SON DAKİKA
EKONOMİ Cuma 10 Nisan 2026 12:57

YASTIK ALTINDA 640 MİLYAR DOLAR VAR

Uluslararası Ekonomi Zirvesi'nde Türkiye ekonomisinin küresel ve bölgesel jeopolitik şoklara karşı sergilediği güçlü duruşu anlatan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, finansal sistemin dışındaki devasa kaynağa işaret ederek vatandaşların yastık altı döviz ve altın birikimlerinin 640 milyar dolar civarında olduğunun tahmin edildiğini belirtti

Yastık altında 640 milyar dolar var

Hakan ÖZBAY

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, katıldığı zirvede küresel ekonomi, jeopolitik riskler, Türkiye’nin makroekonomik görünümü ve dezenflasyon programına ilişkin açıklamalarda bulundu. Konuşmasına Gramsci’nin “Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğum sancıları çekiyor” sözüyle atıfta bulunarak dünyadaki büyük kırılmalara dikkat çeken Şimşek, Türkiye’nin içinden geçtiği ekonomik dönüşüm sürecini detaylandırdı.

SİSTEMDE OLSA KIRILGANLIK ÇOK DAHA AZ OLURDU

Bakan Şimşek’in konuşmasında en dikkat çeken başlıklardan biri vatandaşın yastık altı yatırımları oldu. Güven unsuru ve savaş dönemlerindeki döviz talebine değinen Şimşek, şu ifadeleri kullandı:

“Bugün bir çalışma okudum, vatandaşlarımızın yastık altındaki döviz ve altın miktarı tahmine göre 640 milyar dolar civarında. Tabii bu sistemde olsa, sistemin kırılganlığı çok daha az olurdu. Vatandaşlarımızın altına olan ilgisi tarihi bir ilgi. Ancak bu devasa kaynak maalesef sistem dışında olduğu için, Türkiye’de sermaye piyasaları ve bankacılık sistemi büyüklük itibarıyla aslında olduğundan daha zayıf görünüyor.” 

TÜRKİYE ŞOKLARA KARŞI ARTIK DAHA DAYANIKLI

Petrol fiyatlarındaki dalgalanmaların ve bölgedeki çatışmaların Türkiye’ye etkilerini de değerlendiren Bakan Şimşek, uygulanan yeni ekonomik programın rüştünü ispat ettiğini belirtti. The Economist dergisinin analizlerine de atıf yapan Şimşek, Türkiye’nin tamponlarının yüksek ve temellerinin sağlam olduğunu dile getirdi. Şimşek, “Eğer çok büyük bir şok yaşansa, faizlerde önemli bir artış ya da büyümede düşüş olsa bile kamu borcunun milli gelire oranı çok rahat bir şekilde %30’un altında kalabiliyor. Toplam borçluluğumuz düşük, şokları en az zararla atlatacağız” diye konuştu.

ENFLASYONLA MÜCADELE VE PETROL ETKİSİ

Programın temel önceliğinin “hayat pahalılığıyla mücadele” olduğunun altını çizen Şimşek, savaşın dezenflasyon sürecine etkilerini rakamlarla anlattı. Yılın geri kalanı için petrol beklentilerinin 81 dolar bandında olduğunu, bunun enflasyona yaklaşık 3 puanlık bir yukarı yönlü etki yaratabileceğini aktaran Bakan, Eşel Mobil sistemi ve bütçe feragatlarıyla bu etkinin 1.1 puan seviyesiyle sınırlandırıldığını vurguladı. Şimşek, dezenflasyon programının hedeflerinden sapmadığını, ancak bölgesel gerilimler nedeniyle programın üçüncü aşamasının tamamlanması için öngörülen sürenin 1.5-2 yıldan, 2-2.5 yıla uzayabileceğini ifade etti.

HİÇBİR KRİZİ HEBA ETMEMELİYİZ

Konuşmasının son bölümünde Türkiye’nin yeşil dönüşüm ve yapısal reform vizyonuna odaklanan Bakan Şimşek, kriz dönemlerinin aynı zamanda değişim fırsatları sunduğunu belirtti. Türkiye’nin enerjideki 1.1 trilyon dolarlık dışa bağımlılık faturasını düşürmek için yenilenebilir enerjiye yöneldiğini ifade eden Şimşek, sanayide istihdam yoğun sektörlerden yüksek teknolojiye geçiş yapılacağını vurguladı. Bu kapsamda HIT 30 ve YİTAK (Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi) programlarıyla 284 adet stratejik teknoloji ürününe güçlü finansman desteği sağlanacağını ve Türkiye’nin özellikle 5G ile siber güvenlik alanlarında kapasitesini artıracağını duyurdu.

DEMİRYOLU YATIRIMLARINA ÖNCELİK VERECEĞİZ

Türkiye’nin küresel rekabetteki konumunu güçlendirecek yapısal reformlara ve yeşil dönüşüm vizyonuna da değinen Bakan Şimşek, ulaştırma ve altyapı politikalarında yeni dönemin rotasını çizdi. Kriz dönemlerinin aynı zamanda bölgesel entegrasyon imkanlarını artırmak için birer fırsat sunduğuna dikkat çeken Şimşek, kapsamlı bir reform gündemiyle hareket ettiklerinin altını çizdi. Ülkenin sanayi altyapısının kişi başına düşen milli gelire oranla güçlü olduğunu ancak katma değer zincirinde daha yukarılara çıkmak için dijital ve yeşil dönüşümün şart olduğunu belirten Bakan Şimşek, bu dönüşümün en önemli ayaklarından birinin ulaşım ağı olacağını vurguladı.

Türkiye’nin son 20 yılda genel altyapıya çok büyük yatırımlar gerçekleştirdiğini hatırlatan Şimşek, odak noktasının raylı sistemlere kayacağının sinyalini vererek, “Şimdi demiryollarına yatırım yapacağız ki lojistik ve karbon ayak izi açısından avantaj sağlayalım” ifadelerini kullandı. Bu stratejik yönelimle birlikte, hem sanayicinin tedarik zincirindeki lojistik maliyetlerinin ve dışa bağımlılığın düşürülmesi hem de küresel ticarette giderek daha fazla önem kazanan sıfır emisyon ve karbon ayak izi kriterlerine güçlü bir şekilde uyum sağlanması hedefleniyor.


Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, jeopolitik risklerin arttığı bir dönemde Türkiye ekonomisinin şoklara karşı dirençli olduğunu belirtti. İran savaşının etkilerinden bahseden Şimşek, “Bu büyük bir şok. Geçmişe oranla baktığınızda, bugünkü savaşın enerji piyasalarına etkisi çok büyük. Hürmüz Boğazı çok kritik bir geçiş noktası. Sadece petrol değil, gübre ve doğalgaz açısından da öyle. Geçmiş benzer savaş ve şoklarla karşılaştırdığımız zaman, petrol ve doğalgazda artışın çok fazla olduğunu görürsünüz. Ateşkes sürse dahi maalesef bir miktar küresel ve Türkiye ekonomisi açısından tahribat söz konusu. Enflasyon yukarı yönlü, büyüme aşağı yönlü, tedarikte sorunlar devam edecek. Bunun farkındayız. Çok daha kalıcı etkiler doğurduğunun farkındayız. Savaşın getirdiği yıkım ve rehabilitasyon biraz zaman alacak. Jeopolitik olarak ne bölge ne de dünya eskisine dönmeyecek” dedi. 

“Şokları önemli kayıplar yaşamadan programla atlattık”

“Ümit ederim ABD ve Çin anlaşır ve daha büyük savaşlar olmaz” diyen Şimşek, sözlerine şöyle devam etti:

“Türkiye olarak dayanıklı olduğumuzu geçen yıl ispatladık, bu yıl da ispatlayacağız. Geçen yıl ticaret savaşlarının yarattığı hareketlilik, volatilite, 12 günlük savaş, kuraklık; bütün bunlar önemli gündem maddeleriydi. Bu şokları önemli kayıplar yaşamadan programla atlattık. Program kendini kanıtladı, kendi rüştünü ispat etti. Peki bu sene içinden geçtiğimiz sıkıntıları atlatabilecek miyiz? Enerjide o bölgeye olan bağımlılığımız çok az. Petrolde hemen hemen bağımlılığımız yok. Türkiye’nin dayanıklılığının en önemli ayağı, maliye politikasının sağlam yapıda olması. 2023’te büyük bir deprem yaşadık. EYT gibi konular da vardı; bütçe açığının millî gelire oranını yüzde 3’ün altına düşürdük. Açığın millî gelire oranının düşük olması önemli. Bu da bize politikada manevra alanı sağlıyor. Bizim makroekonomik şoklara olan dayanıklılığımız daha yüksek. Reel kurda önemli bir artış yaşansa bile, faizlerde önemli bir artış yaşansa bile, büyümede düşüş görsek bile, Türkiye’nin kamu borcunun millî gelire oranı düşük olduğu için rahat atlatabiliyoruz. Özel ve kamu borçluluğunun toplamına baktığımızda da geçmişe oranla düşük. Bu nedenle bu şoku da atlatacağız.”

“ABD, Çin'in ekonomik bir oyuncu olarak gücünü tanımadığı için çok pişman oldu”

Birleşik Krallık Eski Dışişleri ve Maliye Bakanı Lord Philip Hammond ise “Jeopolitik Parçalanma Çağında Global Ekonominin Geleceği” başlıklı konuşmasında; yapay zekâ destekli teknolojiler, demografik dönüşüm ve iklim değişikliğiyle bağlantılı enerji güvenliği gibi başlıkların küresel gündemi belirlemeyi sürdürdüğünü vurguladı.

Teknolojik dönüşümün küresel güç dengelerini yeniden şekillendirdiğine dikkati çeken Hammond, 2015 yılına atıfta bulunarak şu değerlendirmeyi yaptı:

“2015 yılında ben mesela bireysel olarak şuna şahit oldum. ABD, Çin'in ekonomik bir oyuncu olarak gücünü tanımadığı için çok pişman oldu. Çünkü gerçekten bu çok çok büyük, önemli sonuçları olacak bir stratejik hataydı. Özellikle de daha sofistike teknolojilere erişim açısından…Bu konuda bir pişmanlık yaşadılar. Ama maalesef çok geç olmuştu. Çünkü Çin dünyanın en önemli teknoloji merkezlerinden ve kuvvet merkezlerinden biri oldu.”
hammond
Philip Hammond, Ukrayna savaşı sonrasında Avrupa’nın yalnızca karbonsuzlaşma hedefleriyle değil aynı zamanda yüksek enerji maliyetleri ve rekabet kaybı riskiyle de karşı karşıya kaldığını kaydetti. 

Avrupa’nın 2050 net sıfır hedeflerine ulaşmasına şüphe ile yaklaştığını belirten Hammond, “Çünkü burada gerçekten çok görünür olmayan bir takım beklenmedik etkiler olacak. Ve bu etkiler nedeniyle de bazı fırsatlar gözden kaçmış olacak. Kısa vadede beklenen pozitif etkiler gerçekleşmedi. Rekabetçilik perspektifinden bakıldığında, birçok ülkenin karbonsuzlaşma hedeflerine yaklaşmakta dahi zorlanacağını düşünüyorum.” dedi.

Küresel ekonominin yeniden şekillendiğini ifade eden Hammond,son dönemdeki küresek gelişmelerin özellikle enerji güvenliği üzerinde yıkıcı etkiler yarattığını ve mevcut ekonomik trendleri doğrudan etkilediğini sözlerine ekledi.

irvede konuşan Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi ve Merkez Bankası eski Başekonomisti Prof. Dr. Ali Hakan Kara, savaş döneminde merkez bankalarının yürütecekleri süreç ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Kara, dünyanın geçirdiği dönüşümün kurumlara da yansıdığını belirterek, “Bunu sembolü de merkez bankaları. Böyle dönemlerde yüksek borçluluklar ve tartışmalar büyüyecek. ABD’de Tramp merkez bankası başkanını görevden almaya çalışıyor ama yasalar buna izin vermiyor. Bu demek değil ki hep böyle kalacak. Gelişmiş ülkeler ve dünya Türkiye’yi takip ediyor. Bizim yaşadığımız süreç diğerlerinin de başına geliyor. Merkez Bankaları ülkenin stratejik hedeflerini de gözeten kurumlar haline gelecek. Savaş ortamında kutuplaşma ve içe kapanma dönemi var. Merkez bankaları da geleneksel araç bağımlılığı için de biraz daha finansal istikrara odaklanıyorlar. Ülkelere gelecek şokları bertaraf edecek ağ kurmak ve ülkenin stratejik hedefleri ile uyumlu olmak zorunda kalıyorlar. ABD merkez bankası hala eski usul devam ediyorlar ama bu değişecek. Yeni ABD merkez bankası başkan ile ABD’de çizgi dışı geleneksel olmayan tarza doğru gidecek. Bu süreçte merkez bankaları enflasyon hedefinde de ısrar etmeyecekler. Enflasyon hedefi gelişmiş ülkelerde yüzde 2. Savaş ile birlikte sanki bu yüzde 2 hedefi uzun süre yüksek bir seviyede tolere edilecek. ABD’de yüzde 3 yeni normal olabilir. Bu da küresel ölçekte uzun vadeli faziler yüksek kalmaya devam edecek” dedi.

Enflasyon ile ilgili iyimser değilim

Merkez bankalarının tek başına dünyayı kurtaramayacağına dikkat çeken Kara şöyle devam etti: “Maliye politikaları da önemli. Türkiye örneğinde enflasyon ile mücadele hızlı başlayabilirdi. Öyle olsaydı daha düşük bir enflasyon ile girilebilirdik savaşa. Bu yapılmadı. Ekonomi dışı aktörler ekonomiyi domine etmeye başladı. Türkiye göründüğünden dayanıklı ama uzun vadeli planlar yapabilen ülke değiliz. Ama hasar yönetiminde iyiyiz. Bunu kanıtladık. Enflasyon uzun vadeli bir planlama gerektirir ve stratejik bir şeydir. Enflasyonda ilişkin iyimser olamıyorum. Bu tek haneli enflasyona giden yolu içselleştirilmediğine inanıyorum ama dayanıklılık, büyüme ve manevra alanları konusunda iyimserim.”

Türkiye’nin bu kur rejiminden çıkması gerekiyor

Kur konusunda da görüşlerini paylaşan hakan Kara, dış şoklar nedeni ile reel kurun tahmin edilenden daha fazla değerlendirmek zorunda kaldığını söyledi.