ÜRETİCİ BAHÇEDE KALMAZSA TÜM STRATEJİLER ÇÖKER
Türkiye'de ceviz üreticisi; artan maliyetler, iklim krizi ve ithalat baskısı altında ayakta kalma mücadelesi veriyor. Yıllık 500 milyon dolarlık cari açığı yerli üretimle kapatmayı hedefleyen Vizyon 2026 haritasını değerlendiren Ceviz Üreticileri Derneği Başkanı Ömer Ergüden, tarımda sanayi disiplininin, veriye dayalı üretimin ve her şeyden önce üreticiyi bahçede tutmanın şart olduğunu vurguluyor.

Hakan ÖZBAY
Uzun süre sürdürdüğü başarılı tekstil sanayiciliği ve ihracat geçmişinin ardından tarım sektörüne yönelen Ceviz Üreticileri Derneği Başkanı Ömer Ergüden, sanayicilik vizyonunu tarıma taşıyarak sektördeki en büyük sistemsel eksikliğe dikkat çekti. Sahadaki tecrübelerini Zeynep Ergüder ile birlikte kaleme aldığı "Modern Ceviz Yetiştiriciliği" kitabıyla da sektöre aktaran Ergüden’in, “Sanayide temel prensip şudur: Ölçemediğiniz süreci yönetemezsiniz. Tarımda ise hala birçok karar veri yerine alışkanlığa dayanıyor” tespiti, tarım politikalarının bütüncül bir yaklaşımla yeniden şekillenmesi gerektiğinin altını çiziyor.
SEKTÖRÜN DÖRT TEMEL RİSKİ VE ACİL BEKLENTİLER
Sektörün önündeki engelleri "iklim, düşük verim, ithalat baskısı ve sektörden çekilme" olarak dört temel risk başlığında toplayan Ergüden, yerli üretimin acilen stratejik bir alan olarak konumlandırılması gerektiğini vurguladı. Ceviz gibi 30-40 yıllık çok uzun vadeli bir perspektifle karar alınan yatırımlarda öngörülebilirliğin en kritik unsur olduğunu belirten Ergüden, “Bizim önceliğimiz bahçede kalmak. Üretici ekonomik olarak sürdürülebilir değilse diğer tüm stratejiler anlamını yitirir” diyerek ekonomi yönetiminden beklenen üç acil adımı şöyle detaylandırdı:
• Ticaret Politikası İstikrarı: İthalat rejiminin, hasat dönemlerini dikkate alan ve yerli üreticiyi fiyat baskısı altında bırakmayan adil bir yapıda kurgulanması.
• Finansmana Erişim: Ceviz bahçelerinin ilk yıllarda gelir üretmeyen yapısı göz önüne alınarak, bu kırılgan dönemde üreticinin uzun vadeli ve makul maliyetli yatırım/işletme kredileriyle finansal olarak desteklenmesi.
• Verimlilik Odaklı Destek Modeli: Geleneksel alan bazlı destekler yerine, doğrudan verim ve kalite artışını teşvik eden modern destek mekanizmalarının devreye alınması.
İTHALATA KARŞI TEK ÇÖZÜM KORUMACI ÖNLEMLER DEĞİL
Özellikle hasat döneminde yapılan yoğun ithalatın, yerli üreticinin en kırılgan olduğu anda fiyatları baskıladığını ifade eden Ergüden, son yıllarda uygulanan vergi düzenlemelerinin üreticiye nefes aldırdığını belirtti. Gümrük vergileri ve dönemsel kısıtlamaların önemli araçlar olduğunu ancak kalıcı çözümün sadece korumacı önlemlerle sağlanamayacağının altını çizen Ergüden; rekabet gücünün içeriden güçlendirilmesi için verim artışı, kalite standardizasyonu, pazar çeşitliliği ve markalaşmanın olmazsa olmaz olduğunu vurguladı.
500 MİLYON DOLARLIK AÇIĞI KAPATMAK İÇİN 7-10 YILLIK HEDEF
Türkiye, yüksek tüketimine rağmen ihtiyacının önemli bir kısmını ithal ediyor ve bu durum ceviz özelinde yaklaşık 500 milyon dolarlık devasa bir cari açığa neden oluyor. Ülkenin iklim ve toprak potansiyelinin aslında iç talebi karşılayacak düzeyde olduğunu belirten Ergüden, bu tabloyu tersine çevirecek projeksiyonu şu sözlerle özetledi:
"Mesele alan büyüklüğünden çok verimlilik ve kalite istikrarıdır. Mevcut bahçelerde verimlilik artışı sağlanır, yeni yatırımlar doğru planlanır ve üretici sahada tutulabilirse, orta vadede yani 7-10 yıllık bir perspektifte ithalat bağımlılığını ciddi ölçüde azaltmak mümkündür. Net ihracatçı konuma geçmek ise yalnızca miktar artışıyla değil, katma değerli ve standardize ürünle mümkün olur. Hedefimiz önce cari açığı minimize etmek, ardından seçilmiş pazarlarda güçlü bir oyuncu olmaktır."
KALİFORNİYA ŞİLİ VE ÇİN'E KARŞI TÜRKİYE'NİN TAZELİK SİLAHI
Küresel pazarı domine eden Kaliforniya merkezli üretim modeli, Şili ve Çin gibi devlere karşı rekabet eden Türkiye'nin en büyük avantajı ise lojistik konumu, coğrafi çeşitliliği ve tazeliği. Avrupa Birliği pazarı gibi kalite, izlenebilirlik ve gıda güvenliği kriterleri açısından yüksek standartlar talep eden bölgelerde, teslim süresi açısından ABD ve Şili’ye göre çok daha rekabetçi bir konumda bulunuyoruz.
İthal cevizlerin uzun yola dayanması için neminin düşürüldüğünü ve yoğun işlemden geçirildiğini belirten Ergüden, yerli cevizin lezzet farkını şu sözlerle anlattı: "Yerli cevizin tadı ve aroması doğrudan tazeliğiyle bağlantılıdır; bahçelerden sofralara ve raflara bir gün içinde ulaşabilen bir ürün söz konusudur. Bu hız ve doğallık, ithal cevizle kıyaslanamayacak bir lezzet profili ortaya koyar. Yerli ceviz, tazeliğin getirdiği canlı aroması ve dolgun tadıyla belirgin bir üstünlük sunar." Sektör, bu avantajı kullanarak fiyatla değil; kalite algısı, "tazelik ve aroma" vurgusu ve izlenebilirlik ile rekabet etmeyi amaçlıyor.
GELENEKSEL TARIMIN DEVRİ KAPANDI
Sektörün sürdürülebilirliği için iklim krizine karşı dijitalleşme hamlesi de kritik bir rol oynuyor. Sensör destekli sulama sistemleri, toprak analizine dayalı besleme programları ve fenolojik takvim takibi gibi bilimsel tarım uygulamalarının yaygınlaşmaya başladığını belirten ancak bu farkındalığın henüz arzu edilen seviyede olmadığını söyleyen Ergüden, sektöre şu hayati uyarıyı yaptı:
"İklim krizi karşısında geleneksel yöntemlerle ilerlemek artık mümkün değil. Ölçmeden yönetemeyiz. Önümüzdeki dönemde rekabet avantajı, veriye dayalı, disiplinli ve izlenebilir üretim yapan işletmelerde olacaktır. Sanayide kapasite, verimlilik, kalite standardı ve pazar stratejisi nasıl birlikte düşünülüyorsa, tarımda da; üretimden ticarete, finansmandan markalaşmaya kadar aynı bütüncül yaklaşımın güçlenmesi gerekiyor."