TÜRKİYE HâLâ NET BORÇ ALICI
Türkiye'nin tarihsel olarak tasarruf açığı veren bir ekonomi olduğunu vurgulayan ekonomist Mahfi Eğilmez, yatırımları finanse etmek için dış kaynak ihtiyacının sürdüğünü belirterek, yüksek enflasyonun ise dolar bazında milli gelir artışını olduğundan daha güçlü gösterdiğine dikkat çekti.

Ekonomist Mahfi Eğilmez, ekonomilerin dış finansman ihtiyacını ortaya koyan "net borç verme-net borç alma" kavramlarını değerlendirdi. Eğilmez, Türkiye'nin tarihsel olarak tasarruf açığı veren bir ekonomi olması nedeniyle net borç alıcı konumunu sürdürdüğüne dikkat çekti.
Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) kullandığı net borç verme ve net borç alma göstergelerinin, bir ekonominin toplam tasarrufları ile yatırımları arasındaki ilişkiyi ortaya koyduğunu belirten Eğilmez, tasarrufların yatırımlardan yüksek olması halinde ülkenin net borç verici, yatırımların tasarrufları aşması durumunda ise net borç alıcı konumuna geçtiğini ifade etti.
Makroekonomide temel ilişkinin "Tasarruflar (S) eksi Yatırımlar (I)" formülüyle hesaplandığını kaydeden Eğilmez, bu farkın aynı zamanda cari işlemler dengesiyle de yakından bağlantılı olduğunu vurguladı.
50 milyar dolara ihtiyaç var
Örnek bir ekonomi üzerinden değerlendirme yapan Eğilmez, gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) 2 trilyon dolar, toplam tasarrufların 450 milyar dolar ve yatırımların 500 milyar dolar olduğu varsayımında ekonominin 50 milyar dolarlık dış finansman ihtiyacı doğurduğunu belirtti. Bu tutarın GSYH'nin yüzde 2,5'ine karşılık geldiğini ifade eden Eğilmez, söz konusu finansman ihtiyacının yalnızca dış borçlanmayla karşılanmadığını; doğrudan yabancı yatırımlar, portföy yatırımları, dış krediler ve ticari krediler gibi çeşitli sermaye girişleriyle de finanse edilebildiğini söyledi.
Türkiye'nin uzun yıllardır cari açık veren bir ekonomi olduğuna işaret eden Eğilmez, bu nedenle ülkenin genel olarak net borç alıcı konumunda bulunduğunu kaydetti.
Türkiye'nin dış finansman ihtiyacını azaltabilmesi için iki temel seçeneği bulunduğunu belirten Eğilmez, bunlardan ilkinin iç tasarruf oranlarını artırmak olduğunu ifade etti. Hanehalkı, şirket ve kamu tasarruflarının artırılmasının dış kaynak bağımlılığını azaltabileceğini dile getiren Eğilmez, ikinci seçeneğin ise yatırımları azaltmak olduğunu ancak bunun ekonomik büyüme üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceğini vurguladı.
Cari açık böyle kontrol edildi
Eğilmez'e göre Türkiye, 2024 ve 2025 yıllarında yatırım artışını yavaşlatarak ve büyümesini potansiyel büyüme oranının altında tutarak cari açığı kontrol altına aldı. Türkiye ekonomisinin 2024'te yüzde 3,3, 2025'te ise yüzde 3,6 büyüdüğünü hatırlatan Eğilmez, 2026 yılı için de yüzde 2,8 ila 3 seviyesinde bir büyüme beklendiğini belirtti.
Ancak büyümedeki yavaşlamaya rağmen Türkiye'nin dolar bazında milli gelirinin hızlı yükseldiğine dikkat çeken Eğilmez, bu durumun temel nedeninin yüksek enflasyon ve döviz kurunun enflasyona kıyasla daha sınırlı artması olduğunu ifade etti.
Eğilmez, "Yüksek enflasyon, cari fiyatlarla GSYH'yi hızla artırırken döviz kurundaki artışın daha düşük kalması, dolar cinsinden milli gelirin reel büyümenin açıklayabileceğinden çok daha hızlı yükselmesine yol açıyor" değerlendirmesinde bulundu.