Savaşın ilk ayı dolarken
Savaşın ilk ayı doluyor, anlaşma ve müzakereler ile ilgili laflar havada uçtuğu için geçtiğimiz bir iki gün bir umut çatışmalar biter mi diye bekleyenler de var.
Neredeyiz özetleyelim. Öncelikle bu son ateşkes arayışının bazı bölgesel devletlerin (Pakistan, Mısır, Türkiye) arabuluculuğunun bir sonucu olduğu anlaşılıyor. Umman da arabulucu ruhunu hiç bırakmadı. Arabuluculuğu resmi ya da resmi olmayan kanallarla sürdüren aktörlerin savaşın uzamasını samimiyetle istediğini biliyoruz. Savaşan taraflar arasında pozisyonunu değiştirebilmesi nispeten kolay olan aktör ABD olduğu için, diplomasi ağırlığı oraya verildi.
Müzakereler için neden nabız yoklandı?
ABD’nin müzakereler için nabız yoklaması bir şey ifade ediyor mu? Hem evet hem hayır. Sonuçta nabız yoklama nabız yoklamadır ve nabız yokladığınız aktör rejim değişimi çağrınızın hedefine oturttuğunuz aktörse, tabi ki “rejim değişimi” konusunda çok ısrarcı olmayacağınız anlamı çıkabilir. Ama ABD zaten demokratik bir ideoloji doğrultusunda rejim değişimini dillendirmemişti. Temelde savaş hedefi rejim değişimi aracılığıyla İran’ın teslim olması ve elindeki kapasitenin yok olmasını kapsıyordu. Bu hedefte bir değişim olmuş görünmüyor. İran, kendisine iletilen talepleri maksimalist olarak niteledi. Tahran’ın kendisi de maksimalist pozisyonunu koruyor fakat mevzu İran açısından maksimalist taleplerden ziyade İran’a bir daha saldırılmaması yolunda güvence verilmesi- ki bunun son derece zor olduğunu biliyoruz. Dahası İsrail’in İran savaşının bir uzantısı olan ama farklı bir doğaya sahip bir mücadele içerisine duhul olduğunu gördük. Bu mücadele şimdilik Lübnan ve Suriye’nin güneyi ile sınırlı görünse de İsrail Hazar Havzasından Levant’a, oradan Doğu Akdeniz ve Afrika Boynuzu’na stratejik derinliğini artırmak istiyor. Buralardaki milis unsurları temizlemenin yolunu işgal ya da hava bombardımanı, bu savaş içerisinde çok daha rahat uygulayabiliyor. Başarılı olmasının önünde en önemli engel, bunun bir overstrech (kendi gücünün çok ötesinde bir mücadeleye duhul olup, yetememe) riski barındırması. Fakat, elde edebildiği, gidebildiği derinlik yeni derinleşmeler için kolaylık sağlayacağından şimdilik bu gücünün sınırları meselesini çok dert etmiyor. Şu an için İsrail’i bölgede temelde sınırlayabilecek tek aktör İran ise kendi savaşına yoğunlaşmış durumda. O savaşın merkezi de şu anda İran’ın ceza verme stratejisinin dayandığı temel saha olarak, Hürmüz ve Körfez. Körfez, istemeden bir şeylerin merkezinde kaldığının bilincinde İran’a ateş püskürüyor. Bu öfkenin tek nedeni kızgınlık değil, geleceğe yönelik korku. ABD ve İran arasında el yükseltmeye dayalı yeni bir raundun başlaması halinde Körfez, çok çeşitli kırılganlıklar üzerinden hedef olacağını biliyor. Bunun olmasını engellemek için şimdilik arkadan yürüyen de-eskalasyon (el düşürme) çabalarından kopmadan önde İran’a karşı dozu yükselteceklerini söyleyerek caydırıcılık tesis etmeye çalışıyorlar. Şu ana kadar bu konuda bir başarı elde edilmedi.
ABD ve İran el yükseltecek mi?
ABD, el yükseltecek mi? Eğer Washington, savaş amaçlarını revize etmez ise, el yükseltecek gibi görünüyor. Savaş amaçlarını revize edebilir mi ABD? Aslında bu mümkün, çünkü temelde bu savaş ABD’nin savunması için bir maliyet yaratmadı. O nedenle İran’ın kapasitelerini yok etmekten İran’ı sınırlandırmaya doğru bir kayış yaptığı anda müzakere kapısını tekrar açabilir, ya da müzakere filan yapmadan tek taraflı zafer ilan ederek çıkıp, savaşın gerisi İsrail’e bırakabilir. Bunun için İran’ın kapasitesinin güç kullanılarak yok edilebileceği ile ilgili beklentisinin değişmesi lazım. Bu noktada henüz bir değişim olduğunu görmüyoruz. ABD, el yükseltmenin bir sonraki adımına geçmeye mecbur kalırsa diye bölgeye deniz piyadelerini ve hava indirme tümenini sevk etmeye hazırlanıyor. Pasifikten ve ABD’de bağlı oldukları üslerden bu kuvvetlerin gelmesi Nisan ortasını bulabilir. Sayı hala geniş bir kara operasyonu için çok az. CENCOM, bölgede o veya bu şekilde 50 bin ABD askerinin olduğunu söylese de Irak işgali için gerekli rakam (-ki Irak’ın böyle bir direniş kabiliyeti yoktu) 160-170 bin civarıydı. Kısaca ABD, bu askerleri Hürmüz’ün açık tutulması için sınırlı alanın kontrolü için kullanabilir. Hark adasının kritik önemini bilmeyen kalmadı. Böyle bir durumda İran Körfez ülkelerinin sahil kısmını ve bazı adaları işgal edeceğini duyurdu. Yani İran-İsrail-ABD savaşı içerisinde bir Hürmüz savaşı açılabilir, ABD’nin sınırlı kuvvetleri de o savaştaki (muhtemelen yetersiz) unsur olabilir. Bu yeni konuşlandırmanın Hürmüz dışında İran topraklarındaki kritik nükleer materyali kontrol altına almak için kullanılacağını söyleyenler de var. Bu da bizi, İran’ın nükleer silah elde etme olasılığına götürüyor.
İran, Trump sonrası başkanı mı bekliyor?
İran’ın nükleer silahlanma yolunda yürüyecek kapasitesi var mı, bu cevap verilmesi güç bir soru. Yine de İran’ın nükleer politikasını değiştirmediğini, savaşa rağmen bir değişiklik açıklamadığını biliyoruz. Bu kapasite zafiyeti kadar, İran’ın müzakere edeceği koşullar kadar başkanı da seçme iradesinden kaynaklanabilir. İran, ABD içerisinde İran politikası Trump’ın İran politikasından tamamen farklı bir grubun olduğunun farkında. Cumhuriyetçiler Kasım seçimlerini kaybedecek görünüyorlar ve eğer İran’ın direnişi her şeye rağmen kırılmazsa İran kaybetmemek üzerinden Trump yönetiminin güç pozisyonunu bozabilir. Bir gün başka bir idare iktidara geldiğinde İran’ın sınırlandırılmasının daha makul bir seçenek olduğu sonucuna varıp, Obama yönetimi gibi, İran ile anlaşmayı seçebilir. Bu olasılık İsrail’e de bugün fırsat varken ileri gidebildiği kadar gitme motivasyonu veriyor.
Bu savaşta hiçbir şey basit değil ve sadece bu bir yıpratma harbi diyerek geçiştirilebilecek netlikte değil. İlk ayın özeti bu, sonucu ise radikal biçimde değişen bir Orta Doğu.

