MADENLER TÜRKİYE'NİN GELECEK SİGORTASI
İstanbul'da düzenlenen "Türkiye - ABD Kritik Madenler" panelinde, enerji dönüşümünün merkezindeki madenler ve tedarik zinciri güvenliği ele alındı. Zuhal Mansfield, nadir toprak elementlerinin Türkiye'nin "gelecek sigortası" olduğunu vurguladı. Panelde, kritik madenlerde arz güvenliğinin ekonomik olduğu kadar stratejik ve jeopolitik bir mesele haline geldiği ifade edildi

İstanbul Maden İhracatçıları Birliği (İstanbul Maden İhracatçıları Birliği) ile Türk-Amerikan İş Adamları Derneği’nin (Türk-Amerikan İş Adamları Derneği) iş birliğinde düzenlenen “Türkiye - ABD Kritik Madenler” paneli, madencilik sektörünün stratejik geleceğine ışık tuttu. İstanbul’da gerçekleştirilen etkinlikte, küresel enerji dönüşümü, kritik maden arz güvenliği ve Türkiye’nin bu alandaki potansiyeli çok boyutlu şekilde ele alındı.
Panelin açılış konuşmasını yapan İMİB Yönetim Kurulu Başkanı Eyüp Batal, madencilik sektörünün ihracat odaklı yapısına dikkat çekerek, “Hangi madenin kritik olduğuna zamanın ruhu karar veriyor. Bugün Türkiye ve ABD perspektifiyle stratejik iş birliği fırsatlarını değerlendirmek büyük önem taşıyor” dedi. Batal, Türkiye’nin sahip olduğu rezerv çeşitliliği ve üretim kapasitesiyle küresel tedarik zincirinde daha güçlü bir konuma yükselebileceğini ifade etti.
TABA–AmCham Genel Başkanı Süleyman Ecevit Sanlı ise iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin yeni bir aşamaya geçmesi gerektiğini belirtti. Sanlı, kritik madenlerin yalnızca ticari bir emtia olmadığını; enerji, savunma sanayii ve ileri teknoloji sektörleri açısından da stratejik değer taşıdığını vurguladı. Türkiye’nin coğrafi konumu ve madencilik tecrübesiyle güvenilir bir ortak olduğunu kaydeden Sanlı, sistem kurma ve uzun vadeli iş birliklerinin önemine dikkat çekti.
Moderatörlüğünü Av. Zeynep Hilal Doy’un üstlendiği oturumda konuşan Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. İbrahim Kürşat Tuna, kritik madenlerin artık doğrudan ulusal güvenlik başlığı altında değerlendirildiğini söyledi. Çin’in üretim ve rafinaj kapasitesindeki hakimiyetine değinen Tuna, ABD’nin tedarik zincirini çeşitlendirmek amacıyla “friend-shoring” stratejisini benimsediğini ve bu çerçevede Türkiye’nin kilit bir aktör olarak öne çıktığını ifade etti. Tuna ayrıca, ABD’nin Serbest Ticaret Anlaşmalarına alternatif olarak geliştirdiği “Critical Minerals Agreement” modelinin, özel sektör odaklı ve daha hızlı bir iş birliği zemini sunduğunu belirtti.
Zuhal Mansfield, kritik madenlerin önemini "Kritik madenler 21’inci yüzyılın petrolü falan değildir; petrolden daha karmaşık, daha yaygın ve daha stratejik bir alanı ifade eder." sözleriyle özetledi. Mansfield, enerji güvenliğinin artık sadece petrol ve doğal gaz değil; lityum, neodimyum ve nadir toprak elementleri demek olduğunu vurguladı.
Madenciliğin artık sadece "kazma ve patlatma" işi olmadığını belirten Mansfield, "modern simya" olarak tanımladığı yeni süreçlere dikkat çekti. Klasik madenciliğin yanı sıra, elektronik atıkların geri dönüştürüldüğü "kentsel madencilik" ve laboratuvar ortamında üretilen sentetik malzemelerin önem kazandığını belirtti.
Nadir toprak elementlerini Türkiye’nin "gelecek sigortası" olduğunu söyleyen Mansfield, tedarik güvenliğinin hayati önemine somut bir örnek verdi. 2025 yılında yaşanan kısıtlamalar nedeniyle Avrupa’da otomotiv fabrikalarının geçici olarak kapandığını hatırlatan Mansfield, Türkiye'nin bu tür krizlerde sadece hammadde sağlayıcısı değil, aynı zamanda "pazar kurucu" bir aktör olarak konumlanması gerektiğini belirtti.
Panel kapsamında ayrıca sektör verileri, Türkiye’nin rezerv yapısı ve dış ticaret dengesi üzerine kapsamlı bir sunum gerçekleştirilerek, madenciliğin Türkiye ekonomisindeki yeri sayısal verilerle ortaya kondu.
