SON DAKİKA
Turizm Pazar 31 Mayıs 2026 02:24

ETNA'NIN GÖLGESİNDE SİCİLYA

Sicilya Adası, üçgen şekliyle İtalya'nın meşhur çizmesinin tam parmak ucunda yer alıyor. Yaklaşık 26 bin kilometrekare yüzölçümüne ve 1484 km'lik bir sahil şeridine sahip olan adada yaklaşık 5 milyon insan yaşıyor

Etna'nın gölgesinde Sicilya

Deniz DİKMEN

Dünya çapındaki gezilerimde ülkelerin coğrafyaları beni her zaman çok heyecanlandırmıştır. Coğrafyanın bir ülkenin tarihine ve kültürüne olan yansımasından da hep çok etkilenmişimdir. Çöller, dev şelaleler, dağ zincirleri, okyanuslar, göller ve yanardağlar ne büyük güzellikler meydana getiriyor! İklimler zaman içinde değişebiliyor; fark ediyor musunuz bilmiyorum ama geçmişe kıyasla günümüzde volkanlar genel olarak daha aktif. Gökyüzüne alevlerini ve küllerini püskürtüyor, hatta konumlarına göre uçuş trafiğini bile engelleyebiliyor.

Yeryüzünde yaklaşık 50 aktif volkan var ve bunların birçoğu Pasifik Okyanusu’nda, Japonya ve Endonezya’da bulunuyor. Bu hafta sizi, bu vesileyle Avrupa’nın en büyük yanardağı olan Etna’nın ev sahibi ve Akdeniz’in en büyük adası Sicilya’ya götürmek istiyorum. Sicilya Adası, üçgen şekliyle İtalya’nın meşhur çizmesinin tam parmak ucunda yer alıyor. Yaklaşık 26 bin kilometrekare yüzölçümüne ve 1484 km’lik bir sahil şeridine sahip olan adada yaklaşık 5 milyon insan yaşıyor. Adanın doğu kıyısında bulunan Etna Yanardağı ise 3403 metrelik yüksekliği ve 140 kilometrelik taban çevresiyle Avrupa’nın en yüksek aktif volkanı unvanını taşıyor. İkinci büyük aktif volkan ise, Napoli’deki Vezüv Yanardağı’dır. Etna’nın bu kadar aktif olması, Afrika tektonik plakasının kuzey yönlü hareketiyle bu bölgeyi baskı altında tutmasından kaynaklanıyor.

etna-4

Mitolojilerdeki Etna 

Eski Yunan ve Roma mitolojilerine göre Etna Yanardağı, doğal bir mucizenin de ötesinde, aslında yüce tanrıların alevler içindeki ocağı ve bazı azılı canavarları hapsettikleri bir yerdi. İnanışa göre ateş ve demircilik tanrısı Volcanus (Hephaistos), yanardağın içindeki yüksek ısıyı ve magmayı tanrıların silahlarını dövmek için kullanırdı. Yanardağdan yükselen alevlerin ve fokurdama seslerinin, Volcanus’un örse vurduğu çekiç sesleri olduğuna inanılırdı. 

Başka bir mitolojik efsaneye göre ise yüz kafalı canavar Typhon, tanrıların kralı Zeus’u tehdit ediyor ve Olympos Dağı’ndaki tahtını ele geçirmeye çalışıyordu. Zorlu bir mücadeleden sonra Zeus, canavarın üstüne yıldırımlar düşürerek onu Etna Yanardağı’nın altına gömmeyi başarmıştı. Canavarın çaresizce yanardağın içinden kurtulmaya çalıştığı ama başaramadığı, onun öfkeli nefes alışlarının ise dışarıya volkanik patlamalar ve ateş püskürmeleri olarak yansıdığı anlatılırdı. Antik dönem insanları, bu dev yanardağın yer kabuğunun derinliklerine uzanan yapısından ve püskürttüğü ateşlerden dolayı burayı yeraltı dünyasının (Hades) giriş kapısı sanırlardı.

etna-5

16.000 yıllık yerleşim izleri

Sicilya Adası’nda yaklaşık 16.000 yıllık yerleşim izlerine rastlanıyor; zira bu çok özel ada, tarih boyunca hep kavimlerin geçiş yolu üzerinde yer almış. Fenikeliler, Grekler, Romalılar, Araplar, Normanlar, Fransızlar, Almanlar, İspanyollar, İtalyanlar ve İngilizler Akdeniz’den geçerken her daim bu topraklarda derin izler bırakmışlar.

Üçgen şeklinden dolayı eski çağlarda adanın ismi Trinacria (Grekçe "Üç burun" anlamında) olarak geçiyormuş ancak MÖ 241 yılında ada Roma’nın bir eyaleti haline gelince bugünkü ismini almış. Sicilya adının kökeni ise etimolojik olarak Demir Çağı'nda adada yaşayan Siceller (Siculi) kavmine dayanıyor. Sicilya’da, zengin Romalı ailelere ait villa kalıntılarındaki mozaiklerden ve arkeolojik bulgulardan anlaşıldığı üzere, ada aslında Kuzey Afrika’dan Roma İmparatorluğu için getirilen aslanlar ve filler gibi vahşi hayvanların toplandığı bir merkezdi. Bu hayvanlar, ihtiyaçlar doğrultusunda zaman zaman gemilerle Roma’ya, Kolezyum’daki gladyatör savaşlarına gönderiliyordu. Özellikle Piazza Armerina’da bulunan ve MS 4. yüzyıla ait olan Villa Romana del Casale’deki dünyaca meşhur, 66 metre uzunluğundaki "Büyük Av" mozaiği, o dönem hayvanların Afrika kıtasından Sicilya’ya ve buradan da Avrupa’nın anakarasına nasıl taşındığını gözler önüne seriyor. Roma İmparatorluğu döneminde bu amaçla Afrika kıtasında çok fazla vahşi hayvanın katledildiği ve popülasyonların daha antik dönemden itibaren tükenme noktasına geldiği tespit edilmiştir. Roma villası içindeki bu devasa mozaiği gördüğümde epeyce şaşırmıştım; çünkü bu, hayatımda gördüğüm en büyük, en iyi korunmuş ve figürleri en özgün mozaiklerden biriydi. Villa Romana del Casale’nin neredeyse 1700 yaşında olduğuna inanmak gerçekten çok güç; zira bu evi ziyaret ettiğinizde mekân sanki daha dün terk edilmiş gibi hissediyorsunuz. Konak, tüm detaylarıyla bir o kadar canlı bir şekilde karşınızda duruyor. 

1347 yılında ise Sicilya ne yazık ki çok hüzünlü bir olaya sahne oldu: Kara Veba, Avrupa’da ilk olarak Sicilya'nın kapısını çaldı. O yıl seferden dönen 12 Ceneviz gemisi Messina Limanı’na demirlemişti. Messina halkı gemidekilerin ölümcül bir hastalık taşıdığını anlayıp onları tekrar denize açılmaya zorlayana kadar, gemideki sıçanların üzerinde bulunan pireler vasıtasıyla veba adaya çoktan bulaşmıştı bile. Adalılar kaçarak kendilerini ne kadar korumaya çalışmış olsalar da veba artık Avrupa kıtasına sıçramıştı ve 7-8 yıl içerisinde Avrupa nüfusunun neredeyse yarısının ölümüne sebep oldu.

etna-2

Çok keyifli bir rota

Günümüzde ise bu muazzam güzellikteki ada; hayata tutkuyla bağlı, neşeli ve son derece misafirperver insanların yaşadığı bir diyar. Olağanüstü çarpıcı coğrafyası, manzaraları, sahilleri, tarih dolu kentleri, köyleri, bereketli tarım alanları ve dünyaca meşhur mutfağıyla çok keyifli bir rota. Ada halkı kendisini Akdeniz, Arap ve Yunan etkilerinin harmanlandığı, yavaş yaşamın benimsendiği, neşeli ve rengârenk hayatların olduğu bir kültürle tanımlıyor. Sicilyalılar kültürel miraslarına ve geleneklerine son derece bağlı, gururlu ve özgün bir topluluk.

Etna Yanardağı’nın verimli toprakları elbette tarım için çok elverişli. Dolayısıyla adada yol alırken limon, portakal ve kan portakalı gibi narenciye bahçelerine, üzüm bağlarına, zeytinliklere, fıstık ve fındık ağaçlarına, uçsuz bucaksız buğday tarlalarına sıkça denk geleceksiniz. İtalya’nın mutfak ihtiyacının önemli bir kısmını Sicilya karşılamaktadır.

Diğer yandan Sicilya’daki kentler inanılmaz güzel bir mimariye ve köklü bir tarihe sahiptir. Adada tam 7 tane tescilli UNESCO Dünya Mirası bulunmaktadır. Bunlar; Agrigento Arkeolojik Alanı (Tapınaklar Vadisi), Villa Romana del Casale, Geç Barok Dönem Kasabaları (Caltagirone, Militello Val di Catania, Catania, Modica, Noto, Palazzolo Acreide, Ragusa ve Scicli), Siraküza ve Pantalica Nekropolü, Aeolian (Lipari) Adaları, Etna Yanardağı ile Palermo’daki Arap-Norman Mimarisi ve Katedralleridir.

Biz de kiraladığımız aracımızla ve çok sevgili gezgin dostlarımızla birlikte bir mayıs ayında, henüz turist kalabalıkları adaya akın etmeden adanın altını üstüne getirdik. Taormina, Cefalù, Palermo, Trapani, Marsala, Mazara del Vallo ve yukarıda adı geçen tüm dünya miraslarını gezerek bu şahane adayı keşfettik. Gözümüzün gördüğü her yer birer tablo gibiydi ve sanki tarihin tozlu sayfalarından fırlamıştı. Deniz, Etna Yanardağı ve doğa ise her köşeye inanılmaz bir güzellik katıyordu.

Sicilya’ya geldiğinizde buraya en az 1 hafta ayırmanızı tavsiye ederim. Sicilya, İtalya anakarasından çok farklı, kendine has bir dokuya sahip. Adada keşfedilecek ve deneyimlenecek o kadar çok şey var ki hepsini görmenizi yürekten isterim. 

etna-1

Bu adayı seveceğinize eminim

Sicilya deyince Taormina kasabasının harikulade terasını ve antik tiyatrosunun olağanüstü manzarasını, Cefalù’daki kaya kilisesini, Palermo’nun tarihi dokusunu, Siraküza’daki balık pazarını ve balık lokantalarını unutmak mümkün değil. Adanın hakikaten her karesi ayrı bir güzel. Boşuna "Sicilya’yı görmeyen İtalya’yı görmüş sayılmaz" dememişler.

Aracınızla adayı turlarken muhakkak Etna Yanardağı’nın eteklerinde bir tur atmanızı veya yürüyüşler yapmanızı; bu dev yanardağın büyüklüğünü, ihtişamını hissetmenizi ve soğumuş lavların zamanla nasıl verimli topraklara dönüştüğünü görmenizi isterim. Sicilya, Avrupa’nın en çok güneş gören destinasyonlarından biri. Bu nedenle Sicilya güneşini hissetmenizi ve onun sayesinde bu verimli topraklarda olgunlaşan meyveleri, sebzeleri tatmanızı öneririm.

Mayonuzu yanınıza almayı da unutmayın zira adanın muhteşem sahilleri var. Bunaldığınız yerde kendinizi bu masmavi, hatta bazı yerlerde pırıl pırıl parlayan turkuaz sulara bırakıp serinleyebilirsiniz.

Biz Sicilya Adası’nı çok detaylı gezmemize rağmen ada hayatına, leziz mutfağına, keyifli insanlarına, tüm doğal ve kültürel zenginliklerine doyamamıştık. Sizin de bu adayı gerçekten çok seveceğinize eminim.

etna-3

ABONE OL