Advertisement
SON DAKİKA

Finlandiya'dan gelen sessiz bir ebeveynlik ritüeli

Bazen bir toplumun çocuklarına dair en güçlü mirası, büyük projeler ya da pahalı eğitim modelleri değil; her akşam tekrar eden, sessiz ve sade bir alışkanlıktır. Finlandiya'da birçok ailede uygulanan küçük bir ritüel tam da bunu hatırlatıyor bize.

Çocuklar uyumadan hemen önce, günün telaşı geride kalmışken, ışıklar kısılmışken, ebeveynler sadece tek bir soru soruyor:

“Bugün seni mutlu eden en son şey neydi?”

Ne uzun bir sohbet, ne de didaktik bir öğüt. Sadece sakin bir ses tonu, içten bir merak ve birkaç saniyelik gerçek bir temas.

Bir sorudan daha fazlası

Bu sorunun gücü, sadeliğinde saklı. Çocuğa gününü anlatmasını istemiyor, başarılarını sıralamasını beklemiyor, hatalarını sorgulamıyor. Aksine, zihni nazikçe tek bir noktaya yönlendiriyor: iyi olana.

Psikoloji alanında yapılan uzun soluklu gözlemler, bu ritüeli düzenli olarak sürdüren ailelerin çocuklarında dikkat çekici bir ortaklık olduğunu gösteriyor. Bu çocuklar, ergenlik dönemine geldiklerinde yaşıtlarına kıyasla çok daha düşük düzeyde kaygı yaşıyor. Bazı çalışmalarda bu oranın %60–80 bandına kadar çıktığı ifade ediliyor.

Bu etki, sihirli bir sorudan değil; beynin çalışma biçiminden kaynaklanıyor.

Beyin uyumadan önce ne öğrenir?

Uyku, sadece bedenin değil, zihnin de kendini yeniden düzenlediği bir zaman dilimi. Gün içinde yaşananlar, duygular ve düşünceler uyku öncesi dönemde zihinsel bir filtreden geçiyor.

Eğer beyin, uykuya olumsuz düşüncelerle girerse:

• Stres hormonları (özellikle kortizol) yüksek kalır,

• Zihin, bitmemiş meseleleri çözmeye çalışır,

• Sinir sistemi “tetikte olma” hâlini sürdürür.

Ancak uyku öncesinde bilinçli olarak güzel bir anı hatırlandığında bambaşka bir süreç başlar.

Beyin bu anıyı “güvenli” olarak etiketler. Kortizol seviyesi düşer. Sinir sistemi yavaşça sakinleşir. Ve çocuk, farkında bile olmadan şu mesajı içselleştirir:

“Dünya, her şeye rağmen güvenli bir yer.”

Bu, uzun vadede dayanıklılığın, duygusal esnekliğin ve içsel güven duygusunun temelini oluşturur.

Sorulmadığında ne olur?

Bu küçük ritüel olmadığında ise geceler genellikle sessiz ama zihinsel olarak kalabalıktır.

Çocuk yatağa yattığında:

• Gün içinde yaşanan kırgınlıklar,

• Söylenememiş cümleler,

• Anlaşılmamış hisler

Zihinde dönüp durur. Bu işlenmemiş duygular, zamanla kaygıya, içe kapanmaya ya da öfke patlamalarına dönüşebilir. Çocuk neden huzursuz olduğunu bilmez; sadece huzursuzdur.

Oysa tek bir soru, bu döngüyü nazikçe kapatabilir.

Bir Fin atasözü ve derin anlamı

Fin kültüründe söylenen çok sade ama çok derin bir söz vardır:

“Biz çocuklarımızı uyutmayız, zihinlerini dinlendirmeyi öğretiriz.”

Bu cümle, ebeveynliğin özünü tek satırda anlatır. Çocuğu susturmak, odaya göndermek, ışığı kapatmak kolaydır. Asıl mesele, çocuğun zihnini de uykuya hazırlayabilmektir.

Çünkü dinlenmiş bir zihin, ertesi güne umutla uyanır.

Aslında hepimizin ihtiyacı olan şey

Bu ritüel sadece çocuklar için değil. Yetişkinler olarak bizler de çoğu zaman günü bitmemiş cümlelerle kapatıyoruz. Telefonu bırakıp yatağa uzanıyor, ama zihnimizi kapatamıyoruz.

Belki de kendimize de aynı soruyu sormamız gerekiyor:

“Bugün beni mutlu eden en son şey neydi?”

Bir kahve kokusu… Kısa bir gülümseme… Yetişen bir iş… Sessiz bir an…

Bir dakika durup bunu hatırlamak, zihnimizin de dinlenmesine izin vermek demek.

Küçük bir sorunun büyük etkisi

Ebeveynlik bazen devasa kararlar almak gibi görünür. Oysa bazı geceler, her şey sadece tek bir soruya bakar.

Yargısız. Acelemiz olmadan. Gerçekten dinleyerek.

Çünkü çocuklar, cevap verdikleri sorulardan çok, sorulduklarını hatırlar.

Ve belki de yıllar sonra, hayata karşı daha sakin, daha güvenli ve daha umutlu durmalarının sebebi, her akşam duydukları o tanıdık cümle olur:

“Bugün seni mutlu eden en son şey neydi?”