Hepimiz için beklemek artık bir kusur haline geldi. Bir videonun ilk üç saniyesi sıkıcıysa direk olarak geçiyoruz. Bir sayfa geç açılıyorsa üst köşeden çarpı işaretine basıp kapatıyoruz hatta sinirleniyoruz.
Adımımız, uykumuz, nabzımız, peki ya hayatımız? Sabah uyanıyoruz, saate bakıyoruz. Kaç saat uyumuşuz, uykumuz derin miymiş, kalbimiz gece kaç kez hızlanmış. Yataktan kalkmadan günün ilk notunu alıyoruz. Tebrikler çok iyiyiz Bugün kaç puanlık bir insan olacağız?
Akıllı telefonlar cebimize girdiğinde bize bir söz verilmişti. Neydi bu söz? Daha hızlı olacak dediler, Daha bilgili olacak dediler ve Daha bağlantılı olacaksınız dediler. Evet doğruydu da.
Hoş geldin, insan ve makinenin yan yana yürüdüğü yeni çağ! Otomasyon uzun süre hayatımızda yalnızca "işleri hızlandıran bir araç" olarak yer aldı. Fakat bugün geldiğimiz noktada bunun basit bir teknolojik gelişme değil, iş dünyasının ruhuna dokunan bir dönüşüm olduğunu görüyoruz.
Öğrenciler gerçekten öğreniyor mu, yoksa kopya mı çekiyor? Yapay zekâ artık sadece bilim kurgu filmlerinde değil çocukların ödevlerinde, projelerinde, hatta sınav hazırlıklarında bile var.
Akıllı telefonlar artık çocukların oyuncağı değil, bir yaşam alanı oldu.
İlerleme bazen geriye doğru gider Bir zamanlar kurtulmak için dua ettiğimiz teknolojiler bugün vitrinlerde, Instagram Reels'larda ve TikTok videolarında gururla sergileniyor. VHS kasetler, Walkman'ler, kablolu telefonlar, hatta tüplü Televizyonlar.
2026'ya girerken dijital dünyada sessiz ama çok daha tehlikeli bir fırtına kopuyor. Siber saldırganlar artık eskisi gibi "virüs yollayıp şansını deneme" döneminde değil.