SON DAKİKA

Körfez devletlerinin savaş politikasındaki değişiklikler

Alparslan Türkoğlu Salı 24 Mart 2026 02:00

Körfez devletleriyle Amerika'nın savaştan önce uzlaştıkları konsepte göre, ABD, İran operasyonunda askeri üslerini kullanmayacaktı.

ABD bu nedenle uçak gemilerini ve savaş gemisi filolarını Umman denizine yığdı.

Geliştirdikleri varsayıma göre ABD ve İsrail İran’ı yıkarken, insanları katlederken, İran ordusu Körfezdeki üsleri ve ülkeleri hedef almayacaktı. Zira İran’ı vuran uçaklar üslerden kalkmıyor, İran’ı cehenneme çeviren füzeler üslerden atılmıyordu. Üsleri kullandırmadıklarından İran’ın Hürmüz Boğazını kapatmasını da beklemiyorlardı. 

Amerika ve İsrail, İran’ı Ortaçağa döndürürken, Körfez halkları lüks hayatlarına ve karlı ticaretlerine devam edeceklerdi. Bu arada en tehlikeli hasımları olarak gördükleri İran rejimi ya yıkılacak ya da zayıflayacaktı.

Körfez devletleri üsleri kullandırmadıklarında İran’ın saldırmayacağından ve boğazı kapatmayacağından o kadar emindiler ki savunma sistemlerini güçlendirmemişler, füze ve füzesavar stoklarını arttırmamışlar, petrol ve gaz sahalarıyla tesislerini koruma altına almamışlar. Petrol ve gaz depoları inşa etmemişler. ‘’Boğaz kapatılırsa petrol ve gazımızı nasıl ihraç ederiz’’ diye düşünmemişler.

İran, ABD ile İsrail’in saldırıları başlar başlamaz Körfez devletlerini vurdu. Saldırıları üslerle sınırlı kalmadı. Kendisine yapılan saldırılara misliyle mukabele etti. Alt yapısı vurulunca Körfez devletlerinin alt yapılarını, enerji sahaları vurulunca enerji sahalarını vurdu. Bu hamleler hem Amerika’yı hem Körfez ülkelerini şok etti. Bu devletlerin alternatif plan yapmadıkları, daha doğrusu yaptıkları planların hiçbirinde, İran’ın körfeze saldıracağını ve boğazı kapatacağını öngörmedikleri ortaya çıktı.

ABD ve Körfez devletlerinin bu saçma kanaate nasıl vardıklarını anlamak imkansız. A devleti B devletine saldırdığında, A devletine ait her şey B devleti için meşru hedeftir.  A devletinin yetkileri B devletine ‘’Biz sizi uçak gemilerimizden kalkan uçaklarla vuruyoruz, füzeleri gemilerden ve İsrail’den atıyoruz, siz bizim üslerimizi ve üslerimizin olduğu ülkeleri vuramazsınız. Gemilerimizi, uçaklarımızı ve İsrail’i vurabilirsiniz’’ diyemez. De se de bunun karşılığı olmaz. Bugün İran’ın yaptığı gibi B ülkesi gücünün yettiği, erişebildiği her yeri vurur.

Körfez devletleri önce üslerin vurulmasına karşı çıktılar. Sivil hedefler vurulmaya başlanınca üslere yaptıkları itirazlardan vazgeçerek sivil hedeflerin vurulmasını eleştirmeye başladılar. Hukuki olarak haklılar. Ama aynı hukuka göre İran’da haklı. İsrail ve ABD İran’a görüşmeler sürerken, kabul edilebilir hiçbir gerekçe ve BM kararı yokken saldırdı. Savaşlarda esas olan hukuk değil güçtür. 

Körfezdeki üsler kime karşı yapıldı? İran’a… Bu savaşta menfaatleriniz gereği İran’ı o üslerden kalkan uçaklarla vurmayacaksınız, İran’da sizin ABD’nin en yakın müttefikleri olduğunuzu ve üslerin kendisine karşı yapıldığını görmezden gelerek üsleri ve sizi vurmayacak öyle mi? Üsler hiç hasar almadan kalacak ki ABD uygun gördüğünde İran’ı vurabilsin.

Ya da İran kendisi çökerken körfez ülkelerinin ekonomisi zarar görmesin diye boğazı açık tutacak. Bu olacak şey mi? Koca koca devletler bu kadar naif olabilir mi? Bu kadar büyük hesap hatası yapılabilir mi?

İran boğazı kapatınca ve sivil hedeflerle alt yapıyı vurmaya başlayınca, Körfez devletleri ABD’ye savaşı bitirmesi için baskı yapmaya başladılar. Daha geniş kesimler, petrol fiyatları fırlayınca, ateşkesin bir an önce sağlanmasından yana tavır aldı. Körfez devletlerinin amacı savaşı en az hasarla bitirmekti. Boğazın biran evvel açılması ve nakit akışının yeniden başlamasıydı. Körfezin ‘’güvenli ve zengin’’ imajının zarar görmemesiydi. 

Savaş ilerledikçe Körfez devletleri bu siyasetlerini sorgulamaya başladılar. ‘’Savaş kısa süre zarfında biterse İran rejimi ayakta kalacak. Tahran Körfez ülkelerinin askeri olarak zayıf olduklarını gördü. ABD ve İsrail var güçleriyle saldırmalarına rağmen rejimi değiştiremediler. Tahran, boğazı kapattığında ABD ve Körfez devletlerinin ellerinin kollarının bağlandığını ve çaresiz kaldıklarını da gördü. Bundan sonra İran’ı kim nasıl tutacak?’’ değerlendirmeleri yapılmaya başlandı. 

Mesela İran ‘’Bundan sonra aynı Panama ve Süveyş kanalları gibi boğazdan geçen her gemiden astronomik ücretler alacağım’’ de se ve ödeme yapmayan gemilerin geçişine izin vermese ne yapılacak? İran’ın elini, kolunu bağlayan Montrö Anlaşması gibi bir anlaşma da yok. 

Bu değerlendirmeler Suudilerin ve Birleşik Arap Emirliklerin stratejilerini değiştirmelerine ve diğer ülkelere de ‘’Yaralı aslanı sağ bırakmamak lazım’’ anlayışını benimsetmeye çalışmalarına neden oldu. Fidan’ın Körfez ziyaretinin amacı bu fikri değiştirmek ve savaşın bir an önce bitirilmesi konusunda fikir birliği sağlamaktı.

Zira savaşın devam etmesi, bölge ülkelerinden başlayarak yıkım demek. İflaslar birbirini izleyecek. Kara harekatı olmadan rejim devrilmeyeceğinden, savaş uzadıkça maliyetler ve zayiatlar katlanarak artacak. Kara savaşı, tarafların yüzbinlerce kayıp vermesi demek. Bu olmasın diye taktik nükleer silahların kullanılması bile gündeme gelebilir. 

Düşünün, savaşın ne zaman biteceğine, nükleer silah kullanılıp kullanılmayacağına ve kara harekatının yapılıp yapılmayacağına Trump ve Netanyahu karar verecek. İnsanlık çok tehlikeli günlerden geçiyor. 

Sol 160x600
Reklam