Advertisement
SON DAKİKA

Enerji dönüşümü neden zaman alır?

Mehmet Babar 30 Oca 2026

Küresel enerji tartışmaları çoğu zaman iki uç arasında sıkışıyor: Bir tarafta "her şey çok geç" diyen karamsarlık, diğer tarafta birkaç on yıl içinde tüm sistemin değişeceğine inanan iyimserlik.

Oysa enerji tarihi, bu iki yaklaşımın da gerçeklikle tam olarak örtüşmediğini gösteriyor. Enerji sistemleri ne bir gecede çöker ne de kısa sürede baştan aşağı dönüşür. Değişim vardır; ama bu değişim yavaş, katmanlı ve dirençlidir.

Bugün küresel enerji sistemine bakıldığında görülen tablo tam olarak budur. Büyük kırılmalar değil, istikrarlı ayarlamalar yaşanıyor.

Enerji sistemleri neden hızlı değişmez?

Enerji, modern toplumların en ağır altyapılarından biridir. Elektrik şebekeleri, rafineriler, boru hatları, santraller ve ulaşım sistemleri onlarca yıl süren yatırımların ürünüdür. Bu nedenle enerji dönüşümü, bir teknoloji tercihi değil; fizik, mühendislik ve ekonomiyle sınırlı bir süreçtir.

Tarihe bakıldığında odun kömüründen kömüre, kömürden petrole geçişlerin tamamının onlarca yıl sürdüğü görülür. Yeni kaynaklar eskiyi tamamen ortadan kaldırmamış, uzun süre yan yana var olmuştur. Bugün de yaşanan budur. Yenilenebilir kaynaklar büyürken, fosil yakıtlar bir anda sistemden çıkmamaktadır.

Bu durum bir başarısızlık değil, sistemin dayanıklılığının göstergesidir.

Küresel enerji neden çökmüyor?

Son yıllarda yaşanan krizler –arz şokları, fiyat dalgalanmaları, jeopolitik gerilimler– sık sık “enerji sistemi çöküyor” yorumlarına neden oldu. Ancak veriler farklı bir tablo ortaya koyuyor. Küresel enerji arzı kesintiye uğramadı; yön değiştirdi, pahalılaştı, zorlandı ama devam etti.

Bu, sistemin esnekliğini gösterir. Enerji güvenliği artık tek bir kaynağa veya tek bir teknolojiye dayanmak yerine, çeşitlilik ve yedeklilik üzerinden kurgulanıyor. Ülkeler aynı anda hem risk azaltıyor hem de sistemi ayakta tutuyor.

Bu yaklaşımın arka planında, Uluslararası Enerji Ajansı raporlarında sıkça vurgulanan bir gerçek yatıyor: Enerji dönüşümü, hızdan çok ölçek ve süreklilik meselesidir.

Yenilenebilir enerjinin gerçek gücü nerede?

Yenilenebilir enerji çoğu zaman semboller üzerinden tartışılıyor. Oysa asıl gücü, devrimci vaatlerde değil; kademeli yayılımında yatıyor. Güneş ve rüzgâr, küresel enerji sepetinde payını artırıyor; fakat bunu sessizce yapıyor.

Bu kaynaklar tek başına sistemi dönüştürmüyor, ama yükü hafifletiyor. Elektrik üretiminde marjinal katkıdan ana aktörlüğe doğru ilerliyorlar. Bu ilerleme yavaş görünebilir; ancak enerji tarihine bakıldığında bu hız, olağan bir hızdır.

Asıl önemli olan, bu büyümenin geri döndürülemez hale gelmiş olmasıdır. Yatırımlar, altyapılar ve teknik bilgi artık bu yönde birikmektedir.

Enerji politikalarında ortak akıl neden güçleniyor?

Bugün farklı ülkelerin enerji politikalarına bakıldığında, söylemler değişse de yöntemlerin benzeştiği görülüyor. Çeşitlilik, verimlilik, dayanıklılık ve uzun vadeli planlama neredeyse evrensel kavramlara dönüşmüş durumda.

Bu yakınlaşma bir ideolojik uzlaşma değil; fiziksel gerçekliğin dayattığı bir ortak akıldır. Enerji, siyasi tercihleri sınırlayan bir alandır. Elektrik üretimi oyla artmaz, talep söylemle düşmez. Bu nedenle ülkeler, zamanla daha teknik, daha ölçülü politikalara yönelir. Bu da küresel enerji sistemini daha az kırılgan hale getirir.

Büyük değişim nerede?

Bugün yaşanan şey büyük bir kopuş değil; büyük bir dengelemedir. Eski sistem bir anda dağılmıyor, yeni sistem de bir anda kurulmuş değil. İkisi uzun bir süre birlikte var olacak.

Bu durum çoğu zaman hayal kırıklığı yaratıyor. Ancak enerji tarihi bize şunu söylüyor: Yavaş ilerleyen dönüşümler, kalıcı olur. Hızlı değişimler ise genellikle kısa sürede sınırlarına ulaşır.

Küresel enerji sistemi bugün tam da bu nedenle ayakta duruyor. Ne kısa vadeli beklentilere göre şekilleniyor ne de felaket senaryolarıyla yön değiştiriyor. Mevcut altyapısı, yatırımları ve alışkanlıklarıyla ilerliyor; bu da dönüşümün neden zamana yayıldığını açık biçimde gösteriyor.

Bu, iyimserlikten çok, sistemin fiziksel ve tarihsel sınırlarıyla uyumlu bir gerçekliktir.