KASTİLYA VE LEON'UN SESSİZ KÖYLERİ
Gelin bu hafta sizi İspanya'nın meşhur Kastilya ve Leon Bölgesi'ne götüreyim. Birlikte bölgenin harikulade kültür miraslarını ve sessiz köylerini gezelim. Bu bölgede bambaşka duygular içinde seyahat etmiştim

Deniz DİKMEN
Kastilya ve Leon bölgesi İspanya’nın en büyük bölgesidir. Yüz ölçümü olarak neredeyse 95.000 kilometre kare ile iki buçuk milyonluk çok seyrek bir nüfusa sahiptir. Burası eski Leon Krallığın ve Kastilya topraklarının üstüne kurulan günümüzde otonom bir bölgedir. Denize kıyısı olmayan bu bölge İber Yarımadası’nın kuzey batısında konumlanır ve İspanya’nın Galiçya, Asturia, Kantabria, Bask, La Rioja, Aragon, Kastila La Mancha, Madrid, Extremadura bölgelerine ve Portekiz’e komşu durumdadır. Kastilya ve Leon kuzeyde Kanatbria Dağları, güneyde Sistema Central ve doğuda Sistema Iberico sıradağları ile çevrili bir iç platodan oluşur.
Bölgenin içinden bir uçtan bir uca Portekiz’den Atlantik Okyanus’una akan Douro Nehiri geçer. Bölge, kendi içinde eskiden Leon bölgesine bağlı Leon, Zamora ve Salamanca eyaletlerine ve eski Kastilya bölgesine bağlı Avila, Burgos, Palencia, Segovia, Soria ve Valladolid eyaletlerine bölünür.
Kastilya Leon kültür mirasları açısından da çok zengindir. Bu topraklarda çok kıymetli 11 tane UNESCO Dünya Mirası bulunur. Buralarda yerleşim prehistorik dönemlere kadar uzanmaktadır. Asırlar içinde bu topraklardan Romalılar ve değişik kelt toplulukları kültürel izlerini bırakarak geçmiştir.
İstanbul’dan Madrid’e uçuyoruz ve bölgede merkezi olarak başkent Madrid’in yaklaşık 70 km kuzeyinde bulunan tarihi Segovya kentinde konaklıyoruz. Mevsimlerden bahar ve şerbet gibi bir hava var. Aracımızla Madrid kent sınırların dışına çıkınca tenha, sessiz ve huzurlu yollar, uçsuz ve bucaksız masmavi bir gökyüzü ve pırıl pırıl bir güneş bizi karşılıyor.
Segovya’da kalıyoruz. Burası muhteşem, eski Roma döneminden kalma tarihi bir kent. Katedrali, daracık ve neşeli tarihi sokakları, meydanları, tarihi su kemeri ile burası çok tatlı küçük bir üniversite şehri ve bölgenin dünya miraslarından bir tanesi.
Bu seferki seyahatimizde biraz Segovya’nın çevresini gezmeye kararlıyız. Amacımız hem bölgedeki diğer kültür miraslarını görmek hem de çok eski ve sessiz, kendi halindeki köyleri gezmek istiyoruz.

İlk durak Pedraza köyü
Sabah kahvaltımızı aldıktan sonra yollara dökülüyoruz ve ilk durağımız yaklaşık 40 km uzaklıkta olan Pedraza köyü. Her zaman aracımızla kara yolculuğunu çok severim. İstediğiniz yerde istediğiniz kadar durabiliyor, çevrenin seslerini dinleyip doğanın kokusunu alabiliyorsunuz. Dilediğiniz gibi fotoğraflarınızı çekebiliyorsunuz. İşin en güzel tarafı da istediğiniz yerde güzel bir kahve veya muhteşem lezzetleri tatmak için yemek molası verebiliyorsunuz.
Issız köy yollarında masmavi bir göğe karşı yol alıyoruz. Kimseciklerin olmaması ne kadar güzel. Kalabalıklardan, gürültülerden, beton yığınlarından ne çok yorulmuşuz. Oysa burada da insanlar yaşıyor. Pedraza’ya varıyoruz. Burası Somosierra ve Gudarrama sıradağlarının arasında, yaklaşık 1000 metre yükseklikte konumlanan ve beş yüz kişilik nüfusa sahip çok tatlı bir ortaçağ kasabası ve tarihi 12’inci yüzyıla kadar uzanıyor.
Arnavut kaldırımları, köy meydanı, görkemli tarihi minik evleri, büyüleyici ve gizli köşeleri, arkları, tarihi yapıların içindeki tatlı dükkanları ve yerel köylüler tarafından rengarenk çiçeklerle süslenmiş daracık sokakları ve terasları ile köy çok etkileyici ve görsel olarak harika. Köyün enfes ana meydanı Kastilya mimarisinin mükemmel bir örneği ve 16’ıncı yüzyıla ait bir yapı. Pedraza Kalesi ise, 13’üncü yüzyılda inşa edilmiş. Zaman yolculuğu yapmış gibi hissediyoruz kendimizi. Köy çok sessiz. Nerdeyse çevrenizdeki insanların konuşmasını veya en ufak sesi bile duyuyorsunuz. Hayat burada çok yavaş ve çok ta huzur içinde akıyor.
Öğle saati ve meydanda bizden başka birkaç turist var. Dükkanları, sanat galerilerini ve sergileri geziyorlar. Meydandaki kafelerin terasında veya kapı önünde kahvelerini yudumlayıp gerçekten anın tadını çıkarıyorlar. Ortam sinematografik, ambiyans muhteşem. Kendimizi bir hazine bulmuş gibi hissediyoruz. Biz de Pedraza’yı büyük bir keyif ile gezdikten sonra bir sonraki durağımız yine bir ortaçağ kasabası olan Sepulveda’ya giderek yolumuza devam ediyoruz. Yol yaklaşık 25 kilometre ancak, köy yollarından geze geze gittiğimiz için bu mesafe de normalden daha uzun sürüyor. Yer yer yolda durup çevredeki tarlaları, ağaçları, hayvanları izliyoruz.
Yollar o kadar pitoresk ki. Doğa muhteşem, ovalar uçsuz bucaksız. Yol boyunca sürekli gökyüzünde süzülen ve bize sanki eşlik eden şahinleri izliyoruz. Ne kadar güzeller.

Tablo gibi Sepulveda
Sepulveda iki nehrin arasındaki bir tepede bulunuyor. Ana nehir olan Diraton Nehiri burada 15 km uzunluğunda bir kanyon oluşturuyor ve muhteşem manzaralara ev sahipliği yapıyor.
Sepulveda’ya varan anayolda öyle bir seyir noktası var ki, Sepulveda’yı karşınızda bir tablo gibi görüyorsunuz. Müthiş güzel bir manzara.
Sepulveda’ya geldiğinizde burada zamanın durduğunu düşünebilirsiniz veya bir film platosuna geldiğinizi. Burada yaşayan insanlar sanki dünyadan uzak, inzivaya çekilmiş gibiler. Ses seda yok, yere iğne düşse duyacakmışsınız gibi. Çok ilginç. Plaza Mayor Meydanı’ndaki Barok tarzında inşa edilmiş tarihi kayıt binasının saati de sanki durmuş gibi.
Köy tarihi binaları, kuleleri, arkları, galerileri, çeşmeleri, sokakları, ana meydanı, dükkanları ve tarihi evleriyle, binaların üstündeki motif süslemeleriyle, manzaralarıyla o kadar güzel ki. Santiago Kilisesi, 1093 yılında yapılmış Iglesia El Salvador, 8 Arklı tarihi galeri, Mirador de Zuloaga, Castillo de Sepulveda o de Fernan Gonzalez, Antigua Carcel de Sepulveda, Arco del Ecce Homo o Puerta del Azogue, Casa del Moro, Iglesia de San Bartolome gibi birçok görülecek güzel yapı var. Köyün önünden ve arkasından nehir geçmesi, kanyonun bulunması da köye apayrı bir ambiyans katıyor.
Biz de sessiz Sepulveda’yı büyük bir keyif ile geziyoruz. Pek kimse ortalarda gözükmese de dükkanlara veya restoranlara, kafelere girince insanların iş başında olduğunu ve rutin hayatlarına devam ettiklerini görüyorsunuz. Günümüzde bu tatlı köyde bin kişi yaşıyor. Ufak tefek hediyeliklerimizi alıp gözümüze hoş gelen ‘mesones’ (yerel konaklama evi)lerden birinde yemek yemeye karar veriyoruz. Bu bölgenin dana eti çok meşhur olduğu için ızgara etini tatmaya karar veriyoruz. Restoran küçük ve güzel bir bahçesi var. Masa örtülerine varıncaya kadar herşey yerel. İşletmecisi çok güleryüzlü. Hayatın burada durduğunu ve buranın başka bir dünya olduğunu çok yavaş ama çok lezziz olarak servis edilen yemekten anlıyoruz.
Kastilya Leon bölgesine geldiğimiz zamanlar hep bu köyleri tek tek gezeriz. Her biri ayrı bir profilde olur. Bir de buradaki doğaya her zaman hayranım. Bölgede bulunan Arribes del Duero Doğa Parkı ve Hoces del Rio Duraton Ulusal Parkı birer doğayı koruma alanı. Burada özellikle şahin, kartal, doğan gibi vahşi kuşlar koruma altında tutulur.

Sürprizli yol
Bu parklarda içinde Kahverengi Ayı, İspanyol Dağ Keçisi, Avrupa Kar Sıçanı gibi endemik türlerin de bulunduğu birçok hayvan türüne denk gelebilirsiniz. Bunun haricinde bol miktarda sincap, fındık faresi, talpid, Avrupa çam sansarı, kayın sansarı, tilki, yaban kedisi, kurt, yılan ve çeşit çeşit sürüngenler, su samuru, çeşit çeşit balık türleri, nehir yengeçleri, yerel semender ve kurbağa cinsleri, akbabalar, kartal ve gökdoğanlar, çeşit çeşit balıkçıllar, ibibik ve yalıçapkınları, siyah leylekler, İspanyol şah kartalı, yerel baykuş ve ağaçkakanlar görebilirsiniz. Kastilya ve Leon Bölgesi özellikle “Iber Kurtu”nun da yaşam alanıdır.
Bu coğrafyadaki yüksek dağlar, kayalıklar, ovalar, nehir yatakları, ormanlar, kanyonlar büyük bir biyo çeşitliliğin oluşmasına ve birçok hayvan çeşidinin burada yaşamasına izin veriyor.
Kastilya bölgesi İspanya’nın tahıl ambarı olduğu için yol boyunca buğday, arpa, çavdar ve yulaf ama aynı zamanda Ayçiçek, Keçiboynuzu, baklagil tarlaları ve üzüm bağları da gözlerinizi okşayacaktır.
Güzel Sepulveda’da karnımız doyurduk, çevreyi gezdik, güzel manzaralar seyrettik ve dönüş yolumuza geçiyoruz. Mis gibi havayı içimize çektik, güneşlendik ve doğanın renklerine hayran kaldık.
Bir masal dünyası tadında olan bu Kastilya Leon bölgesinde gezip sonsuz doğal ve kültürel keşifler yapabilirsiniz. Bazen sadece yola koyulmak yeterli olur ve o yol size muhteşem sürprizler hazırlar ve ummadığınız güzellikler karşınıza çıkarır.
Köylerin yanı sıra Avila, Toledo, Salamanca, Ayllon, Coca, Cuellar, Burgos gibi bölgenin şahane kentlerini ve kasabalarını da gezmenizi ve Kastilya Leon Bölgesinin altını üstüne getirmenizi tavsiye ederim. Her yönüyle buraları çok seveceksiniz.

