Vergi kimin üzerine kaldı?
2026 yılı, vergi politikalarının kimin hayatını ne ölçüde etkilediğini daha görünür kılan bir yıl oldu. Yılın başından bu yana yapılan düzenlemelere bakıldığında, artan vergilerin ve güncellenmeyen gelir dilimlerinin ortak bir sonucu var: Yük, bir kez daha düşük ve orta gelirli vatandaşın sırtında. Bu tablo tesadüf değil; vergi yükünün kimler tarafından taşınacağına dair bilinçli bir tercihin sonucu.
Vergi sistemi kâğıt üzerinde dengeli görünebilir. Ancak uygulamada, ay sonunda maaş bordrosuna bakan milyonlarca ücretli çalışanın henüz yılın ortası gelmeden üst vergi dilimlerine girdiği bir tabloyla karşılaşıyoruz. Maaşlar enflasyon karşısında erirken, bu erimeye bir de artan vergi kesintileri ekleniyor. Sonuçta çalışanın cebine giren “net” para, aylar ilerledikçe azalıyor.
Sistem, verdiği zammı vergi yoluyla geri alıyor
Bugün bir çalışanın maaşı yılbaşında enflasyon oranında artırılsa bile, vergi dilimi sınırları aynı oranda genişletilmediği için bu artış kısa sürede anlamını yitiriyor. Devlet, bu durumu kâğıt üzerinde bir gelir artışı olarak değerlendiriyor. Oysa pratikte çalışan, yılın ilk aylarında %20’lik, yaz aylarına varmadan %27’lik vergi dilimine giriyor. Ücret geliri yoksulluk sınırının biraz üzerinde olanlar için %35’lik dilim ise yıl bitmeden ulaşılan bir eşik haline geliyor.
Bu tablo, brüt maaşların artıyor gibi görünmesine rağmen alım gücünün neden yükselmediğini açıkça ortaya koyuyor. Vergi dilimi baskısı altında maaş zamları erirken, yılsonunda çalışan yılbaşına göre daha az harcayabilir hale geliyor. Sistem, verdiği zammı vergi yoluyla geri alıyor; yük ise yine bordrolu çalışanın üzerinde kalıyor. Aynı dönemde şirketlerin, giderlerini düştükten sonra elde ettikleri kâr üzerinden ödedikleri kurumlar vergisinin sabit %25 olması, vergide adalet tartışmasını daha da görünür kılıyor.
Yurt dışından alışverişte yeni dönem
2026’nın dikkat çeken bir diğer başlığı ise 6 Şubat’ta yürürlüğe girecek yeni gümrük düzenlemesi. Bu tarihten itibaren Temu, AliExpress, Amazon gibi platformlardan yurt dışından sipariş edilen en küçük ürün bile gümrük işlemlerine ve vergilere tabi olacak. Birkaç dolarlık ürünler, telefon kılıfları ya da basit aksesuarlar artık “önemsiz” sayılmayacak.
Düzenleme, yerli üreticiyi koruma ve kayıt dışı ticaretle mücadele gerekçesiyle savunuluyor. Ancak uygulamada vatandaş için anlamı oldukça net: Daha pahalı alışveriş, daha uzun teslim süreleri ve daha sınırlı seçenekler. Özellikle düşük ve orta gelirli kesimler için uygun fiyatlı ürünlere erişim zorlaşıyor. Tüketici, çoğu zaman yerli piyasada daha pahalıya sunulan alternatiflere yönelmek zorunda kalıyor.
Bu durum yalnızca bireysel alışverişleri değil, piyasa dengelerini de etkiliyor. Rekabetin azalması, fiyatlar üzerinde yukarı yönlü bir baskı oluşturuyor. Gümrükte alınan her karar, sınır kapılarında değil; mutfakta, pazarda ve ay sonu hesaplarında karşılık buluyor.
Sonuç olarak 2026, vergi politikalarının kimin üzerinde yoğunlaştığını açık biçimde gösteriyor. Gelir vergisiyle maaşlı çalışan, dolaylı vergilerle tüketici, gümrük düzenlemeleriyle sıradan vatandaş aynı anda sıkıştırılıyor. Vergi gelirleri artarken alım gücü aynı hızda artmıyor. Vergi sisteminin yükünü nereye koyduğumuz ise aslında nasıl bir ekonomi ve nasıl bir toplum istediğimizin en açık göstergesi.