Advertisement
SON DAKİKA

Tek bayrak, tek vatan, güçlü millet

Şakir Akça 28 Oca 2026

"Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ! Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ, Etmesin tek vatanımdan beni dünya da cüda…"

Merhum Mehmet Akif Ersoy memleketin kara günlerinde yazdığı dizeler, Türk’ü, Kürt’ü, Boşnak’ı, Çerkez’i, Laz’ı, Acem’i ve Arap’ı tek bayrağın sancağı altında birlik ve beraberlikle düşman topuna, süngüsüne karşı birlikte şehit olmuşlar. Vatan kutsallığını topyekun savunmuşlardır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun altı yüzyıla yakın bir süreç milletler topluluğunu kardeşlik, sevgi ve saygı çerçevesinde tek bayrak altında, uzun yıllar barış içinde yaşamalarına imkan vermiştir. Adaletin kılıcı, kanunlar çerçevesinde uygulanmış, devletin devamlılığı esas alınarak,” İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” felsefesiyle insanı temel alarak, din, dil, ırk ayrımı yapmamıştır.” Yaratılanı severim yaradan dan ötürü” düsturuyla, insanı ön planda tutarak devlet ve millet olgusunu birlik ruhuyla tüm dünyaya ders olacak nitelikte devlet idaresi oluşturmuştur.

Türkler ile Kürtler, yaklaşık bin yıldır aynı coğrafyada yaşayan iki kadim halktır. Bu uzun birliktelik, sadece siyasi bir ortaklığı değil, aynı zamanda kültürlerini ve toplumsal bir paylaşımı da ifade eder. Tarih boyunca kimi zaman barış içinde, kimi zaman ise çatışmalarla şekillenen bu ilişki, Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasının ortak kaderini oluşturmuştur.

Türklerin Anadolu’ya gelişiyle birlikte Kürtler ile ilişkileri yeni bir boyut kazanmıştır.1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra Türkler Anadolu’ya yerleşirken, Kürtler de bu süreçte Bizans’a karşı Türklerle iş birliği yapmış, Selçuklu döneminde Kürt beyleri kendi bölgelerinde varlıklarını sürdürmüş, Türk yönetimleriyle çoğu zaman uyumlu bir ilişki içinde olmuştur. Bu dönem, Türk-Kürt ilişkilerinin temellerinin atıldığı bir dönem olarak kabul edilebilir.

Osmanlı Devleti döneminde ise bu birliktelik daha kurumsal bir yapıya kavuşmuştur.1514 Çaldıran Savaşı’nda Kürt beylerinin Osmanlı Devleti’ni desteklemesiyle birlikte, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Osmanlı yönetimine girmiştir. Osmanlı Devleti, Kürt beyliklerine belirli ölçüde özerklik tanımış; onların yerel yönetimlerini sürdürmelerine izin vermiştir. Bu sayede Kürtler ve Türkler yüzyıllar boyunca aynı devlet çatısı altında yaşamış, aynı dine mensup olmanın sağladığı ortak değerler etrafında bütünleşmiştir. Ticaret, askerlik ve evlilikler yoluyla iki halk arasında güçlü toplumsal bağlar oluşmuştur.

Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte yeni bir dönem başlamıştır. Ulus-devlet anlayışı çerçevesinde tek millet ve tek dil vurgusu öne çıkmış, Kürt kimliği uzun yıllar resmi olarak tanınmamıştır. Kürtçe üzerindeki yasaklar ve kültürel alanın daraltılması, toplumda huzursuzluklara yol açmış, bazı isyanlar ve sert müdahaleler yaşanmıştır. Bu süreç, Türk-Kürt ilişkilerinde en sancılı dönemlerden biri olmuştur.

1970- 1980’li yıllara kadar, Anadolu insanının tabiatını bilen dış mihraklar kardeşi kardeşe kırdıran sağ-sol kışkırtmalarının oluşturduğu anarşi ortamının yarattığı kaos sonucu darbeyle bir sağdan, bir soldan gencecik fidanları canlarından etmişlerdir. Amerika’nın üst düzey ABD’li bir diplomat ve istihbaratçı Poul B.Henze, CIA’nın Türkiye masası şefi olarak görev yaptı. Aynı zamanda ABD Ulusal Güvenlik Konseyinde (Carter döneminde) çalıştı. Türkiye’yi ve Türk siyasetini çok yakından bilen bir isimdi.1980 darbesi sonucunda Türk-Kürt dinlemeden cezaevlerini dolduran ve dar ağaçlarında idam edilen gencecik fidanlar büyük oyunun kurbanı olmuşlardı.

Anadolu topraklarında 1983’ten itibaren gizli ellerin devreye girmesiyle terör olayları başlamış geçmişte sahnelenen oyunun daha acımasızı sinsice planlanarak devreye konulmuştur. Türkler ve Kürtlerin tarihi yalnızca çatışmalardan ibaret değildir. Asıl belirleyici olan yüzyıllar süren ortak yaşam, ortak mücadele ve ortak kültürdür. Bu iki halkın geçmişi, birbirinden kopuk değildir. İç içe geçmiş bir tarihtir. Geleceğin barış ve huzur içinde kurulabilmesi için bu ortak tarih bilincinin anlaşılması ve karşılıklı saygının büyük önem taşımasıdır.