Konkordato kıskacı: Reel sektör nefes alamıyor
Türkiye ekonomisi son yıllarda yüksek enflasyon, finansmana erişimde daralma ve artan maliyet baskısıyla zorlu bir sınavdan geçiyor.
Bu tabloda şirketlerin iflastan korunması amacıyla hayata geçirilen konkordato müessesesi, teoride ekonomiyi ve istihdamı koruyan bir “can simidi” olarak tasarlandı. Ancak uygulamada konkordato, özellikle reel sektör için ciddi yan etkiler üreten bir mekanizmaya dönüşmüş durumda.
Konkordato ilan eden bir şirket, borçlarını yeniden yapılandırma sürecine girerken alacaklılarına karşı yasal koruma altına alınıyor. Bu koruma, zincirin bir halkasında anlaşılabilir olsa da, alacaklı konumundaki binlerce KOBİ ve tedarikçi açısından büyük bir belirsizlik ve finansal risk anlamına geliyor. Bir firmanın konkordato ilan etmesi, ona mal ve hizmet sunan onlarca işletmenin tahsilatını aylarca, hatta yıllarca ertelemesi demek. Nakit akışı bozulan bu şirketler de kısa sürede kendi finansal sıkıntılarını yaşamaya başlıyor. Böylece konkordato, iflası önlemek yerine ekonomide bir “domino etkisi” yaratabiliyor.
Reel sektörün en büyük sorunu, güvenin aşınması. Ticaret, güven üzerine kurulu bir sistemdir. Ancak konkordato sürecinin uzun ve belirsiz yapısı, vadeli satışları riskli hale getiriyor. Tedarikçiler, “yarın konkordato ilan eder mi” endişesiyle müşterilerine mal vermekten çekiniyor, peşin satışa yöneliyor ya da fiyatlarını yükseltiyor. Bu durum, zaten yüksek olan maliyetleri daha da artırarak enflasyonist baskıyı besliyor.
Bir diğer sorun, konkordatonun zaman zaman kötüye kullanılabilmesi. Gerçekten zor durumda olan firmalarla, borçlarını ötelemek için süreci bir “kalkan” gibi kullanan şirketleri ayırt etmek her zaman kolay olmuyor. Denetim mekanizmalarının yetersiz kaldığı noktada, piyasa disiplininin bozulduğunu görüyoruz. Bu da sağlam şirketlerin bile finansal planlarını yaparken daha temkinli davranmasına, yatırımlarını ertelemesine yol açıyor.
Bankacılık sistemi açısından bakıldığında da tablo farklı değil. Konkordato kapsamındaki alacakların tahsil süresinin uzaması, bankaların risk iştahını azaltıyor. Bu durum, kredi musluklarının reel sektör için daha da kısılmasına neden oluyor. Özellikle üretim, sanayi ve ihracat odaklı firmalar, finansmana erişimde zorlandıkça büyüme potansiyellerini kaybediyor.
Elbette konkordato tamamen kaldırılması gereken bir mekanizma değil. Aksine, doğru kurgulandığında ekonomik istikrarın önemli bir parçası olabilir. Ancak mevcut uygulamada, alacaklıların haklarını daha güçlü koruyan, süreci hızlandıran ve kötüye kullanımı engelleyen düzenlemelere ihtiyaç olduğu açık. Aksi halde konkordato, borçlu şirketi ayakta tutarken, onu ayakta tutan reel sektörü zayıflatan bir yapıya dönüşmeye devam edecek.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, güvenin yeniden tesis edildiği, ticari ilişkilerin sağlıklı şekilde yürüdüğü bir ekonomik iklimdir. Konkordato yasası da bu iklimi destekleyecek şekilde, reel sektörün omuzlarındaki yükü hafifletecek biçimde yeniden ele alınmalıdır. Aksi halde “iflastan koruma” amacıyla kurulan bu sistem, üretimin ve ticaretin can damarlarını tıkayan bir dar boğaz haline gelmeyi sürdürecektir.

