SURİYE'Yİ AŞACAK GÖÇ DALGASI RİSKİ VAR
İran'da Hamaney'in öldürülmesinin ardından yaşanan gelişmeler ve olası rejim değişikliği senaryoları çerçevesinde, Türkiye'yi etkileyebilecek yeni bir demografik hareketlilik gündeme geldi. İran'daki iç karışıklıkların derinleşmesi durumunda Suriye krizinden daha büyük çaplı bir göç dalgası yaşanma ihtimali bulunduğu sıkça dile getirilmeye başladı. Türkiye'nin ise bu sürece karşı sınır güvenliği ve kriz planları kapsamında hazırlıklarını sürdürdüğü belirtiliyor.

Hakan ÖZBAY
Hamaney'in öldürülmesinin ardından İran'da sular durulmuyor. Ülkenin içinde bulunduğu siyasi kriz, istihbarat zafiyetleri ve olası bir rejim değişikliğinin bölgesel yansımaları tartışılmaya devam ediyor. İran Araştırmaları Uzmanı Çağatay Balcı, İran devlet aygıtındaki son durumu ve Türkiye'ye yönelik olası göç tehlikesini gazetemize değerlendirdi.
DEMOGRAFİK BASKI RİSKİ
Bölgedeki çatışmaların yayılması ve İran'da yaşanabilecek olası bir çöküşün Türkiye açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirten Balcı, olası göç tehlikesine dikkat çekerek şunları kaydetti: "Olası bir İran çöküşü ya da bölgesel çatışmaların yayılması, Türkiye için Suriye krizinden daha ağır demografik baskılar doğurma potansiyeli taşımaktadır; zira İran nüfusunun büyüklüğü, kentsel yapının çözülme hızı ve Kürt meselesinin sınır ötesi yansımaları bu riski artırmaktadır."
Türkiye'nin bu sürece karşı önlemlerini aldığını da vurgulayan Balcı, "Türkiye, en kötü senaryoya karşı hazırlıklarını 12 gün Savaşından itibaren yapmaya başlamıştır. Bu bağlamda sınır güvenliği adına ciddi tedbirler ve olası krizlere karşı tedbir planları geliştirilmiştir." dedi.
İSTİHBARAT ZAFİYETİ VE ERTESİ GÜN SENARYOSU
Hamaney suikastının sistemdeki kırılganlıkları ortaya çıkardığını belirten Balcı, mevcut tabloyu şu sözlerle özetledi: "Hamaney suikastının açığa çıkardığı tablo, İran devlet aygıtının yüzeysel sertliği ile kurumsal derinliğindeki çürüme arasındaki derin çelişkiyi gözler önüne sermekte; istihbarat penetrasyonunun bu denli köklü olması, sistemin dışarıdan görünen bütünlüğünün iç yapıdaki kırılganlıkları örtbas ettiğine işaret etmektedir."
Çöküş dinamiği hakkında da konuşan Balcı, "Rejim değişikliği pratik olarak imkânsız olmamakla birlikte, İran'ın çöküş dinamiği Libya ya da Irak modeline değil, çok aktörlü, uzun süreli ve şiddetli bir iç çözülme sürecine benzeyecektir. 'Ertesi gün' senaryosu ise bölge için salt bir iktidar boşluğu değil, birbiriyle rekabet eden silahlı fraksiyonların, etnik taleplerin ve dış güç müdahalelerinin eş zamanlı devreye gireceği, kontrol edilmesi son derece güç bir kaos ortamı anlamına gelecektir" ifadelerini kullandı.
İRAN’DA İKTİDAR MÜCADELESİ YAŞANABİLİR
Balcı, Hamaney'in yokluğunun sistem içinde yaratacağı güç mücadelesine de dikkat çekerek şunları söyledi: "Hamaney'in fiziksel olarak tasfiyesi, velayeti fıkıh doktrinine dayanan iktidar yapısının meşruiyet omurgasını kırmakta; bu kırılma, Devrim Muhafızları, Kum dini hiyerarşisi ve pragmatist teknokrasi arasındaki gerilimleri açık bir iç iktidar mücadelesine dönüştürme potansiyeli taşımaktadır."
Olası bir bunalımda ilk refleksin ne olacağına dair de değerlendirmede bulunan Balcı, "Tarihsel analoji açısından değerlendirildiğinde, böyle bir bunalımın ilk refleksi çöküş değil, dış tehdidi araçsallaştıran milliyetçi bir kapanma ve sert bir konsolidasyon girişimi olacaktır; ancak bu konsolidasyon yapısal olarak sürdürülebilir değildir. Sistemin devrimci kurucu mitosuyla kesişen bu kırılma, meşruiyetin yeniden inşasını olanaksız kılarak yavaş ama kaçınılmaz bir çözülmeyi beraberinde getirecektir." dedi.
BÖLGESEL GERİLİM MEZHEPSEL OLARAK AÇIKLANAMAZ
İran'ın bölgedeki vekâlet savaşları stratejisinin sınırlarına dayandığını aktaran Balcı, konuyu şu sözlerle açıkladı: "İran'ın asimetrik savaş kapasitesi, ekonomik yıpranma ve iç siyasi baskı karşısında vekâleten savaş ağlarına olan bağımlılığı nedeniyle giderek daha kırılgan bir zemine oturmakta; Suriye'nin çöküşü ve Hamas'ın ciddi hasar görmesiyle birlikte bu ağların onarım maliyeti İran'ın karşılayabileceği eşiği zorlamaktadır."
Bölgesel gerilimin artık saf mezhepsel bir çerçeveyle okunamayacağını belirten Balcı sözlerini şöyle tamamladı: "Arap başkentlerine yönelik saldırıların stratejik mantığı ise caydırıcılık değil, müzakere masasını şekillendirme ve bölgesel aktörleri İran'ın belirlediği güvenlik gündemiyle baş başa bırakma amacı taşımaktadır. Körfez monarşileriyle Tahran arasındaki denklem artık saf mezhepsel bir çerçeveyle açıklanamaz; söz konusu gerilim, jeopolitik çıkar çatışması ve güç yansıtma kapasitesi rekabeti boyutuna taşınmış durumdadır."