Şu günlerde herkes mutsuz. Mutlu olduğunu söyleyenlerin büyük bir kısmı ise aslında mutluluktan değil, anlık keyiflerden söz ediyor. Hazla dolu bir hayatın mutlu bir hayat olduğu düşünülüyor. Oysa mutluluk ile haz aynı şey değildir.
Hayat bazen bizi hazırlıksız yakalar. Bir telefon sesi, bir haber bülteni, bir kapı zili ya da beklenmedik bir veda…
Bir zamanlar bayram sabahları başka kokardı… Yeni alınmış ayakkabıların heyecanı, mutfaktan gelen sarma kokusu, ütülenen kıyafetlerin sesi, erkenden kalkmış anneler, telaşlı babalar…
Geçtiğimiz hafta Galatasaray'ın şampiyonluğunun ardından İstanbul'da aynı gün, sadece birer saat arayla iki olaya şahit oldum. Galatasaray forması giyen insanlar saldırıya uğradı. İçlerinden biri, ekmeğini kazanmaya çalışan bir kuryeydi. Kovalandı, yere düşürüldü, forması zorla çıkarılmak istendi.
Bugün birçok çocuk para harcamayı çok iyi biliyor. Ancak aynı başarıyı "değer bilme" konusunda gösterdiklerini söylemek zor. Çünkü biz ebeveynler olarak çoğu zaman çocuklarımıza parayı değil, paranın yerine koyduğumuz duyguları öğretiyoruz.
İstanbul'da sıradan bir cadde… Egzoz kokusu, trafik, gürültü. Ne manzara var ne huzur ne de deniz kıyısı…
Son günlerde içimizi sarsan iki olay… Bir ortaokul öğrencisi eline silah alıyor ve okula giriyor. Yaralananlar, hayatını kaybedenler var.
Aslında yazacak çok şey var. Gündem kalabalık, sorunlar ağır… Ama bazen bir konu vardır ki diğerlerinin sesini bastırır. Bu hafta yine öyle bir yerdeyiz.