Dolar $
32.2
%0.04 0.01
Euro €
34.97
%0.37 0.13
Sterlin £
40.94
%-0.04 -0.01
Çeyrek Altın
3966.53
%-1.46 -58.18
SON DAKİKA

J.P.Sartre yaşasaydı 2024'de Dünya'yı nasıl yorumlardı?

Felsefeci yanım, dünyada ki gelişmeleri belli bir süzgeçten geçirirken Sartre’ın varoluşçu felsefesinden ilham almıştır. Bu nedenle, bu efsane filozof 1980’de fiziki olarak bu dünyadan ayrılsa da felsefesi ve kitaplarıyla yaşamaya devam ediyor.

İsterseniz Sartre’ı ve felsefesini biraz hatırlayalım:

Fransız yazar ve düşünür (1905-1980). Felsefi içerikli romanlarının yanı sıra her yönüyle kendine özgü olarak geliştirdiği Varoluşçu felsefesiyle de yer etmiş; bunların yanında varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıla damgasını vuran düşünürlerden biri olmuştur. Sartre, bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün bir entelektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur.

Eğitimini Ecole Normale Supérieure'de Felsefe alanında yaptı ve bölüm birincisi olarak mezun oldu.   

1945 yılında öğretmenliği bıraktı ve "Les Temps Modernes" adlı edebi-politik dergiyi çıkarmaya başladı. Kitaplarının neredeyse tümü edebi ve politik sorunları işleyen kuramsal metinler olarak şekillendi. Sartre, savaş sonrası dönemde ise özellikle politik etkinlikleriyle öne çıkmaya başladı. Soğuk savaş dönemi boyunca birçok eleştirisine rağmen Sovyetler Birliği'ni desteklemiş, Fransa'nın Cezayir'e karşı yürüttüğü savaşa karşı çıkmıştır. Çıkardığı dergi, bu bağlamda yoğun bir etkinlik göstermiştir.

1960’ların sonlarında "Eğer biri tüm kitaplarımı yeniden okursa, benim hiç değişmediğimi, hep anarşist olarak kaldığımı anlayacaktır" demiştir. Bundan sonra kendisinin anarşist olarak tanıtılmasını uygun karşılamıştır. 

Sartre, 1964 yılında kendisine verilmek istenen Nobel Edebiyat Ödülünü geri çevirmiştir. Bu sayede Nobel Ödülü'nü ilk reddeden kişi olmuştur.

Sartre'ın, varoluşçuluğunda ilk olarak görülen, insanın önceden-tanımlanmamış bir varlık olarak ele alınmasıdır. İnsan kendi yaşamını ya da tanımını kendi kararlarıyla verecektir. İnsanın içinde bulunduğu koşullar içinde yaptığı tercihleri onun kim olacağını ve ne olacağını belirler. Bu, "varoluş özden önce gelir" sözünün anlamıdır. İnsan önceden zaten belirlenmiş bir öze sahip değildir, daha çok o özünü kendi   gerçekleştirecek, yani varoluşunu şekillendirerek özünü ortaya koyacaktır. 

Kahraman ya da alçak olmak, insanın kendi yaptıklarıyla ilgili bir sonuçtur. Bu anlamda varoluşçu felsefede insanın etik bir varlık olarak şekillendirildiği, ama bunun da siyasalı yadsımayan bir etik olduğu görülür. İnsan belirli bir bütünlüğün içine doğmuştur, burada belirli bağımlılıkları vardır ve yaşamı boyunca bu bağımlılıklar içinde bazı kararlar vermek zorundadır. İşte bu kararlar insanın varoluşunun gerçekleştirilmesidir. Bu anlamda Sartre varoluşçuluğu genelde sanıldığının aksine ve varoluşçu edebi metinlerde görülen karamsarlığa rağmen iyimser bir felsefe olarak değerlendirir. Bu felsefede özgürlük ve bağımlılık arasında tuhaf bir ilişki kurulur, öyle ki, Sartre; insan kendi özgürlüğüne mahkûm edilmiştir der. Sartre'a göre insan kendi kararlarıyla ve tercihleriyle özgürlüğünü gerçekleştirmek zorundadır…

Göz kapaklarım bu yazıyı yazarken iyice ağırlaştı, sonrasında çalışma masamda uyuya kaldım ve rüyamda Sartre ile Cafe de Paris’te kahve içiyorduk.

*Üstadım sence şu an dünya nereye evriliyor? 

119 yılda 2 dünya savaşı, sayısız zulüm gördün, vazgeçilmez sanılan ideolojiler, sen piponu içerken gözlerinin önünde yıkıldılar…

Mösyö haklısın, hayat 3 gündür bana göre,

‘Dünyayı değiştireceğini sandığın, değişmediğini anladığın ve dünyanın seni değiştirdiğine emin olduğun gün…’

Fransa’dan örnek vermek istiyorum, yıllarca Afrika’nın tüm doğal kaynaklarını sömürdüler yetmedi insanlarını en aşağılık işlerde kullandılar ve bu insanlar hep köle olarak kaldılar. 

Görünürde hepsi özgürdü ancak kimse mutlu değildi! 

Dünyada ise insanların düşünerek arıza çıkarmasını engellemek için bir süre televizyonu kullandılar ancak bu da yetmedi artık her yerde kontrol edilebilmeleri için cep telefonlarını kullanıyorlar…

Aslında bu durum, Orwell’in 1984 kitabında yazdığı, televizyon vasıtasıyla Big Brother’ın insanları evlerinde gözetlemesi durumuyla benzeşir.

Oysa, insanın özgürlüğü kendisine yapılanlara karşı takındığı tavırda gizlidir.

Zenginler savaş çıkardığında ise ölen daima fakirlerdir…

2024’e gelirsek, üst akla göre, fakir olan çoğunluğun yaptığı tüm işleri artık robotlar yapabileceği için arıza çıkarabilecek sıradan insanlara ihtiyaç kalmamıştır.

Bu nedenle Mösyö, gücünün farkına vardığında her türlü devrimi yapabilecek orta sınıf ve altı tehlikeli çoğunluğun, virüsler, kanser, savaşlar, kötü yaşam koşulları yoluyla ortadan kaldırılma sürecine, sessizce tanık oluyoruz şu an…