SON DAKİKA
GÜNCEL Perşembe 07 Mayıs 2026 02:24

"İSRAİL BÖLGE ÜLKELERİNİ İSTİKRARSIZLAŞTIRMA PEŞİNDE"

İran İslam Cumhuriyeti Başkonsolosu Ahmad Mohammadi, ABD ve İsrail ekseninde bölgede tırmanan gerilime ve uygulanan ekonomik yaptırımlara dair çarpıcı açıklamalarda bulundu. ABD yönetimini kararlarını Twitter (X) üzerinden alan ve küresel piyasaları manipüle eden tüccar bir ekip olarak tanımlayan Mohammadi, İsrail'in asıl hedefinin Orta Doğu'yu istikrarsızlaştırmak istediğini vurguladı. Mohammadi, yaptırımların İran ekonomisini yerli üretime sevk ettiğini belirterek, "Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Türk halkı bu süreçte çok dürüst bir duruş sergiledi, iki ülke her zaman omuz omuza kalacaktır" mesajını verdi.

"İsrail bölge ülkelerini istikrarsızlaştırma peşinde"

Hakan ÖZBAY

Küresel ekonominin ve jeopolitik dengelerin yeniden şekillendiği, ticaret savaşlarının yerini sıcak çatışma risklerine bıraktığı bir konjonktürde, Orta Doğu’daki ateş çemberi giderek daralıyor. ABD’nin öngörülemez dış politikası, yaptırımlar üzerinden yürütülen ekonomik savaş ve İsrail’in bölgedeki askeri hamleleri, sadece siyasi değil, derin makroekonomik sarsıntıları da beraberinde getiriyor. Özellikle enerji hatlarının güvenliği, tedarik zincirleri ve bölgesel altyapı projelerinin hedef alınması, ülkeleri salt askeri savunmadan ziyade topyekûn bir ekonomik direniş modeli geliştirmeye mecbur bırakıyor. Tam da bu kritik eşikte, İran İslam Cumhuriyeti Başkonsolosu Ahmad Mohammadi, yaşanan krizin perde arkasını, Washington’un tüccar, diplomatik aklını ve Tel Aviv’in bölgesel stratejilerini masaya yatırdı.

Başkonsolos Mohammadi ile gerçekleştirdiğimiz bu kapsamlı görüşme, yaptırımların gölgesindeki bir ülkenin 47 yıllık direniş reflekslerini ve ambargoları nasıl birer yerli üretim ve mühendislik fırsatına çevirdiğini gözler önüne seriyor. ABD Başkanı Trump’ın sosyal medya üzerinden yürüttüğü algı operasyonlarının arkasındaki finansal manipülasyon iddialarından, bölgede sahte bayrak (false flag) operasyonlarıyla kışkırtılmak istenen Türkiye-İran hattına kadar pek çok kritik başlığa değinen Mohammadi, iddialara net yanıtlar verdi. Devrim Muhafızları’nın rolü, dini lider Mücteba Hamaney’in sağlık durumu ve Rusya-Çin istihbarat desteği gibi uluslararası medyanın gündeminden düşmeyen spekülasyonlara da açıklık getiren Mohammadi’nin sorularımıza verdiği yanıtlar şu şekilde:

TRUMP KUMARBAZ BİR İNSANA YAKIŞIR DAVRANIŞ SERGİLİYOR

Sayın Başkonsolos, öncelikle ABD’nin mevcut konjonktürdeki tutumundan başlayalım. Karşımızda ne zaman ne yapacağı belli olmayan, kararlarını sürekli değiştiren bir ABD Başkanı var. Trump yönetiminin medyası üzerinden yürüttüğü bu sürekli propagandayı neye bağlıyorsunuz? Bunun arkasında ekonomik nedenler mi var, yoksa daha farklı bir strateji mi izleniyor?

Trump bir kumarbaza yakışır davranışını çeşitli boyutlarda ele almak lazım. Uluslararası arenada etkin bir politikacı olarak düşünürsek, siyaseti kendi etki alanına almaya, diğer politikacıların gidişatı öngörememesini sağlamaya çabalıyor. Her zaman yeni bir gündem yaratarak dünyayı meşgul etmek istiyor. Ancak genel olarak ticari ve ekonomik açıdan bakarsak, Trump’ın davranışı gerçekten kumarbaz bir insana yakışır bir davranıştır. Etrafındaki insanlara baktığımızda, strateji veya diplomasi alanında bilgili, uzman kişiler olmadıklarını görüyoruz. Bunlar tecrübeli tüccarlar, brokerlar, emlakçılar ve küresel mali piyasalarda faaliyet gösteren kişiler. Analizler gösteriyor ki, ABD’yi yöneten aklın arkasında ticaret peşinde koşan bir ekip var. Bu ekip Trump’ın tweetlerini bekliyor, öncesinden veya sonrasından haberleri var. Hisse alıyorlar ve her tweet (X) sonrası milyonlarca dolar kazanıyorlar.

Bahsettiğiniz bu tüccar ekip, Amerikadaki Yahudi lobisiyle mi bağlantılı?

Kesinlikle. Hem Yahudi lobileri hem de Trump’ın etrafındakiler. Görevlendirdiği kişilerin hiçbirinin diplomatik bir geçmişi yok. Ya tüccarlar ya da Siyonizme bağlı büyük lobilere hizmet eden insanlar.

İran ile müzakere etmesi beklenen heyetlerin her zaman bir durağı İsrail oluyor; Siyonist rejimle kesin irtibatları var. Ancak Trumpın bu sürekli karar değiştirme ve sosyal medyadan yayınlama metodu artık değerini kaybetti. Birkaç ay önce dünyada etki yaratan tweetleri, şu an seviye o kadar düştü ki ciddiye bile alınmıyor. Hatta toplumlarda alay konusu haline geldi. İranlı yetkililer de verdikleri mesajlarla onu ciddiye almiyorlar. 

ABD ve İsrail eksenini bir arada düşündüğümüzde, İran’ın bu emperyalist yapı karşısında yıllardır direndiğini görüyoruz. Dünya bu kadar uzun soluklu bir direnç bekliyor muydu?

Hayır, dünya bunu beklemiyordu. İran Devriminin zaferinden bu yana tam 47 yıldır İranı baskı altına aldılar. Önce Tebes operasyonunu denediler, hüsrana uğradılar. Sonra Saddamı tahrik edip 8 yıl boyunca bizim aleyhimize savaş yürüttüler. O dönem hapishanelerimizde çeşitli ülkelerden saddama savaşan savaş esiri vardı; bu, aleyhimize dünyada geniş çaplı savaşı başlatıldığının kanıtıdır. 8 yıllık savaştan sonra bahaneler değişti; insan hakları dediler, füze konusunu, barışçıl nükleer faaliyetlerimizi ortaya attılar. Siyonist rejimin Başbakanı (Netanyahu) 20 yıldır İran bir hafta sonra nükleer silaha ulaşacakdiyor. 20 sene bitti, o bir hafta bitmedi. Şehit Liderimiz her zaman, düşmanın ahlaksızlıkta sınır tanımadığını ve içeride güçlü olmamız gerektiğini vurgulardı. Dini liderimiz (Ali Hamanei) nükleer silah üretimini haram ilan eden bir fetva yayımlamıştır. Ancak Batı, nükleer silahı haram kılanı, sırf nükleer silah bahanesiyle  korkakça şehit etti. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu defalarca faaliyetlerimizin barışçıl olduğunu teyit etmesine ragmen bu bahaneler hiç bitmedi.

BATI BİNLERCE YILLIK DEVLET GELENEĞİNE SAHİP ÜLKELERİ ANLAMAZ

İranın yıllardır süre gelen baskılara rağmen bu kadar uzun süre ayakta kalmasını sağlayan temel savunma mekanizması nedir?

Savunma sistemimiz bir üçgene dayanır. Birincisi silahlı kuvvetlerimizin gücüdür. İkincisi, halkımızın birliği, beraberliği ve fedakarlığıdır. Üçüncüsü ise devlet nizamımızın sürekliliğidir. Batı, binlerce yıllık devlet geleneğine sahip ülkeleri anlamaz. Onların medeniyeti 200 yıllık, Siyonist rejimin geçmişi çok daha kısa. İran da çok çeşitli etnik kökene sahip insanlar ve mezhepler yaşar ama toprak söz konusu olduğunda herkes birleşir. Örneğin göçebe yaşayan bazı aşiretler, Amerikanın dronları ve helikopterleri karşısında kendi silahlarıyla toprağını savunmuştur. Müslüman bir birey, Şii düşüncesinde,  İmam Hüseyin felsefesiyle hak yolunda şehit olmaktan korkulmaz. Batı bunu anlamaz, sadece uçak gemisi veya füze sayar.

Sistemin sürekliliğine gelince; düşman, dini liderimizin konutunu hedef aldığında İranın 48 saat içinde çökeceğini zannetti. Liderimizin şehadeti bizi üzse de kurulan devlet nizamı hiç aksamadan işlemeye devam etti. Lider hemen atandı, yasama, yürütme, yargı her şey düzenli bir şekilde işliyor. Savaşın ortasında bile ülkede bir kıtlık veya yönetim boşluğu yaşanmadı.

Yıllarca devam eden ağır ekonomik ambargolar, aslında İranın askeri ve teknolojik açıdan kendi kendine yetebilecek kadar güçlenmesinin temel sebebi oldu diyebilir miyiz?

Kesinlikle. Ambargonun negatif yönlerini doğru yönetirseniz, onu pozitif bir fırsata çevirebilirsiniz. Ekonomi, ticaret, sağlık ve ilaç sektörlerindeki baskılar, liderlerimizin vizyonuyla bizi kendi göbeğimizi kendimizin kesmesine sevk etti. Bu zorunluluk hissi, ambargonun kendi yıkıcı etkisinden daha güçlü bir motivasyon yarattı. Sadece askeri alanda değil, sağlık, bilim ve ilaç sanayisinde de yerli üretimle çok ilerledik.

Bölgede başka ülkelerin altyapılarına yönelik saldırılar oluyor ve bunları İran yaptı deniyor. Hatta Türkiye-İran sınırında da benzer gerginlikler yaşanmak üzereydi. Bu provokasyonların asıl amacı nedir?

Hatırlarsınız, ABD’nin üslerine saldırılar beklendiği dönemde bazı ülkelerin altyapı ve tesisleri (Rafineleri) vuruldu. İsim olarak İranı kullandılar. Ancak sonradan anlaşıldı ki, bu eylemleri gerçekleştirenler Siyonist rejime bağlı gruplardır. Amaçları, bölge ülkelerini ve kamuoyunu İran aleyhine kışkırtmak ve İrana yapılacak meşru olmayan bir saldırıya zemin hazırlamaktır. Benzer kışkırtmalar Türkiye-İran sınırında da (İHA/füze iddialarıyla) yaşanmak istendi. İran Genelkurmay Başkanlığı bu saldırıların bizimle ilgisi olmadığını açıkça deklare etti. Suriye ve Lübnanda da benzer sahte bayrak operasyonları yapılıyor.

İranda devlet yetkililerinin (hükümetin) aslında hiçbir yetkisi olmadığı, her şeyin Devrim Muhafızları (Sepah) tarafından yönetildiği yönündeki iddialara ne diyorsunuz?

Bunlar tamamen algı operasyonudur. Devrim Muhafızları (Sepah) ve Ordu, ülkemizin en asli savunma güçleridir ve az önce bahsettiğim savunma üçgenininsadece silahlı kuvvetler boyutunu temsil ederler. Devlet makamlarının yetkisiz olduğu kesinlikle doğru değildir. Yasama, yürütme, yargı ve hükümetin tüm erkleri kendi anayasal sınırları içinde yetki sahibidir ve işleyiş kesintisiz devam etmektedir. Ayrıca dini liderimizin sağlığı üzerinden de sosyal medyada sürekli spekülasyon yapılıyor.

Sorumlu makamlar açıkladı; kendisi hamdolsun gayet sağlıklı. Bunlar tamamen dedikodudan ibaret. Savaş sürecinde Rusya ve Çin’in İran’a istihbarat desteği sağladığı iddia edildi. Ayrıca Batı, İran’I Rusya’ya silah/dron vermekle suçluyor. Bu iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz kendi istihbaratımızı elde edecek güce sahibiz. Siyonist rejimin vurulan noktaları, Fars  Körfezinde düşmana yardım eden ülkelerin altyapı bilgileri yıllardır bizim takibimizdedir. Gereken merciler her şeyi açıklamıyor olabilir ama her bilgiye sahibiz. Çin ve Rusya yardım ediyor şeklindeki Batı propagandası, kendi suçlarını örtme çabasıdır. Aylar önce İranın Ukraynada kullanılmak üzere Rusyaya dron verdiği yalanını yaydılar. Oysa aynı Batı kamuoyu, 8 yıllık savaşta Saddam rejimini kimyasal silahlarla donatan ve halkımızın üzerine attıranlardır. Asıl savaş suçlusu onlardır; oyun alanını değiştirmek için sürekli bize karşı bahaneler üretiyorlar.

Son olarak, Türk halkına ve kamuoyuna vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Türk halkı, bu zorlu süreçte İran konusunda çok dürüst ve doğru bir yerde durmuştur. Türk halkının savaşa karşı sokaklarda tepkisini dile getirmesi, İranın lehine eylemler yapması ve destek vermesi bizler için çok kıymetlidir. Bu duruş, yüzyıllardır süren değerli ve köklü ilişkilerimizin en somut göstergesidir. Her iki ülkenin sorumluları bu ilişkinin kıymetini çok iyi bilmelidir. İnşallah gün geçtikçe iki kardeş halk birbirine daha da yakınlaşacaktır.

TÜRK KAMUOYUNDA İRAN TÜRKİYE Yİ İSTEMEDİ ALGISI YARATILMAYA ÇALIŞILIYOR

İran İslam Cumhuriyeti Başkonsolosu Ahmad Mohammadi, arabuluculuk ve barış görüşmeleri süreçlerinde Türkiyenin devre dışı bırakılarak İranın Ummanı tercih ettiği yönündeki iddialara açıklık getirdi. Bu durumun Türkiyenin kenara itildiği şeklinde yorumlanmasının kesinlikle yanlış olduğunu belirten Mohammadi;İran-Amerika arasındaki diyalog süreci için teklif geldiğinde, Aziz Türkiye devleti de dahil 4-5 dost ülke ev sahipliği önerisinde bulundu. Ancak İran devleti, görüşmelerin daha önce başladığı mekanı olan Ummanda devam etmesi yönünde bir kararı aldı. Başlangıç Ummanda olsun, konu ve ilişki seyrine göre başka yerlerde de devam edebilir dendi ifadelerini kullandı. Sürecin devam etmemesinin sorumlusu olarak ABDyi işaret eden Başkonsolos, Fakat ne yazık ki ABD, müzakere masasını bombalamada çok uzman olduğu için sürecin devamına izin vermedidedi. Türk kamuoyunda İran Türkiyeyi istemedi şeklinde bir algı yaratılmaya çalışıldığını ve bunun gerçeği yansıtmadığını vurgulayan Mohammadi, Türkiyenin savaşın önlenmesi ve barışın tesisi için diplomatik açıdan çok büyük ve değerli çabalar gösterdiğinin altını çizdi. Batı medyasında ve destekledikleri kanatlarda sürekli olarak İran ile Türkiye yi karşı karşıya getirme çabası yürütüldüğüne de dikkat çeken Mohammadi, bu kışkırtmaların arkasında Siyonist rejimin bölgedeki hedeflerinin yattığını ifade etti. İsrailin Nilden Fırata uzanan ideolojisi doğrultusunda kendini bölgenin tek hakimi yapmak istediğini belirten BaşkonsolosOrta Doğu da herhangi bir güçlü ülke istemezler. Kuzey Afrika, Sudan, Lübnan, Suriye, Irak, Yemen... Bölgenin en batısından en doğusuna kadar her yeri istikrarsızlaştırıyorlar şeklinde konuştu.

İsrailin Türkiyeye de tehdit mesajları gönderdiğini hatırlatan Mohammadi, sözlerini şöyle sürdürdü: Netanyahu defalarca açıkça iranıtehdit etti.. Emin olun ki aynı amatör ve ham düşüncelerle de bölge ülkelerini istikrarsızlaştırmak çabası içerisinde. Ülkeler kendi iç çatışmalarıyla zayıflasın ki İsrail amaçlarına ulaşsın. Ancak çok eski dostluğa ve tarihi paydaşlıklara sahip iki büyük ülke olan İran ve Türkiye, her zaman omuz omuza kalacak ve bu planları bozacaktır.

DÜŞMANIN TÜM ALTYAPISINI ÇÖKERTECEK GÜCE SAHİBİZ

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyanın yakın zamanda halka yaptığı elektrik ve su tasarrufu çağrısına değinen Başkonsolos Mohammadi, ABD ve İsrail saldırılarının İranın altyapısına ve ekonomisine yönelik etkilerini değerlendirdi. Her savaşın muhakkak ekonomik bir etkisi olacağına dikkat çeken Mohammadi, düşmanın tüm uluslararası hukuku hiçe sayarak İranın altyapısını vurmakla tehdit ettiğini belirterek, Biz de istesek düşmanın tüm altyapısını çökertecek güce sahibiz ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Pezeşkiyanın halkı tasarrufa çağırmasının da bu bağlamda değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Başkonsolos, devletin bu savaş ihtimalini çok önceden öngördüğünü kaydetti. Enerji ve halkın temel ihtiyaçları konusunda tüm hazırlıkların yapıldığını ifade eden Mohammadi, Şu an bir kısıtlama veya yokluk yaşamıyoruz. Tasarruf, hem akli bir tedbirdir hem de inancımızın gereğidirdedi. Başkonsolos Mohammadi, olası saldırılara karşı altyapı konusundaki özgüvenlerini ise şu sözlerle dile getirdi: Önemli olan şudur; hedef alınan sanayilerimiz ve ekonomik altyapılarımız tamamen kendi mühendislerimizin yaratıcılığı ve eseridir. Saldırıya uğrayan tesisleri kendi gücümüzle yeniden inşa edebilecek güçteyiz.