Yeni yıla umutla, gerçeklerle
Yeni yılın; devletimize, milletimize ve tüm İslam âlemine mutluluk, huzur ve bereket getirmesini temenni ediyorum.
Dilerim ki yeni yılda savaşların ve çatışmaların olmadığı, insanların ve çocukların mutlu yaşadığı; hayvanların katledilmediği, ekonomik olarak daha müreffeh bir yıl olur.
Gönül isterdi ki bu yazıya güzel haberlerle başlayalım. Ancak asgari ücretin belirlenmesiyle birlikte daha aralık ayında fiyatlar artmaya başladı. Marketten giyime, konuttan sağlığa kadar her alanda zamlar peş peşe geldi. TÜRK-İŞ verilerine göre açlık sınırı 30 bin 143 TL’ye yükselmiş durumda. Kazan kepçe misali bu yıl da değişen pek bir şey olmadı.
Vatandaş ve emekli ay sonunu nasıl getireceğini düşünürken; kiralar, elektrik ve doğalgaz faturaları halkın belini büküyor. Sağlıklı beslenmek artık lüks hâline geldi. Sebze, meyve, süt ürünleri, et ve tavuk gibi temel ihtiyaçlara erişim her geçen gün zorlaşıyor. Üstelik gıda hileleri ve yetersiz denetimler de insan sağlığını tehdit ediyor.
Aynı ürünün her markette farklı fiyatlarla satılması, fiyatların keyfî şekilde belirlenmesi kabul edilemez. Bu başıboşluğa artık “dur” deme zamanı geldi. Denetimlerin artırılması, fahiş fiyatlara caydırıcı yaptırımlar uygulanması ve sabit gelirlinin korunması artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Ekonomik krizle mücadele ederken bir yandan da deprem gerçeğiyle yüz yüzeyiz. Son günlerde uluslararası basında İstanbul depremine ilişkin endişe verici değerlendirmeler yer aldı. Olası senaryolar üzerinden yapılan bu açıklamalar, toplumda korku ve panik havası oluşturabiliyor.
Oysa uzmanların altını çizdiği temel gerçek nettir: Depremin ne zaman olacağını Allah’tan başka kimse bilemez. Yapılan açıklamalar ancak bilimsel tahminler çerçevesinde ele alınmalıdır. Kesinlik içeren söylemlerle toplumu korkutmak doğru değildir.
Bu süreçte kamuoyunda bazı iddialar da tartışılmaktadır. Fay hatlarına yönelik müdahalelerin mümkün olup olmadığı gibi konular zaman zaman gündeme gelmektedir. Ancak bu iddialar kesinlik değil, ancak bilimsel araştırma konusudur. Komplo teorilerine teslim olmak yerine, bu meseleleri bilimsel zeminde ele almak en doğru yaklaşımdır.
Asıl yapılması gereken bellidir: Olası bir depreme karşı hazırlıkları hızlandırmak, riskli binaları dönüştürmek ve afet bilincini güçlendirmek. İnsanları korkutmak yerine tedbire yönlendirmek gerekir. Türkiye bir deprem ülkesidir ve bu gerçekle yaşamayı öğrenmek zorundayız.