Tekstilde sorun geçici değil yapısal
Türkiye'nin tekstil ve hazır giyim sektörü bugün yaşadığı sıkıntıları "konjonktürel" başlığı altında toplamaya çalışsa da tablo giderek daha net bir gerçeğe işaret ediyor: Sorun geçici değil, yapısal.
Küresel talep daralması, yüksek maliyetler ve finansmana erişim güçlüğü zaten sektörü zorlarken, Suriyelilerin geri dönüşüyle görünür hale gelen iş gücü açığı bu kırılgan yapıyı daha da derinleştiriyor.
Uzun yıllar boyunca tekstil sektörü, düşük maliyetli ve esnek iş gücü sayesinde ayakta kaldı. Bu durum, verimlilik artışı, teknoloji yatırımı ve insan kaynağının niteliğini yükseltme gibi alanlarda ertelenmiş kararları da beraberinde getirdi. Bugün gelinen noktada ise bu ertelemenin faturası ağırlaşıyor. İş gücü azalıyor, ama yerine koyacak yerli ve nitelikli çalışan bulunamıyor.
Asıl sorun yalnızca “eleman yok” cümlesinde değil. Sorun, tekstilin yerli iş gücü için cazip olmaktan çıkmış olması. Uzun çalışma saatleri, fiziksel yıpranma, sınırlı sosyal imkânlar ve ücretlerin diğer sektörlerle rekabet edememesi, özellikle genç nüfusu tekstilden uzaklaştırıyor. Sanayi üretiminin bel kemiği olan ara eleman profili giderek yok oluyor. Mesleki eğitimin zayıflaması ise bu boşluğu daha da büyütüyor.
İşin bir diğer boyutu da maliyet yapısı. Artan işçilik giderleri, enerji fiyatları ve finansman maliyetleri, firmaların rekabet gücünü aşındırıyor. Ancak bu maliyetleri fiyatlara yansıtmak mümkün olmuyor. Çünkü Türkiye, hâlâ büyük ölçüde “ucuz üretici” kimliğiyle küresel pazarda yer alıyor. Katma değeri yüksek ürün üretimi sınırlı kaldıkça, maliyet artışları doğrudan kârlılığı eritiyor.
Bu noktada tehlikeli bir eğilim de güçleniyor: Üretimin yurt dışına kayması. Daha düşük maliyetli ülkelere yönelen her işletme, Türkiye’de yalnızca istihdam değil, bilgi birikimi ve üretim kültürü kaybı anlamına geliyor. Bu kayıp telafi edilmediği sürece, tekstil sektörünün ihracattaki ağırlığı da kaçınılmaz olarak zayıflayacak.
Dolayısıyla çözüm, geçici teşviklerde ya da kısa vadeli destek paketlerinde değil. Çözüm, sektörün üretim modelini yeniden düşünmesinde yatıyor. Daha az emekle daha fazla değer üreten bir yapıya geçilmediği sürece, iş gücü sorunu farklı biçimlerde yeniden karşımıza çıkacak. Mesleki eğitimle sanayi arasındaki bağ güçlendirilmeden, çalışma koşulları iyileştirilmeden ve teknolojik dönüşüm hızlandırılmadan bu döngü kırılmaz.
Tekstil sektörü hâlâ Türkiye için vazgeçilmez bir alan. Ancak bu önem, alışkanlıklarla yönetilecek bir lüks sunmuyor. Bugün yaşanan iş gücü krizi, aslında sektör için bir uyarı. Görmezden gelinirse üretim küçülür, ciddiye alınırsa dönüşüm için bir fırsata dönüşebilir. Seçim, her zamanki gibi, zamanında adım atabilmekte yatıyor.