SON DAKİKA
Turizm Pazar 05 Temmuz 2026 02:05

MAVİ İLE YEŞİLİN BİRLEŞTİĞİ CENNET: MESSİNİA

Messinia, coğrafi olarak harika bir konumda. Batı yakası İon Denizi'ne, doğu yakası ise Messinia Körfezi'ne bakıyor. Kuzeyde Elis, kuzeydoğuda Arcadia, güneydoğuda ise Laconia bölgeleriyle komşu olan bu güzel coğrafyanın başkenti ise zeytinleriyle ünlü Kalamata kenti

Mavi ile yeşilin birleştiği cennet: Messinia

Deniz DİKMEN

En sevdiğim seyahatler, genelde ani bir kararla, bir anda yola çıktığım yolculuklar olur. Yeni bölgeler keşfetmek, haritada daha önce ayak basmadığım yerleri aramak beni her zaman heyecanlandırır. Bu gezimiz de tam olarak böyle bir macera oldu. Spontan bir kararla İstanbul’dan aracımıza atladık; İpsala’dan Yunanistan’a geçip, bir gece Kavala’da soluklandıktan sonra komşunun en güneyine inmeye karar verdik. Yıllar içinde bu ülkenin pek çok bölgesini gezdik ve her seferinde oradan hayranlıkla ayrıldık. Bu seyahatimizde ise rotamızı daha önce hiç gitmediğimiz bir yere, Mora (Peloponez) Yarımadası’nın güneybatı ucundaki Messinia Bölgesi’ne çevirdik.

Messinia, coğrafi olarak harika bir konumda. Batı yakası İon Denizi’ne, doğu yakası ise Messinia Körfezi’ne bakıyor. Kuzeyde Elis, kuzeydoğuda Arcadia, güneydoğuda ise Laconia bölgeleriyle komşu olan bu güzel coğrafyanın başkenti ise zeytinleriyle ünlü Kalamata kenti.

Doğanın ve tarihin kucağında bir yolculuk

Kuzeyden güneye doğru indikçe bölgenin ne kadar dağlık bir yapıya sahip olduğunu fark ediyoruz. Bu yazıyı okurken siz de kafanızda varsa mekan bilgisi ya da haritada bu bölgeyi düşünürseniz Doğuda Taygetus, kuzeybatıda Kyparissia ve güneybatıda Lykodimo dağları yükselirken, Messinia’nın kalbinden Neda ve Pamisos nehirlerinin aktığını göreceksiniz.

İstanbul ile Messinia arasındaki mesafe yaklaşık 1350 kilometre ve yolculuk arabayla ortalama hız ile 14-15 saat sürüyor. Yunanistan tarafındaki yollar genellikle oldukça tenha. Otobanı tercih ederseniz yolculuk bu sürede tamamlanıyor; ancak çok sık karşınıza çıkan paralı yollara girmeden, köylerin ve dağların arasından gitmek isterseniz yol hem epey uzuyor hem de biraz meşakkatli bir hâl alıyor. Tabii doğaseverler için yolun kendisi de bir ödül. Yol boyunca uçsuz bucaksız, yemyeşil ve bakir bir doğa, yüz binlerce zeytin ağacı, asmalar ve zaman zaman bize eşlik eden sahil şeridi yolculuğumuzu güzelleştiriyor. İki günlük keyifli bir kara yolculuğunun ardından, akşam vakti nihayet Messinia’nın sakin bir yerleşimi olan Vounaria köyündeki otelimize varıyoruz.

Yaklaşık 3000 kilometrekarelik bir yüz ölçümüne ve 140 kilometrelik bir sahil şeridine sahip olan Messinia, 300’e yakın köy ve kasabadan oluşuyor. Buna rağmen bölgede sadece 160 bin kişi yaşıyor. Bu yüzden köylerde, sokaklarda ve dükkanlarda çok az insanla karşılaşıyorsunuz. Bazı köyler ilk bakışta terk edilmiş hissi uyandırsa da aslında buralarda sakin bir yaşam süren tek tük insanlar var. Evler bahçeli ve en fazla iki katlı. Köy meydanları, benzinlikler, bakkallar ve kahvehaneler o kadar minik ve sevimli ki... Her köşeden rengarenk begonviller sarkıyor. Bu renk cümbüşünden gözlerinizi ayıramıyorsunuz. 

messinia-2

Osmanlı'dan Navarin'e: Yaşayan tarih

Messinia, tarih boyunca her çağda önemli bir ticaret ve geçiş merkezi olmuş. Orta Çağ’da Bizans ve Ceneviz yönetiminde kalan bölge, iki farklı dönemde (1460-1685 ve 1715-1821) Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarına dahil edilmiş. Bu yüzden bölgeyi gezerken Nestor Sarayı ve Antik Messinia’nın yanı sıra eski birer Ceneviz kalesi olan Pylos, Koroni, Methoni ve Kalamata kaleleri gibi pek çok tarihi yapıyla karşılaşıyorsunuz. Neo Kastro (1573), Pylos’taki Sultan I. Ahmet Camii, Methoni ve Koroni kalelerindeki Osmanlı hamamları ise bu topraklardaki Osmanlı mirasından sadece birkaçı...

Yakın tarihe geldiğimizde ise Messinia, Yunanistan’ın Bağımsızlık Savaşı’nda (1821-1832) önemli bir rol oynamış; zira meşhur Navarin Savaşı, bu bölgedeki Pylos yakınlarında vuku bulmuş. İkinci Dünya Savaşı’nda da Nazi işgaline karşı çetin mücadelelere sahne olan bu coğrafya, günümüzde nihayet savaşlardan arınmış. Kendini doğanın kucağına bırakmış; çok dingin, sessiz ve huzurlu bir havzaya dönüşmüş. Yerel halk geçimini çoğunlukla tarım ve turizmle sağlıyor; zeytincilik, incir, üzüm, kuru üzüm, meşhur sfela beyaz peyniri, zeytinyağı, bal üretimi ve balıkçılıkla hayatlarını kazanıyorlar.

Otelimizin terasından kelimelerle tarif edilemeyecek kadar güzel bir manzara bizi karşılıyor. Bir yanda sonsuz zeytin bahçeleri uzanırken, diğer yanda Messinia Körfezi ve karşı yakadaki Mani Yarımadası görünüyor. Hava o kadar temiz ki gökyüzü ve yıldızlar pırıl pırıl. Ay, karşı dağların arkasından pembe bir tonda doğup ilerleyen saatlerde sapsarı parlayan muazzam bir yakamoza dönüşüyor.

Koruma altındaki cennet: Voidokilia Koyu

Sabah harika bir yerel kahvaltının ardından çevreyi keşfe çıkıyoruz. Hedefimiz, bölgenin bakir kumsallarında tertemiz suların keyfini çıkarmak ve dinlenmek. Dik yokuşlar ve kestirme dağ yolları bizi muhteşem bir destinasyona ulaştırıyor: Navarino Dünleri (kumullar) ve bir doğa harikası olan Voidokilia Koyu.

Tesis yok. Bu nedenle güneş şemsiyesini alan buraya koşmuş; otoparkta uzun araç kuyrukları var. Oldukça popüler olan bu koy, sit alanı olarak koruma altında olduğu için bünyesinde herhangi bir tesis veya işletme barındırmıyor. Koy, doğal yapısıyla tüm zarafetini sergiliyor. Suyu pırıl pırıl ve hafifçe serin. Bu sıcak yaz gününde serin sular ilaç gibi gelse de güneş oldukça dik ve yoğun olduğundan burada gölge yapacak bir şeye sahip olmadan uzun süre kalmak pek mümkün değil. Deniz keyfinin ardından günümüzü yakındaki bir başka koyda tamamlıyoruz.

messinia-1

Methoni ve Foinikounta: Zamanın yavaş aktığı yerler

İkinci günümüzde rotamızı muhteşem Methoni kasabasına çeviriyoruz. Tarihi kalelerin gölgesinde denize girmeyi her zaman çok sevmişimdir; daha önceki bir seyahatimde de Nafplio Kalesi’nin önünde yüzmekten büyük keyif almıştım. Methoni kasabası da tam anlamıyla kartpostal gibi bir yer. Burada turistlerden ziyade yerel halkı, özellikle de gençleri ve emeklileri görüyorsunuz. Yaşlı bir Yunan çift, sahilde kendi yaptıkları limonlu kurabiyeleri satarak ufak bir ek gelir elde etmeye çalışıyor; o kadar sempatikler ki...

Burası bir çeşit halk plajı olmasına rağmen kumsalı çok bakımlı, denizi çok temiz. Uygun fiyata şezlong bulabiliyorsunuz. Kumsalın hemen yanı başındaki küçük bir kafe ise ziyaretçilere gölgelik bir alan sunarken, lezzetli içecekler ve atıştırmalıklar hazırlıyor. Denizin keyfini çıkaranlar soluğu ya bu büfede alıyor ya da bizim yaptığımız gibi plajın hemen yanındaki Rex Restoran’da şahane bir öğle yemeği molası veriyor. Menüde muhteşem tarama, fava, taze deniz ürünleri, yerel balık çeşitleri, salatalar ve yöresel mücverler var. Hepsi birbirinden lezzetli ve porsiyonlar oldukça doyurucu. Yemek sonrası ikram edilen çikolatalı dondurmalar ise müessesenin güzel bir jesti oluyor.

Üçüncü günümüzde ise Foinikounta’ya gidiyoruz. Deniz kıyısında rengarenk, neşeli masa ve sandalyeleriyle yerel restoranlar, kafeler ve pastaneler ziyaretçileri adeta bir mıknatıs gibi çekiyor. İnsanlar son derece güler yüzlü ve işlerinde profesyonel. Küçük dükkanlar sevimli hediyelik eşyalar satıyor; burası kendi halinde, huzurlu ve mutlu bir kasaba. Yaşlı beyler, emekliler kahvesinde eski zamanlardaki gibi günlük sohbetlerini yapıp oyunlar oynarken, kasabadan gelip geçen yabancıları izleyip tebessüm ediyorlar.

Sahilde, oyuncak gibi görünen rengarenk bayraklı teknelere bakan yerel ve muhteşem bir pastaneye denk geliyoruz. Sabah kahvaltısı olarak peynirli ve ıspanaklı boureki (börek) ile yanına yöresel kahve sipariş ediyoruz. Lezzetleri gerçekten anlatılmaz, yaşanır! Ardından kasabaya çok yakın bir plaja geçerek günümüzü bu pırıl pırıl sahilde, 90’ların popüler İngilizce şarkıları eşliğinde geçiriyoruz.

Geçmişin huzuru, bugünün gerçeği

Messinia’da kendimi bir zaman tünelinden geçmiş ve 60’ların, 70’lerin, 80’lerin sahil kasabalarına ışınlanmış gibi hissediyorum. O eski dönemlerin naif huzuru ve mutluluğu bu mekanların her yerine sinmiş. Burada gündem dijitalleşme, yapay zeka, rant, borsa ya da altın ve petrol fiyatları değil; burada gündem temiz gıda, temiz su, berrak bir gökyüzü, bereketli topraklar ve samimi insan ilişkileriyle oluşuyor... Yapay olan her şey dışarıda kalmış; insanı insan yapan gerçek değerler, sağlık ve mutluluk ön planda.

Burada zaman yavaş ve çok doğal akıyor, hiç acelesi yok. Bakkaldan ya da pastaneden bir şey aldığınızda servis belki biraz yavaş işliyor ama önünüze gelen ürün muhteşem, dükkan sahibinin yüzündeki tebessüm ise paha biçilemez oluyor.

Eğer yolunuz Messinia’ya düşerse zeytin bahçelerinin, incir ağaçlarının ve üzüm bağlarının arasında, dağ köylerinde kaybolmayı ihmal etmeyin. Muhteşem İon Denizi’nin sularında şifa bulup arınabilir, güneşin ışınlarıyla yeniden canlanıp neşelenebilir ve belki de hayatta asıl odaklanmamız gereken o gerçek değerleri hatırlayabilirsiniz.

ABONE OL