KAVALA LİMANI'NDA BİR YAZ AKŞAMI
Osmanlı döneminde Kavala, imparatorluğun Balkanlar'daki önemli stratejik merkezlerinden biriydi. Şehre girdiğinizde ilk dikkat çeken yapılardan biri, kentin simgelerinden olan görkemli su kemeri. Osmanlı dönemine ait olan bu yapı, 16. yüzyılda inşa edilmiş

Deniz DİKMEN
Bugün bu yazımı Kavala Limanı’ndan yazıyorum. Yaz geldi; yeni bir yolculuğa çıktım. İçim içime sığmıyor. Son aylarda herkes gibi ben de çok yoruldum ve uzun süredir yollarda olmayı, alışık olduğumuz rutin hayattan biraz uzaklaşmayı hayal ediyordum. Çünkü seyahate çıktığımda gerçekten ruhumun, zihnimin ve bedenimin farklı nefes aldığını, kendimi çok mutlu hissediyorum.
Bu sabah erken saatlerde Kadıköy’den kendi aracımızla yola çıktık. Avrasya Tüneli’nden Avrupa Yakası’na geçerek İpsala Hudut Kapısı’nın yolunu tuttuk. İstanbul’dan çıkmak başlı başına bir meseleydi; çünkü öncelikle sabah trafiğini aşmak gerekiyordu. İstanbul ile İpsala Hudut Kapısı arasında yaklaşık 250 kilometrelik bir mesafe bulunuyor ve bu yolu, molalarınızla birlikte ortalama dört saatte tamamlayabiliyorsunuz.
İpsala’ya gelmeden önce bu yolda mutlaka mola verdiğimiz Ünal Peynirleri’nin bir satış noktası bulunuyor. Burada, kendi peynirleriyle hazırladıkları nefis tostları bahçede yiyebiliyorsunuz. Yanında zeytin ve çay da ikram ediyorlar. Sınır kapısına girmeden önce bir şeyler atıştırmak iyi oluyor; çünkü kapıdan ne kadar sürede geçeceğinizi kestirmek pek mümkün değil. Özellikle sezonun başlamasıyla birlikte bekleme süreleri uzayabiliyor.
Aracımızla seyahat etmeyi çok seviyoruz. Yolda olmak güzel; bagajınızı dilediğiniz kadar doldurabiliyor, istediğiniz yerde durup çevreyi keşfedebiliyor ya da kısa bir mola vererek yolunuza devam edebiliyorsunuz.
Yeşil Kart Sigortası
Şansımıza sınır kapısında önümüzde sadece birkaç araç vardı. Buna rağmen, kapının bir ucundan diğer ucuna Yunanistan’a geçmemiz yaklaşık iki saat sürdü. Hava oldukça sıcaktı; ancak görevli memurlar son derece güler yüzlüydü ve işlemleri hızlı bir şekilde yürütüyorlardı.
Eğer aracınızla Schengen Bölgesi’ne giriş yapmak istiyorsanız, dikkat etmeniz gereken en önemli konulardan biri Yeşil Kart Sigortası. Bu sigorta olmadan aracınızla geçiş yapmanız mümkün değil. Sigorta bedeli ise kalış sürenize göre değişiklik gösterebiliyor.
Saat 14.00 civarında Yunanistan’a giriş yaptık. Yanınızda soğuk içecekleriniz yoksa güneş altında beklemek gerçekten yorucu olabiliyor.
Sınırı geçtikten sonra Dedeağaç, Sapes ve Gümülcine üzerinden yaklaşık 200 kilometrelik daha yolumuz vardı. Çünkü günün sonunda hedefimiz Kavala’ya ulaşmaktı. Yol boyunca kimi zaman otobandan, kimi zaman köy yollarından ilerledik. Neredeyse hiç insan görmüyoruz; arada sırada yalnızca birkaç araç geçiyor. Büyük bir metropolden çıkıp buraya geldiğinizde bu sakinlik insana o kadar iyi geliyor ki… Gözünüz de ruhunuz da dinleniyor.
Her yer yemyeşil. Buğday ve sapsarı ayçiçeği tarlaları ile zeytin ağaçları göz alabildiğine uzanıyor. İnşaat makineleri yok, trafik yok, insan kalabalıkları yok, stres yok, gürültü yok. Daha sınır kapısında sizi kırlangıçlar ve leylekler karşılıyor. Masmavi, tertemiz bir gökyüzü üzerinize gülümsüyor. Hava pırıl pırıl; çünkü bölgede sanayi neredeyse yok denecek kadar az. Otobandan gitmezseniz göllerin, derelerin ve antik kentlerin kıyısından geçerek yol alıyoruz. Bu sakinlik gerçekten çok güzel. Akşamüstü saat 17.00’ye doğru Kavala’ya varıyoruz.

Osmanlı döneminde Kavala
Kavala, Doğu Makedonya ve Trakya Bölgesi’nde yer alan, aynı adı taşıyan ilin merkezi olan bir sahil kenti. Kentin temelleri MÖ 6. yüzyılda, Neapolis yani “Yenişehir” adıyla atılmış.
Osmanlı döneminde Kavala, imparatorluğun Balkanlar’daki önemli stratejik merkezlerinden biriydi. Şehre girdiğinizde ilk dikkat çeken yapılardan biri, kentin simgelerinden olan görkemli su kemeri. Osmanlı dönemine ait olan bu yapı, 16. yüzyılda inşa edilmiş.
Tarih kitaplarımızda adı sıkça geçen Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın doğum yeri de burası. Biz de kente vardığımızda önce bu görkemli su kemerini ve önündeki sevimli koyu görüyoruz. Gerçekten çok güzel bir şehir.
Otelimiz de su kemerinin hemen yanı başında bulunuyor. Kentte konaklamak için mükemmel bir konumda. Eşyalarımızı bırakır bırakmaz kendimizi eski şehrin sokaklarına atıyoruz.
Kavala’nın eski kent bölgesi, limanı ve sahili birbirine yalnızca birkaç dakikalık yürüyüş mesafesinde. Uzun yolun ardından biraz yürümek, sokakları keşfetmek ve sahilde deniz havası eşliğinde güzel bir frappe içmek istiyoruz.
Bu, Kavala’ya ilk gelişim değil. Daha önce de farklı vesilelerle bu kente gelmiş ve burada çok güzel anılar biriktirmiştim.
Beni en çok etkileyen konulardan biri ise Kavala’nın mübadele tarihindeki yeri olmuştu. 1923 yılında Türkiye ile Yunanistan arasında nüfus mübadelesi kararlaştırıldığında, bu topraklarda yaşayan Türk ve Müslüman nüfus Anadolu’ya; Anadolu’da yaşayan Rum nüfus ise Yunanistan’a göç etmek zorunda kalmıştı. Kuşkusuz, her iki taraf için de doğup büyüdükleri topraklardan ayrılmak ve yepyeni bir hayata başlamak kolay değildi. Bu büyük göç, her iki toplumun hafızasında da derin izler bıraktı.
Kavala ve çevresinden çoğunluğu tütün üreticisi olan yaklaşık 43.500 Türk ve Müslüman nüfus; Balıkesir, İstanbul, Edirne, İzmir, Samsun, Kastamonu, Sinop, Konya, Sivas, İzmit ve Bursa gibi birçok şehre yerleştirildi.
Rum ailelerin torunları
Kavala’ya ilk gelişimde tanıştığımız insanların bir kısmı ise Anadolu’dan mübadeleyle gelen Rum ailelerin torunlarıydı. Bindiğimiz taksinin şoförü, ailesinin zamanında Sivas’tan Kavala’ya göç ettiğini anlatmıştı. Dedesi hâlâ Anadolu’yu ve doğduğu toprakları büyük bir özlemle anıyormuş. Bu nedenle yerel halkın ilgi ve dostluk göstermesi o yıllara dayanmakta sanıyorum.
Bir başka esnafın ailesi ise, İstanbul Beyoğlu’ndan göç etmişti. Babaları zaman zaman İstanbul’un hasretini gidermek için Türkiye’ye seyahat ettiğini anlatıyordu. Kuşkusuz her iki tarafın insanı da zamanla yeni yaşamlarına alıştı; ancak eski mahallelerinin, köylerinin ve anılarının özlemini hiçbir zaman tam anlamıyla unutamadı.
Kavala’ya her gelişimde bu ilk izlenimler ve insanların sıcak gülümsemeleri aklıma gelir.
Şimdi limanda oturmuş, soğuk kahvelerimizi yudumluyoruz. Tuzlu deniz kokusu, hafif esinti ve balıkçı teknelerinin sesleri yavaş yavaş yol yorgunluğumuzu alıyor. Karşımızda Kavala Limanı, eski kentin surları ve tepede yükselen Orta Çağ Kalesi…
Kavala’ya geldiğinizde kaleye çıkarak eşsiz manzaraları seyredebilir, eski kentteki tarihi sokaklarda dolaşabilir, yerel dükkânları ve kafeleri keşfedebilirsiniz. Panagia Yarımadası’nın kayalık kıyılarında yüzme molası verebilir, Arnavut kaldırımlı sokaklarda yürüyerek kentin tarihi dokusunu hissedebilirsiniz. Ayrıca Osmanlı döneminden kalan mimari eserleri inceleyebilir ve önemli katedralleri ziyaret edebilirsiniz. Kavala aynı zamanda Havari Aziz Pavlus’un yolunun geçtiği ve Hristiyanlığın Avrupa’da yayılmaya başladığı önemli merkezlerden biri olarak kabul edilir.
Geçmişin izleri
Limanda kahvelerimizi içip biraz çalıştıktan sonra, tavsiye üzerine akşam yemeği için Apiko adlı şirin bir restorana gidiyoruz. Burası eski bir Rum restoranı ve menüsü son derece zengin. Soğuk ve sıcak mezeler, deniz ürünleri, balık çeşitleri, salatalar ve sebze yemekleriyle dolu bir mutfak sunuyor.
Biz de deniz ürünlü risotto, yerel fava, nefis bir patates salatası ve yöresel mücver köfteleri sipariş ediyoruz. Porsiyonlar oldukça büyük, lezzetler harika, fiyatlar makul ve personel son derece güler yüzlü. Böyle olunca da bu tarihi restoran, yaz akşamında tamamen doluyor ve ortaya çok keyifli bir atmosfer çıkıyor. Balıklar da denizden taze çıkmış bir şekilde zevkinize göre hazırlanıyor. Ayrıca Kavala'dan Taşoz (Thassos) adasına doğrudan feribot seferleri düzenlenmektedir. Kavala Limanı'ndan kalkan gemiler adanın batısındaki Prinos (Ormos Prinou) limanına varmaktadır. Bir buçuk saatte gidebiliyorsunuz günlük geziler için ideal.
Kavala, bu yolculuğumuzda yalnızca kısa bir mola noktası. Yarın muhtemelen şehrin biraz dışındaki harika kumsallardan birinde denize girecek, ardından Yunanistan’ın daha güneyine doğru yolumuza devam edeceğiz.
Eğer yolunuz bu bölgeye düşerse, Kavala için mutlaka bir gün ayırmanızı tavsiye ederim. Yunanistan’ın kendine özgü karaktere sahip bu güzel kentini keşfedin, geçmişin izlerini hissedin ve meşhur Kavala kurabiyesinin tadına mutlaka bakın.
Herkese güzel bir yaz diliyorum.