Advertisement
SON DAKİKA
web masthead

Uyuşturucu, beden ve ekran: Bir psikolojik okuma

Esra Tanrıverdi 22 Ara 2025

Türkiye'de bir kadın gündeme düştüğünde, refleksimiz değişmiyor. Önce kıyafetini konuşuyoruz. Sonra geçmişini. Sonra ailesini. En sonunda da linç başlıyor.

Son günlerde konuşulan bir kadın spiker üzerinden yürüyen tartışmalar da aynı yerden ilerliyor. Oysa ben bir psikolog olarak başka bir noktaya bakmak istiyorum. Çünkü burada konuştuğumuz şey bir “ahlâk meselesi” değil; bir ruhsal çöküş hikâyesi.

Kimlik kırılması hafife alınamaz

Dini ağırlıklı bir eğitimden geçmiş, muhafazakâr bir ailede büyümüş birçok kadında şuna rastlarız:

“Olmam gereken ben” ile

“olmak istediğim ben” arasında derin bir çatışma.

Bu çatışma çözülemezse, kişi ya kendini inkâr eder ya da savrulur.

İsmiyle barışamamak, bedenine yabancılaşmak, defalarca estetik yaptırmak; bunlar basit tercihler değildir. Bunlar çoğu zaman kendilik duygusunun zedelendiğini gösterir.

Çarpık ilişkiler: Değer görmek mi, kullanılmak mı?

Kimlik kırılması yaşayan bireylerde ilişkiler de sağlıklı kurulmaz.

Sevilmekle istenmek karışır.

Yakınlık, onayla yer değiştirir.

Bu noktada kişi, ilişkiler içinde sınırlarını kaybedebilir.

Kimin kimi kullandığı, kimin ne yaşadığının farkına varılamayan bir bulanıklık başlar.

Bu da kişiyi daha savunmasız hâle getirir.

Uyuşturucu: Beyni susturan kimya

Uyuşturucu kullanımı doğru değildir.

Ama bu konu “irade zayıflığı” ile açıklanamaz.

Psikoloji ve nörobilim çok net söylüyor:

Uzun süreli madde kullanımı, beynin yargılama, dürtü kontrolü ve sonuçları öngörme becerilerini ciddi biçimde bozar.

Yani kişi bir noktadan sonra:

– Ne yaptığını sağlıklı tartamaz

– Kendini koruyamaz

– Riskleri değerlendiremez

Bu hâl, “umursamazlık” değil; bilişsel ve duygusal çöküştür.

Bu yüzden ben bu kadına kızamıyorum.

Ben bu kadına acıyorum.

Çünkü ortada sağlıklı karar verebilen, kendini koruyabilen bir ruh hâlinden söz etmek zor.

Asıl soru: Bu kadını kim durdurmadı?

Gelelim en rahatsız edici yere.

Bir kadının televizyon ekranında nasıl giyineceği, ne kadar cinselleştirileceği, bedeninin nasıl sunulacağı tesadüf değildir.

Reji vardır.

Editör vardır.

Yönetici vardır.

Eskiden TRT’de küçük bir dekolte için yayın durdurulurdu.

“Burası ekran” denirdi.

Sınır vardı. Ölçü vardı.

Bugün bu sınırlar reyting uğruna yok sayılıyor.

Görüldü mü?

Görüldü.

Uyarıldı mı?

Hayır.

Çünkü işlerine geldi.

Kriz çıkınca ise herkes geri çekildi.

Ve bedel yine bir kadına kesildi.

Linç, vicdan değildir

Bir kadını yerden yere vurmak, bu çöküşü açıklamaz.

Aşağılamak, kimseyi iyileştirmez.

Bu bir ahlâk hikâyesi değil.

Bu;

– Kimlik kırılmasının

– Madde bağımlılığının

– Medya sorumsuzluğunun

– Toplumsal ikiyüzlülüğün

birlikte yarattığı bir yıkım hikâyesidir.

Ben bu kadına kızamıyorum.

Ama onu vitrine koyup, düşerken arkasını dönen düzene kızıyorum.

Çünkü bazı hayatlar seçilmez;

adım adım göz göre göre harcanır.

Ve bunu görmezden gelen herkesin payı vardır.