ABD-İran savaşında Ekonomik Cephe Açıldı
ABD, İran Savaşında yeni bir aşamaya geçmeye karar verdi. Pazartesi günü Amerikan Hazine Bakanı Bessent, Tahran'a karşı görülmemiş bir ekonomik saldırı başlattıklarını açıkladı.
Çarşamba günü de Al Jazeera’ya konuşan Trump, askeri ve ekonomik İran’a yönelik saldırı stratejisinin her ikisinin de çok etkili olduğunu, bu yeni açıklanan yaptırım paketiyle İran ekonomisinin boğulacağını söyledi. Kısaca ABD, bu stratejiden bir sonuç almayı bekliyor. Ekonomik güç kullanma ve cezalandırma stratejilerinin etkisi daima sorgulanır. Özellikle de 1979’dan itibaren öyle veya böyle Amerikan yaptırımları altında yaşayan bir rejime yönelik uygulanıyorsa.
Pazartesi günü açıklanan İran’ı ekonomik olarak tamamen izole etme, küresel ticaretten dışlama operasyonu ilk bakışta gözlemcilere iki şey söylüyor:
1)- Kasım seçimleri yaklaşırken ABD yönetimi askeri gücünü yüksek derecede kullanmaya dayalı bir saldırı stratejisini sürdürmeyi düşünmüyor. Bu kayışın temelde üç nedeni olabilir: Hepimiz biliyoruz, savaş ABD’de çok popüler değil, tek başına seçmen tercihlerini ne kadar etkiliyor, bilmiyoruz ama sarpa sardığından ve günlük hayata bazı maliyetler üzerinden yansıdığından başka faktörlerle birleşerek Trump bu işi başaramadı gibi bir hava oluşturuyor. İktisadi savaş ve yaptırım, ambargo gibi araçlar ABD, krizi kontrol edebiliyor algısı oluşturabilir. İkinci neden son derece açık; ABD, İran’a yönelik güçlü bir askeri saldırı kuvveti kullandı fakat İran’ın alt ve üst yapısına büyük zarar vermekle beraber istediği sonucu alamadı. Askerî açıdan savaşı tırmandırma seçeneği ile de istediğini elde edebileceği garantisi yok. Ve üçüncü neden, Trump’ın bizzat reddettiği Amerikan mühimmatının savaşı aynı yoğunlukta sürdürme konusunda yetersiz kaldığı söylentisi. Sonuçta Amerikan yönetimi, askeri araçların kullanılması yolu ile krizi kontrol altında tutmakta zorlanabileceğini hesaplayarak başka bir vasıta ile -şimdilik- yola devam etmek kararı aldı.
2)- ABD, İran savaşı sonuçlarını hala önemsiyor. En çok önemsediği Hürmüz gibi görünmekle beraber, Hürmüz’ün bugün kapalı olmasının temel nedeni ABD ve İran arasındaki Mutabakatın işlememesi. Mutabakat, daha ilk gününden bozulduğundan ve müzakere sürecini taraflar ve arabulucular ittiremediğinden bugün ayrıntılarını zikretmek anlamlı değil. Üstüne ABD, Lübnan Çerçeve Anlaşmasını yaptırdı ve Mutabakatın orijinal hali uygulanmasının zaten imkânı kalmadı. Fakat ABD, o mutabakata ulaştığında müzakereler üzerinden kendisi için önemli konularda anlaşma sağlamayı umuyordu. Anlaşamadılar. Savaş devam etti. Bugün ABD için İran ile anlaşma yapmak kadar, İran ile yaptığı anlaşmanın kendi kafasındaki vizyona ve kırmızı çizgilere uyması da önemli. Bu yüzden baskı/cezalandırma/saldırı aracını bırakmadan İran için savaşı uzatmayı maliyetli hale getirmeye çalışıyor. Muhtemelen- Trump ya da İranlı yetkililer reddetse de- arka kapıdan diplomatik olarak nabız yoklaması da yapıyordur taraflar.
Hedef, sadece petrol değil
ABD, sadece İran’ın petrol ihracını kesme derdinde değil. Beş ayrı sektör üzerinden İran’ın küresel faaliyetini sonlandırmak gibi bir amaçla hareket ediyor ABD. Teknoloji, hava taşımacılığı, deniz nakliye, altın ve kripto varlıklar. Bu ekonomik sektörlerin çifte amaçlı sektörler olabildiği de biliniyor. ABD’nin İran’ın nükleer ve füze programlarını destekleyen varlıkların ticaretini, finansman ve nakliyesini engellemek gibi bir isteği yıllardır var, bu istek zaten var olan ABD yaptırımlarının temelini teşkil ediyor. Bugün ABD, özellikle İran alt yapısının yenilenmesi ve ayağa kaldırılması konusunda endişeli ve savaşın uzamasının Tahran için çok maliyetli görünmesinin yolunun İran’ın direniş kapasitesini ayakta tutan ekonomik, teknolojik damarları kesmekte buluyor. Bunun dışında İran’daki rejim üzerinde sokakların baskısını artırmak gibi bir derdin de olduğu anlaşılıyor. Altın ve kripto varlıklar İran için ticarette ABD’nin koyduğu finansal sınırlandırmaları aşmanın bir yolu, fakat bunun dışında sıradan İran vatandaşının savaş koşulları altında enflasyon ile baş etme yolu da. Bugün bu yolu keserek Tahran’a direnişinden vazgeçmesi konusundaki iç baskının artacağını umuyor. Açıkçası İran’ın ticari olarak boğulmaktan zevk almasını beklemiyoruz tabi ki. Yıllarca nükleer pazarlığı bu ekonomik baskıdan kurtulabilmek için yapmış, silah geliştirmektense pazarlık ederek dondurulmuş varlıklarını kurtarmayı amaçlamıştı. Dolayısıyla gelinen noktada İran için elbette kutlanacak bir şey yok. Fakat ekonomik savaşa hazır bir aktör varsa o da Tahran’dır. Yıllardır, Ortadoğu’da ve küresel piyasalarda ABD yaptırımlarını aşacak çeşitli yollar ve araçlar buldu. Ayrıca Çin ve Rusya gibi ABD’nin ikincil yaptırım açıklayacakken başka mevzuları düşünmek zorunda kalacağı iki ticari ortağa sahip. ABD’nin Afganistan sınırından olan ticareti ya da Körfez hattını ne kadar kontrol edebileceği de şüpheli. Nitekim ABD ekonomik savaş ilan ederken İran ve Umman Hürmüz Boğazında geçici ve kısıtlı bir anlaşmaya vardıklarını duyurdular.
İkincil yaptırımlar uygulanabilir mi?
ABD, 60 kişi ve kuruma yaptırım açıklarken ikincil yaptırımların neyi ve kimi hedef alacağını bilinçli olarak söylemedi. Çin finans kurumlarına yönelik şimdilik bir yaptırım kararı da doğal olarak yok. Trump Yönetimi, muhatap ülkelere ve kurumlara İran ile tüm ticari ve finansal ilişkilerini kesmek için zaman tanıdıklarını söylediler. Böylece Trump Yönetimi birden tırmandırmayı en üst safhaya çekmeden baskı kuruyor ve muhtemelen arkadan nabız yoklayarak İran’a masaya dönmenin akıllıca olduğunu söylüyor. Çin ve Rusya’ya, özellikle de ABD’nin kendi ticari bağlarının da çok güçlü olduğu Beijing’e ikincil yaptırımlar uygulamak kolay olmasa gerek. Fakat ABD’nin eli de çok güçsüz değil, BAE, bu yaptırımlardan da önce geçen hafta İran’a süresiz ekonomik ambargo uygulamaya karar verdi. Zamanlama -bir koordinasyonu da düşündürüyor. BAE, İran’ın finansal nefes borusu ve en önemli ithalat-ihracat kapısı. Abu Dabi, uzun süredir bir eliyle İsrail eksenini desteklerken bir eliyle de İran ile ticaret yapıyordu. Ticaretin, sadece stratejik olmayan tarihi bağlar gibi sebepleri de var. Nihayetinde BAE, bu ticari bağ nedeniyle, İran’ın öfkesi bir gün yağmur olur Körfez’in başına yağarsa şimşeklerden kurtulabileceğini düşünüyordu. Şimşeklerin en çoğu BAE üzerine düştü, bu arada da Dubai’nin çölde cennet olarak pazarladığı turizm, emlak, finans, lüks hayat merkezi olma hayallerini de kabusa çevirdi. Savaşın uzaması demek BAE gibi aktörlerin ekonomik olarak daha da çıkmaza girmesi demek. Abu Dabi, ABD’nin baskı vagonuna katılarak İran’ın ikna edilmesi stratejisini deniyor.
ABD’nin ilan ettiği ekonomik savaşı II. Dünya Savaşı öncesi Amerika’nın Japonya’ya karşı uyguladığı yaptırım rejimine benzeten çok. Açıkçası bu benzetme beni ne zaman yapılsa biraz ürkütür. Zira o günlerde ABD’nin uyguladığı ekonomik baskının sonu iyi olmamış, baskı-zaman hattında dezavantajlı olacağını düşünen Japonya askeri araçlara başvurmuştu. İran, bugün için kendi kendine yeterli olmayı vurgulayarak direneceğini söylüyor; yarın kendi üzerindeki baskın herkes üzerinde baskı olmasını sağlayacak şekilde başta Körfez ülkeleri olmak üzere ceza kesme stratejisine pekâlâ dönebilir.