Advertisement
SON DAKİKA

ABD, İran'da ne istiyor?

15 gün önce bu sütunda "İran'a ikinci operasyon yolda" yazısı kaleme almışız.

O yazının okunduğu sabah, perşembeyi cumaya bağlayan gece ABD, operasyon yapmaktan aniden vaz geçmişti. Vazgeçişin iki temel sebebi vardı. ABD’nin ikinci operasyonunun da sınırlı bir operasyon, mesaj yüklü bir hava operasyonu olması bekleniyordu. Bu operasyonun maliyetinin kontrol altında olabilmesi için gerekli hazırlıkların, örneğin uçak gemilerinin, hava savunma sistemlerinin filan bölgeye yeniden sevki/konuşlandırılması gerekliydi. Bunun 15-20 gün alabileceği konusunda Trump, kuvvet komutanlarınca ve stratejik birimlerce bilgilendirilmişti. İkincisi, İran’ın reaksiyonunun güçlü olabileceğinin beklenmesi. Trump Yönetimi, vurmak konusunda bir sıkıntı görmediği gibi vurulmak konusunu da çok ciddiye almıyordu. Demek ki İran’ın Ortadoğu’daki ABD varlıklarına yönelik olası saldırı tehdidini ya blöf olarak görüyor (-ki bence blöf değil) ya da bu maliyetin yönetilebileceğini düşünüyor. Vurulmak konusunda esas endişeli olanların Körfez başta olmak üzere ABD nüfusuna/varlığına alan açan bölge ülkeleri ve İsrail olduğu görülüyordu. Bu ülkeler ve İsrail Washington’a İran’ın topyekûn bir savaş başlatmasına henüz hazır olmadığını söylemişler, Beyaz Saray’da güya onları dinlemişti. 

Bölge endişeli, ABD çok endişeli değil

Bu arada başta İsrail olmak üzere bölge ülkelerinin endişeleri haklılık payına sahip. İran, İsrail ile yaşadığı tansiyon ve savaştan çok yara alsa da elinde hala yüksek miktarda balistik füze stoğu bulunduruyor. 12 Gün Savaşını, İsrail kazanmış gibi yapsa da ABD’nin kendi adına yaptığı müdahale olmasaydı savaşın sonucunun “kazanma” olarak değerlendirilemeyeceğini herkes biliyor. Muhtemelen ABD, 12 Gün Savaşına girmeseydi İran ve İsrail karşılıklı olarak birbirlerinin canına okuyacaklardı. İsrail, vurulduğunu, vurulabildiğini unutmuyor. Elbette unutulmaması gereken Hizbullah vb. unsurlar da var. Bu unsurların kolu kanadı kırık ama silahsızlandırılmış değil. Dolayısıyla 400 kg yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumun hala İran’da bir yerlerde kayıp olduğunu unutsak dahi, İran’ın bölgeyi cehenneme çevirme tehdidini savuracak yeterli araca sahip olduğunu görüyoruz. 15 gün önce bu ihtimalden bölge korkuyordu, bugün hem İsrail’in hem bölge ülkelerinin kaygılarını yinelemesinden anlıyoruz ki bölge bu ihtimalden hala korkuyor. 15 gün önce Trump yönetimi bu ihtimalden korkmuyordu ama kendi diplomatik duruşu için biraz beklemeyi tercih etti (örneğin bu arada Barış Kurulu kuruldu, Pakistan ve Hindistan-nükleer caydırıcı aktörler olarak bölgeye daha yakın hale geldi), şimdi hala korkmuyormuş gözüküyor. 15 gün önce söylediğim iddianın arkasındayım. ABD, istihbaratı ve stratejik değerlendirmesini yapmış, maliyeti yönetebileceğine kanaat getirmiş gözüküyor. Bu şartlarda, bizim ve bölgenin istemediği bir sınırlı operasyona doğru adım adım yaklaşıyoruz.

Sınırlı operasyonla rejimi dönüştürmek mümkün mü?

Bu tür bir sınırlı operasyondan- ABD’nin operatif kabiliyetlerini ve İran’ın nükleer ve balistik füze programını durdurma kararlılığı dışında- ne bekleyebileceği konusunda uzmanlar net bir şey söyleyemiyor. Venezuela örneği, yani rejimi devirmeden rejimin değişimini lider kadrosunda bir değişiklik ve gizli bir pazarlıkla sağlamak İran örneği için geçerli değil. Zira Venezuela-ABD arasındaki karşılıklı bağımlılık Bolivarcı devrime rağmen orada ve mevcuttu. Devrimin dışında kalan ama ülkede varlık gösteren ve ABD ile pazarlık yürütebilen burjuvazi oradaydı. Buna rağmen ABD rejim içerisinden birileri ile pazarlık yürütebilecek alana Venezuela’da sahipti. İran’da ise biz ancak istihbarat zaafından, Rejim kadrolarına sızılmadan ve resmi pazarlıklardan bahsediyoruz. Halk memnuniyetsiz olabilir ama bu memnuniyetsizlik kırsal alanda rejimin temellerine yönelik bir memnuniyetsizlik değil. O nedenle yöneticilerin veya müzakerecilerin elimine edilmesi rejim değişikliğini mi tetikler yoksa milliyetçi reaksiyonu mu tetikler, bu konuda ABD’nin gizli bir bildiği yoksa, cevabımız sonucun Venezuela’dan çok farklı olacağı şeklinde. 

ABD, İran’ın bugün ve gelecekte nükleer eşikte bir ülke olmasına müsaade etmiyor

Bugüne kadar ABD’nin gerçek istediğinin İran nükleer programını (uranyum zenginleştirme hakkının kısıtlanması da dahil) tamamen sınırlayacak ve İran’ın gelecekteki opsiyonlarını kapatacak bir anlaşma elde etmek olduğuna inanıldı. 12 Gün savaşına ABD bu yüzden dahil oldu ve İran’ın nükleer ve balistik kapasitesi ile ilgili kendisinin beklentisinin ne olduğu mesajını çok doğrudan verdi. Bu konunun İsrail’e havale edilmeyeceğini, artık ABD’nin İran’a yönelik bir operasyonu sorunsuz yapabilecek konvansiyonel kabiliyetlere sahip olduğu ve eğer İran dize gelmez, bu konularda teslim olmazsa operasyonun yeniden mümkün olduğu söylenmiş oldu. Sorun şu ki; İran’daki rejim 12 Gün Savaşına kadar devam ettirdiği taktik ve stratejilerin işe yaramadığını biliyor ama balistik füzeleri ve nükleer hakları konusunda bu ortamda teslim olmayı da akıllıca bulmuyor. İran, hala elinde, bölgeye karşı kullanabileceği cezalandırma araçları olduğunu ve en azından kayba tek başına katlanmak yerine başkalarını da döverek kaybetmeyi tercih edebileceği mesajı veriyor. Bu sadece devrimin meşruiyeti veya ulusal onur ile ilgili bir tercih değil; İran ilk operasyon ile her şeyi kaybetmedi, İsrail ile dövüşmesinde de her şeyi kaybetmedi. Dolayısıyla özellikle bölge yeni dengeler üzerinde kurulurken, konuşabildiği aktörlerle konuşup, sınırlı bir biçimde nefesini gelecekte varlık alanı inşa etmeye harcamaya adamış görünüyor. Elindeki kritik bilgi ve network desteği düşünüldüğünde, Irak, Lübnan ve Suriye’de taşlar yeni yeni yerine oturuyorken, İran bölge ülkeleri ile yeni bir diyalog hattı kurmayı pekâlâ deneyecektir. Pek çok bölge ülkesi için, bu tür bir İran, ABD ile mücadele için tırnaklarını çıkartıp, bölgeyi karıştırmaya çalışacak İran’dan daha yeğdir. Bu yüzden bölge ülkeleri ve Türkiye, son dakikaya kadar ABD’nin İran’ı tekrar vurmaması için uğraşacaklar. Fakat ABD, Ortadoğu’da kimi aktörlere keskin sınırlar çizmek konusunda kararlı, çünkü bunu yapma kapasitesi var. Bazı opsiyonlara/ savunma paktlarına izin vermekle beraber, İsrail’in nükleer belirsizliği ile ilgili statünün değişmesini ve bölgede yeni nükleer silahlı ya da nükleer eşikte devlet (balistik füze kapasitesi de bu eşikte olma halinin bir parçası) istemiyor.