"SIFIR ATIK HAREKETİ, TÜRKİYE'NİN KÜRESEL LİDERLİĞİNE GÜÇ KATIYOR"
Bahçıvan: "Türkiye sanayisi döngüsel ekonomiye odaklandığında üretim kabiliyeti, mühendislik altyapısı ve girişimcilik ruhu ile dönüşümün kazananları arasında yer alacak güçtedir. Bu dönüşümün yaygınlaşması ve kalıcı olması için üniversite-sanayi iş birliklerini ve Ar-Ge yatırımlarını artırarak bilimsel bilgiyi üretime dönüştürmeli, yenilikçi teknoloji girişimlerini sanayiyle buluşturmalıyız. Eğitim ve yetkinlik programlarıyla İK yapımızın dijital ve teknik kapasitesini de güçlendirmeliyiz. Ayrıca bir tesisin atığının diğerinin hammaddesi olarak kullanıldığı endüstriyel simbiyoz uygulamalarının artırılması da dönüşüm sürecini destekleyecektir."

İstanbul Sanayi Odası, İstanbul Valiliği himayelerinde, Sıfır Atık Vakfı koordinasyonunda 1-7 Haziran tarihleri arasındaki “İstanbul Sıfır Atık Haftası” faaliyetleri kapsamında “Sanayinin Sıfır Atık Yolculuğu: Döngüsel İş Modelleri” toplantısı düzenledi. Sıfır Atık hedefine ulaşma stratejilerinde döngüsel iş modellerinin rolünün ele alındığı Odakule’de düzenlenen toplantının açılış konuşmasını, İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş ve İstanbul Valisi Davut Gül yaptı. Döngüsel ekonomi odaklı küresel ve ulusal politikalar, uluslararası ticarette döngüsel iş modellerine yaklaşım, eko-tasarım ve dijital ürün pasaportu uygulamalarının etkileri değerlendirildiği toplantıda, döngüsel ekonomiye geçişin çevresel, sosyal ve ekonomik avantajları, sanayide kaynak verimliliği ve sıfır atık uygulamaları ile yenilikçi iş modelleri ve yeni nesil üretim teknolojileri gibi başlıklar da konunun uzmanları tarafından ele alındı ve iyi uygulama örnekleri de paylaşıldı. Toplantıda ayrıca sıfır atık yaklaşımının sanayi sektöründe yaygınlaştırılması, üretim süreçlerinde kaynak ve su verimliliğinin artırılması ve sürdürülebilir üretim uygulamalarının teşvik edilmesi amacıyla İSO ile Sıfır Atık Vakfı arasında bir iş birliği protokolü imzalandı.
İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan açılış konuşmasında, Sıfır Atık yaklaşımının yalnızca çevresel bir sorumluluk değil; aynı zamanda ekonomik rekabetçiliğin ve toplumsal dayanıklılığın da temel unsuru olduğuna dikkat çekerek “Sayın Emine Erdoğan Hanımefendinin himayelerinde başlatılan ve bugün 193 ülkede karşılık bulan Sıfır Atık Hareketi, Türkiye’nin sürdürülebilirlik alanında bir küresel lider konumuna yükseldiğinin en güçlü kanıtıdır. Birleşmiş Milletler’in 30 Mart’ı Uluslararası Sıfır Atık Günü olarak ilan etmesi; bu liderliğin uluslararası arenada tescil edilmesinin ötesinde, ülkemizin bu alanda küresel normlara şekil verdiğinin ifadesidir. 2017’den bu yana devam eden Sıfır Atık Hareketi ile sağlanan geri kazanım kapasitesindeki artış ve atıkların ekonomiye yeniden kazandırılması, sürdürülebilir kalkınmanın somut çıktılarından biri olarak öne çıkıyor. Sıfır Atık yaklaşımı ile, kaynak verimliliğini, ekonomik kazanımı ve iklim hedeflerini birlikte destekleyen bütüncül bir dönüşüm modeli yaygınlaşıyor” dedi.
“İklim değişikliği, Kirlilik ve Biyolojik Çeşitlilik Kaybı” olmak üzere dünyamızın sınırlarını zorlayan ve birbirini etkileyen üç büyük krizle karşı karşıya olduğunu vurgulayan Bahçıvan “Bu çok katmanlı kriz, doğal kaynakların korunmasını zorunlu hâle getirdi. Küresel ölçekteki en kritik meselelerden biri üretim-tüketim alışkanlıklarımızın dönüşmesi gerekliliğidir. Döngüsel ekonomi; yalnızca çevresel bir tercih değil, sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması için ekonomik bir zorunluluktur. Kaynakların daha verimli kullanıldığı, atığın üretimin her aşamasında bir değere dönüştürüldüğü ve ürünlerin yaşam döngüsünün uzatıldığı bu model; aynı zamanda sanayimizin rekabet gücünü artıran stratejik bir dönüşüm alanıdır” dedi.
Türkiye’nin küresel rekabet gücü artar
Bahçıvan, Yapılan uluslararası çalışmalara göre bugün küresel ekonomi, "al-kullan-at" anlayışı nedeniyle yılda yaklaşık 25,4 trilyon avro değerinde ekonomik değeri kaybediyor. Bu rakam küresel GSYİH’nin yaklaşık üçte birine (yüzde 31'ine) denk geliyor. Oysa ki kaynakların verimli yönetildiği döngüsel iş modellerinde kaybedilen bu değerin önemli bir bölümü ekonomide kalmaya devam edecek. Diğer taraftan günümüzde su kaynaklarını etkin ve verimli yönetebilen ülkeler, yalnızca çevresel değil, aynı zamanda gıda ve enerji güvenliği açısından da stratejik bir avantaj elde ediyor. Döngüsel ekonomi yaklaşımıyla suyu merkeze alan politikaların benimsenmesi, sürdürülebilir büyümeyi desteklemekte ve uzun vadeli rekabetçiliğin temelini oluşturuyor. Sanayi, bu dönüşümün merkezinde yer alıyor ve nitelikli üretim anlayışı dönüşümde belirleyici bir rol üstleniyor. Ürünün tüm yaşam döngüsünü dikkate alan bu anlayış ile verimlilik, malzeme seçiminde gösterilen özen, atık oranlarının sistematik biçimde düşürülmesi ve ürünlerin uzun ömürlü, kolay onarılabilir ve geri dönüştürülebilir olması temel unsurlar haline geliyor. Bu yaklaşımla hareket eden sanayi firmalarının operasyonel maliyetleri düşerken küresel pazarlarda rekabet güçleri de artıyor. Türkiye sanayisi de bu sürece odaklandığında üretim kabiliyeti, mühendislik altyapısı ve girişimcilik ruhu ile dönüşümün kazananları arasında yer alacak güçtedir.
Ancak bu dönüşümün yaygınlaşması ve kalıcı hale gelmesi için üniversite-sanayi iş birliklerini ve Ar-Ge yatırımlarını artırarak bilimsel bilgiyi üretime dönüştürmeli, yenilikçi teknoloji girişimlerini sanayiyle buluşturmalıyız. Bu süreçte eğitim ve yetkinlik programlarıyla insan kaynağımızın dijital ve teknik kapasitesini de güçlendirmeliyiz. Ayrıca bir tesisin atığının diğerinin hammaddesi olarak kullanıldığı endüstriyel simbiyoz uygulamalarının artırılması da dönüşüm sürecini destekleyecektir” dedi.
COP31’de Türkiye’nin özel sektör gücünü dünyayla paylaşacağız
Konuşmasında 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da Türkiye’nin ev sahipliği ve dönem başkanlığında gerçekleştirilecek BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı’nın 31. Oturumuna (COP31) değinen Bahçıvan “Bizler açısından büyük bir gurur ve heyecan kaynağı olan COP31; Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadeledeki vizyonunu, politika çerçevesini, üstlendiği sorumluluğu ve belki de en önemlisi özel sektör olarak gücünü tüm dünyayla paylaşmamıza imkan sağlayacak. İstanbul’un her anlamda Türkiye’nin vitrini olduğu düşünüldüğünde bu süreçte yürütülen çalışmalar birer uygulama ve farkındalık modeli oluşturarak uluslararası arenada ülkemizin üretim gücünü ve sanayimizin yetkinliklerini görünür kılacak güçlü bir mesaja dönüşecek. Ayrıca, yeşil sanayileşme ve sıfır atık yaklaşımının COP31’in eylem gündemi başlıkları arasında yer aldığını görüyoruz. Bu vesile ile de Türkiye, küresel iklim müzakerelerinin merkezine sıfır atık yaklaşımını yerleştiren ilk COP Başkanlığı olarak da tarihe geçecek. Bu süreçte Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş’ın ‘COP31 İklim Yüksek Düzeyli Şampiyonu’ olarak görevlendirilmesi de son derece anlamlı. İSO olarak 2022 yılından bu yana katıldığımız COP toplantılarından elde ettiğimiz deneyimle COP31’e yönelik planlama ve hazırlıklarımızı ulusal ve uluslararası paydaşlarımız ile istişare içinde titizlikle yürüttüğümüzü de sizlerle paylaşmak istiyorum. COP31’e giden süreçte içinde İstanbul Sıfır Atık Haftası ve Uluslararası Sıfır Atık Forumu da bilinç artışının yaygınlaştırılması için önem taşıyor” dedi.
Bahçıvan, Sıfır Atık Vakfı ile iş birliği protokolünün Döngüsel Ekonomi Forumu İstanbul ve İklim Değişikliği ve Su Yönetimi: Sanayi Sektörü Raporu çalışmalarında olduğu gibi İSO’nun sürdürülebilir üretim vizyonunun önemli bir parçası olduğunu belirterek “İş birliğimiz, COP31 sürecinde Türk sanayisinin dönüşüm kapasitesini küresel ölçekte görünür kılarak ülkemizin sürdürülebilirlik alanında güçlü ve kalıcı bir konuma ulaşmasına önemli katkılar sağlayacak” dedi.
İstanbul Valisi Davut Gül de “Sıfır Atık Vakfı'nın kuruluşundan bugüne kadar hep söylediği birlikte iş yapma kültürünü geliştirmeliyiz. Kimseyi arkada bırakmamalıyız. Herkesi meselenin içerisinde tutmalıyız. Sanayiciler açısından da bu sıfır atık meselesi üretim zincirinden tüketim zincirine kadar her alanda karşımıza çıkacak bir mesele. Yüzlerce ülkenin katılımı ve 120'den fazla Bakanın gelmesi Türkiye'nin markasını yükseltiyor. İstanbul'umuzun marka değerini yükseltiyor. Bunu turizm olarak da değerlendirebiliriz. Herhangi bir sanayicimizin dünyanın başka bir noktasında ürettiği ürünün tüketiciye buluşmasında da değerlendirebiliriz. Türkiye, sıfır atık konusunda öncülük yapıyor” dedi.
Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş da şunları söyledi: “İstanbul Sıfır Atık Haftası kapsamında İstanbul'umuzun 39 ilçesinde 1.500'den fazla etkinlik yapılıyor. Bu etkinlikleri sivil toplum kuruluşlarımız, üniversitelerimiz, belediyelerimiz, kamu kuruluşlarımız, sivil toplum kuruluşlarımız, şehre dair söz söylemek isteyen vatandaşlarımızla beraber yapıyoruz. İstanbul'da 16 milyon hemşerimizle beraber bir sinerji yakaladık. Dünyanın büyük şehirlerinde New York'ta, Londra'da, Hüseyin'de, Paris'te iklim haftaları var. Geçtiğimiz yıl Sayın Valimizin liderliğinde dedik ki İstanbul'u Sıfır Atık Çalışmalarının Küresel Merkezi haline getireceğiz. Bu bağlamda ilk olarak İstanbul'u Sıfır Atık Haftası'nı ilan ettik. Farklı dini inanç gruplarının bin yıllardır aynı sokaklarda beraber yaşadığı, farklı kültürlerin huzurla aynı sokaklarda yaşadığı bu şehir dünya için bir örnek ve bu şehirdeki bu iş birliği ruhunu korumak zorundayız. Çünkü bu şehirde yaşanacak en ufak bir çevre krizi, su krizi, doğa krizi, mağduriyet krizinin faturasını 16 milyon İstanbullu olarak beraber ödeyeceğimizden hiç kimsenin şüphesi olmasın.”
Odakule’de denizden çıkan ağlardan tasarlanan giysiler sergileniyor
Odakule’de İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, Beyoğlu Kaymakamlığı ve Olgunlaşma Enstitüsü iş birliği ile yürütülen “Sen Hayal Et” projesi kapsamında, Olgunlaşma Enstitüsü atölyelerinde denizden çıkarılan ağlardan tasarlanan 20 giysi ve aksesuarların yer aldığı serginin açılışı da yapıldı.