Uyarıyorum
Yirmi ayı aşkın süredir belediyelere, holdinglere, üniversitelere, şirketlere ve Yunus Emre Enstitüsü gibi kurumlara yolsuzluk ve kara para operasyonları düzenleniyor. Geçtiğimiz bir hafta içinde Bursa, Kuşadası ve Uşak belediyelerinde çok sayıda yönetici tutuklandı.
Devlet elbette yolsuzlukların ve kanunsuz işlemlerin üzerine gidecek. Kimse buna itiraz edemez. Bununla birlikte masumiyet esastır. Muhtemelen suçlananların bir kısmı beraat edecek ki beraat edenler eğer tutuklu yargılanıyorlarsa haksızlığa uğruyorlar. Yine muhtemelen birçok suçlu da adaletin karşısına hiç çıkmıyor. Amacım kişilerden ve partilerden bağımsız olarak büyük bir sorunumuzu ele almak.
Yolsuzluklarla sadece operasyon düzenleyerek ve tutuklamalar yaparak başa çıkılabilir mi? Tablo şu: Hırsızlar genelde ihale yolsuzluğu yoluyla milletimizin paralarını çalıyorlar. Biz seyrediyoruz. Sonra adalet birimleri ve güvenlik güçleri devreye girerek operasyon düzenliyor. Suç işlediği düşünülenler yakalanabilirlerse tutuklanıyorlar. Çalınan paralar gidiyor. Her giden lirayla milletimiz fakirleşiyor.
Devletimiz çalınan paraları kurtarabilmek için sanıkların mal varlıklarına ve şirketlerine el koyuyor. Zira kimse çaldığı paraları Türkiye’deki bankalara, kendine ait hesaplara yatırmaz. Ya yurtdışına kaçırır ya da şirket kurar ve mal, mülk edinir. El koyulan şirketlerin başına yüksek ücretlerle kayyum atanıyor. Devlet ticaret ve sanayicilik yapamayacağından ve kayyum girişimci gibi davranamayacağından el koyulan şirketler zarar ediyor. Eğer kayyum art niyetliyse şirketin içini boşaltıyor. Dolayısıyla şirketlerin sermayeleri eriyor. Sanık suçsuzsa malını mülkünü haksız yere kaybediyor. Suçlu ise el koyulan malın devlete bir hayrı dokunmuyor.
Sivrisinekler tek tek öldürülerek sorunlar çözülemez. Bataklığı kurutmalıyız. Yapılması gereken ihale ve imar kanunlarını değiştirmek. Partilerimizin 20 aydır bu konuda adım atmamalarını anlayamıyorum. Halbuki yapılması gereken düzenlemeler kolay ve basit. İhale yolsuzlukları genelde davet usulü kullanılarak ve şartnameye katılımcı sayısını sınırlayan adrese teslim ifadeler koyularak yapılıyor. Belediye başkanlarının imza yetkilerini devrettiklerinde sorumluluktan kurtulmaları, yolsuzluk yapmayı kolaylaştırıyor.
Yapılacak yasal düzenlemeyle, belediyelerin davet usulüyle ihale yapmaları yasaklanacak. İhaleler açık olacak yani isteyenler katılabilecek. İhalelerin belediyelerin internet sitelerinde ve gazetelerde yayınlanması zorunlu olacak. TBMM bünyesinde, nitelikli çoğunlukla karar alabilecek şekilde kurulacak olan İhale ve YİD Komisyonu, standart bir şartname hazırlayacak. Belediyeler bu şartnamenin dışına çıkamayacaklar.
Ancak uzmanlaşmış şirketlerin yapabileceği özellikli işler söz konusu olduğunda, ilgili belediye hazırladığı şartnameyle birlikte İhale ve YİD Komisyonuna başvurarak davet usulüyle ihale yapmak için izin alacak. Davet usulü ihaleler İhale ve YİD Komisyonunun denetiminde olacak. Bu ihalelere, şartları sağlayan Türk firmalarının hepsinin davet edilmesi gerekecek.
Başkan belediyesindeki bütün ihalelerden imza atmasa da imza yetkisini devretse de müteselsilen sorumlu olacak. Şirketlerden ödeme esnasında rüşvet talep edilmesini engellemek için, hak edişin onaylanmasından makul bir süre geçmesine rağmen ödenmeyen borçlara ceza işletilmesi, alacaklı firmanın mahkemeye gittiğinde tazminat alması ve tazminat ile cezanın belediyeyi zarara sokan başkan ve yöneticiler tarafından karşılanması yöntemi benimsenmeli. Güncel olduğundan belediyeleri baz aldım ama kamu kuruluşları ve şirketleri, üniversiteler ve belediye şirketleri de bu düzenlemeye tabii olmalı.
Dikkat ederseniz komisyonun isminde YİD kelimesi de var. Kalkınmamız için kritik önemde olan YİD projeleri de spekülasyonlara ve suiistimallere engel olmak için meclis bünyesinde kurulacak komisyonun sorumluluğunda olmalı. Zira bütçemizin elvermediği projeleri bu usulle yapıyoruz. Yani önümüzde, bir projeyi YİD modeliyle veya bütçe kaynaklarıyla yapmak gibi alternatifler yok. Ya YİD usulüyle yapacağız ya da yapmayacağız. Alternatifler bunlar.
Bu usulle yapılan projelerde uluslararası para piyasalarından çok düşük maliyetle ve sadece projeyi teminat göstererek kredi bulabiliyoruz. Fakat bu projeler ödeme garantileri ve yüksek maliyetler nedeniyle çok eleştiriliyor. Ödeme garantileri dünyanın her yerinde var. Bu sistemin olmazsa olmazı. Hiçbir tesis başladığı an kar geçmeyeceğinden ödeme garantisi olmayan YİD projesi olmaz. Kaldı ki sadece İstanbul Havalimanının devletimize yıllık katkısı, yıllık garanti ödemelerinin toplamından fazla. YİD projeleri, Çin’de gerçekleştirilen projelerle maliyet yönünden karşılaştırılarak pahalı bulunuyor. Bu çok yanlış bir yöntem. Zira iki ülkede girdiler aynı fiyatta değil ki.
Bu eleştiriler kamuoyunda karşılık bulduğundan YİD modeliyle gerçekleştirilen proje sayısı ve tutarı her yıl azalıyor. Dolayısıyla büyüme oranımız düşüyor ve işsizlik artıyor. Oysa bu yöntemi her yıl daha fazla kullanmalıyız. Bu modeli su dağıtım kanalları gibi yatırımlara da adapte etmeliyiz. Urfa’nın su kanalları tamamlandığında, Urfa Antep ve Diyarbakır’dan küçük, Mardin’den biraz büyüktü. Urfa bugün Antep ve Diyarbakır’ı geçmiş, Mardin’in üç katına yaklaşmış durumda. Ki Antep’te hızlı büyüyor. Eğer Diyarbakır ve Mardin’in kanalları da Urfa ile aynı zamanda bitseydi tarımsal hasılamız katlanır, iç göç ve işsizlik çok azalırdı.
