SON DAKİKA

Normal olmak zorunda mıydık?

Esra Tanrıverdi 02 Þub 2026

"Normal" dediğimiz şey tam olarak nedir? Kim belirler, neye göre ölçer ve neden bu kadar ısrarla ona uymamız beklenir? Bir insanın iç dünyası bu kadar renkliyken, hayat bu kadar çok katmanlıyken, tek bir kalıba sığmak neden erdem sayılır?

Psikoloji pratiğinde sıkça şunu duyarım:

“Normal değil miyim?”

Bu soru çoğu zaman bir merak değil, bir kaygı. Çünkü “normal” kelimesi bizde masum bir tanım olmaktan çıkmış, uyum, itaat ve onay anlamlarını yüklenmiştir. Oysa ruhsal sağlık, ortalamaya yaklaşmak değil; kendinle temas kurabilmektir.

Ünlü psikiyatr Carl Gustav Jung çok net söyler:

“Normal insan, henüz kendini tanımamış insandır.”

Jung’a göre bireyleşme; yani insanın kendine özgü yanlarını sahiplenmesi, ruhsal olgunluğun temeli. Hepimiz “normal” olmaya çalışırken aslında kendimizden uzaklaşırız. Bastırdığımız her duygu, yok saydığımız her ihtiyaç, bir gün başka bir yerden kendini hatırlatır: kaygı, öfke, depresyon ya da bedensel şikâyetlerle.

Toplum ise normları sever. Çünkü normlar düzenlidir, tahmin edilebilirdir. Ama insan ruhu öyle değil.

Filozof Michel Foucault bu durumu çarpıcı biçimde açıklar:

“Normallik, iktidarın en görünmez ama en etkili aracıdır.”

Yani “normal” denilen şey çoğu zaman sağlıklı olanı değil, yönetilebilir olanı tarif eder. Sessiz olan, uyumlu olan, itiraz etmeyen… Peki ya hisseden? Sorgulayan? Fazla düşünen? Çok seven? Çabuk kırılan? Onlar nereye ait?

Bilim ve sanat tarihine baktığımızda da “normal” olmayanların dünyayı değiştirdiğini görürüz.

Albert Einstein’ın şu sözü boşuna değil:

“Herkes dâhidir. Ama bir balığı ağaca tırmanma yeteneğine göre yargılarsanız, o balık hayatı boyunca aptal olduğuna inanır.”

Psikolojide tanı dediğimiz şeyler bile çoğu zaman bağlamdan koparıldığında insanı damgalayan etiketlere dönüşür. Oysa birçok “belirti”, doğru koşullarda bir özellik, hatta bir güç olur. Yüksek hassasiyet empatiye, yalnızlık derin düşünceye, hayalcilik yaratıcılığa dönüşür.

O yüzden belki de soruyu tersinden sormalı:

Normal olmak zorunda mıydık, yoksa kendimiz olmak mıydı mesele?

Ruh sağlığı; toplumun ortalamasına yaklaşmak değil, kendi merkezini bulabilmek. Kendi hızını, kendi sınırını, kendi duygunu tanımak. Ve bazen “normal” olmamak, insanın kendine sadık kalabilmesinin tek yolu.

Son söz, yine Jung’dan gelsin:

“Olman gereken kişi, başkalarının senden beklediği kişi değil; içindeki sestir.”

Belki de iyileşme, normalleşmekte değil…

Kendin olmaya cesaret edebilmekte başlıyordur.