SON DAKİKA

Kıymet bilmek: İnce ruhların ağır imtihanı

Selçuk Akmaz - sselcukakmaz@gmail.com Perşembe 19 Mart 2026 02:00

Kıymet bilmek, sonradan öğrenilen bir nezaket kuralı değil; derin bir bilinç sıçramasının, tabiri caizse "feleğin çemberinden" hakkıyla geçmiş olmanın getirdiği bir olgunluk halidir. Hayatın savurmalarından, hayal kırıklıklarından ve sevinçlerinden süzülerek gelen bu insanlar, etraflarına yaydıkları o sessiz, anlayışlı ve güler yüzlü aurayla hemen fark edilirler.

Fakat ne hazindir ki, bu yüksek bilincin bedeli, çoğu zaman etraflarının küçük hesaplar yapan, sığ zihinlerle çevrili olmasıdır.

Zeki, anlayışlı ve hayata her daim umutla bakan bu güzel insanlar, dışarıdan bakıldığında bazen "fazla naif" hatta "kolay kandırılabilir" görünürler. Oysa gerçek, bunun tam zıttıdır. Onlar, karşılarındaki insanın en ufak bir menfaati kar sayan o ucuz kurnazlığını daha ilk cümlede sezerler.

Kıymet bilen, zeki insanların en gizli gücü, eşsiz bir gözlem yeteneği ve hayatın doğal akışı dışındaki her detayı yakalayabilmeleridir. Sıradan gözlerin kaçırdığı en ufak bir ritim bozukluğunu, bir anormalliği anında fark ederler. Yüzünüzden gelip geçen milisaniyelik bir mikro mimik, bakışlarınızdaki o anlık hesap veya ses tonunuzdaki belli belirsiz dalgalanma onlar için yeterlidir. Siz onlara ustaca bir hikaye anlattığınızı, niyetinizi kusursuzca gizlediğinizi sanırsınız; oysa onlar sizi kapağı açık bir kitap gibi okumuş, zihninizin içindeki o ucuz hesabı çoktan çözmüşlerdir. Ve işin en çarpıcı yanı şudur: Siz bunu asla anlamazsınız.

Peki, bir kitap gibi okudukları halde neden susarlar? Neden bu kurnazlığı karşılarındakinin yüzüne çarpmazlar? Çünkü onların zarafeti, başkasının ayıbını yüzüne vurmaya elvermez. Karşısındaki insanın içine düştüğü o "küçük" durumu görüp onun adına utanır, sırf o kişi kırılmasın, incinmesin diye bile bile susmayı, o ucuz oyuna gelmiş gibi yapmayı, güler yüzle dinlemeye devam etmeyi tercih ederler. Bu, aptallık değil; merhametle yoğrulmuş devasa bir erdemdir. Kurnaz zihin, elde ettiği üç kuruşluk menfaati büyük bir zafer sanırken; kıymet bilen insan, karşısındakinin ruhsal fakirliğini sessizce ve acıyarak izler.

Hayattan zevk almayı sadece "almak" ve "kullanmak" sanan bu küçük zihinlerin aksine, kıymet bilen insanların dünyası çok başkadır. Onlar, samimiyetle sunulan, maddi değeri hiç olmayan küçücük bir hediye karşısında içtenlikle, çocuk gibi sevinirler. Başkalarının burun kıvıracağı küçük, amatör ama parlak fikirler onları kendilerinden alır; o fikrin içindeki potansiyeli ve heyecanı görüp takdir ederler. Çünkü onlar için asıl mesele eşya veya menfaat değil, niyetin ve ruhun taşıdığı o eşsiz pırıltıdır.

Bir yanda her nefesini bir kar-zarar tablosuna dönüştüren, en yakınındakini bile basamak olarak görenlerin yorucu gürültüsü... Diğer yanda; her şeyin farkında olan, tüm o çirkinlikleri görmesine rağmen gülümsemekten, incelikten ve umuttan vazgeçmeyen büyük ruhların sessizliği...

Ne hazin bir tablodur bu. Hayatın hakkını vererek, kıymetini bilerek yaşamayı çözenler; hayatı sadece koparılacak bir ganimet sananların kaba saba dünyasında birer inci gibi parlıyorlar. İstiridyenin içindeki kum tanesini sabırla inciye dönüştürmesi gibi, onlar da etraflarındaki bu sığlığı kendi içlerinde sessizce bir zarafete dönüştürüyorlar.

İyi ki varlar. Zira bu dünya, kurnazların hesaplarıyla değil, kıymet bilenlerin o kırılgan ama yıkılmaz anlayışıyla dönmeye devam ediyor.

Sol 160x600
Reklam