SON DAKİKA

Rüzgarın Vizesi, Avrupa'nın Şaşkınlığı

Nobel ödüllü ekonomist Paul Krugman'a ait bu net cümle, son günlerde Orta Doğu'da yaşanan ve tüm küresel piyasaları diken üstünde tutan krizin tam odağına dokunuyor.

Her gün haberlerde füze menzillerini veya donanma hareketliliklerini izliyoruz ama ekranlara yansıyan bu sıcak çatışmanın arkasında, dünyanın en büyük güçlerinin küresel hegemonya satrancı ve çok daha derin bir kırılganlık yatıyor.

Benim bu sürece dair okumam oldukça şöyle: Bu savaş ve süregiden gerginlikle ABD’nin küresel rekabette en önde kalma hedefinin kritik bir parçası. Tabii mesele sadece jeopolitik değil; ABD'nin yaşadığı faiz ve borç yükü, global ekonomik rekabet ve enerji kaynakları üzerinde kontrolü elinde tutma arzusu bu çatışmanın görünmeyen sebepleri  olarak görünüyor. ABD, bu hedefleri uğruna uluslararası hukuk düzenini zorlayan adımlar atmaktan da çekinmiyor.

Peki bu kriz ülkemizi ve küresel ekonomiyi nasıl etkiliyor?

ABD 2021’den beri net enerji üreticisi konumuna geçerek kendi petrol ve doğalgaz ihtiyacını özellikle kaya gazı ve diğer petrol kaynaklarından üretmeye başladığı için bugün Körfez'deki enerji kaynakları kağıt üzerinde ABD için eskisi kadar hayati görünmeyebilir. Fakat, o kaynaklar dünya petrol ve doğalgaz ticaretinin ve piyasa mekanizmasının en önemli ayaklarını ya da en önemlilerinden birini oluşturuyor. Dünyadaki petrolün ve sıvılaştırılmış doğalgazın (LNG) yaklaşık yüzde 20'si, en dar yeri sadece birkaç mil olan Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor.

Bugün Hürmüz fiilen kapanırsa fiziksel bir enerji kıtlığı hemen oluşmayacak olsa bile, fiyatların yukarı yönlü ivmesi kesin. Nitekim krizin başından bu yana varil fiyatlarının ve Asya spot LNG fiyatlarının nasıl tırmandığını yaşayarak gördük. Daha da tehlikelisi, krizin akaryakıt pompasıyla sınırlı kalmaması. Körfez aynı zamanda dünyanın en büyük gübre, alüminyum ve deniz suyu arıtma (desalinasyon) merkezlerinden biri olduğundan doğalgaza dayalı gübre üretimindeki bir aksama, sırasıyla gıda enflasyonuna, sanayi maliyetlerine ve en nihayetinde evlerimize giren küresel enflasyon oluşturmaya doğru tam gaz ilerliyor.

Enerjinin Demokratikleşmesi ve Avrupa'nın "Far Görmüş Kedi" Sendromu

İşte tam bu noktada, yazının başındaki o vurucu söze geri dönüyoruz. Kaynağı tek bir dar boğazdan geçmek zorunda olmayan; rüzgar, güneş veya hidroelektrik vb. gibi doğanın her ülkeye "demokratik" bir biçimde sunduğu yenilenebilir enerjinin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Tehlikeli bir dünyada güneş ve rüzgara güvenmek, binlerce kilometre öteden gelecek fosil yakıtlara bel bağlamaktan çok daha güvenli görünüyor.

Ancak burada çok kritik bir parantez açmak ve hayalperestlikten uzaklaşmak zorundayız.

Enerjinin demokratikleşmesi kulağa hoş gelse de, bu dönüşümün *nasıl* yapıldığı her şeyden önemlidir. Değerli enerji uzmanı @Barış Sanlı'nın dünkü bir yazısında yaptığı çok yerinde bir tespiti var: Avrupa, bu enerji dönüşümünü ülkenin imkanları ve potansiyeli ölçüsünde stratejik bir akılla değil; rasyonellikten uzak, popülist bir aceleyle yaptı.

Sonuç? Bugün patlak veren küresel enerji şokları karşısında Avrupa adeta "far görmüş kedi" gibi şaşkın ve çaresiz. Barış Sanlı'nın da bu sözle net şekilde ifade ettiği gibi, eğer Avrupa bu dönüşümü popülist dayatmalarla değil de kendi gerçekliklerine uygun, daha dengeli bir hızda yapsaydı; bugün arz güvenliği sıkıntısını bu kadar derin hissetmez, çok daha rahat ederdi. Doğru bir hedef, yanlış ve aceleci bir mühendislikle koca bir kıtayı Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ilk yılındaki gibi krizin ortasında yine savunmasız bırakabilir.

Türkiye İçin Gerçekçi Bir Yol Haritası

Avrupa'nın yaptığı bu hata, Türkiye gibi günde yaklaşık 534 bin varil dizel tüketen ve net enerji ithalatçısı olan ülkeler için büyük bir ders ve örnektir. Sadece kaynağı bizde olmayan doğalgaza bağımlı, hidroelektrik destekli bir sistemle arz güvenliğimizi uzun vadeli sağlayamazdık ve uzun yıllardır bundan ayrışmaya çalışıyoruz.

Bu noktada esas marifet, popülizme kapılmadan, ülkenin imkanları ölçüsünde **tüm alternatif enerji kaynaklarından** faydalanarak riski asgariye indirmektir. Bize gereken şey **"stratejik ve akıllı bir dönüşüm"**dür. Konvansiyonel enerji tedarik ekonomimizi; ülkenin ekonomik gelişimini sekteye uğratmayacak, kendini finanse edebilecek ve Avrupa'nın düştüğü çaresizliğe düşmeyecek gerçekçi bir yol haritasıyla yeni teknolojilere çevirmeliyiz.

Unutmayalım; ulusal güvenliğin sınırları sadece coğrafi haritalarla değil, akılla yönetilen enerji bağımsızlığıyla çizilir.

Peki sizce ülkemiz bu akıllı dönüşümün neresinde? 2026’da COP31’e ev sahibi olarak örnek hedefler ilan etmemiz beklenirken daha mı hızlı, yoksa yavaş ve temkinli mi ilerlemeliyiz?

Yazarın Son Yazıları
Yazarın En Çok Okunan Yazıları
Sol 160x600
Reklam