2030 yılına şurada ne kaldı? Göz açıp kapayıncaya kadar geçecek. Biz günlük dertlerimizle boğuşurken, Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) çıkıp öyle bir tablo çizdi ki, okurken boğazım kurudu, gidip bir bardak su içeyim dedim; sonra ona da vicdan azabı çektim.
Geçtiğimiz gün, zorlu bir haber röportajının ardından karnımız fena halde acıkınca, gazetemizin genç emekçisi Yaren Sarıkaya ile serbest piyasa ekonomisinin o meşhur Amerikan rüyasından ufak bir ısırık almak üzere soluğu Carl's Jr.'da aldık. Siparişimiz netti: Famous Star With Cheeseburger menü.
Dünyanın en büyük üçüncü mücevher üreticisiyiz. Dile kolay... Göbeklitepe'den Çemberlitaş'a uzanan 10 bin yıllık bir mirasın üzerinde oturuyoruz.
Sahneler ne kadar da ışıltılı değil mi? Dev ekranlarda dönen "sürdürülebilirlik" vizyonları, yaka kartlarında parlayan "fırsat eşitliği" mottoları, mikrofonda yankılanan kadın istihdamı nutukları…
Sabah aynanın karşısına geçip bıyığımı burarken o tuhaf varoluşsal sancı yine yokladı beni. Kafka'nın Gregor Samsa'sı bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında kendini dev bir böceğe dönüşmüş bulmuştu biliyorsunuz. Biz de ülkecek bir sabah uyandık ve devasa bir "hizmet ordusuna" dönüştüğümüzü fark ettik.
Ekonomi gazeteciliğinin rutini aşağı yukarı bellidir; makroekonomik dengeler, sanayi üretimi, enerji güvenliği ve küresel ticaret rotaları...
Geçtiğimiz gün, Bakırköy'deki HOP Sahne'de (House of Performance) seyirciyle buluşan "Ben Fidel" oyununu izleme fırsatı buldum.
Günde tam 245 milyon bardak çay tüketiyoruz. Sudan sonra en büyük bağımlılığımız.