Newton ve doğa felsefesinin matematiksel ilkeleri
Bu hafta Newton'un Doğa felsefesinin matematiksel ilkeleri kitabını hep birlikte anlamaya çalışacağız. Isaac Newton'un 1687'de yayımlanan Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri (Philosophia Naturalis Principia Mathematica) adlı eseri, yalnızca bilim tarihinin değil, insanlık tarihinin de en büyük dönüm noktalarından biridir.
Bu kitabın gerçek şifresi, doğanın dilinin matematik olduğunun ve evrenin her köşesinde aynı kuralların işlediğinin kanıtlanmasıdır.
1684 yılında astronom Edmond Halley (Halley kuyrukluyıldızına adını veren kişi) onu ziyaret edip, gezegenlerin Güneş etrafında neden eliptik yörüngelerde döndüğünü sordu. Newton bu soruyu yıllar önce çözdüğünü ancak kağıtları kaybettiğini söyledi. Halley'in ısrarı ve maddi desteği üzerine Newton kapanıp çalışmaya başladı. Başlangıçta kısa bir makale olarak planlanan bu çalışma, yaklaşık 18 aylık yoğun bir zihinsel mesainin ardından, doğanın tüm hareket yasalarını kapsayan Principia'ya dönüştü.
Kitap temel olarak üç hareket yasasını (Eylemsizlik, F=M*A, Etki-Tepki) ve Evrensel Kütleçekim Yasası'nı formüle eder.
Bu diyagram, Newton'un "dağdan atılan gülle" düşünce deneyiyle, Dünya'ya düşen bir elma ile Ay'ın yörüngede kalmasını sağlayan kuvvetin aynı kuvvet olduğunu kanıtlamasını temsil eder.
Principia'nın felsefesi, evrenin bir "saat mekanizması" gibi işlediği ve bu işleyişin insan aklıyla, özellikle de matematik yoluyla anlaşılabileceği fikrine dayanır. Newton'a kadar gökyüzü (ilahi alan) ve yeryüzü (fani alan) farklı yasalara tabi sanılıyordu.
Principia'daki ilkeler bugün hala inşaat mühendisliğinden makineye, uzay mekiklerinin yörünge hesaplamalarından uydu teknolojilerine kadar her şeyin temelini oluşturur.
Özellikle yerkürenin tam bir küre değil, kutuplardan basık bir elipsoit olduğunun kanıtlanması ve gelgit hareketlerinin Ay ve Güneş'in kütle çekimiyle açıklanması, günümüz jeofizik ve yer bilimleri çalışmalarının en temel dayanak noktalarındandır. Dünyanın iç yapısını ve sismik dalgaların davranışını anlamak için kullanılan yerçekimi anormallikleri hesaplamalarının kökü doğrudan bu kitaba dayanır.
Newton hayatının çok büyük bir kısmını fizik veya matematikten ziyade simya (metallerin altına çevrilmesi, felsefe taşı) ve gizemli bilimlere harcamıştır. Ölümünden sonra saç tellerinde yüksek oranda cıva bulunması bu laboratuvar çalışmalarına bağlanır.
Newton, Batı'nın dogmatik ve mistik düşünce yapısından sıyrılıp, rasyonel ve ölçülebilir bir düşünce yapısına, bir nevi bilimsel anlamda kendi aydınlanma ve ışık evresine geçmesini sağlamıştır. Aydınlanma Çağı düşünürleri (Voltaire, Kant gibi) Newton'un doğada bulduğu bu rasyonel matematiksel düzeni, toplum bilimlerine, hukuka ve felsefeye uygulamaya çalışmışlardır. Batı'nın teknolojik ve felsefi üstünlük kurduğu dönemin zihinsel mimarıdır.
Newton son derece dindar biriydi, fakat kilisenin dogmalarına karşıydı. Ona göre Tanrı büyük bir matematikçiydi ve evreni bir mekanizma olarak kurmuştu. Newton, yaptığı fizik ve matematik çalışmalarını Tanrı'nın zihnini ve yaratılış sırlarını okumak olarak görüyordu. Ayrıca İncil'deki gizli şifreleri çözmek ve kıyamet tarihini hesaplamak için yıllarca teolojik metinler üzerinde çalışmıştır.
Principia Mathematica'nın dünyaya tam ve nihai katkısını tek bir cümleyle özetlemek gerekirse: İnsanlığı belirsizliğin ve hurafelerin karanlığından çıkarıp, evrenin rasyonel bir şekilde anlaşılabileceği aydınlanma ve ışık evresine sokmasıdır.
Ünlü Fransız yazar ve filozof Voltaire, Newton'ın cenaze töreninde bizzat bulunmuştur. Kendi ülkesinde (Fransa'da) düşünürlerin baskı gördüğü bir dönemde, İngilizlerin bir matematikçiyi adeta bir kral gibi uğurlamasına hayran kalmıştır. Voltaire bu olayı tüm Avrupa'ya yazarak, İngiltere'nin özgür düşünceye, bilime ve aydınlanmaya verdiği önemi överek anlatmıştır. Bu mezar, İngiltere'nin o dönemde "dünyanın entelektüel başkenti" olduğu iddiasının mermere kazınmış halidir.
Bugün, Newton’un ölümü üzerinden 299 yıl geçmesine rağmen, maalesef ülkemizde bilime hiçbir zaman yeterince önem verilmediğini görüyoruz. Bunun en büyük kanıtı ise ülkemizdeki fen lisesi sayısı 379 iken İmam Hatip lisesi sayısı 1729’dur yani devlet, 4,5 kat daha fazla dine önem vermiştir, bilime değil. Bu durumun doğal sonucu olarak şimdilerde gençler üniversiteye sadece meslek edinmek için gidiyorlar. Kısa yoldan para kazanmak ve günü kurtarmak ise yükselen trend.
Türkiye’de maalesef bilim, başkalarının buluşlarını izlemekle yetindiğimiz çok uzaklarda olan bir ülke gibi…

