Pakistan'ın kronik elektrik krizi
Dünya enerji sisteminde dengeler değişirken, ülkelerin gücü artık yalnızca sahip oldukları kaynaklarla ya da kurdukları santrallerle ölçülmüyor.
Elektrik üretmek kadar, üretilen elektriği kesintisiz biçimde tüketiciye ulaştırabilmek, maliyetleri kontrol altında tutmak ve sistemi sürdürülebilir biçimde işletmek de önem kazanıyor. Çünkü yüksek kurulu güç her zaman güvenli ve ucuz elektrik anlamına gelmiyor. Bazı ülkelerde üretim kapasitesi büyürken şebeke ve finansman sorunlarının devam etmesi, bu farkı daha görünür hale getiriyor. Güney Asya'da yıllardır benzer sorunlarla mücadele eden Pakistan da bunun dikkat çekici örneklerinden biri.
Yaklaşık 250 milyonluk nüfusuyla Pakistan’ın elektrik ihtiyacı oldukça büyük. Artan nüfus, kentleşme ve ekonomik faaliyetler enerji sistemi üzerindeki yükü artırırken ülke de yıllar içinde üretim kapasitesini önemli ölçüde genişletti. Mart 2025 itibarıyla toplam kurulu güç 46.605 megavata ulaşırken hidroelektrik, nükleer ve yenilenebilir kaynakların toplam payı yaklaşık yüzde 44’e çıktı. Ancak kurulu gücün artması, elektrik sisteminin bütün bileşenlerinin aynı ölçüde geliştiği anlamına gelmiyor. Üretim kapasitesindeki büyümeye iletim ve dağıtım altyapısının aynı hızda karşılık verememesi, mevcut kapasitenin etkin kullanımını sınırlıyor.
Üretim kapasitesindeki artışın elektrik arzına aynı ölçüde yansımamasının nedenlerinden biri de şebekenin mevcut yapısı. Pakistan’da üretim merkezlerinden büyük tüketim bölgelerine elektrik aktarımında ciddi kısıtlar yaşanıyor. Dünya Bankası, ülkedeki şebeke istikrarsızlığı ve iletim darboğazlarının güvenilir elektrik arzını sınırladığına dikkat çekiyor. Ülkenin güneyindeki rüzgâr santrallerinde üretilebilecek elektriğin bir bölümünün şebeke kısıtları nedeniyle sisteme aktarılamaması, üretim kapasitesinin artırılmasının neden tek başına yeterli olmadığını ortaya koyuyor.
Böylece ortaya enerji ekonomisinin temel çelişkilerinden biri çıkıyor: Pakistan'ın elektrik üretme kapasitesi var, fakat bu kapasitenin tamamını ekonomik ve verimli biçimde kullanmak mümkün olmuyor. Santral kurmakla elektrik sistemini sağlıklı işletmek arasındaki fark da burada ortaya çıkıyor.
Şebekedeki sorunların yanında sistemin finansmanı yıllardır enerji sektörünün üzerinde ağır bir yük oluşturuyor. Pakistan'da "döngüsel borç" olarak bilinen yapı; tahsilat açıkları, dağıtım kayıpları, sübvansiyon yükleri ve üreticilere yönelik ödeme yükümlülüklerinin enerji zinciri boyunca birikmesiyle büyüyor. IMF verilerine göre elektrik sektöründeki döngüsel borç 2026'nın başlarında yaklaşık 1,76 trilyon Pakistan rupisi düzeyindeydi. Bu büyüklük, elektrik meselesinin artık yalnızca teknik değil, aynı zamanda ciddi bir mali sorun olduğunu gösteriyor.
Üstelik yeni santraller kurmak da tek başına çözüm olmadı.
Pakistan'ın elektrik piyasasında özel üreticilerle yapılan uzun vadeli anlaşmalar kapsamında, santrallerin fiilî üretiminden bağımsız olarak belirli kapasite ödemeleri yapılabiliyor. NEPRA'nın 2024-25 değerlendirmesine göre elektrik satın alma maliyetinin yüzde 61'ini kapasite bedelleri oluştururken termik santrallerin ortalama kullanım oranı yüzde 42,5 seviyesinde kaldı. Başka bir ifadeyle, termik üretim kapasitesinin kullanım oranı düşük seviyede kalırken sistem bunun finansal maliyetini taşımaya devam ediyor.
Bu mali yapının üzerine ithal yakıt bağımlılığı da ekleniyor. Pakistan elektrik üretiminde LNG, petrol ürünleri ve ithal kömür kullanıyor. Küresel enerji fiyatlarında yaşanan artışlar veya Pakistan rupisinin değer kaybetmesi, ithal yakıtların yerel para cinsinden maliyetini yükseltebiliyor. Bu durum elektrik fiyatlarından ülkenin dış ticaret dengesine kadar uzanan daha geniş bir ekonomik baskı yaratıyor.
Pakistan'ın önünde ise önemli bir avantaj bulunuyor: kaynak çeşitliliği. Hidroelektrik kaynakları, nükleer santralleri, kömür ve doğal gaz seçenekleri, rüzgâr sahaları ve hızla büyüyen güneş enerjisi potansiyeli ülkeye farklı bir enerji sistemi kurabilme imkânı sunuyor. Ancak yeni kapasitenin yanında şebeke yatırımları, dağıtım verimliliği ve mali yapının düzeltilmesi de aynı ölçüde önem taşıyor.
Bütün bu sorunlar, enerji güvenliğinin yalnızca üretim kapasitesi üzerinden değerlendirilemeyeceğini ortaya koyuyor. Yüksek kurulu güç ve kaynak çeşitliliği önemli bir avantaj sağlasa da güvenilir bir elektrik sistemi için bunlar tek başına yeterli değil. Üretilen elektriğin güçlü bir şebekeyle taşınması, maliyetlerin yönetilebilir düzeyde tutulması ve mevcut kapasitenin verimli kullanılması gerekiyor.
Gelecekte belirleyici olacak nokta da sisteme kaç megavat daha eklendiğinden çok, sahip olunan kapasitenin ne ölçüde güvenilir, ekonomik ve sürdürülebilir bir yapıya dönüştürülebildiği olacak. Pakistan'ın yıllardır devam eden elektrik sorununun ortaya koyduğu temel gerçek de burada yatıyor.