SON DAKİKA

Kağıttan imparatorluk doların sonu mu?

Aycan Babuc Cumartesi 28 Mart 2026 02:00

Tarih, bize defaatle göstermiştir ki; her imparatorluk, kendi gerçekliğini dünyaya kabul ettirdiği sürece yaşar.

İlber Ortaylı’nın da her fırsatta dile getirdiği üzere, tarih okumayan ve coğrafya bilmeyenlerin strateji kurması, bırakın kurmayı, kurulan büyük oyunları anlaması bile mümkün değildir. Bugün modern dünya düzeni adı altında bizlere sunulan o parıltılı manzara, son derece disiplinli, rasyonel ve bir o kadar da sinsi bir finansal kuşatmadır. Bu kuşatma, üç-beş senelik bir siyasi konjonktürün eseri değildir. Bu, imparatorlukların yükseliş ve çöküş kanunudur.

19. yüzyılda Düyun-u Umumiye ile somutlaşan borçlandırma ve denetim altına alma mantığı, bugün dijital ağlarla ve küresel finans normlarıyla devam etmektedir. Ortaylı’nın deyimiyle, "dünyayı tanımayan, lisan bilmeyen ve arşiv tozuna yabancı olan elitlerin bu sinsi çarkı fark etmesi imkânsızdır.’’ Onlar, retoriklerin büyüsüne kapılırken; tarih, gerçek gücün kimin elinde olduğunu finansal akışlar ve jeopolitik hamlelerle sessizce yazar. Onlardan biri de Nixon Şoku’dur. Sistem, 1971 yılında bir gece yarısı baskınıyla kuruldu. ABD Başkanı Nixon, doların altınla olan son bağını tek taraflı kopardığında, aslında insanlık tarihinin en büyük simya deneyini başlattı: Karşılıksız bir kağıdı dünyanın ortak kaderi yapmak. 

Peki, arkasında altın olmayan bu kâğıt nasıl hala sarsılmaz bir güç? Cevap, tarihin en başarılı pazarlama ve zorbalık iş birliğinde gizli olan Petrodolar. 1974’te petrolün sadece dolarla satılmasını sağlayan o meşhur anlaşma, dünyayı devasa bir oyun parkına çevirdi. Bu parkta oynamak, yani enerjiye ulaşmak istiyorsanız, önce mahallenin kabadayısından dolar almak zorundaydınız. Yani bugün ABD, dünya üretiminin sadece %16'sını yaparken, küresel ticaretin %88'inin dolarla dönmesi, bir başarı öyküsü değil; tarihin en büyük sistemik bağımlılığıdır.

Sistemik tasfiye: Roma’dan günümüze egemenlik yasası

Bu sistemi bozmaya kalkanların sonu hep aynı oldu. 2000 yılında Saddam, petrolü Euro ile satma hamlesini başlattı. Ardından kitle imha silahı yalanıyla çıkarılan savaş neticesinde asıldı.  Aynı şekilde Libya müdahalesinin ardındaki motivasyon da benzer gerekçeye dayanıyor: Kaddafi’nin altın rezervlerine dayalı bir Afrika Dinarı ile yerleşik para birimlerine alternatif oluşturma planı… Bu durum, küresel finansal güvenliğin sadece rakamlarla değil, askeri projeksiyonlarla korunduğunun bir kanıtıdır. 

Bugün İran’ın ve Venezuela’nın yaşadıkları ne demokrasiyle ne de hukukla ilgilidir. Tek bir suçları var: Doların tekelini kırmaya çalışmak… Ancak bugünkü tarihsel döngüde yeni bir evreye geçiyoruz. İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan saldığı petrol, artık doların tekelini kıran bir Yuan hamlesine dönüştü. Çin ve Rusya gibi ülkelerin de kurduğu finansal barikatlar, Batı’nın SWIFT silahı gücünü köreltiyor. Yani doların sonu büyük bir patlamayla değil, tarihin "bin kesik" dediği yöntemle geliyor: Küçük ama sürekli kopuşlar...

Tarihin değişmez bir yasası vardır: Paranın gücü, onu koruyan kılıcın menzili kadardır. Roma’nın Denarius’u lejyonlar varken sarsılmazdı. İngiliz Sterlini, üzerinde güneş batmayan donanma denizlere hakimken vazgeçilmezdi. Bugün 11 uçak gemisiyle ayakta tutulmaya çalışılan bu matematik dışı dolar saltanatı da tarihin o amansız yükseliş ve çöküş döngüsüne direnemeyecek. Çünkü hiçbir finansal illüzyon, fiziksel üretimin ve reel gücün gerçeğine sonsuza kadar hükmedemez.

Netice itibarIyla, bugünün dünyasında ayakta kalmanın yolu; bu finansal kuşatmayı yaracak bir devlet disiplini, derin bir tarih bilinci ve sarsılmaz bir coğrafya okumasından geçmektedir.

Sol 160x600
Reklam