KARAYİPLER'İN BÜYÜLÜ DÜNYASI
Coğrafi olarak Orta Amerika'ya dahil olan Karayipler; Karayip Denizi'ni, buradaki adaları ve çevreleyen sahilleri kapsıyor. Bu adalar zinciri, Amerika Birleşik Devletleri'nin güneyindeki Florida'dan başlayıp geniş bir yay çizerek Güney Amerika'da Venezuela'nın kuzeybatısına kadar uzanır. Uçsuz bucaksız bu denizde 7 bin civarında ada ve adacık bulunuyor

Deniz DİKMEN
Bu hafta sizi çok uzaklara, beni ilk andan itibaren büyüleyen muhteşem bir coğrafyaya götürmek istiyorum. Türkiye’den ancak aktarmalı uçuşlarla gidilebilen, yaklaşık 15-20 saatlik bir yolculuğun ardından ulaşabileceğiniz devasa bir havzadan, yani Karayiplerden bahsediyorum. Böyle uzak rotalara seyahat etmek, bambaşka diyarlara ayak basmak beni her zaman heyecanlandırmış ve meraklandırmıştır. Bugünün modern imkânlarıyla bile ulaşmakta zorlandığımız bu topraklara, bundan 500 yıl önce ilk kaşiflerin hangi şartlarda ulaştığını düşünmek ise hayranlığımı bir kat daha artırıyor. Birkaç kez ben de Karayiplere geldim. Küba, Puerto Riko, Bahamalar, Saint Martin, St Thomas, Virjin Adaları’nı keyifli bir şekilde gezdim.
En çok bu bölgenin tatlı iklimini, ılık ve masmavi denizini, sevimli mercanlarını, rengarenk resiflerini, denizaltı dünyasını, bembeyaz kumsallarını ve sıcakkanlı insanlarını sevdim. Burası her zaman sanki dünyanın geri kalanından bağımsız, kendi halinde, kendi kederi ve neşesi ile başbaşa bambaşka bir destinasyondu. Denizi çok sevdiğim için Karayipler benim için ayrı çok güzel bir keşif alanı olmuştu. Bölge sadece muhteşem doğası ile değil, tarihte burada yaşananlar ve yerel kültürler ile ilgili de beni çok etkilemiştir.

7 bin adalık bir cennet
Coğrafi olarak Orta Amerika’ya dahil olan Karayipler; Karayip Denizi’ni, buradaki adaları ve çevreleyen sahilleri kapsıyor. Bu adalar zinciri, Amerika Birleşik Devletleri’nin güneyindeki Florida’dan başlayıp geniş bir yay çizerek Güney Amerika’da Venezuela’nın kuzeybatısına kadar uzanır. Uçsuz bucaksız bu denizde 7 bin civarında ada ve adacık bulunuyor.
Günümüzde yaklaşık 45 milyon insanın ikamet ettiği bu dev havza, tam 35 farklı ülkeye ve bağımlı bölgeye ev sahipliği yapıyor. Bölgede Küba, Bahamalar, Barbados, Dominika, Dominik Cumhuriyeti, Grenada, Guyana, Haiti, Jamaika, Saint Kitts ve Nevis, Saint Lucia, Saint Vincent ve Grenadinler ile Trinidad ve Tobago gibi bağımsız devletlerin yanı sıra; ABD’ye bağlı Virjin Adaları ve Puerto Riko; İngiltere’ye bağlı Anguilla, Cayman Adaları, Montserrat, Turks ve Caicos Adaları; Hollanda’ya bağlı Aruba, Bonaire, Curaçao, Saba, Saint Eustatius ve Sint Maarten; Fransa’ya bağlı Guadeloupe, Martinik, Saint Barthélemy ve Saint Martin gibi deniz aşırı topraklar ile Venezuela ve Kolombiya’ya ait adalar bir arada bulunuyor.

Tarihin ve etnik çeşitliliğin beşiği
Karayipler denince akla hemen 15. yüzyılda bölgeye gelen İspanyol ve Portekizli kaşifler gelse de buradaki yerleşik hayat MÖ 7000’li yıllara kadar dayanıyor. Kristof Kolomb 1492’de bu denizleri keşfetmeden çok önce de adalarda canlı bir yaşam vardı. Buranın ilk sakinleri, MÖ 500 ile MS 1000 yılları arasında Güney Amerika kıtasının kuzeyinden kanolarıyla adalara göç eden, tarım ve balıkçılıkla geçinen barışçıl Arawak halkıydı. Adaları güneyden kuzeye doğru keşfederek yerleşen Arawaklar; kendilerine has, oldukça zengin bir sanata, müzik kültürüne ve sözlü edebiyata sahipti.
MS 1200 yıllarında ise Orinoco Nehri kıyılarından hareket eden ikinci bir halk grubu, Kalinagolar bölgeye geldi. Arawaklara göre çok daha savaşçı, hırçın ve donanımlı denizci olan Kalinagolar, zamanla adaları domine etti. Avrupalı sömürgeciler 15. yüzyılda bölgeye geldiklerinde karşılarında bu savaşçı halkı buldular. Avrupalıların "Karibler" olarak adlandırdığı bu dirençli topluluk, bugün Karayip Denizi’ne adını veren halktır. Adalara o özgün ve özgür ruhu üfleyenler de tam olarak onlardır.
Avrupalı güçlerin sömürge döneminde buraya taşıdığı köle ticareti ve sonrasındaki sözleşmeli işçi göçleri; Afrika’nın farklı bölgelerinden, Hint Yarımadası’ndan ve Doğu Asya’dan milyonlarca insanı bu adalarda buluşturdu. Bu yüzden Karayipler, muhtemelen dünyanın en yüksek etnik çeşitliliğine sahip bölgesidir. 18. yüzyıldan itibaren başlayan köle isyanlarıyla birlikte adalar birer birer özgürlüklerine kavuşmuş ya da özerk statüler kazanmıştır.
Geçmişte Avrupalı krallıklar, Güney Amerika’dan taşıdıkları altın ve gümüşün yanı sıra şeker kamışı, tütün, kahve ve kakaonun ticaretini bu denizler üzerinden yapardı. Örneğin, bugün mutfaklarımızın vazgeçilmezi olan patates ve domatesin anavatanı burasıdır. Uzun süre dünyanın en büyük şeker üreticisi olan Küba, Avrupa’ya geçişten önceki son duraktı. Gemiler, Atlantik’i aşmadan önce Havana Limanı’nda son hazırlıklarını yapardı. Günümüzde de bölge, Panama Kanalı’na yakınlığıyla stratejik önemini koruyor.

Egzotik lezzetler ve refahın ritmi
Bu muazzam etnik çeşitlilik, doğal olarak yöre mutfağına da zenginlik katmış. Karayipler’de yerel balık çeşitleri, uçan balık menüleri, “pepperpot” (acılı et yahnisi), deniz salyangozu salatası, hindistan cevizi sütlü pilav, “empanada”, guava böreği ve körili yengeç gibi sayısız egzotik lezzet sizi bekliyor. Tütün, kahve, kakao, meyve ve sebze de bu adaların alemeti farikalarından.
Bölge insanı, tarihte yaşadıkları onca acıyı ve zorluğu adeta müzikle harmanlayarak eritmeyi başarmış. Bugün dünyayı kasıp kavuran Reggae Jamaika’dan, Salsa Küba’dan, Merengue Dominik Cumhuriyeti’nden, Soca ise Trinidad ve Tobago’dan doğmuştur. Sokaklardaki hareketli ritimler, renkli kıyafetler ve göz alıcı karnavallar, geçmişin hüzünlü günlerine çekilen renkli birer sünger gibidir. Muhtemelen Karayipler dünyanın en fazla etnik çeşitliliği olan bir bölgesidir. Zira asırlar içinde İspanyol, İngiliz, Franısz ve Hollandalı sömürgecilerin köle ticareti vasıtası veya daha sonraki dönemlerde sözleşmeli olarak buraya getirilen personel sayesinde Afrika’nın değişik bölgelerinden, Hint Yarımadası’ndan ve Doğu Asya’dan gelen binbir çeşit insan Karayiplerdeki adalara getirilip yerleştirilmiştir.
18’inci yüzyıldan itibaren ise bütün bölgedeki köle isyanlarıyla birlikte Karayip Adaları bir bir özgürlüklerine ve bağımsızlıklarına kavuşmuşlar. Bazıları özerk bölge statüsü de kazanmış.
Yazdığım gibi, bölgeye yaptığım birkaç seyahatte Küba, Puerto Riko, Bahamalar, Saint Martin, St. Thomas ve Virjin Adaları’nı keşfetme fırsatı buldum. Bu adalara bazen direkt uçtum, bazen de Miami çıkışlı gemi turlarını tercih ettim. Karayipler’in o tatlı iklimine, masmavi denizine, rengarenk mercan resiflerine, bembeyaz kumsallarına ve en önemlisi sıcakkanlı insanlarına hayran kaldım. Burası, dünyanın geri kalanından bağımsız, kendi neşesi ve kederiyle baş başa yaşayan bambaşka bir dünya. Karayipleri gezdiğinizde adalara göre farklılık gösteren Hristyan, eski Afrika veya Rasta ritüelleri ile karşılaşabilirsiniz.
Yolunuz buralara düşerse size birkaç tavsiyem olacak. Bahamalar’da plajda yüzen pembe domuzcukları ziyaret edin. Onlarla birllikte eğlenin. Havana ve Trinidad (Küba) sokaklarında zamanda yolculuğa çıkın. Dünya değişmeden ABD oralara yerleşmeden gidebilseniz keşke. Tarihin sizi üzeceği bir Nassau’da Kölelik Müzesi’ni ziyaret edin ve insanın insana yaptığı zulmü görün. Tabi ki işin iyi yanı olan yerel pazarları gezin ve burada değişik tatlar, lezzetleri test edin.
Yürümeyi ve doğayı seviyorsanız Saint Lucia’da heybetli Piton Kayalıkları arasında yürüyüş yapın. Mutlaka Grand Cayman’da ünlü Seven Mile Beach’te denizin tadını çıkarın. Barbados’ta deniz kaplumbağalarıyla birlikte yüzün ve Dominika’da Yeşil Havuz’u (Emerald Pool) mutlaka görün. Bu havuza su veren şelaleler muhteşem.
Dilerseniz adalar arasında feribot veya katamaranlarla "Island Hopping" (ada atlama) yaparak her gün yeni bir cennete uyanabilirsiniz.
Yakında bu büyüleyici bölgeye tekrar yelken açmayı ve gittiğim yeni adalardan size yeni hikayeler taşımayı planlıyorum. Dünyada eşine az rastlanır bu devasa cennet havzasını listenize eklemeyi unutmayın. Kendinizi Karayipler’in enerjisine ve o turkuaz suların akıntısına bırakın; pişman olmayacaksınız.

