Münhasır medeniyet seviyesi
Geçen hafta Devleti Ayakta Tutan Nedir? diye sormuştum. Parasız pulsuz yaşanır ama adaletsiz yaşanmaz. Sonucuna varmıştım.
Uzun zamandır görmediğimiz bir dostu gördüğümüzde, ‘nasılsın’ diye sorarız? Sonra da konu, ‘sağlık yerinde olsun da gerisi nasıl olsa gelir’ sohbetine dönüşür. İşte devletler içinde adalet konusu böyledir. ‘Adalet yerinde olsun da gerisi nasıl olsa gelir’.
Gelir adaletsizliğinden bahsetmek istiyorum bugün. Gelir dengesizliği de diyebiliriz. Dünya genelinde bunu görüyoruz. Hatta bazı ülkelerde iki katmanlı halk kitleleri var. Zenginler ve fakirler. Orta sınıf yok. Küçük Burjuva yok. Bazı Kuzey Avrupa ülkelerinin burada ayırmak lazım. Demokrasinin içselleştirildiği, tarihin akışı içerisinde mücadele ile gelen bir demokrasi anlayışını temel alan ülkelerde gelir adaletsizliği konusuna pek rastlamıyoruz. Daha çok, ülkenin üretim araçlarının ve doğal kaynaklarının bir ailenin yada bir gurubun elinde bulunduğu ve gelir dağılımına bu ailenin veya gurubun karar verdiği yönetimlerde yada ABD gibi kapitalizmi doruklarda yaşayan ülkelerde gelir adaletsizliğini daha çok görüyoruz.
Gelelim bize. Yaz aylarındayız. Farkında mısınız yaz aylarında pek kimseyi yerinde bulamazdık eskiden. Artık öyle tatildeyim şeklinde gelen otomatik maillere pek sık rastlamıyoruz. Herkes işinin başında. Tabi hala bir işi olanlar! Mesela son beş yılda tekstil sektöründe yaklaşık 400 bin kişi işsiz kaldı. Aileleriyle birlikte nereden baksanız 2 milyona yakın insanın aile yaşantısı bozuldu. Ekonomisi bozulan ailelerde yetişen gençler artık emeğin bir değer olmadığını düşünmeye başladılar. Daha hızlı ve daha zahmetsiz para kazanma yollarına tevessül etmeye başladılar. Bahis, kara para, kaçak kucak işler. Emeğe olan inanç ortadan kalktı neredeyse. Bu konuya geniş çerçeveden bakınca ekonomik nedenlerle başlayan, sosyolojik sonuçlara ulaşan bir toplumsal kırılma oluştuğunu görüyoruz.
Gelir adaletsizliği ülkemizde hızla büyüyor. Dar gelirli vatandaşlarımızın yaşadığı mahalleler birer gettoya dönüşüyor. Evsiz, banklarda yatan, sokaklarda yaşayan insanları görmüyorsak eğer bu ülkemizde ki aile yapısından kaynaklıdır. İşi olmadığı için aile evlerinde yaşayan, ekonomik özgürlüğü olmadığı için ayrı eve çıkamayan, evlenemeyen gençlerimiz var artık. Hem de sayıları azımsanmayacak kadar fazla. 10 yıl sonra şimdinin gençleri orta yaşlara erecekler. İşler böyle giderse kendileri için açılacak yeni kapılar da görünmüyor maalesef artık. Yapay zeka hızlı geliyor. Elini kirletmeden ofislerde çalışmak isteyenler için kötü haberler hızla artıyor.
En önemlisi biz yetişirken bursa çakısıyla aklımıza kazılmaya çalışılan değerlerin hiç biri şimdilerde para etmiyor. Gelir adaletsizliği ve demokrasi yoksunluğu maalesef bizi de çemberine almış durumda.
Üretim neredeyse yok, sanayisizleşmeye doğru hızlıca ilerliyoruz.
İhracat yapan zarar ediyor, ithalat yapan kazanıyor, bilgi birikimimiz bir işe yaramıyor!
Ekonomik problemler sosyal birer olguya dönüşüyor.
Eğitim sistemimiz iş dünyamıza cevap veremiyor.
Gençlerimiz evlerde yaşlanıyor.
….
Biz şimdiye kadar hiçbir zaman muasır medeniyetler seviyesine çıkamadık, oralar nasıldır bilmiyoruz. Bilmediğimiz bir şeyi de talep edemiyoruz. Gelişmekte olan ülke tanımlamasını da siyasilerimiz kabul etmiyor.
Bu durumda bizim bulunduğumuz yer olsa olsa münhasır medeniyetler seviyesi oluyor her halde? Münhasır medeniyet diyorum çünkü, yapılması gerekenleri yapmadan muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak mümkün değil.
Biz muasır medeniyetler seviyesine çıkmaya çalışırken, yapılması gereken temel şeyleri yerine getirmeden kendimize özgü bir düzen kurduk.
Bir çok şey yaptığımız doğrudur. Çok çalıştığımız da doğrudur.
Asıl soru şu; yapılması gerekenleri yapıyor muyuz?