SON DAKİKA
KİTAPLAR ARASINDA Cumartesi 21 Şubat 2026 02:36

GÖĞSÜNÜN TAM ORTASINDA

Yazar: Hande Çiğdemoğlu İnkılap Kitabevi

Göğsünün Tam Ortasında

Deniz ÖZEN BAŞARAN

Hande Çiğdemoğlu’nun bir çok öyküsünü seslendirdim. Hala da seslendirmeye devam ediyorum. Değişik platformlarda yayınlanıyor. Hiç tanışmadığım ama sözcükleriyle bir çok hayâle daldığım yazar. Hatta bazen aynı karakterleri başka hikayelerde düşlediğimizi farkedince, yanıbaşımda hissettiğim çok oldu. Biraz daha yakından tanımak için ben sordum, o da yanıtladı.

Bence bu samimi yanıtlar eşliğinde sizlerde mutlaka bir öyküsünü okuyacaksınız. Tavsiye isteyenlere ‘Karpuzcu Cemil’i hemen öneriveririm.  Ama gelin önce Hande Çiğdemoğlu’nu biraz daha yakından tanıyalım…

• Göğsünün Tam Ortasında ismini sormakla başlayayım söyleşime. Öyküler mi ismi çağırdı, yoksa herşey hazırlandıktan sonra mı oluştu? Kitap isimleri konusunda ne düşünüyorsun?

Merhaba. Öykülerime sesiyle can veren bir dostla söyleşmek harika. Teşekkür ediyorum. 

İlk kitabım Kâğıt Kesiği’nde yer alacak öykülerimi, ismiyle müsemma bir tema çerçevesinde seçmiştim. Bunlar, saklı ama derin yaralarıyla yaşayan insanların hikâyelerini, yaraların aidiyet taşıdığı düşüncesiyle toplumsal alt metinler çerçevesinde kaleme almaya çalıştığım öykülerdi. Yayınlandığı 2022 yılından sonra üretim sürecim hız kesmeden devam etti. Gerek dergiler gerekse kendi çalışmalarım için öykü yazmaya devam ettim. Keza Kağıt Kesiği’nden önceki yıllarda da yazılmış öykülerim vardı. Ama açık söylemem gerekirse ikinci kitap için bu öyküleri derlemeyi düşünmedim. Yeni kitabımda Süvari isimli bir novella var biliyorsunuz. Aslında amacım onu genişleterek tek parça halinde yayımlamaktı. Ama Süvari’nin temasını taşıyan ve okurla buluşmasını istediğim o kadar öyküm vardı ki onları Süvari ile birlikte okura sunmanın iyi olacağı fikrinden kendimi alıkoyamadım. İnsanın anlaşılmayı bekleyen ruhuna dokunmak istediğim, iki insan arasında görünen ama aslında çevresel ve toplumsal sınırlarla ne denli iç içe olduğunu ortaya koymak istediğim aşka farklı pencerelerden bakmaya çalıştığım öykülerimi yine bir tema çerçevesinde seçtim ve dosyama koydum. Dosyam hazır dedikten sonra hemen elimden çıkaramadım. Biliyorsunuz bir şeyi daha güzel anlatmanın binlerce yolu var. Durum böyle olunca dosya elimde 1 yıldan fazla süre kaldı, üzerine tekrar tekrar çalıştım. Bu süre boyunca aklımda tek bir isim vardı. “Göğsünün Tam Ortasında” Bu ismin kitaptaki bütün öykülerin ikinci ismi olduğunu düşünüyorum. 

Kitap isimleri sahiden çok önemli. Bence bu sürecin en zor kısımlarından biri. Okura doğru mesajı vermek, kitabı doğru sunmak için isim seçimi konusunda pek çok parametre var. Ama bazen hiçbir şey düşünmeden sadece göğsünüzün ortasında çarpan şeye kulak veriyorsunuz. Benim gibi tematik çalışan yazarlar için sanırım iş, bu anlamda daha kolay oluyor. 

Hikâye unsuru benim için önemli

• Öyküleri okurken içindeymiş hissiyatı bırakıyor insanda. Odanın kenarından, tüm olan biteni izler gibi. Sen yazarken ne hissediyorsun? Mutlaka yaşanmış, görmüş, izlemiş mi oluyorsun? Ya da tamamen kurgu mu? Hayal edip mi yazarsın ya da? Hiçbiri mi? Nasıl yazarsın öykülerini?

Karakter ve hikâye unsuru benim için çok önemli. Öykülerimde birbirinden farklı karakterler var biliyorsunuz. Bu da sıkça aldığım sorulardan birini doğuruyor: “Bu kadar farklı karakterleri nasıl yazıyorsunuz?” Burada yanıt sanırım dünyaya yazar gözüyle bakmaktan geçiyor. Çocukluğumdan bu yana insanları gözlemliyorum. Özellikle görünmeyen ve yalnız olduğunu düşündüğüm insanlar ilgimi çekiyor. Onların duygularını, hikâyelerini merak ediyorum. Bu benim bilinçli yaptığım bir şey değil. Ne kadar kalabalık bir ortam olursa olsun mutlaka biri gözüme, ruhuma, kalbime takılıyor. O an o kişinin gözlerine bakıyorum. Ve sanki o gözlerde “beni anlat” diyen bir çığlığın olduğunu hissediyorum. Görünmeyeni görünür, konuşulmayanı anlatma, saklı olanı ortaya koyma gibi bir arzum var. Bu yüzden öykülerimde büyük travmalardan daha çok küçük kırılmalar görürsünüz. Zira anlamaya ve anlatılmaya değer olanın bu olduğunu düşünüyorum. Öykülerimin nerdeyse tamamı kurgu. Ama bana bu kurguyu yaptıran insanlar gerçek. Bir gün bir yerlerde gördüğüm o bir çift göz.

hande

Yazmak düşünsel bir eylem

• Ritüellerin var mı? Yazarken seni en çok zorlayan durum ne oluyor?

İçinde bulunduğumuz koşullar bizlere ne yazık ki rahat ve sakin bir çalışma ortamı sunmuyor. Bu işi bir meslek olarak seçtiğim andan itibaren bir konfor ortamı aramamam gerektiğini biliyordum. Yazmak düşünsel bir eylem. Anlatacak hikâyeyi bulmak ve bunu zihninizde yazmak işin en zor kısmı. Ama ne güzel ki bunun için bir mekâna, ortama ihtiyacınız yok. Sonrasındaki zanaat kısmı için elbette herkes uygun bir ortam ister. Şahsen buna tamamen erişemedim. Bu yüzden evde, dışarıda, otomobilde, parkta, bahçede çalışma becerim gelişti. Bundan 4-5 sene evveline kadar en verimli saatlerim geceye aitti. Herkesin uyuduğu, dünyanın sessizleştiği anlar odaklanmamı kolaylaştırıyordu. Ancak yaşadığım kaygı durum bozukluğu sebebiyle geceleri kaybettiğim bir dönem oldu. Üstelik yaşım ilerledikçe uykusuzluğa mukavemetim de azaldı. Şu anda işimin yoğunluğuna göre günün her saati çalışıyorum ama artık en verimli saatler gece değil sabah saatleri oluyor. Zihnimin henüz kirlenmediği, yorulmadığı ve bulanmadığı sabah saatlerini kaçırmamaya özen gösteriyorum. Her gece ertesi gün yapacağım yazınsal işleri belirliyorum. O gün herhangi bir sebepten dolayı planım sekteye uğrarsa çok huzursuz ve huysuz oluyorum.

Hikayeyi önce zihnimde yazıyorum

• En çok hangi karakter sana yakındı? Ve en çok hangi karakter sana uzaktı? Karakterler kendiliğinden mi oluşuyor? Yoksa herşeyini hayal edip konuşturup, sonra mı yazıyorsun? 

Karakterlerle mesafeli bir ilişkim var. Kendimi onları gören, anlamaya ve sonrasında anlatmaya çalışan bir elçi gibi hissediyorum. Bu yüzden kendim de kursam anlattığım hikâyenin ve karakterlerin gerçekliğine inanıyorum. Kendimi belli bir çizgiden sonrasına müdahale etmeyen bir yol arkadaşı bazen de bir tanık olarak konumlandırıyorum.

Öykülerim, kalem kağıdı elime almadan ya da klavyenin başına oturmadan şekillenmiş oluyor. Bunun için kurguladığım karakterler ve onların hikâyeleriyle zihinsel olarak epey zaman geçiriyorum. Elbette yazarken de bu ilişki güçleniyor. Bazen yön değiştiriyor. Ama temel olarak anlatmak istediğim hikâye kağıda dökülmeden önce zihnimde yazılmış oluyor. 

• Kitap dışında teknoloji ile aran nasıl? E kitap sesli kitap ya da sesli dergiye nasıl bakıyorsun?

Genel olarak yeniliğe açık bir insanım. İnsan hayatını kolaylaştıran teknolojik yeniliklere de olabildiğince adapte oluyorum. Ama hayatımda önemsediğim pek çok şey klasik temellere dayanıyor. Sohbet etmek için yüz yüze buluşmak, güzel bir şarkı duymak için radyoyu açmak gibi. Kitap okumak da bunların arasında. Elbette dijital mecrada pek çok şey okuyorum ama bunlar genellikle kısa yazılar ya da makaleler oluyor. Şimdiye kadar hiç e-kitap okumadım. Sık olmasa da bazen sesli kitap dinliyorum. Ama açık söylemek gerekirse elime alıp kokusunu duymadığım, sayfalarına dokunmadığım, altını çizmediğim ya da dönüp tekrar okumadığım kitaplardan dilediğim lezzeti ve faydayı alamıyorum.

• Sence bir öykünün kalbi nerede atar?

Bence bir öykünün kalbi, anlatmak istediği meselede yatar. Bu, öykünün tamamına gizlice yayılan bir koku gibidir. Kokunun şişesini görmezsiniz, adını bilmezsiniz hatta orada bir koku olduğunun bile farkında değilsinizdir ama sayfayı kapattığınızda o koku burnunuzun ucunda durur, tüm benliğinize yayılmış olur.

• Bankacılıktan yazarlığa. Bir yanda rakamlar, diğer yanda sözcükler. Ve o kapıyı kapayıp buraya adım atmak. Mutlu musun? Sözcükler sana yetiyor mu? Rakamlar da olabilirmiş mi dersin bunca zaman sonra?

Oldum olası sayıları severim. Matematiğin yaradılışın temeli olduğunu düşünüyorum. Sayıların belirli gibi görünen ama sırlarla dolu bir dünyası var. Hâlâ matematik problemleri çözmeye çalışmak ya da yeni bir şey öğrenmek gibi bir hobim var. Sayılarla ilgili oyunlar ve totemler de cabası. Bankacılık ve finans işleri aslında isteyerek yaptığım işler değildi. İnsan yapmak zorunda olduğu işleri kendine göre dönüştüren yetenekte bir varlık. Elbette bu bir seçim. Karakterime ve dünyaya bakışıma çok uymayan para ve ticaret ile ilgili işleri matematiğin düzenli, disiplinli ve odak gerektiren yapısı nedeniyle sevdim. Bu arada insana olan düşkünlüğüm özellikle bankacılık yaptığım dönemde beni kurtaran şey oldu. Çokça insan tanıdım, çok şey gözlemledim ve elimden geldiğince onlara aramızdaki ticari ilişkiden fazlasını vermeye çalıştım. Bir maaş bordrosundan feragat ettiğim doğru ama yönümü tamamen edebiyata çevirdiğim için pişman değilim. Edebiyatın kendine has matematiği beni büyülüyor. Üstelik mesleki matematiksel disiplin işimi sürdürmemde bana büyük fayda sağlıyor.

Doğru kapağı bulmak zaman aldı

• Kitap kapağındaki resmi çok beğendim. Sanırım kardeşinin yaptığı bir resim. İsimle de çok örtüşmüş. Senin seçimin mi?

Kızkardeşim Esra Köymen, çok başarılı bir grafik tasarımcı. Uzun yıllardır da bu işi yapıyor. Bu kitap değil ama Kâğıt Kesiği onun tasarımı. Beni en yakından tanıyan, öykülerimi okuyan biri olarak tam olarak kalbimden geçen bir kapak tasarladı. Ona bu vesileyle tekrar teşekkür ediyorum. Göğsünün Tam Ortasında’nın kapağı için bu kez yayınevim ile çalıştık. Doğru kapağı bulmak oldukça zaman aldı. Hatta kitabın çıkışı bu sebeple neredeyse 4 ay kadar ileri attı. Kapakta cinslerden ve imgelerden bağımsız, canlı ama derinlikli renkler içeren bir tasarım istemiştim. Sevgili Aynur Altınel sağolsun tam olarak böyle bir kapak hazırladı. Sonunda hepimizin içine çok sinen, beklediğimize değdi dediğimiz bir kapak ortaya çıktı.

• Kağıt Kesiği bir ilk kitap; 2022 de yayınlanıyor. 3 yıl sonra da Göğsünün Tam Ortasında. Geri dönüşler ve senin hissettiklerin arasında bir değerlendirme istesem?

İlk kitaptan önce dergiler ve gazeteler aracılığıyla yazılarımın okurla buluştuğu 4-5 yıllık bir süreç var. Buradaki kabul ve dönüşleri beklemeden dosyamı yayınevlerine sunmanın doğru olmadığını düşünmüştüm. Dolayısıyla Kâğıt Kesiği çıktığı zaman onu bekleyen okurlar vardı. Tabii ki bir ilk kitap pek çok kaygı ile çıkıyor. Ben de bütün bu duyguları fazlasıyla yaşadım. Pek çok isim pek çok kitap arasından okura ulaşmak onların beğenisini kazanmak sadece ilk kitaplar için değil tüm kitaplar için geçerli. Ama ilk kitapta elbette bu, daha şiddetli oluyor. Çok şükür ki beklediğimden daha güzel dönüşler yaşadım. Özellikle yazma işi ile uğraşmayan, edebiyat camiasının dışında olan, yaşı, konumları, cinsleri birbirinden farklı okurlardan aldığım dönüşler beni çok mutlu etti. Aynı zamanda sonrası için de bir sorumluluk oluşturdu. İkinci kitapta bu yüzden daha gergindim. Kâğıt Kesiği aracılığı ile inşa edilen ilişki sarsılır mı kaygısı yaşadım. Bunun yanı sıra kalemimle tanışmamış okurlar için Göğsünün Tam Ortasında doğru yönlendirmeyi yapacak mı diye düşündüm. Az önce bahsettiğim gibi çokça kitap ve yazar arasından yine bir şansı hak edecek miyim düşüncesi de sürdü. (Hâlâ da sürüyor) Şimdiye kadar okurlardan gelen dönüşler, yapmaya çalıştığım şeyi başarabildiğimi gösteriyor. Bu da beni çok mutlu ediyor. Kağıt Kesiği ile tanışmış olanlar, bu kitapta daha farklı bir lezzet aldıklarını söylüyor. Onların güvenini sarsmadığım için mutluyum. Ama henüz yolun başındayız. Umarım süreç bundan sonra da güzel ilerler.  

• Çokca ödül var yazım sürecinde. Senin için ödülün anlamı ne?

Açıkçası edebiyatın yarıştırılabilir bir şey olmadığını düşünüyorum. Bir eserin niteliği elbette yarışmalarla belirlenemez. Ancak bunun önemli bir referans ve okura nezdinde bir süzgeç olduğu da yadsınamaz. Özellikle yazma serüvenine yeni başlayan yazarlar için ödüller güçlü birer motivasyon kaynağı oluyor. Yarışmanın niteliği, jüri üyelerinin yetkinliği burada çok önem arz ediyor. Benim için de adına yarışma düzenlenen kişinin ismi, düzenleyen kurum ve elbette jüri üyeleri önemliydi. Katıldığım ve ödüllerle onurlandırıldığım tüm yarışmalar sürdürmeye çalıştığım edebiyat tavrımı sergileyen isimler. Sözün özü, katıldığım yarışmalar az önceki soruyu yanıtlarken bahsettiğim kabul ve dönüş sürecinin bir parçasıydı. Bir kitap çıkarmaya yeltenmeden önce yazdığım şeylerin okunmaya değer olup olmadığını okurlardan, sonra bu yarışmalarda jüri olan önemli isimlerden duymaya ihtiyacım vardı. Buna eriştiğim için mutluyum.

Ben yavaş kararların hızlı süvarisiyim

• Bu kitapta süvari isimli uzun bir öykü de var, diğer öykülerinden biraz daha farklı. Bu öykü kurgusuyla da yazım diliyle de bir romana geçiş öyküsü denebilir mi?

Süvari sahiden benim için de farklı bir yere sahip. Nadir olarak yaşadığım bir şeyle, zihnimde yankılanan bir cümle ile başladı. “Ben yavaş kararların hızlı süvarisiyim.” (Bunu bir de diğer kitapta Çok Dokunmadan Fazla Üzülmeden öyküsünde yaşamıştım.) Bu cümleyi defterime yazdım ve unuttum. Ama bunu söyleyen karakter ve onun hikâyesi kafamda çoktan şekillenmeye başlamıştı. İçinde bulunduğumuz döneme ve sisteme dair kavga ettiğim konular, söz etmek istediğim meseleler vardı. Böylece Süvari’yi yazmaya başladım. Bunu kısa öykü formunda yazmamaya karar verdim. Tabir-i caizse kendimi tutmadan hikâyenin nasıl akacağını gözlemlemek istedim. Sonunda uzun bir döneme yayılan uzun bir öykü oldu. İçinde insan psikolojisinden, kadın erkek ilişkilerine, aile bağlarından kariyer dünyasına, mitolojiden müziğe kadar uzanan pek çok tema, pek çok konu ve zikrettiğiniz gibi bir roman dokusu oluştu. Süvari’yi bir romana evirme fikrinden diğer öykülerimin de kitapta olması hatırına vazgeçtim. Ama Kâğıt Kesiği’nden bu yana pek çok okurdan duyduğum roman beklentisini daha da yükseltecek bir öykü olduğunun farkındayım. 

• Sen ne hissederek yazdın? 

• Diğer bütün öykülerim gibi heyecanla, bazen sarsılarak bazen duygulanarak bazen de sıkışmış hissederek yazdım. Ve üretmenin en güzel yanı, öncesinde ve sürdürürken yapılan araştırma, okuma ve öğrenme süreci. Edebiyatın bu canlı ve devingen halini çok seviyorum. 

Reklam