Dolar $
31.02
%0.05 0.01
Euro €
33.59
%0.06 0.02
Sterlin £
39.22
%0 0
Çeyrek Altın
3337.71
%0.14 4.64
SON DAKİKA

Çevre krizinden ekonomik krize

Gün geçmiyor ki yeni bir doğal afet, sel, taşkın, göl ve denizlerin kuruması, fırtına, kasırga, mevsim normalleri dışında yaşanan sıcaklık artışı-azalışı haberi almayalım. İnsanoğlunun yegane evi olan dünyamız kendi ekolojik dengesini kurmakta ve doğal akışında devam etmekte gün geçtikçe daha çok zorlanıyor.

Bu felaketlerin elbette ekonomik boyutları da var, öyle ki iklim krizi azımsanamayacak kadar ciddi maddi kayıplara sebep oluyor. Her ne kadar ekonomik kayıplardan bahsedilmesi son derece önemli ve normal olsa da, altını çizmemiz gereken konu şu: asıl yaşanan ekonomik kriz değil, çevre kirizinin ekonomik krize evrilmesi, yani sebepten daha çok sonuca odaklanırsak sebebi gözden kaçırabiliriz, sebebi gözden kaçırısak da çözüm üretmek zorlaşır.

Çevre krizinin, ekonomik krize evrilmesini hangi somut örneklerle açıklayabiliriz? Çevre krizi, ekonomik kırılganlıkları arttırıyor, bu konudaki ekonomik kayıplara örnek vermek gerekirse,  Almanya’da ilgili Bakanlıklar için bir rapor hazırlandı ve rapora göre iklim krizinin ülkeye olan maliyetinin 2050 yılına kadar 900 milyar euro’ya ulaşabileceği belirtildi. Diğer bir örnekte ise karmaşık ekonomik modelleme çalışmalarına göre, eğer iklim kriziyle mücadele için gerekli gayret gösterilmez ve tedbirler alınamzas 21.yüzyılın sonunda küresel gayrisafi yurt içi hasılada %11’lik bir azalışın olacağı öngörülüyor. 

Kuzey Buz Denizinde erime devam ediyor ve bu süreçle ilgili çalışmalar yapılmaz, erimenin önü alınmazsa, eriyen suların sebep olacağı değişimler sebebiyle küresel çapta ticaret rotalarının uzak olmayan bir gelecekte büyük ölçüde değişeceği öngörülüyor.  İklim krizinin geçiş güzergahlarında sebep olduğu krizlerden birine geçtiğimiz haftalarda şahit olduk.  Panama Kanalı krizinde çevresel bir felaketin nasıl bir ekonomik krize evrildiğinin somut örneğini tecrübe ettik. Panama Kanalı 1914’te hizmete açıldı ve dünya ticaret rotaları açısından kritik önemde bir geçiş güzergahını temsil ediyor. Atlantik ve Pasifik okyanuslarını birbirine bağlayan dünyanın en önemli geçiş güzergahlarından biri olan kanalda kuraklığa bağlı olarak sular çekildi ve gemi geçişleri sınırlandırıldı, bu kısıtlmaların bir yıl daha devam edebileceği belirtiliyor. Yapılan açıklamalarda, kısıtlamaların bekleyen gemilerin birikmesine sebep olduğu ve bu yıla kıyasla 2024’te kazançlarda 200 milyon dolarlık bir düşüşü beraberinde getirebileceği söyleniyor. İklim krizinin öncelikle tarım, enerji, sağlık gibi sektörleri vurduğunu düşünüyoruz belki ancak Panama Kanalı kirizi doğrudan tedarik zincirinin kırılmasına sebep oldu, zaten tedarik zinciri kırılırsa taşıma süresinin uzaması sebebiyle maliyetlerin arttığını biliyoruz.  

Peki, maliyetler yükseliyor, ekonomik kriz tetiklenebilir mi, yeni rotalarda güvenlik ve kapasite sorunları yaşanır mı gibi sorularla odaklandığımız kadar krizin temel sebebine odaklanıyor muyuz? Çevre hassasiyetiyle ilgili yapılan çalışmalar yeterli mi? Bu sorular gelecek nesillere yaşanabilir ve rahat nefes alınabilir bir dünya bırakma sorumluluğumuzla doğrudan bağlantılı.  Her ne kadar Avrupa Yeşil Mutabakatı bu konuda bir farkındalık oluşturulması için pozitif bir ivme yarattıysa da, küresel boyutta etkin ve sürdürülebilir politikalar üretilmesi için, sadece Avrupa’nın yada Batılı devletlerin değil Hindistan, Çin, Rusya gibi farklı aktörlerin de sürece katkı sunması gerekiyor. Sadece Avrupa’nın karbon nötr kıta olması, küresel ölçekte bir iyileşmeyi beraberinde getirmiyor, çok geniş çaplı ve derinlikli çalımalar yapılmalı. Akademisyenlere, kanaat önderlerine politikacılara ve hatta toplumun bütün kesimlerine büyük iş düşüyor, sesimizin çıktığı kadar yüksek tondan çevre krizine dikkat çekmek, bu konuda akademik-politik-sosyal çalışmalara ön ayak olabilmek artık her zamankinden daha kritik görevler, bunları yapmak dünyamızı ve gelecek nesilleri  korumak için boynumuzun borcu.

Çok sevdiğim şu Kızıldereli Atasözüyle bitirmek istiyorum:

“Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık tutulduğunda beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”