ENERJİ SAVAŞI TÜRKİYE'Yİ ZORLAR
Orta Doğu'da enerji tesislerini hedef alan saldırılar küresel riskleri artırırken, Türkiye ekonomisi için de alarm zilleri çalıyor. Uzmanlara göre artan enerji maliyetleri enflasyon, kur ve büyüme üzerinde baskıyı artırabilir

Mustafa DENİZ
Orta Doğu’da son dönemde tırmanan gerilim ve enerji altyapılarını hedef alan saldırılar, küresel ekonomide yeni bir kırılganlık dalgasını tetiklerken, Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler açısından riskleri büyütüyor. Uzmanlara göre, olası bir “enerji savaşı” senaryosu Türkiye ekonomisinde çok yönlü baskı yaratabilir.
Türkiye’nin en zayıf halkalarından biri olan enerji ithalatı, bu süreçte doğrudan etkilenme potansiyeline sahip. Petrol ve doğalgaz fiyatlarında yaşanabilecek sert artış, Türkiye’nin enerji faturasını hızla yukarı çekerken cari açık üzerinde de ciddi bir baskı oluşturabilir. Özellikle küresel arzın sekteye uğraması durumunda ithalat maliyetlerinin keskin şekilde artması bekleniyor.
Enerji fiyatlarındaki yükselişin iç piyasaya yansıması ise gecikmeden hissediliyor. Akaryakıt ve doğalgaz fiyatlarındaki artış, başta ulaştırma olmak üzere birçok sektörde maliyetleri yukarı çekiyor. Bu durum, gıda ve temel tüketim ürünlerine kadar uzanan geniş bir alanda fiyat artışlarını tetikleyerek enflasyonun yeniden yükselişe geçmesine neden olabilir.
Enflasyonla mücadele zorlaşır
Ekonomistler, enerji kaynaklı maliyet baskısının Türkiye’de enflasyonla mücadeleyi daha da zorlaştıracağı görüşünde. Özellikle son dönemde dengelenme sinyalleri veren fiyat artışlarının, yeni bir enerji şokuyla yeniden hız kazanabileceği ifade ediliyor.
Döviz piyasası da bu süreçten doğrudan etkilenebilecek başlıklar arasında yer alıyor. Artan enerji ithalatı, döviz talebini yükseltirken Türk lirası üzerinde değer kaybı baskısı oluşturabilir. Bu durum, kur geçişkenliği üzerinden enflasyonu besleyen bir başka kanal olarak öne çıkıyor.
Sanayi üretimi tarafında da riskler dikkat çekiyor. Enerji maliyetlerindeki artış, üretim yapan işletmelerin giderlerini yükselterek kârlılıklarını azaltabilir. Bu durum, özellikle ihracatçı firmaların rekabet gücünü zayıflatırken, üretim hacminde daralma riskini de beraberinde getirebilir.
Finansal piyasalar cephesinde ise dalgalı bir görünüm öngörülüyor. Artan jeopolitik riskler, yabancı yatırımcının gelişmekte olan piyasalardan çıkışını hızlandırabilir. Bu çerçevede hisse senedi piyasasında satış baskısı artarken, riskten kaçış eğiliminin güçlenmesi bekleniyor. Bununla birlikte enerji ve savunma sektörüne yönelik hisselerde sınırlı da olsa pozitif ayrışma görülebileceği ifade ediliyor.
Turizm gelirleri risk altında
Türkiye ekonomisi açısından kritik bir diğer alan ise turizm gelirleri. Bölgedeki çatışma algısının derinleşmesi, Türkiye’nin güvenli destinasyon imajını zedeleyebilir ve turist talebinde düşüşe yol açabilir. Bu da ülkenin döviz gelirleri üzerinde ek bir baskı anlamına geliyor.
Tüm bu gelişmeler ışığında ekonomistler, en riskli senaryonun “stagflasyon” olduğuna dikkat çekiyor. Yani ekonomik büyümenin yavaşladığı, buna karşılık enflasyonun yükseldiği bir tablo, Türkiye ekonomisi için en zorlu senaryolar arasında yer alıyor.
Enerji altyapılarını hedef alan saldırıların yayılması ve küresel enerji arzında kalıcı bir bozulma yaşanması halinde, Türkiye ekonomisi yüksek enflasyon, artan cari açık ve kur baskısı üçgeninde zorlu bir sınavla karşı karşıya kalabilir. Bu nedenle gelişmeler yalnızca bölgesel bir güvenlik sorunu değil, aynı zamanda doğrudan ekonomik bir risk olarak değerlendiriliyor.

