındaki saray ihtişamlı binası, iç dekorasyonu ve yaklaşık 2000 dönüm yeşil park alanı, gül bahçesi ve İtalyan terasları ile bölgenin bir cevheri. Unutmadan hatırlatayım, Harry Potter filminde gördüğünüz Harry Potter Ağacı da bu bahçede bulunuyor.

Biz de gün boyunca bu şahane üniversite kentini geziyoruz. Bilimin içinde geziyor gibisiniz aslında. Bu da benim şahsen çok hoşuma gidiyor. Keşke buralarda okumak nasip olmuş olsaydı diye insan içinden geçiriyor. Asırlarca olağanüstü başarılara imza atmış olan bu üniversite günümüzde dünyanın ikinci ve Avrupa’nın bir numaralı üniversitesi sayılıyor. Son yıllarda bu üniversiteden 27 devlet adamı yetişmiş. Birleşik Krallık’ta ve yabancı ülke başbakanları ile onlarca Nobel ödülü kazanan bilim insanı çıkmış bünyesinden.

Kim bilir bu kentten daha ne cevherler ne parlak fikirler ve ne buluşlar çıkacak. Hepsinin insanlığın hayrına olmasını yürekten temenni ederim.

Oxford sokaklarında bu soğuk ama mis gibi bahar gününde yürürken, bu bilimin vahasında dolaşırken aklımdan neler neler geçiyor. Asırlardır burada eğitime verilen önem keşke her yerde olsa ve her daim insanların mutluluğu ve gelişimi için çalışmalar yapılsa.

Gün gelir de biraz da Londra’nın çevresini gezmek isterseniz muhakkak başkente çok yakın olan bu destinasyonu önerebilirim size. Özellikle, havanın da çok güzel olduğu günlerde buraları keşfetmek çok güzel olacaktır.