Ekonomide yaşanan her kriz döneminin bir kazananı ve kaybedeni olur. Ancak son dönemde hızla artan konkordato başvurularında kaybeden tarafın giderek daha fazla küçük işletmeler olduğu görülüyor. Büyük şirketler konkordato ilan ederek faaliyetlerini sürdürme şansı yakalarken, alacaklarını tahsil edemeyen KOBİ'ler ve küçük esnaf sessizce iflasın eşiğine sürükleniyor.
Ekonominin sağlığını yalnızca büyük şirketlerin bilançolarına bakarak ölçmek yanıltıcı olabilir. Asıl fotoğrafı görmek istiyorsak, mahallenin bakkalına, küçük imalatçısına, ustasına, esnafına ve kendi emeğiyle ayakta kalmaya çalışan girişimcisine bakmak gerekir. Çünkü ekonominin nabzı çoğu zaman orada atar.
Son yıllarda vatandaşın mutfağını en çok zorlayan sorunların başında gıda fiyatları geliyor.
Yıllardır Türkiye'de tasarruf denildiğinde akla ilk gelen yatırım aracı altın oldu. Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, siyasi belirsizlikler ve kur şokları karşısında vatandaşın sığındığı en güvenli liman hep aynıydı: altın.
Türkiye ekonomisi son yılların en zorlu enflasyon mücadelesini veriyor. Merkez Bankası faizleri yüksek tutuyor, krediye erişim zorlaşıyor, vatandaş harcamalarını kısıyor, şirketler yatırım kararlarını erteliyor. Ama ortada cevap bekleyen kritik bir soru var: Bütün yük neden sadece vatandaşın ve reel sektörün omuzlarında?
OPEC'ten yapılan açıklamada, Suudi Arabistan, Rusya, Irak, Kuveyt, Kazakistan, Cezayir ve Umman'ın, küresel piyasa koşulları ve görünümünü değerlendirmek üzere çevrim içi toplantı gerçekleştirdiği bildirildi
Bir ülkenin ekonomik sağlığını anlamak için bazen büyüme rakamlarına, bazen ihracat verilerine, bazen de enflasyon göstergelerine bakılır.
Kurban Bayramı her yıl yalnızca dini bir ibadet ve toplumsal dayanışma dönemi olarak değil, aynı zamanda iç piyasanın nabzını tutan önemli bir ekonomik eşik olarak görülür. Ancak bu yıl ortaya çıkan tablo, bu beklentinin büyük ölçüde karşılıksız kaldığını gösteriyor.