Bu kadar kötülük nasıl mümkün oldu?
Sevgili okurlar, Her ne zaman başım sıkışsa, her ne zaman bir meselenin içinden tek başıma çıkamayacak gibi hissetsem, kitaplara sığınırım.
Freud ne derdi, Nietzsche nereden bakardı, Jung bu karanlığı nasıl adlandırırdı, Arendt neyi işaret ederdi diye düşünürüm.
Bugün de aynı sorularla Epstein dosyasına bakıyorum.
Hadi gelin, birlikte bakalım.
Bazı dosyalar vardır; sadece bir suçu anlatmaz, insanlığın nerede kırıldığını da gösterir.
Epstein dosyası tam olarak böyle bir dosya.
Bu dosyaya bakarken tek bir kişiyi suçlamak kolay. Zor olan, bu karanlığın nasıl bu kadar büyüyebildiğini anlamak.
İşte tam da burada, dört önemli düşünür bize aynı yeri işaret eder.
Sigmund Freud der ki:
Burada çöken şey dürtüler değil, vicdandır.
İnsan haz almak ister; bu doğaldır.
Ama onu durduran şey iç ahlaktır.
Bu ahlak sustuğunda, insan sınır tanımaz.
Çocuk artık bir insan olarak değil,
kullanılacak bir şey gibi görülmeye başlar.
Freud’a göre bu, olgunlaşamamış bir ruhun eline sınırsız güç geçmesidir.
Friedrich Nietzsche daha sert konuşur:
Bu bir güç hikâyesi değildir.
Bu, güçsüzlüğün başkasına hükmetme çabasıdır.
Gerçek güç, kendini kontrol edebilmektir.
Kendine hâkim olamayan, savunmasız olanı ezer.
Bir çocuğun üzerinde kurulan her iktidar,
Nietzsche’ye göre güç değil, çürümenin itirafıdır.
Ve en acı olan şudur:
Bu çürümenin uzun süre dokunulmaz kalması.
Carl Gustav Jung bizi rahatsız eden yere bakar:
Bu dosyada sadece bireysel kötülük yoktur.
Görmezden gelinen bir karanlık vardır.
Toplum “bizden değil” dedikçe bu karanlık büyür.
Jung’a göre yüzleşilmeyen kötülük yok olmaz;
en masum olanın hayatına sızarak geri döner.
Ve sözü bugün en çok hatırlanan cümleyle
Hannah Arendt alır:
Kötülük her zaman canavar gibi görünmez.
Bazen çok sıradan, çok sessizdir.
Biri bilir ama susar.
Biri görür ama görmezden gelir.
Çıkar, vicdanın önüne geçer.
Bu dosyada sadece yapanlar yoktur.
Normalleştirenler de vardır.
Dört farklı düşünür, dört ayrı yerden konuşur;
ama vardıkları yer aynı:
• Dürtü kontrol edilmezse sapar.
• Güç denetlenmezse çürür.
• Karanlık inkâr edilirse suça dönüşür.
• Sessizlik ahlak gibi sunulursa, kötülük sıradanlaşır.
Ve geriye şu acı gerçek kalır:
Bir toplumun ne kadar “uygar” olduğu, güçlülerine ne kadar hayran olduğuyla değil; çocuklarını ne kadar koruyabildiğiyle ölçülür.
Çocuklar korunmuyorsa;
ne hukuk yeterlidir,
ne ahlak,
ne de felsefe.
O noktada mesele artık sadece bir suç değildir.
Bir insanlık sınavıdır.
