SON DAKİKA

Savaş SKDM kemerini gevşetiyor mu?

Erdem İlbeyi Pazartesi 06 Nisan 2026 02:00

Son dönemde maalesef en önemli gündemimiz, savaş. Bu acımasız tablo içinde yitip giden hayatların yasını tutmayı, bu büyük acının son bulmasını konuşmayı her şeyden çok isterdim.

Ancak hayatın sert gerçekleri bizi; aksayan tedarik zincirlerini, tırmanan enerji maliyetlerini ve dünyanın yeni "köşe kapmaca" oyununu konuşmaya mecbur bırakıyor.

Bugün artık 11-16 yaşındaki çocuklar bile dünyanın merkezine kimin oturacağını, kimin bu koltuğu kaybetmek istemediğini biliyor. Bu yaşlarda çocuklarınız varsa ve bu konularda hiç konuşmadıysanız şöyle bir dil ucuyla sorun isterseniz. Sizi temin ederim neler söylediklerine şaşıracaksınız. 

Bu bir güç savaşı. Daha önce ki yazılarımda olası bir gıda krizinden bahsetmiştim. Bu yazımda da savaşın devasa bir çevre krizini tetikleme potansiyeli olduğunu söylemek isterim.

Karbon Vergisi

Ticaret dünyasının malumu olduğu üzere; Yeşil Mutabakat çerçevesinde geliştirilen ve 2026 itibarıyla tam anlamıyla yürürlüğe giren Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması (SKDM), karbon emisyonlarını 2034’e kadar sıfırlamayı hedefliyor. Geçtiğimiz yıl demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre ve elektrik sektörlerinde raporlama süreciyle başlayan bu süreç karbon fiyatlandırması ile devam ediyor.

Karbon vergisi nasıl tahsil ediliyor? Basit bir matematikle; AB’nin 2026 için belirlediği referans değerlerin üzerine çıkan her birim, karbon fiyatı ile çarpılarak karşımıza maliyet olarak çıkıyor. Örneğin demir-çelik sektöründe 1 ton üretimde 0,60 karbon salımı referans kabul edilirken, siz 0,80 salım yapıyorsanız, aradaki 0,20’lik (0,20 x karbon fiyatı) farkın bedelini ödüyorsunuz. AB içi üretici tüm salımı üzerinden vergi öderken (0,80 x karbon fiyatı), dışarıdan ihracat yapanlara sağlanan bu kısmi avantajın temel nedeni, küresel tedarik zincirinde yaşanabilecek bir kırılmanın önüne geçmek.

AB’nin üçlü kıskacı ve enerji paradoksu

Ülkemize yapılacak ihracatlar da karbon vergisi tahsilatı yapmak hem kendi üreticimizi güçlendirmek, hem elde edilecek gelirleri sanayimizi yeşile dönüştürmek için kullanmak açısından önemli.

Avrupa Birliği bugün derin bir dönemeçte. Bir yanda Çin’in agresif büyümesi, diğer yanda ABD’nin her sabah değişen politikaları ve bir yandan da dünyanın geleceği için atılması gereken yeşil adımlar... Tüm bu denge arayışına bir de ekonomik daralma ve enerji krizi eklenmiş durumda.

AB’nin son dönemde hızla imzaladığı Serbest Ticaret Anlaşmaları (STA), bu konuda bize bir ipucu veriyor. Yeni partnerlerin teknolojik olarak SKDM’ye bu hızla adapte olması pek mümkün görünmüyor. Bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: AB, yeşil hedeflerinde esnemeye mi gidiyor?

Kömürün dönüşü ve gevşeyen kemerler

Asya cephesinde savaşın etkisiyle durma noktasına gelen LNG sevkiyatları; Bangladeş, Filipinler ve Tayland gibi ülkeleri kömür yakıtlı termik santrallere geri döndürdü. Daha da çarpıcı olanı, Avrupa Komisyonu’nun artan enerji maliyetleri sebebiyle ek emisyon izinleri verebileceğini duyurmasıyla karbon fiyatlarının AB’de %5 oranında düşmesi oldu. Bu, 2023 baharından bu yana görülen en düşük seviye.

Topluca bir değerlendirme yapınca; AB, kapısına dayanan enerji krizi ve jeopolitik riskler nedeniyle karbon kemerini bir süreliğine gevşetmek zorunda kalacak gibi görünüyor.

Türkiye tarafına gelince... İlk çeyrekte ne kadar karbon vergisi maliyetine katlandığımız konusuna bu hafta girmedim. Haftaya bu konuyu detaylandırmak istiyorum. İlk söyleyen ben olmayacağım elbette ama şu gerçeği bugünden not düşeyim, Kendi Emisyon Ticaret Sistemimizi (ETS) bir an önce devreye almamız artık bir zorunluluk.

Varsayılan emisyon değerleri demir çelik sektörünün üretim gerçekleriyle uyuşmuyor


Geçtiğimiz hafta Ege İhracatçı Birlikleri tarafından yapılan bilgilendirmede, Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Başkanı Yalçın Ertan’ın dikkat çektiği önemli bir konuyu aktarmak isterim.

Sektörde üretimin %70’i, elektrik ark ocakları kullanılarak hurda bazlı gerçekleştiriliyor. Bu durum, Türkiye’yi düşük karbon yoğunluklu üretim yapan ülkeler arasında öne çıkaran bir avantaj. Ancak, ürünün içerdiği emisyon verilerinin tam ve uygun biçimde belgelenemediği durumlarda "varsayılan emisyon değerleri" (defaultvalues) devreye giriyor. Bu uygulama, SKDM (CBAM) kaynaklı mali yükü doğrudan artırıyor.

Reklam