Karbon vergisinden kaçış yok
Geçtiğimiz hafta Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması (SKDM/CBAM) konusunu ele almıştım. Bu hafta ise ihracatta katlanmak zorunda kalacağımız karbon vergisi maliyetlerini konuşmak istiyorum.
2025’te başlayan raporlama süreci, 2026 itibarıyla karbon vergisi sürecine evrildi. Ancak henüz ihracatçının cebinden doğrudan bir ödeme çıkmadığı için piyasa genelinde bir rahatlık söz konusu. Ödemeler başladığında, bu konunun ne kadar ciddi ve can yakıcı olduğu çok daha net anlaşılacak.
Kaçış yok
“Benim sektörümle ilgili değil”, “Demir-çelik, çimento, alüminyum ya da gübre işi yapmıyorum”, “Zamanı gelince bakarız”, “Bugüne kadar neleri çözmedik, bunu da çözeriz” şeklinde düşünenler varsa, uyarmakta fayda var.
Karbon vergisi açısından riskli sektörlerde yapılan ihracatta şu an için ödeme sıfır görünüyor. Ancak salınan karbon miktarının referans değerleri aşan kısmı için mali yükümlülük çoktan oluşmuş durumda.
Peki ödeme ne zaman başlayacak?
1 Şubat 2027 itibarıyla ödeme yükümlülüğü devreye girecek. O noktada sektörlerden ciddi tepkiler yükselmeye başlayacaktır. İlk beklentinin “destek ödemesi” yönünde olacağını şimdiden öngörmek zor değil.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın etki analizlerine göre sektör bazında ortalama tablo şu şekilde:
• Demir-çelik: 8 milyon ton ihracat, 15,2 milyon ton karbon salımı, 1,14 – 2,28 milyar €
• Çimento: 5 milyon ton ihracat, 4 milyon ton karbon salımı, 300 – 600 milyon €
• Alüminyum: 1,5 milyon ton ihracat, 12 milyon ton karbon salımı, 900 milyon – 1,8 milyar €
• Gübre: 2 milyon ton ihracat, 5 milyon ton karbon salımı, 375 – 750 milyon €
Bu verilere göre 2027 yılında Türkiye ekonomisinden yaklaşık 2,7 milyar € ile 5,4 milyar € arasında bir nakit çıkışı gerçekleşecek. İhracatçılar, kur riskine ek olarak yeni bir maliyet cephesiyle karşı karşıya kalacak.
Türkiye’nin kendi Emisyon Ticaret Sistemi’ni (ETS) devreye alması planlanıyor ve bunun Şubat 2027’de gerçekleşmesi bekleniyor. Bu sistem devreye girdiğinde Türkiye’nin tahsil edeceği karbon vergisi, AB’ye ödenecek tutardan mahsup edilebilecek. Ancak bu durum, 2026’da oluşan ve 2027’de ödenecek yükümlülükleri etkilemeyecek. Etkisi ancak 2028 ödemelerinde görülebilecek.
Öte yandan, Türkiye’de oluşacak karbon fiyatının başlangıçta AB seviyesinin yaklaşık yarısı düzeyinde olması bekleniyor. Bu nedenle sistemin oturması ve ihracatçının ödemelerini AB yerine Türkiye’ye yapması zaman alacak.
Makine ve Otomotiv
2028 sonrası dönem, SKDM açısından “derinleşme” süreci olacak. Bu aşamada artık sadece sektörler değil, ürün bazlı kapsam belirleyici olacak.
2028–2030 arasında ara ürünler ve dolaylı emisyonlar da kapsama dahil edilecek. Böylece çok daha fazla GTİP kaleminin uygulama içine girmesi bekleniyor. Bu süreçten en çok etkilenmesi beklenen sektörlerin başında makine ve otomotiv geliyor. Mevcut sektörlerde yaşanan uyum sürecinin, bu alanlarda çok daha sert hissedileceği öngörülüyor.
2030–2034 döneminde ise büyük genişleme yaşanacak. Plastik, kimyasal hammaddeler, petrokimya, rafine petrol ürünleri, yakıt türevleri, cam, seramik, kağıt ve tekstil sektörleri de kapsama dahil edilecek.
İhracatçı ne yapmalı?
Riskli sektörlerde faaliyet gösteren ve 2028 sonrası kapsama girecek sektörlerde yer alan ihracatçıların vakit kaybetmeden şu adımları atması gerekiyor:
• Emisyon veri altyapısı derhal kurulmalı. Üretimde kullanılan tüm girdilere ait emisyon verileri toplanmalı, izlenebilir ve denetlenebilir şekilde kayıt altına alınmalı.
• Denetçi akreditasyon süreci belirsizliğini korurken, veri disiplini oluşturulmalı. Denetim imkanı doğduğunda veriler doğrulanmaya hazır olmalı.
• Türkiye için belirlenen varsayılan değerler, gerçek değerlerin 3–4 katına çıkabiliyor ve bu durum ciddi maliyetlere yol açabiliyor. Bu yüzden varsayılan değer tuzağından kaçınılmalı.
• CBAM maliyetinin hangi tarafça karşılanacağı sözleşmelerde açıkça tanımlanmalı. Hukuken ithalatçı sorumlu olsa da, müzakere edilmezse bu yük fiilen ihracatçıya yansıyabilir. Özellikle KOBİ’lerin bu konuda hukuki destek alması kritik önem taşıyor.
• Karbon fiyatlarının çeyrek dönemler halinde güncellenmesi nedeniyle, düşük katma değerli ürünlerde kârlılık hesapları zorlaşıyor. Bu belirsizliğin etkisini azaltmak için sözleşmelere gerekli maddeler eklenmeli.
• En önemlisi Şubat 2027’de devreye girecek Türkiye ETS sistemine hazırlık yapılmalı. Çünkü bu sistem mahsuplaşma imkânı sunacak. Bu imkândan faydalanabilmek için emisyon verilerinin eksiksiz ve doğrulanmış olması gerekiyor.